(navigation image)
Home American Libraries | Canadian Libraries | Universal Library | Community Texts | Project Gutenberg | Children's Library | Biodiversity Heritage Library | Additional Collections
Search: Advanced Search
Anonymous User (login or join us)
Upload
See other formats

Full text of "Mesnevi serif serhi - A.Avni KONUK"

Mevlana Celaleddm Rumi 

Mesnevi-i §enf §erhi 

-5- 



Terctime ve §erh 
AHMED AVNI KONUK 



Bu Cildi Yayina Hazirlayanlar 

Dr. Sel^uk Eraydm - Prof. Dr. Mehmet Demirci 
Prof. Dr. Mustafa Tahrah - Dr. Safi Arpagus. - Dr. Necdet Tosun 



Yaym Koordinatoru 
Prof. Dr. Mustafa Tahrah 



KlTABEVl 



Mesnevi-i §erif §erhi'nin Be§inci Cild Fihristi 

-Mesnevi III. Cildinin ilk Yarisi- 



Takdim 9 

Mesnevi-i §erifin III. Cildinin DiBACESl 11 

Hirstan dolayi fil yavrusunu besleyenlerin kissasi 35 

Fil yavrulanna taarruz edenler kissasmm bakiyyesi 46 

Fil yavrulanmn hikayesine riicu' 55 

Onun beyanindadir ki muhiblerin hatasi, mahbubun nezdinde, yabancilann 

dogrusundan daha iyidir 62 

Hak Teala'nin Musa (a.s.)a: "Beni bir agiz ile cagir ki, o agiz ile giinah 

etmemi§sin!" diye emr etmesi 64 

Niyaz-mend olan kimsenin "Allah" demesi, Hakk'in "lebbeyk" demesinin ayni 

oldugu beyanindadir v 66 

Bir koyliiniin bir §ehirliyi aldatmasi ve gok rica ve ilhah ile da'vet ile gagirmasi 80 

Sebe' ehlinin kissasi ve ni'met onlan tagi etmesi ilh 89 

Her sabah ehl-i afetin, Isa (a.s.)in ibadet-hanesinin kapjsinda onun duasiyla §ifa 

talebi igin toplanmasi 93 

Ehl-i Sebe' kissasinin bakiyyesi .Z 110 

Koyliiniin da'veti sebebiyle efendinin koy tarafina gitmesi hikayesinin bakiyyesi .... 123 

Doganin kazlan sudan sahraya da'veti 128 

Efendi ve koylii hikayesine riicu' 130 

Ehl-i Darvan'in fakirlerin zahmeti olmaksizin baglan toplamalan igin, fakirlere hile 

etmesi 139 

Efendinin koy tarafina gidici olmasi 146 

Efendinin ve onun kavminin koy tarafina gitmesi 154 

Leyla'mn mahallesinde mukim olan o kopegi Mecnun'un ok§amasi 163 

Efendi ve kavminin koy tarafina eri§mesi ve koylunim onlan tammamazlik etmesi ..171 



Qakalin boya kiipiine du§mesi ve boyanmasi ilh 200 

Lafgi adamm sakalini ve biyigmi her sabah kuyruk derisi ile yaglamasi ve 

arkadasjan arasmda ogiinmesi 203 

Bel'am-i Baur'un emm olmasi ki, hazret onu imtihanlar etti, o onlardan yiizii ak 

gelmis. idi •. 208 

Boyacimn kiipiine dusmiis, olan o cakahn tavusluk da'va etmesi 213 

Fir'avn'in ve onun uluhiyet ile da'vasmm, tavusluk da'va eden boyah cakahn 

te§bihine benzer 216 

"Sen elbette onlan sozlerinin ma'nasinda tinirsm" (Muhammed, 47/30) ayetinin 

tefsiri 219 

Harut'un ve Marut'un kissasi ilh ?. 222 

Musa (a.s.)in gelmesini Fir'avn'in rii'yada gormesi 232 

Musa (a.s.)in men'-i veladeti hilesi icin Beni lsrail'i meydana da'veti 235 

Fir'avn'in hamil gecesinde Beni lsrail'in kadinlanndan tefriki sebebiyle meydandan 

§ehre §ad olarak riicu'u 239 

lmran'in Musa'nin anasi ile cem' olmasi ve Musa (a.s.)a hamile olmasi 240 

imran'm zevcesine mucameatdan sonra: "Sen beni gormemi§ olasin!" diye vasiyet 

etmesi 243 

Fir'avn'in o sesten korkmasi 246 

Gbkyiizunde Musa (a.s.)m yildizinin peyda olmasi 247 

Yeni dogurmus, kadmlan da Fir'avn'in mekr icin meydan tarafina cagirmasi 254 

Musa (a.s.)m viicuda gelmesi ve me'murlann imran'm evine gelmesi 256 

Musa (a.s.)in validesine: "Musa'yi suya at!" diye vahiy gelmesi 259 

yilan tutucunun hikayesi ki, donmu§ ejderhayi olii zannetti 264 

Fir'avn'in Musa (a.s.)i tehdfd etmesi 285 

Musa (a.s.)in Fir'avn'a cevabi 287 

Fir'avn'in Musa {a.s.)a cevab vermesi 288 

Musa (a.s.)m Fir'avn'a cevabi 290 

Fir'avn'in Musa (a.s.)a cevab soylemesi ve Musa (a.s.)a vahiy gelmesi 291 

Medain §ehrinden sahirleri cem' etmesi icin Musa (a.s.)in Fir'avn'a miihlet 

vermesi 292 

Fir'avn'in sahirlerin talebi emrinde Medain sdirine adamlar gondermesi 310 

Iki sahirin babalanni mezardan gagirmasi ve hakikat hakkinda pederlerinin 

ruhundan suali 315 

Olmii§ sahirlerin kendi evlatlanna cevab soylemesi 317 

Kur'an-i Mecfd'i asa-yi Musa'ya tesbih etmek ve Mustafa (a.s.)in vefatini, Musa'nin 

uykusuna tesbih gostermek 320 



Sahirlerin Medayin'den Fir'avn'in huzurunda toplanmasi ilh 311 

Filin nasil oldugu ve §ekli hakkinda ihtilaf etmek beyanindadir 335 

Nuh (a.s.)m oglunu da'vet etmesi ilh 350 

"Kiifre razi olmak kiifurdur" hadfs-i §erifi ile; "Her kim kazama razi olmazsa ba§ka 

Rab arasin!" hadfs-i kudsisinin tevffki 363 

Hayretin mani-i fikr oldugu beyarunda hikaye 369 

Hikaye: "Sahabe arasinda hafiz-i Kur'an az idi" L 373 

A§ikin kendi ma'sukunun huzurunda ask-name okumakla me§gul omasi ilh 379 

Davud (a.s.) zamamnda, gece ve giinduz "Bana me§akkatsiz helal nzik ver!" diye 

dua eden §ahsin hikayesi 392 

ilhah ile dua edicinin evine okiizun ko§masi ilh 399 

Nazm edicinin dziir soylemesi ilh 400 

Ilimde zan ve yakinin misali 406 

Halkin ta'zfmin vehmi sebebiyle ademfnin hasta olmasi ilh 409 

Asl-i fitratta halkin akillan mutefavitdir ve Mu'tezile nezdinde rmitesavidir ilh 412 

Qocuklann muallimi vehme dii§urmesi 414 

Fir'avn'in dahi halkin ta'ziminden vehim sebebiyle hasta olmasi 416 

Lfstadm vehim sebebiyle hasta olmasi 418 

tfstadin yataga du§mesi ve onun hastaliktan inlemesi 421 

Bizim Kur'an okumamizdan onun ba§ agnsi artar diye gocuklann ikinci def a 

muallime vehim birakmasi 423 

Bu mekr ile cocuklann mektebden halas bulmasi 424 

Qocuklann analanmn muallimin iyadetine gitmesi .• 425 

Onun beyamndadir ki, cesed ruha bir libas gibidir ilh 428 

Dagda halvet etmi§ olan o dervism hikayesidir ve inkita' ve halvet halavetinin 

beyamilh .-430 

Kuyumcunun akibet kari gormesi ve teraziyi ariyet isteyene sozii akibete muvafik 

olmak iizere soylemesi i 433 

daga mensub olan zahidin kissasmm bakiyyesi ki, ag agtan du§en meyveyi 

yemeye nezr etmis, idi 436 

Kaza tuzagi baginin surette gizli ve eser ile zahir olmasinm te§bfhi 440 

Nezr etmis. olan fakfrin agagtan armut koparmakta muztar olmasi ilh 445 

seyhi hirsizlar ile beraber miittehem etmesi ve onun elini kesmesi 446 

§eyh-i Akta'in kerametleri ve onun iki el ile zenbil ormesi 452 

Fir'avn'in sahirlerinin el ve ayaklanmn kesilmesindeki cesaretlerinin sebebi 455 

"Ben cok yuz iistii du§uyorum ve sen ancak nadiren du§ersin" diye katinn deve 

onunde §ikayeti 463 



Quriidiikten sonra Uzeyr'in e§eginin eczasinin Allah Teala'mn izni ile 

toplanmasi ilh 467 

Bir seyhin kendi evladinin oliimu uzerine feryad etmemesi 469 

§eyhin evlatianna aglamamasi icjn oziir soylemesi 476 

A'ma olan §eyhin mushafi yiizunden okumasi ve kiraat vaktinde goriicii olmasi .... 486 

Lokman, Davud (a.s.)m halkalar yaptigim goriip sualden sabr etmesi ilh 487 

A'ma hikayesinin bakiyyesi ve Mushaf okumasi 490 

Ahkama razi olan ve bu hiikmu gevir diye dua etmeyen ba'zi evliyamn sifati 495 

Behlul'im o dervi§e sual etmesi 496 

Dekukfnin kissasi ve kerametleri 506 

Dekuki kissasma riicu' 1 5 ^ 

Kemal-i nubiivvet ve kurbet ile Musa (a.s.)m Hizir'i taleb etmesinin sirn 517 

Dekuki kissasma riicu" 519 

Sahil tarafmda yedi sem 1 misali goriinmesi 523 

yedi §em'in misalde bir §em' olmasi 525 

§em'lerin nazarda yedi adam goriinmesi 527 

Yine o §em'lerin yedi agac olmasi 528 

agaglann halkin goziinden mahfT olmasi 530 

yedi agacin bir agac olmasi 540 

yedi agacin yedi adam olmasi 542 

Dekukfnin imamet ile one gitmesi 550 

kavmin imameti ile Dekukfnin one gitmesi 560 

Kavmin Dekukfnin arkasmdan iktida etmesi 566 

Kiyamette muhasebe-i Hakk'm heybetinden sag el tarafina selam i§aretinin ve 

enbiyadan istifadenin ve §efaat istemenin beyani 572 

Dekukfnin namaz icinde batacak olan geminin efgamni i§itmesi 575 

Hazim olan adamin tasavvurlan 582 

Geminin halasi, Dekukfnin duasi ve §efaati 584 

Dekukfnin duasi ve sefaati uzerine o cemaatin inkar etmeleri ilh 605 

Davud nebi (a.s.) ahdinde kazancsiz ve zahmetsiz o helal nzik talibi ve onun 

duasi mustecab olmasi hikayesinin §erhine riicu' 61 1 

Her iki hasmin Davud nebi (a.s.)in huzuruna gitmesi 613 

Davud nebi (a.s.)m her iki hasmin sozunu dinlemesi ilh 628 

Davud (a.s.)in okiizii oldiiren aleyhine hiikm etmesi 630 

Davud {a.s.)m hakimliginden o sahsin tazarru'u 632 

Hak olan §eyin zahir olmasi icin Davud (a.s.) in halvete gitmesi 638 



AHMED AVNl KONUK. 



Takdim 



Mesnevi-i §erif$erhi'mn 5. ve 6. ciltlerini takdim ederken okuyuculanmi- 
zi birkag husustan haberdar etmek istiyoruz. Mesne vfnin 3. cildininllk yan- 
smm §erhi Merhum A. Avni Bey'in el yazisi ile vasatf 200 sayfahk iig buyiik 
defterden meydana gelmektedir. Bunun ilk defteri vaktiyle Prof. Dr. Mehmet 
Demirci tarafindan daktiloya gekilmis, ve Farsga ve Arapga kisimlan ise ya- 
yim sirasinda Dr. Safi Arpag&s, tarafindan yazilmi§tir. Diger iki defter ise rah- 
metli Dr. Selguk Eraydin tarafindan Farsga ve Arapga metinleriyle birlikte bil- 
gisayarda yazilmisttr. Cnceki ciltlerde oldugu gibi Farsga Mesnevi metni Dr. 
Necdet Tosun tarafindan gdzden gegirilmi§, dizgi yanhsjan duzeltilmi§tir. Bu 
ciltte mukabele ve tashihler tarafimdan yapilmis, ve Allah' a §ukur yayim saf- 
hasma gelinmi§tir. 

Prof. Dr. Mehmet Demirci'nin yine ilk defterini daktilo ettigi ve Merhum Dr. 
Selguk Eraydin'in geri kalan iki defterini bilgisayarda tarn olarak yazdigi §er- 
hin 6. cildi de, yine ayni §ekilde, diger arkada§lanmizin katkisiyla hazirlan- 
mistir. tn§aallah mukabele ve tashihlerden sonra yayina hazir hale gelecektir. 



c $p? 



MESNEVl-l §EHfF §ERHl / V. ClLT • MESNEVl-3 • 

Farsca Mesnevi metninin yazihsmda Merhum A. Avni Bey'in kullandigi 
imlayi genellikle aynen almayi tercih ettik. Ancak, §arihin her kelimede be- 
lirtmeye gerek gormedigi Farsca "g" (J'/t/f) harfini her gegtigi yerde gos- 
termeye gah§tik. Teknik sebeplerden dolayi, ilk doit ciltte Farsga kelimelerin 
sonunda veya yalmz yazilan "ya" (^ /is) harfi noktali, yani yanlis, olarak 
(^ / ^) §eklinde yazilmi§tir. 5. ciltten ftibaren bunlan Farsga yazirn kurali- 
na ve A.Avni Bey'in imlasina uygun bir §ekilde yazmaya gayret ettik. Bizi 
bu konuda uyaran arkadasjanmiza te§ekkiir ederiz. Daha 6nce yayimlanan 
dort cildin yeni baskilannda bu ve benzeri hatalar diizeltilecektir. 

Mesnevn §erif §erhi'mn 1. ve 2. ciltlerini ba§tan sona okuyarak tesbit et- 
tigi dizgi ve okuma yanh§larim bize bildiren Prof.Dr.Ali Osman Kockuzu 
Bey'e te§ekkurii bir borg biliriz. Okuma, dizgi vb.yanh§lan bize bildirecek 
olan okuyuculara sjmdiden te§ekkiir ederiz. Bugiinlerde ikinci baskisi yapila- 
cak olan 2. cildin ilk baskisindaki tesbit edebildigimiz yanhsjar duzeltilmi§tir. 
Aynca 2. cildin ilk baskisi igin hazirlanmis, olan bir yanli§-dogru cetveli bu 5. 
cilt icjnde bir yaprak halinde verilmi§tir. Elinde 2. cildin ilk baskisi bulunan 
okuyuculann bu cetvele gore yanlisjan duzeltmelerini rica ederiz. 

Bu vesile ile tekrar §arih Ahmet Avni Konuk Bey'i ve arkada§imiz Dr.Sel- 
cuk Eraydin'i rahmetle ananz. 

Prof. Dr. Mustafa Tahrali 
Ekim 2005 / Fatih-Istanbul 



°#2$&> 



AHMED AVNl KONUK 



Mesnevi-i §erif in III. Cildinin 
DlBACESl 



^UJI c£jjdl lt*^JI ^jy" ( ^^' Ajjblj ^jUJIl ^^^Jl AjLkL- j aJUI ji^l ^ 

slugf, i^\ {£*\'^.'j C\*i\ j^\ J* ^sv jiJi oi is ^ji\ '^u-jJi uj2> J^ 
'_> s^j'i ^jji s^i ^4^' j ^^ ^' 1 J^ r^ ^^j^ 1 ^' , '^ ^07-** 

J^ >**,*$, , « r i f , , , t, , , t$ ,,,,,»/• , e , * o , • * ,,«- ^ »J • .* 

J>)j <dvki j^ *3y^ L» <ulp Jj>vJI (5^j_j eJ>>-^ j-^aj JiUt :> j>hj *>j~& j-^i OwU*xJi 

© 



MESNEVI-i §ERIF §ERHl / V. ClLT • MESNEVf-3 



, * t, • , 



4^3*31 Jlj^V! 4^X>Ji^T ^ -L^Lj sUi ^yU -Up yjjj aJUL JjjCj jlVl AS^J>^J ~£fr» Vj 

f/U, sLIm '^CkJl'j 5x jSl ytfjiJi j sLW I j^b jfjlY 1^ 'o'jy Y, US N ^ 

J&*Z~j ,U->- <VJ i?jJi>JI <Lw-L~>- v^ <dJlL) wLjcU^j ; «^,la^J ^>U>^ AjjJjJ UJi^t » <Ljtil 

„ , i , a O ^ »., a , , ,, f ,f, a, O , ,. , , . i ^ „ 0, , , * , ,0 

{J^J (_J>JI 4j OiL* (1-JIaj 4~-jLj i^-j>r*jj e^jp ^yi *-jaxJl j>iSjU i.a."...o « <u^ii i (_£^j \*j> LJLaJl 
i^rou ^J ^-JJI yi oA*^*JI <_?J-l> ji^J jjjt Ji U pLu jij ^ jjL. jJaX; d\ t-JUaJl |JWI 

- , »* a .1 e„ >4 & , * i e, a e tot a ,a , „ , *, J , , , , ,e a , , , , a 

, a , -■ , -, * il a ,, , i. a„ , a .1 g a , , ajl g „ , , S 

Jl_p-i $.y* j j^-Ju*Jl A-^-ioj (jru^LJl ^^tJtJj ^jt^jJuaJI -Jj-^j ,ji- lj>i -LJl JiJ^*' ^ *^' 
JLJI ^^H (^jjiJl ^liSJI j^ ^jIp. -b^Jlj x>j>Jl aJj ^jwa^uJI oLLS'j jj^^LiiJI 

OjkiUJ 4J Lil_j ^JJl Ujj ^^xj Li] JjyLxJi a^ jJj aj^ ^ <Ulj jt^jtljib <dJl jy ija^ 

^jv^JUJl c-^j <d) J^jaJlj *JLp A**~« 'dll 0] AJjJ-U jjjjl | ip 4aJI Ujli Ajit-fw L» -Uj rfJ-b Ja* 

Hikmetler Allah'in ordulandir. Onlar sebebiyle mundlerin ruhlan kuvvet- 
lenir. Onlann ilmini, cehl §aibesinden ve adllerini zuliim §aibesinden ve cud- 
lanm riya §aibesinden ve hilimlerini sefahet §aibesinden tenzih eder. Fehm-i 
ahiret cinsinden onlardan uzak olan §eyleri onlara yakla§tmr. Ve taat ve icti- 
haddan onlann iizerine giic gelen §eyi onlara kolayla§tmr. Ve peygamber- 
lerin beyyinelerinden, delillerindendir. Allah'in sirlanndan ve ariflere mahsus 
olan burhandan ve yuvarlak olan felek-i duhanf iizerine hakim bulunan ve 
diirn olan felek nur-i rahmamn iradesinden haber verir. Nitekim akil, topra- 
ga mensub olan suretler ve onlann havas-i zahire ve batinesi iizerine hakim- 
dir. Bu felek-i ruhaninin deveram yuvarlak olan felek-i duhani ve parlak yil- 
dizlar ve nurlu kandiller ve latif esen riizgarlar ve yayilmi§ arazi ve akan su- 
lar iizerine hakimdir. Allah Teala hikmetler sebebiyle kullanm faidelendir- 
sin ve anlayisjanm cogaltsin. Ve her okuyan akli kadar anlar. Ve her abid an- 
cak kuvveti ve ictihadi kadar ibadet eder. Ve muftf ancak re'yi yettigi kadar 

e 



AHMED AVNI KONUK. 

fetva verir. Ve mutesaddik ancak kudreti kadar tasadduk eder. Ve bezl eden 
ancak mevcudu kadar comertlik eder. Cuda nail olan kimse ancak bezl eden 
kimsenin fazlindan ihsan ettigi §eyi saklar. Velakin beyabanda suyu gaib 
eden kimseyi, onun denizde olan suyu bilmesi, o suyun talebinden kasir kil- 
maz. ve bu hayat suyunun talebinde onu maas, kendisinden i§tigal sebebiy- 
le kat' etmezden ve illet ve hacet onu ta'vik eylemezden ve a'raz onunla ace- 
le ettigi §ey arasina hail olmazdan evvel sa'y eder. Ve bu ilm-i hevayi ihti- 
yar eden ve rahata mail olan ve o ilmin talebinden munsanf ve nefsi iizeri- 
ne naif olan ve mai§et igin ihtimam eden kirnse elbette idrak edemez. Allah'a 
siginan ve dinini diinyasi iizerine ihtiyar eden miistesnadir. Ve hikmet hazi- 
nesinden kasid olmayan ve emval mirasi gibi geri kalmayan emval-i azime- 
yi Hakk'in fazhna §akir ve kaderine ([kudretine]) ta'zim edici oldugu ve 
onun haz ve nefsini miicellil bulundugu halde envar-i celfle ve cevahir-i ke- 
nmesini ahr. Ve huzuzun hasasetinden ve nefsinden gordugii az §eyi 50k ve 
kendinin gayrmdan kesfr ve azimi az addeder olan ve Hakk'in izin vermedi- 
gi §ey sebebiyle kendini begenir olan cehilden Allah'a siginir. Ve taleb-i ilim 
iizerine bilmedigini ogrenmek ve bildigi §eyi ogretmek ve zihninde zaaf sa- 
hibi olana nfk ve melamet etmek ve ehl-i beladetin belahetinden aceb getir- 
memek ve anlayi§i zayif olana hu§unet etmemek lazimdir. Evvelce siz de 
bdyle idiniz. Allah Teala size ihsan etti. Allah Teala'yi mulhidlerin sozlerin- 
den ve mu§riklerin §irkinden ve nakislann tenkfsinden ve mu§ebbihlerin te§- 
bihinden ve mutefekkirlerin fena fehimlerinden ve mutevehhimlerin keyfiye- 
tinden tenzih ederim. Ve ilahi ve rabbanf olan kitab-i Mesne vfnin telfiki iize- 
rine hamd ve meed Allah Teala'ya mahsustur. Muvaffik ve mufazzil ancak 
odur. Ve hususiyle Allah'in nurunu agizlanyla sondiirmek isteyen taifeye 
ragmen arif kullan uzerine ata ve minnet vaz'i Hakk'a mahsustur. Ve Al- 
lah Teala kafirler igrenseler Bile nurunu itmam edicidir. Zira Allah Teala bu- 
yurur ki: 'jjkuJ J of, '/"JJi Ujj ^ ui (Hicr, 15/9) ya'ni, "Biz Kur'an'i gonder- 
dik, muhakkak biz onu hifz ediciyiz." Imdi kirn ki onu dinledikten sonra teb- 
dil ederse onun gunahi onu tebdfl edenlerin uzerinedir. Muhakkak Allah Te- 
ala semi' ve alimdir. Ve'l-hamdii lillahi rabbi'l-alemfn! 



c ^^> 



MESNEVl-I §ERlF §ERHl / V. ClLT • MESNEVl-3 



*£»> 



AHMED AVNl KONUK 



c~ 



jl "U* jJ. c~u- ^S" j»i *j~> ^t jL (jjJiil ^ L~>- ji-l «.Li> t^l 

1. 6y Utakh'in ziyasi olan Dtiisameddm, hu upiincu defied geiir ki u$ kerre 
siinnet oldu. 

Mesnevi-i §erifi Cenab-i Pir efendimizin soyleyip, Qelebi Hiisameddin haz- 
retlerinin yazdigi evvelki cildlerde izah edilmis, idi. Cenab-i Pir bu III. cildin da- 
hi yazilmasmi Hz. Qelebi'ye emredip buyururlar ki: "Ey Hakk'm ziyasi olan 
Hiisameddin, Mesnevi-i §enf\mizm bu III. cildini de yazmaga basja! Zira bir 
sozii iig def a soylemek ve bir fiili iig def a isjemek siinnet-i seniyye-i Risalet- 
penahi fcabindandir. Nitekim Risaletpenah (s.a.v.) Efendimiz selam verdikle- 
ri ve nasihat buyurduklan vakit sozii uc def a tekrar ederler; ve abdest ahr- 
ken a'za-yi §enfelerini de iig def a yikarlar idi. Binaenaleyh biz de bu siinne- 
te tebean Mesnevi-i $eriFm cildini iicleyelim." 

2. nj^iincu defter de esrar hazvnesini ac; oziirleri huah! 

"Bu Mesnevi-i §erif\n III. cildinde de hikem ve esrar-i ilahiyye hazinesi ag 
ve bu badiye-i ate§fn olan diinyada elfaz bulutlan arasmdan maarif-i ilahiy- 
ye yagmurlanni susamis. olanlann iizerine sag ve bu husustaki oziirleri de bi- 
rak!" Qelebi Hiisameddin hazretlerinin oziirleri neden ibaret oldugu meghul- 
diir. Fakat Mesnevi-i £eriHn talibi kendileri oldugundan, Pir-i muhteremi 
olan Cenab-i Mevlana efendimize kar§i bittabi' "Benim dziirlerim vardir; Mes- 
nevi-i §enfi yazmaga artik devam edemeyecegim" demeyecegi a§ikardir. Bi- 



*&$&> 



MESNEVf-1 SERIF §ERHt / V. ClLT • MESNEVI-3 



naenaleyh onlann oziirleri kavlf degil, half olmak icab eder. Ozr-i halilerine 
gelince. Evvelen vucud-i gerfileri §iddet-i riyazet ve kemal-i takva sebebiyle 
zaif idi. Saniyen harem-i alilerinin irtihali iizerine ailevfgaileleri zuhur etmis- 
tir. Nitekim II. cild-i Mesnevi bu yiizden teahhura ducar olmustar. Salisen 
hazretin hal-i fena iginde bulunmalan da muhtemeldir ki, bu hal-i all iginde 
bulunan evliyaullaha alem-i keserat icabindan olan yazma ve okuma miiskil 
gelir; ve hal-i bekaya gelinceye kadar, bu hususa kendisinde kuvvet ve takat 
goremez. Bu ahvalin hepsi birer oziirdur. Bu cihetle ozur kelimesi cemi' ola- 
rak irad buyurulmustar. Nitekim atideki beyitlerde bu ozrun mahiyeti bir de- 
receye kadar ihsas buyrulmaktadir. ? 

3. Senin kuvvdln, damarlara mensuh olanindan sipayan hararetten detjil, 
Diakh'in kwveiinden sizar. 

"Senin havass-i zahiren ve batmen [in kuvveti], damarlarda cereyan eden 
kandan husule gelen hararetten ve ruh-i hayvaniden degil, bila-vasita 
Hakk'm kuvvetinden sizar." Binaenaleyh za'f-i cismani ve bu za'fdan mute- 
vellid olan emraz-i muhtelife a'razi, senin igin birtakim ozurler teskil edemez 
ve bu Mesnevi-i §erff\n tahririne mani' olamaz. 

4. liu fliines kandili ki o aydmlik olur, fitilden ve pamuktan ve yagdan olmaz. 

"Gormez misin, fezada daima panl panl parlayan ve tevabi'i olan seyya- 
rati la-yenkati' aydinlatan bu giine§ kandilinin kuvve-i ziyaiyyesi, fitil ve pa- 
muk ve yag gibi vesaitten degildir." Bila-vasita Hakk'in nurundandir. Zira 
ayn-i vucud-i mutlak olan fezada nefes-i rahmaninin irsali ile evvelen mil- 
yarlarca kilometre kutrunda tekevviin eden sehab-i muziler ve kiire-i duha- 
niler, kendi mihverleri etrafinda devr ederler. Ve saniyen kuvve-i ani'1-mer- 
keziyye te'siriyle etraflanna atesm seyyareler firlatirlar. Ve salisen bunlar ta- 
sallub edip kendi merkezleri olan giinesjerden ziya ahp parlak yildizlar halin- 
de goruniirler. Nitekim mukaddimede *Cenab-i Pfr efendimiz felek-i duhani 
ta'biriyle bunlann vucuduna i§aret buyurmusjar idi. 

5. Jelegin iavani ki o hoyle daim olur, ipten ve direkten kaim olmaz. 



*$%%> 



AHMED AVNt KONUK 

Felegin ya'ni meslek-i §emsfmizin veyahut felek-i arzin tavamni teskil 
eden bu ecram-i semaviyye boyle devam edip gider, ve bu felek cadinmn ki- 
yami igin ipe ve direge ve iplerin baglanacaklan kaziklara ihtiyac, yoktur. Bu 
meslek-i semsileri tevabi'iyle beraber kaim tutan kudret-i Hak'tir. Nitekim 
ayet-i kenmede \£y) juk ,1 oijUJi '^T, ^JJi CliT (Ra'd, 13/2) ya'ni "0 dyle Al- 
lah'tir ki gokleri direksiz yiikseltti; siz onla'n gdriirsunuz" buyurulur. Beyt-i §e- 
rifte "daim olur" ta'bfri ile pek biiyiik bir hakikate i§aret buyurulur. da bu- 
dur ki: Feza-yi bi-nihaye kainat ve zailatm sahasidir. Fezada bu obek obek te- 
§ekkiil eden meslek-i §emsflerin her ne kadar evvel ve ahirleri var ise de, bu 
te§ekkiil keyfiyetinin evveli ve ahiri yoktur. Zira Hak daimu't-tecellidir, ya'ni 
viicud-i mutlak-i Hak kadimdir, ve bu kidemi ile beraber, esma ve sifatiyla te- 
celli etmedigi bir an yoktur; ve giinki esma-i ilahiyye asla ta'til kabul etmez. 
§u halde viicud-i hudus viicud-i kadime muhazf olarak ezelf ve ebedfdir. An- 
cak efrad-i hadis ecele tabi'dir ve fena-pezfrdir. Binaenaleyh Hak, ezelen ve 
ebeden Halik'tir ve llah'tir, Rezzak'tir, Muhyi'dir, Mumit'tir, Musavvir'dir, 
Kahhar'dir ve Gaffar'dir, ilh... Boyle olunca felegin sakfi olan o fezadaki ka- 
inat ve zailat daimdir. Bu babdaki daha fazla tafsflat fakir tarafindan Fususu'l- 
Hikem'e yazilan §erhte Fass-i Ademfde t^i ^sui\ Luij J^\ ^oiu ol-j^i ^ 
ibaresinin §erhinde gosterilmi§tir. 

5j>rj (3^=*- j'- 1 ^ jl 5j> i_^J 'h-k* j' i\ij^ ^j* 

6. Ctbril'in kuvvdi maibahian ohna&i, Diallak-i vhmhxn didanndan olHu. 

"Cebrail (a.s.)in kuvveti matbahtan, yemekten ve igmekten hasil olmadi. 
AncakHallak-i viicudun hicabsiz mu§ahedesinden vaki' oldu." Ma'lum olsun 
ki, viicud-i mutlak-i Hakk'in gayriyyet libasiyle tenezziilii, hakikat-i muham- 
mediyye mertebesinde sabit plan sifat-i kudretin mezahiri ya'ni kuva ile va- 
ki'dir. Zira viicudda kudret ve kuvvet olmaymca irade ettigi §eyin icadi miim- 
kin olmaz. Allah Teala hazretleri "Zu'1-kuvveti'l-metin" (o^ 1 s^iji) dir. Ve 
kudret sifat-i saire gibi viicud-i hakikinin suunatindan bir §e'n oldugu cihet- 
le, zatimn gayn degildir. imdi ef'al kuvvet ile tezahur edeceginden, ef al-i ila- 
hiyye dahi melaike-i kiram ile zahir olur. Bu kuva-i ilahiyyenin ismi lisan-i 
enbiya (aleyhimu's-selam)da "melaike"dir. Zira melek "kuvvet ve §iddet" 
ma'nasinadir. tmdi uluhiyyetin alem-i anasm muhft olan dort kuvve-i kulii- 
yesi vardir ki, onlara lisan-i §er'de Cebrail ve Mikail ve israfil ve Azrail (aley- 
himii's-selam) denir. Bunlara tabi' olan melaikenin had ve hesabi yoktur. 
Melaike-i kiram ihtiyar sahibi olmayip, o kuvanin sahibi olan zat-i uluhiyye- 



egHsp 



glp 3 " MESNEVt-t §ERTf §ERHl / V. ClLT • MESNEVI-3 • "'^jS 

tin iradesine tabi' olduklanndan haklannda o j^>' u b>i _, J^i £ '*ss\ 'o^ V 
(Tahrim, 66/6) ya'ni "Allah'in emrettigi §eye muhalefet ve isyan etmezler, 
ve emrolunduklan §eyi isterler" buyurulmustar. Nitekim vticud-i insamdeki 
kuva dahi insanin iradesine tabi'dir. Insan iradesini bir §eye tevcih edince o 
kuva o §eye masruf olur ve asla tahalliif etmez. Ve bu kuva insanin kudret 
sifatma ittisalinden ve insanin ale'd-devam zatim mu§ahededen faaliyette 
bulunur. Fakat Hakk'in kudreti yemekten ve icmekten miitehassil olmadigin- 
dan, ona muttasil olan Cibril'in kuvveti dahi bittabi* yemekten ve icmekten 
degildir. Belki Hallak-i viicudun hicabsiz mii§ahedesinden vaki' olur. Nitekim 
Hz. Cibril hakkinda Kur'an-i Kerim'de j^C £^\ ^ jl* iy ^ (Tekvir, 81/20) 
[ya'ni "Ar§'in sahibi katinda kuvvetli ve degerli"] buyrulmu§tur. 

7. £%ddlin kuvveiini dahi, taamdan ve tabakian degil, Uiak'ian bill 

"Abdal" sifat-i abdanileri, sifat-i hakkanfye tebeddiil etmi§ olan evliyaul- 
lahtir. Nitekim ate§te kizan demirin sifati, atesjn sifatina tebeddiil eder; ve o 
tebeddiil iginde demir, ates. hukmiindedir. Binaenaleyh bu gibi zevatm kuv- 
vetleri, artik cismin iktizasi olan yemekten ve icmekten degildir; belki 
Hakk'in kudret sifatindandir. 

jji <c-i-x5y l ^Jl* j\ j r 3j j ^ -^' ^^j**' jyj (*-* 'j ^\^~*-*~-zr 

8. Onlann cisimlerini nurdan yogurmuslardir. O^fihayet ruhtan ve melekien gec- 
mi§lerdir, 

"Onlann bu unsurf olan cisimlerini Hakk'in nurundan yogurmusjardir. Bu 
imtizac-i nurani neticesinde onlar, ruh-i hayvani ve melekiyyet mertebesi 
olan ruh-i insam sinifmdan ileri gecmisjerdir." Zira bu similar viicud-i mutla- 
kin gayriyyet libasiyla zahir oldugu meratibdir. Onlar ise bu gayriyyet perde- 
lerini yirtip derya-yi rtlakta mahv ve miistagrak olmusjardir. Muhakkiklar bu 
mertebeye "makam-i ittihad" derler; ve "ittihad"dan murad budur ki: Vakta- 
ki salik bilciimle makamat-i sulukii gecmi§ olur ve miicahedat ve riyazat 
kuvveti ve Hakk'in inayeti ile bakir mesabesindeki nefsini altin yapar; ve 
kaffe-i a'malini hige sayip sifat-i ahadiyyeyi kabule salahiyyet kesb eder; on- 
dan sonra cismani ve ruhani iradeleri kalkip Hakk'in iradesine muttasil ve 
akibet onun sifatiyla muttasif olur. Nitekim bu makama i§areten Kur'an-i Ke- 
rim'de JSj *Iji '^3 ^j \ '^j £'j (Enfal, 8/1 7) ya'ni "Ey Resuliim, attigin va- 






AHMED AVNl KONUK 



kit sen atmadin, velakin Allah atti" ve 4IJ1 o^l Lji JI^l ^JUi ji (Feth, 48/10) 
ya'ni "Muhakkak sana biat edenler; ancak Allah'a biat ederler" buyurulmu§- 
tur. Ve Bayezfd Bistami hazretleri bu makamda §oyle buyuruyorlar: "Otuz yil 
vardir ki Hak buyurdu, ben onu yaptim; §imdi otuz yil var ki, ben sdylerim 
Hak onu yapar." 

Ji>. dy? jJ>j Jo\y\ jj^j Ji*- oU>jl <u ^jyey *&y? 

9, uAiademki evsaf-i celA ile mevsufsun Uialil gibi marazlann atesinden ge$! 

Ey Hiisameddin gelebi, sen mademki abdalfn zumresine dahil olup, sifat-i 
abdaniyyen sifat-i hakkanfye tebeddiil etti ve Hakk'in celil olan evsaft ile 
mevsuf oldun; artik cismanf marazlann ve zaaflann atesj ve harareti, senin Ib- 
rahim Halflullah hazretleri gibi olan ruhunun muvacehesinde Nemrud'un ate- 
§i gibi kalir. Binaenaleyh, emraz-i cismaniyye Mesnevi-i §erifi yazmak husu- 
sunda oziirler te§kil edemez. Zira abdani olan sifat-i kuvvetin dahi, Hakk'in 
sifat-i kudretine tebeddiil etti ve o kudrette mahv ve rmistagrak oldu. 

^ \j C^\y y j^hf- (jl f*>U j zj f* y ji j3i*zf 

10. Ey anasir senin mizactna aalih olan, ates senin iizerine de herb u selam olur. 

"Anasir"dan murad, cism-i be§eri te§kil eden "erkan-i erbaa"dir ki, istilah-i 
sufiyyede bunlara toprak, su, hava, ate§ denir. Ve hikmet-i tabiiyye lstilahin- 
da sulb, mayi', gaz ve hararet ta'bir olunur. Kimya nokta-i nazanndan ayni 
anasir-i basitamn bu muhtelif §ekillerde zuhurudur. Mesela "karbon" denilen 
unsur, sulb, mayi* ve gaz halinde bulunur. Fakat ayni unsurun her bir halin- 
deki havassi ba§ka ba§ka olur. Mesela ate§ muvellidu'I-humuzadir. Suda da- 
hi muvellidu'l-humuza vardir. Kimyaca birbirinin aynidir; fakat hikmet-i ta- 
buyye nokta-i nazanndan birbirinin ziddidir. Su galib gelince ate§in §eklini 
bozar; ve ate§ galib gelince de suyun §eklini bozar. Binaenaleyh cism-i insa- 
niboyle yekdigerine zid olan erkandan miite§ekkildir ve bunlann hal-i i'tidal- 
de bulunfnalan cism-i insaninin sihhatine badf olur. Ve i'tidal dairesinden ci- 
kinca emraz zuhura gelir. 

Imdi "ey Hiisameddin £elebi, anasir ve erkan-i erbaa senin mizacina kole 
ve hadimdir; ve sen o anasinn zebunu degilsin. Binaenaleyh mizacinda ha- 
raret galip olmu§ ise sana te'sfr edemez. Nemrud'un atesj, Ibrahim Halilullah 
hazretleri iizerine selamet dairesinde soguk oldugu gibi, viicudunda hissetti- 
gin bu §iddet-i hararet senin iizerine dahi oylece berd ii selam olur." 

Q 



MESNEV1-I SERtF SERHl / V. ClLT • MESNEVl-3 • 

1 1 . JAnasir her bir mizacin mayastdtr; ve bu senin mizacin her bir mertebeden 
daha yuksektir. 

"Anasir"m tabfatlan vardir ve "tabfat" kuruluk, ya§lik, sogukluk ve sicak- 
hk denilen dort "rukn"iin hey'et-i mecmuasidir. Mesela suda sogukluk ve 
yashk ve ateste sicaklik ve kuruluk vardir. Ve bu anasir bu tabiatlanyla be- 
raber her bir mizacin mayasi ve aslidir. Mesela viicudda riikn-i mayi' galib 
olursa, onun tabfati olan sogukluk ve yasjik dahi galib olur; ve hararet-i ga- 
rfziyye az olur; ve bu surette mizac dahi mimharif olur. 

"Imdi ey Hiisameddin Qelebi, vakia anasir ve tabayi' her ne kadar cism-i 
be§erde her bir mizacin mayasi ve asli olup hastahk ve saglik, onlann i'tida- 
linden veya i'tidalin bozulmasindan ise de, senin mizacinda ruhaniyet galib 
oldugundan, anasir ve tabayi'in her bir mertebesinden yuksektir. Binaena- 
leyh senin viicudunda zahiren me§hud olan emraz ve za'f seni faaliyetten 
lskat edemez." 

12. ISvl senin mizacin cihan-i miinbasiiianiu . $imcLi vasf-i vahieti multakit 
oldu. 

"Cihan-i munbasif'tan murad, alem-i ervahdir; ve alem-i ervahin hali in- 
bisattir. Ya'ni "Senin mizacm alem-i inkibaz olan anasir ve tabayi' aleminden 
degildir. Belki alem-i inbisat olan alem-i ervahtandir. Binaenaleyh o mizac-i 
ruhanfn, hal-i hazirda vahdet-i Hakk'a aid olan vasfi topladi ve kendisinde 
cem'etti; ve senden zahir olan sifatlar Hakk'in sifatlan oldu. Nitekim bu mer- 
tebeye nail olan zevat l».lai \i>-\^ t*-ijji \i*»Li>\ ya'ni "Bizim §ahislanmiz er- 
vahimizdir ve ervahimiz §ahislanmiz" derler. 

13. By yazik! Dialkin fehimlerinin meydam pek dar aeldi; halhin halki yoktur. 

"Yaziklar olsun ki, nasin anlayi§lannin meydani pek dar olarak zahir ol- 
du; o nasin ruhlannda esrar ve hakayik-i ilahiyye lokmalanm yutabilecek bo- 
gaz yoktur." Binaenaleyh onlar, ehlullahin esrar-i ilahiyyeye dair olan sozle- 
rini i§ittikleri vakit, yutamayip istifrag ederler. Bu suretle gida-yi ma'nevfden 
mahrum kalan ruhlan, kuvvet iktisab edemez. 



C^sjl^} 



jgp^ AHMED AVNl KONUK 

14. 61/ Diahk'in ziyasi, senin reyinin hazakatiyle, senin helvan iasa bogaz ba- 
gi§lar. 

"Ey Hakk'in ziyasi olan Hiisameddin £elebi! Senin re'yinin hazakati ve 
maharetiyle, senin helva gibi tath olan maarif-i ilahiyyeye miitedair sozlerin, 
ta§ gibi kati olan kalbleri yumu§atip bu maarif-i ilahiyyeyi yutmak icin onla- 
nn ruhlanna bogaz bah§eder." Tasa olan te'sirin delilini istersen deriz ki: 

C-iUi ji \j ^ j •^A'y i<* ^^ C-iU fjb- ^j£ jJjl jy» Oj^ 

15. Ttir daty, iecelli finite bogaz buldu. Ta ki mey i$ti ve meye iakat getire- 
medi. 

"Tur-i Sfna dagi, Hakk'in tecellisi iginde, tecellfyi kabul edebilecek bir bo- 
gaz ve isti'dad buldu; ve buldugu bogaz ile tecelli-i ilahi §arabini icti ve §a- 
rabm keskinligine tahammiil edemedi." Bu beyti §erifte lio &* J^JJ *.j J^ uii 
^ ^r X> (A'raf, 7/143) ya'ni "Vaktaki Musa'nin Rabbi daga tecellf bu- 
yurdu, dagi parca parca etti; ve Musa bihus, oldugu halde dii§tu" ayet-i ke- 
nmesine i§aret buyrulur. 

1 6. ^ag ondan medkuk oldu ve yanUi; Ionian deve rahsmi gordiinuz mii? 

"Cemad nev'inden olan dag oyle bir miiteessir oldu ki yanldi ve parca par- 
5a oldu; ve hayvan cinsi gibi raksan bir hale geldi. Siz nig dag ve ta§ cinsi- 
nin, hayvan cinsi gibi hareketini ve raksini gdrdiiniiz mii?" Fakat Hakk'in te- 
cellisi boyle bir hali viicuda getirdi. 

1 7. Dier bir kimseden bir khnseye lokma bahsedicilik gelir; bogaz bagi^layicihk 
ancak ^fiezdanin isidir. 

Efrad-i beni Adem'den her biri, muhtac olan digerine cismani veya ruha- 
nf lokmalar bah§edebilir. Fakat zahiri lokmalan yutabilecek bogaz ve ma'ne- 
vi lokmalardan ibaret olan hikemiyyat ve esrar-i ilahiyyeyi yutup hazm ede- 
bilecek havsala ve isti'dad bans, edemez. Bu ihsan ve ata ancak Halik-i Yez- 
dan'in i§idir. 

o 



MESNEVl-1 §ERlF SERHl / V. CtLT • MESNEVI-3 • 

18. Cisme ve ruha bogaz bagi§lar; Dick senin her uzvuna ayn ayn bogaz ba- 
falar. 

Hakk'tn bogaz vericiligi yalmz bir nev'e munhasir degildir; O hem cis- 
me hem ruha, kendi hal ve §anlanna munasib birer bogaz verir. Bundan 
ba§ka ey salik, senin cisminin her uzvuna dahi ayn ayn birer bogaz verir; 
ve onlar bu bogazlar ile kendilerine mahsus olan gidalan alirlar. Mesela go- 
zun gidasi gormek ve kulagm gidasi isjtmektir. Hak Teala goze goruciiiiik 
ve kulaga isiticilik bogazim vermezse, onlar bu gidalardan mahrum kalir- 
lar. Ve keza bu his goziinun ve kulaginin altinda ruhun gozii ve kulagi var- 
dir. Run gozii his goziiniin gordugii suretlerden ibret ahr; ve run kulagi da 
his kulaginin isfttigi sozlerden hikmet alir. Binaenaleyh ruh goziiniin gida- 
si "ibret" ve ruh kulaginin gidasi da "hikmet"tir. Ve eger Hak Teala bir ruh 
goziine ve kulagma ibret ve hikmet ahcilik bogazi ihsan etmezse, onlar da 
bu gidalardan mahrum olurlar. Binaenaleyh boyle kimseier yalmz cisim 
bogazi ile suret aleminde kalip yerler ve igerler ve hakayik-i ilahiyyeyi id- 
rak edemezler. 

19. ^Bunu iclali oUugun, tiega ve (lagalclan kali oliugun vakil bah^eaer. 

"Hak Teala bu ruhanf bogazlan, ancak bir §ahis iclali oldugu, ya'ni ahlak-i 
rabbaniyye ile miitehallik ve ahlak-i rezileden pak oldugu vakit ihsan eder." 
Malum olsun ki ecsam, ma'rifet-i ilahiyye sahibidirler ve Hakk'i tesbih eder- 
ler. Nitekim bu babtaki fzahat Fususu'l-Hikem'de Fass-i Ishakf'de Cenab-i 
§eyh-i Ekber hazretleri tarafindan i'ta buvmlmustar. Ve onlann bu ma'rifet 
ve tesbihlerine '^^ 'b£z H 'j&j »^ ^ \ ^ ^ o^ (Isra, 1 7/44) ya'ni 
"Hakk'i hamd ile tesbih etmeyen tiicbir §ey yb'ktur; velakin siz onlann tes- 
bihlerini idrak edemezsiniz" ayet-i kenmesinde i§aret buyurulmustar. imdi 
ecsamin ve bilciimle e§yamn bu tesbihleri basfret ile degildir. Basfret ile ma'ri- 
fet-i ilahiyye ancak insan-i kamile mahsustur. Zira onlar bedenleriyle esrar-i 
te§bihi ve ruhlanyla esrar-i tenzihi zevk edicidirler. 

20. Ta ki sultamn simm kimseye soylemeyesin; id ki $ekeri sinegin online dok- 
meyesin! 



AHMED AVNl KONUK "^S 

Hak Teala bu ruhani olan bogazi, yukanda zikr olunan §eraiti cami' olma- 
yanlara, esrar-i ilahiyyesinin naehil olan kimselere soylenmemesi ve §eker gi- 
bi olan bu esrar ve hakayikm, sinek mesabesinde olan ve henuz ruhani boga- 
za nail olamamis, bulunan ehl-i suretin oniine dokulmemesi icjn ihsan etmez. 

J if j ilisl Obj ~U* {j**y y? y J^U- j^/*"' -^y u*~^ 0' ^y 

21. Ssrar-i Celal' i o kimsenin kulagi i§itir ki o, yiiz dilli susen cjibi lal vaki 
oldu. 

"Celal sahibi olan Hakk'm esranru ruhunun kulagi ile oyle bir kimse isftir 
ki, susam cjgegi gibi agzinda bircok dilleri oldugu halde, dilsizler gibi sakit ka- 
lir." Ya'ni ruhunun kulagma canib-i gaybdan varid olan esran, ta'bfrat-i 
muhtelife ve elfaz-i miitenevvia ile beyana kadir iken na-ehile fa§ etmeyip 
siikut eder. "Esrar-i Celal" ta'biriyle Cenab-i Pir efendimiz kendilerinin ism-i 
§eriflerine i§aret buyurduklanna gore, su ma'nayi vermek dahi vecihtir: Ya'ni" 
"Celaleddin Rumfnin bu Mesnevi-i £eriFte nazim ve elfaz libaslanni giydir- 
digi esran, ancak susam gicegi gibi agzinda birgok dilleri oldugu halde, dilsiz- 
ler gibi siikut eden kimseler isjtir. 

Ls JUd» •^ijj> j v*' *jy~ ^ ^^ sfm *-*^ U ^^" ^-^h ij^" 

22. Uiudamn lutfu, su icmek vein, topraga bogaz hacji§lar ve yiiz ot bitirir. 

Hakk'in lutfu topraga suyu yutmak ve mass etmek isti'dadini vermistir ki, 
bu isti'dadi kendisinden birtakim nebatat zuhur etmesi icjndir. 

23. ^ine onun otunu talebde yemek icin, hayvana bogaz ve dudak bagislar. 

Ya'ni "Hakk'in bogaz ihsam muteselsildir. Topraga su igmek icjn bogaz 
verdigi gibi, bu ietigi su neticesinde topragin gikardigi otu isteyerek yemek 
igin hayvana da bogaz ve dudak ihsan eder." 

C^j j OLjl t<uJiJ d\y- <JL^S t ^j C—io d\y>- *jy~ { J^*>1~> Oyr 

24. Daktaki onun otunu hayvan yedi semiz oldu, hayvan insamn lokmast oldu 
ve gitti. 

Hayvan, topragin gikardigi otu yedi ve semirdi; ondan sonra da o hayva- 
ni insan kesip yedi ve suret-i hayvanisi zail olup gitti. 



fpF r MESNEVt-t §ERIF §ERHt / V. ClLT • MESNEVt-3 



25. Tekrar iopra-k £jeUi, tejertn ekkali oUu; vaktaki be§erden ruh ve hasar cil- 
ia oliu. 

"Ekkal" mubalaga ile ism-i fail "gok yiyici" demek olur. Ya'nf "Be§ere 
raevt-i tabff anz olup onun cisminden ruh rabitasini kestigi ve hiss-i basar on- 
dan aynldigi vakit, evvelce suyu igip ot yeti§tiren ve otu hay vana yedirip se- 
mizleten toprak, o semiz hayvam yiyen insanm kar§isina gikarak, onun cis- 
mini tamamiyle yiyici oldu." 

26. JEerreler gor&iim. agizlan hep acik; eger onlann yemecjini soylersem uzun 
olur. 

*"Zerre" lugatta "yiiz tanesi bir arpa kadar gelen kannca"ya denir. Fakat 
maddenin kiicuklukteki miintehasini gostermek hususunda musta'mel ol- 
duguna gore, "zerre" maddenin gozle gorulemeyecek cuz'iine ltlak olunur. 
Nitekim ayet-i kerfmede bu miibalagayi beyan igin v- U* h> J^ J-** o** 
(Zilzal 99/7) Ya'nf "Kim ki zerre agirliginca hayir i§lerse, mukafatim goriir" 
buyurulur. Imdi tegaddf eden zerrelerin lokmalan elbette kendilerinden pek 
kuctik olacaktir ki, bu zerreler agizlanni acip onlan yiyebilsinler. Bunlar 
arasinda bittabi' mikroplann her cinsi dahildir. Ve bu zerrelerin yedikleri 
lokmalann vucudu dahi kendilerine mahsus olan gidalardan ne§v u nema 
bulmak lazim gelir ki, tegaddide teselsul vaki" olsun; aksi halde zerrelerin 
yemesiyle bu lokmalar biter idi. §u halde mes'ele atom ve elektron nazari- 
yesine dayanir; ve bu nazariyenin esasi dahi, cenab-i §eyh-i Ekber'in Fu- 
susu'l-Hikem'de Fass-i Lokmani'de buyurdugu hakfkattir ki, o da §udur: 
§iir: 

fr Lio UT *IjjJI & U Ujj Jtj M *U Oij 

"Ve eger ilah bizim igin nzik murad ederse, imdi onun me§iyyeti iktiza et- 
tigi gibi bizim gidamiz odur." Ya'nf zerrat-i kevnin gidasi Hakk'in viicud-i 
mutlakindandir. Binaenaleyh teselsul-i gida ancak Hakk'a dayanir; ve Hak 
ise 'fXi % 'fJ4^j (En'am, 6/14) ayet-i kenmesi mucibince, "Irani eder ve 
kendisi it'am olunmaz." l§te bu beyt-i §erifte cenab-i Pir efendimiz tarafmdan 
bu hakikate i§aret buyuruluyor. 



O 



AHMED AVNl KONUK 

_,l f Ip ^M <ub \j Ol&.b jt r UJi jt ^ Ij Iff J 

27. ^a-praklara nzh O'nun in' ammdandir . ^ayelere daye O'nun umumi olan 
lutfudur. 

28. Uliziklara nzki verir; zua hi bugday bir gidasiz ne vakit dogar! 

L*jt> ^^ j*^ *ajlj \^> {&>*~* j>) ^ c— wj 

29. I^u sozlerin §erhine miinieha yoktur; bir parfa soyledim. HSu -par$alan biV. 

Hind niishalannda u>, oij ou vakrdir. "0 parcalardan soyledigim bir par- 
cayi bil" demek olur. Fakat ikinci misra'a diger bir turiii ma'na vermek de 
mumkin gorunur. §6yle ki: "Bu sozlerin §erhine nihayet yoktur. Bir parca 
soyledim; onunia bu ayagi kurtar!" Ya'ni "Bu soyledigim az esrar sebebiyle 
bu idrak ayagini cehilden kurtar!" demek olur. 

jb JjJi» j J-I» \j OUl Ob Jj£"l« j JTVjJU <d*^ 

30. Ciimle alemi yiyici ve yenilmis bil. HZahileri muhhil ve makbul bil! 

Bu alem-i anasirda viicud-i mecazileri ile kaim olanlann en biiyiik sure- 
tinden en kiicuk zerresine kadar hepsi lztiran olarak hem yerler ve hem ye- 
nilirler; zira yemezlerse ya§ayamazlar ve yenilmekten kendilerini men' ede- 
mezler, ya'ni birbirlerini yemek suretiyle semirden (oa^--) [?] viicud bulur- 
lar; fakat viicud-i hakkam ile kaim olanlann nzki nur-i Hak oldugundan, on- 
lar isterlerse yemezler ve ya§arlar; ve eger verier ise ihtiyarlanyla mukbil-i ta- 
am olurlar ve isterlerse kendilerini yedirmezler ve isterlerse yedirip topragm 
makbulii olurlar. Nitekim buizevat-i kiramdan ba'zilanmn na'§-i miibarekle- 
ri seneler gectigi halde asla toprakta inhilal etmez-, ve ba'zilan da inhilal edip 
eserleri kalmaz. 

31. Hilt cihan ve onun sakinleri munte§irdir; ve o cihan ve onun salihleri miis- 
temirdir. 

Bu alem-i suret ve kesafet olan diinya ve bu diinyamn ahkami ve icaba- 
ti ile kalbferi sukunet bulanlar, esma-i muteferrika mezahirinin yed-i tasarru- 
funda ne§r-i half igindedirler. Ya'ni fikren ve fiilen ve cismen istihalat-i mii- 






JPX^ MESNEVM §ERfF §ERHt / V. ClLT • MESNEVI-3 • "®^® 

tevaliye igindedirler. Ve o alem-i ma'na ve letafet olan ruhaniyet cihani ve o 
cihanin ahkamina ve fcabatina tabi' ve salik olanlar ise "Allah" ism-i ca- 
mi'inin kabza-i kudretinde fikren ve fiilen ve sureten miistemirr olup, inhilal 
kabul etmezler. 

32. 13tt cihan ve onun a§ihlan miinkati Hu . dlemin ehli muhalled, miicie- 
mi'dir. 

Bu diinya ve bu dunyamn a§iklan, hayat-i hakikiyyeden miinkati'dir; ve 
o ma'na aleminin ehli, hayat-i hakikiyye ile muhalled ve baki; ve "Allah" 
ism-i cami'inin kabza-i kudretinde toplanmisterdir. 

33. 3m.it herun odur hi, ken&isine ab-i hayvdni verir ki ebede kadar kalu. 

Ya'ni, "Kerim olan o kimsedir ki, kendisini ebedi ve muhalled ve miicte- 
mi' kilacak olan ab-i hayati nefsine verip ikram eder." Zira kerfm olan kim- 
senin ikrami §erif ve latif olan §eyler ile olur. Hasis ve adi §eyler bezl eden 
kerim degildir. Kerimin ni'met ile ikrami evvela kendi kannine olmalidir; ve 
kerfme en karib olan nefsidir. Bu ibzal-i ni'met ile o kerimin beka-yi vucu- 
du te'min edilmis, olur, ve sair kimseler de onun ata ve kereminden istifade 
etmi§ olurlar. "Ab-i hayaf'tan murad, ilim ve a§ktir. "tlm"in hayat oldugu- 
na \jy aJ uuls-j oiZLii C, oir ^ '} (En'am, 6/122) Ya'ni "0 kimse olii miidiir 
ki biz onu ilimle ihya ettik ve onun igin ilmi nur-i hayat kaldik" ayet-i ke- 
rimesi §ahittir. Ve "a§k"in ab-i hayat oldugu evliyaullah indinde zevkan sa- 
bittir. Nitekim Hafiz §frazi hazretleri buyurur: 

"Kalbi a§k He diri olan o kimse asla olmez. Cende-i Hem iizerinde bizim deva- 
mimiz sibittir. " 

34. [Kerim, yiiz fijet ve hatdlarlan ve korkulardan kurtulup, bakiyat-i salihat 
geld-i. 

"Boyle kerfme olan bir nefis, salihat olan bakiyeler sinifinda zahir oldu. Ve 
fikren ve kavlen ve fiilen ve §ahsen niyabet-i Hakk'a salahiyet kesb edip vti- 



<rggpg> 



AHMED AVNl KONUK 

cud-i Hak ile baki olup ve bu viicud-i izaff aleminin gok afetlerinden ve tehli- 
kelerinden ve korkulanndan kurtuldu." Bu sebepten onlar hakkinda Kur'an-i 
Kerim'de oj?**. ^ V 3 '^L* 1*^- Si (Yunus, 10/62) ya'ni "Onlann iizerine havf 
ve hiiziin yoktur" buyurulmu§tur. Ve havf ve hiiziin viicud-i vehmide miis- 
tagrak olanlara goredir. Bunlar ise viicud-i vehmfden ve vehm-i vucudiden 
halas olmu§lardir. 

35. Bger blnlerce iseler de bir kimsedir, ziydde degildir; aded dusiinucu hayaller 
gibi degildir, 

"Allah" ism-i cami'inin mazhan olan bu niifus-i saliha-i bakiye, her ne 
kadar surette ayn ayn §ahislar ve binlerce kimseler olsa da bir kimsedir, zi- 
yade degildir. Zira hepsi naib-i Hak'tir; ve onlann mazhannda kail ve fail 
olan vahdet-i hakikryye sahibi olan Hak'tir. Mesela bir §ahsin etrafmda mu- 
teaddid ayna olsa hepsinden goriinen bir §ahistir. Taaddiid eden ancak ayna- 
lardir. Ikinci misra' bir sual-i mukadderin cevabidir. Ya'ni birisi gikip sorar ki: 
"Bu niifus-i bakiye mademki Hakk'in mazhandirlar ve aynalarda goriinen 
hayaller gibi cok olsalar bile hepsi birdir; sair nas dahi bu hiikumde dahil ol- 
mak fcab eder. Zira onlar da mezahir-i ilahiyyeden ba§ka bir §ey degildirler?" 
Ikinci misra' bu sualin cevabidir: Ya'ni, "Evet dyledir. Fakat sair nas aded dii- 
suniicu hayallerdir; ve onlann nazannda ve fikrinde keserat sabittir; ve onlar 
bu hayallerin viicudlanm miistakil addedip adedlerini saymakla ve diisun- 
mekle me§gul olurlar. Bu niifus-i bakiye-i saliha ise bu aded diisuniicu ha- 
yaller degildir. Onlar viicud-i vehmfden kurtulmusjardir," demek olur. 

36. Jnkil ve me'kul i$in bogaz ve gutlak vardu. Qdltb ve macjlub tftn akil ve 
re y vardu. 

Yukanda izah olundugu iizere, suret aleminde zerrata vanncaya kadar biitun 
esya, hem akil ve hem de me'kul oldugundan, yediklerini yutmak icin her ikisi- 
nin dahi bogazlan ve girtlaklan vardir. Ma'na aleminde ise, akil ve me'kule 
mukabil galib ve maglub ve bogaz ve girtlaga mukabil dahi akil ve re'y vardir. 

Ij J->- j Lap jlJ^>- Jl Sjy>- lj J-te (_?U*p _jt -Uickj ji>- 

37. O adl asasma bogaz bagislar o bu kadar asayi ve ijti yedi. 



G m? 



MESNEVl-t SERIF §ERHt / V. ClLT • MESNEVI-3 • 

Bu beyt-i serifte sure-i §uara'da vaki' ^ u 'SJej ^ \j&) '^^^^ J^C*- ffi 
'o£l> u L*iL : ^» ilu »u«i ^^ ^JS bjjuji (§uarl 26/44-25) Ya'ni "Sihirbazlar 
iplerini ve degneklerini ilka ettiler; ve Fir'avn'in izzeti hakki icin elbette biz 
galipleriz dediler; miiteakiben Musa asasini birakti, filhal ejderha olup tezvir 
ettikleri §eyi yuttu" ayet-i kerfmesine i§aret buyurulur. Bu yutmak mes'ele- 
sinde miifessirler arasinda ihtilaf vardir. Bir kismi derler ki: Asa-yi Musa bii- 
yiik yilan oldu ve sahirlerin iplerini ve degneklerini kamilen yuttu; ortada 
onlardan hicbir eser kalmadi ve tekrar asa oldu. Bir kismi da: \y^> i. ^& 
ya'nf "Tasnf ettikleri §eyi yuttu" ayet-i kerfmesine nazaran derler ki: "Ha- 
yir, asa yilan oldugu vakit sahirlerin iplerini ve degneklerini maddeten yut- 
madi. Zira ipler ve degnekler masnu' ve mahluk-i Hak'tir. Onlarin masnu'u 
ancak sihirdir. Binaenaleyh asa sahirlerin sihirlerini yuttu ya'ni ibtal etti. Ve 
yilan hareketi gdsteren sahirlerin ipleri ve degnekleri halk nazannda ip ve 
degnek olarak kaldi." Buna cevaben denir ki, ip ve degnekler gergi masnu' 
ve mahluk-i Hak'tir. Fakat sahirler ipleri ve degnekleri haliyle kullanmadilar. 
ipleri uzun boru §eklinde ordtiler ve katranlara batirdilar ve iclerine civa dol- 
durdular ve degnekleri de oydular, keza katrana buiayip civa doldurdular. 
Hararet-i §emsten civa kizip inbisat etti. Tepeler gibi yigilmi§ yilanlar halinde 
kivranmaga basjadilar. Binaenaleyh bunlar bu suretle sihirbazlann masnu'u 
oldu ve asa bunlan yuttu. §u halde "maddeten yuttu" ve "eser kalmadi" di- 
yenlerin miitalaalan mtiraccah goriinur. Zira onlar derler ki: "Bir sahir bir sa- 
hire galip geldigi vakit, maglubun sihri muattal olmakla beraber, alat-i sihir 
meydanda kalir ve tezvir oldugu meydana gikar. Fir'avn ile sahirler Hz. Mu- 
sa'yi sihirbaz ve elindeki asayi da sihir zannettiler ve bu sebeple mukabeleye 
kiyam ettiler. Vaktaki asa yilan olup sahirlerin alat-i sihirleri olan iplerini ve 
degneklerini maddeten yuttu; ve kendisi yine asa haline avdet ettigi ve orta- 
da onlann alati kalmamis, bulundugu halde asanm hacminde de ziyadelik go- 
riilmedi, sahirler bunun tamamen fenn-i sihre muhalif oldugunu anladilar ve 
mu'cize olduguna yakin hasil edip derhal Hz. Musa' run nubiivvetini tasdik 
ettiler." Filhakika da eger alat-i sihir meydanda kalrms. ve yalniz sahirlerin si- 
hirleri batil olmu§ olsa idi, Hz. Musa'mn asasimn da sihir mi yoksa mu'cize 
mi oldugu hakkinda sahirler mutereddid bulunurlar idi. Ve Hz. Musa'mn si- 
hirde bir iistad-i kamil oldugu zehabi hasil olurdu. Nitekim Fir'avn ilm-i sih- 
re vakif olmadigi igin, Kur'an-i Kerfm'de beyan buyuruldugu iizere sihirbaz- 
lara hitaben 'J>Li\ 'jiCL ^jji '^'^s Z[ (Taha, 20/71) ya'ni "0 Musa size sihir 
ogreten biiyugunuzdiir" dedi. Ve Ni'metullah Nahcevani hazretleri j*& keli- 

^\ 



AHMED AVNI KONUK " S ~^§ 

mesini £j ve ^s kelimeleriyle tefsir buyurmus, ve cenab-i §eyh-i Ekber dahi 
Fususu'l-Hikem'dz Fass-i Musevfde §6yle buyururlar: ^ oUi # *Jii*» ^u 
U»p \$f ^ ^^Jij jl*. l^j jT ya'nf "Yilan olmasi cihetinden yilanlardan kendi 
emsalini yuttu; ve asa olmasi cihetinden asalan yuttu." 

38. Ue o eklin hey si onda ziydde olmadi. £ua ki ontm ekli ve sekli hayvam 
olmadi. 

Malum olsun ki, o mecliste iki garabet zahir oldu: Birisi asanin yilan ol- 
masi idi; ve yilan oldugu vakit, asanin yilanlar suretinde zahir olan asar-i se- 
hareyi yutmasi §ayan-i istigrab degildi. Zira bir ejderin kendi emsali olan ku- 
cuk yilanlan yutmasi tabif goriinur. Ikinci garabet tekrar asa olduktan sonra 
bir yigin asar-i seharenin viicud-i asaya intikali ve onda na-bud olmasi idi. 
t§te bu iki garabet neticesinde Musa'nin hiicceti Fir'avn'm sehare vasitasiyla 
izhar etti|i hiiccet-i muhayyele iizerine zahir ve galip geldi. Nitekim sure-i 
A'raf ta 'b^L. \^ C jLTj j»Ji '^'} (A'raf, T 1 1 8) ya'ni "Hak vaki' oldu ve sa- 
hirlerin yaptiklan §ey batil oldu" buyrulur. Imdi asa-yi Musa yilan suretinde 
iken sahirlerin iplerini ve degneklerini, bir gida-yi hayvam olmak igin yutma- 
digi cihetle, o me'kulun hepsi o asanin hacminde ziyadelik viicude getirme- 
di; belki asanin bunlan yutmasi Fir'avn'm huccetini ibtal igin idi. Binaenaleyh 
o yutmadaki ekl ve §ekil hayvam olmadi, belki mu'cizevf oldu. 

39. <y\siuhakkak yahme de asa gibi hogaz verdi. O^ihayet o dogan her hir ha- 
yali yedi. 

Ma'lumdur ki bir hal-i yakin bir de hal-i §ek vardir. Ve "yakin" hakikat ve 
"§ekk" hayaldir. Imdi hakikat zahir oldugu vakit, §ekk zail olur; ve hakikat, 
sekkleri Hz. Musa'nin asasi gibi yutar ve onlann eserini birakmaz. Binaena- 
leyh Hak Teala hakikate, bu hayal olan §ekkleri yutmak igin bogaz vermi§tir. 

40. Dmdi ma'nalar icin, a'yan gibi bogazlar vardir; ma'nalann bogazinin razi- 
hi da Diudd'dir. 

§u halde a'yan-i maddiyatta birbirini yutmak igin bogazlar oldugu gibi, 
ma'nalar arasinda da keza birbirini yutmak igin bogazlar vardir. Nitekim hal-i 






MESNEVf-1 §ER1F §ERHl / V. ClLT • MESNEVf-3 • 

yakin bir ma'na oldugu gibi hal-i §ekk dahi bir ma'nadir. Ma'na-yi yakfn, 
kendisine ihsan olunan ma'nevf bog az ile ma'na-yi §ekki ve hayali yutar; ve 
ma'na bogazlannin raztki da Hakk'tir. 

41. ^Bindenaleyh baliktan aya kadar cezb-i maye ile, hendisi icin bogaz olma- 
yan halk yoktur. 

Boyle olunca yerden goge kadar, kendilerine, kivamma sebep olan sun ve 
ma'nevf mayeyi Rezzak-t hakikf canibinden gekmeyen, surf ve ma'nevf hic- 
bir mahluk yoktur. 7 

>J* J^\ J^jjj di&\ .Sj-i JU JS £* jt ou- jU 

42. Canin bogazi ten fikrinden halt olduhtan sonra, onun nzki iclali olur. 
Canin bogazi tene miiteallik fikirden, ya'nf hazz-i nefsanf diisuncelerinden 

*bo§ kaldiktan sonra onun nzki iclalf, ya'nf ilahf ve ilm-i lediinnf olur. 

OUj SjA ijj Jb r\y £ OUj Xa\ r\y* JjOJ ^s>y^ 

43. TebM-i mizac sad geldi; bil hi kotulerin olumii, hotii mizdcdan olur. 

Maraz-i ma'neviden kurtulmak igin mizaci degi§tirmek §arttir. Ya'ni "Hazz-i 
nefsanfyi hazz-i ruhanfye tebdil etmelidir. Bil ki kotii huylu ve nefsanf sifath 
kimselerin ma'nevf olumii, onlann bu kotii mizacindan olur." 



•*~" j*y*~ j f>- j^ j ^j -^ j -ijj -^ j'j^^ ij* r y ^y? 

44. ^Vaktaki adamin mizaci camur yeyici oldu, sari ve fend renhli ve sahim ve 
zelil oldu. 

Nitekim adamin mizaci gamur yemekten hazz aldigi ve zevk duydugu va- 
kit, beti benzi saranr ve rengi ugar ve alii ve zelil olur. 

c^ski *_»j» jj^- Jr&-j j\ ij^j >^-*j *^-*^ (k*^ y "^-^j F^j* ^JT 

45. Uahiaki onun cirhin mizaci tebdil buldu, cirhinlih gitti ve onun yiizu sem 
gibi parladi. 

Onun o girkin olan gamur yemek mizaci degi§tigi vakit, cehresinin girkin- 
ligi gider ve yuziine renk gelip §em' gibi parlak olur. 

\j jy-k -kS J^y*" c-**j 4j \j \j jj-»l j*J> JaL» jS" s<ub 

46. Siit otjrenici cocuga bir ddye nerede! Ta hi onun agzinm etrafini ni'met ile 
hos etsin. 



r&P? 



AHMED AVNl KONUK 

"Bedfuz" 0> ju) "her ruz" (jjj y*) vezninde agiz etrafina derler. "Betfuz" 
{jyc) ve "betpuz" (jj~0 ve "bedpus" (^j^) da derler. Ya'nf "Sut emmeye 
ba§layan nevzada layikiyle hizmet edebilecek bir daye nerededir ki, onun ag- 
zinm kenannda hasil olan paslan temizlesin de, ictigi siitiin lezzetini ona du- 
yurabilsin." "Tifl-i §ir-amuz"dan murad, salik-i mubtedf; "daye"den murad, 
miir§id-i kamil, "siirten murad, maarif-i ilahiyyedir. 

47. Bcjer o memenin yolunu onun uzerine hacjlarsa, yiiz hosian yolunu onun iize- 
rine agar. 

Eger o daye olan mur§id-i kamil, hazz-i nefsaru memesinin yolunu salik 
uzerine baglar ve onu bu nefsaniyet memesinden keserse, yiiz bostan-i 
ma'nevi ve ruhanf yolunu o salik uzerine agar. 

48. JLva ki merm, o zaifin hinlerce ni'met ve sofra ve raf-jien hicabi oUu. 

"Ragif ince pide ma'nasinadir. Ya'ni "Zira "umm-i rakub" olan dunyamn 
memesi ve o memeden emilen huzuzat-i acile, heniiz yeni dogan bir cocuk 
mesabesinde bulunan salikin, binlerce ruhani ve ma'nevi ni'metlerden hica- 
bi oldu. Zira onun camnin bogazi ten fikriyle me§gul oldu." 

(.^SOl f jT Xpr JliJJ* &£>\ fUa* J»j» r C~*U 0l> cr o , 

49. Dmdi bizim hayahmiz fitam-i mevkufiur; azur azar cehd et! Soz biiii. 

"Fitam" cocugu siitten kesmek demektir. Ya'nf "Bizim hayat-i ma'nevfmiz 
ve ruhanimiz iimm-i rakub olan [hazz-i nefsani] memesinden kesilmege ve 
huzuzat-i nefsaniyyeyi terke rriutevakkiftir. Bu ise birdenbire olmaz; yavas, 
yavas, olur. Ey salik, bu huzuzati ve diinya memesini azar azar terke calisj 
l§te sdziin tamami budur." 

50. Vaktaki ademi cenin idi, gidasi kan idi. uMii'min keza necesten temizlik 
tjotiirvLr. 

Adem ana rahminde bulundugu vakit, onun gidasi, validesinin hayiz ka- 
m idi; ve bu pis kan ile tegaddf ederdi. Anasindan dogduktan sonra gidasinm 
nev'i degisti ve temiz oldu. Fakat bu diinyanin gidasi dahi ruhaniyyet alemi- 



c ^^> 



MESNEVt-1 §ERfF §ERHl / V. ClLT • MESNEVl-3 • 

ne nisbetle hayiz kani mesabesinde oldugundan, mu'min dahi kezalik bu 
diinyamn cismam ve kesif olan gidalanndan nefsini imsak ve riyazet sebe- 
biyle temiziik hasil eder. 

_Li J <uU ^ r lki jj ^ j^ J-iti* ^>y- f ^ JJ 

51. DCamn fitamindan onun gidasi silt oldu; ve siitiin fitamindan lokma tutucu 
oldu. 

Zira mu'min ana rahminden dunyaya gelip kan igmekten kesildi, sut ig- 
mege basjadi; ve siitten kesildi, turlu turlu leziz taamlar yemege ba§ladi. 

7 

^ j\#l jl^Jil cJU* ^ J^ <^ f U«i jjj 

52. Ve lokmamn fitamindan hir £okman olur. fiizli olan tal&in matlubu olur. 
Ve bu leziz taamlardan dahi kesilirse bir Lokman ve bir tabib-i ruhani ve 

liakfm-i ilahf olur; ve her nefeste, nikab-i kesafet altina gizlenmi§ olan mat- 
lub-i hakikinin talibi olur. 

(Ji^ ^ J.U- J Jjri c~~* c^j j> JJ&. u^ ] J ^* s 

53. Sger amine rahim i$inde hir kimse diye idi ki: "Di^anda fofe. muntazam 
hir diem vardir." 

54. *£Arz ve tul ile hir hurrem zemin, onda $ok ni'met ve hadsiz yemekler vardir. 

55. n( Daglar ve denizler ve sahralar, hostanlar, ha'alar ve tarlalar vardir.' 

56. *Qok yuksek ve piir-ziya hir ab% gune$ ve ay ve yildizlar yuz Siiha vardir. 

"Suha" bir yildizin adidir; ve gayet ziyasi hafif oldugu icin bununla gozun 
kuvvetini tecriibe ederler, ya'nf bu yildizi gozleri kuwetli olanlar goriir. Ba'zi 
nushalarda "Siiha" yerine "baha" vaki'dir. Bu suretle ma'na "yiiz guzellik 
vardir" demek olur. 

57. "Cenubdan ve §imalden ve hatidan, haijlar, arusluklar ve sur tuiar.' 



°$2$&> 



AHMED AVNl KONUK 

Ya'nf lodostan ve poyrazdan ve batidan, baglar gelinler gibi siislenirler ve 
diigiin evine doner, 

58. "Onun acaMeri stfaia gelmez. Sen hu zulmei iginde yine imtihan i$indesin." 

diinyanin acaibati tavsif ile biter tiikenir §ey'degildir. Sen nigin bu ka- 
ranlik yerde mihnettesin? 

59. "^ar yet garmihtnda, hahs ve pislikler ve zahmet arasinda kan yersin." 

£armih gibi bu daracik ana rahminde hapiste ve pislikler ve zahmetler ara- 
sinda, hayiz kam yeyip durursun. 

ijjJ^ j>\£ j Jpf-* ^L^j jij <J-^ £** ly* u^~ p^o- *t j\ 

60. O kendi hdllnin hukmii ile miinkir olurdu. I^u risaletten yiiz $evirici ve ka- 
fir olurdu. 

Bu sozleri dinleyen cenin kendi halindeki rahata bakar ve bu halinin huk- 
mii ile: "Hayat ancak budur, bundan ba§ka alem yoktur. tavsif olunan ale- 
min asli yoktur, hayaldir," diye inkar eder ve bu risaletten yiiz gevirir ve ka- 
fir olurdu. Nitekim peygamberler alem-i ervahin ve alem-i ahiretin evsafmi 
beyan ettikce munkirler ^*jJi ^i 1^4- Uj u^ o^j UaJi lv ^\ ^ u \^\i 5 (Casi- 
ye, 45/24) ya'nf "Bizim ancak hayat-i dunyamiz vardir, oliiriiz ve diriliriz ve 
bizi ancak dehr helak eder; dediler." 

Jjf ?*3 *J^ ^J^ *^j JjJ~ 3 °- w ' "-r~>-J J C ~^' ^^ U^ 

61. r Ki hu muhaldir ve icjfaldir ve aldatmadir. JLira ki koriin vehmi hu ma na- 
dan uzakhr. 

cenfn derdi ki: "Bu alemden baska alem, bu hayattan ba§ka hayat ol- 
masi muhaldir. Ve bu sozler igfal ve aldatmak icm soylenmi§tir." Zira o cenf- 
nin gozii, hayat-i diinyeviyyeyi gormekden kor oldugundan, onun vehmine, 
ana rahmindeki hayattan ba§ka bir hayat oldugu sigmaz ve boyle bir ma'na- 
yi tasavvur edemez. I§te hayat-i berzahiyyeye inanmayan ehl-i diinyanin 
hali de boyledir. 



c^P? 



MESNEVI-t SERIF §ERHi / V. CtLT • MESNEV1-3 • *^ > ® 

j\ JU £±* £\j>\ >y^> j\ ^j^ -*4<x ^yr <£}*? u~^ 

62. CMddemki bu §eyin cinsini onun idraki aormedi onun sdhib-i inkar olan 
idraki dinleyemez. 

"Miinker-nak" terkibi hakkinda Hind §arihlerinden Mir Nurullah buyurur 
ki: "Mimker" lafzi kafin fethi ile okunup masdar-i mimi i'tibar olunursa, 
"nak" edati ile, "miinker" lafzi tekellufsiiz durust olur. Imdi bu surette "miin- 
ker-nak" inkar-nak demek olup sahib-i inkar ma'nasi verilir. Ya'ni "Madem- 
ki haber verilen §eyin cinsini o ceninin basar-i idraki gormedi, inkara 
mukarin ve mutemayil olan idraki artik bu haberi dinleyemez." 

63. TSoylece tihanda umum-i halka abdal, o cihandan ni&n soylerler. 

. lste boylece bu alem-i fani olan diinyada umum halka sifat-i cismaniyye- 
lerini sifat-i ruhaniyyeye tebdil edip, alem-i ruhaniyyeti ve melekutu mu§a- 
hede eden enbiya ve onlann varisleri olan evliya o cihandan ve hayat-i ba- 
kiyeden ni§an soylerler de derler: 

^j 3 y- <j ^ ^ ^— * ^ J> ^>* u~>- °^ ^ 0L ^ o& 

64. Oil Hr Bu cihan yk karanlik ve dar bir kuyudur. Diarifa kokusuz ve 
renksiz bir alern vardxr. 

Alem-i melekut ve ruhaniyyet, alem-i murk ve cismaniyyet gibi miiteaffin 
ve renkten renge girip istihalat geciren bir alem degildir. 

65. Onlardan hi&ir kimsmin kilaqtna aiimedi) zira tama derin ve cesim hv 
cah cjeldi. 

Abdal-i Hakk'in bu sozleri, ehl-i diinyadan hicbirisinin kulagina gitmedi 
Zira huzuzat-i cismaniyyeye vaki' olan tama', onlann kalblerine derin ve 
azfm dair hicab oldu. 

66. %ama ', kula'ai i$itmekten ba'alar; aaraz, gozii ithlatlan baglar. 

Hazz-i cismani tama'i, hakikati i§itmekten kulagi sagir eder. Garaz-i nef- 
sani akhn goziinu hayat-i diinyeviyyenin faniligine ve alem-i ahiretin baki- 



VI 



AHMED AVNl KONUK 

ligine ittila'dan kor eder. Nitekim hadis-i §erifte ^ j ^ ^JJi ai» ^\j ^ru 
ya'ni "Tama'dan sakinin; zira tama' kor ve sagir eder" buyurulur. 

67. Otfitekim o cenine kan tama'i hi al$ah vaianlarcla o onun gidasidir. 

Nitekim o ana rahmindeki cenine, bulundugu o suflf muhitlerin zevki ve 
hazzi ve gidasi olan kan tama'i; 

68. H^u cihanin hadisindcn mahcub eiti; cismin kamnt onun gonliine mahbub etti. 

Bu dunyamn evsafina miiteallik olan soziin ve haberin kabulune mani' ve 
hicab oldu; ve anasimn hayiz kanini, onun gonliine sevimli ve latff gosterdi. 

69. uMerd, biitiin bu ni'metin nevi'lerinden kaldi; ku§luk iaami o kandun aay- 
x'x bilmez. 

Ana rahminde bulunan ki§i biitiin bu diinya ni'metinin nevi'lerinden 
mahrum kaldi. 0, orada ku§luk taamim o hayiz kanindan ba§ka bilmez. Ya'ni 
onun orada bildigi ku§luk taarm ancak bu kandan ibarettir. Hind nushalann- 
da "merd" yerine "ferd" vaki'dir. Bu surette ma'na; "0 cenfn ana rahminde 
biitiin bu diinya ni'metinin nevi'lerinden ferd ve ayn kaldi" demek olur. , 



(^ 



Hirstan dolayi fil yavrusunu yiyenlerin ve 
nasihin nasihatini terkin kissasi 



70. Sen onu isitmedin mi ki. Dtindistan da bir arif birtaktm dosilari qordti. 
[69] y J J 



*$%&> 



MESNEVt-1 §ERIF §ERHt / V. ClLT • MESNEVl-3 



71. «5?p Umij ve aziksiz ve cvplak olmus, uzak yoldan seferden eristiler. 

72. Omm arifliginin mvhabbeti kaynadi ve onlara hos bir selam dedi ve gwhiin 
atbi acildi. 

73. r Dedi: "^ilirim ki iecevvu'dan ve boslukian, bu Oierbela dan size elem-i 
cem geldi." 

arif uzun yollardan ag ve giplak olarak gelmi§ olan dostlanni goriince 
onlara latff bir selam verdi ve onun arifliginin iktizasi olan hemcinsine mu- 
habbet icmden kaynadi da onlara dedi ki: "Bilirim ki acliktan ve mi'de bo§lu- 
gundan ve Kerbela'ya mu§abih olan susuz sahralardan sizin vucudunuzda 
elem ve mesakkat toplandi." 

74. "JFakat, ey dost olan taife, JMlah JiakTupun, sizin taaminiz nihayetfil yav- 

1 t" 

rusu olmasin: 

75. " Jil uaritr; ^tTTtdi bu iarafa gi&iyorsunuz, benim nasihatimi candan ve gc 
nulden dinleyiniz!" 

"§imdi gittiginiz bu tarafta filler vardir; bu hususa dair size nasihat edece 
gim; benim bu sozlerimi kemal-i ciddiyetle dinleyip amel ediniz." 

76. "^fiolunuzda fit yavrulan vardir; onlann avi sizin fok ^onlunuziin. arzusudur. 

"0 gittiginiz tarafta fil yavrulanna da rast gelirsiniz; karniniz ac, oldug 
igin, o fil yavrulanni avlamaga haris olacaksimz." 

77. "£ok zaif ve laiif ve pofc semizdirler; fakat pusuda ialib olarak analan vardir. 



*$$& 



AHMED AVNl KONUK 

"Zaff ' semizin ziddi olan ma'naya degildir. Burada kuvvetsiz ve mukave- 
metsiz demektir. Hind niishalannda "zaff yerine "tanf ' muharrerdir. Nevzad 
ve semiz ve yagh ma'nasinadir. Ya'nf "0 fil yavrulan yeni dogmu§turlar. 
Tombul tombul suretleri latif ve sevimli ve yumuk yumuktur; fakat analan 
pusuda gizlenmis, onlann ahvalini tarassut eder." 

78. w yavrusunun arkasmdan, ficjan ve ah ah ile yiiz fersah yol devreder. 

"0 ana fil, yavmsuna o kadar §efik ve meclubdur ki, onun arkasindan ya- 
na yakila yiiz fersah yol yuriimege katlanir ve yavrusuna olan muhabbeti ve 
merhameti son derecededir." 

79. "Onun hortumundan ate§ ve duman gelir; onun merhum olan yavrusundan 
hazer ediniz." 

"Yavrusunu ta'kib ederken, o ana filin hortumundan gazab atesj ve du- 
mam fi§kinr. Anasi tarafindan bu derece hiss-i merhamet ile ta'kib olunan fil 
yavrusunu avlamaktan sakmimz." 

j~>- ^ (j-J iSjJ>\>- j ^Lp j— J <j\ •*•£*- JIaW frUjl 

80. Ey ogul, evliya Diahk'in eifalidir; anlar huZurda ve aayhetie haberlidir. 

"Huzur ve gaybeften murad, Hakk'a nazaran huzur ve gaybet degildir. Zi- 
ra evliya higbir an Hak'tan gafil degildirler. Bu huzur ve gaybet, alem-i miilk ve 
melekuta nazaran evliyamn huzur ve gaybetidir. Zfra evliya ba'zan alem-i me- 
lekutun miitalaasinda miistagrak ve alem-i miilkten gaib olur. Ve ba'zan alem-i 
mulkiin ahkaminda istigraki hasebiyle alem-i melekutun miitalaasindan gaib 
olur. Binaenaleyh onlann bu mevtinlara gore huzur ve gaybetleri vaki' olur. Ni- 
tekim bu hale i§areten Hz. Sa'df bir velfnin lisanindan §oyle buyurur. Beyit: 

jt-uJ *y>- ij\j tl~ij j l _ s $S ^JuJ Vl ^jUls y_ lS $5 

"Ba 'zan eflak uzerinde otumrum; ba 'zan da ayagimm arkasmi goremem. " 

Ve Cenab-i §eyh-i Ekber bu kurb ve bu'd hakkinda Fass-i Eyyubf'de Ji 
v ijpj ^^ oUalsJ! ^ (Sad, 37/41) [ya'ni "Dogrusu §eytan bana bir yorgun- 
luk ve'eziyet verdi"] ayet-i kerfmesini tefsfren izahat i'ta buyurmu§lardir. 






MESNEVM §ERlF §ERHi / V. ClLT • MESNEVI-3 • 

Bu mukaddime ma'lum olduktan sonra beyt-i §erifin ma'nasi boyle 
olur: "Evliya Hakk'in cocuklan mesabesindedir. Bir baba gocuklannin 
umuruna nasil miitevelli ve muteveccih ise, Hak dahi onlann umuruna 6y- 
lece mutevellidir. Zira evliya, iradelerini Hakk'in iradelerinde mahv etmi§- 
lerdir. Binaenaleyh onlar tasarruf-i ilahi ile bu alem-i mulk ve §ehadetin ah- 
kami muvacehesinde hazir olsalar veyahut yine tasarruf-i Hak ile alem-i 
melekutun miitalaasinda istigrakan bu alem-i mulk ve §ehadetin ahkamin- 
dan gaybet etseler, onlann miirebbi-i haslan olan Hak onlann ahvalinden 
ba-haberdir. Zira onlann sem'i ve basan ve kuvasi Hak'tir. Nitekim hadis-i 
kudside ^Ji... u* _, olj 3 \ J ^ i j u— *J cZT [ya'ni "Ben onun sem'i, basan ve 
eli ... olurum"] buyrulur. 

81. Onlann o noksamni gaiblik <Lu$unrm, zira o onlann canindan dolayi kin 
$eker. 

Ya'ni, onlann cismaniyetlerine taalluk eden noksam huzur-i Hak'tan ga- 
iblik diisunme ve zalemenin onlann cisimlerine habs ve darb ve katl gibi ef al 
ile tecavuz ve taaddilerini veyahut emraz-i suriyye ile cisimlerinin ma'luliyet- 
lerini veyahut suret-i zahirede nor ve hakir ya§amaianni goriip, deme ki 
"Bunlann bu hale ma'ruz kalmalan Hak'tan gaib olduklannin alametidir." Zi 
ra Hak onlann cisimlerinden dolayi degil, ind-i ilahisinde mukerrem olan can 
lanndan dolayi kin ceker. gunku cisim maddedir ve maddeye i'tibar yoktur 
i'tibar ancak ruha ve ma'nayadir. 

82. ^ZWi ki: xvr Bu evliya henim $ocuklanmclir; gartblikte i$ cju$ten feraair. 

§urrah-i kiram Hak Teala'nm "Evliya benim etfalimdir" buyurduguna da 
ir sarih bir nass kayd etmemisjerdir. Hind §arihlerinden §eyh Abdullatff bi 
beyt-i gerifte ^ ^ jiiJi ya'ni "Halk Allah'in iyalidir" hadis-i §erifine i§are 
buyuruldugundan bahsetmis, ise de, bu mutalaaya Bahru'1-Ulum hazretler 
i'tiraz edip: "Bu hadisin hukmii ammdir ve cemr-i halka §amildir. Halbuk 
Hz. Pir iyalullah olmayi evliyaya tahsis buyurmusjardir. Binaenaleyh bu ha 
dfse nasil i§aret olabilir. Meger ki hadis-i §erifteki "halk'*tan murad evliya ol 
sun; bu ise uzak bir ma'nadir" demi§tir. Ankaravi hazretleri de ba'zi ayat v< 
ahadisin delaletinden bahs buyurmusjardir. 



PK^ AHMED AVNl KONUK ~^{M 

t Fakfre layih olan ma'na budur ki: Hak Teala Hazretleri ^ jSfi j> *> 'j* C) 
L^ijj -Jui Jk Sfi (Hud, 11/6) [ya'ni "Yeryiiziinde nziklan Allah'm iizerine ol- 
mayan hay van cinsinden hiebir §ey yoktur."] buyurdugu cihetle, biitun 
mahlukatin mu'ilidir ve mahlukat onun iyalidir. Fakat avam-i halkin umu- 
runa Hak Teala bilvasita tevelli buyurur. Bu sebeble cenab-i §eyh-i Ekber 
Futuhat-i Mekkiyye'iennde dunyaya "ixmm-i rakab" ta'bir buyurmusjardir. 
Halbuki enbiya ve evliyamn umuruna Hak Teala bila-vasita tevelli buyurur. 
Nitekim Ibrahim (a.s.)dan naklen sure-i §uara'da Wj &***»*. j J^h y g^'j 
jJl£ 'y£ d^'jA (§uara, 26/79) ya'ni "Oyle Allahdir ki bana yedirlr've igirir've 
hasta oldugum vakit bana §ifa verir" buyrulmu§tur. Binaenaleyh amme-i 
halk "umm-i rakub" olan diinyamn cocuklan ve havass-i halk olan enbiya 
ve evliya dahi Hakk'm cocuklan olmus. olurlar. Ve bu ma'nayi Resul-i zi§an 
Efendimiz dahi ^l^, 5 ^^h ^ jl* c^i ya'ni "Ben Rabbimin indinde gecele- 
rim, bana yedirir ve igirir" hadis-i §erifryle beyan buyurmusjardir. Ve caiz ki 
bu ma'nada sarih bir hadis-i kudsf de olup cenab-i Pfr efendimiz bu hadfse 
i§aret buyurmu§lardir. Yahut bu ma'na cenab-i Pir efendimizin sirr-i alileri- 
ne vaki' olan hitabat-i ilahiyyedendir. Nitekim atideki beyt-i §erifte bu 
ma'naya isaret goriilur. 

Beyt-i §erifm hulasa-i ma'nasi boyle olur: "Evliya benim etfalimdir, onlar 
hayat-i diinyeviyyede gariplik icjnde, i§ten giicten mustagni ve alayi§-i diin- 
yeviyyeden ferd ve azade bir haldedirler. Onlann mtidebbir-i umuru benim." 

f.*X j j^ ^ j~» j^ <^X) p£i J j^P" ^^^^ <S^y. j\ 

83. ^Dmiihan i$in zelil ve yetimdirler; fakat sir da yar ve nedim benim." 

"Benim etfalim olan evliya alem-i cismaniyette nasi imtihan icjn zelil ve 
yetimdirler, ve ehl-i diinya ve cismanfler nazannda onlar bu zillet ve yetim- 
likleriyle nakis goriinurler. Fakat onlann sirnnda yar ve nedim benim; ve ben 
onlan vesait-i tabfiyyem haricinde idare ederim ve onlann nedim ve musahi- 
biolurum." 



j* <jl>*-l ^j>- >^— » L>^s" ij* <j{&. 



84. 'Ciimlenin arka iutuculugu benim ismetlerimdir; atiya muhakkak benim ec" 
zamdular." 

"Piist-dari" arka tutuculuk ve iltica ma'nasmadir. Ya'ni "Ctimlenin arka 
tutuculugu benim ismetlerimdir; guya benim eczamdirlar." Hind niishalann- 



™^ 



MESNEVI-f §ERfF §ERHt / V. ClLT • MESNEVf-3 • 

da "pii§t-dar-i ciimle" terkibinde "ye" yoktur ve "pii§t-dar"a hami ve meded- 
kar ma'nasi verilmi§tir. 

Bu suretle beyt-i §erifm terciimesi §6yle olur: "Ciimle evliyanin hamisi ve 
mededkan benim ismetlerim ve hifzlanmdir. Onlann sifat-i abdaniyyeleri be- 
nim sifat-i hakkaniyyemde mahv ve mustehlek oldugundan, guya onlar be- 
nim cuz'lerimdirler." 

Jljl d> ^i J Jj* J^ 1 jb* jLsd> ^ O* OLijJtb ^1 OU j jU 

85. "Stf-cjah ol, acjah ol! I^n, eski libas giyicilerimdir; binde yiiz bindir ve bir 
kimsedirler! ? 

"Agah ol ki, bu benim etfalim olan evliya, alayi§-i zahiriye ehemmiyet 
vermedikierinden libaslan eski puskudiir. Onlar zahirde aciz ve hakir bir sa- 
his goriiniirlerse de, binde yiiz bin ya'ni yiiz milyon sahis hukmiindedirler." 

Bu beyt-i §eriften evliya-yi Hakk'in mutlaka eski piiskii libas giymeleri la- 
zim gelecegi anla§ilmamalidir. Asil mes'ele eski libas ile yeni libas arasinda 
fark gorecek derecede kalbin alakadar olmamasidir. Evliya-yi Hak Hakim is- 
minin dahi mazhan olduklanndan mukteza-yi hale gore hareket ederler. Eger 
eski giymek mukteza-yi hal ise eski giyerler. Ve eger yeni giymek icab-i hal 
ise yeni giyerler ve onlara gore mukteza-yi hal ancak Hak yolunda hizmet- 
tir. Ehl-i diinyanin gozettikleri gurur-i nefsi tatmin degildir. 

86. Ue yoksa CM,nsa bu asa-yi hiiner ile ne vakii o ^Jir'avn'i altiist ederdi? 

"Cub-i hiiner" (>* u^) den murad, asa-yi mu'cizedir. Ya'ni "Eger sahs-i 
vahidden ibaret olan Musa (a.s.) yiiz milyon kimse halinde olmasa idi, mil- 
yonlarca tebeaya malik olan Fir'avn'i bir asa-yi mu'cize ile altiist edip mul- 
kiinii harab edebilir mi idi?" 

87. Ue yoksa bir bidevi ile Otfuh, ne vakii sarki ve garbi kendinin cjark-abi 
ederdi? 

Ve keza §ahs-i vahidden ibaret olan Nun (a.s.), milyonlarca §ahis hiik- 
miinde olmasa idi, (,& j,>&i '& ^jS/i 'j± >" V L/> (Null, 71/26) ya'ni "Ya 
Rab, yeryiizunde kafirlerden bir'dbnup dola§an birakma!" diye ettigi bir bed- 
dua ile ne vakit §arki ve garbi tufamna gark ederdi? 



C £P? 



AHMED AVNt KONUK 

88. Diaklm olan JZut'un hir Auasi, onlann sehirlerini, mura&siz oliuhlan hal- 
de koparmaz idi. 

"Rad" comert ve dana ve hakim ma'nasinadir. Ya'ni "Hikmet-i ilahiyye- 
ye vakif bir nebiyy-i zi§an olan Lut (a.s.)m, muhalefette inad eden kavmi 
aleyhine ettigi bir dua onlann Sodom namindaki §ehirlerini, muhalefetlerinde 
muradsiz olduklan halde coktiirdu. Eger bu nebiyy-i zi§an tek basma oldugu 
halde binierce sahis hiikmunde olmasa idi bir duasiyla binlerce halki recfe ile 
helakedermiidi?" 

89. Onhnn Jirdevs a&i olan sehirleri, hira su 'Dick' si oUu; ondan nisan aorl 

kavm-i Lut'un cennet-i Firdevs gibi muntazam ve muferrih olan whir- 
led coktii ve krom ma'denini havi pis kokulu bir su kaynadi ve §ehrin ma- 
halli bu kara suyun Dicle'si oldu. Onun ni§am bu giin bakidir. Binaenaleyh 
sen o nisam ibretle temasa et! 

90. ^u nisan ve hu haher Sam larafindadir; aecerken onu Oiudiis yolunda qo- 
[89] .... 

rursun. 

Bu ni§an ve Kur'an-i Kerim'deki bu kissanin haberi §am tarafmdadir ve 
elyevm "Lut golu" derler. Bu golii Kudus yolunda guzergahda tesaduf edip 
gorebilirsin. 

91. ~Y>uz hinlerce Diakk'a tapan evliyanm eli ile, mukakkak her hir karnda si- 
yasetler vaki'dir. 

Ankaravi hazretleri ikinci misra'in nihayetinde "budest" lafzmi "bude-est" 
fiilinin mahaffefi olarak alrm§ ve "vaki* olmustur" ma'nasim vermi§tir ; ve bu 
suretde ibareyi tetmim icin terciimeye "icm" ma'nasina olarak bir "cihetin- 
den" kelimesini ilave buyurmak mecburiyetinde olmustar. hazrete gore ter- 
cume §6yle olur: "Yiiz binlerce enbiya-yi Hak-perest cihetinden muhakkak 
bir karnda siyasetler vaki' olmustar." Fakat fakir "be-dest" lafzini ba-yi ilsak 
ile "el" ma'nasina olan "dest" kelimesinden miirekkep addedip ibare-i beyt-i 






MESNEVI-t §ER1F §ERHl / V. CtLT • MESNEVf-3 • 

§erifi c— Vf^ L- j) ju *j* c—jj j>- ^^ o\j\y* j^ c—j^ suretinde anladim ve 
ona gore terciime ettim. Ma'na zahir oldugundan izaha hacet yoktur. 

92. Ue eger soylesem bu beyan ziyade olur. Dios, tiger ne olur ki da'glar kan 
olur. 

Ve eger enbiya ve evliyaya muhalefet yiiziinden vaki' olan kahr-i ilahi 
kissalanni birer birer soylesem pek cok uzar ve uzadikca teessiirden cigerle- 
re kan toplanir. Cigerlerin ne ehemmiyeti olur! Zfra tecelli-i kahrf ve celaliden 
azimii'l-cusse olan daglar kan olur. 

■5j J tJjjZ' OJ-i> Oy>- { J^> y *j*~*i ^ jVi J U4^ ^J^ 1 ^J^ 

93. 'Daglar kan olur ve tekrar o donar; sen kan olmasmt gormezsin, korsiin ve 
merdudsun. 

"Daglann kan olup tekrar donmasi"ndan murad, bilcumle e§yamn her 
an-i gayr-i munkasim icinde tecelli-i kahri ile ma'dum ve bu i'dami miiteakib 
tecelli-i lutfi ile mevcud olmasidir. Ehl-i hakikat buna "teceddud-i emsal" der- 
ler. Bu babdaki fzahat Fususu'l-Hikem'de Fass-i §uaybfdedir. Ve I. cildde 
1 1 55 numaraii beyitten itibaren bu teceddud-i emsal bahsi gecmi§tir. 

94. ZKeskin gozlii uzagi goren acft) bir korsiin; fakat deveden yiiniin gayrini gb- 
remez. 

Ya'nf "Senin akl-i maa§inin gdzii gayet keskindir. Fezada pek uzak olan 
ecram-i semaviyyeyi rasad eder. Ilm-i hendesenin ve riyaziyyenin dakayi- 
kini goriir ve felsefe ve maani ve mantik ve bedi' ve beyan gibi ilimlerin in- 
celiklerine niifuz eder. I§te bunlann hepsi devenin tuyunii gormek kabilin- 
dendir. Zfra kendi viicudun dahi e§yadan bir §ey oldugu halde an-i gayr-i 
munkasim icinde vaki' olan bu teceddiid-i emsali nefsinde goriip idrak ede- 
mezsin." 

u*j^ s^** J j b >j***> ^ u**j ^ cfj*- ***** j^y*iy 

95. Uius-i insdnm ziyddeliginden mu-be-mu goriirsun; ayi gibi maksudsuz rak- 
si bilirsin. 



Q 



AHMED AVNl KONUK 

"Sarfe" ziyadelik ve riayet ve hile ma'nalanna gelir. Burada ziyadelik 
ma'nasi miinasibdir. Ya'nf, "Ey cismam olan kimse, insana mahsus olan hir- 
sin ziyadeliginden ve §iddetinden umur-i diinyeviyyeyi inceden inceye goriir- 
siin; fakat senin bu gdrii§unun hayat-i ebediyyeye ne faidesi vardir? Senin 
miicadele-i hayatiyye adini vererek umur-i diinyeviyye igin girpinman hakf- 
katte ayi gibi maksadsiz raks etmekten ve oynamaktan ibarettir. Sen ancak 
boyle dipsiz ve ma'nasiz raksi bilirsin. 

96. ^aksi orada ei ki kendini huasin, pamuau sehvet yarasmdan ko-parastn. 

Raksi ya'ni hayat mucadelesini, o makamda et ki, kendi mevhum olan 
varhgini ve enaniyyetini kirasin ve pamuk gibi, muhtelif heva ile o tarafa bu 
tarafa ugan ve §ehvet-i nefsaniyye yarasi iizerine konup yapi§an havassini 
bu yara iizerinden koparasin. 

Sx£ Ot-U*^ j> Cliyr j ,_/**j •AjuS" jb^ $y- dy*- j-Ul ,j**j 

97. Brier raksi kendi kanlannda ederler; raks ve cevelam meydan tarafindan 
yapariar. 

Er olan kimseler, hayat mucadelesini kendi enaniyetlerini oldurmek husu- 
sunda yapariar; ve o raksi ve cevelam ya'ni o miicadeleyi miicahede ve riya- 
zet meydamnda yapariar. Zira cihad-i ekber budur. 

98. ^Vaktaki kendi ellerinden kurtalurlar, hir el ctr-parlar; vaktaki kendi naks- 
lanndan sicrarlar, hir raks ederler. 

Erler miicahede ve riyazet meydanmdaki raks ve cevelanlan netfcesinde 
kendi nefislerinin yed-i tasarrufundan kurtulduklan vakit, kemal-i meserret- 
le zahiren cisim ellerini ve batmen run ellerini girparlar ve bu suretle kendi 
noksanlan olan nefisierinin sifatindan sifat-i nlhaniyye sahasina sigradiklan 
vakit, zevk ve siirurla raks ve sema' ederler. 

99. Onlann mutribleri iceriden def calarlar. HJenizler onlarin surislerinden ko- 
■pururler. 



6 £p a 



r 



MESNEVf-l §ERfF §ERHl / V. ClLT • MESNEVr-3 • "®Nj§ 

100. Sen dollar iizerinde yapraklan, sabd ruzganntn iahrikinden el cirpict vt 
rahs edict gormezsin. 

Arif kemal-i irfana vasil oldugu vakit, hakayik-t e§yayi kendinde mii§ahe- 
de eder. Esma-i ilahiyye zikrinin avazini kendisinde isjtir. Her bir hakikat-i 
kaineyi tarab ve §adf iginde bulur; ve denizler bir arifin varlik kaydindan kur- 
tulmasmdan dolayi cu§ ve huru§a gelip kopiik sagarlar. Zira ecza-yi alem eh- 
lullah igindir; ve insan-i kamil kiilldur ve bilciimle alem onun ciiz'udur. Ey 
kendi varhgi hakayik-i e§yaya hicab^olan cismani! Sen agaglann dallan iis- 
tundeki yapraklan, latff saba riizgan gibi tahrik eden tecellf-i Hak'tan el gir- 
pici ve raks edici bir halde goremezsin (Bahru'1-Ulum ve Hz. Imdadullah ve 
Veil Muhammed §erhlerinden hulasadir). 

101. Sen gormezsin jakat onlann kulaklan icin, ve dollar iizerinde yavraklar 
dahi el cuvicidir. 

Evet, sen gdrmezsin, fakat ariflerin kulaklan, bunlann tarab ve §adilerini 
ve ahenklerini dinlemeleri igin, agag dallan iizerinde yapraklarda el girpici bir 
haldedirler. 

102. Sen yavraklann el cirpmasim goremezsin; goniil kulagi lazimdu, hu cisim 
kulagi degil! 

Evet, sen yapraklann el girptiklanni goremezsin; onlann ahenklerini isjt- 
mek igin, bu cisim kulagi i§e yaramaz; goniil ye can kulagi lazimdir. Nitekim 
ayet-i kerimede '^^ 'd^s V ^T, *a1^ J4J \l\ ^ '^ jf, (Isra, 1 7/44) ya'ni 
"Ve Allah'i hamd ile tesbih etmeyen'higb'ir §ey yoktur ve'lakin siz onlann tes- 
bihlerini idrak edemezsiniz." 

£j> li I J OU- j^m ^ U fjj> j JjA jl Xf j j* j>/ 

103. lias kulagtm kezlden ve yalandan hagla, id ki sehr-i cam fiirug ile goresin. 

^"HezTden murad, hayat-i diinyeviyyedir. Nitekim ayet-i kerimede sCu d\ 
j^'j vJ uJi (Muhammed, 47/36) ya'ni "Diinya hayati laib lehvdir" buyuru- 
luyor. Ve "yalan"dan murad dahi, viicudda da'va-yi istiklaldir. Ya'ni "Hezl- 



t^p 



AHMED AVNl KONUK 



den ve oyundan ibaret olan hayat-i diinyeviyye ahenklerine kar§i, bu zahir 
ve cisim kulagmi bagla ve nefsinin vucudda istiklal ve enaniyet da'vasina 
kar§i sagir ol! Ta ki nazanndan bu alem-i kesafetin dagdagalan zail olup 
olanca parlakligi ile can §ehrini goresin!" 



oil 3* j» ^ji itjfc j£ J>~> ji **>** J»f ±*£ s* 

104. JMukammel' in kulacji sbzde sir feker ki, ona Diak JCu/an'da Diixve 
iiziin" tier. 

Gormez misin can aleminin sultani olan Muhammed (s.a.v.) hazretlerinin 
miibarek kulagi bu alem-i kesafetin harf ve saVti icinde, kulub-i be§erdeki es- 
ran ceker ve isjtir. Nitekim Hak Teala Kur'an-i Kerim'de o sultan-i enbiyayi 
Vit'^ (Tevbe, 9/61) ya'm "0 kulaktir" buyurur. Bu bevt-i jerifte sure-i Tev- 
be'de olan §u ayet-i kerimeye i§aret buyrulur: Ji oil _^ o_>J>o ^i o ». && ^j 
j^J^olt {Tevbe, 9/61) Ya'ni "Ve munafiklardan ba'zilan vardir ki Peygam- 
ber'e eziyet ederler ve "0 kulaktir" derler. Ey Peygamberim, sizin igin hayirli 
olan kulaktir, de!" Bu ayet-i kenmenin sebeb-i nuzulu budur ki: Resul-i zfsin 
Efendimiz'in giyabinda miinafiklar §an-i niibuwete layik olmayan sozler soy- 
ler idi; ickrinden ba'zilan: "Susunuz o ba§tan ayaga kadar kulaktir, bizim soz- 
lerimizi i§itip bilahire bizi kepaze eder" dedi. Ve bu ayet-i kenme nazil oldu. 
Ya'm "Evet, Peygamber kulaktir, sizin esranmzi giyabda dahi dinler, fakat 
onun boyle basten ayaga kadar kulak olmasi sizin igin hayirlidir" buyruldu. 

105. O ^Peygamber banian ba$a kulaktir ve gozdiir. 'Ttiz onian tazeyiz O mur- 
zidir; biz sabiyiz. 

Peygamber-i zi§an her ne kadar surette bir cism-i kesif goruniirse de 
ruh-i musavver halinde bulundugundan, hassa-i run iktizasinca, vucudunun 
hey'et-i mecmuasiyla uzaktan ve yakmdan isjtir ve goriir. Biz varisan-i Mu- 
hammedinin ervahi, o nebiyy-i zi§andan tazelenir ve taravet bulur. Bu ruha- 
niyyet sutunu bize emzireii odur ve biz dahi onun emzirdigi ruhaniyyet su- 
tiinu igip, nesv u nema bulan sabileriz. Uzaktan ve yakindan hey'et-i mec- 
muamiz ile gormek ve isttmek hassasim o hazrete kemal-i tebaiyyetten bu- 
luruz. Nitekim Hz. Omer (r.a.) bir ayhkyoldan Hz. Sariye'nin harekat-i har- 
biyyesini gordii ve ona kumanda edip isjttirdi ve Hz. Sariye de uzaktan Hz. 
Omer'in sesini isjtti. 

O 



MESNEVt-1 §ERIF §ERHt / V. CtLT • MESNEVl-3 • 
106. rBu sozttn nihayeti yoktur; fil ehli tarafina gen stir ve ha§langi$ uzerine siir! 

Ba§tan ba§a kulak ve goz olmak ve mi§kat-i hatem-i enbiyadan ruhani- 
yet sutunii emmek sozlerinin nihayeti yoktur. Fil kissasi tarafina geri done- 
lim ve basjangica riicu' edelim. 



Fil yavrulanna taarruz edenler kissasinm bakiyyesi 



107. w Jil her agzi kohlar; her he$erin mi'desinin etraftm dolamr." 

Bu soz, hakfmin Hindistan'daki yolculara olan nasihatinin maba'didir. Bu 
kissa Mevlana Camf hazretlerinin Nefehatu'l-uns'dz naklettigi Ebu Abdullah 
el-Fasf kissasi olmasi me'muldur. Bu naklin terciimesi §udur: "Ebu Abdullah 
el-Fasi dedi ki: "Seyahatlerimin birinde gemiye binmis, idim. Firtina koptu ve 
azim tufan zahir oldu, gemi halki duaya ve tazarru'a basjadilar ve nezirler et- 
tiler. Bana da, sen dahi bir nezir et! dediler. Ben diinyadan miicerredim, ne 
nezr edeyim? dedim. Israr ettiler. Eger Hak Teala beni bu beladan halas eder- 
se asla fil yavrusu etini yemeyeyim, dedim. Bu nasil nezirdir? dediler. Hatm- 
ma boyle vaki' oldu ve Hak Teala dilimde boyle can kildi, dedim. anda ge- 
mi kinldi ve ben bir taife ile sahile du§tuk. Birkag giin gegti, hicbir §ey yeme- 
dik; ansizm fil yavrusu zahir oldu,- onu tuttular ve oldurup etinden yediler ve 
bana da teklif ettiler,, Ben fil yavrusu yememege nezr ettim, dedim. Makam- 
i lztirardir ve nakz-i ahde ruhsat vardir diye israr ettiler. Bu ahdimi bozma- 
dim ve sabr ettim. Sonra uyudular. fil yavrusunun anasi geldi ve koklaya- 
rak yenilmis, olan yavrusunun kemiklerine kadar eri§ti ve onu kokladi, on- 
dan sonra bir bir adamlan koklamaga basjadi. Herhangisinde o kokuyu bul- 
du ise onu oldurdii. Ba'dehu bana geldi ve beni de kokladi ve benden hie. ko- 
ku bulmadi, Hortumuyla arkasina binmem igin i§aret etti, bindim; o gece git- 



*$»> 



AHMED AVNl KONUK 



ti ve sabah vakti beni bir mevzi'e getirdi, inmemi isaret etti. tndim ve o av- 
det etti. Ba'dehu bir taife zahir oldu ve beni evlerine goturduler ve halimi sor- 
dular. Kissayi acikca soyledim. Bana dediler ki: Sekiz giinluk yoldan seni bu- 
raya bir gecede getirmi§tir." 

Fillerin bu hali kat'a miibalagaya haml olunamaz. 1908 sene-i miladisin- 
de Hindistan'da Haydarabad Dekken'de bir seylab vaki' olup filler o seylab 
esnasinda bogulmak tehlikesinde kalan insanlann imdadina kosmustar ve 
pek cok insan kurtarmisjardir. Bu felaketten kurtulanlann kism-i kullisi, bu 
hayvanlara medyun-i sukran kalmisjardir. 

108. id ki kendi oglunun kehahim nerecle hulursa, onun cezdsi hakkmda kahr 
u rii$ gostere." 

v ^J J^ <J^ ^^ <- : -~^ <-SjJ>" J>- d\f^ ij^i^> £ 

109. Uiakk in kullannin etlerini yersen, onlan giuhet edersen ceza goriirsun. 

"Keyfer" kotuliige mukabil verilen ceza demektir. Cenab-i Pir fil yavrusu- 
nun etini yiyenlerden, o yavrunun anasinin intikam almasi kissasindan gry- 
bet-i nasa intikal ve giybetten tahzir buyururlar. Zira bir mu'mini giybet etmek 
batmda olmus. bir kardesmin etini yemek oldugu Kur'an ve hadfs ile sabittir. 
Nitekim Hak Teala buyurur: C <-A ^ jH 'ji **?JJ\ L>Jl uL' J^l' 'J*> Y, (Hu- 
curat, 49/12) ya'ni "Ba'zimz ba'zisim giybet etmesin. Sizden biriniz 61mu§ 
kardesjnin etini yemeyi sever mi?" Ve Resul-i zi§an Efendimiz de §6yle buyu- 
rurlar: e-^j jrti u. ari is h-. *ir *i jj _, i^\ ^ *^- «Jt J\} g^ j *^» ^ jr\ ^ 
>£~i j ya'ni "Dunyada kardesjnin etini yiyen kimseye ahirette onun eti gos- 
terilir; ve onu diri olarak yedigin gibi olii olarak dahi ye! denilir. Binaenaleyh 
bagirarak ve igrenerek yer." 

[1081 ^ fl kmm ki, sizin agzmizykoklayia Didhk'tir; sddtkin gayri olan kimse 
ne vakit can kurtaru? 

t ^ Bu beyt-i §enfte Ijjit % 'j* V. ^ Y\Jjx^\ oil ^ 2i ^ ij^y °$) \^' 3 
^Ji (Mulk, 41/13) ya'ni "Soziiniizu giz'leyin yahut'izhlr edin^ muhakkak 
Allah Teala kalbinizdeki olani biliyor, yaratan bilmez mi? Halbuki o Latff ve 
Habir'dir" ayet-i kerimesine i§aret buyrulur. Ya'ni "Sizin batminiza nazir olan 



C £P? 



g|pr^ MESNEVI-l §ERIF §ERHl / V. ClLT • MESNEVI-3 • 

sizi yaratan Hak'tir. Kalbi ve batini dogru olandan ba§kasi canini tecelli-i 
Muntakim'den kurtaramaz." 

-JVJ U S*Jj> j JT jJW -Lib j*SsJ iJ l 5~S i- l e^ i J~*^> <J> tS'J 

111. Day o efsusiye ki, firarda (IMiinker veyd O^eku onun koku tutucusu ola! 

"Efsus" teessiif ve hasret ve sihir ve hezl ve zuliim ve sitem ve yolsuzluk 
ma'nalanna gelir. Burada her iic ma'na miinasib olur. "Miinker" naho§ ve la- 
yiksiz ve tanmmamis, ma'nasmadir. "Nekir" yabanci ve muhis, ma'nasinadtr; 
zidd-i ma'rifet olan "nekref'ten mu§taktir; ve olii kabre konduktan sonra 
onun ruhuna zahir olan iki melegin adidir. Bunlar bir olixye Rabb'inden ve di- 
ninden ve peygamberinden sual sorarlar. Hind §arihlerinden §eyh Abdiillatff, 
Abdiilhak Dihlevi hazretlerinin Mi§Mt Tercumesi 'nden naklen der ki: "Kafir- 
lere ve fasiklara Miinker ve Nekfr ve mii'minlere Mube§§ir ve Be§fr olarak su- 
- al sorarlar." Bu ma'naya gore sual melekleri kafirlere ve fasiklara ancak cirkin 
ve korkunc, surette zahir olurlar ve bu beyt-i §erifte de bu kavle mutabakat go- 
riilur. Buyururlar ki: "Mezarda Miinker ve Nekir'in sual sordugu kimselerin 
vay haline!" Malum olsun ki, run cisimden alakasini kestikten sonra cisim ce- 
mad halinde kalir ve bu cisim taaffun edip dirileri iz'ac etmemek icjn topraga 
defn olunur. Binaenaleyh cisme i'tibar yoktur. "Mezar"dan murad, ruhun in- 
tikal ettigi alem-i berzahtir ve yevm-i ba'se kadar ruh bu alemde ya mun'am 
veya muazzeb olur. Bu tena'um ve azabin niimunesi diinyada rii'ya alemidir. 

112. oluler&en ne aijzi galmacfa, ne agzini ila$ vericilerden ho§ etmecje imkan 
varl 

Bu alem-i berzah, batimn zahir oldugu bir alem oldugundan, diinyada ol- 
dugu gibi bir kisj o alemde zahiriyle batinim gizlemek miimkin degildir. Bina- 
enaleyh diinyada giybet eden kimse o alemde ne agzini degi§tirip latff yapa- 
bilir ve ne de agzini temizlemek icin ilag vericilerden yardim gorebilir. an- 
cak kendi ameliyle kalir ve batini ne halde ise o alemde zahir olur. Nitekim 
ayet-i kerfmede jj\* % i^'^^u yijji 'Jj \° y „ (Tank, 86/9) ya'nf "Sirlann za- 
hir oldugu giind'e, o kimse icin kuvvet ve yardimci yoktur" buyurulur. 

113. unuhakkak nikub icin su ve yag yoktur, Slkd ve idrahe Kile yolu yoktur, 

Q 



AHMED AVNl KONUK 

"Ab u revgan" Bahar-i Acem'm beyanina gore, dogru ile yalanm ihtilafin- 
dan kinayedir. Giyasu'l-Lugat in beyanina gore tezyin-i kelam hususunda te- 
kelliif etmekten kinayedir. Ya'ni "Diinyada icin baska diisuniir, dilin siislu ke- 
lamlar ile baska ifadede bulunur. Bu suretle o siislu kelamlan batimmn yiiziine 
nikab yaparsin; fakat mezarda ya'nf alem-i berzahta igin disma giktigi vakit, 
Miinker ve Nekir'i kandirmak icin boyle bir nikab yoktur. Orada akil ve idrakin 
hfle ve icadina yol yoktur. Ahval-i batmen ne halde ise oylece de goriiniir." 

114. Dier herze uiykinin ba$inave hi$ina onlann io-puzlanmn darbeleri ne ka- 
dar ctocjer. 

"Miirz"iin miiteaddid ma'nalan vardir. Burada mak'ad ve kig ma'nasina- 
dir. Ya'ni "Miinker ve Nekir hayat-i dunyeviyyesindeki gayeyi fevt etmis, ve 
alem-i terzaha sifru'1-yed olarak donmiis, olan her bir herze yiyen kimselerin 
basma ve kicma o kadar topuz vurur ki, had ve hesaba gelmez. Bu hal, 
rii'yasmda muazzeb olup uyanamayan kimselerin haline mutabiktir." 

115. Uier ne kadar sureilerde, sopa ve demir aormez isen de S^zrail'in to-pu- 
zunun eserine baki 

"Giirz" kalin sopa ucuna takilmis, demir topuz ma'nasinadir. Eskiden 
harplerde kullanilirdi. Azrail (a.s.), suretten ma'nayi nez'e me'mur olan bu- 
yiik bir melektir. Bu melek hakkindaki izahat yukanlarda gecti. Ya'ni "Hal-i 
ihtizarda bulunan bir kimsenin haline bak! Her ne kadar zahirde sopa ve de- 
mirden miirekkeb olan topuzu goremez isen de, bu ma'nevf topuzun eseri 
muhtazir olan kimsenin viicudunda gdriinur." 

116. SAra sua suretie de goruniir. Ondan ancak hastaya dgahhk olur. 

Ya'ni "Hz. Azrail'in alet-i darbi ba'zan suver-i hayaliyyede dahi goriiniir. 
Fakat ona ancak hasta ve muhtazir olan kimse vakif olur. Zira muhtazir ha- 
yat-i diinyeviyye ile hayat-i berzahiyyenin hadd-i fasihnda bulundugu igin, 
iki tarafa da nazir olur. Binaenaleyh hal-i ihtizarda ona suver-i berzahiyye in- 
ki§af eder ve bu hal icinde, gordiigii §eyieri etrafinda bulunanlara lisan-i za- 
hirile soyledigi vakit, sayikladigma zahib olurlar." 

^^ 



MESNEVf-1 §ERIF §ERHl / V. ClLT • MESNEVI-3 • 

1 1 7. hasia der hi: "Gy benim dostlanm, benim kpelerimin iistiinde bu hilitiQ 
nedir? 

Hind niishalannda bu beyt-i §erif §6yledir: c~~^- ^f >. ^ j^j ^ <*/ 
C s* 6j j> j^^ ^ Ya'nf "° nasta der ki: Ey mahremim olan dost, ba§imin te- 
pesinde bu kilig nedir?" Ya'nf nasta etrafinda bulunanlara gordugu suret-i ha- 
yaliyyeyi soyier. 

Jl^jl c * ji\ £ J> c—l JL^ ts~ JL^ jA -^ f~i J u 

118. xxr Biz yormuyoruz; bu hayal olur." Hu ne hayaldir hi bu iriihaUir. 

Hastanin yamnda olanlar derler ki: "Biz senin soyledigini gormuyoruz. Bu 
hayaldir. Bu hastaligin iktizasi olan sayiklamadir." Cenab-i Pir onlara ceva- 
ben buyurur ki: "Hayal ne demektir! Bu hastanin alem-i berzaha intikali ha- 
lidir, size gore hayaldir, fakat muhtazira gore hakfkattir." 

dy? xi JL+ jt\ s-^ J 1 ^fi t^ ^ ^ ^ '^ ^ ** 

119. iSu ne hayaldir hi, bu rprh-i ma'hus, bunun korhusundan simdi bir hayal 
oldu. 

Yine Cenab-i Pfr buyurur: "Bu nasil hayaldir ki muhtazirlann havass 
hamse-i zahiresiyle meshud olan bu kubbe-i felek bu hayalin korkusundar 
o an-i ihtizar iginde bir hayal oldu. Hie. boyle hayal mi olur?" 

120. Topuzlar ve hdiclar hastanin onunde mahsiis oldu ve onun bast menhus oldi 

[118] r 

121. O an aorur hi, onun i$indir, dilsmamn aozu ve dosiun aozu ondan baylar 
mxstir. 

Muhtazir ancak kendisine aid olan a'malinin suretlerini goriir, onun goi 
diigu §eyleri ne dostlan ve ne de dusmardan goremez. Zira hayat-i diinyevi} 
ye muhtazinn gordiigiinu gormege hicabdir, Nitekim evvelce kendisinin he 
yat-i diinyeviyyesi de, kendi amelinin berzaha aid olan suretlerini gormeg 
hicab idi. 



AHMED AVNl KONUK 

xts jijj^- € ^jj j\ r^r -^ yj Jh»^r 3 ^J ^ o*S- 

122. Diirs-i diinya gitti ve onun gozii keskin ollu. Onun gozii hun-nz vaktin- 
&e aydm oldu. 

Diinyaya taalluk eden hayat sonmek iizere iken muhtazinn diinyaya 
olan hirsi bi'1-iztirar gitti ve bu hayat-i dunyeviyye perdesi kalkmca onun 
gozii alem-i berzahi gormekte keskin oldu ve hun-nz vaktinde, ya'ni Azrail 
(a.s.) vazifesini icra ettigi vakitte, ruhunun gozii parlak oldu. Bu beyt-i §e- 
rifte ±J>- VJi '£-5 'M* ^ '&& (Kaf, 50/22) ya'ni "Biz senden perdeyi ac- 
tik. Im'di senin basann bugiinde keskindir" ayet-i kenmesine isaret buyrulur. 

jl (,-iot j jl j£ *«^ jl jl r^r ^'-^ f^* ^- £/* 

123. Onun gozii vakitsiz ku$ geUi, onun kihrinin ve cjazahmm nettcssinden. 

Ya'ni muhtazinn gozii., kendi halini oliirken gordii, gordii ama vakitsiz 
gordii. Eger hayat-i dunyeviyye devam ederken, ihbar-i ilahi ve peygambe- 
riye i'timad edip akil goziiyle gore idi, vakitli gormek olurdu. Ve o vakit ken- 
disinin su'-i a'maline vakif olup tovbe ederdi ve bu gorusu makbul olurdu. 
Fakat ne care ki, kibir ve gururu ve gazabi sebebiyle aklimn gozii goremedi. 
Binaenaleyh onun gozunun boyle vakitsiz gormesi, vakitsiz oten kusa ve ho- 
roza benzedi. 

124. DCu§un ha§im kesmek vaab geUi; zua ki pngiragi vakitsiz kimildahr. 

Vakitsiz oten ku§, sebeb-i infial oldu ve mes/um bulundugu igin, onun ba- 
§im kesmek ve ona kahr ile muamele etmek lazim geldi. Binaenelayeh muh- 
tazinn boyle vakitsiz gormesi de calib-i merhamet olmadi; bilakis sebeb-i 
kahr ve azab oldu. 

\j CJUJ jU- fj> jJui j5o \j cJbr jy~ C—1 ^j-y jUj /> 

125. Senin cammn cuz'ii i$in her zaman hir nez variir. Canimn nez'inde 
unaninn hak! 

"Camn cuz'u"nden murad, mumidd-i hayat ve muferrih-i zat olan nefes- 
tir. Insan her nefesi ahp verirken bir fikir ve bir amel icindedir. Bu nefes, fe- 
na fikir ve amel halinde insandan mtinfekk olursa, alem-i ma'nada girkin bir 

© 



MESNEVl-1 §ERIF §ERHt / V. ClLT • MESNEVI-3 • "^^S 

suret iktisab edip gerek diinyada ve gerek ahirette sahibine musallat olarak 
ta'zib eder; ve eger iyi fikir ve amel halinde insandan miintezi' olursa, giizel 
ve latif bir suret iktisab edip diinyada ve ahirette sahibini taltif eder. Imdi ca- 
mn ciiz'iinun nez'inde hal boyle olursa kulluniin nez'inde nasil olur, var ki- 
yas etf Ve onun nez'inde fikrinin ve amelinin sermayesi ve kiillii olan imani- 
na bak! 

ll—w*l y»Jj>\ JUJJ JjjL" l_~JJ J jjj tl~wx!j j 0w»-* JjjL" 4J j*£- 

126. Senin omrun alhn kesesine henzer. fyece ve gunduz alhn sayici misalidir, 

Senin omriin altin kesesi ve ahp vefdigin nefesler de altin gibidir. Miite- 
akiben gelip giden gece ve giindiizler dahi altin sayan sarrafa benzer. 

127. iPllhni hila-tevakkuf sayar ve verir. O^fihdyet ho$al\r ve husuf gelir. 

Gece ve gunduz sarrafi senin altin gibi olan nefeslerini sayar ve sarf eder. 
Nihayet omiir kesesi, nefesten hall kalir ve ruh-i insaninin ameline alet olan 
ruh-i hayvanfde husuf vaki' olur. 

128. Sger dagdan alir ve yerine hoymazsan o vermehten, istikrdrdan gider. 

"Ender ameden ez pay" (ts^J ^jJjM\) "Istikrardan gider" demektir. Zfra 
"ender" kelimesi gayriyyet ma'nasini ifade ettiginden -bfj-ui ^j ya'ni "gider" 
ve "pay" burada "istikrar" ma'nasina gelir. Ya'ni mesela, "Eger dagin ecza- 
sindan ahp kopanr ve yerine koymazsan, o dagin boyle anen-fe-anen ecza- 
sini vermesi yiiziinden bekasi kalmaz ve istikran gider ve zail olur." 

129. Dmdi her nefesin yerine ivaz hoy, ta hi ve scud v ahierwl den garaz hu- 
lasm. 

Caninin ciiz'ii olup her an senden infikak eden her bir nefesin yerine 
taat-i Hak'tan bir bedel ve ivaz koy, ta ki L»>Sj o^l-ij (Alak, 96/19) ya'ni 
"Secde et ve yaklasj" ayet-i kerimesinde i§aret buyuruldugu iizere bu taat 
neticesinde garaz-i asli ve maksad-i esasf olan kurb-i ilahiye nailiyyet §ere- 
fmi bulasin. 



*$$&> 



AHMED AVNi KONUK 



130. Dslerin kemalinde bu kadar say etme; dinde olan bir emrin gayrinde pa- 
11281 Uma! 

Boyle olunca buz iizerine naki§tan ibaret olan bu viicud-i mecazf alemi- 
nin umurunu kemale getirmek igin, caninin ciiz'leri olan nefeslerini sarf et- 
me, dm emrinden, ya'ni taat-i Hak'tan ba§ka bir i§te gah§ma! 

131. Stfhibei sen na-tamam, islerin ehter ve'ekmegin $ig olarak gideceksin. 

Eger boyle yapmazsan, akibet sen alem-i berzaha na-tamam ve nakis ve 
vazife-i insaniyyen ebter ve miinkati' ve alem-i berzahtaki ekmegin ve zad u 
zahiren gig olarak gideceksin. 

132. ve o mezan ve lakdi ma'mur etmek, tas ile ve iahta ile ve ke$e ile degildir. 

Mahza bu miinfesih cesedin inhilali igin kazilan mezan ve lahdi ma'mur 
etmek, siislu mezar ta§lan ve makbul agaglardan ma'mul ve miinakkas, san- 
dukalar ve iizerlerine ortiilen sirma yazili kegeler ile degildir. 

^ J> Ct* J? J 1 ur* J J J? l9j/ bU* j> \j iyt- <A 

133. 1$eud hendine safvet icinde bir mezar kazasm, onun benliginde bu benli- 
gi dejn edesin. 

Sana faidesi olan mezar, ancak kalbinin safveti iginde kazdigin mezardir 
ki, bu mezar-i safvete Hakk'in hakikf olan varligmda ve benliginde, senin bu 
mevhum olan varhgini ve benligini defn edesin. 



J^j>i jl [a$X* JjL C-^o b" 



Ju*p jjiJU j t£*£ j\ JU- 



134. Onun tovragi ve onun gaminin medfunu olasm, ta ki senin dentin onun 
deminden mededler bulai 

Onun haki, ya'ni Hakk'in varligi muvacehesinde ayaklar altmda gigne- 
nen topraklar gibi zelil olasin ve onun gam-i firkatinin medfunu olasm. Ta ki 
. senin caninin ciiz'leri olan nefesin, Hakk'in nefha-i tecellfsinden yardimlar 
bulsun! 






MESNEVt-1 §ERtF §ERHl / V. ClLT • MESNEVI-3 • "^ 

135. ^Curheler, hubheler ve kiinaareler!.. S^skab-i ma'nadan ha mahhul decjil 

Ashab-i ma'na indinde tiirbeler ve miizeyyen kubbeler ve siislii tavar 
makbul ve mergub §eyler degildir. 

136. §imdi atlas giuen diriye hah, hie ailas onun ahlinin elini iular mi? 

Mesela §imdi bu hayat-i diinyeviyyede atlaslar giyinip zahirini siistei 
olan bir dirinin haline bak! Hig bu suslii atlas elbise, onun ma'nasi olan i 
lina yardima olabilir mi ve o siislii esvablar onun aklmi ve ma'nasmi ki 
vetlendirebilir mi? 

j\ OIJl»p Jj> j^ *£■ ^i-f j\ JL>- Ol c— \ £s* ^\Js-ji 

137. Onun cant o miinherin azabi icindedir. 0am ahrehi onun gam mah 
olan halhindedir. 

"Gam-dan" ism-i mekandir. "Gam" ile "dan" edanndan miirekkeb o* 
gam mahalli demektir. Ya'nf "0 atlas elbiseli kimsenin cam, o fikrin, ya' 
nahos, olan fikrin azabi igindedir. Onun gam mahalli ve menba'i olan kal 
de o nahos, fikir kendisini akrep gibi sokar ve iz'ac eder." 

138. lstari$ten onun zfihiri iizerine nahi§ ve niaar vardu; ve hdhndan enc 
lerden o zar zardir. 

atlas elbiseli kimsenin di§i siislii ve parlaktir; ve igi fena ve sikintil 
du§uncelerden feryad igindedir. 

139. i/e o hir himsevi hi, e&hl Itbds icinde. goriirsun, endi$e nebdi ve soz $ 
gwidir. 

Ya'nf "Bilakis, eski libas iginde gordiigiin bir kimse olur ki, onun fikri 
bata, ya'nf §eker kamigma ve o fikre miistenid olan sozu de o nebato 
kami§tan gikan §ekere benzer." Zira onun efkan vehimden miinbais dej 
Dogrudan dogruya Rahman'dan sadir olur. 

O 



AHMED AVNl KONUK 

Fil yavrularinin hikayesine rucu' 



j>^ii nfj Dbl>- j Ji L" ^ J^j jjI Jj>^ C - ^^ c: ~^' 

140. 9V&siA deii: wr Benim bit nusikatimi linleyin, id ki camniz ve kaMniz 
mihneie diismesinl" 

141. "Ok ue yapraklara kani' olunuz; fil yavrularinin avina gitmeyin 1 / 

142. "iJen hoynumdan nasihai horcunu $ikardim; nasihatin encami ne vakit sa- 
adeiin cjayri olur?" 

"Size nasihat etmek benim boynumun borcu idi, bu borcumu odedim. Na- 
sihatin encami ve neticesi ancak saadetten ibarettir." 

* ju j\ lj L-i j* >Uj I; ^1 «jlJU-j ^J-j <u ^ 

143. "<5izi neddmetien kurtarmak i$in hen risalet tehluji ile geldim. 

"Bilahire basmiza gelecek beladan dolayi, yaptigmiz isten pesiman olma- 
mamz igin sizi ikaz ve teblig-i risalet vazifesi ile geldim." 

144. tt <Sakm olmaya ki tarna'lanniz yol vursunl Sftzih tama'i sizi kokleriniz- 
den ko-parsm!" 

145. 'iWu ieit ve Jiaytr ohunluk eiti ve aiiti. ^olda kaht ve onlann azim ac- 
lihlari oldu. 

^^ 



MESNEVI-I SERIF SERHi / V. CfLT • MESNEVf-3 • 

"Hayr badf kerden" ( o>/ ^>i ^) Bir kimse birine veda' ederken "Gece- 
ler hayrolsun" ve "Ho§ga kalm" gibi sozleri soylemek ve vazife-i veda'i ffa 
etmek ma'nasinadir. Ya'ni "0 nasihat eden hakim bu taifeye bu nasihatleri 
ettikten sonra, veda' esnasmda soylenmesi mtinasib olan sozleri soyledi ve 
gitti. Ondan sonra o yolcular arasinda yiyecek kitligi ve azim achklar vaki' 
oldu." 

f,i>\jy ^.j* <_j^ jji_ s-a-^U- <_£j~" <&<^? OLp Li 

146. ilAnstxin hir yolda semiz ve yeni dogmas hir fil yavrusu cjorduler. 

ag kalan yolcular, gegtikleri yollann biriade yeni dogmu§, tombul tom- 
bul bir fil yavrusuna rast geldiler. 

147. DCudurmus hurt gibi hucum dtiler. Temiz yediler ve ellerini yikadilar. 

148. rejikm hiri yemedi ve nasihat verdi; zira o faktrin sozii hahrda idi. 

Yolculann hepsi o fil yavrusunu yediler; ancak iglerinden birisi yemedi ve 
onlara da "Bu hayvani yemeyin" diye nasihat etti. Qiinku evvelce nasihat 
eden dervisln sozleri onun hatinnda idi. 

149. sbz onun kebabmdan mani' geldi; eski akil sana yeni baht bacjislar. 

O nasihat eden dervisjn sozii o fil yavrusu etinin kebabmdan o kimsenin 
yemesine mani' oldu. Zira o dervi§-i nasih ya§h, tecriibe g6rmu§, akil bir kim- 
se idi; ve eski akil, ey heniiz tecriibesi az olan geng efendi, sana yeni ikbal 
ve baht bagisjar! 

150. n^a'dehu. yathlar ve onlann hepsi uyudular; ve o ac, surude $oban gibi. 

Fil yavrusundan kannlanni doyuranlara uyku galebe etti, hepsi yatip 
uyudular; ve o fil yavrusunu yemeyen kimsenin karni ag bir halde kaldigin- 
dan, viicudunda rehavet peyda olmadi ve binaenaleyh uyumadi ve guya sii- 
rii iginde bir goban gibi bekgi olarak kaldi. 



*$%&> 



AHMED AVNt KONUK 

151. Qordu, korkunc hir fil eri$ti, evvelen aeldi, hekci iarafma ko$tu. 

Uyanik olan kimse gordii ki, deh§etli bir fil gikti, evvelen gelip kendi tara- 
fina ko§tu. 

152. Onun agzint iic kerre hoklali. S^sla ondan layiksiz hir koku gelmedi. 

"Na-giivar" (jijf U) ekl ve §iirbe gayr-i salih olan §ey ma'nasinadir. Bu- 
rada fil hesabina layiksiz koku demek olur. Ya'ni "Fil, uyanik olan kimsenin 
agzim kokladi ve kendisince naho§ bir koku bulamadi." 

153. IZirkac kerre onun eirafini dola§h ve giiii, muhakkak onu cesim olan $ah 
fil incitmedi. 

154. ^Ba'dehii her uyumu$un dudagini kokladi. uyumu$ adamdan ona koku 
geldi. 

155. j\,i, jil-zdaenin kehabindan yemi§ idi; fil hemen onu yirth ve oldiirdu. 

Bu iki beyit yekdfgerinin mutemmimidir. Ya'ni "Fil uyanik adamin etrafi- 
ni dola§ip ona bir §ey yapmadiktan sonra, her uyumu§ adamin agzim kokla- 
di. Fil yavrusunun kebabindan yemi§ olan o uyumu§ adamdan, o file koku 
gelirdi. Fil hemen onu pargalar ve oldiirurdu." 

156. ^Derhal o tdifeden her hirini hirer hirer uirtti ve ondan ona heybei olmadi. 

Ya'ni o taifeyi boyle birer birer helak etmekten dolayi file heybet ve korku 
anz olmadi. Zfra hayvanlann insan cem'iyyetinden iirkmeleri tabu bir haldir. 

cJlSs-i jjjl lyj $j>- Jui Lf ^jt> \j lJIjS' \j tiL y> c~>-Ujl \y> j 

157. I7ter feirim hesabsizca havaya atardi. O^fihayet par^alanir ve yarilmak 



icinde olurdu. 



Q 



MESNEVI-I §ERIF SERH! / V. ClLT • MESNEVl-3 • 

"Giizaf ' (^>!jO herze ve beyhude ve cok hesapsiz ve hadsiz ma'nalanna 
gelir. Ya'nf "Fil onunii ardiru hesab etmeksizin uyuyanlardan her birini hor- 
tumuyla havaya firlatirdi; ve o kimse yukandan asagiya diisiip parcalamr ve 
yanlmak ve parcalanmak hali icjnde oliirdu." 

Bu beyitin ikinci misra'i Ankaravi'de bu vech iledir. Fakat terciimesi bu 
metne mugayir olarak aynen soyledir: "Her birini guzafen onlari havaya atti, 
ta zemine vurdu, ol kimse sjgafte oldu." Halbuki bu terciime Hind niishalann- 
da miinderic olan J>\&> ^ ^ c*> j y. jj Lf ** u ibarenin terciimesidir. Binaenaleyh 
fakir terciimeyi AnAarav7 nushasindaki ikinci misra'in metnine gore yaptim. 

158. By halkin kamm i$en, yoldan savul! Ta ki onlann kani seni cenae geiir- 
mesin! 

Ey halkin kanmi icen kimse, zuliim yolundan savul, ta ki o mazlumun ka- 
ni seni cenk ve intikam meydanma getirmesin! 

jj>c jj Jj\ jjj jl JU *>Jlj jJu Ota OLij! jj>- OLiol JU 

159. C/™uhakkak onlann mahni onlann kani hill xXra mat ele kuvveiien gelir. 

"Yemin" kelimesinin miiteaddid ma'nalan vardir. Burada "sag el" ma'na- 
sinadir. "Malin kan mesabesinde olmasf'mn sebebi budur ki, mal, vucud-i 
be§erin harekati ve kuvveti neticesinde kazamhr. Viicud-i beserin sebeb-i ha- 
rekati zahirde kandir; ve Tiirkge'de bu ma'naya mebni "Mal camn yongasi- 
dir" darb-i meseli meshurdur. 

160. [fil yavrulannin analan kin $ekerle.r. [fil yavrusu yiyenleri cezaen oldii- 
rurier. 

Birinci misra'da '^ "kesfden" masdanndan "gekerler" ve ikinci mis- 
ra'daki -ulr "kiisten" masdanndan "olduriirler" ma'nasindadir. "Keyfer" "ce- 
za-yi amel" demektir. "Fil yavrulan"ndan murad, piran-i tarikatin evlad-i 
ma'neviyyeleri ve "analar"indan murad, pfrandir. "Fil yavrusu yiyenler"den 
murad, piran-i tarika kemal-i teslfmiyyet gosteren hakiki salikleri giybet edip 
ma'nen onlann etini yiyen kimselerdir. Ya'ni "Piran-i hakikat, kendi evlad-i 
ma'neviyyelerinden dolayi kin gekerler ve fil yavrulan mesabesinde olan sa- 






PK^ AHMED AVNt KONUK 



likan-i tarikati giybet edip etlerini yiyenleri amellerinin cezasi olarak ya zahi- 
ren veya ma'nen dldururler." 

jlo y j\ J-j ^^>- *j\ j p* j\y+ ijlj (j\ iSjy- ,j» ^> J^ 

161. 6y rii^vet yiyen, fil yavrusunu yiyorsun! Diasim olan fil de senden helak- 
lik grtirir. 

"Pare" lisan-i Farisf de riisvet ma'nasinadir. "Pare-har" rii§vet yiyen de- 
mek olur. "Hasm-i fil" izafet-i beyaniyyedir; ve "hasim"dan murad Hak ve 
hulefa-yi Hak'tir.I "Demar" (jio) "duman" ve "helaklik" ma'nasinadir. Yu- 
kanda "Halkin mail, onlann karudir" buyrulmus, idi. Bu beyt-i §erif dahi ona 
merbuttur. Ya'ni "Halkin mail, onlann kam oldugundan "Ey rii§vet yiyen 
kimse, sen onlann mallanni yemekle kanlanni ddkrmis, ve fil yavrusunu ol- 
diirup yiyenler sinifina girmis, oluyorsun. Halbuki «ui ju jtt-\ ya'ni "Halk Al- 
lah'in lyalidir" hadfs-i §enfi mucibince bu halk, fil yavrulan mesabesindedir 
ve onlann nigehbani Hak ve hulefa-yi Hak olan enbiya ve evliyadir. Bina- 
enaleyh Sen Hakk'in ve enbiya ve evliyamn kahnna ma'ruz bir haldesin." 

h Jr'-y' J^* <£y -^ tk b cfc^ r** *£ b~v ^y 

162. uMekr dusumicuyii hoku riisvay eiti. ZKencli $ociijjiinun kokusunu fil hilir. 

Malum olsun ki, fikir hassa-i ruhtur ve ruha varid olan fikrin menba'i 
dorttur: Rahmanf, melekf , nefsam ve §eytanfdir. Rahmanf ve melekf olan ef- 
kar hayir olup bunlann alem-i ruhaniyetteki kokulan guzeldir. Ve nefsanf ve 
§eytanf olan efkar §erdir. Ve alem-i ruhaniyetteki kokulan girkindir. Bunlann 
kokulanni me§amm-i ruhaniyyetleri agik olan enbiya ve onlann varisleri olan 
kiimmelin-i evliya duyarlar. "Binaenaleyh bir kimse ilka-yi nefis ve §eytan 
ile mekr ve Me du§unucii olursa, alem-i ruhaniyyete inti§ar eden bu fikirle- 
rin girkin kokulan, o kimse her ne kadar kendisini erbab-i sidk ve istikamet- 
ten gosterse bile enbiya ve evliya huzurunda kendisini rezil ve riisvay eder. 
Ve azamet-i ma'neviyye sahibi olup fil mesabesinde olan enbiya ve evliya, 
kendilerine mensub olan ma'nevf evlatlannm aleyhinde bulunan kimseleri, 
onlardan alem-i ruhaniyyete miinte§ir olan bu fena kokulardan bilirler." 

cy'j b J-k^ <^y ^W> ^y? c^, j^ b J^ LSy. ^ *>ji 

163. ki, Diakk'm kokusunu ~)^emenien hulur, hahhn kokusunu henden na- 
si! bulmaz? 



MESNEVM §ERtF §ERHl / V. ClLT • MESNEVI-3 • ~^M 



peygamber-i zf§an ki ^-Ji JJ & cr >-)\ ^^H j\ ya'nf "Muhakkak ben 
Yemen tarafindan nefes-i Rahman'i buluyorum" hadfs-i §erffinde beyan bu- 
yurdugu iizere, Hakk'in kokusunu mekan-i bafdden ve cihet-i zahirden bu- 
luyor, bendeki fikr-i batihn cirkin kokusunu nasil duymaz? 

164. uMddemki CMustafd uzak yoldan koku goiiirdii, hizim atjztmizdan buhu- 
ru nasil bulmaz? 

"Buhur" 6d agaci ve saire gibi giizel koku vermek icin ateste yakilan mad- 
deye derler. "Mademki Mustafa (a.s.v.) Efendimiz, Yemen gibi uzak bir yol- 
dan koku duydu, bizim agztmizdan cikan salat ii selam buhurunu ve onun 
latif kokusunu alem-i ruhaniyyette duyup haberdar olmaz mi?" 

165. ~)^tne bulur, fakat hizden drier. Dyi ve kotii koku semB-ya pkar. 

Ey akil, sen deme ki "Resulullah Efendimiz bu hayat-i diinyeviyye[de] 
degildir. Bunlari nasil duyar?" §ah-i Risalet bu kokulan yine duyar. Zira 
4Ji jj^j j^j oi \jSe 3 (Hucurat, 49/7) Ya'ni "Biliniz ki Ailah'in Resulii sizin igi- 
nizdedir" ayet-i kerimesi mucibince el' an ruhaniyeti ile ciimleyi muhittir. Bu 
iyi ve kotii kokular sema-yi riihaniyyete gikar ve Resul-i zf§an Efendimiz o 
sema-yi riihaniyyete gikan bu kokulan duyar ve Hakk'm Settar ismiyle orter. 

166. Sen uyursun ve o haramm kokusu ye$il renkli cjok uzerine $arvar. 

Sen gaflet uykusu icindesin ve kavlen ve fiilen yaptigin o haramm kokusu 
ye§il renkli olan sema-yi ruhaniyyet uzerine carpar. Nitekim I. cildde miinderic 
olan Hakim Senai hazretlerinin oi**- jLJi^j j£ oUr c^j ^ c— i^L-Tya'ni 
"Can vilayetinde gokler vardir, cihanin gogiine is, buyurucudur!" beyt-i §erifin- 
de bu sema-yi riihaniyyete i§aret buyurulmu§tur; ve sema-i diinyanin rengi maf 
gdriindugii gibi, sema-yi ruhaniyyetin rengi dahi, erbab-i ke§fe yesjl gdriiniir. 

167. Senin firkin nejeslerinin refiki olur , felegin koku duyuculanna kadar gider. 

fena kokular senin cirkin nefeslerinin yolda§i olur. Felegin ruhani koku- 
lanni duyan ervah-i 'aliyeye kadar kadar vasil olur. 



<?g^ 



AHMED AVNl KONUK 



jL dy? -XiIj (p£ J*~> jj* j\ tSy, _j a^s* <Sy, j jS <Jy. 

168. jxwir Kokusu ve hirs kokusu ve tama kokusu, soz soylemekte sogan gwi 
gelir. 

Kibir ve hirs ve tama' gibi sifat-i nesfaniyyeden her birinin ayn ayn birer 
kokulan vardir. kokular soz soylerken sogan yemis, olan bir adamin, nefe- 
sinden nasil sogan kokusu gelirse oylece zahir oluTlar. Bu kokulann idraki iki 
suretie olur: Birisi "firaset-i hikemiyye" ile, digeri de "firaset-i §er'iyye" iledir. 
Firaset-i hikemiyye ile idrak budur ki, mesela kibirli bir kimse soz soylerken 
onun evza'i ve elfaz-i zahiresinden ve soyledigi soziin ma'nasindan kibri an- 
la§ilir. Hirs ve tama' dahi boyledir. Firaset-i §er'iyye ile idrak ise, me§amm-i 
can ile, onun soz soylerken nefesine yoldas, olan kibir ve hirs ve tama' vesa- 
ir sifat-i nefsaniyyesinin kokulanni duymaktir. 

169. 6ger yemin else: "IW ne vakil yemisim, sogandan ve sarmisakian perhiz 
etmisim!" 

Sogan yemis, olan kimse, yedigini inkar edip, "Ben sogan yemedim, so- 
gandan sarmisaktan perhiz ettim!" diye yemin etse, 

1 70. yemin nefesi cjammazlik eder, leraher oturanlann dhnagi iizerine $arvar. 

Iste bunun gibi "Bende kibir ve hirs yoktur" diyen ve yemin eden kimse- 
lerin sozlerine ve yemfnlerine yolda§ olan nefeslerinin kokulan, firaset-i hi- 
kemiyye ve §er'iyye sahiplerine aks edip, gammazlik ederler. 

171. £ok dualar onun kokusundan redd olur. O egri kalb dilinde goruniir. 

"Dua" talep ma'nasinadir, ya'ni bircok sevimli elfaz ile terkib edilmis, olan 
dualar ve talepler, mahza batinin egri olmasmdan dolayi makbul-i ilahi olma- 
yip merdud olur. Zfra talebde esas batindir. Ba§ka dii§unup ba§ka soylemek 
munafikliktir. Nitekim Hak Teala onlan takbihen: J^JS J. t- J*^jL-Jt. djlyk 
(Feth, 48/11) Ya'ni "Kalblerinde olmayan §eyi dilleriyTe sdylerler" buyurur. 
Binaenaieyh o kalbdeki egriligin kokusu, o siislu elfazi mahmul olan nefes- 
lere yoldas. olup lisan-i zahirde goruniir. Mesela bir kimse batininda fisk u fii- 






MESNEVM §ER!F SERHf / V. ClLT • MESNEVI-3 • 

cur diisuniip dururken, lisamyla: "Ya Rab bana servet ihsan et, fakirlere in- 
fak edeyim!" diye dua etse, Cenab-i Hak onun kalbine nazir oldugundan bu 
duasini red buyurur. Bu dua bahsinin tafsili Fususu'l-Hikem 'de Fass-i §isf de 
beyan buyurulmu§tur. Burada fzahi uzun olur. 

172. O Auamn cevabi ly~s?M cjelir. Dier deganin sezasi redd sopasi olur. 

"Dega" "hile" demektir, ya'ni batini egri oldugu halde zahiren diizgiin ve 
fasih elfaz ile edilen dua ve talebin cevabi Hak tarafmdan "Ihseu!" ya'ni 
"Ho§t!" gelir. Zira her hflenin layiki red sopasidir. Nitekim kafirlerin alem-i ahi- 
rette azablan §iddetlendigi vakit, duaya basjayip ooU l/ji uTj tj>i£ uL cjk Wj 
(Mii'minun, 23/106) ya'ni "Ey bizim Rabbimiz, bize §ekavetimiz galebe etti ve 
biz delalete du§mu§ .plan taifeden olduk" derler. Hak Siibhanehu ve Teala haz- 
retleri onlara cevaben OjJ& % {& \jL^\ jt» (Mii'minun, 23/108) ya'ni "Ho§t! 
Susun, orada dirianrp durmayin!" 'buyurur. 

173. Ecjer senin soziin egri, ma nan dogru olursa, o lafiz egrilicji Oiudanm 
mahhuliidiir. 

Eger senin soztinde fesahatin ve belagatin olmasa ve kelimeleri yanhs. te- 
laffuz etsen bile, ma' nan ve muradm dogru ve selim olursa, senin lafzi yan- 
lis, ve ma' nasi diizgun olan duam Hak Teala hazretleri kabul buyurur. 



C=~ 



Onun beyanindadir ki muhiblerin hatasi mahbubun 
nezdinde yabancilann dogrusundan daha iyidir 



174. O siakin nildl i ezanda niuaz ciheiinden ^Uiayue'ifi ^Uieuue" okurdu. 






AHMED AVNl KONUK 



sadakat ve dogruluk aleminin Bilal'i ya'nf Bilal-i Habe§i hazretleri ezan 
okurken "Hayye ale's-sala" s^UJi j* ^ ve "Hayye ale'l-felah" C -*H\ J* ^ 
ibarelerindeki "Hayye" ^ lafzmi, kasdi olmayip safvet-i tabfiyye ve niyaz ci- 
hetinden "Heyye" '^* okur ve "ha" ( c ) harfini (*) suretinde telaffuz ederdi. 

175. V^fihayet dediler hi: "Gy U^eygamber, bn hata dogru degiUir, $imdi, zira 
bind ba§lanatcidir . 

Miinafiklardan bir taife dediler ki: "Ey Peygamber, bina-i Islam'in ba§lan- 
gici olan sjmdiki zamanda, ezanin boyle hatali okunmasi dogru degildir." 

176. "Gy peygamber ve ey OCirdigdr'in Ulesulii'. J^eh fasih olan bir muezzin 
fldir!" 

"Ey Peygamber ve Hakk'in ve fail-i hakfldhin resulii, kelami fasih ve be- 
Kg olan bir muezzin intihab buyur!" 

£*H\ JlP j>. Jail d^\j+ J- £&* J jd^ J J 1 ^ V^ 

177. 'Din ve salahin evvelinde " Diayye ale'l-felah" lafzini lahn okumak ayxv olur. 

"Lahn" guzel sada ve guzel okumak ma'nasina geldigi gibi r i'rabda ve soz- 
de hata etmek ma'nasina da gelir; burada "hata" demektir. Ya'nf "Dfin-i is- 
lam'in ibtida-yi zuhur ve ne§ri olan bu zamanda ezanda "hayye ale'l-felah" 
C W\ jp "^ lafzini hatali okumak fesahat meftunlan olan halka kar§i ayip olur. 

178. tyeycjamber'in cjazabi kaynadi ve aizli inayeilerden bir iki remz soyldi. 

Munafiklann batinlan ef al-i peygamberiye ta'riz ve fesad kasdmda bu- 
lundugu cihetle, Resul-i zi§an Efendimiz'in Hak yolunda gazablan harekete 
geldi ve Cenab-i Hakk'in gizli inayetlerinden atide beyan buyrulan bir iki i§a- 
reti beyan buyurdu: 

J is j JJ j LS ^ j ^ -u> jl jm J^ <j> ^ >y ^>~^ <J^ 

179. Oii: "6y ckmler! Diahk'in indinde Hilal'in "Dieyye'si, yuz "Diayye 
ve hayye" ve kiyl ii kalclen daha iyidir." 






Ppi^ MESNEVl-f §ERlF §ERHt / V. ClLT • MESNEVI-3 • 

Ey batmlan fasid oldugu halde zahirierini dogru gostermege gah§an aleak 
munafiklar! Hakk'in indinde Bilal'in galat sdyledigi "Heyye" lafzi sizin fasih 
olarak soylediginiz yiiz "Hayye ve hayye" lafzimzdan, bos. sozlerinizden da- 
ha iyidir. Zfra o "Heyye" derken onu ma'nasinda mustagrak ve huzur-i 
Hak'ta husu icindedir. Siz ise fasih sozlerinizin ma'nasindan baid ve kendi- 
nizi halka begendirmek gayretinde mustagraksimz. 



180, nr Bulandirmaym, ta kl hen sizin sirnmzi, sonunuzu ve baslangictntzi acik 
soylemeyeyim!" 7 

"Beni bulandirmayin! Yoksa sizin sirlanmzi ewelinden ahirine kadar 
meydana cikarmm." Bu sozleri Resul-i zi§an Efendimiz'e soyleyenlerin mu- 
nafiklar oldugu bu beyt-i §erifle mueyyeddir. 

\Ju& d\y>-\j t\y- ^ Uo jj Uo j^ J^f>- {* y i£j\& £ 

181. 6ger duada seninlatij nejesin yoksa, git ihvan-i safadan iste! 

Bu beyt-i §erif Cenab-i Pfr efendimiz lisamndandir: "Ey sifat-i nefsaniyye 
ile mulevves olan kimse, eger senin batimn bozuk olmak i'tibariyle, cikan ne- 
fesin ho§ ve latff degil ise, git safvet-i batini sahibi olan ihvamndan dua iste, 
onlar sana dua etsinler." 



{.ti^j aUS' jU:> jljj *£ d\y>- -yl*^ 

Hak Teala'nm Musa (a.s.)a, "Beni bir agizla cagir ki o 
agiz ile giinah etmemi§sin!" diye emretmesi 



Uo j-Ul ,jwlj^ C-^r-U- cJj \Jj>- \j t<>*y syji o\j#. 

182. Onun i$in Diuda cMusaifa huyurdu: ur Duada hacet istemek vakiinde;' 



c s£pj 3 



G&pFr AHMED AVNl KONUK 

fibs' y ij>^> *£ ^j^i ^ °^i 3**?* cyj ^ ^^ ^^ 

183. "Oii, ey S^llah'in keltmi, sen gunah eimeli'gin hir agizla henden penah isle! 

j\yt- jJ' JLso jl \j U o-iS" JL*^ 01 ^j\-& j* ^y <^-~& 

184. Musa fall: Uf Uert o agzi tutmaml" De&i: nr Bizi pyrin agzindan cagu!" 

Duada Iatff nefesi olmayanlann ihvan-i safadan dua istemesi lazim geldi- 
gini beyan igin Hak Teala Musa (a.s.)a buyurdu ki: "Ey kelfmim olan Musa, 
duada hacet istedigin vakit, gunah etmemis, oldugun bir agiz ile bana iltica 
et!" Musa (a.s.) dahi dedi ki: "Ya Rabbe'l-alemin, benim oyle gunah etmemi§ 
olan agzim yoktur." Hak Teala cevaben buyurdu ki: "Beni ba§kasinin agzin- 
dan gagir!" 

185. w S^llah' a haskasimn agzindan dud ei! Hashasimn agzindan ne vakit gii- 
nak ettin?" 

186. "Oyle yap ki, o agizlar sana gecelerde ve giinduzlerde dud getirsin!" 

t\j>- jXf- -Lib jS- oUj oTj oL^ j~>>>p^ *£ (^L* 3 j' 

187. "Ilir agizdan hi gunah etmedin; ve o, oziir-hah olan haskasimn agzi olur." 

"Ya Musa, sen ba§kasimn agzindan gunah istemedigin cihetle, o ba§kasi 
senin igin bana hayir ile duada bulunursa ve senin tarafindan bana kar§i dziir 
diler ve gece giindiiz ibadetlerinde seni anar ve dua ederse, senin hakkinda 
gunah isjememis, bir agiz ile Jbana dua edilmis, olur." 

188. vv ^a/iuf kendi agzini temiz ei; ait kendi ruhunu sen ve gevik yap!" 

"Yahut kalbini sifat-i nefsaniyye kirlerinden temizle ki, nefsin ve agzin te- 
miz olsun; ve ruhunu masiva-yi Hak baglanndan coziip sen' ve gevik yap." 

189. JZikr-i Utah paktir, temizlik eristigi vakit, murdar yukunii haglar disan- 
ya cikar. 



MESNEVl-1 §ERlF §ERHl / V. ClLT • MESNEVI-3 



"Eger ben kalbimi ve agzimi nasil temizleyeyim?" dersen, onun caresi 
Hakk'in zikridir. Zira Hakk'in zikri paktir ve mukaddestir. Zira hadis-i kudsi- 
de ^/i & ^r bi ya'ni "Ben, beni zikreden kimsenin celisiyim" buyurulur. 
Ve Hak, kalb ve lisan ile zikrolunursa, Hak o kalbin ve lisamn celisi olur ve 
Hakk'in bulundugu mahal dahi tertemiz olur. imdi zikrullah ile kalb ve lisan 
temizlendigi vakit, murdarhk ya'ni sifat-i nefsaniyye kirleri ve agyar muhab- 
beti paslan kalbden ve lisandan pilisim pirtisini toplayip di§anya kagar. 

190. ,Zidlar zidlardan kagar. jliya yarladigi vpkit gece kagar. 

191. jsm-i yak ayza fleUigi vakit, ne murdarltk kahr ne de gamlar! 

lsm-i pak-i ilahi lisan ile zikr oldugu vakit, batinda murdarlik ve gam ve 
elem kalmaz. 

Niyaz-mend olan kimsenin "Allah" demesi, Hakk'in 
"Lebbeyk" demesinin ayni oldugu beyamndadir 



192. hir kimse, hir cjece "Saltan" der idi, id ki onun zikrindzn hir dudak iat- 
1% ola. 

Bir kimse gece Allah Teala'ya niyaz eder ve "Allah Allah!" diye zikreder- 
di ve bu zikri, nam-i pak-nlahfden dudagi tathlanmak igin ya'ni zevk ve lez- 
zet-i rim igin yapardh 

193. $eytan ona dedi: *«Sus ey pek yiizlu.' ^ihayd ni$e hir soylersin ey $ok 
soyleyici!" 



AHMED AVNI KONUK 

gece bircok "Allah Allah!" diye zikrettigi sirada, §eytan onun kalbine bir 
vesvese ve hatira ilka edip dedi ki: "Sus ey pek yiizlii! Ya'ni sikilmak bilme- 
yen kimse, nihayet ne zamana kadar bu Allah ismini bdyle cok gok telaffuz 
edip duracaksm ve deliler gibi tekrar edeceksin?" 

194. "Cjun&iiz ve gece hidden mutecaviz (SMlah diy'drsun. iJunim hepsine JAl- 
latiin lehheyki hani?" 

'"Utu" "hadden gegmek" demektir. "Lebbeyk", "istedigini ihsana hazinm" 
ma'nasinda lafz-i icabettir. Ya'ni "Gece ve giindiiz "Allah Allah!" diye hadd- 
i ma'rufu mutecaviz bir halde zikrettigin halde, bunlann hey'et-i mecmuasi- 
na Allah' in bir lebbeykini i§ittin mi?" 



195. "TaJii oniinden bir cevab gelmiyor. CPek yiiz ile ne kadar S%llah diyorsun?" 

"Tahftan murad, ar§-i ilahidir ve '&f~>\ S'A J^ '<y**-J ] (Tana, 20/5) ya'ni 
"Rahman ar§ iizerine miistevidir" ayet-i kerfmesinde ar§ iizerine miistevf ol- 
dugu beyan buyurulan Rahman canibinden bu kadar zikrine kar§i bir cevab 
olsun gelmiyor. Pek yiiz ile ve bu halde sikilmaksizin ve utanmaksizin ne ka- 
dar Allah Allah diye zikredip duruyorsun?" 

196. kalbi kuilmi$ oldu ve ba§ koydu. O, uykuda Diizir'i hazarda gordii. 

zakir olan kimsenin kalbi, §eytanin bu vesvesesinden kinldi ve gece uy- 
kusunu, zikir yiizunden feda etmekten vazgegip yastigina ba§ koyup yatti ve 
uyudu. Rii'yasinda Hizir (a.s.)i huzurda ya'ni hazir olmu§ bir halde gordii. 
"Hudar" s±*- "hi" (£) ile olduguna gore "ye§illik" ma'nasinadir. Bu surette 
ma'na "Hizir (a.s.)i ye§illikte gordii" demek olur. 

197. 'Dedi: "Stfgah ol, Diakk'm zikrinden geri kaldm! O okudugtm zikir den 
niye pe§imansin?" 

Hizir (a.s.) ona dedi ki: "Kendine gel! Vesvese-i §eytanf ile Hakk'in zikrin- 
den geri kaldm ve yiiz gevirdin. okudugun zikirden nicin pe§iman oldun?" 



*£» 



MESNEVI-t §ERIF §ERHl / V. ClLT • MESNEVI-3 • 



198. rDeii: "^ana lehheyk cevabi gelmiyor. Ondan horkuyorum hi redd-i hah 
olayim!" 

Zakir, Hizir'a cevaben dedi ki: "0 kadar cok zikrettigim halde, Hak cani- 
binden bana lebbeyk cevabi ve hitabi gelmiyor. Dergah-i ilahiden kogulmus, 
oldum diye korkuyorum." 

199. f IWi: "O senin "(S%llah!"in hizim " j2Sbeyk"imizdir; ve o senin niyazin 
ve derdin ve hardreiin hizim veyhimizdir ." 

§eytamn fesadmdan kurtarmak icjn Hakk'in zakire gonderdigi Hizir (a.s.) 
Hakk'in terciimani olarak buyurdu ki: "0 senin her bir "Allah!" demen, bizim 
sana kar§i "Lebbeyk!" diye hitabimizdir. Zira bizim sana icabetimiz olmasa ve 
senden i'raz etmi§ olsak, senin bizim canibimize muteveccihen niyaz ve dert 
ve hararet ile "Allah!" demen mumkin olamazdi. Binaenaleyh o senin niyazin 
ve bize yakla§mak derdin ve hararet-i askin bizim peykimiz ve tabi'imizdir." 

y tj\ j>y ^'^ J *y. ^ V^" y tS^yr ojW _} U^r~ 

200. "Senin tedhirlerin ve care araytalihlann hizim cezhimiz ve senin ayacjini 
acmak idi" 

"Senin bize tekarriib icin tedbirlerin ve care arayicihklann, seni kendi ta- 
rafimiza cekmemiz ve senin ruhunun ayaginda[ki] sifat-i nefsaniyye bagla- 
nni gozmek idi." 

201. "Senin horhun ve a$km hizim lutfumuzun kemendidir. Senin her fia 
^abbil" nin alhnda " Jlebbeykl"ler vardir.' 

"Bizden korkun ve bize kavusmak igin olan a§kin bizim lutfumuzun ke- 
mendidir ki, inayet edece|imiz kullan sahra-yi masivadan bu kemend ile av~ 
lanz. Senin her "Ya Rabbi!" demenin altmda gizli "Lebbeyk!" hitablan vardir." 

C-~J jju** Jr^ Vj L» *£S\j C-~ J j j* y>- Uo jij J*U- dW- 

202. "Cahilin cant hu duddan uzagin gayri degildir. ,Ztra ona "^a Ulab!' de- 
meae izin uoktw." 



,yo 



Q 



AHMED AVNl KONUK 

"CamTden murad ehl-i kahr ve celaldir. "Kahnmiza mazhar olan kimse- 
nin cam bu duadan ve bizi zikr etmekten pek uzaktir. Zira ona "Ya Rab!" de- 
mege iznimiz yoktur ki agzmi agip bizi zikr edebilsin." 

203. Jlarar vaktinde DiuHaya nale edememeh icinjanun acjzi iizerinde ve kal- 
hi iizerinde liilit ve hag vardir. 

mazhar-i kahr olan kimsenin agzinda ve kalbinde Hakk'm kahr ve ga- 
zabinin kilidi ve bagi vardir. Nitekim '^ys ji *ti\ '^- (Bakara, 2/7) ya'ni "Al- 
lah Teala onlann kalbleri iizerine muhiir vaz' etti" buyrulur. Binaenaleyh 
boyle bir kimse zarar ve sikinti vaktinde fail-i hakiki olan Hakk'a nale ve ni- 
yaz edemeyip Zeyd ve Amr ile mucadele igindedir. 

204. <j\iuhakkak fir'avn a i/uz miilh, ve mal verdi, ia hi o izzet ve celal 
da vast etti. 

Hak Teala Fir'avn'a pek cok mal ve rmilk verdi. Bu miilk ve saltanat 
ni'metine §ukiir edecegi yerde, kuvvet-i zahiresine magrur olup izzet ve aza- 
met-i rububiyyet da'vasina kiyam ve kendisini ikaz icin Hak tarafindan gon- 
derilen Musa ve Harun (aleyhime's-selam)a muhalefet etti. 

j£ Jo jl j>- (jj+* jJL; \j j** ijj jl Jj-U Jry-z- *•*•* j* 

205. O hiitiin omrunde ha§ agnsi gormedi, ltd hi] o hotu cevherli, Lriah tarafi- 
na nale eimeye! 

Fir'avn biitun omrunde, aczi zahir olup Hak tarafina nale ve munacat 
edememek icin bir ba§ agnsi bile gormedi. Zira cevheri ve mayasi kotii idi; ve 
Hak Teala onun bu mayasina ve cevherine gore muamele buyurdu. "Kotii 
cevherli" ta'bfri, Fususu'l-Hikem'de Fass-i Museyfde ve FutuMt-i Mekkiy- 
ye'de Cenab-i §eyh-i Ekber tarafindan nass-i Kur'anf ye miisteniden kemal-i 
vuzuh ile beyan buyurulan Fir'avn'in imanini nefyetmez. Zira Firavn'in kii- 
fur ve inkan zamaninda icra ettigi mezalim, her kafir ve miinkir tarafindan 
kolaylikla irtikab olunur §ey degildir. Ezciimle yetmi§ bin raddesinde oldugu 
rivayet olunan Bem-israil cocuklarimn katli, birgok kafirler igin bile yiirekler 
acisidir. Binaenaeleyh Fir'avn, gark esnasinda iman etmi§ ise de, cevherinin 
ve mayasimn kotii ve hun-rfz oldugu meydandadir. 



°$2P? 



MESNEVM SERIF SERHl / V. ClLT • MESNEVt-3 • 

206. Ona rmt/k-i cihanin cumlesini verdi, id ki Diudd'yi flizlide cacjirmaya. 

Hak Teala o Fir'avn'a, mahza kendisine hicab olmak ve batimnda Hakk'a 
riicu' ve miinacat edememek igin miilk-i cihanin cumlesini, ya'ni bir ferd-i 
insanihin hayat-i diinyeviyyede elde edebilecegi muradatm kaffesini ihsan 
etti. Bu beyt-i §erif ile I. cildde 2486 numaraya miisadif olan o^> ^ ^ 
r* oJii Db/ ya'ni "Gece yansinda Fir'avn dahi giryan olmustar" beyti ara- 
sinda tenakuz yoktur. Nitekim surrahtan Bahru'1-Ulum hazretleri soyle bu- 
yururlar: "Bu beyitlerden anlasriir ki Fir'avn miiddet-i omriinde bir vakit hu- 
zur-i Hak'ta nale etmemi§ idi. Ve cild-i evvelde gecti ki, Fir'avn geceleyin 
nale ederdi. Zahirde tenakuz gdriiniir. Fakat tenakuz yoktur. Zira burada 
murad, derd ile zikir ve duadir; ve cild-i evvelde onun geceleyin huzur-i 
Halc'taki nalesi derdsiz idi, bunun igin miiessir olmadi. Ve onun kalbi iman 
edecek vech ile muleyyen olmadi. Ve eger onun nalesi derd ile ola idi mii- 
essir olurdu." 

Fakire layih olan ma'na da budur ki: Fir'avn'm I. cildde beyan buyrulan 
nalesi, onun isti'dad-i ezelisi lisaniyle vaki' olan nalesidir. Yoksa lisan-i zahir 
ile vaki' olan nalesi degildir. Ve "gece "den murad dahi zulmet-i tabfiyyedir. 
Binaenaleyh bu nale Fir'avn'm bu zulmet-i tabiiyye iginde lisan-i isti'dad ile, 
cami'-i cemi-i esma olan Allah Teala hazretlerine nale-i batinisinden ibaret 
olup, Cenab-i Pfr ir§ad-i talibm icin, ma'kulii mahsus mertebesine tenzflen be- 
yan buyurmu§lardir. Burada ise Fir'avn'm hal-i zahirini beyandir. Boyle 
olunca I. cildde beyan buyrulan Fir'avn'm miinacati ile burada beyan buyu- 
rulan Fir'avn'm hali arasinda tenakuz yoktur. Birisi batin ve digeri zahir mer- 
tebesindendir. 

207. Derd miilk-i cihandan daha iyi geldi, id ki aizlide Diudd'yi ca'airasmi 

"Ey salik, hayat-i diinyeviyyede derd, senin gizlide Hakk'a riicu' ve niyaz 
etmen igin, seni azdmp hicaba diisurecek olan cihanin miilkiinden daha iyi- 
dir." Malum olsun ki: Derd iki turiiidur. Birisi zahin ve digeri batmidir. Zahi- 
risi hastalik ve telef-i mal ve fakr ve zaruret gibi sikmtilardir. Emr-i ilahi da- 
iresinde hareket ve nehy-i ilahiden ictinab eden bir mu'minin bu gibi belala- 
n, cihanin mal ve miilkiinden daha hayirhdir ve bu belalar o mu'min hakkin- 
da hubb-i ilahi eseridir. Nitekim hadis-i §erifte ^_^ ^~4 *W ^ ^ ! ^>- ] ^ 



c^^, 



r 



AHMED AVNI KONUK 

ya'nf "Allah Teala bir kulunu sevdigi vakit, onun niyazim isjtmek igin onu 
belaya giriftar eder" buyurulur. Ve diger bir hadis-i §erifte dahi ix* *ii\ *_-»-! iii 
«Lari j~* o\j «*>u ya'm "Allah Teala bir kulunu sevdigi vakit onu miibtela ki- 
lar. -Bu gibi ibtilalar mu'min-i asf ve fasik hakkinda ceza kabilindendir.- Sabr 
ederse giinahlanna kefaret olur." Derdin batinfsi a§k-i ilahfden miitevellid 
derd-i firkattir. Boyle bir derd-i batini diinya ve ahiretin devlet ve ni'metlerin- 
den efdaldir. 



208. 'Derdsiz gajjirmah ionukluktandtr. ^Deri ile $aflirmak gonul cjotiiruciiluk- 
ienlir. 

Derdsiz ve yana yakila edilmeyen dua donukluktandir; ve boyle dua ku- 
ru bir laklaka-i lisaniyyedir. Derd-i zahin ve batini ile Hakk'a olan niyaz ve 
tazarru', gdnlu tamamiyle gotiirmek ve gevirmekten nes/et eder. 

209. 0, sadayi dudak alhnda $ekmek mebdei ve haslancjici yaa etmehtir. 

"Avazi dudak altindan gekmek", sadayi ihra etmekten kinayedir. "Meb- 
de'"den murad, hakikat-i insaniyye mertebesi ve "ba§langig"dan murad 
alem-i cismaniyetteki ibtida-i tekewiindur. Ya'ni "0 derd ile vaki' olan dua, 
kemal-i inkisardan dolayi tabil bir halde sadayi ihfa etmektir. Nitekirn ayet-i 
kenmede 'j> o^Ji L>J'V Z\ XU '_> W^# JJsJ, \^>\ (A'raf, 7/55) ya'ni "Rabbinize 
tazarruan ve hufyeten dua ediniz, zira Hak bagira gagira dua edip haddini 
tecaviiz edenleri sevmez!" buyurulur. Ve keza oyle derd ile vaki' olan dua, 
kendi batininin ilm-i ilahid£ hakikatini ve ana rahminde cisminin suret ve 
bidayet-i tekewununii yad etmesidir. Nitekirn Hak Teala jU ^ ol-jMi >Iu 
jib fr u 'j* 'jU (Tank, 86/5-6) Ya'ni "Insan neden halk olun'duguna baksin; 
ma-'i dafiktan ya'ni pederinin sulbunden §ehvetle firlayan sudan ve 
nutfeden halk olundu" buyurur. 

210. 0, sada "6t/ cihamn malihi ve ey miistaini" diye sap ve hazin olmakhr. 

derd ile vaki' olan dua, kendinin hicligini tahattur edip, Hakk'in sifat-i 
celilesini zikreden sadanin saff ve hazin olmasidir. Velhasil kendinin aczini ve 



<^g> 



MESNEVI-1 §ERIF §ERHt / V. ClLT • MESNEVl-3 • 

yoklugunu tahattur edip sesini hafif cikarmak ve Hakk'in sifat-i celilesini 
zikretmek ve hazih ve saf sada ile niyaz etmek suretiyle vaki' olan dualarm 
sebebi derd sahibi olmaktir; ve bu evsafin ciimlesi §an-i abdiyyettir ve tevhid 
ubudiyyetin sirndir. 

211. Diopegin nalesi onun yoluncla cezbe&iz degiUir. Jlua her xtyh bir yol vu- 
rucunun esiridir. 

Bu beyt-i §erif duaya ve talebe saik-i aslmin derd oldugunu beyan igin 
irad buyurulmustar. Ya'ni taleb ve dua bir hacet igin olur. Haceti olmayan 
bittabi* bir §ey istemez. Nitekim sihhatte olan kimse, hekfmlerin arkasinda 
ko§maz ve zengin olan kimse sundan bundan para dilenmez. Binaenaleyh 
zahiri ve batini derdi olmayan kimsenin dahi Kadi'l-hacat olan Hakk'a ni- 
yaz ve dua etmek hatirma gelmez. Nitekim Hak Teala hazretleri Kur'an-i 
Kerfm'de Fussilet suresinde §6yle buyurur: isij *i*j ^tij oLjNi J* u*«i liij 
j**}. tUljii yJi 'Zl> (Fussilet 41/51) ya'ni "Biz irisan'a in'a'm ettigimiz vakil, 
Hak canibine uzak olur; ve ona bela isabet etse gok ve uzun dualar sahibi 
olur." Imdi Hakk'a olan niyaz ve nale derd ile olursa yurekten olur. Qiinku 
onun bu derdi ve belasi, onu yurekten yalvarmak tarafma ceker." Nitekim 
kopegin feryadi ve nalesi bile, Hakk'in vaz'ettigi bu cismaniyet yolunda cez- 
besiz degildir. Onun nalesi de achk derdinin ve hacetinin cezbesinden ve ge- 
ki§indendir. Zira ki her bir hacetin ragibi kendinin yol vurucusu ve mergubu 
olan o hacetin esfri ve giriftandir." Imdi bu alemde kiminin haceti hasfs ve 
kiminin haceti §erif olur. Hasfs ve asagi olan hacet insani asagi mertebeye 
geker; ve §erif ve yiiksek olan hacet dahi insani yuksek mertebeye gikanr. 

211*. DCehf'e mensub olan kopek murdardan kurtuUugu vakit sehensahlann 
sofrasi iizerinde oinrdu. 
Nitekim Ashab-i KehPin kopegi, ihtiyac-i siiflisi olan la§e arkasinda ko§- 
maktan kurtulup, zamanlannm evliyasi ve §ehen§ahlan olan o Ashab-i 
Kehf in arkasindan gittigi ve onlara tabi' oldugu vakit hakfkat-i insaniyyeyi 
iktisab edip, o §ehen§ahlann niam-i ma'neviyyesi sofrasinda oturmak §erefi- 
ne nail oldu. 



Bu numara mukerrerdir. 



<^g> 



AHMED AVNi KONUK *^® 

212. ZKiyameie kadar o magaramn dnilnde rahmet suyunu kadehsiz icer. 

"Tegar" (>;) birkag ma'naya gelir, Burada "kadeh" ve "peymane" ma'na- 
smadir. Ya'nf "0 Ashab-i Kehf in kopegi la§eyi terk ve evliyaya tebaiyyet yii- 
ziinden, o evliyamn sofralannda rahmet-i ilahiyye $uyunu, iktisab ettigi ruh-i 
insanisinin agziyla kadehsiz olarak iger. 

c~~J ^U- o\ ^ ejjj jjji iiXJ c~~J ^U lj jS" c~-»jj <lL* Lo ^1 

213. 6y fok kopek postlu vardir ki, onun icin nam yoktur; jakat perdede o ka- 
dehsiz degildir. 

Ankaravf hazretlerine gore "kopek postlu" ta'birinden murad, halk ara- 
smda adi ve sam olmayan ve surette hakir ve zelil olan zevattir. Ve "ka- 
deh"ten murad, ma'rifet ve muhabbet-i ilahiyye §arabidir. Bu surette ma'na 
boyle olur: "Halk arasinda nice kimseler vardir ki, zahirde hakirdir ve nam 
ve §an sahibi degildir. Halbuki onlar batinda muhabbet ve ma'rifet-i ilahiy- 
ye §arabindan mesttir." Hind §arihlerinden Bahru'l-Ulum ve Imdaduliah 
hazretlerine gore "kopek postlu" ta'bfri, libas-i fahire-i diinyeviyyeden kina- 
yedir. "Kadeh"ten murad a§k ve ma'rifettir. Bu surette ma'na boyle olur: 
"Ehl-i dunya libasi iginde gizlenmis, nice arifler vardir ki, ehl-i dtinyadan bir 
kimse onlan taniyamaz ve onlar ask ve ma'rifet §arabindan mesttir." Yine 
§arihlerden Hiiseyin Harezmf serhine gore "kopek postlu" ta'bfriyle bilcumle 
efrad-i be§erin suver-i cismaniyyesine i§aret buyrulur. Ve "kadeh"ten mu- 
rad, o efrada vaki' olan tecelliyattir ki, bunlardan her bin bu tecelli sarabiy- 
la mesttir. Ne bu kadehe ne de bu sarhosjuga nihayet yoktur. Bade birdir, fa- 
kat isti'dadat hasebiyle sarhoslugun enva'i goktur. Mesela mizrab birdir, fa- 
kat nagmelerin ihtilafi sazm tellerinin ihtilafi sebebiyledir. Her bir zerre ca- 
nanin mizrabindan nalesiz degildir. Fakat her bir kimseye o nale ve efgamn 
idrakine kabiliyet yoktur; ve bu kadeh-i ma'rifetin lezzet ve zevki §edaid ve 
alam olmaksizm bulunamaz. Sabir lazimdir; ferahin kapali olan kapilan, sa- 
bir anahtan olmaksizm acilamaz." Bu ug §arihten her birinin miitalaati birer 
vecihtir. 

214. Gy oquI, hu kadeh vein can ver! Cihadstz ve sabtrsiz zafer ne vakit olur? 



*$%&> 



jgp 3 " MESNEVl-1 §ERIF §ERHt / V. ClLT • MESNEVI-3 • 

Bu ma'rifet ve a§k §arabmi icmek icin ruh-i hayvanihin huzuzatini terk ve 
fani olan bu cam fedaya kasd etl Zfra miicahedesiz ve riyazatsiz ve bu me- 
§akkatlere sabr etmeksizin nefis ve §eytan du§manlanna zafer ve galebe 
mumkin olur mu? 

215. IWtm i$in sabretmek zahmet olmaz. Sabret hi sahir ferahm anahtandir. 

§arab-i ma'rifet ve a§ki icmek igin sabretmek zahmet ve mihnet olmaz. Bi- 
naenaleyh sabret! Zfra hadis-i §erffte ^>Ji gia-. j-A ya'nf "Sabir ferahin anah- 
tandir" buyurulmu§tur. 

216. iZtL pusuclan sabusiz ve hazimsiz kimse si$ramacli. Sabir hazmin eli ve 
ayagi cjeldi. 

"Hazm" burada "hu§yarlik" ve "uyaniklik" ma'nasinadir. Daha baska 
ma'nalan da vardir. Ya'nf "Bu cisim pususunun arkasina tabiye olunmus, 
nefis ve §eytan du§manlannin hucumuna kar§i sabretmeksizin ve daima 
uyanik bulunmaksizin bu pusulu gecitten, ruhaniyet alemine hicbir kimse 
sicrayamadi; ve hazm ve uyaniklik sabir ile hasii olacagindan, sabir hazmin 
eli ve ayagi mesabesindedir." 

217. laamaa ihtiuai et hi, zehirli ottur. Uiazm etmeh enbiyamn huvveti ve nu- 
rudur. 

Yedigin taamda uyanik ol ki, onun haddinden fazlasi ve gida-yi zarurfden 
hazz-i nefsani derecesine gecilmesi ve ezcumle §libheli ve haram olmasi hal- 
leri, zehirli ot mesabesindedir. Binaenaleyh taamda hazm ve uyaniklik pey- 
gamber[ler]in kuvveti ye nurudur. 

218. Uier bir riizcjar ile si$rayan saman Qo-pii olur. uMuhahkak dag ne vakit 
ruzgara hir vezin koyar? 

Nefis ve §eytan tarafindan vaki' olan her bir hatira ve vesvese ile hareket 
eden kimse, tarik-i Hak'ta saman copii gibi cihz olur. Siilukiinde dag gibi sa- 

Q 



AHMED AVNl KONUK 

bit olan kimse heva-yi nefsanfye ve hatira-i §eytanfye i'tibar eder mi? "Vezn 
nihaden" i'tibar etmekten kinayedir. 

219. Uier tarajian bir gul se.nl, "Ey birader yol istersen agah ol, get 1 .' diye 
da'vet ederler. 

Hak yolundan seni sa§irtip dalalete ve helake du§urmek igin bir gulyaba- 
ni mesabesinde olan yalanci miirsjdler her taraftan seni da'vet edip derler ki: 
"Ey birader, Hak yolunu istersen agah ol, bizim tarafimiza gel!" 

&* °b ^ j> r jjj^ <y &j r^ ^s** f^ s j 

220. l ^oI gostereyim, senin mulayim yoldasxn olayvra, ben bu ince yolda kda- 
vuzum. 



221. ne kilavuzdur ve ne vol bilirl €y ^usuj, o kurt huylu tarafina a2 aiti 

Ey Hak yolunun yolcusu, iyi bil ki o ne kilavuzdur ve ne de o Hakk'in yo- 
lunu ve yoldaki tehlikeleri bilir. Ey ruhu, Yusuf (a.s.) gibi sahib-i cemal olan 
salik, o kurt huylu olan yalanci mursjdlerin tarafina gitme! 

222. Diazm o olnr ki, bu. evin yaiji ve ball ve tuzaklan seni allatmaua. 

"in sera"dan murad "diinya", "cerb" yagli, "nu§" bal ve bunlardan mu- 
rad, huzuzat ve lezzat-i acile-i diinya, ve "tuzaklar"dan murad, para ve man- 
sib gibi bu huzuzati elde ede£ek vesaittir, Ya'nf "Hazm ve uyamklik ve ihti- 
yat odur ki, bu fanf diinya evinin yagi ve bah ya'nf huzuzat-i acilesi ve bu 
huzuzati elde edecek vesait seni aldatmaya!" Bu ma'na bir vecihtir ve diger 
vechi dahi miiddef-i kazibdir: "Sera"dan murad onun tekyesi ve "cerb" ve 
I "nu§"dan murad, onun kitaplardan ezberledigi hakayik ve maariftir, 

I 

\ 

\ ITh. JZira onun ne uafi ve ne He bah vardu. O kulaga sihir okur, iijurilr. 

Diinya-yi faninin huzuzat-i acilesi asilsiz ve esassizdir. Rii'yada yedigin 
yemek gibidir. Uyandigm vakit, kendini ac. bir halde bulursun. Rii'yada §a- 



<^p 



wmtmmm. 



jgp^~ MESNEVf-t 5ERIF §ERHl / V. ClLT • MESNEVI-3 • "^Hl 

rab icsen, uyandigin vakit asla dimaginda ne§'e bulamazsm ve diinya dahi 
ayn-i rii'yadir. Nitekim hadis-i §erifte ^ui ^S uJi ya'ni "Diinya uyuyanm 
rii'yasi gibidir" buyurulmu§tur. Hakikat-i hal boyle iken o diinya insanin ku- 
lagina efsun okur, iifurur; ve halki aldatip huzuzat-i acilesi tarafina gekip 
Hak'tan gaflete du§urur de der: (Bu beyt-i §erifte dahi yalanci mur§ide i§aret 
buyurulmasi vecihtir) 

224. ^Der ki: *6y aytlmliija mensub olan hize miisafir gel, ev seninclir ve sen 
henimsin!" 7 

Bu beyt-i §erifte, ya dunyanin lisan-i hal ile veya miiddei-i kazibin lisan-i 
kal ile da'vetine i§aret buyurulur. 

225. Diazm o olur hi diyesin: " <J\iiimteliyim. ^ahut o kabrin ma'lulu ve has- 
tasiyim. 

Tuhme" cok taamdan mi'dede hasil olan dolgunluktur. "Dahme" "kabir" 
ma'nasinadir. Ya'ni, "Ey salik, hazm ve ihtiyat odur ki, eger seni lisan-i hal 
ile diinya da'vet ederse ona diyesin ki: "Ben huzuzat-i acileye inhimakten 
pek dolgunum ve ruhum siklettedir veyahut cismim alfl olmu§tur; ve hissim 
o mezar ve oliim fikrinden hastadir ve incinmi§ bir haldedir." Ve eger miid- 
dei-i kazib lisan-i kal ile tekkenin lokmasina da'vet ederse, ona: "Mi'dem dol- 
gundur, afv edersiniz ve viicudum alfldir, hay u huya gelemem ve bir ko§e- 
cikte olumiimii tahattur ile me§guliim!" diyesin, 

226. ^ahut basimla agn varlir, has agnmi kes; yahui heni o layx ve ogul $a- 
gtrtmshr, 

miiddei-i kazib senrhankahma da'vet ettigi vakit diyesin ki: "Benim ba- 
§im agnyor, bendeki bu ba§ agnsim kes!" kimsede kudsi bir nefes olmadi- 
gi igin, buna cesaret edemez ve foyasi meydana gikacagindan ictinaben seni 
birakir; veyahut, "Dayim ve oglum gagirmi§tir, onlan ziyaret etmek mecburi- 
yetindeyim" dersin; ve bu gibi ma'zeretler ile yakani o yalanci §eyhin elinden 
siyinrsin. Zfra mur§id-i kazibin huzuru salik icm biiyiik zarardir. Qiinki onun 
kalbindeki nuru alir ve onu zulmete du§uriir. 



^^> 



AHMED AVNt KONUK ^^ 



227. ,Ztra ki serine on-un zekri yaralar ekmek icin sana zehirler ile hal verir. 

Zira o muddei-i kazibin bal mesabesinde olan sana tatli ikramlan arasin- 
da zehirler giziidir. Mesela senin parlak isti'dadmdan bahsedip seni magrur 
eder ve senin batimni bu hal ile zehirler ve ruhunda yaralar agar. 

228. S^ilhni sana eger elli ve eger alimts verirse, ey hahk, o eii sana oliaya ko- 
yar. 

Bilfarz, o muddei-i kazib, sana elli altmis. altin verirse, ey Hak zikrinin ba- 
hgi olan salik, bu altinlar balik oltasi gibidir. Senin hayat-i ma'neviyyeni bog- 
mak ve oldiirmek igindir. 

Jpo Jc}£ C— - oJu^_jj jyr J~>- jj &\ -i^O ^ $y>- iAJ £ 

229. /i#e iolu, eger verirse, muhakkak ne vakii verir? 'Dagalin sozii ciiruk 
cevizdir. 

"0 i§i hfle dolu olan miiddei-i kazib, eger sana bir §ey vermis, olursa, ver- 
mis, sayilir mi? Mademki maksadi hiledir ve seni avlayip helak etmektir, onun 
vermesi verme degil, almadir. Mekann sozii giiriik cevizdir." Hind niisha- 
lannda ikinci misra'da, p£ 5 c^ jl-^ da vav-i atifa vardir. Bu surette ya'nf 
"0 hilekar giiriik cevizdir ve kavl-i kazibdir" demek olur. 

ij^Li JL \j Jap d\j\y» ±s> *j> \j Cjyw j JIp jl fjf-j 

230. cevizin sagilhsi senin heynini aotiirur, yiiz hin akli hire saymaz. 

Boyle bir miiddei-i kazib alimii'Uisan olan bir miinafiktir. Muhakkiklar- 
dan galdigi ilm-i tasavvufa miiteallik sozler ceviz §agiltisma benzer. lakla- 
ka-i lisaniyye senin beynini ve aklim §a§irtir. Zira miinafik, yiiz binlerce 
akli laklaka-i lisaniyyesi ile cerh edip bir akil yerine bile saymaz. ancak 
kendini begenmi§tir. 



O! 



^j j*~ y^* {J^j y J* ^ 4 ~^ j ^~> uptj^ y j^i 



231. Senin yarin senin heyben ve kesendir. Eger sen ^amin isen vise den 
haskasini arama. 



Q 



MESNEVl-t §ERfF §ERHl / V. ClLT • MESNEVI-3 • "®^® 

"Ramin" ile "Vise" bir a§ik ile ma'sukun adidir. Ramin, a§ik, Vise onun 
ma'sukudur. Ferhad ile §Mn ve Leyla ile Mecnun hikayesi dillerde destan ol- 
dugu gibi, buniar da boyle meshurdur. Ya'nf "Tarik-i Hak'ta senin yarin vu- 
cudunun heybesi ve kalbinin kesesidir. Sen Ramin gibi bir a§ik isen Vise gi- 
bi olan ma'sukunun gayrini arama! Zfra senin kalbin ezelde Hakk'in ayn-i 
sabitene olan tecelliyatimn kesesidir. Ve bu vucud-i izafih ve cismanfn dahi 
o kesenin heybesidir; ve ayn-i sabiten mademki Hakk'in ism-i ilahisinin 
mazhandir ve isim, musemma olan Hakk'in gayri degildir, binaenaleyh afak- 
ta aradigin sendedir ve Hak senin huviyetindir. Eger a§ik-i hakiki isen gay- 
nn muhabbetinden yakani kurtar ve hakiki ma'suku ve Vfse'yi kendinde 
aral" Nitekim Yunus Emre hazretleri buyururlar: 

Dervi§lik ba§tadir tacda degildir 
Kizdirmak oddadir sacda degildir 
Ararsan Mevla 'yi kendinde ara 
Kudus 'te Mekke 'de hacda degildir. 

Misri-i Niyazf hazretleri de ayni ma'nayi §6yle ifade ederler: 

Aradigin candadir, canda ve hem tendedir 
Bilir iken bendedir, gagirmm dost dost. 

232. Senin Uise'n ve ma'sukun yine senin zahndir ve bu harice mensub olan- 
lar buiun senin afetlerindir . 

Ey salik senin Vise'n ve ma'sukun yine senin hakikatindir, zfra o ma'suk-i 
hakiki Kur'an-i Kerim'de ^)\ J^ ^ «3i L>j\ ^'j (Kaf, 50/16) ya'nf "Ben o 
kuluma §ah damanndan daha'yakinim." buyurur. Binaenaleyh sana vaki' 
olacak tecellf yine senden ve senin hakikatinden gelir ve bu afakiler ve senin 
vucudun haricine mensub olanlar, biitun senin afatindir ve senin hakikatine 
hicabdirlar. 

233. Diazm odur ki seni da'vet ettikleri vakii, "IWim sarhosum ve isieyicile- 
rimdir," demeyesin. 

Hazm ve ihtiyat odur ki, o afaki ve haricf olanlar seni kendi taraflanna 
da'vet ettikleri vakit, sen onlann da'vetlerine ve iltifatlanna aldanmaytp, 



^^ 



AHMED AVNl KONUK 

bunlar benim muhabbetimin sarho§udurlar ve beni sever ve isterler, deme- 
yesin. 

OLgJ i ySyj» jj iLv» X£ *£ L>b 9 j* J**** jUiol OjPJ 

234. Ordann davetini, avanin aizli pusuda yaftujt kits isligt hill 

afakf ve cismanf olan kimselerin da'vetini, avcilann pusuda saklarup 
ku§lan tutmak ve tuzaga du§urmek igin yaptiklan kus, sesi taklidi bill 

U*>. j J\jT j jjTb jjI J^SL* jj! & e-slf^ ^Lj <Oyi £y. 

235. ISu sesi ue auazi ve naleyi, n< T$u yaftyor!" diye, olmii§ Itusu one hojjmu§! 

ava one bir 6lmu§ ku§ koymu§ ve bu hfleyi ku§Iar, kendisinin taklfden 
yaptigi ku§ sesini bu 61mu§ ku§ yapiyor zannetsinler diye icad etmi§tir. "Ku§ 
sesini taklfd"den murad, evliyaullahin istilahini ve kelamini taklid etmektir. 
Ve "dlmiis. ku§"tan murad, muddef-i kazibin saliki ve halffe ittihaz ettigi ba- 
tini olu olan kimsedir ki, halki miiddeW kazib tarafina imale igin onde durur. 

236. !!Kits zanneder ki, o onun cinsidir; tovlanir, onun posfu onu utriar. 

Ku§lar, o 61mu§ ku§u kendilerinin cinsi zannederler; toplanirlar, o olu ku~ 
§un postu ve derisi o ku§lan yirtrms, olur. 

237. S^ncak Dtahk'in o dane ve lutuftan aldanmamak icin ona hazm verdijji 
hir ku§ miistesnadir . 

"Gic" aldanmi§, ve dfvane ve pen§an ve ahmak demektir. Ve "melak" te- 
melluk ve yalan ve lutuf ve yumu§akhk ma'nalannadir, Ya'ni "Bu hileden an- 
cak Hak Teala hazretlerinin kalbine hazm ve ihtiyat ihsan etmis. oldugu bir ku§ 
kurtulabilir." j£ j *;b okunurken "nun" vSv-i atifeye vasl olunmak lazimdir, 

238. L/iazmsizlik uakinen ■pe^vmanlikhr. r Bunun §erhinde hu efsaneyi dinle! 

Hazmsizlik ve ihtiyatsizhk muhakkak pe§fmanlik fras eder. Nitekim bu 
hazmsizlik halini izah igin bir efsane beyan edelim dinle ve ibret al! 



<^s^ 



MESNEVI-t §ERlF §ERHi / V. ClLT • MESNEV1-3 



Bir kdylunun bir §ehirliyi aldatmasi ve 
cok rica ve ilhah ile da'vetle cagirmasi 



239. 6y hirader, ae$mi§te hir §ehirli hir hoylii ile asina idi. 

ijsj <Sj&* 01 tjjS' j-Ul <u->- c?-^*' ^f^ tJy* ^y? ljZ^JJ 

240. Uakiahi hoylii §ehir tarafina gele idi, $adin o sehirlinin mahallesine ku- 

[237] ,-,. 

rar idi. 

241. J7ki ay ve tif ay onun misafiri olurdu; onun evinde ve onun sofrasinda 
olurdu. 

242. O zamanda ona olan her havdyici, $ehirli adam hoi hoi te'min ederdi. 

243. ^iizilnii §ehirliye $evirdi ve dedi: "Gy efendi sen hi$ hoy iarafina cjelmez- 
sin, teferriic isiel" 

"Ferce" gam ve gussadan kurtulmak ve teferriig ma'nasinadir. "Fiirce" iki 
§ey arasindaki aralik ve firsat demektir. "Ferce" "teferriic" demek olduguna 
gore "ferce-cu" terciimedeki ma'nayi mtifTd olur. "Fiirce" "firsat" ma'nasina 
olursa "furce-cu" "firsat ara!" demek olur. ^ ^> her iki ma'naya gore vasf-i 
terkibi de olur. Bu surette ma'na "Sen firsat-cu olarak veyahut teferriic iste- 
yici olarak, hie, koy tarafina gelmezsin" demek olur. 

244. SUlah hakki icin, S^llah hakhicun, hey cocuhlan getir, zua hu gulden ve 
ye§illih zamanidu. 






AHMED AVNl KONUK 

"Allah Allah" and vermek ve Tiirkgemizde "Allah a§kina!" ve "Allah'i se- 
versen!" ta'birleriyle bir §ey hakkinda israr etmek hususunda musta'meldir. 
Ya'nf koylu §ehirliye "Allah a§kma koye gel ve gocuklan da beraber getir; zf- 
ra bu mevsim giillerin acUmasi ve cayirlann ve baglann bahgelerin yesjllen- 
mesi zamanidir" dedi. 

245. ^akut yazin yemis vakti gel, id hi ben senin hizmetine hemer bacjlayayim. 

"Kemer baglamak" hazir olmaktan kinayedir. Ya'nf, "Ben senin hizmeti- 
ne hazir ve amade olayim," demek olur. 

j\^r j el* «~- Jm\> U ai jJ jL> \j >JL~*j» _j jlJJjy j Jj>- 

246. Gibaim ve cocuhlanni ve ahrabani getir, ttf dort ay hizim hoyiimuzde ol! 

247. xXra baharda o hoyiin etraji hos olur, yesillih ve gonul cehici Idle olur, 

JL- C~iJ*> aJ^Pj Jwu JL*T j> \j JU- a« \j j\ <Sj^ (Jib aJs-j 

248. $ehirli ona def'-i hat olarak vade verdi, nihdyei va'deden soma sekiz yd 
geldi. 

§ehirli koyliiniin hal-i hazirdaki da'vetine kar§i bir def olmak iizefe "Bu 
sene firsat bulursam gelirim" gibi sozler ile koye gelecegini va'd ederdi. Boy- 
le mutevali va'dler ile nihayet yedi sene geldi gecti ve sekizinci sene geldi. 

249. her bir sene derdi ki: "9Ve vakit azmedecehsin, zTrd his iyi geldi?" 

Koylu §ehirliye her yil "Yahu, ki§ iyi geldi, bizim koye ne vakit azmede- 
ceksin?" derdi. 



01*^* JL*L Aja>- j*>^j jt 



01* jL*v»15' (fX^-l^ «0^j jl 



250. bahane diizerdi hi, Ur Bu sene falan taraftan bize misafir geldi." 

251. Sger diger sene muhimmattan hurtulabilirsem o tarafa hosacagim." 



Q 



MESNEVI-1 §ERlF §ERHt / V. ClLT • MESNEVl-3 



Koylii §ehirliyi her sene koye da'vet ettikge o, "Bu sene falan taraftan bi- 
ze misafir geldi, eger gelecek sene me§agilden kurtulabilirsem hemen o tara- 
fa gelecegim" diye birtakim oziirler icad ederdi. 



252. Tledi: "6i/ ihsan ehli, senin $ocuhlann i$in ailem muniazudirlar.' 

Koylii §ehirliye dedi: "Ey kerem ve ihsan sahibi efendi, benim ailem senin 
colugunu cocugunu bekliyorlar." 

253. y>ine bir sene vakiaki leylek cjelirdi, §ehre mensub bir huhbenin bir muki- 
rni olurdu. 

254. Gfendi her yd hendi alhmndan ve mahndan ona hare ederdi ve hanadim 
acardi. 

"Bal kii§aden" "kanad acmak" ma'nasinadir; cenah-i lutfu agmaktan ki- 
nayedir. "Bal" Arabfde kalb ve hatir ma'nasina oldugundan "Kalbini acardi 
ve hatinni ona tevcih ederdi" ma'nasim vermek de bir vecih olur. 

jLi j jtaLuL J^^ ^j* ^J^H ^ *^* **-* ^^ Cf-r^ 

255. pehlivan sonuncu defa iic ay, sabahlarda ve aksamlarda ona sofra kurdu. 

ihsan ve ikram pehlivam ve kahramam olan §ehirii sonuncu defa ola- 
rak koyliiye iic. ay mutemadiyen sabah ve ak§am taarmm verdi. 

256. Diacaletien o efendiye yine dedi: "Office bir va'del 9Vice bir beni alda- 
tustn!" 

Koylii ifrat-i ikramdanutandigi igin o §ehirli efendiye tekrar dedi ki: "Ey 
efendi, her vakit koye gelecegini va'd edersin, beni ne kadar aldatiyorsun!" 

257. Bfendi dedi: "dsim ve canxm vuslat isteyicidir. {Jakat her tahvil Din nun 



huhmiindedir ." 






AHMED AVNt KONUK 

§ehirli efendi koyliiye cevaben dedi ki.- "Evet, cisim ve camm senin koyii- 
ne gelmek ve bahar eyyaminda sana ula§mak ister, fakat tahvil-i makam ve 
tebdil-i mevatin Hakk'in yed-i tasarrufundadir ve O'nun hiikmii altindadir. 
Nitekim ayet-i kerimede 1J u 'ft>L. t L^ C 2i\ J^f, (Ibrahim, 14/27) "Allah Te- 
ala diledigini isjer ve mur&d ettigi §eye hiikmeder" buyurulur. Ve hadis-i §e- 
rifte i«ii JU; 4Ji ^jUi j> cj?^\ ju ^Jd) oi ya'ni "Muhakkak kalbler Allah Te- 
ala'nin parmaklanndan iki parmak arasmdadir, onlan dondiiriir" buyurulur. 

d\j ib OUj .ib *j\ ^ b" Obib _j C-w-l L y^S' jy? ^J 

258. udderru, gemi ve yelken gibidir. S%caba riizgar siiriicii riizcjan ne vakil ge- 
tirir? 

§ehirli koyliiye dedi ki: "tnsan gemiye ve yelkene benzer. Muvafik riizgar 
eserse yelken sjsjp gemiyi yiirutur. Bakahm riizgar siiriicii ve ^-bji j-^ (Rum, 
30/48) ["Riizgarlan gonderir"] olan Hak Teala senin koyiine gelmek igin ira- 
desi riizganni ne vakit getirir?" 

259. By kerim, $ocuklan al, gel natme bah 1 ." diye iekrar o ona and verir. 

Koylii: "Ey kerim olan efendi, cocuklan al ve koye gel de orada ni'metle- 
rin mebzuliyetine bakl" diye tekrar §ehiriiye and verdi. 

260. "S^llah a$kina cabuk gel, cehd goster" diye onun elini iic herre akd lie 
tuitu. 

is ' * t 

261. On sene sonra ve her bir yxl boyle §ekerli ricalar ve va'dler!,. 

262. Gfendinin cocuklan dediler: u £u baba, ay ve bulut ve golge bile sefer iu- 
iarlar." 

Ya'ni "Ayin ve bulutun ve golgenin bile hareketleri ve seferleri vardir. Bir 
mahalde sabit kalmazlar. Biz ise yerimizde ve evimizde sabit bir haldeyiz. Biz 
de onun koyiine sefer edelim." 






MESNEVI-1 §ERIF §ERHl / V. ClLT • MESNEV1-3 • 

263. "Sen onun iizerine hahlar sabit etiin, onun isinde cold zahmetler gotiir- 
diin. 

"Sen o koyliiye cok hizmet ettin, onun iizerinde senin pek cok hakiann 
sabit oldu." 

264. "0 istiyor ki, sen misafir oUugun vakit, o hakkm ha'zisini odesin." 

7 
OUT <uN <o \£y* J^X-^ <T OI4J jl lj U i^S* C~-^j ^h 

265. "Onu yalvararak koy iarafina cekin diye, hize gizli cok vasiyet etti. 

"Bahama yalvararak koy tarafina gelmege icbar edin, diye koylu bize 
gizli gizli tavsiyeler etti." 

266. ^eit: wr Bu dofudwr, ey S&eveyh, iyilik eiiv^in kimsenin serrinden sa- 



kxni 



"Sfbeveyh" kelimesi hakkinda Ankaravi hazretleri buyurur ki: "Sib" elma 
ve "veyh" mahall-i tahrizde kullamlan bir kelimedir. Ba'zan ma'nasi murad 
olunmayip bir terkib halinde ism-i vahid olur. "Sibe-veyh" gibi. Burada her 
bir ogluna, bedel tarikiyle bu isim ile tesmiye etse de veya kelime-i tahriz ol- 
sa da caiz olur." §arihlerden Bahru'1-Ulum ve tmdadullah hazretleri buyu- 
rurlar ki: "Sfbeveyh" meshur bir nahvinin ismidir. Burada akil ve re'y sahi- 
bi icin istiare olunmustar. Ve §eyh Muhammed Efdal buyurur ki: "tbn Halli- 
kan tarihinden menkoldur ki: Sibeveyh, Farisf bir lakabdir ve onun ma'nasi 
"buy-i siyb"dir, Ya'ni "elma kokusu". Ve nahvi Omer b. Osman'a ondan do- 
layi "Sibeveyh" derler ki, onun iki yanaklan birer elma mesabesinde ve ga- 
ye-i cemalde idi." Ve Burhan-i KaQ'da yazar ki, Sibeveyh "sib-i buye" mu- 
haffefidir, "buy-i sib" ma'nasmadir. Bu ma'naya gore cocuklann elma ya- 
nakh olmalanndan dolayi, babalan tarafmdan "ey sibeveyh" ya'ni "ey elma 
yanakli" hitabinda bulunuldugu anla§ibr. Ya'ni §ehirli adam, cocuklann bu 
ifadesine kar§i: "Ey elma yanakli ve guzel cocuklanm, sizin dediginiz dog- 
rudur, fakat Hz. Ali (kerremallahu vechehu) Efendimiz 4J1 0^1 ^ ^ & & 
ya'ni "Iyilik ettigin kimsenin §errinden sakinin!" buyurmu§ oldugundan, bu 



'^P? 



AHMED AVNI KONUK 

koyliiden iyilige mukabU fenalik zuhuru ihtimalinden korkanm!" demek 
olur. 

267. ^^Dosiluk son nefesin tohumlan olur. fasid olur diye vah§etien korkanm. 

"Dem-i ahir"den murad, hayat-i diinyeviyyenm inkita'i anindan kinaye- 
dir. "Vah§et"den murad, nefrettir ki, bu nefret muhabbet tohumunu ifsad 
eder. Ya'ni "Bu hakiki dostluk hayat-i dimyeviyyenin zahirine taalluk eden, 
yemek ve icmek gibi tena'uma miistenid degildir. Belki hayat-i diinyeviyye- 
nin inkita'i, onun icin ekilen bir tohumdur. Eger ben koyliiye misafir olursam, 
belki nefret verecek bir harekette bulunur ve bu hareket dahi o ekilen tohu- 
mu ifsad eder." 

1 3-)J -)* 3 ^^>y j> iS^ J 1 ?-** f y 3 * j~$~»J* y*- •k£>\\ {Jr?^ 

268. DCdic aibi $ok kesici hir sohbet olur. ^osianda ve zeruda kis gibi. 

Sohbetin bir nev'i, muhabbet ipini kihc, gibi kesici ve gonial bostanina ekil- 
mi§ olan sevgi tohumu[nu] ki§ mevsimi gibi dondurucu olur. 

269. D^evhahar fash gibi hir sohhet olur. Ondan imdreiler ve sauisiz menfaat- 
ler olur. 

Sohbetin bir nev'i daha vardir ki, ilkbahar mevsimi gibi latff olur. Ondan 
kalblerde ma'muriyetler ve siirurlar ve hesabsiz ma'nevf menfaatler peyda 
olur. 

ijy_ jj jl <jy$> j <JjiJ> ^ <Sy. "*j J& *& -^^ <)\ fy*- 

270. Diazm o olur ki. su'-i zan edesin. ta ki kacasin ve kotiiden hen olasin. 
[267] *" 

"Hazm" ihtiyat demek olup, onun zimnmda su'-i zan ma'nasi mundemic- 
tir. Binaenaleyh bir kimse kendi nefsini tehlikeden ve fenahklardan kurtar- 
mak icin aksi sabit oluncaya kadar, her bir emrinde hazm ve ihtiyat ile hare- 
ket etmek lazimdir. 

JjJtS (j\ 0U*« f b \j ?M y% dyj &\ C~-l a^aT j\ai\ f.y { y- 

271. 'Jlesul " Diazm su'-i zandir" huyurdu. €y fuzul her adim icin tuzak hill 






figK®" MESNEVl-t §ERIF §ERHl / V. CtLT • MESNEVI-3 • 

Bu beyt-i §erifte Jbb ^ f>> j* ol y a ' m " " sa '" i zan hazmdendir" hadis-i §e- 
nfine i§aret buyurulur. Hazm tavsiyesinden murad, mii'min karde§ine su-i 
zann etmek degildir. jBelki huyunu ve ahvalini bildigi bir kimseye kar§i fena- 
lik zuhuru ihtimalini du§iinerek ihtiyatkarane hareket etmektir. Zira nefsani- 
yet sahasmda yuriiyen her bir kimsenin bir adimi igin bir tuzak melhuz oldu- 
gunu miidrik olur. 

£bu« jl d\j <S C^>\ ^b {Ji jA £\J j j\y^> C~~* !>*-* l$Jj 

272. Sakra ytizil diiz ve geni$tir. By miiiecasir, her ahm hir iuzakhr, az stir. 

Bu viicud-i izaff sahrasi duz ve geni§ goriinur. Ey mutecasir, nefsinin haz- 
zina tebean her attigin adimm altinda bir tuzak vardir. Binaenaleyh o sahra- 
daki ciir'etkarane hareketini azalt! 

273. day h^isi "Tuzafc hani?" liye kosar. Vaktaki kosar, tuzak onun ho- 
cjaztna luser. 

Mesela dag kegisi gevikligine i'timad edip oraya buraya sigrar, ko§ar. Hal- 
buki onu avlamak isteyenler, o sigradigi yollara tuzak kurmu§lardir. Nihayet 
bila-perva ko§a ko§a o tuzak ansizin onun bogazma takilir. insan dahi bu cis- 
maniyet sahrasinda dag kegisine benzer. 

27 A. O ki, derai ki: "9iani?" jsie g'or! Sahrayi qorJun, pusuyu gormedin! 

"Hani tuzak?" deyip sigrayan o dag kegisine, tuzaga tutulduktan sonra de 
ki: "i§te tuzak denilen §ey budur, got! Sahrayi gordiin, fakat pusuyu goreme- 
din!" de. Dag kegisini avlamanm usulii budur ki, erkek kegiye kar§i bir di§i 
kegi gosterirler ve iki dag arasina da tuzak kurarlar. Kar§iki dagdaki di§iye 
vasil olmak igin erkek kegi, bila-ihtiyar ko§a ko§a o tuzagm bulundugu ma- 
halden gegmege mecbur olur ve yolu uzerindeki tuzaga boynundan tutulur. 
t§te insanlar da boyledir. Uzaktan hazz-i nefsanfsini goriip o tarafa ko§ar ve 
nihayet yolu uzerindeki turlii turlii tuzaklara tutulur. 

J\y^S OL. JLiL ^ v^ j^ tf 1 V 1 f b J CxA 

275. 6y ayydr, ava pususuz ve tuzaksiz kuyrugu tarla ortasina ne vakil hoyar. 



AHMED AVNl KONUK. 



-^m 



"Ayyar" "kesirii'l-hareke" ma'nasinadir. "Ey hazz-i nefsamsi igin gok ha- 
reket eden kinase! Seni avlayip helak etmek isteyen ins ve cin §eytanlan, bu 
mezraa-i diinyaya, nefsine hos, gelen ezvaki ve huzuzati, pususuz ve tuzak- 
siz sana gostermediler. Nitekim avcilar kurtlan avlamak igin, tarlalara kuyruk 
koyarlar; hay van o kuyruk tarafina ko§up tuzaga tutulur." 

276. kimseler ki, yeryuziine miitecdsir olarak geUiler, onlarin kemiklerini ve 
haslanm gor! 

Gecmis. olan milletlerden yeryuzunde peygamberleri tammayip saha-i 
nefsaniyette cur'etkarane hareket etmi§ olan kimselerin kemiklerini ve ba§- 
lanni ve kafataslanni ibretle tema§a et! Bunlann kimi seylab ve kimi firti- 
na, kimi zelzele ve kimi dii§man istilasi yiizunden kahr ve helake ducar ol- 
dular. 

277. 6y makbul, mezarliga gittigin vakit, onlann kemiklerine, ge$en seyden 



Ey nazanndaki ibret sebebiyle makbul-i tlahi olan salik! Mezarliklara gi- 
dip helak olan kavmin kemiklerini ve kafataslanni gdrdugiin vakit, onlann 
bu kemiklerinden, ba§lanna gelen^ ahvalden sor! Nitekim, ayet-i kenmede 
'.jkJ^Ji &i* o\r 'Js ij>i\i j*°]i\ ^ \)jJs (Nahl, 16/36) ya'nf "Yeryuzunde ge- 
ziniz, Allah'i ve Peygamber'i tekzib edenlerin sonu nasil oldugunu ibretle te- 
ma§a ediniz!" buyurulur. 

27 B. Tfl hi zahirde goresin, o firar sarho§lan, gurtr kuyusu i$ine nasd a§agiya 
gittiler! 

U*p jjT c~~o *-ic>- sjj\-^> j j V* *j\jj^ y fSj^ £\ p-^ 

279. Sger gbziin varsa, sen kbrceslne gelme ve eger gbziin yoksa ele asa geiirl 

Eger bu cismaniyet sahrasindaki cukurlan ve hendekleri gorecek basar-i 
basfretin varsa korcesine hareket etme ve eger basar-i basfretin yoksa ve na- 
zar-i nafiz sahibi degilsen, hazm ve ihtiyat degnegini eline al! 



c^p^ 



MESNEVI-t §ERfF §ERHi / V. CtLT • MESNEVI-3 • 

280. uMademki goziin yohtur, o hazm ve istidlal asasmi -pisva etl 

Mademki basar-i basfretin yoktur ve kalb gdziin agik degildir, korler deg- 
neklerini rehber ittihaz ettigi gibi, sen de hazm ve ihtiyat ve istidlal asasmi ve 
degnegini kendine rehber yap! 

281. ^Ve eger hazm ve istidlal asasi yohsa, asa $ehicisiz her yol iizerinde dtir- 
ma! 

Ve eger aklm ve re'yin kuvvetli olmadigi icm, hazm ve istidlal degnegi de 
sende yoksa asa gekicisiz, yam miir§idsiz ve rehbersiz her bir tarik-i nefsani 
iizerinde durma! 

282. SAdwii, horun hoyduiju uslu-pdan hoy, ta hi ayah huyudan ve tastan hxxx- 
iulsun. 

Bu cismaniyyet sahasinda adimim, korlerin kemal-i ihtiyat ile attiklan 
adimlar gibi at! Ta ki ayagm kuyulara kaymaktan ve tasjara dola§maktan 
kurtulsun! 

283. Tilreye titreye ve horhu ve ihtiyat ile ayacjini hoyar, ta hi hataya diis- 
meye. 

Korleri gormez misin? Bir hataya du§memek igin adimlanm titreyerek ve 
korku ve ihtiyat ile atarlar. 

sJ-i iSj^* *-<*jiJ AXw«^- <uJiJ aJ-i (_£jU _p <u*w>- L^^J-^j (_£' 

284. 6y dumandan sifrai/ip oie$e ^ifrrii?, lohma arayvp bir yilanin lohmasi ol- 
mus olan himsel 

Bu beyt-i §erifln hulasasi Tiirkge'de "Ey yagmurdan kagarken doluya tu- 
tulmus, olan kimse!" darb-i meselinin naziridir ve bu hitabin maba'di, atfdeki 
nesri miiteakip gelen beyt-i §eriftir. 



rg^ 



AHMED AVNt KONUK 



C=^ 



\j l)L£j! c-4jO Oi_^ ^^ j L~» JaI £<u>«S 

^J J J^ 1 ^-V^** ^ J OUo^ J- 5 Ol^fdT J jlii* ^J— OA-«;j ji j 

Sebe' ehlinin kissasi ve ni'met onlan tagi etmesi ve 

onda tugyan ve kiiframn ugursuzluguna eri§mesi ve 

§ukiir ve vefa fazfletinin beyam 

Bu kissada, Kur'an-i Kenm'de ijis" JU£> c*~i o* *>(&•■ ijJft&L-* ^» uJ oir Jil 
jj^ Vj'j 0» *'■£ 2 h'X^h r^'j ij o* (Sebe'' , 34/1 5) "ya'ni "Sebe' halla igin on- 
lann meskenlerinde ayet-i ila'hf olarak sagdan ve soldan bahgeler var idi; Hak 
Teala; Rabbinizin nzkindan yiyiniz ve O'na §iikrediniz. Belde iyidir ve Rab 
gafurdur buyurdu" ayet-i kenmesinde haber verilen, Yemen tarafinda vaki' 
Sebe' §ehri ahalisinin yiyip icip Hak Teala'ya sukretmemeleri sebebiyle ba§- 
lanna gelen hal tasvir buyurulur. Ve bu kissa yukandaki 276 numarah beyit- 
te ay j j*\ x>x>\£\xS beyt-i §erffme merbuttur. 

285. Sen ehl-i Sebe kissasim okumadm mi? ^ahut okudun ve macerayu c}6r~ 
medin! 

Ya'ni, "Ey dumandan sicrayip ate§e gitmi§ ve lokma ararken bir yilan lok- 
masi olmu§ olan kimseJ Sen galiba Kur'an-i Kenm'de ehl-i Sebe* kissasmi 
okumadin. Yahut okudun da mainasina nufuz edemedin!" 

C— sJ o\j \j *£ J^j* tj*-* (Jj^ 1 C^~~j elS"! 5j>- ojS" jl l-U^ j\ 

286. dag muhakhak sadadan agah decjildir; dagm aklimn ma'na tarafuia yo- 
lu yoktur. 

Ey Kur'an'i okuyan kimse, eger sen Kur'an'daki kissalann ve hikayelerin 
zahirine baglamp kaldin ve ma'nasindan bi-haber oldun ise, cemaddan olan 
bir daga benzersin. Zira dag kendisine akseden sadadan bf-haberdir. Dagin 
aklimn ve batininin ma'na tarafina yolu olmadigmdan o sadanin ve elfazin 
hamil oldugu ma'nayi idrak edemez. 



c^a 



MESNEVI-1 §ERfF §ERHt / V. ClLT • MESNEVf-3 • 

287. O kuhiksiz ve akilsiz bir sada eder. Sen susttujun vakit o da sustu. 

Ya'ni bir kimse daga kar§i bagirarak soz soylese, o dag o sadayi ve soz- 
leri iade eder. Fakat onun bu hali o sozii ve sadayi kulagi ile i§ittigi ve akliy- 
la hiikmederek iade ettigi icin degildir. Sen sustugun vakit o da susar. 

£_l j \#\ y \ _j j^i d\j\jA X^ £]> ^ \j U« JaI j*- ib 

288. Diak, Sebe ehline $ok jerag, yiiz binlerce ko$k ve saratjlar ve baglar 
verdi. ? 

Hak Teala hazretleri Sebe* §ehri halkim niam-t zahiresine miistagrak ki- 
lip gok goniil feragati ve pek cok ko§kler ve saraylar ve baglar icinde refah 
verdi. 

289. kotii damarhlar onun §ukrunii if a etmediler; vefada hopeklerden daha 
a§agi oldular. 

kotii damarh ve bozuk tiynetli olan Sebe' §ehrinin halki, Hakk'in o meb- 
zul olan ni'metlerine kar§i vazife-i sukrli ffa etmediler ve iyilige kar§i vefakar 
olmak hususunda kopeklerden daha a§agi oldular. 

290. L/^inhakkak bir hJovege havidan bir lohma ekmek eri$tigi vakit ham iize- 
rinde kemer baglar. 

Herkes indinde sabittir ki, herhangi bir kapidan bir kopege bir lokma ek- 
mek atihrsa, o kopek artik o kapinin ontinde o lokmamn sukriinu ffa icin bek- 
gilik hizmetine muheyya olur. 

291. OCamnin bekg,isi ve muhafizi olur, her ne kadar ona cefa ve sertlik getir- 
se de. 

Kopek, iyilik gdrdiigii bir kapidan her ne kadar eza, cefa ve §iddet gorse 
de, yine o kapiya tecaviiz edenleri men* etmek icin bekcilik ve muhafizlik va- 
zifesini, bu iyilige §iikur olmak iizere ibka eder. 



*img> 



AHMED AVNf KONUK 

jLx^i iSj^ >/ >jk J^ JJ J J^ 1 . J>^. J J ^ J- r* 

292. kam iizerinde dahi ona sabir ve harar olur. 1$ir ha$kasim ihtiyar etme- 
yi kufiir hilir. 

kopek, iyilik gordugii kapidan aynlmaz ve baska yere de gitmez, sabir 
vesebateder. 

293. Ve eger Ur yabanci k'&pek gelirse, gece ve (jundiiz o kopekkr o lemh onu 
te'a% ederler. 

Bir mahallenin kopekleri, bir yabanci kopegin gelmesine asla musaade et- 
meyip, gece ve gundiiz derhal o kopegi te'dib ederler ve dogerler de derler. 

294. D(i: "jlk menzilin olan yere git, o ni'metin haWu gonliin merhunudw" 

Mahalle kopekleri, o yabanci kopegi te'dib edip derler ki: "Ey kopek, ilk 
bulundugun mahalde sana ekmek verip beslediler. Nicin o ni'met gordugiin 
kapida bekgilik vazffesini terkedip nankorliik ettin, o ni'metin hakkini ode- 
mek gonliin merhunu ve vazife-i kat'iyyesidir." 

295. nr Jiendi yerine git, o ni'metin hahkim ziyaie a^agiya koymal' diye onu 
isirular. 

Mahalle kopekleri: "Vazffe-i sukrii ffa igin yerine don, ni'metin hakkini 
daha ziyade tenzil etme!" diy^e havlayip, o yabanci kopegi lsinrlar. 

296. "Qonul ve ehl-i Ail kayisindan ab-v hayah ne hilar i$tin ve gozlerin acildi?" 

"Ey salik, sen dahi goniil kapisindan ve gonul ehli olan evliyaullahin ka- 
pismdan ab-i hayat olan ezvak-i ma'neviyyeyi igtin ve tattin; ve bu cismani- 
yet alemiyle kapali olan gozlerin alem-i ruhaniyyete ve ma'na tarafina acildi." 

297. Qok sehr ve veal ve hihodluk ehl-i dillerin kayismdan cana ^arvh. 






MESNEVf-1 SERIF §ERHt / V. ClLT • MESNEVf-3 



"Sekr" kalb-i salike bir hal-i ma'nevfnin galebesi sebebiyle sarhos, olmak- 
tir. "Vecd" Kur'an-i Kerim ve kasaid okundugu ve yahut nagamat-i latife te- 
renmim olundugu vakit nefsin ihtizazi sebebiyle bir kimsenin hissinden gaib 
olup mecra-yi i'tidalden gikmasidir ki, bunun enva'i vardir. Hickira higkira 
aglamak ve kahkahalar He giilmek ve ah etmek ve na'ra vurmak ve saga ve 
sola hareket etmek ve sallanmak ve donmek hep asar-i vecddendir. "Bf-hod- 
luk" bir varid-i gaybi* sebebiyle kendinden gegmektir. Bu hallerin tafsilati ve 
esbabi Cenab-i §eyh-i Ekber Muhyiddfn Arabi efendimizin et-TedbMtii'1-lla- 
hiyye namindaki eser-i §enfinm nihayetlerinde beyan buyurulmus, ve fakir 
tarafindan da §erh edilmi§tir. Ve §arih-i Mesnevi Ismail Ankaravi (kuddise 
sirruhu) hazretleri de Tankatname ismindeki eserlerinde bunlar hakkinda 
ma'lumat vermi§lerdir. 

298. Uiirsian yine hu kapiyi ierkettin. Diirstan her duhkanin eirafini clola- 
§usin. 

Bu beyt-i §enfte beyan buyrulan hirsta iki vecih vardir: Birisi hirs-i ma'ne- 
vi, digeri hirs-i maddidir. Hirs-i ma'nevi budur ki, salik bir miirsjd-i kamile in- 
tisab ettigi ve kendisinde vecdin enva'indan birtakim ahval zuhur ettigi hal- 
de, halindeki tebeddiilun farkma varamayip, kendi hatiratina tabi* olur ve 
mursjdinden feyiz bulamadigmi zannedip reddeder ve ba§ka miirsjde intisab 
eyler. Onun bu hirs-i ma'nevisi basar-i basiretini kapamis, ve kendi halini ve 
mursjdinin kemalini gorememi§tir. Bu sebeple bu kapiyi terkedip ba§kalanmn 
kapilanm dolasmi§tir. 

Digeri hirs-i maddidir ki T bir miir§id-i kamil kapisina intisab ettigi ve ken- 
disinde sekr ve vecd ve bi-hodluk zahir oldugu halde, kalbinin nef -i maddiye 
temayulii hasebiyle, gina-yi sun ashabimn kapilanm dola§maktir. Bunun her 
ikisi de mezmumdur ve hak-na§inasliktir. 



dXij eiy» <±jJ j$> ,c5_?^ 



0\ajCj> C)\ ji j> 



299. Eastern aria kalacak tirit i$in, o tenceresi yagh olan miin imlerin kapist 
iizerine ho$arsm. 

Ya'ni nefsinin hazzi olan fani tirit lokmalanni yemek icin tencereleri yag- 
h ve sofralan yemeklerle dolu olan mun'imlerin kapisina ko§ar ve kendini 
buldugun fuyuzat-i ma'neviyyeden mahrum edersin. 



AHMED AVNl KONUK 



300. O i/fl^Iti/i Watk kl ki, can semiz olur. ^tlmulsiz olan i$ hurada iyi olur. 

"Burada" ta'biriyle Cenab-i Pir hususiyet i'tibariyle huzur-i alilerine ve bu 
Mesnevi-i §erifz ve umumiyet i'tibariyle insan-i kamilin huzuruna i§aret bu- 
yururlar. "Yagh taam"dan murad, maarif-i ilahiyye ve ulum-i lediinniyyedir. 
Nitekim Cenab-i Pir ±s^ j^. ^^ u j\ ju, ya'fu "Bizden sonra Mesnevi 
§eyhlik eder?" buyurmusjardir. "Ey salik kapi kapi dola§acagina bizim tara- 
fimiza gel; zira ruhu takviye eden ve cam semirten ulum-i lediinniyye ve ma- 
arif-i ilahiyye bizim indimizdedir ve bu M?s/3evfdedir. Senin husulunden 
umidini kestigin iyilik bu tarafta hasil olur." 

Her bir sabah ehl-i afetin Isa (a.s.)in 

ibadethanesinin kapisinda onun duasiyla 

§ifa talebi icin toplanmasi 



301. 6U-t itlin so/rasi Jsa mn. saunwaswlir. Sahn ve sakin ey miihtela bu ka- 
pit/t buakma! 

Hastalar stfa bulmak icm fsa (a.s.)m ibadethanesi kapisma toplandiklan 
gibi, ey emraz-i nefsaniyyeye mubtela olan kimse, sen dahi ehl-i dil olan ka- 
millerin meclis-i irfanlanna git ve onlann kapilanm birakma ki, onlann nefes- 
leriyle bu illetlerden kurtulasm. 

302. Diorden ve topaldan ve colaklan ve fakulerclen olan hoik her tar aflar dan 
to-plamrlar ill. 



csepja 



MESNEVl-1 §ERtF §ERHl / V. ClLT • MESNEVt-3 • 



Nitekim isa (a.s.)in Mdethanesinin kapisina her sabah korlerden ve to- 
pallardan ve colaklardan ve fukaradan miirekkeb birtakim halk her taraflar- 
dan gelip toplanirlar idi. 

7-\^>T jl -UUj jLijI fi «0 L" fW' (J**^ < ^-*J-^ 3 J^ J- 5 ji 

303. 0, nefesiyle ortlan dinahtan ktiriarmak icin, sabahleyin Dsanin ihadet- 
hanesinin kapisi iizerinde. 

Bu iki beyt-i §erif bir ciimle te§kil eder. Ya'nf "Korden topaldan ve golak- 
tan ve fakirlerden miirekkeb olan halk, o nefesi ile onlan kusurdan kurtar- 
mak igin, sabah vaktinde her taraftan gelip Isa £a.s.)in ibadethanesi kapisin- 
da toplamrlardi" demek olur. "Ciinah" gtinah ma'nasinadir. Burada ilel ve 
emraz buyurulur. Ankaravf hazretleri "sebeb-i ilel ve emraz olan giinah" 
ma' nasi vermi§tir; bu da giizel bir vecihtir. 

304. O hendi evradmdan farig oldujju vakil, o aiizel mezhebli, hu§luk vaktinde 
di§an gkardi. 

fsa (a.s.) ibadethanesinde kendisine mahsus olan evradi ve vazife-i iba- 
deti ffa edip bitirdikten sonra, kusjuk vaktinde, o ibadethanesinden cikardi. 

305. r Jlmid ve intizar icinde kavi uzerinde olurmu§ fevc fevc zaif, mubtela ao- 
riir idi. 

"Cevk" (<5yr) siivarf ve piyadeden miirekkeb taife ma'nasina gelir. "Cevh" 
(£>*-) dahi derler. Arapga "fevc" ma'nasinadir. Ya'nf "isa (a.s.) ibadethane- 
sinden di§anya ciktigi vakit, kapisinin oniinde oturmus. fevc fevc birtakim za- 
if ve turlu turlu illetlere miibtela olmu§ kimseleri, kendilerinin §eref-i vurudu 
iimidi ve intizan icjnde goriir idi." 

306. n^uyururdu hi: "6y afet sahvpleri, Uiuda dan sizin hepinizin hacetleri re- 
va oldu!" 

307. ^S^tgah olun, marazsiz ve zahmetsiz, Diudanvn cjafjarlip ve ikrdmi ta- 
rafina revan olunuz." 



AHMED AVNt KONUK *®^® 

<j\j A> OLijI <Sy\j ^J^ *& <S\ v~*> Ol^l dy? jl£L^>- 

-308. Uiepsi ayagi hagh develer gtbi hi, onlann dizlerini re y ile sen a^arsm. 

"Gu§ayi" muzari' muhatab sfgasi olduguna gore, Cenab-i Pir efendimiz ta- 
rafindan Isa (a.s.)a hitaben: "Ey nebiyy-i zi§an, bu ehl-i afetin hepsi dizleri 
birbirine baglanmis, develere benzer ki, sen re'y ve teqlbfr-i ma'nevf ile onla- 
nn dizlerindeki bagi acarsin!" demek olur. Fakat ba'zf niishalarda "gu§ayf" 
yerine "gusadi" vaki'dir. Bu surette mazi-i naklf olur. Ve ma'na dahi: "Ehl-i 
afetin hepsi ayaklan bagh develer gibidir ki, fsa (a.s.) onlann dizlerini re'y ve 
tedbfr-i ma'nevf ile acardi" demek olur. 

309. JZaiif ho$arak ve sevinerek, onun duasindan ev tarajtna hosucu ayah gi- 
derler idi. 

Ya'ni o zaff olan hastalar Isa (a.s.)in duasi berekatryla ko§a ko§a ve sevi- 
ne sevine evlerine kendi ayaklanyla yiiriiyup giderler idi. 

310. Sen kendi afetlerini coh iecriihe eitin, hu mezheb sahlanndan sthhat buldun. 

[307] J ' 

Ey salik, sen kendinin nefsanf illetlerini ve afetlerini ook def alar tecriibe 
ettin. Bu mezheb §ahlanmn ya'ni tarik-i Hak rehberlerinin sohbet ve nazar- 
lan berekatiyla, bu illetlerinden kurtulup ma'nevf sihhatler buldun. 



311. Senin ne hadar topalligin rehyar oldu, senin camn ne kadar gamsiz ve he- 
dersiz oldu! 

"Reh-var", adimlanm genis, atip guzel yiiriiyen ata derler. Ya'nf "Ey salik, 
sohbet-i evliya ile senin tarik-i Hak'taki ma'nevf topalliklann zail oldu ve 
adimlann guzelle§ti ve senin ruhun ve kalbin alakat-i masiva gamindan ve 
kederinden kurtulup musaffa oldu." 

312. 6y gaflei sahvbi, ayak iizerine hir vp hagla; ey levend, la hi kendinden da- 
hi gaib olmayasin 1 . 



*$%$? 



MESNEVI-! SERIF §ERHl / V. ClLT • MESNEVl-3 • ^® 

"Ey gafil salik, huzur-i evliyadan nefsinde gordiigun bu kadar salahi 
unuttun ve hatmndan gaib ettin. Bari ayagina bir ip bagla da, ey levend bu 
alem-i kevnde kendi varhgmi da gaib edip busbutiin sersem bir hale gelme!" 
"Levend", ne Hak'tan korkan ve ne de halktan utanan kimseye derler. 

Bu beyt-i serifte boyle bir kimse "Hebenneka" ismindeki beyinsiz bir kim- 
seye tesbih buyrulur ki, bu Hebenneka'nm hikayesi meshurdur. Bu bfgare 
kendisini gaib edip, "Hebenneka nereye gitti?" diye ararmi§. Binaenaleyh, 
gaib ettigi zaman kendini bulmak igin ayagina veya boynuna bir ip baglar 
ve kendini bu sallanan ipten bulur ve "Buldum! Hebennake burada imisj" 
dermi§. 7 

y J^y J~^ OT^jjU Jl y ^^J* J ^^ 

313. Senin §iikiirsuzluaun ve senin unutmakligtn, o senin bed ipneni haiira ge- 
iirmedi. 

Sen huzur-i kamilde buiundugun vakit, birtakim evzak-i ma'neviyye bul- 
dun. Sen o lutuflara te§ekkur edecegin yerde, o kapiyi terketmekle kufran-i 
ni'met ettin. i§te senin bu unutman, o zevk-i ma'nevfye nailiyyet zamanlan- 
m ve o bal serbeti gibi tatagin ahval-i iatifeyi hatmndan sildi. 

JLi <u«*>- y j\ Ji [&\ Jj dy? -^ ai^j y" j> o\j tlM f yri 

314. $iibhesiz o yol senin iizerine kapanmis oldu; $unkii ehl-i dilin gonlii sen- 
den hasia oldu. 

§iibhesiz maksad-i aslfye vusul yolu senin iizerine kapanmis, oldu. Ciinkii 
ehl-i dil olan bir kamilin gonlii, mahza senin senligine i'timad ettiginden do- 
layi incindi. Zira bir kamilin yegane vazifesi salikin goziinu kendi nefsi tara- 
fina kapamaktir. Salik' kamilin sarf ettigi himmet-i terbiyeye ragmen, eger 
kalbinin goziinu kendi nefsi tarafina agtigim goriirse, kendi emeginin berhe- 
va oldugunu anlayip pek ziyade miinkesir olur ve salik iizerine mecra-yi feyz 
kapanir. 

315. Qabuk onlan hul ve istiafar ei, hulut gtbi inleyereh giryeler et! 

£abuk, o terk ettigin zevatin kapilanm bul ve bu hallerinden riicu' et ve 
istigfar et! Bu hak-nasmasligin agirligim idrak edip iniltilerle agla! 

^% 



fif^ 



AHMED AVNI KONUK 



316. To ki, onlann giilistam senin iarafma autism, olmu§ meyveler kendi iize- 
rlne yanlsinl 

Ta ki, o huzurlanm terk ettigin kamillerin hakayik ve maarif-i ilahiyye gul- 
leri ve sicekleri ile dolu olan miibarek kalbleri, senin tarafina acilsin ve senin 
senliginden tovbe ettigin igin mesrur olsun. Olmus. meyveler, ya'nf ulum-i 
zevkiyye ve lediinniyye meyveleri, harf ve savt kabuklanni catlatarak senin 
online dokiilsun. 

317. Bger DCehfin ko-pegi ile kapi yoldasi oldun ise, yine o kapida dolas, k'6- 
yekten asap olma! 

Ya'nf zamamnm evliyasi olan Ashab-i Kehf ten aynlmami§ olan onlann 
kopekleri ile kapi yolda§i oldun ise, sen de kendi hatirana ve nefsine tebean 
terketmis, oldugun evliyamn kapisim dolasj Binaenaleyh, surette insan oldu- 
gun halde, Ashab-i Kehf kopeginden asagi olma! 

318. Mademki "Cjonlii evvelki haneye bacjlal" diye kopekler dahi kopekler e 
nasihUir, 

Mademki kopekler bile, "Evvelki ekmek yedigin kapiyi reddetme ve gon- 
lunu o kapiya bagla!" diye birbirlerine nasihat ediyorlar da diyorlar ki: 

319. "ZKemik yedigin evvelki kapvyi siki tut ve hak evde yiyiciligi buakmal 

ijj^ «it4 JrJjl *\1a jj Jjj U- d\ *-r>s\j \j J^JSp^* 

320. %ea%dzn dolayi oraya gitmek ve evvelki makamdan miijlih olmak igin 
onu isinrlar. 

Kopekler, o yabanci kopegi te'dib edip evvelki kapiya donmek ve evvelki 
makamdan felah bulmak igin isinrlar. 

321. Onu isinrlar da derler ki: "By azgm kopek, git veliyy-i ni'meiine zulme- 
dici olma 1 ." 

mm 



fr 



MESNEVI-t §ERlF §ERHl / V. CtLT • MESNEVI-3 



■^m 



Jf\j iC^MSf- ji J iJJjc>- J OLw»U 



iL) «U*»J 4jLU- J^*"-* 1 J-5 0L«-* jJ 



322. "^Jme o kapiya halka gibi bagh ol, bekci ve $evik ve si$rayia oil" 

323. ur Bt2im nakz-i vefamizm sureti olma, bi-vefahgi beykule §a§ etmel" 

Ya'nf "Biz kopek taifesi, insanlar arasmda vefakarlik ile ve ekmek yedigi 
kapiyi tammak ile §6hret bulmusuz. Sen bizim bu vefakarlik §6hretimizin bo- 
zulmasina bir misal-i mucessem olma ve kopekler zumresi arasmda abes ye- 
re bi-vefalik halini ne§r etme!" " 



L« ^U -b « tjjij \\ Ol>w- 



j^ ^ *>. j 



JJ 



jU-i X>\ Uj dy? \j d\>~» 



J* 



324. "(J\iademki vefa, kopeklerin $ian gel&i, git k'&peklere ar ve bectnamhk ge~ 
^tirme!" 

"Mademki haslet-i vefa, kopeklere mahsus bir alamet-i farika olarak sabit 
oldu, ey gafil salik, git kopekleri utandiracak ve onlann adim kotiileyecek ha- 
reketten vazgeg ve tovbe et!" "§iar" lugatte bedene muttasil olan sirmah liba- 
sa derler. Burada alamet ma'nasinadir. 

325. " <j\iademki bl-vefaltk kopekler i$in ar olur, bi-vefahk gosiermeyi nasil re- 
va iutarsm?" 

"Ey insan suretinde olan salik, vefasizliktan kopekler bile utandigi halde, 
sen insan iken vefasizligi nasil caiz ve reva gorursiin?" 



^> ^* J$ & ^£ ^j '} ^jj 1 J** J^ &■ 

326. w Utak Tea/a vefaclan Aolayi fahr geiirdi: nr Bizden gayri ahdine vefa eden 
kimdir?' buyurdu.' 

Ya'nf Hak Teala hazretieri vefa cihetinden iftihar edip: "Bizden ba§ka ken- 
di ahdine vefakar olan kimdir?" buyurdu. Bu beyt-i §erffte sure-i Tevbe'de 
vaki' -Li 'ja «j^ J} 'J»j {Tevbe, 9/111) ya'nf "Allah'tan daha ziyade ahdine 
vefa eden kimdir?" ayet-i kerimesine i§aret buyrulmu§tur. Ya'nf "Allah Teala 
hazretieri kullanna kar§i olan ahdine vefa buyurdugu igin iftihar buyurdu. Bi- 
naenaleyh ahde vefakar olmak ahlak-i ilahiyyeden bir hulk-i azfmdir ve ah- 



Csgpf 



AHMED AVNf KONUK 



dine vefa eden insanlar, ahlcik-i ilahiyyeden bir hulk-i azim ile tahalluk etmis. 
olurlar." 

<3r JI J- 5 " ^J 1 ^ J^ <3j^ J. 6 s - *j\i^J ^ \J&3 <J- 

327. Uiakh'in merdu&una vefayi vefdsizlik hil! Uiahh'in hukuku iizerine 
kimsenin sebhi yohiur. 

Ma'lumdur ki, bir Hakk'a kar§i, ve bir de halka kar§i ahdine vefa etmek 
vardir. Bir mu'minin Hakk'a kar§i olan ahdi, emr-i ilahiye ittiba' ve nehy-i 
ilahiden ictinabdir. Ve verdigi ni'metlere mukabil kullanndan bu ahidlerine 
vefakar olmalanni istemek Hakk'in hakkidir. Halka kar§i olan ahid dahi iki 
nevi'dir: Ya §er'a muvafik veya muhalif olur. Eger §er'a muvafik ise, bu ah- 
de vefa hem Hakk'a ve hem de halka kar§i vazifesini odemek olur. Ve eger 
§er'a muhalif ise, bu ahdi alan merdud-i Hak oldugu gibi, bir ikrah ve icbar 
olmaksizm bu ahdi veren dahi merdud-i Hak olur. Zira bir kimsenin hakki, 
Hakk'in hukukundan ileriye gegemez; hukuk-i ilahiyye her bir hakkin fev- 
kmdedir. 

fij? y J&>- j\ lj jl s£ f.j? b\f -Li d\ j! Oaj j^U jp~ 

388. £%na hakki ondan sonra oldu ki, o Die-rim senin cenininHen ona meaynn 
etti. 

"Garim" hem alacakhya ve hem de borgluya ltlak olunur. Burada iki 
ma'na da melhuzdur. Ya'ni "Ana hakki, Hakk'm hukukundan sonradir. Zi- 
ra, Kerim olan Hak Teala hazretleri, sen cenfn iken ve ananin karmnda iken, 
> seni ta§idigi ve vticudundan gida verdigi icjn seni bu vakitte anana kar§i 
borchi etti ve anana da bu yiiklu zamamnda tahammul ve rahat verdigi icin 
onu da Halik'ina kar§i borglu^etti. Binaenaleyh, hakk-i ilahf ana hakkina te- 
kaddiim etti. 

329. Onun cisminin i$inde seni hir suret yaph, onun hamlinde ona rahat huyu- 
nu verdi. 

Hakk'm lutuf ve keremi mukaddemdir; zira seni validenin cismi iginde bir 
suret yapti; ve sana vucud ge§nisini tatarmaga basjadi ve anana dahi, sana 
hamile oldugu vakitte, sabir ve tahammiil ve siikunet huyunu ihsan etti ve 
seni viicudundan silkip atmadi. 



G ^P? 



MESNEVf-1 §ERfF §ERHt / V. ClLT • MESNEVl-3 



lA ^ iTjii^ >£ ! J J~*^ 



\J j\ _bi J""*** Jj*~ J 1 ?""* 



330. O seni ciiz ve muiiasil qordii: onun ieSnri. muiiasili munfasd etti. 

[327] U ' J 

Anan seni, eli ve ayagi gibi kendi viicudunun ciiz* ve muttasili gordii. Hak 
Teala hazretierinin tedbiri, ya'ni hiikiim ve kaza-yi ilahi senin dogum vaktin 
gelince, o ciiz' ve muttasili, onun viicudundan ayinp miistakil ve munfasil bir 
viicud olarak meydana gikardi. 

331. Utah hinlerce san'ai ve fen yapmistir, td\i ana senin uzerine mahahhet 
etmistir. 

Anan, senin iizerine muhabbetini ve §efkatini ilka edinceye kadar, Hak 
Teala hazretleri, senin viicudunun tekevvuniinde binlerce san'at ve hiiner 
icad buyurmu§tur. 



jjj j>- JulJu \j j?- 01 *£ yt 



*j>. j jL * j' 6i^ &~ <3 > - Lri 



332. r Binaenaleyh, UiahJitn hakki, anadan sabih olur. Uier him o hakki hil- 
mezse eseh olur. 

333, hi, anayi ve emzirmeyi ve sutii yarath, hahaya onu karin etti, onu tui- 



Hele Hak Teala'mn senin anani ve ananin seni emzirmesi ve sutiinii ya- 
ratmasi ve sana bu ni'metlerinin ge§nilerini tattirmak igin babana ve anana 
§ehvet ilka edip birbirine mukarin kilmasi, ayn ayn senin viicuduna taalluk 
eden birer ni'met oldugu halde, sen onlan tutma, ya'ni onlan yok farzet! Fa- 
kat yukandan beri izah olunan Hakk'in ni'metlerine kar§i senden §iikur iste- 
mesi, Hakk'in hakki oldugunu inkar edemezsin ya! 

y j! *A rtJ *£" 01 j vb <f 01 jJ 0L~>-l £Ji tj\ JJjlJL>- ^\ 

334. By Diuddvend, ey sen hi ihsanin hadvmdir, hiidigim ve hilmedicjim de se- 
nindirl 

Ma'lum olsun ki, niam-i ilahiyye iki nevi'dir: Birisi insanin viicud-i izafi- 
si ge§nisini heniiz tatmazdan evvel, a'yan-i sabite mertebesinden a'yan-i ha- 



t^Ttf 



AHMED AVNt KONUK 

riciyyede zuhuruna kadar hakkinda ibzal buyrulan niam-i ilahiyyedir ki, in- 
san bunlan nefsinde havassiyle zevkan miidrik degildir. Digeri insamn vii- 
cud ce§nisi tattiktan sonra, havass-i zahire ve batinesiyle idrak ettigi niam-i 
ilahiyyedir. Bu her iki ni'meti Malikii'1-mulk olan Hak Teala hazretleri ihsan 
etmis, oldugundan, O'nun ihsani kadfmdir; ve insamn havassi ile idrak ede- 
meyip bilmedigi ve havassiyle idrak edip bildigi ni'metlerin hepsi Hakk'in- 
dir. Nitekim ayet-i kerimede buyrulur: \£> OjJUj'Si ^Vi o>. ^ ^jA aJij 
ijiSlfj jC-lSlfj '^HSi ^ j^'j (Nahl, 16/78) ya'nf "Ve Allah Teala sizi anala- 
nnizm karmndan cikardi, bir §ey bilmezdiniz, ve sizin igin kulaklar, gozler 
ve kalbler yapti." ve diger ayet-i kerimede dahi &\ j~* sJu ^ ^ dj (Nahl, 
16/35) ya'nf "Ve ni'met cinsinden sizinle beraber olan §ey Allah Teala cani- 
bindendir." Cenab-i pir efendimiz bu beyt-i §erifte gaybetten Rabbii'l-erbab 
canibine hitaba intikal buyurmusjardir. 



335. Sen huyurdun hi: " Diahh'i ydi ei, zud hi benim hahkvm eskimez 1 ." 

Bu beyt-i §erffte '^XL- Jji c^Jj ijjS'Vj (Bakara, 2/231) ya'nf "Ve sizin 
uzerinize olan Allah'in ni'metini zikrediniz!" ayet-i kerfmesine i§aret buyu- 
rulur; ve ni'met-i ilahiyyenin eskimemesinden murad "teceddud-i em- 
saTdir. Zfra her an-i gayr-i miinkasimde insamn bu viicud-i izaffsi teced- 
diid eder; ve bu sebeple niam-i ilahiyyenin enva'i her dem tazedir ve asla 
eskimez. 

336. ^V^uh'un gemisinde hifz cihetinden size o sabah yayhgvm bir luifu yad 

"Ey cins-i insan, Nuh'un gemisinde sizi tufan-i umumfden hifz igin, nes- 
linizi vikaye sabahinda yaptigim bir lutfu yad edin!" 

jL>l J^ry jl j d\ijb j\ /ob OL»j Ol \j Distil <0L 

337. Sizin gepni§ ce&lerinize o zaman tufandan ve onun dalgasmian aman 
verdim." 

"Pile" babanin babasina ve dedenin dedesine ve ecdad-i mutekaddimeye 
derler. 



°#T& 



MESNEVl-1 §ERlF SERHl / V. CILT • MESNEVl-3 • 

338. u J^fe? huylti su yeryiiziinu tutmus idi. Onun datyasi muhakkak dagm zir- 
vesini kayar idi." 

"Tufanin suyu, ate§ gibi kahir ve ihlake me'mur idi ve yerytizunu istfla et- 
mis. idi. Onun dalgalan daglann zirvelerini ve tepelerini a§arak kapar ve ko- 
panridi." 

339. ^Diifz eitim, hen sizi ceddinizin ceddinizin ceddinin vucudundan reddet- 
medim. 

"Ben, o tufan-i umumtde sizin ecdad-i miitekaddimenizi gemide hifz et- 
mekle bugiin onlann nesli olan sizleri hifzettim ve bugiin siz onlann zurriyet- 
leri olarak bu vucud-i izafi aleminde zahir oldunuz." 

^ dj?r M^> Jriy*' ^ J^ fj ^y? *-^k vL«io j*m [JX$> dy>r 

340. ^Dakiaki has oldun, sana nasil arka ve ayak vururum; kendi karcjdkimi 
nasil zayi' ederim?" 

"Ey insan, mademki sen miitefekkir bas, ve dimag oldun, seni nasil itip 
kakar ve tekmelerim; ve kendi kargahimi ya'ni bilciimle esma ve sifatimin 
mahall-i zuhurunu nasil zayi' ederim?" Zfra insan Hakk'in halffesi ve alemin 
serdandir ve mazhar-i cami'dir. 

341. ^CA/tftn bi-vef alarm fedasi olurswi, su'-i zandan o tarafa gidersin?" 

"Ey insan, ben seni Mafetime ehliyet isti'dadi ile halk etmi§ iken nigin 
evamir-i ilahiyyeme muhalefet eden vefasizlann sohbetinde nefsini ve nefe- 
sini israf edip onlann fedasi olursun ve kendini onlara kurban edersin? Ihti- 
yacat-i diinyeviyye hususunda, senin, onlann liituflanna ve servetlerine i'ti- 
madin, bana su'-i zan etmektir. Ve nicin bana su'-i zan edip i'timad etmez ve 
onlann tarafina gidersin?" 



342. Ur Ben sehivden, vefasizhkian heriyim. IZenim iarafima cjelirsin, su -i zan 
aotwiirsun." 



c $» > 



AHMED AVNl KONUK 



"Ben senin ihtiyacma kefil oldugumu Kur'an-i Kerim'imde te'yfden sana 
bildirdim. Ben ahdimi unutmaktan ve sehivden veya ahdimi bozarak vefasiz- 
Iik etmekten beriyim ve miinezzehim. Sikildigin vakit "Aman ya Rabbi!" di- 
ye benim tarafima gelirsin, sonra da su-i zan edersin!" 



343. Hr Bu kotii zannt oraya cf'otiir ki, sen keniin gtbinin oniincie iki kat olur- 



"Sen bu su'-i zanmm, bana degil, oniinde iki kat egilerek tezelliil ettigin, 
vucudda senin gibi aciz ve bicare olan ekabir-i suriyyeye isnad etl" 

344. *Qok kavT Aostlar ve yol&aslar tuttun. 6ger sana ^Diani?" Aiye sorsam 
dersin ki: ^Qiiii." 

"Ey bfgare, sen gok kuwetli dostlar ve yolda§lar ittihaz ettin. Eger sana; 
"Hani ya bunlar, nereye gitti?" diye sorsam, "Omurieri ahir olup oldiiler ve 
gittiler!" dersin!" 



ay j yi* ji t ^- A j C~JL~& jLi 



ess- c^ y ' 



, CXI 



345. "Senin iyi ioshin yiiksek jelek uzerine aitti; fisk ciostun yerin AiUne aittl." 

Dostlannin iyisi yiiksek felege ya'ni alem-i illiyine gitti. Nitekim ayet-i ke- 
rimede buyrulur: 'j-Ip Ja jjh l->i=r oj (MutafFifTn, 83/1 8) ya'ni "Salihlerin ki- 
tabi illiyyindedir." Fasik olan dostun dahi yerin dibine gegti. Nitekim ayet-i 
kerimede buyruluyor. c^ ^ jQ>i\ 'Jk 'j! (MutafFifTn, 83/7) ya'ni "Facirle- 
rin kitabi siccfndedir." Ma'lurfi'olsun ki] alem ikidir: Bin "alem-i illiyym", di- 
geri "alem-i siccfrTdir. lliyyin, "alem-i emr" ve siccin "alem-i halk"tir. Ve 
alem-i emr alem-i §e'nden ibaret olup latiftir ve alem-i siccin alem-i zuhur- 
dan ibaret olup kesfftir. Ervah-i ebrar, §eriatin hiikmune gore amelleri sebe- 
biyle ahkam-i tabfatten halas olduklanndan llliyyin'e uruc ederler. Ervah-i 
ftissak ve fiiccar ahkam-i §er'iyyeyi terk ve huzuzat-i nefsaniyyeye meyl ile 
ahkam-i tabiatte miistagrak olduklanndan Hliyyin'e uruc edemeyip, siccinde 
kahrlar. Ve alem-i illiyyin ayn-i cermet ve alem-i siccin ayn-i cehennemdir. 
Nitekim ayet-i kerimede ^^ Jl 'j^ ty (Infitar, 82/14) ya'nf "Facirlerin 
kitabi cahimdedir" buyurulur. 



c £p? 



<m^ MESNEVI-t §ERfF §ERHt / V. ClLT • MESNEVI-3 • 

Ol_jjlT jl {J iJ\ dyr H* ^ OU3- Ol *jL» j* ci^JLc y 

346. "Sen kervandan hir ate§ gibi ortada mededsiz kaldm. 

"Sen oliip giden iyi dost ile kotii dost arasinda, ehH kervamn esna-yi rah- 
da yakip biraktigi ates bakiyyesi gibi bu alem-i fanide metruk ve yardimsiz 
bir halde kaldin," 

jij j % jl XZ\j 6 ys yf J* jl <j\ jf y j^b 

347. "6y cesur yar, onun eiegini tui hi, o yukandan ve a§agidan miinezzeh olwl 

"Ey oliip gidenlerden ibret almayip, kemat-i cesaretle cismaniyyet alemin- 
de keyfince hareket eden dostum! Mahkum-i fena olan iyi ve kotii dostun 
etegini tutmaktan ve onlara muhabbetten vazgec, de yukandan ve a§agidan 
ya'nf cihetlerden ve taayyunattan miinezzeh olan Zat-i Hakk'in etegini tut! 
Ya'm bu alem-i fanide O'nun tecelliyatini goriip, kalbini O'nun muhabbetine 
hasr et!" 

i_jj jXl Ot>-j ji OjjlS yr J ij-i J C)j>jf <jy ^f** yr J 

348. 9Ve Dsa cjtbi felek iaraftna Urakki eder, ne DCariln gibi yeryiiziinde i$e- 
riye gider. 

taayyunattan miinezzeh olan Zat-i Vacibu'l-viicud ne taayyiin sahibi 
olan Isa (a.s.) gibi eflake uruc eder ve ne de Musa (a.s.) zamaninda, o ne- 
biyy-i zisana muhalefet eden Karun-i mel'iin gibi yerin dibine gecer. 

jl^J j! _j I j*. jl ^yU dy>- d\£*~> j J iCi ji XiL y U 

349. Sen evden ve diikkdndan kcXdvgxn vakit, mekanda ve \a-mekanda senink 
olur. 

Bu beyt-i §erifte '^k u 'J\ ]j£. 'y 3 (Hadid, 57/4) ya'm "Nerede olursamz 
olun, sizinle beraberdir" ayet-i kenmesinde tasrih buyrulan maiyyet-i ila- 
hiyyeye i§aret buyurulut. Ve ma'na-yi beyitte iki vecih vardir: Birisi, "Sen ha- 
yat-i diinyeviyyede muhabbet-i Hakk'in galebesi sebebiyle hane ve diikka- 
run tedvir-i umurundan geri kaldigin vakit, o zat-t Hak, alem-i mekan olan 
bu taayyiinat ve cismaniyyet aleminde; ve alem-i lamekan olan ma'na ve 
ruh aleminde, ya'm alem-i emr ile alem-i halkta seninle beraberdir" demek 
olur. Ve digeri, "Sen bu alem-i kesafetten mevt-i tabiT ile intikal edip diinya 
hayatmdan aynldigin ve hane ve diikkani terk ettigin vakit, gerek alem-i 



egypp 



AHMED AVNI KONUK 



ma'na olan ruh aleminde ve gerek cismaniyyet alemi olan yevm-i ba's ve hi- 
sabta zat-i Hak seninle beraberdir" demek olur. 



\ij *J? \J <_£UU>- jA 



\a^> V^JjjJ^ jl J>jl j j\ 



350. bulanihliklar&an safvet geiirir. Senin cefdlanna vefa tutar. 

Ya'ni "Senden goniil bulanikhgim mucib bir amel sadir olursa Jii J-u '^'ji 
cJL*. °^\L (Furkan, 25/70) ya'ni "Allah Teala onlann seyyiatim hasenata 
tebdfl buyurur" ayet-i kerimesinde beyan buyuruldugu uzere Hak Teala 
hazretleri senin isti'dadina gore, oyle bir tecellf buyurur ki, o tecelliden gonul- 
de safvet zuhur eder. Ve bu na-§ayeste olan amellerin goniilde hasil ettigi bu- 
lamklik ilii o/iji (Ahzab, 33/57) ya'ni "Allah'a eza ederler" ayet-i kerimesin- 
de isaret buyuruldugu iizere bu alem-i taayyiinde seninle beraber olan Hak 
Teala'ya cefadir. tmdi senin o cefalanna kar§i Hak Teala hazretleri vefa ile 
mukabele buyurur. Zfra Erhamu'-Rahimfn'dir. 

JUT <£y* (jjj \j 0L*iJ j \s jL-ijT Ji^-y ijj\ U>- Jy$- 

351. Sen cefa getiriigin vakit noksandan hemdl tarafina giimen i$in te'M> fjon- 
levir. 

MaTum olsun ki, Hak Teala hazretleri kulun efal-i seyyiesine kar§i, ya 
afV ile veya seyyienin haseneye tebdili ile veyahut ceza-yi seyyie ile 
mukabele buyurur. Afv ile mukabele buyurdugu vakit, muahaze yoktur; ve 
tebdfl ile mukabele buyurdugu vakit, muahaze olmamakla beraber mukafat 
vardrr; ve ceza-i seyyie ile mukabele buyurdugu vakit ikab ve azab vardir;ve 
bu ahvalin ciimlesi, abdin isti'dad-i ezelisine gore vaki* olan tecelliyyattan 
ibarettir. Nitekim bu babdaki dekayik Fususus'l-Hikem'de Cenab-i §eyh-i Ek- 
ber hazretleri tarafindan Fassri Ya'kubfde beyan buyurulmustar. Ve bu tecel- 
liyatm cumlesi rahmettir. Zfra insana anz olan ceza-i seyyie ya'ni renc ve 
me§akkat ve azab-i cehennem, gunah ve kufur paslanm temizlemek icindir. 
Bu paslar kalktigi vakit, nihayet rahmet-i ilahiyye zahir olur. Bu beyt-i §erif- 
te bu ceza-i seyyieye i§aret buyurulmu§tur; ve bu ceza-i seyyie bir cocugun 
sihhatini temin icm hacamat etmek ve kan gikarmak kabilindendir. 

uV j £j j 1 ^ls^ 5 y ^ J* j j j a ^*-? ^j ^*->? y ^y* 

352. Sen hir virdi terk ettigin vakit, siilukde sana ondan dolayi rencden ve 
sitmadan kabz gelir. 



*mg> 



MESNEVI-i §ERlF §ERHi / V. CtLT • MESNEVI-3 • 

"Vird" salikin dualardan ve nafile namazlardan ve Kur*an-i Kerim tilave- 
tinden her gun kendisine verilmis, olan vazifesinden ibarettir. Ya'nf, "Ey sa- 
lik tarik-i Hakk'a siilukiinde sen kendine vazife bildigin ve icrasim i'tiyad et- 
tigin ibadetlerinden birini terk ettigin vakit, kalbine bir inkibaz ve bir sikinti 
gelir ve neticede viicudunda cismanf elemler ve sitmalar hasil olur. 

353. O te'ctib ehnek olur, yam o esU ahidden higbir iahvil dme-l 

Ya'nf "Senin o evradini terk etmenden dolayi sana anz olan inkibaz-i kalb 
ve cisminde hasil olan elem, pfrin ve muf§idin ile olan o eski ahdini tahvil 
edip bozma! demek ma'nasmi muntazammin olan bir te'dib-i ma'nevfdir." 

^ ^J 1 \ c—l isj 1 ^ ^ ui ] ^ ^f£i u*S u^ ° ! J 1 ^ 

354. Ondan evvelki bu kabz bir zincir olur. Da U, goniil iuiuculur, bir ayak 
tuiucu olur. 

Bu hayat-i diinyeviyyede iken senin gonlune anz olan bu kabz, mevt-i ta- 
bil ile alem-i berzaha intikal ettigin viicud-i berzahfne baglanmi§ bir miite- 
messil zincir olur. Bugiin o kabz senin gdnliinu tutuyor; yann alem-i berzah- 
ta alem-i illiyine urucuna mani' bir zincir olup ayagini tutar. Binaenaleyh bu 
kabz boyle bir zincir olmazdan mukaddem, bu te'dib-i ma'nevfden muteneb- 
bih olup vazifene devam et! 

355. CMa'kul olan renc mahsiis ve a$iliar olur, ia ki hu i§areti bila-§ey tuima- 
uasin! 

Bu alem-i dunyada §imdi mertebe-i akilda ve ma'na aleminde sabit olan 
kabz ve goniil sikintisi hayat-i berzahiyyede mertebe-i histe zahir ve asjkar 
olur. Binaenaleyh gonial kabzi i§aretini bu alemde bila-§ey ve ehemmiyetsiz 
addetmeyesin! Nitekim ayet-i kenmede ^ u_> >y & & Li j\J~i\ Js ?* (Tank, 
86/9-10) ya'nf "0 giinde sirlar zahir olur. imdi ona kuvvet ve nasir cinsin- 
den bir §ey yoktur" buyurulur. 

356. (jMadstde kabzlar goniil tuiucu oUu; kabzlar ecelden sonra zincir oldu. 



G ^^ > 



AHMED AVNl KONUK 

Hayat-i diinyeviyyede icra olunan ma'siyetler kalbi karartip sikintilar ve 
elemler verdi. Ecel gelip hayat-i diinyeviyyenin inkita'indan sonra da bu 
kabzlar hayat-i berzahiyyede ruhu alem-i urucdan men' igin ayak bagi olan 
zincir oldu. 

357. IZurada bizim zikrimizden kim yuz Qevirirse, biz dar ya$aiji$ veririz ve 
korlukle cezd ederiz. 

Ya'ni "Diinyada bizim zikrimizden yuz geviren kimselere biz hayat-i diin- 
yeviyyede dar ve sikmti ile ya§ayi§ veririz ve hayat-i uhreviyyede dahi kor- 
lukle ceza ederiz. Zfra onlann isti'datlan bu tecelliye layiktir." 

Bu beyt-i §erifi Cenab-i Pir, Cenab-i Hak'tan terciiman olarak buyururlar 
ve Tana sure-i §erifesinin nihayetinde olan ayet-i kerimeye isaret buyurulur. 
Ayet-i kerime budur: J^i sajJi ^ o^Sj i&l> u±*s «J ou l?J"> cf- J? A csj (Ta- 
ha, 20/124) ya'ni "Bizim zikrimizden yuz geviren kifnseye dar ya§ayi§ veri- 
riz; ve biz onu kiyamet gununde kor olarak ha§rederiz." Hind niishalannda 
(sA yerine y^> vaki'dir. 

Ma'lum olsun ki, Hakk'm zikrinden yiiz gevirenler umumiyetle iki taife- 
dir: Birisi vucud-i Hakk'i inkar edenlerdir ki, bunlar hayat-i diinyeviyyede 
enva'-i niama miistagrak olsalar bile, dliimii du§iindiikge ye's-i adem icinde- 
dirler; ve kalbleri, sebebini idrak edemedikleri bir darhk ve sikinti igindedir. 
Bu sikmuyi defetmek igin kendilerince her an eglence ararlar, fakat heyhat! 
Yine o kabus-i tazyikten kurtulamazlar. Ikinci taife, vucud-i Hakk'a iman et- 
mekle beraber, hayat-i diinyeviyyenin alayi§4 zahiresine meftiin olan gafil- 
lerdir. Bunlann kalbleri de her an gam-i diinya icinde ezilir ve ferag-i kalb 
: zevkinden mahrum olurlar. Bunlann bu halleri her gun goz oniindedir. 

358. Uiirsiz, birtakim kimselerin mahm cjoturducfii vakit, onun kalbine kabz ve 
goniil ilarlifli baiar. 

Ma'siyetten dolayi kalbinde bir kabz vaki' olan kimsenin hali, bir hirsizin 

kalbinde hissettigi sikinttya benzer. Hirsiz ba'zi kimselerin malini galip gotiir- 

dugii vakit, bir kabz ve sikinti onun kalbine diken gibi batar. Bu kabz "Tutu- 

^lacagim!" korkusuyla degildir. Zfra "Minareyi galan kihfini hazirlar" darb-i 

jneseli mucibince, hirsiz, tutulmanm garesini evvelden du§undugii cihetle 



<^p^ 



MESNEVt-I §ERfF §ERHl / V. ClLT • MESNEVI-3 • 

bundan emfndir. Bu kabz ve elem onun icinde, sebebini ta'ym edemedigi bir 
iq sikintisidir. 



359. O ier hi: *<JAcaba bu i$ sikmtisi nedir?" O mazlumun kabzidir hi, senin 
§errinden agladi. 

hirsiz kendi kendine: "Acaba igimdeki bu sikinti nedir?" der. "Ey hirsiz, 
sendeki bu ig sikintisi, senin §errinden aglayan ve mall caiman o mazlumun 
kalbindeki kabzm ve sikintimn aksidir." 

jj^" ^o \j (ji-iJl j\j^>\ ilj ^ *£" ^^ u^ cf-^ ^y? 

360. Uakiaki bu kabza iltifat etmez. israr aiesi onu iifler. 

[357] J * J 

Eger hirsiz, bu kabza iltifat edip, sebebini ara§tirmazsa, hirsizhkta israr 
riizgan onun ate§ gibi olan bu sirkat fikrini ve ma'nasim iifleyip parlatir; ve 
nedamet §6yle dursun yeni yeni hirsizliklara niyet ve te§ebbiis eder. 

361. fioniil kabzi avanin kabzi oldu, §ubaesiz o ma'nalar mahsiis oldu ve bay- 
rak dikti. 

"Avan" esir ve yardimci ma'nasinadir. Burada, asayi§-i memleketin te'mi- 
nine zahir olan hiikumet me'murlan ma'nasinadir. Birinci "kabz" gonial si- 
kintisi ve ikinci kabz" ma'na-yi lugavisi i'tibariyle "tutmak" demektir. Ya'nf 
"Hirsizin ma'nadan ibaret olan gonliindeki kabz bilahire surete inkilab edip, 
polis ve zabita me'murlanmn tutmasi ve yakalamasi §ekline girdi; ve ma'kul 
olan kabz, bir "kabz-i mahsiis" oldu ve o ma'na suret bayragini alem-i histe 
bu vech ile dikti." 

362. Cjussalar zindan ve panrak olmu$tur. £}us$a koktiir; ve kok, dal bitirir. 

t§te o hirsizin bidayeten kalbinde hissetigi elemler ve gussalar, bilahire za- 
hirde zindan ve hapishane ve carmih suretine girmi§tir. Zira hal-i ma'nevi 
olan gam ve gussa koktiir ve bu kokten alem-i zahire birtakim dal ve budak 
suretleri cikar. 



*#%&> 



AHMED AVNl KONUK 

363, Diok aizli idi ve a§ikar oldu. Diendi kabz ve bashm bir kok say! 

Kok mesabesinde olan ma'na gizli ve mestur idi. Sonra alem-i surete cikip 
I zahir oldu. Binaenaleyh ey salik, kalbinde hissettigin kabz ve bast ma'nala- 
J rim birer kok say! / 

o^T J- 5 <JM £~ij ^-3j> k' dy, J>*jj >j> ^ £4 ^j=r 

■ 364. Vaktaki kok koiii olur, onu $ahuk vur, ta ki $emende bir firkin diken bit- 
mesini 
Kok plan ma'na fena oldugu ve kabz, ya'm gam ve gussadan ibaret bu- 
lundugu vakit, derhal o koku tovbe ve istigfar ile kes ve korlestir ki, alem-i 
zahirde ve ef al gemenistamnda eseri zuhur etmesin. Zira hadis-i §erffte 
^jLiJi ii\i^j c-j^jji sl>^ jU^u-Mi ya'm "Istigfar giinahlardan kurtancidir ve 
zikir kalblerin cilasidir" buyurulur. Ve diger bir hadis-i §erifte de jU^i fJ J ^ 
\*j» ^ jr ^ J <d)i ^ ya'm "Kim ki istigfara devam ederse, Allah Teala 
onun icjn her bir gamdan bir mahrec kilar" buyurulur, 

jt j ^ijjy* *i**- \Aj^> AXilj ^ JtJk d\ i*j\?r t-S-^P <j*^ 

365. [Kabz aordiin mii o kabzm $aresini yap, zira ki sirlar hep kokien biier, 

Ey salik, kalbinde kabz gordiin mii, derhal tovbe ve istigfara devam ile o 
kabzin izalesi caresine bak! Zira o kabz kalbinde koklestikge biitiin nefsinin 
gizli olan sifat-i zemfmesi o kokten ne§v ii nema bulur ve ef al-i seyyieye is- 
rar felaketi ba§ gosterir. 

366, ^ast gordiin mil kendi bashna su verl uMeyve zahir oldugu vakit ashaba 
verl 

Ey salik, kalbinde bast ve insjrah gordiin mii, bu bast ve insjrahma §uktir 
ve hamd suyunu ver ki, bu ma'na kokii kuvvetlensin. Zira ayet-i kerimede 
Hak Teala p^jSl '^'j^, J (Ibrahim, 14/7) "Eger ni'metime sukrederseniz, 
elbette ni'metimi size ziyadele§tiririm" buyurur. Ve bu ni'met-i insjrah kalbde 
ziyadele§tikge, a'za ve cevarihden ef al-i hamide meyveleri zahir olur ve li- 
sandan maarif ve hikmet-i ilahiyye can olur. Imdi bu meyveler zahir oldugu 
vakit, musahibin olan ihvana bezlet! 



MESNEVf-1 §ERIF §ERHt / V. ClLT • MESNEVl-3 

Ehl-i Seba kissasimn bakiyyesi 



367. O 6eba eW-i soia ve ham i&iler. Onlann i$i, kerimlere kiifran-t ni'mei uLi. 

Sebe' §ehrinin halki, sabavet ehli olup, gocuklar gibi hayat-i diinyeviy- 
ye oyuncaklanna dalmisjar idi. Ve ma'na cihetinden ham ve cahil idiler. Bi- 
naenaleyh onlann i§i ve gucu, kerimlere kar§i kufran-i ni'met etmek ve te- 
§ekkiir etmemek idi. "Saba" gocukluk etmek ve meyletmek ve a§iklik ma'na- 
lannadir. Burada "gocukluk" ma 'nasi miinasib goriilmu§tur. 

368. O hiifran-i ni'met misalde, senin kenii muhsinin ile ciM. etmen olw. 
Kufran-i ni'metin ne demek oldugunu izah igin misal istersen, onun mi- 

sali budur ki: Sana ihsan eden bir kimse ile mucadeleye kiyam edersin ve ona 
te§ekkur edecek yerde niza' ve nankdrluk edersin de dersin: 

369. DCi "''Bana hu iyilik lazim cteyiUir, hen bundan inciniyorum, niye ham 
renc oluyorsun?" 

Muhsinine kar§i tidal ve niza' dahi "Ben senin yaptigin bu iyiligj istemi- 
yorum, bana lazim degildir, ben senin iyiliginden inciniyorum ve rahatsiz 
oluyorum, nigin bana renc ve elem oluyorsun?" yahut "Nigin bana iyilik ede- 
cegim diye me§akkat gekiyorsun?" demektir. Hind niishalannda <jj^s ^j^ 
suretindedir. Ya'ni "Nigin ni'met vermek me§akkatini gekiyorsun ve nigin ih- 
tiyar-i zahmet ediyorsun?" demek olur. 

cf jj? (°->J r^ r* 1 ^ <y ^ ^ ,J &£* ^ ^ Ja ^ 

370. "Jlutfet, hu iyiliyi uzak et; hen goz istemem; cabuk beni kbr et! 

g c£P b 



AHMED AVNi KONUK 

Ve keza muhsinine kar§i cidal, mesela: "Lutfet bu iyiligi benden uzakla§- 
': &r; ben goz ve ni'meM ru'yet istemem, gabuk beni kor et!" diye nankorliik 
etmektir. 

371. J7m.it Sebe' de&iler ki: u< ~Bizim aramizt uzaklaftu, hizim ayibimiz bizim 
i$in fuw/irltiir, bizim zinetimizi aV." 

"Seba" §ehrin adi oldugu halde "dediler" buyurulmasi miicaveret alakasiyla 
mecaz-i miirseldir, Kur'an-i Kerim'de 'Cj& jLf, (Yusuf, 12/82) ya'ni "Karyeden 
sor!" buyurulmasi kabflindendir. Murad Seba §ehrinin halkidir. Bu beyt-i serifte 
Sure-i Sebe'de olan 6y^ js" ^yj »i^w ^U*^ (•+-*! i^j ^j 1 ^ 1 o* -^ ^j 'j" 5 * 
(Sebe', 34/19) ya'nf "Seba §ehrinin halki dediler ki: Ey bizim Rabbimiz, bizim 
seferlerimizin aralanni uzakla§tir. imdi biz onlan masal yaptik ve biz onlan her 
harab olmu§casina harab ettik" ayet-i kerimesine i§aret buyurulur. 

Menkuldur ki, Yemen'de vaki' Sebe' §ehrine tabi' koyler birbirine pek ya- 
kin ve kesif niifusa ve ma'mur baglara ve bagcelere malik idi. §ehrin halkma 
bu ni'metlerin bu suretle mebzuliyetinden usanc, geldi. Pek ziyade karni doy- 
mu§ olan bir adamin, ekmekten teneffiirii gibi nefret geldi. Bu hal icmde iken 
dediler ki: "Ya Rab, mabzuliyyet-i niam ve vus'at ve refah iginde pek sikildik, 
bize bu bolluktan usang geldi. Koylerimizi bizden uzaklashr ki, uzun seferlere 
gitme zevki tadalim!" Nefislerinin hazzi hilafinda olan bu hali istemekle nefis- 
lerine zulmettiler. Cenab-i Hak onlann, bu ni'met ve refahlar yalniz dillerde 
destan ve masal olrnak uzere, baglanm ve kosklerini ve koylerini harab etti. 

Imdi beyt-i §erifin ma'nasi soye olur: "Muhsine kar§i cidalin ma'nasi an- 
lasMktan sonra Sebe' §ehri halkimn nankorlugiine nasil kelam edelim? Im- 
di Sebe' halki bu kabilden olarak dediler ki: "Ya Rab, bizim koylerimiz ara- 
sindaki seferlerimizi uzakla§tir ve bizim izbe meskenlerde ve harab koylerde 
oturmamiz, muzeyyen ko§klerde ve ma'mur koylerde sakin olmamizdan ha- 
ytrhdir. Binaenaleyh bizim alayislmizi ve zeynlerimizi geri al!" 

372. ttr Biz fajskii ve bafli, ne guzel kadtni ve ne emniyeti veferacji istemiyoruz." 

"Biz, ne muntazam ve muzeyyen kd§kleri ve baglan ve ne de giizel ka- 
dmlan ve ne de §ehir icinde gerek nzik ve gerek asayis, cihetinden emniyeti 
ve gonial feragatini istemiyoruz. Bunlardan biktik, usandik" dediler. 



MESNEVI-J §ERfP §ERHl / V. ClLT • MESNEVI-3 • 

373. tt <3cfcirfer hirhirine yakin olmak fena&ir. O sahra ho§tur hi, orada yirtta 
hayvan varHir." 

"Koylerin ve §ehirlerin birbirine yakin olmalan fenadir ve sefer zevkinden 
mahrumiyete sebebdir. Bilakis, §ehirler birbirine uzak olmah ve birinden di- 
gerine gitmek igin, iginde yirtici hayvanlar bulunan sahralardan gegmelidir, 
sefer hosjugu ve lezzeti duyulsun!" 

li *]>3 til ftli- i'ili ilil Ju^JI J JllWl Lii 

374. Onsan yazda ki§i isier, hi§ geUigi vakiite huna inkar eder. 

Insan her §eyden bikar, usamr; onu memnun etmek mumkin degildir. Ya- 
zin sicaklardan gikayet edip ki§i ve kism dahi sogukluklardan sMyet edip 
yazi ister. 

Gij Jul '*} 6^>. '^ ^ J^ : ^J. ^ *» 

375. Dmdi o, ne <kr, ne de jjeni§ ya§ama^a, ehe&en hir hale razi olmaz. 
Boyle olunca o insan, gayet kanaatsiz bir mahluktur. Ne darlik iginde ve 

ne de geni§lik ve refah ve saadet icmde yasamaga razi olmaz. Ve hicbir halin- 
den memnun degildir vesselam! 

376. Xanef olsun insanal ne kafirdir! ^Diex ne vakil nail-i hida^et olsa otm ] 
inkar eier. 

Ankaravi hazretleri buyururlar ki: "Bu beyitleri Cenab-i Pir efendimiz tm- s 
ri'ul-Kays'in atideki beyitlerinden tagyir suretiyle iktibas buyurmu§lardir. Be- 
yitlerin asli bunlardir: 

,J^\ U oLj^I J» -^b J^ ^>y, ^ ^ 

"Ki§i yazda ki§i temenni eder, ki§geldigi vakit ona inkar eder. 0, bir hale razi 
olmaz, lanet olsun insana, o ne kafirdir!" 

Aym zamanda bu beyt-i §erifte Abese sure-i §erifesinde yaki' ayet-i ke- 
rimeye de i§aret buyurulur: ^ »^ &*■ "*&* & ^u ^ ^ ^ «>^ ! u oi~£li J» 



AHMED AVNt KONUK 

|-«>uf *ii ill (4 »^iu «juT ,J a^lJ J-Iji (Abese, 80/70-21) Ya'ni "La'net olsun in- 
J sana ki ne kafirdirl Onu ne §eyden halketti? Onu nutfeden halketti. lstiha- 
\ lattan gecirip ona hayat takdfr etti. Sonra dunya yolunu ona koyIayla§tirdi. 
I' Sonra onu dldiirdii, kabre koydurdu. Sonra onu diledigi vakit ne§r ve in§a 
leder." 

i 377. O^efis &u kahUdendir, ondan dolayi olmejje layihhr. O sent (tiwiil Ijlsil 
lO^ejsinizi katledin!"] huyurdu. 

Nefis Sebe' §ehrinin halki gibidir, onu hicbir hal ile ltma' ve ikna' mum- 
kin degildir. Binaenaleyh o nefis oldiiriilmege layiktir. Bunun icin Sem ve All 
olan Hak Teala hazretleri buzagiya tapan Benf-israil icin Musa (a.s.)a vaki' 
olan vahyinde ^)\ *-*\j&\ y *ii ^SUp <^\a ?&$>. -^ ^ j?- ?*& f^-^ 1 '>»i» (Ba- 
kara, 2/54) Ya'ni "Nefsinizi katledin (Buzagiya tapmayan'tapam oldiirsiin), 
bu mukatele Rabbinizin indinde sizin icin hayirlidir. Ba'de'l-mukatele tovbe- 
niz kabul oldu. Muhakkak barf Teala taib kullanm azabindan riicu' ile mag- 
firet ve rahmet edicidir" buyurdu. 

Ma'lumdur ki, katl, alat-i mahsusa vasitasiyle bedenden hayatm izalesi- 
dir. Lakin Iisan-i i§aretle katl-i nefs, lezzattan men' emrini mutazammindir; 
ve muhakkiklar indinde nefsin umumiyetle dort tiirlii olumu vardir: Birisi 
"mevt-i ahmer" (kizil oliim) diir. Bu oliim nefsin arzulanna muhalefettir. tkin- 
cisi "mevt-i ebyaz" (beyaz oliim) diir. Bu da aclik ve orugtur. Zira aclikla ba- 
tin munewer ve kalbin yiizii beyaz olur. Ucunciisii "mevt-i ahdar" (ye§il 
oliim) diir. Bu da kiymetsiz ve yamah elbise giymektir. Nefis asla bundan 
hazzetmez ve bununla nefsin gururu ve azameti kesr edilir. Ddrdiinciisii 
"mevt-i esved" (kara oliim) diir. T3u da Hakk'm ef'alini, kendi mahbubunun 
fulinde fanf ve nasin eza ve cefasi canandan oldugunu bilerek cefalanna ta- 
hammul etmektir. Nefis bu dort oliimle olmedikce mahbub-i hakiki yuz gos- 
termez. 



378. Tip koseli dikendir, her nasil koyarsan haiar ve sen onun zahmindan ne 
vakit sicrarstn! 

Nefis iic kd§eli dikendir, onun vazifesi her vech ile batmak ve kalbe yara 
agnaktir. Sen onun agtigi yaradan ne vakit sicrayip kurtulabilirsin? 



CvajtjcgB 



pp- 



MESNEVf-t §ER1F SERHi / V. CtLT • MESNEV1-3 • 



379. Herk-i heva ate§ini dikene vur, elini iyi i§U yare vur I 

Heva-yi nefsamyi terk etmek, ate§ icinde yanmak gibi bir azabdir. Fakat 
sabret de, mucahede ve riyazat atesM tie. ko§eli diken gibi oian nefsine dok! 
Bu ate§ ile onun sifatlanni yakip ktil et! Ve nefsine bu atesj dokmekle bera- 
ber, iyi i§li olan ruhuna muteveccih ol ve onu tut! Zira ruhun sifatlan latiftir. 
Ve onun sifatlan galebe edince insandan ahlak-i hamfde ve efal-i saliha zu- 
hur eder. "Yar-i niku" {/* >_) dan murad, mur§id-i kamil olmak dahi 
miinasibdir. Ya'nf "Terk-i heva atesmi diken gibi olan nefsine dok, iyi i§li 
olan insan-i kamilin damenini tut," demek olur. 

380. Vaktaki ashab-i Sebe ^Hizim indimizde veba sabdaan iyidir" diye har- 
den aotiirduler. 

Vaktaki Sebe' §ehrinin halki, mustagrak olduklan niam-i iiahiyyeden bi- 
kip, kufran-i ni'met ettiler ve bu kufran-i ni'mette de haddi tecaviiz edip, "Bi- 
zim indimizde veba denilen muhlik illet, latif olan bad-i sabadan ve nikmet 
ni'metten daha iyidir" dediler. 

381. OJasihatyler onlara nasihate geUUer, fiisuka ve kufre muni' oUular. 

282. OJasihatyhrin kamm fokmeqe kasdetiiler, fasikhk ve kafirlik tohumunu 
ekiiler. 

Obo £j i>i !>• US jl O^r y) J3 ^ oJUi by? 

383. DCaza geltyi vakit, bu cihan dar olur, kazadan helva apxn me$akkati ohr. 
Kaza-yi ilahinin inf|zi zamani geldigi vakit, bu niam-i ilahiyye ciham dar 

olur. Ve ni'metler nefse elem ve azab goriinur. Zira kaza-yi ilahi hukmii ol- 
mak iizere agza ahnan tath, zehir gibi aci ve agzin renci ve me§akkati olur. 

384. Huywdu ki: *9Caza geldi'gi vakit, feza dar olur. Oiaza geldifii vakit ha- 
sarlar ortiiliir." 



°$T& 



AHMED AVNt KONUK 



Hind §arihlerinden Bahru'1-Ulum Abdii'1-Alf hazretleri ^l [Y'ortulur"] 
Ikelimesi hakkinda su miitalaada bulunur: "v^ fiilinin faili kazadir. Maaha- 
\ za "kaza" miizekker ve fill muennestir. Zahir olan budur ki v^ meghul sf- 
, gasi olmak iktiza eder." Fakir dahi muvafik gordiigum bu miitalaaya binaen 
i meghul sfgasryla terciime ettim. Kaza-yi ilahf hakkinda I. cildde [1257-1285] 
Inumarak beyitlerde lazim gelen fzahat gecti. 

Ismail Ankaravi hazretleri "giift"un failini Resul (a.s.) olarak gostermi§, 
I've fakat bu ma'nadaki hadis-i §erffi beyan buyurmami§tir. Ve Hind §arihle- 
Jri de bu hususta sakittirler. Binaenaleyh "buyurdu" fiilinin faili hakkinda, fa- 
• kirce tereddud hasil olmu§tur. Imam-i Ali (kerremallahu vechehu) efendimiz 
. j^Ji ^ fr u*M t\*. lii ya'nf "Kaza geldigi vakit goz kor olur" buyurmu§ ve bu 
l beyt-i §enf dahi bu ma'nanin mazmunu bulunmus, oldugundan, "buyurdu" fi- 
ilinin faili, Cenab-i Imam (r.a.) olduguna zahib oldum. Nitekim I. cildde 2470 
numarah beyt-i §erifte ^ j 1 i> J^ juuj b ^ jlIjj 3 j -bJUi dy? ya'nf "Kaza 
? geldigi vakit basan gormekten orter; nihayet bizim akhmiz ba§tan ayagi bil- 
(mez" buyuruldu ve bu izahat gecti. Bu izahata gore beyt-i §erifin ma'nasi 
) boyle olur: "Imam-i Ali (kerremallahu vechehu) hazretleri ^\ ^ *UiJi A* iii 
; buyurdu. Boyle olunca kaza-yi ilahf geldigi vakit genis, meydan darla§ir ve 
i gozlerin hassa-i rii'yeti ortiiliir." 

385. DCaza vaktincU goz haglanmi§ olur, id ki, goz cjoziin siirmesini fl'oremez. 

Ya'nf kaza-yi ilahf geldigi vakit, goz o kadar kor olur ki, kendisine her 
§eyden daha yakin olan goziin siirmesini gdremez. Ya'nf goz kendisinin 
ominde duran faideyi gdremez. 

386. athmn mekri vakiaki ioz ko-par&i, o toz seni isticjaseden uzah etti. 

"Atli"dan murad, merakib-i mezahirde zahir olan Hak'tir. "Toz"dan mu- 
' rad, infaz-i kaza icin alem-i surette tekevvlin eden esbabdir. Ya'nf "Mera- 
kib-i mezahirlere zahir olan Hakk'in, infaz-i kazasi igin mekri ve tedbfri, 
alem-i surette esbab tozlanni kopardigi vakit, senin gozlerin musebbibu'l- 
esbab olan Hakk'i gormeyip bu esbab tozlanni gordugii cihetle, o gordiigiin 
esbab tozlan seni musebbibii'l-esbab olan Hak'tan istimdaddan uzakla§tir- 
fdL" 



CSg^, 



m^ 



MESNEVI-i §ERfF §ERHl / V. ClLT • MESNEVt-3 



^M 



387. SMt iarafina gii, ioz iarafina gitme; ve yoksa o srivannin mekri sana vurur. 

Binaenaleyh atli, ya'ni miisebbib olan Hak tarafina git; toz mesabesinde 
olan esbab tarafina gitme ve bu esbabi mustakil gorme! esbab tozlanm ko- . 
paran ve merakib-i mezahirin rakibi olan Hak'tir. esbab perdeleri altinda 
gizli olan Hakk'in mekri sana garpar. 



>/j iSj\j dyr &£ * 



jbi 



sjy**. 



cs- 



\£ i,oT t i 



<s~ 



388. Diak ona huyurlu ki: " xr Bu kurt onu yeli, kurdun tozunu (jonlu, ni$in za- 
rilik etmedi?" 

Ya'ni "Hak Teala, Yusuf (a.s.) hakkinda, merakib-i mezahir-i ilahiyye ol- 
duklan cihetle, onlann karde§lerinin lisamndan Ya'kub (a.s.)a bir mekr ola- 
rak LJjji aru (Yusuf, 12/1 7) ["Onu kurt yedi"] buyurdu ki, bu kurt nefsin si- 
fatindan birisi olan, kardeglerinin hasedi idi. lmdi kurdun tozu olan, sure-i 
Yusuf taki bu kissayi ashab-i nefis gdrdii ve okudu; nicm o kurt mesabesin- 
de olan nefsin §errinden aglayip sizlamadi?" 



389. O kurdun tozunu Ulmeii, hoyle Ur hilgi ile o, otlacji otladi. 

"Zfra o ashab-i nefs Kur'an okudu, bunu gecmis. zamana aid bir kissa ve 
hikaye gordu. Bunu nefsin kurdunun tozu ve eseri biimedi. Boyle bir bilgi ve 
anlayis, ile ot gibi olan ulum-i zahireyi otladi ve tahsfle sa'y etti"; veyahut "Bu 
vucudat-i izafiyye aleminde musterihane yedi ve icti ve ahkam-i nefisten ga- 
fil oldu." "Cera kerden" otlamak ve "gem" otlak demektir. 

390. Oiovunlar zararli kurdun kokusunu hilirler ve her iarafa siginirlar. 

[387] * 

"Haziden" bir ko§eye girmek ve bir ko§ede saklanmak demektir. Ya'ni 
"Koyunlar bile, hayvan olduklan halde, zararli olan kurdun kokusunu ve 
asanni bilirler ve idrak ederler ve etrafta siginacak bir ko§e ararlar. 



391. Uiayvanlann heyni arslanin kokusunu hilir ve otlagin lerkini soyler. 



<^g? 



AHMED AVNl KONUK 

Bu da diger bir misaM te'kfdfdir. "Hayvanlann beyni ve akillan bile arsla- 
mnm kokusunu idrak eder de, kendi kendine: "Aman arslan geliyor, artik bu 
otlagi terk etc* der ve beyninin verdigi bu hukiim iizerine otlagi birakip 
kagar." 

Sj> jljjl j^>- _j OWL* L $J> j\j c^'Aji *■£<?- jcA <Sy. 

392. Qazah arslamnm kokusunu gordiin mil, miinacdia rudi' et ve horkuyu se- 
nk et! 

"Gazab arslamnm kokusu"ndan murad, Hakk'in esbab-i kahriyyesinin 
belirmesidir. Ya'nf "Sifat-i nefsaniyyeye inhimak yuziinden Hakk'in kiikre- 
mi§ bir arslan mesabesinde olan esbab-i kahriyyesi belirdi mi, derhal yalvar- 
maya ba§la ve tovbeye rucu' et! Ve yalvanrken de O'nun kahr ve gazabin- 
dan korkuyu da gonlline te§rik et ki, miinacatin miiessir olsun. Ya'nf yanm 
agiz yalvarma!" 



, 393. iaife kurdun tozundan geri donmediler . tozdan soma mihnet kurdu, 
azim olarak geldi. 

Sebe' §ehrinin kafir-i ni'met olan halki, kurdun tozu olan umem-i ma- 
ziyenin ahvalinden ibret alip bu kiifrandan geri doniip vazgegmediler. toz- 
dan sonra, onlan yirtip helak etmek icjn Hakk'in mihnet ve kahir kurdu, azim 
ve §iddetli olarak onlara geldi. 

*^>- ■Xz*~j i y>- (JLi j^ \ aS *- i->- 4j 'j OI-UjLjjjj (Jl -bj-5 j> 

394. kouunlan hism ile yirtti. ^Zira hi akil ^ohantndan aoz hagladtlar. 

Kahr-i ilahi kurdu, hayvanat cinsinden olan o kafir-i ni'metleri hi§m ile 
yirtip helak etti. Zira onlar akil cobaru olan nasihatcilerin nasihatlanndan goz 
bagladilar ve onlara iltifat etmediler. 

•&5j?» 0L>_^>- *-£*?r j$ *& JjL>- JJJ*»Li j Jo\ji*j jLijLj^- J-^*- 

395. Qohan onlan ne kadar tpairdi, halhuki gelmediler. fjam tcrpracjini $ohanm 
goziine vurdular. 

Qoban, ya'nf o kavmin nasihi olan nebileri ve sulehasi onlan, tank-i hida- 
yete ne kadar da' vet ettiler! Halbuki onlar bu zevatin da'vetlerine asla kulak 



G^^ 



MESNEVf-t §ERlF §ERHt / V. CtLT • MESNEVI-3 • 

asmadilar ve nasihlar onlann bu hallerinden magmum olup agladdar ve 
miinkirler onlara dediler, 

396. 3Ci: *{jii, biz senden Mia ziyade $obamz, her Urimiz serveriz, ni$in id- j 
hi olalim? 1 

Enbiya ve evliya, miinkiriere nasihat edip dogru yola da'vet ettikge onlar 1 

dediler ki: "Haydi git, bize akil cobanligi etme, bizim de aklimiz vardir. Hu- J 

susiyle her birerlerimizin kavmimizin a'yan ve esrafiyiz ve metbu'uz! Bu §e- | 
rafet ve metbuiyyetimizi birakip nigin sana" tabi' olalim?" 

397. wr Biz o yarin layiki degil kardtin giddsiyiz; ate§in odunuyuz ve arm layi- 
hi degiliz!" 

"Biz yar-i hakikf olan Hakk'in layiki degjliz. Nefsimizin bendesi ve kahr-i \ 
ilahi kurdunun gidasiyiz. Biz mihnet azabi ve ate§inin odunuyuz. Ve sana ta- 
bi' olmak armin layiki degiliz. Ya'ni kavmimiz arasmdaki §erafetimizi ve met- 
buiyyetimizi terkedip sana tabi' olmak anm ihtiyar edemeyiz." 

398 Cakiliyyet dimagda bir hamiyyet oUu; ugursuzluk sadasim karga, onlann 
giibre yigim iizerine gotiirdii. 

"Hamiyyet" haya ve neng ve ar, ya'ni "utanmak" ma'nasinadir ve ha- 
miyyetin ma'na-yi lugavisi Tiirkge "kizginhk" demektir ki, kan hiicumundan 
olur. Ve bu hamiyyet insanda hem hak ve hem de batil fikirlerin mudafaasi 
taassubundan nes/et eder. Bittabi' hak olani makbul ve batil olani mezmum- 
dur. Mezmuma "hamiyyet-i cahiliyye" derler. Nitekim Ebu Cehil risaletpenah 
Efendimiz'in da'veti iizerine jt-Ji J* jB o^i ya'ni "Ar iizerine nan ihtiyar 
ederim, bir cocuSa tabi' olmaktan ar eder ve utaninm" dedi. Ve bu hamiyye- 
ti takbihan sure-i Fetih'te UaWi s*^- V^ 1 rW» ^ hX cs-^ ^ M ( Fetih - 
48/26) ya'ni "Zira Hak Teala hazfetleri kafirlerin 'kalblerin'de hamiyyet ve 
hamiyyet-i cahiliyye kildi" buyurulur. "Dimen" giibre yigim demek olup, 
cism-i unsunye i§aret buyurulmu§tur. Zira Cenab-i Pfr efendimiz Fihi Ma 
Fih'te bu cism-i unsunye "giibre yigim" ta'bir buyurmusjardir. Ya'ni "Sebe" 
§ehri halkinin cahillikleri, dimaglannda nasihlanna kar§i bir fikr-i hamiyyet 



AHMED AVNl KONUK 

oldu. Fakat netfcede onlann hak-i helake serilen giibre yiginlanndan ibaret 
ecsad-i unsuriyyeleri iizerinde karga mesabesinde olan Iblis-i lain, ugursuz- 
luk ve bedbahtliklan destamni terenniim etti." 

399. <7\iazlumlar v$in kuyu kazdilar, kuyuya du$tuler ve ah dediler. 

Hadd-i zatinda pak ve kabahattan an ve mazlum olan ruhlan icin sifat-i 
nefsaniyyeleri kazmalanyla tabiat kuyusunu kazdilar. Fakat netfcede kahr-i 
flahf suretinde mutecelli olan o tabiat kuyusuna kendileri du§iip feryad etti- 
ler. Ve bu gibi kafir-i ni'met olan umemin kimisi esbab-i tabfiyyeden olan zel- 
zele ile ve kimisi firtina ve kasirga ve kimisi seylab ve saire ile helak oldu. 

400. y^snj'lann derilerini yiizdiiler; yaptiklan $eyi bir bir yoldular. 

Onlar esasen Yusuf gibi parlak ve sahib-i cemal ve hak arayici olan ruh- 
lanni sifat-i nefsaniyyeleri kurtlanna paralattilar. Fakat nefisleri, ruhlanna 
yaptiklan bu kahnn mukabilini birer birer buldular. Nitekim ayet-i kerimede 
\£a it-* <i~« (.\j^j (§ura, 42/40) ya'ni "Kotulugiin cezasi onun misli kdtuluk- 
ttir" buyurulur. 

401. ^usuf kimdir? Senin hak isteyici olan bahmndir, bir esir aibi senin 
mahallende baglanmi§hr. 

postu yirtilan Yusuf kimdir bilir misin? Senin, ashnda pak ve hak ara- 
yici olan batinin ve ruhundur^ zavalli senin bu cism-i unsurinin mahalle- 
sinde bir esir gibi baglanmis, kalmi§tir. 



402. Cebrail'e mensuh olanulu hi, baglamissm ve onun hanadim yiiz yerde has- 
ia etmissin. 

Ruh, melek cinsindendir; ve akil onun sifati ve kanadidir. Ve Hz. Ceb- 
rail bir ruh-i all olup, onun kanadi akil olur. Ve bilciimle ukul, akl-i evvel- 
den miinte§f oldugundan, ervahin sifatlan olan akillar Hz. Cibrfl'e mensub- 
durlar. Binaenaleyh ey salik, sen ruh ile nefisten miirekkebsin. Hz. Cibrfl'e 



MESNEVt-1 §ERfF §ERHt / V. ClLT • MESNEVf-3 



mensub olan ruhunu, bir muncemid direk mesabesinde olan cismine bag- 
lami§sin ve ruhunun kanadi olan aklini sifat-i nefsaniyyenin darbeleriyle 
yiiz yerde bircok maanide yaralarms, ve hasta etmi§sin ve o ma'nalan ibtal 
etmi§sin. 



t$j/ JU^ir *> \j jl j^ <£ 



<JjJ^j> *l\**jf jl J~> 



403. Onun oniine dana kulbasiisi aetirirsin; saman $ekersin, onu samanliaa ae- 
tirirsin. 

ruhunun ve aklinin gidasi, ulum-i lediinniyye ve maarif-i ilahiyye oldu- 
gu halde, sen onun oniine nefs-i hayvaniyyenin gidasi olan dana kiilbastisi 
getirirsin; kemal-i cehlinden onu da nefsin gibi hayvan cinsinden zannedip, 
oniine saman mesabesinde olan ulum-i diinyeviyye ve zahiriyyeyi gekersin; 
ve onu samanlik mesabesinde olan dunya ve kesafet alemine gekersin. 

Bu beyt-i §erifte OjW j '^ ui Jis u^C \j>& aS \p-* >\ ^j \ o^> &■ r&3 
(Hicr, 15/51-52) ya'nP'Ey Resuliim, onlara fbrahim'in misafirlerinden ha- 
ber ver. Vaktaki ona dahil olup selam verdiler, Ibrahim: Biz sizden korkanz, 
dedi" ayet-i kerimesine i§aret buyurulur. Tefsirlerin beyanina nazaran Ibra- 
him (a.s.) pek ihtiyar oldugu halde, evladi olacagi mujdesini vermekiizere 
ona melaike-i kiram gelmis, idi. Suret-i be§eriyyeye miitemessilen Ibrahim 
(a.s.)m yanina girip selam verdiler. Ibrahim (a.s.) onlan be§er zannedip on- 
lerine taam olarak dana biryani getirdi, yemediler. Onun iizerine Ibrahim 
(a.s.) "Mademki bizim taamimizi yemediniz, biz sizden korkanz" buyurdu. 
Ba'dehu o melaike-i kiram huviyetlerini ve maksadlanni Ibrahim (a.s.)a 
ke§fettiler. 

OjS <JJ1 $.UJ js*- \j j\ C— vJ *— 'Ji J •—■^ b ^* *'-"- "' <ji' JJ^i *^ 

404. n<r Dersin hi: ^e/ llizim taamimiz hudur. SUlah'm likasindan hafkat 
onun huwetl uoktur." 

Ya'nf, "Senin ruhunun oniinde gida-yi nefsanini koyup dersin ki: iste bi-J 
zim me'kulatimiz ve me§rubatimiz budur, bunlan ye! Halbuki o ruhunun gtj 
dasi ancak likauilahtir." Zira run, vucud-i mutlak-i Hakk'in libas-i gayriyyei 
ile ilk tenezzul ettigi bir mertebedir. Ve araya meratib-i tenezziilat-i saire hi-j 
cablan girmemistir. Onun icin ruh, hadd-i zatinda a§ik-i cemal-i Hak'tir. NiJ 
tekim Cenab-i Pir efendimiz ruh hakkinda Mesnevi-i §enT[ennde buna i§are| 
ten §oyle buyururlar: 



GS£3(^0 



AHMED AVNl KONUK 
C— J <dJi +& y>r ^pP-lo jj C— ~J olT I jj j jl>- jJ j\ 4^L>- 

"Eift/se tencfen re can da tenden agah degildir, o rixhun dimagmda Allah ga- 
mmdan ba§kasi yoktur. " 

"Lut u put" lugat-i tevabi'dendir me'kulat ve me§rubatin enva'i ma'nasinadir. 

Iju>- \j CjIS-5. y ji Aj^w« ^k-« eft Ol>«i»l _j "t^^i jij 

405. I^u iskenceden ve mihnetien o mubtela, senden Uittdd'ya stkayet eder, 

Ruha, layik olmayan gidayi vermekten dolayi, ruhun muazzeb olur; ve o 
cisim kaydina baglanmakla bu belaya dugar olan bu zavalli ruh, bu mihnet- 
ten ve senin ona bu zulmunden dolayi senden Hakk'a sjkayet eder de der, 

406. DCi: "By Dtuda, bu eski huritan feryad!" Ona der hi: "Dste vakit yeldi, 



abret!" 



Ruh sjkayet edip der ki: "Ey Huda, bu eskimis. ve ihtiyarlamis, cism-i un- 
suriye taalluk eden nefis kurdunun elinden feryad ve el-aman!" Hak Teala 
dahi o riiha cevaben: "Sabret, o ihtiyar kurdun olum vakti geldi ve senin, 
onun elinden kurtulmamn zamani yaklasU!" buyurur. 

407. Uier habersizden senin nasibini isierim. Sadil olan Diuda'dan baska ad- 
U him verir? 

"Dad"m miiteaddid ma'nasi vardir. Birinci, "dad" "behre ve nasib" ve 
ikinci, dad "adl" ma'nasinadir. Ya'ni, "Ruha cevaben Hak Teala buyurur ki: 
"Merak etme, o nefisten ve ruhunun sifaundan her bf-haber olan nefsaniden 
senin hakkim ve nasibini isterim." Ikinci misra' Cenab-i Pfr efendimiz tarafm- 
dandir. Buyururlar ki: " Adil-i hakfkf olan Hak Teala hazretlerinden ba§ka ke- 
maliyle adii icra etmek kimin elinden gelebilir?" 

408. der ki: By bizim ZRabbimiz, senin cemalinin jirakinda sabrim fend oldu. 

Cism-i unsurfde mahbus olan ruh, Hakk'in sabir tavsiyesine cevaben der ki: 
"Ey bizim Rabbimiz, senin cemalinin firakina sabretmeye mecalim kalmadi." 



(^^ 



MESNEVI-I §ERlF §ERHl / V. CtLT • MESNEVt-3 • 

409. ur Den yahuMer elinde adz kalmi§ S^hmed'im. Semud kavminin habsine 
du$mii§ Salih im! 

Run der ki: "Ya Rab, nasil sabredeyim ki, her biri bir yahudf me§rebinde 
ve hilekar ve zalim olan sifat-i nefsaniyyenin elinde aciz kalmis, Ahmed-i me- 
lekutiyim. Semud kavmi gibi anud ve zalim olan bu sifat-i nefsaniyyenin 
habsi bulunan cisimde bagh kalmis. bir Salih'im." 

410. "6y peygamherlerin canina saadei bacji§layan, ya oldiir, ya bent gen $agir, 
yahut gel!" 

Yine ruh der ki: "Ey peygamberlerin canlanna saadet-i ezeliyye ihsan 
edeh Rabbimiz! Ya beni kabza-i kahnnda tutan nefsi oldiir; veyahut evvelce 
bulundugum alem-i ervaha geri cagir; veyahut bu cisim habsinde iken tecel- 
li-i zatfni lutfet!" 

<~>\j C~£" ( _ f ~J b -L>j£~* *->\S C~~J \j OlylT Cj\j \j 

411. *' Senin firakinla kafirler idn takat yoktm, ne olaydi toprak olaydik!' derler. 

Kafirler yevra-i kiyamette senin vuslatmdan ayn du§tuklerini goriince, di- 
yeceklerdir ki: "Ka§ki his ve idrak mertebesinde kalip, bu azab-i firkatle muaz- 
zeb olacagimiza, hissiz ve idraksiz muncemid bir toprak olaydik!" Ikinci misra' 
Sure-i Nebe'in nihayetinde vaki' C\) 'cJ? J^ C >&Ji J^'j (Nebe; 78/40) [ya'ni 
"Kafir der ki: Ke§ke toprak olaydim!"] ayet-i kenmesinden muktebestir. 

412. Oram Kali budur ki t mahahkak iaraftandir . Sana men&ub bir hlmse sen- 
siz nasil olur? 

Muhakkak nefis tarafindan olan nefsanf kafirlerin hali budur. Ya sana 
mensub bir kimsenin sensiz olmasi nasil olur ve kimse sensizlige nasil sab- | 
redebilir? 



Aj j~& j j\ j^e> jxJLj CXJ ojJ (j\ (Jj\ *S> -Uj>«*a i y- 

413. Utah, buyurur ki: "Gvet ey nezih, lakin i$ii, sabir geiir ve sabir evladu." 1 



c^e^> 



AHMED AVNl KONUK 



"Nezih" pak ve biiyuk ma'nasmadir. Hak Teala buyurur ki: "Evet, ey 
\ ash pak olan ruh, §ikayetin dogrudur. Fakat sabir tavsiyemi dinle ve sab- 
I ret! Zira sabir evladir." Bu beyt-i serffte Sure-i Maaric'in ibtidasinda vaki' 
< iL*sr \j~0 j~#\i iu* ,_ijt c&~~**- »j\xl> otr {_# ^ -Ji rjjij iS>j%Jt ^-j*; (Maanc, 
70/4-5) ya'ni "Melaike ve ruh, zH-maaric olan Hakk'a, mikdan eli bin yil 
j olan bir giinde uruc eder; imdi sabr-i cemil ile sabret!" ayet-i kerimesine 
\ i§aret buyurulur. 

:414. Sabah yakindu, sus samata etme! ^en senin i$in sa'y ediyorum, sen say 
eimeC 

"Ey ruh, cisim hapishanesinden azad olmak sabahi yakindir. Sus, bu 
alem-i kesafet zindamnda muztarib olma! Sen, benim sifatimin ma'kesi olan 
bir ayfnesin. Sende olan §e'n, benim §e'nimdir. Raf benim. Aks-i suret igin 
iyfnenin sa'yine hacet olmadigi cihetle, senin de sa'y ve lztirabma hacet yok- 
tur. Ayfnenin ma'kes-i suver olmasi igin rafnin sa'yi lazimdir. Binaenaleyh 
sa'y ve tecelli bana aiddir, sana degildir. 



C* 



Koyliinun da'veti sebebiyle efendinin koy 
tarafina gitmesi hikayesinin bakiyyesi 



j 415. €y cesur yax, hadden ziyade oUn, aeri don! $or ki koylu efendiyi evine go- 
turdii. 

"Ey hakayik ve maarif-i ilahiyyeyi beyan hususunda cesur olan dost, ke§- 
'. fettigin esrar ve hakayik-i ilahiyye, haddini tecaviiz etti. Artik geri don ve 
pkoylii ile efendi hikayesine riicu et! Bak ki, koylu efendiyi evine gdturdu." 
■'"Giird" (*f) §ecf ve dilir ve cesur ma'nasmadir. 



G c^ 



MESNEVM SERIF §ERHI / V. ClLT • MESNEVI-3 



416. 6/i2-i tSe&e' kissasisini bir ko§eye hoy, onu soyle hi o efendi hoye nasd 
geldi? 



$js ajJl^ \j <&r\j>- fj>- *£ lJ 



*/ 6 Jr" J^ J* J^SJ) 



417. Oioylii temellukta five etii. OVihayet efendinin hazmini ahmak ettl. 

"§ive"nin miiteaddid ma'nalan vardir. Burada "huner" ve "kemal" ma'na-| 
smadir. Ya'ni, "Koylii, efendiyi koye da'vet etmek hakkinda o kadar yaltakj 
landi ve temelluk etti ve temellukta hiiner ve^ kemal gosterdi ki, nihayet efen-j 
dinin, bu kissa ibtidasinda bahs olunan hazm ve ihtiyat fikri hamakate tebe<fc) 
diil etti." 

418/ Richer icinde haberden o sersem oldu; nihayet efendinin hazm ziilali bui 
lamk oldu. 

Koyluniin haber iizerine haber gondermesinden dolayi efendi sersemle-| 
mi§ti. Nihayet o efendinin yukanda zikr olunan ab-i zulal gibi parlak olanj 
hazm ve ihtiyati bulandi ve muhtell oldu. 

419. Onun $ocuklan da hu tar aj tan begenmehte <-~*k j ^ji sevin$le vurdular. 

Koyliiniin miitevali da'vet haberleri iizerine bu taraftan efendinin cocuk- ■{ 
Ian da, bu da'veti ho§ gormek ve begenmek hususunda LJJ; j £>j ya'nf "Ye- 1 
mi§ yiyelim ve oynayalim!" na'ralanni sevingle vurdular. 

^* j pi Sure-i Yusufta vaki' jj*wU -J uij u^ y , J* l*u V jj u uu b i^u j 
jjkuJ ij uij LJJbj ^ iSi £. Lji (Yusuf 12/12) ya'nf "Yusuf (a.s.)in karde§- j 
lerif babalan Ya'kub (a.s.)a dediler ki: "Ey bizim babamiz, sana ne oldu ki,{ 
Yusuf iizerine bizi emfn addetmezsin, halbuki biz ona nasihlanz, onu yannj 
bizimle beraber gonder, yemis, yesin ve oynasin! Biz muhakkak surette onu| 
muhafaza ederiz!" ayet-i kenmesinden muktebestir. Nitekim atfdeki beyt-i^ 
senfte de i§aret buyurulur. 



Ijtj 



j 1 ^* 



u^Jj 



J £j* 



■ j)-Xa> j f i^S i^Jsu^jj jJ>t*A 



420. ^fiusuf gibi hi, onu tahdu-i acebden olan v*^ j £s baha sayesinden cjotiirur. 



AHMED AVNl KONUK 

Efendinin gocuklannm L*L : j '£) ["Yemis, yeriz ve oynanz!"] na'rasini 
vurmalan ve sevinmeleri, Yusuf (a.s.)in vak'asina mii§abih idi. Nitekim Yu- 
suf (a.s.)in karde§lerinin Ya'kub (a.s.)dan izin almak icm Li j '^ ["Yemis, 
yer ve oynar!"] sozlerini soylemeleri, Hak Teala hazretlerinin acib olan tak- 
dirinden vaki* oldu ve neticede Yusuf (a.s.)in babasi olan Ya'kub (a.s.)m sa- 
yesinden miiddet-i medide mahrumiyetine sebep.oldu. 

421. oyun degildir, helki can oyunudur. O Title ve mekr ve <leg&sazlikhr . 
Gerek efendinin gocuklanmn ^ j gj ["Yemi§ yeriz ve oynanz!"] deme- 

leri ve gerek Yusuf (a.s.)in kardesterinin ^ 3 <*y~ ya'ni "Yemis, yer ve oy- 
nar" demeleri oyun degildir. Bu sun oyunun zimmnda vaki' olacak bir can 
oyunudur. Hile ve mekr ve tezvir tertibidir. 

Obj ijb l)1jj d\f \j oTyJ^« jl :>jlJJl iJj»- Ojl jl <u>- y> 

422. !7ler ne ?ey ki, o sent ydnnden ayrx alar, onu dinleme ki, ziyan tuiar ziyanl 

Seni dostundan ayiran §ey, her ne olursa olsun, ona kulak asma! Zfra mu- 
hakkak sana zaran vardir. 

423. 6^er o, yiiz i$inde yiiz faide olursa tutmal 6y fakir, alhn %\n haztneden 
munkaii olma! 

Eger seni dostundan ayiran o §ey, sana bircok sun faideler te'mfn etse bi- 
le, sen ona ehemmiyet verme! MenafY-i suriyye icin fevaid-i ma'neviyyeyi 
terk etme! Birkag altin icin ey muhtac, altin dolu olan hazfneyi birakma! 

424. Onu dinle ki, ^ezdan ne kadar menetti. Slshah-i OJehi'ye germ ve serd 
soyledi. 

Ey salik dinle ki, Hak Teala hazretleri Kur'an-i Kerim'de fevaid-i dunye- 
viyyeye meyilden ne kadar men' buyurdu; ve Peygamber'in ashabma bu hu- 
susta yumu§ak ve sert ta'rfz ve tevbihte bulundu. 

425. 2,ira ki kitlik senesinde davul sesi uzerine, hila-tevakkuf cum'ayi haid ettiler. 



G $2pg> 



MESNEVI4 §ERlF §ERHl / V. ClLT • MESNEVl-3 



Kithk senesinde bir cum'a gunii, ashab-i kiram cami'-i §erifte ve Nebiyy-i 
zi§an Efendimiz dahi minberde hutbede idiler. Medine-i Miinevvere'ye ker- 
van geldi ve halka ihbar icin davul calmaga ba§ladi. Camide davul sesini du- 
yan ashab, zahire tedariki igin derhal di§an firladilar. Cami'de ancak on ki§i 
kaldi. Onun iizerine sure-i Cum'a'da olan bu ayet-i kerime nazil oldu: fjf, fijj 
c#j\j\ ^ i)i j ijWJi y> j jiLi 'ja '^- Aii\ 1p £ js lsis A^'Jj Q] ijju*i Q j' 3jbt«; (Cum'a, 
62/11) ya'nf "Ve ticareti ve lehvi gordiikleri vakit ona dagildilar ve seni kaim 
olarak terk ettiler. De ki: Allah indinde olan §ey, lehivden ve ticaretten hayir- 
hdir. Ve Allah Teala nzik vericilerin hayirhsidir." Ayet-i kerfmede beyan buy- 
rulan "ticaret", kervamn getirdigi zahire mubayaasi ve "lehv"den murad da- 
hi kervanin galdigi davuldur. Ve nebiyy-i zi§an Efendimiz bu dagilma hak- 
kinda buyurdular ki: \ju t^ijJi p4> 4D1 {^ u~**- \yrj* jJ »-^ -u>^ ^ ^JJi j ya'nf 
"Nefs-i Muhammed yed-i kudretinde olan Allah Teala 'ya yemin ederim ki, 
eger hepsi giksa idiler, Allah Teala onlann iizerine vadiyi ate§ olarak alevlen- 
dirirdi!" 

426. %a ki ba§kalanmn ucuz almasi lazim aelmesin, o sahlmak iizere cjetiril- 
mi§ maldan nefini bizden onlar aotursiinl 

"Namazi terk edip cami'den di§an firlayan taife, kervanin getirdigi zahire- 
leri derhal ba§kalan ucuza kapatmak lazim gelmesin ve o satilmak iizere ge- 
tirilen maldan ucuzluk nefini de bizden evvel miiracaat edenler alip goturme- 
sinler fikriyle dagildilar." "Sarfe" nef ' demektir ve "celeb" satmak icm bir §e- 
hirden diger §ehire siirdukleri koyun ve e§ya ve saire ma'nasmadir. 



jLJ ji Cju ^Jijjji «u* jj L 



jU ji Oji^- Aj jr**-^ >AjL> 



427. O^eygamber, halvetie namaz icinde, niyaz iizere iki iic fakir ile sabit 
kaUi. 

"Dii se" («-. ji) ta'bfri killetten kinayedir. Bu vak'ada Efendimiz cami'-i §e- 
rifte dordii Hulefa-yi ra§idfn olmak iizere, on ki§i ile kalmi§ idiler. Ve Abdul- 
lah ibn Mes'ud ve Bilal Habe§i (r.a.) hazretleri de kalanlar iginde idi. 

428. niuytirdti: J2ehv ve davul ve ticaret nicin sizi hir ^Jiabbani den kat' etti?" 



GNgjCfva 



AHMED AVNl KONUK 



Nebiyy-i zi§an Efendimiz buyurdu ki: "Lehvden ibaret olan hayat-i diin- 
ya ve davul sesi ve ticaret sizi canib-i Hakk'a ve hakikate da'vet eden ve 
Rabbani olan bir Peygamber'den nicm kat'edip ayirdi?" 

UiU L»j *~k>- *j UiL* «a5 _pJ *",.,«.>» Si 

429. u/\iuhahkak siz hayran olarah hucfday tarafiua dacjildiniz; ondan soma 
U^eyflamber'i ayahia halt huakiiniz. 

Ya'nf "Ey ehl-i Medihe, bugday muhabbetinin galebesi sebebiyle hayran 
olarak cami'den dagildimz; sonra Rabbani olan Nebiyy-i zt§ani hutbede 
ayakta hall ve yalniz biraktiniz!" 

Bu ve atfdeki beyt-i §erifler, yukanda zikrolunan ayet-i kerfmenin maani-i 
miinffesini tavzihtir. Bu ayet-i kerfmede ve bu beyt-i §erifte, diinya muhab- 
beti sebebiyle insan-i kamilin huzur-i ma'rifetini terkedip dagilanlan da tev- 
bih ve ta'nz vardir. 



-X»Lj<t-0\J \j J>3- Jj-»J Ol J 



j^ilT JJaL. p±j ^S5 j$> 



430. nZug&ay i$in bahl tohum ektiniz ve o Dlakk'in ^Kesulunu biraktiniz. 

Bugday muhabbetine maglubiyetten dolayi kalbinize batil olan hubb-i 
nefs tohumunu ektiniz. Ve o Hakk'in Resulu'nii terkedip, muhabbet-i masi- 
vayi, muhabbet-i Hakk'a tercih ettiniz. 

431. Onun sohbeti lehivden ve maldan hayulidu. ISak, himi ierketiin goziinu ov! 

Hak Resulii'nun sohbeti ve huzuru, hayalden ibaret olan lehivden ve 
maldan hayirhdir; onun huzuru Hak'tir ve da'veti hakikattir. Binaenaleyh, 
basar-i basfretindeki gaflet gapaklanni sil de nazar-i dikkatle bir bak ki, kimi 
terkettin? Ya'm hakikati hayale feda ettin! 

432. Sizin hirsimza bu yakin olmadi rm ki, Ulezzak ve raziklann hayuhsi 
benimi 

-^ ^ i Ankaravi hazretleri istifham-i inkan suretinde terciime buyur- 
musjardir. istifhamsiz olmak dahi bir vecih olabilir. Ya'ni "Sizin haris olan 
nefsinizin goziine mubalaga ile nzik verici ve nzik vericilerin hayirlisi ben ol- 



*$%&> 



MESNEVl-1 SERIF §ERHt / V. ClLT • MESNEVI-3 • 

dugum yakinen gorunmedi de, boyle Peygamber'imi ayakta birakip terketti- 
niz?" demek olur. 

433. O ki, kendinden buflday flida verir, sizin ievekkiilUrinizi ne vakit zdyi 
koyar? 

Hak Teala hazretleri ki, bugdaya kendi hazine-i gaybindan gida ve ne§v 
u nema verir, eger nzik hususunda o bugdayi yeti§tiren Rezzak'a i'timad edip 
tevekkiil etseniz, sizin bu tevekkullerinizi nig zayi' eder mi? 



434. ^Bugday i$in mi ondan ayn oldun ki, bufidayi aokien gondermi^iir! 

Garip §ey! Hak Resulu'nii bugday muhabbeti icin terk etmekle ne kadar 
muhakemesizlik ettinf Hele bir iyi diisun! Bugdayi asuman-i gaybdan alem-i 
zuhura gonderen Rezzak-i alem olan Hak' tan bugday igin mi aynldin? Ehl-i 
idrak igin bu layik olur mu? 

Dogamn kazlan sudan sahraya da'veti 



435. ^Docjan kaza dedi hi: " Sudan kalk, ta ki $eker dokucil olan sahrcdan fl'oresin! 

"Dogan"dan murad, §eytan ve "kaz"dan murad mu'minlerdir. "Kand-nz" 
§eker dokiicu ma'nasina" vasf-i terkibfdir. "Hiisn ve ietafet sacan sahralar" 
demek olur. 

436. S%kd kaz ona der ki: "6t/ doqan, uzak oil Su bize kal'a-i emndir ve sfi- 
rurdur!" 






AHMED AVNl KONUK 

"Su"dan murad, erkan-i §eriat ve adab-i tarikattir. Ya'ni "Bir yirtici dogan 
mesabesinde olan §eytan, su gibi hayat veren erkan-i §enat ve adab-i tarikat 
iginde ya§ayan mii'minlere: "Kayd-i §eriat ve tarfkatten 51k ve huzuzat-i nef- 
saniyye sahrasma gel ki, §eker dokiicii ve lezzat-i 'acile sacici olan sah- 
rayi goresin[" diye da'vet etrigi vakit, akil olan mii'min-i salik ona der ki: "Ey 
dogan, benden uzaklasj Zira bizim icjn §eriat ve tarikat, miihacim olan dii§- 
maniara kar§i emniyet ve surur-bah§ olan bir kal'kdir." 



437. $eytan, dogan gibi acele geldifli vakit, ey kazlar sakin su kal'asindan dx- 
san flitmeyiniz! 

; 438. ^Docjana deyiniz: "0ii, fi! By el tutucu mum, hizim basimizdan cjeri don!" 

Ankaravf niishasinda "guyend" {^./) ya'ni "derler" ve Hind niishalann- 
i da (xjjf ) suretindedir; ve burada bu cem'-i muhatab sigasi munasib dii§mek- 

tedir. "Pay-i merd" "meded-kar ve §eff ve muih ve destgir" ma'nalannadir. 

"Dest-dar" vasf-i terkibf olup, "el tutucu" demektir, Ve "pay-i merd"in sifati- 
■ dir. Ya'ni "Ey pay-i merd ve destdar" takdfrindedir. 

1439. " xr Biz senin da'vetinden bervyiz ve da'vet senin olsun ey kafir! Senin bu 
soziinii biz isitmiyoruz!" 

"Ne-nusjm" (<«£>;) "isjtmek" ma'nasina olan "Niyu§fden" (av^) mas- 
Idannin muhaffefmden olup ^^ *i yerinde kullamlmi§tir. Ya'nf "Ey kafir 
jolan Iblis, biz senin da'vetine icabet etmiyoruzl Da'vet ettigin huzuzat-i nef- 
paniyye sahrasi senin olsun. Senin soziin bizim kulagimiza girmez!" 



II40. ' Diisn bizhn x\in sekerdir ve seker mahalli senin olsun. I^en senin hedi- 
yeni istemiyorum, bostan senin olsun!" 

"§eriat ve tarikat kal'asi bizim icin §eker gibi lezfzdir ve "§eker dokiicii" 
|ye tavsff ettigin huzuzat-i nefsaniyye sahrasi senin olsun! Ben senin bu he- 
§iyeni istemiyorum. medhettigin bostan senin olsun." Ikinci misra'daki 



*&$&> 



MESNEVI-t §ERlF §ERHl / V. CtLT • MESNEVl-3 • 

oi=1j "sitanden" masdanndan emr-i hazir olup "Ben senin hediyeni istemem, j 
al senin olsun!" ma'nasini vermek dahi bir vecihtir. 

' Af- Ju\j <S C-~~A £j£ <T dj^- *S OjJ JbLJ J-iL d\*- *£ dy>r 

441. Uaktaki can olnr, gida eksih gelmez. ^Vaktaki ordu vardu, hayrak eksil 
gelmez. 

Can bedende bulundukga, bedenin muhtag oldugu gida eksik gelmez. Or-j 
du mevcud oldukga, elbette bayragi olur. 

Efendi ve koylii hikayesine riicu 



Bu unvan Ankaravi ntishasinda yoktur, Hind nushalarmda mevcuddur.j 
Fakir, ilavesini faideli gdrdiim. 

442. Uiazm edict efendi, cok oziir getirdi. Serke§ olan §eyiana $ok hahane elliM 

Yukanda, hazm ve ihtiyati zikr olunan §ehirii efendi, serke§ §eytan gib 
olan koyluye kar§i gok oziir diledi ve bahane getirdi. 



*ia£> Ji^j OT jtLj £ 



b U ilT o ,-J cJif 



p^fjtiUjia ^ ji 



443. ^Deit: "^itrwii muhim interim vardu, eger gelirsem o muniazam olmaz." 

444. u <$ali ^na nazifc i§ emretmi§tir. $ah henim intizanmdan mizganmami§hr!% 

"Gunuden" (osj*) "mizganmak"tir. Arapga "sine" mukabilidir. Uyku ha-j 
linin ibtidasina derler. Ya'nf, "Memleketimizin hukiimdan, bana nazik biri§in| 
goriilmesini emretmi§tir. Bu i§i emri vech ile ita etmis, oldugum haberini bek-j 
lediginden dolayi, goziinii bile kirpmamis, ve uykusunu feda etmis, tir." 



AHMED AVNl KONUK 



|445. TW $alitn emrini terke takat aetiremem. 'Tien sakvn indinde san yuzlu 
olamatn," 

"Ruy zerd suden" hacil olmak ve utanmaktan kinayedir. "Ben §ahin em- 
Irini terk edip koye geldigim igin, onun huzurunda hacfl ve riisvay olurum, 
ptamnm. Binaenaleyh ben bu hali kabul edemem." 

|446. ITier safea/i ve her ak§am hususi $avu§ erisir, henden hir mends isier." 

"Menas" kagip siginacak yer, "meferr ve melee'" demektir; ve "kuvvet" 
|ifta'nasina da gelir. "Her sabah ve her ak§am bana padi§ah tarafindan husu- 
|fbir gavu§ gelir; padi§ah bana ismarladigi bu i§in meferri ve melcei, ya'ni 
[eticesi ve hitami hakkinda ma'lumat ister." 



ij? OUaJL, Jj&\ jy\ jl \j 



9.S ijj^ jfl *£ <jj\s Ijj y 



47. Sen revel iuiar mism ki, koy iarafina fleleuim? Ta ki sultan kasina 
diijjum hirakstnl" 

o^»i jj\ jj »f "Danlip ka§ gatmak"tan kinayedir. Ya'nf "Ey koylu sen ca- 
|gorur miisiin ki, ben koy tarafina geleyim ve padi§ahm i§ini yiiz tistii bi- 
ayim da padi§ah danlip bana ka§lanm gatsm?" 

p. Ondan soma onun b'fkesine nasil fare ederim? uMefter ki kendimi hun- 
dan aolavt diri olarak cjomeyim!" 

"Padi§ahin ofkesine kar§i ittihaz edebilecegim higbir gare yoktur. Meger ki 
t dfkesini gormemek igin kendimi diri diri topraga gomeyim, ba§ka gare 



|, rBtt uslubdan o yiiz ozrii agik soyledi. ^TeHbuler Diakk'm hukmii tie $ift 
dupnedi. 

p) §ehirli efendi, bu nevi'den agikga birtakim oziir beyan etti, fakat bu ted- 
f Hakk'm hiikmune ve kazasma muvafik diismedi. 

6 3^» 



MESNEVM SERIF §ERHf / V. CtLT • MESNEVf-3 • 



g^Js Jc^jt jlwi! (JLms \j 



^ aL>- jJIp Olji ij£ jf 



450. Sger dlemin zerreleri kite dolaytci olsa, asumanin kazasiyla hi^tirler hi$! 

Eger alemin bilciimle zerreleri tedbfr yapici olsa kaza-yi ilahiye kar§i o ted- 
birlerin higbirisi miismir olmaz! 

451. "i^u yeryuzu goikien nasil ha$ar? kendisini ondan nastl gizler? 



uy£ , 



<y a A ^ ^ b >* L^ 



Ck*!) (Jj^ 1 OU-^l j wXj! A^- jA 



452. fjohien yeryiizii tarafina her ne gelirse, ne kayicak yen, ne (firesi, ne sak- 
lanacak yeri vardu. 

453. Onun iizerine giinesten ales yagsa, tyjmm aiesinin oniine yuz komushxr. 

454. *Ve eijer onun iizerine yagrmxru iujan ederse, onun iizerinde sehirleri vi- 
ran ederse. 

455. O Syyub gibi onun ieslimi olmustur. lien esirim her ne istersen getir, diye. 

Kaza-yi ilahi, goge ve senin viicudun dahi zemfne benzer. Nitekim gok- 
ten yere ne gelse, "Ben senin esfrinim, her ne istersen getir {" diye, Eyyub 
(a.s.)in bela-yi ilahiye teslim oldugu gibi teslim olmu§tur. 

456. By kimse ki, sen hu zeminin diz'usun, has cekme! Uiukm-i ^ezddn'i gor- 
diigiin vahit kaviyi ^ekme! 

Ey salik-i mii'min, senin viicudun bu arzm ciiz'iidur. Binaenaleyh kiilliin 
olan arz gibi htikm-i ilahiye kar§i muztarib olup yuztinu ek§itme. Kaza-yi ila- 
hiyi gordiigun vakit ondan mu§teki olup nza kapisim kapamal 



s\z* 



JJ i y j' il~~sr ^j-iL ^JL>- i^>\j j^ <J2>yJ> ^LaL>- dy? 



457. (jMademki <~J\} ^ ^LiU i isiitin, senden ionrak olmakligi isiedi, yiiz $evirme ! . 



s m^ 



AHMED AVNl KONUK "^® 

Mademki Kur'an-i Kerfm'de sure-i Hacc'in ibtidasmda Hak Teala hazret- 
lerinin ^ j '^ °^\!£* uu (Hacc, 22/5) ya'nf "Biz sizi topraktan yaratak" sd- 
zunii igittin ve kendinin topragin cuz'ii oldugunu anladin, bundan istidlal et 
ki, Hak Teala hazretleri senden toprak gibi miitevazi' ve mutf ve munkad ol- 
mani istedi. Binaenaleyh serkesUkten vazgecj Her hususta onun hiikmiine 
mutf ol! 

458. y 0'6r ki, toprak icin hir tohum ektim, toprak tozusun ve hen onu yukselttim!" 

Ey insan, zikrolunan ayet-i kerfmenin zimninda Hak Teala buyurur ki: 
"Ben sizi topraktan yarattim, gor ki toprak icjne riih ve akil ve idrak tohumu 
ektim. Sen topragin tozusun. Ben keremimin riizganyle o tozu mertebe-i siif- 
liyyetten mertebe-i ulviyyete gikardim ve ahsen-i takvim iizere sair mahlu- 
kat iizerine mufazzal insan yaptim." 

459. Uc Dt^er hir hamlede sen tovrakligi sari at tut! Ta ki seni ciimle heyler iize- 
rine hey yapayim!" 

"tmdi ey insan, sen kendinin akil ve dirayetine ve cisminin tenasiib ve in- 
tizamina bakip magriir olma! Nihayet toprak tozusun vesselam. Bu halini dii- 
sun de kibir ve azametten vazgec! Ve bu kemal devrenden sonra bir framle 
daha yap[ Sen toprakhgi, ya'nf topragin tabfati olan tevazu'u meslek ittihaz 
et! Ta ki senin ma'nandaki noksamn dahi mertebe-i kemale gelsin ve seni 
dunyarun, ma'nalan nakis olan beyleri iizerine bey yapayim!" 



ijj j) Vl) 4j iJL^j j\ ^ d\ ijj ji { J^ i 4j VL 



J 1 



460. "Su, yuksekten alcaklwa aider; ondan sonra alcaktan yiiksege aider" 

Yukanki beyt-i §erffte beyan buyurulan terakkf-i ma'nevfye bir misal-i 
mahsustiir. Ya'nf, "Gormez misin su evvela yagmur halinde yukandan a§a- 
giya iner; ondan sonra mertebe-i kesafetten tebahhur edip hava-yi nesftnf 
zerrati arasina kan§ip yukselir. Binaenaleyh ey insan, algal ki yiikselesin!" 
Ve hadis-i §erifte 4Ji <u*i=~ j& ^ , -di) *»ij ^\y ^ ya'nf "Allah Teala tevazu' 
eden kimseyi yiikseltir ve tekebbiir eden kimseyi de Allah Teala alcaltir" 
buyurulur. 



C £P? 



MESNEVM §ERlF §ERHl / V. CtLT • MESNEVt-3 



461. iSucfday yukaridan tovrak alhna gitti, ondan sonra o hasak $alak oldu." 

"Tohumluk bugday, elden toprak altma ekildi, ondan sonra o bugday ba- 
§ak ve tekrar yeryiizunun fevkine gikmaga calak oldu. "Hind niishalan"nda 
"hu§e-i calak" (ii^h- i<s>j*-) suretinde olup, "galak" basagin sifati halindedir. 
Ya'ni "Ondan sonra o toprak altina giden bugday tanesi, acele bir ba§ak olup 
topragin ustune gkti" demek olur. 



CO*^ j 1 Sj/j ^j~* $ J 1 -*•** 



_ LXSJ J 



,i JL*T. 



( j** j& f,4J 



Jb 



462. Dier meyvenin danesi zemine geldi t ondan sonra definden baslar kaldirdi. 

"Defih" burada "medfunun-fih" olan zemfn ma'nasmadir. "Ser" bas ma'na- 
sina oldugu gibi, sin'in kesriyle ["sir"] "gizli olan sey" ma'nasina da olabilir. 
Ya'ni "Her meyvenin danesi ve cekirdegi yere ekildi, sonra o ekilen dane med- 
fun oldugu yerden fidan olarak ba§lar kaldirdi." Ya'ni dallar budaklar saliver- 
di. Veyahut o gekirdek, batininda gizli olan agaci, meyveleri izhar etti. 

jJl d\s>r lJIJlp JLi Ju»\ jij ijl>- 4j \j Oj-S^S j L^Uju J-^i 

463. Jelegin ni' mellerinin ash topraga kadar asagvya gddi. ^Temiz olan camn 
giadsi oldu. 

Ma'lumdur ki, kiire-i arz, fezada gune§ etrafinda saniyede otuz kilometre 
mesafe kat'i suretiyle devr etmektedir. Zaman-i tekevvuniinden beri onun bu 
siir'at-i seyri elbette sathinin cevherini asmdirmak lazim gelir. Sure-i Ra'd'in 
nMyetinde vakT ii*i>i ^* C^j '^jSli Ji & \Jj '$ (Ra'd, 13/41) ya'ni "Mun- 
kir-i ma'na olanlar gorm'ezler mi ki, biz arzi etrafindan tenkfs ederiz" ayet-i 
kerfmesinde bu hale isaret buyurulur. Binaenaleyh diinyamn sonuna kadar 
arzin eksilen cevherinin yerine yenisi gelmek icjn, arzin fevkinden imdad-i ila- 
hf olmak lazimdir. Ve sjmdiye kadar arzin fezada saha-i esir icindeki bosju- 
gundan ne nisbette noksan hasil olup ne nisbette telafT vaki* oldugu erbab-i 
fence meghuldur. Yalmz vticud-i insaniye kiyasen istidlal olunabilir ki, cism-i 
arz eskidikge noksanini gabuk telafT edemez. Nitekim bir ihtiyar adam ile bir 
gene, adamin sarfiyyat-i cismaniyyeleri arasinda fark vardir. Ve arza giren ve 
cikan mevadd hakkinda Hak Teala sure-i Sebe'in ibtidasinda §6yle buyurur: 

Lj 4J1j *i^" LujI ^$>*j> jAj l$J j-j«j U_j *.lwJl j* Jj^ Uj \^> ^>*j l»j <y»j^' ^ {Ai \* jtJ* 

^_^ jju; (Hadid, 57/4) Ya'ni "Allah Teala arza giren §eyi ve arzdan cikan 



G $2$&> 



AHMED AVNl KONUK 

§eyi ve semadan inen §eyi ve semaya uruc eden §eyi bilir; ve o Rahim ve Ga- 
fur'dur." Bu izahattan anlasUir ki, fezada ddnen felegin ni'metlerinin ash ar- 
zin fevkinden topraga kadar a§agrya niizul etti; ve ondan sonra temiz olan 
canin gidasi bulunan ma'naya inkilab etti. Binaenaleyh sukatu tereffu'una 
sebep oldu. 

464. ^Vaktaki tevazu'dan na$i felekten a§ac}iya gitti, din ve $eci olan adamm 
riizii oldu. 

Vaktaki felegin ni'metlerinin ash ve cevheri olan mevadd, yiiksekten al- 
gaga gitti, o mevaddin boyle algalmasi ve tevazu'u, hayat-i ebediyyeye (...?) 
ve meratib-i ulyaya terakkfde cesur ve §ecf olan ademin ciiz'u olmasina se- 
beb oldu. 

465. Hinanealeyh o cemad, ademe mensub sifatlar oldu. ^Ax^m yukseklifli ttze- 
rine §ad olarak ugicu oldu. 

Ya'ni cemad nev'inden olan gida ademin viicuduna intikal edip onun 
ciiz'u olur. Zira o gidadan ademin sureti ve hem de ma' nasi semirir. Cismin- 
de kan ve saire olur ve ma'nasmda da kuvvet ve fikir olur. Eger fikir fasid 
olursa kuvveti fena ameller vucuda getirir ve bu fena amellerin alem-i ma'na- 
da sureti ve eseri vardir. Bunlann suver-i ma'neviyyeleri suud etmekistedigi 
vakit, bab-i sema feth olmaz ve onlann mahall-i vusulii felek-i esirdir. Ve fe- 
lek-i esir alem-i tabiattir. Ba'dehu bu kotii ameller emir mucibince siccine tev- 
dt olunurlar. Nitekim ayet-i kerimede a*~ ^ j 1 ^ v^f ^\ ^ (Mutaffifin, 
83/7) [ya'ni "Facirlerin kitabi siccinde'dir.'"] buyurulur.'ve'eger fikir salih 
olursa iyi ameller vucuda getirir. Ve bu iyi amellerin dahi alem-i ma'nada su- 
reti ve eseri vardir. Ve bu amellerin sureti alem-i illfyfne uruc eder. Nitekim 
ayet-i kerimede aO* Ji j$\ LfcT \ ur (MutafFifin, 93/1 8) [ya'ni "Ebrann ki- 
tabi ilhyyindedir."]'bu'yurulur. Bu babtaki tafsilat-i saire §eyh-i Ekber Muh- 
yiddin Arabi hazretlerinin TedbMtii'l-Mhiyye namindaki eser-i §eriflerinin 
on birinci babmda zikrolunmu§tur. 

466. JSira evvelden did cihandan gddik; iekrar al$akliktan yuksege gittik. 



*#$&> 



MESNEVt-1 §ERlF §ERHl / V. ClLT • MESNEVf-3 



Bizim vucudat-i izafiyyemiz, Hakk'in viicudundan ve varligindandir. Ve 
sifat-i subutiyyenin imami "Hayaftir. Viicud-i Hak gayriyyet libasiyle ruhiy- 
yet mertebesine tenezzul buyurup, orada bizim ervahimiz zahir oldu. Bina- 
enaleyh, bu esfel-i safilin mertebesi olan alem-i kesafete biz evvelce o diri 
olan cihandan geldik; ve orada boyie cism-i cemadi ve gida-yi cemadi yok idi. 
Tekrar bu aleak olan cemadiyyet mertebesinden, yiiksek olan ruhaniyyet 
mertebesine gittik; ve ruhaniyet mertebesinden dahi yiikselip, ilm-i ilahi mer- 
tebesindeki temeyyuzumiiz mevcud olmakla beraber viicud-i hakiki mertebe- 
sinde libas-i gayriyyetimizi soyunduk. Nitekim Hz. Pir Mesnevf-i §erif\erin- 
de bu hakikati izahan §6yle buyururlar: ? 



/»JLi OijjU pjbj j Jul 4^j! 
JjjotIj aJI LIS" f Jb^S" 






"Cemidliktan oldiim ve nebat oldum, nebatliktan oldiim hayvan mertebesinde 
zuhur ettim. Hayvanhktan oldiim ve idem oldum. Imdi ne korkayim, ne vakit 
olmekten noksan oldum? Diger bir hamlede be§er mertebesinden olurum, ta ki 
melaike smifindan bas ve kanad gikarayim. Diger defa da melek mertebesin- 
den kurban olurum, o sey ki vehme gelmez, o olurum. Binaenaleyh adem olu- 
rum; adem, erganun galgisigibi bana oy<^\j i\ U) [ya'ni "O'na donuctileriz!"] 
(Bakara, 2/156) der." 

Ma'lum olsun ki, bu niizul ve urucun nihayeti yoktur. Bu alemde, envar-i 
§eriatten ve etvar-i tarikatten ve esrar-i hakikatten behremend olan kamiller 
uruclanni siir'atie bitirirler. Zuliimat-i cismaniyette miistagrak kalanlar, uzun 
miiddetlerce tasfiye ve ibtiladan sonra asl-i hakikiye riicu ederler. Nitekim atf- 
deki beyt-i §erifte i§aret buyurulur: 

467. Ciimle eczd Oj**-lj <J) Li) Hiye soyleyici olarah talmrruk i$incU ve. siihun 
i$indecLir. 

Bu alem-i cemadin bilciimle eczasi taharriik ve ihtizaz icindedir; ve son 
derece siir'atie taharriik ve ihtizazi hasebiyle siikun igindedir. Zfra bu mad- 



s^P? 



AHMED AVNl KONUK 



diyyat ve cemadat alemini te§kfl eden birtakim atomlardir; ve atomlar da 
elektronlardan murekkebdir ve elektronlann ihtizazati gayet serf dir. Qunku 
elektrik dalgasmin tulii kisaldikga, bu dalgamn saniyede aded-i ihtizazi da o 
nisbette gogalir. Nitekim uc, bin metre tuliindeki bir elektrik dalgasi, saniyede 
yuz bin ihtizaz eder. 300 metre tuliindeki dalgamn ihtizazi saniyede bir mil- 
yondur. Elyevm kisa tul mevclerin ve vesait-i istihsaliyyesinin tekemmulii 
sayesinde, on be§ santimetre tuliinde fiilen elde edilen bir elektrik dalgasmin 
ihtizazi saniyede iki milyardir. Bu ha! bilciimle ecza-yi alemin bir tecelli ile 
mevcud ve diger tecelli ile ma'dum oldugunu fennen bize ihsas eder. Buna 
ehl-i hakikat "teceddiid-i emsal" derler. Imdi her bir zerre, iisan-i fiili ile "Biz 
Hakk'a ddniiciileriz!" deyici oldugu halde, asl-i hakikfye riicu' eder. Fakat 
urucunda musaffa ise illfyine gider, degil ise alem-i tabiate reddolunur. 

468. 6cza~yt cihanda zikir ve tesbihleri cjoge hir gulgule &u§iinlu. 

Bu beyt-i §erifte ^j% oi'jlLji ^ u J ^ (Hasjr, 59/24) ya'ni "Goklerde ve 
yerde olan §ey O'na' tesbih eder" ve' ^-p^ ^^ V of^ •■***■* c^-* ^< ^ & °! J 
(Isra, 17/44) ya'ni "Hakk'i hamd ile tesbih etmeyen hicbir §ey yoktur; velakin 
siz onlann tesbihlerini idrak edemezsiniz!" ayet-i kerimelerine i§aret buyurulur. 
Necmeddin Kiibra hazretleri buyururlar ki: "Onlann tesbihleri sizin tesbihleri- 
nizin cinsinden degildir. Hak Teala hazretleri ^ JT <l>£L ^ ^iJi ou~j (Ya- 
sin, 36/33) ya'ni "Tenzih ederim Zat-i ecelfve a'la'yi ki tier bir §eyin mele- 
kutu onun yedindedir" buyurur. Ve "melekut", kevnin batimdir; ve o da ahi- 
rettir ve ahiret havat-i sirftir, cemad degildir. Nitekim Hak Teala Hazretleri 
ifjlii'^J s'>i!i jUJi of, (Ankebut, 29/64) ya'ni "Muhakkak dar-i ahiret icm ha- 
yat vardir"' buyurulur. Imdi sabit oldu ki, zerrau mevcudattan her bir zerre 
kendilerinin lisan-i melekutisi Ue tesbih ederler. Imdi cisimlerimize taalluk eden 
bu havass-i hamsemiz, alem-i melekute munte§ir olan bu tesbih gulgulelerini 
ve sadalanni isjtmemize hicab ve mani'dir. Zira bu havass cemadiyyete ve cis- 
me taalluk eder. Alem-i nihaniyyet inki§af etmekdikce bu tesbihat isjtilemez. 
Nitekim Hz. Pir bu Mesnevi-i £eriflerinde buyururlar: -x-jj ^ ^ ^^^ J 1 
jjjii- pju ^ijfri jite Ya'ni "Cemadliktan canlar alemine gidiniz, ecza-yi alemin 
gulgulesini dinleyiniz!" 

469. Vaktaki kaza narencahn ahengini yaph, hir koylii hir §ehirliyi mai etti. 



*$%&> 



MESNEVM §ERIF SERHi / V. CtLT • MESNEV1-3 • 

"Narencat" "nfrencafin galat-i meshurudur ve "nfrencat" cemi'dir, muf- 
redi "nfrenc"dir. Ve farfsisi "nfreng"dir. "Sihirler ve tilsimlar" demektir. Ya'nf, : 
"Vaktaki, kaza-yi ilahf hukmunii infaz igin sihirler gostermek ahengine ba§- 
ladi, akilli ve ihtiyatli olan bir §ehirliyi bir cahil koylii maglub etti." 

470. H^inlerce hazm ile efendi mat oldu, o seferden ma'riz-i afaia giiii. 

"Ma'riz" (^ hadd-i zatinda "zuhur mahalli" ma'nasindadir. "Falan 
ma'riz-i helaktedir" ta'biri kiyasa muhalif olarak musta'meldir, Bu beyt-i §e- 
rifteki "ma'riz-i afat" dahi bu kabQdendir. Ya T nf "§ehirli efendi binlerce fikr-i 
ihtiyat ile beraber koyliiye maglub oldu ve o koye seferinden dolayi afat ma- 
halline gitti." 

471. Onun i'tikadi kendi sebah iizerinde idi. fyer$i dag idi, yanm sel onu 
haph. 

Efendi, koye gitmek mimasib olmayacagi i'tikadmda sebat iizere idi. Fa- 
kat kaza-yi ilahf te'sfriyle kendisinin sabit ve rasih bir dag gibi olan i'tikadi- 
m, yanm sel gibi olan koyliinun mevaidi yerinden sarsti. 

472. Uaktaki kaza felekten basmi cti§artya ykardx, ahdler hep kor ve sajp 
olurlar. 

Kaza-yi ilahf alem-i gayb feleginden ba§im bu vucud-i izaff alemine gikar- 
digi vakit, akillerin akillan ve tedbfrleri gider, hepsi kor ve sagir olurlar. 

473. 'TZahklar, denizden di§arvya dii§erler; tuzak u$an kusu zebun olarak itdar. 

Baliklann hayati sudari-oldugu halde kaza-yi ilahf gelince denizden di§a- 
nya atihp tu'me-i halk olurlar. Ve keza ku§lar tuzaga tutulmaktan gayet ihti- 
raz ettikleri halde kaza-yi ilahf gelince aciz bir halde gelip tuzaga tutulurlar. 

474. Uiaiid -peri ve seytan §i§e i$inde olur. H^eUki bir Diarui HZabil'e gider. 



<*$%&> 



AHMED AVNl KONUK 



Kaza-yi ilahmin galebesi o derecededir ki, peri ve §eytan letafet ve kuv- 
vet-i vucudiyyeleriyle beraber, sjse iginde mukayyed ve mahbus olurlar. Ni- 
tekim, Siileyman (a.s.)m perilerden birgogunu §i§e iginde hapsedip denize at- 
tigi rivayet olunur. Ve keza Harut ve Marut melek olmakla beraber, kaza-yi 
MM netfcesi olarak, Babil kuyusunda mubtela-yi azab olurlar. Bu Hariit ve 
Marut kissasi hakkindaki ma'lumat yukanlarda gegti. 

^^ij tJ^.J £?* b _}' ^J^ ^^>.y &~ c?U*5 jJJlT ^S y>r 

475. ^Bir kimsenin cjayri ki, kazd iginde i$eriye ka$h, onun kanmi hupir term 
dbkmedi. 

Kaza, Hakk'in hukm-i kulli-i icmalfsidir. lmdi bu alem-i surette kaza-yi 
ilahi geldigi vakit 4Ji J\ i/> (Zariyat, 51/50) ya'ni "Allah'a kacmiz!" ayet-i 
kenmesi mucibince buhiikmun hakimi olan Hakk'a kagan kimsenin kanini 
higbir dii§manhk dokmedi. "Terbf " burada ilm-i niicum istilahatindandir. Iki 
yildizin dordiincu haneden birbirine nazar etmesine derler. Mesela birinin Ha- 
mel ve digerinin Seretan burglannda vaki' olmasi bu kabildendir. Ve bu hal 
kimlerin yildizlan arasmda vaki' olursa yanm du§manhga delalet eder. 

476. Onun Qayri ki kazaya kcupsin, hi$ kite on&an sana halas vermez. 

Eger kazada, kazamn igerisi olan Hakk'a kacmamn gayri olarak kazaya 
kagar ve kazaya tevecctih eder ve nazanni Hak'tan ayinp o kazayi def igin 
tiiriu turlii tedbfrler yapmaga te§ebbiis edersen, seni o kaza-yi ilahfden higbir 
hfle ve tedbfr kurtaramaz. 



<?* 



Ehl-i Darvan'm fakirlerin zahmeti olmaksizin baglan 
toplamalan igin fakirlere hile etmesi kissasidir 



"Darvan" Yemen'de San'a §ehrine iki fersah mesafede vaki' bir koyiin 
ladidir. "Kataf" kaf in fethi ve kesriyle "bagdan uziim toplamak" ma'nasma- 



6 ^^> 



fr 



MESNEVI-f §ERIF §ERHt / V. ClLT • MESNEVI-3 



dir. Ya'nf "Darvan karyesinin halki, baglan toplarken fukara taifesi basjanna 
iisup kendilerine zahmet vermemeleri igin o fukara aleyhine hile yaptilar." 

(_^l oJjU ^jijZ- 4-U>- ji 1^ ( _j*o (j\ oJj\yf- d\jjJs> iw^Uw?! «.<U*3 

477. i5%shab-i l-tarvan'm hissasmi okumufsun; imdi ni$in htie arayicdtkla 
halmt§sm? 

Ey mii'min, sen Darvan karyesi halkinin kissasim Kur'an-i Kerfm'de Su- 
re 4 Nun' da vaki' oyz~+> Sfj ar*-^ i&>^> i^—ii \\ C^\ ^\»U\ u^C u? ^iTjL ui 
o^u ^j '^bj ^ Ltfti, Q^ J>uJ '(Kalerri, 68/17-19) ya'nf "Biz ashab-i Mek- 
ke'yi Darvan karyesindeki bagge sahiplerini fhubtela ettigimiz gibi miibtela 
ettik; ve onlar fukaramn hisselerini ayirmadilar. Imdi onlar uykuda oiduklan 
halde, o baggenin iizerine Rabb'in tarafmdan doniicti bir bela dondii" ayet-i 
kerimesini okudun. Bu ehl-i Darvan kissasi V. ciltte dahi gelecektir. Burada 
kissanm icmalen beyani budur ki: karyede salih bir adamin gayet muhte- 
§em bir bagi var idi. Onun mahsulatindan fukaramn hissesini tefrik ederdi. 
Onun vefanndan sonra evlatlan babalannm zaman-i hayatmda bagdan mah- 
sul almaga ah§mi§ olan fukaramn haberi olmaksizm, mahsulii gizlice topla- 
maga karar verdiler. Onlann bu hile ve buhullerinin ugursuzlugundan o ba- 
ga taraf-i ilahfden bir afet geldi. Ey mii'min, hal boyle iken nigin hileden ve 
buhiilden vazgegmezsin? 

478. Ilirkag, akrep ujneli hide ettiler hi, birkag fakirin nzkindan gotursunler. 

Ahlaki akrep ignesi gibi haiki sokan birkag §ahis, birkag fakirin nzkim al- 
mak igin hile ettiler. 

j^sj J js*^ if-^T t:i ^r JJ J^ <-£_)J /^» JjjJ^S^*^ i^-i. 4aA v^_i 

479. £jece, hiitiin yece mekr dii§unduler. Hit kadar <5%mr ve 13efcr yiiz tfuze 
gelmi§ olduau halde. 

"Sigalfden" sfn'in kesriyle "diisunmek ve diismanhk ve husumet goster- 
mek"tir. "Amr ve Bekr" den murad, karyenin hisse alan malum fukarasidir. 
Ya'nf "Karyenin hisse almaga ah§mis. olan bu kadar fukarasi yiiz yiize gelip, 
hisselerini almak vakti geldigini birbirleriyle miizakere ettikleri halde, bu ba- 
hil efendiler btittin gece onlan bu hisselerinden men' etmek igin hile ve dolap 
du§undiiler." 



c^p^ 



AHMED AVNt KONUK 



480. O kotiiler, sirlan gizli soylediler, id hi onu Diudamn anlamasi lazim gel- 
me-sln. 

sersemler Hak Teala kendi zamfrlerine muttali' olmamak igin kendi ara- 
lanndaki sirlanni gece gizli konu§tuIar. 

J:> j jl^j JuSw (jj^ C~*s ^f oJJl^l o-UjUJI J^* l 

481. Qamur, gamur sivayiciya kotii dii$undu. Gl goniilden gizli hir i§ ya-par mi? 

sersemlerin, Hak duymasin diye gizli konusmalan, camurun, camuru 
yogurup sivayarak e§kal-i muhtelifeye koyan comlekgiye kar§i du§manlik ve 
husumet dtisunmesine benzer. Zira Hak Teala hazretleri insam kesif olan arz- 
dan yaratti; ve kendi zati bilciimle e§yanin batimnin batinidir ve hayatin ca- 
nidir. Ve suret-i alem o camn aletidir. lmdi insan eliyle bir i§ yapacagi vakit 
kendi kalbinden ve camndan gizli olarak vapabilir mi? Bu asla miirnkin de- 
gildir. Nitekim ayet-i kerimede '^ 'fi. $ jj^ &&. ^ *ju \ }j ^r\ } 'fej i j^f> 
'jjJk LyJtfi ^ij jL (Miilk, 67/13-14) ya'nf "S6zumuzu Ister gizleyin ve ister 
izhar edin, muhakkak Hak Teala sadra alimdir ve kalbe vakiftir. Yaratan bil- 
mez mi? Halbuki o latff olup bilciimle esjamn batinidir ve onlann ahvaline 
ilm-i zevkf ile vakiftir" buyurulur. Beyit: 

<J <L?~ l/ 1 ^ ^^ ^^1 0^ *L*s*- diprj C—JLf^- OU- <y>- ' 

"Hak cihamn camdir ve cihan hep bedendir, melaike smiflan bu tenin havassi- 
dir. Eflak ve mevalid-i selaseive anisir hep a'zadir. i§te ancak tevhid budur. 
Ba§kalan hep kesrettir. " 

°jl* f i ujl^ 6\j£ jo\ J+ j* ifij* (X. Si t c-if 

482. IWt: ^aratan senin hevam bilmez mi, muhakkak senin sirnnda sidk 
mi vardir, yahut iemelluk mu vardu? 

Yukandaki ayet-i kerimeye i§arettir. Ya'nf "Senin hevam ve muhabbetini 
yaratan Hak Teala bilmez mi ki, senin sirnnda sidk mi vardir, yoksa yalan- 
cihk mi vardir?" Hind mishalannda "giift" (cjf ) yerine "keyf" (.jlT) yazil- 
mi§tir. Ya'ni "Senin hevam yaratan nasil bilmez?" demek olur. 



*$%&> 



MESNEVf-1 §ERfF §ERHl / V. CiLT • MESNEVf-3 



483. Sabahleyin cjiden musajirden nasil gafil olur, yannki aiinde mesvasi next- 
si olduijunu muayene eden himse? 

484. Otfereye indi, ya nereye ftfe.fi; ona tevecciih etti ve adedi ihsa eyledi. 

Bu iki beyt-i §erifin kelime be-kelime terciimesi boyledir. Yukanya rabtimn 
vechi ve ke§f-i maamsi hakkmda gerek Ankaravi ve gerek Hind nushalannda 
vazih bir ibare goremedim. Nihayet fakfre Iayih dan ma'na su oldu: "Sabah vak- 
ti"nden murad hakayik-i esjanin yekdigerinden temeyyuz ettigi "vahidiyyet" ve 
"ilm-i ilahi" mertebesidir. "ZainMen ya'ni "musafir"den murad, o hakayikin vii- 
cud-i haktkfnin meratibinde niizul ve uruc seferleridir. "Mesva"dan murad, her 
bir hakikat ve ayn-i sabitenin sirat-i mustakimlerinin miintehasidir. Bu sirat-i 
mustakimin birisi hidayet ve digeri dalalet yolu olup, birinin muntehasi ve mes- 
vasi cennet ve digerinin muntehasi ve mesvasi cehennemdir. "Nereye indi?" 
ta'biriyle alem-i siccine, "Nereye gikti?" ta'biriyle alem-i illiyyfne ve »Nyo» ya'ni 
"Ona tevecciih etti" ta'biriyle miisafirin tarik-i miistakiminin nihayetine ve "ih- 
sa-yi aded" ile mazhar oldugu Rabb-i hassi olan ismin hazmesinde meknuz olan 
ahkam ve asar-i adedfnin her bir mertebede ihsa-yi fiilisine i§aret buyurulur. 

Buradaj'/ap ^ jr ^J>-^ (Cinn, 72/28) [ya'ni "Her §eyi bir bir saymi§- 
tir"] ve u*> fW'</ iC^-t l^ jr'j (Yasin, 36/12) [ya'ni "Biz her §eyi apacjk 
bir kitapta'sayip yazdik"]' ayet-i kerfmelerine de i§aret vardir. Binaenaleyh bu 
beyitlerin, bu ma'nalara gore yukanya rabti boyle olmak lazim gelin "Hak 
Teala senin viicud-i kesifini kendi viicudundan ve varligindan halk etti. Onun 
viicudu latif olup, senin batimn oldu; ve senin ahvalini uzaktan gormekle de- 
gil, belki senin senligin ile bilmekle bildij ve senin hakikatin ve ayn-i sabiten 
onun viicudunda yine onun suret-i ilmiyyesinden ibaret olup, sabah-i tecelli 
olan vahidiyyet mertebesinden run ve misal ve §ehadet mertebelerine sefer 
eden bir "miisafir" oldu. Binaeneleyh Hak kendi viicudunun meratibinde se- 
fer eden bu miisafirden nasil gafil olur? Yannki giinde mertebe-i §ehadetin fe- 
nasindan sonra hiikm-i tecelli sefer-i ahirete intikal ettigi takdfrde onun mes- 
vasi ve sirat-i miistakiminin nihayeti neresi oldugunu mii§ahede ve muaye- 
ne ile bilen Hak hie, gafil olur mu? miisafirin tevecciih ettigi bu mesvayi ve 
onun Rabb-i hassi olan ismin hazinesinden zuhur edecek asar ve ahkamin 
ihsa-yi fiilisini hig bilmez mi?" (Vallahu a'lem bi's-savab.) 



AHMED AVNt KONUK 

485. Qimdi kulagi fjajietten -pak et, o flamnahin hicrini istima' et! 

Ey Mesnevfyi dineyen kimse, §imdi kulagini keserat-i gafletten temizle de 
o gamh olan miisafirin vatamndan aynkgini ve mehcurlugunu dinle! 

486. DCulagi onun ktssasimn oniine koydugun vakit, onu gamliya verdifjin Ur 
zekat hiV. 

Bu beyt-i §erffte %^ dj>t ^ ^Ls-i ya'm "Mahzunun soziinu dinlemek 
sadakadir" hadis-i §erifine i§aret buyurulur. 

JT j <^>\ j\ JtUjZ. OW f.4*U Ji d\jj£j tjX&o*- (Jj^i 

487. Cjoniil hastalarinin gamlarini, can-i serifin su ve camurdan olan ihivyaci- 
ui dinleyesin. 

"Gdntil hastalarTndan murad, u§§ak-i ilahidir. "Ab u gil" den murad, diin- 
ya ve mertebe-i §ehadettir. Ya'm "Ey salik, vatan-i aslilerinden ve bir §ehr-i 
nuraniden ciida olan gonial hastalanmn ve u§§ak-i ilahinin gamlanni ve on- 
lann §erif olan canlannin kesif ve zulmani bir koy mesabesinde olan diinya- 
ya taalluku cihetinden ihtiyaclanni dinleyesin." 



488. HZir pilr-jen Human dolu evi vaxdxr, muhakkak iscja cihetinden ona hir 
pencere off 

"Ev"den murad, cism-i unsuridir. "Duman"dan murad, ahkam-i cismani- 
yettir. "Piir-fen" (^ J) ?e§it ve nevi' dolu demektir. Cismin mazhar oldugu si- 
fat-i kevniyyeye i§aret buyurulur. "Isga" kulak tutmak ve gormek ve meylet- 
mek demektir. Ya'm, "0 ruhun evi olan cism-i unsuri, her biri ruhu bogucu 
birer duman mesabesinde olan turlii tiirlii sifat-i kevniyye ile dolu bir evdir. 
Sen o ruha enbiya ve evliyamn ervah-i aliyyelerinin nalelerine kulak tutmak 
cihetinden bir pencere ac!" 

<£ 5j? ^ ^j ^y* *>■ J" ^jj <-^ ^ ^ y cf <Jj^" <+* 

489. By revi, mademki 'Jlahh-i a'la iarafina aidiyorsun, sen bize flam-giisarlik et'. 



««£> 



MESNEVI-t §ERIF §ERHl / V. ClLT • MESNEVI-3 



-^m\ 



"Revf' §iirde kafiyeyi te§kil eden kelimenin son harfi ve "ter ii taze" 
ma'nalannadir. Burada, hem-ran ve yoldas, ma'nasini vermek miinasib olur. 
"Gam-giisari" keder ve gam def edicilik ve yarhk ve dostluk demektir. Ya'ni, 
"Ey yolda§, mademki men§e'in olan Rabb-i a'la tarafina gidiyorsun, sen bizi 
dinlemek suretiyle gam def edicilik et ve mademki yolda§sin, bize yar-i sadik 
oil Zfra bu Mesnevf-i §erif, bizim can-i §eriflmizin ab u gile taallukundan do- 
layi vaki' olan nalesidir. Ve bizim canimizm nalesi olan kelamimizi dinlemek 
hususunda asla tereddiit etme!" 

490. IZu iereclcluA bir zinddnin habsi olur. £ua buakmaz hi can bir iarafa qitsin. 

[488] J * 

"Tereddiid" bir kimsenin bir husustaki fikri iki catal olup, hangi tara- 
fi ihtiyar edecegini kat'iyyen ta'yin edememesi halidir. Boyle bir kimse mes- 
Iekini ta'yin hususunda karanhkta kahr ve cam bu karanhk zindan icinde 
mahbus olur ve hicbir tarafa gidemez. Bu hal tarik-i Hakk'a siiluk arzusunda 
bulunanlarda miirsjd intihabmda gok kere vaki' oldugundan Cenab-i Pir efen- 
dimiz tereddiidden tahzir buyururlar: 

491. n^u, bu iarafa ve o, o tarafa ceker. Uicr birisi xyr Doaru uol benim!" der. 

Yukanda 489 numarali beytin ikinci misra'inda "Mademki Rabb-i a'la ta- 
rafina gidiyorsun" buyurulmasi karfhesiyle bu beyt-i §enfte turuk-i muhteli- 
fe erbabindan olan ba'zi kimselerin Hak yoluna da'vetine i§aret buyurulur. 
Ya'nf "Ey Rabb-i a'la tarafina giden kimse, bu kimse seni bu tarafa ya'ni ken- 
di tarafina ve o kimse dahi o tarafa ya'ni kendi tarikina ceker, ve her birisi, 
"Dogru yol benim yolumdur!" der. Sende, "Buna mi gideyim, ona mi gide- 
yim?" diye bir tereddiid hasil olur." 

owl jUa^ (jijb *£ \j jl dh>- (j\ C— "I J>- o\j £<U4P H J jji 

492. ^u iereMuA, Diakyolunun akabesictir. 6y saalei ona hi, onun auap 
mutlakhr. 

"Akabe" aymn ve kafm fethi ile, dagm zirvesine giigliik ile cikilabilecek 
olan bir gecit demektir. Ya'nf "Tereddiid, Hak yolunun sa'bu'l-miirur bir ge- 
cididir. Miitereddid olan kimse bir turlu dogru yolu bulup matlubuna vasil 
olamaz. Ey, ne mutlu o kamile ki, onun Hak yolunda pay-i azmi mutlaktir 
ve higbir kayd ile mukayyed degildir." 



<rgX*g> 



AHMED AVNl KONUK 



-^M 



493. ^Dogru yolda tereddiidsiiz gider. ^fiol hilmiyorsan onun izini iste, nerede&ir. 

kamil, Hakk'a fsal eden dogru yolda tereddiidsuz gider. Ey salik eger yol 
bilmeyip muhtelif kimselerin da'vetinden dolayi tereddud iginde isen, onun 
adirruni izle ve onun ayagmin izi nerede ise onu ara! 

cJU aj b" ja\ ^ if jl ^j I; t-iU. jj j JL \j y>J ^ if 

494. <S%hunun izini tut ve muaf olarak git! Ta hi ahunun izinden cfobe-gine ka- 
iar gidesin. 

"Muaf' mufaale babindan, "muaft" kelimesinin muhaffefidir. "Afv olun- 

mu§ olan" demektir. Burada kuyud-i tabiiyyeden azad olmaktan kinayedir. 

"Ahu"dan murad, Nebiyy-i zf§an ve onun varisleri olan kamillerdir. "iz"den 
; murad onlann kavilleri, fiilleri ve halleridir. "Naf 'dan, "gobek"ten murad ma- 

arif ve esrar-i ilahiyyedir. Ya'ni, "Ey Rabb-i a'la tarafina muteveccih olan 
\. kimse, hakikat sahrasinm ahulan olan Nebiyy-i zi§an ile onlann varis-i ka- 

millerinin isrini ta'kib et ve kuyud-i tabuyyeden azad ve hicabat-i nefsaniy- 
; yeden halas olarak suluk et! Ta ki, ahunun izinden o ahunun gobegi olan 
l maarif-i rabbaniyye ve esrar-i ilahiyyeye kadar gidesin." 

|;495. By siardes, gerci ates uzerine gidersin, bu revisten veh. nurlu olan eve uze- 
rine gidersin. 

Gerci ahunun isrini ta'kib etmek nefsin arzulanna muhalefettir ve arzu-yi 
Inefsanfye muhalefet ise ate§ uzerinde yuriimektir. Fakat bu gidisten pek zi- 
|yade nurlu olan alem-i ruhaniyyetin iistunde gitmi§ olursun. 

1496. 04e denizden, ne dalga ve kbvtikten kork! Qunkii sen "Otorhma!" hita- 
htm i§ittin. 

Ahulann isrine tebean Rabb-i a'la tarafina teveccuh ettigin vakit, ne bu 
|vucud-i izaff denizinden, ne de onun dalgalan olan suretlerden ve ne de onun 
popukleri olan havatir-i nefsani ve §eytanfden korkma! Qunkii bu gidisjn se- 
pta Musa-yi riihuna Hak tarafindan 'o^fr '& 'Ji\ 'S^ if> ji' (Kasas, 28/31) 



<?g^g> 



MESNEVf-1 §ERIF §ERHl / V. ClLT • MESNEVl-3 • 

ya'ni "Ya Musa muteveccih ol ve korkma, muhakkak sen aminlerdensin!" hi- 
tabi vaki' olmasindan ve ruhunun dahi onu i§itmesinden hasil olmu§tur, 

497, JZa tehaf" hit, tfinku senin korkun dad-i Uiak'hr. Sana tabak cj'onder- 
digi vakit ekmek gonderir. 

Eger "Ben bu hitabi isjtmedim" diyecek olursan, derim ki: "Senin Rabb-i a'la 
tarafina teveccuhun korkundandir ve korkun ise dad-i Hak'tir. Ve "korku" de- 
nilen halin zidd-i munasibi emniyettir. §u haldl sana korkuyu veren Hak, em- 
niyeti dahi bah§ buyunir. Ve nitekim, sana i^ine ni'met koyacak bir tabak gon- 
derdigi vakit, o ni'metin viiruduna da muntazir ol! Zira Kerim'in isj nakis olmaz. 
Imdi korku bir tabak, ve emniyet, icjne konacak ni'met mesabesindedir." 

498. DCorku, o kimse i$indir ki, onun i$in korku yoktur. Qussa o kimse i$indir 
ki, hurada ona havj yoktur. 

"Ahirette asil korku o kimseye mahsustur ki, onun igin diinyada korku 
yoktur. Gussa ve gam o kimse igindir ki r bu makam-i havf etrafinda onun ta- 
vafi ve dola§masi yoktur." Ankaravi hazretleri bu ma'nada su hadfs-i kudsiyi 
beyan buyururlar: jj ud! J ^u oi ^ Vj ^x* us j c&j*- £**-! V J^ *ui Ji» 
"°j*^ ] J cA r 1 W^ 1 J j^\ c>\j s>Vi j u^i ya'ni "Allah Teala buyurdu ki: "Bir 
kulumun kalbinde iki korkuyu ve iki emniyeti cem'etmem. Eger dtinyada kor- 
karsa ahirette korkmaz; ve eger diinyada emin olursa ahirette emfn olmaz." 

Efendinin koy tarafina gidici olmasi 



499. Sfendi ise geldi ve techiz duzdii; onun azm kusu koy tarafina acele kostu. 



c £p= 



AHMED AVNl KONUK 



§ehirli efendi, koy tarafina sefer igin i§e ba§ladi ve sefer levazimim tertib 
r etti. Onun ku§ gibi olan azmi ve himmeti koy tarafina acele ko§tu. 



Aa*Uit ^ 3 € j, \j C-* 



Jj^-Luj \j ju» j\Jujji j 1*1 



500. Ghll ve cocuklari seferi duzduler, yuku azm okuzii iizerine athlar. 

Efendinin haremi ve cocuklan, sefer hazirligi yaptilar ve levazimattan mii- 
rekkeb olan yuku azm dkiizii iizerine yiiklediler. 

501. Sevinici ve hoy tarafina acele edid olduklan halde dediler hi: "uMsiijde 
ver, hoyden yemi$ yedih!" 

Ya'ni "Efendinin haremi ve gocuklan, sefer hazirhgi goriip koye gitmek ta- 
hakkuk edince, sevinici ve koy tarafina acele edici olduklan halde birbirleri- 
ne dediler ki: "Eh artik miijde, koyiin yemi§lerini yedik gitti!" 

502. ^tzim. maksadimiza mer'a ho§tw. Orada bizim yarimiz herun ve aonul 
cehicidir," 

<JL~-I sJjLLo fjS' ,j»J> U j$J C-~*l aJj\y>- OUjJjl d\j\jfi> it 

503. IZinlerce arzu ile bizi cagirmistir . r Bizim icin kerem fidanini dihmi$tir." 
"Girs" "fldan" ma'nasmadir. 

' *. 

1504. xr Biz, uzun hism koy zahiresini onun indinden sehir tarafina aetire- 
*" lim!" 

"Koyluler, uzun miiddet devam eden ki§ mevsimi igin koylerinde zahire 
har ederler. O kdylii dostumuzun indinden o koy zahiresini §ehir tarafina 
igetirelim!" 

-US' W Olo^p- OU- OL. ji jlT U olj j\iA Mj <£l> 

05. nr Belhi bap bizim yolumuza Tsar eder; hendi canimn oriasmda bize yer 
yapar." 



MESNEVI-f SERfF SERHl / V. ClLT • MESNEVt-3 



\y-jA> V tijj* jl c-ix~« Jip 



ij^ijjj ( -S LjUwsl Iji^^f- 



506. "61/ ashabtmiz, kar elmek i$in acele edin!" £%kil iceriden derdi ki: "jfe- 
rahlanmayin!" 

Koy seferine miiteveccih olan aile efradi: "Maddf ve ma'nevf kar ve istifa- 
de icin koy tarafina acele edin!" derlerdi. Fakat sehirli efendinin akli iceriden, 
ya'ni kendi kendine derdi ki: "Ferahlanmayin!" 

507. *tS%llak'm kanndan kar edidler olunl ^Muhahkak henim Ulabhim ferah- 



nak 



olanlan sevmez. 



Bu beyt-i §erifte '^>Ji *v~ U '*ui o) ^> : U (Kasas, 28/76) ya'ni "Ferahlan- 
ma, muhakkak Allah feala ferahlananlan sevmez!" ayet-i kerimesine i§aret 
buyurulur. Zira nefsin §iddet-i ferahi, evsafinin kabanp icra-yi ahkama mti- 
heyya olmasina ve Hak'tan gafletine badi olur. Ya'ni "§undan bundan gele- 
cek istifade ve ni'mete intizar etmeyip nazanmzi masdar-i in' am ve ihsan 
olan Hak canibine atfediniz!" 

508. "Size verdigi $et/e kafif olarak jerahlanin, her hir mii$gil olan gelir sizi 
i§cjal eder." 

"Hakk'in size verdigi §eye §iddetle sevinip ferahlanmayin. Cunkii alem-i 
surette her bir kalbinizi mesgul eden gelici, sizi kendisiyle isgal ve Hakk'a te- 
veccuhten men'eder ve Hak'tan yiiz gevirmek ise bir kulun felaketidir. Bina- 
enaleyh gelen seye az sevinin ve hafif olarak ferahlanm!" Ma'lum olsun ki, 
servet ve ni'met gibi sun olsun ve latif rii'yalar ve envar ve ahval gibi ma'ne- 
vf olsun, hep Hakk'in hicabidir. Salike bunlar ile ferahlanmak ve mutesselliol- 
mak caiz degildir. Zira bunlann climlesi birer zill-i zaildir. Salik bu varidata ve- 
cibe-i sukrii ffa etmekle beraber asla kalbini rabt etmemelidir ve maarif-i ila- 
hiyyeden ba§ka §eye kulak asmamahdir. Zira ma'rifet-i ilahiyye tahsili kalbin 
Hakk'a teveccuhiinden baska bir §ey degildir. Onun igin bu beyt-i §erifte 
ma'rifet-i ilahiyyeden gayri olan varidata "mtisgil olan gelici" ta'bir buyurul- 
mustur. Ve maarif-i ilahiyyeye miiteallik olan varidat "mu§gil olmayan gelici- 
"dir. Imdi salik her bir mazharda Hakk'i musahede edinceye kadar ma'rifet-i 
zevki tahsiline sa'y etmelidir. Bu zevkin husulu salik igin fd-i siirurdur. 



C ^P^ J 



AHMED AVNl KONUK. 

509. Ondan sad ol, onnn cjayrinden olmal ,2Sra o haharcLir ve digerleri kis aytdu, 

Binaenaleyh, mezahirden degil, zahir olan Hak'tan §ad ol! Zira mezahir 
taayyiinler i'tibariyle Hakk'm gayndir. Ve mezahirde zahir olan Hak bu vu- 
cud-i izaff bostanma hayat-bah§ olan bahardir; ve taayyiin i'tibariyle zat-i 
Hakk'in gayn olan viicud-i izaff alemi ki§ ayi gibi soguk ve miincemiddir. 



^>-v«J 



r\i j C— J <JjX* j iJLJuj 4j*- Js <JL~*j r\j^£*j>\ <JL~wj) jS> *j>? jb 



510. Dier ne hadar senin iahttn ve miilkiin ve tactn ise de. onun gauri olan her 
[508] - • i-J ~ J > V » 

sey senm istidracitiau . 

"Istidrac" Allah'm rahmetinden uzak olup tedricen ikaba yakla§maktir. 
Diger bir ta'rifi: Hak Teala, bela ve azaba tebdil etmek icjn, omriinun nihaye- 
tine kadar bir kulunu makbul-i hacet kilmasidir. Binaenaleyh kafirlerden ve 
fasiklardan zuhur eden harikulade ahvale bu ma'na i'tibariyle "istidrac" der- 
ler. Ya'ni, "Bu alem-i surette senin tahtin ve tacin ve mulkun dahi olsa ma- 
demki bunlan Hakk'in gayn goriip kalbini onlann muhabbetine hasrettin, 
bunlar senin hakkinda istidrac olur ve ma'nada senin belan ve azabindtr." 

c~w«Ujj1 j-i—j i£j**> «j (jji j>Xi! c~v-UJ ^ b »s- *£ j-i *p jl iLi 

511. Qamdan sad ol hi, aam, lika tuzatfi&ir. r Buyuk al$aklik iarafi irtikadir. 

Ey salik, sana surette saltanat-i diinyayi ve ma'nada tiirlu turlu ke§if ve ke- 
ramati verseler mesrur olma ve gonlunii bunlara merbut kilma! Ve matluba va- 
sil oldum, deme! Belki, heniiz bf-hasilim diye huzur-i Hak'ta gdz ya§i dok, yal- 
var! Eger senin kalbinde bu ma'na zevkan hasil olursa bu gam ve htiznunden 
§ad ol ki, Hak miinkesir kalblerdedir. Binaenaleyh, bu huziin ve inkisar lika-yi 
Hak tuzagidir. Tarik-i Hak'ta algaklik ve hiclik tarafi irtikadir ve yiikselmektir. 

&*>/ j> <J >J^ J ^J oir j*. y £j j c—i gf Jv. ?* 

512. yam. hir hazinedir ve senin rencin ma'dendir. Jakat Ira, $ocuklara ne va- 
kii ie'str eder? 

Bu gam bir hazinedir ve senin surf zahmetlerin ve me§akkatlerin ve 
ma'nevf gam ve hiiznun altin cikan bir ma'dendir. Fakat bu soz, cocuk mesa- 
besinde olan tarik-i Hak miibtedilerine ne vakit te'sir eder? Onlann nazarlan 
bazige-i sibyan mesabesinde olan cezbe ve kiisuf ve keramat gibi ahvaledir. 



6 ^p? 



MESNEVt-t §ERlF §ERHl / V. CtLT • MESNEVl-3 



513. Qocuklar oyunun tdmt i§ittikleri vah.it, hepd yaban e§egi ile bir ko$u§la 
ko§arlar. 

Tarik-i Hak miibtedfleri cezbe ve havank ve kiistif gibi ahvalin adini isittik- 
leri vakit sa'y ve ictihadlanni arttinrlar. Nitekim cocuklar oyunun adim isjttik- 
leri vakit hepsi yaban e§eklerinin kosmalanna muadil bir kosus, ile ko§ariar. 

514. "6y yaban e§ekleri, bu iarafia tuzaklar vardir. Hu iarafta pusuck kan i$i- 
ciler vardir!' 

"Ey oyun tarafina ko§an yaban e§ekleri! Bu oyunlar tarafinda turlii tiirlu j 
tuzaklar vardir ki, bunlan yol iizerine nefis ve §eytan kurmustar. Bu oyun ta- \ 
rafmda pusuda saklanmi§ olan nefis ve §eytan vardir ki, onlar salikin kamru^ 
icerler ve onu helak ederler!" 

515. "OUar u$ucu, yay gaybdan pinhardir. Clvanhk iizerine yiiz ihiiyarlik okuj 
eri$ir." 

"Havadis oklan zahirdir, fakat o oklann yayi alem-i gaybdan oldugun- 
dan, gizlidir. Nitekim gencUk iizerine yiiz ihtiyarlik oku eri§ir. Zira gencUk j 
hadisat-i kevniyyeden oldugu gibi, ihtiyarlik dahi bir hadisedir." AnkaravH 
hazretleri Eflatun'dan naklen buyururlar ki: J>-x* oi~jNIj r ^ ioi>ij ^ JUJi 1 
jl\ ^u *ui j* ^\J\j ya'ni "Felek yaydir ve havadis oklardir ve insan hedeftlr.j 
ve atici ancak Allah Teala'dir, binaenaleyh kagacak yer neresi?" 



^, 



' (_jly»w? ji a5oI j 



ilfrj ^ J^ iS\j>*~P j* ^ 



516. "J^iinxi aoniil sahrasina koymak lazimdir. Zira ki $amur sahrasmda fr j 
sad olmazl' 

Ya'ni "Adimi goniil ve ruhaniyet sahrasina atmak lazimdir. Zira camurj 
sahrasi olan bu viicud-i izarl aleminde zevk ve ho§luk olmaz." "Gu§ad" kaf-i j 
Farisi ile "ho§luk" ma'nasinadir. Kaf-i Arabi ile olursa "agilma ve feth" ma'na-| 
sina gelir. Bu surette ma'na "Qamur sahrasmda agilma ve feth olmaz" demek|J 
olur. 



<^^> 



AHMED AVNt KONUK 



517. "6y dostlar, aoniil sahrasi eymin-abaddu! Qe§meler ve giilistan tcinde aii- 
listan vardir." 

"Goniil sahrasi, emniyet ve rahat yeridir. sahrada birtakim pinarlar kay- 
nar ve gulistan icinde giilistanlar olup gigekler ile doludur." 

518. "6i/ sariye, kalbe meyl et ve seyreylel Onda agaclar ve akici pinarlar vardir." 

"Sariye" gece gidici demektir. Ya'ni "Ey zulmet-i cismaniyyet icjnde gidi- 
ci olan salik, kalb tarafina meyl et ve o halde yurii ve seyret! Zira kalbte ma- 
arif-i ilahiyye agaglan ve ulum-i ledunniyye pinarlan ve kaynaklan vardir." 

>519. "Dioye giimef Oioy adami ahmak eder. Sikh nursuz ve revnaksiz eder." 

j "§ehirler menba'-i ilim ve irfan oldugu igin, §ehirierde oturanlann kulak- 
flan i§ide islde akillar munevver olur. Ve koylerde cehil hukum-ferma oldugu 
|i£in, akildaki meleke-i irfan zail olup bi-revnak olur." 



^j j j* J*j ^ J**- jjf 



^j~>*<* <s\ y~» s?**-£, <jy 



520. '6y herguztde, V^eygamber'tn sozunu dinle: "Otoyde vaian akhn mezan 



ms\ 



Qeldi." 



"Ey akhnin kuvvetiyle mumtaz olmu§ ve segilmis. olan salik! Peygamber 
|jja.s.)in kelam-i §erifini dinle ki, §oyle buyururlan ^ J <j^ J J»^ ya'ni 
poyde tavattun etmek akil igin mezardir." Ve keza jy $\ c/^^ j^ o ru va ' n i 
pdylerin sakini mezarlann sakini gibidir." Ve keza jTL, ou j^ c^ ^ 
yft j'\^s j^3i ya'ni "Koylerde sakin olma, zira koylerin sakini mezarlann 
ni gibidir" buyururlar. 

fli ijJ jl Jap ^U aj U fli j c£ j_jj >y. ^~"j j J ^ j* 

['521. ' Dier Kim hir aiin hir gece karyede olursa, onun akh hir aya kadar tamam 
olmaz." 

^22. Af i^ir aua kadar akmahlik onunla olur. Otoyiin olundan hunlaraan aayr'x 



'. hicer?' 






MESNEVf-1 SERfF §ERHl / V. ClLT • MESNEVl-3 • 

"Ahmak", fenahgini bildigi halde bir §eyi, kendi yerinden ba§ka bir yere 
koyan kimseye derler. "Dtiruden" hasad etmek, ya'ni ekini bigmek ma'nasi- 
nadir. Ya'ni "24 saat kdyde sakin olan kimse, bir ay kadar i§lerini karmaka- 
n§ik bir halde goriir. Zfra koyiin otundan bu nahos, ve tatsiz §eyleri biger." 

U*- _j Af=r- (j^-^^J l$j\5 jjj ^"JJ J*^ J*!»\i ^L* *SJl J 

523. "Ue o kimse hi, koyie hir ay olur, bir$ok muil&el onun i$in cehl ve kfirluk 
olur." 

Hind §arihlerinden Muhammed Riza bu beyt-i §erifin &J- \* y . tSj2\ jj^c/. 
!yo &J. \ A z jC ^j i^ ya'ni "Bir gun koyde sakin olan kimse bir ay ve bir 
ay sakin olan kimse de uzun miiddet ahmaklastf" hadis-i §erifinin terriimesi 
oldugunu beyan eder. 

524. ZKoy ne olur? Tiastl olmamt? seyhtir. Blini iaklule ve hucceilere vurmu$iur. 

Ya'ni bu kissada "k6y"den murad, Hakk'a vasil olmami§, ya'ni vucud-i i 
abdanisi vucud-i hakkanide rani olmamis, oldugu halde, kitaplarda okudugu 
ilm-i tasavvufu ezberlemis. ve halki Hakk'a da'vet ediyorum diye kendi ena- 
niyyetine da'vet etmi§ ve muddeayatini isbat icjn delail-i akliyye ve nakliy- 
ye ile halki celbe sa'yetmis, olan §eyh efendidir. Binaenaleyh boyle bir §ey sa- 
like niir veremez. Bilakis salikin kalbindeki mini alir. 

^jf- ji K~> ^J^r d\j^ dy ^y y) J^ Ji*- _&> J^ 

525. JAhl-i kvlle mensub olan sehrin bnunde bu havass, Aegirmende gozii bayli 
esekler aibidir. 

Ya'ni "Akl-i kiille mensub olan §ehrin, ya'ni §eyh-i kamilin oniinde henuz 
cismaniyet mertebesinde bu havass-i zahire ile bagh olan o mukallid §eyhler, 
degirmende gozleri bagli e§ekler gibidirler." Nitekim degirmende gozleri bag- 
h e§ekler, olduklan yerde doniip do!a§tiklan halde kat'-i mesafe ettiklerini 
zannederler. l§te o mukallidler de olduklan mertebede yerinde saydiklan hal- 
de, kitaplarda okuduklan meratib-i aliyeden bahsedip dururlar. 

526. nZunu huak, efsanenin sureiini tut! Sen inci ddnesini bxrak, sen hugiay 
danesini tail 



<^c^ 



AHMED AVNl KONUK 

Cenab-i Pir efendimiz bu beyt-i §erifte zat-i ulyalanna hitaben buyururlar 
ki: "Kissanm zimmindaki esrann beyanina daldm. Bu esran birak da kissa- 
nin suretini beyana ba§Ia! hikayenin icindeki maarif-i ilahiyye incilerini bi- 
rak! Bugday danesi gibi zahir-i hikayeye ait elfazi al!" 

527. "Byer inciye yol yok ise ayah ol, hugdayi all Bger ona yol yok ise hu tara- 
fa sari" 

"Ey mustemi', eger kissanm zimminda olan esrar incilerini toplamak icin 
senin idrakine yol yok ise agah ol, kissanm zahirine ait olan ve bugday da- 
neleri mesabesinde bulunan ma'nalan all Eger o batin tarafina yol yok ise, 
bu zahir tarafina sevk-i idrak et!" "Burr" "bugday" demektir. 

>ji Jbl iSy* j*>U> C-JVp Sji £ j&> <* j\ J £/&> 

: 528. " Dier ne hilar zahir ejjri u$ar ise aU, onun zahirini all jlahir akiket ha- 
ixn tarafma cjotiiriir." 

Ya'ni, "Biz kissanm zahirinde, bir §ehirli efendi ile bir koyliiden ve §ehir 
-ile koyden bahsettik. Halbuki "§ehirli"den muradimiz, akl-i kulle mensub 
[ olan insan-i kamil ve "koyliTden muradimiz, taklide mensub olan insan-i 
, nakistir. Biri zahir ve bin batindir; ve bu zahir, batina nazaran egri ucar. Ya'ni 
akil der ki: "§ehirli efendi ile akl-i kiillun ve koylu ile mukallid §eyhin arasin- 
^daki miinasebet nedir?" Fakat akil bir vechini bulup bu zahirden batin tara- 
jpna gider. 

529. "Dier ademinin evveli nrnhakhak sureitir. Ondan soma can ki, o sir din 
cetnalidir." 

Ya'ni, "Vehle-i ulada nazara carpan bir ademin suretidir. Ondan sonra o 

em ile goriisulup konusulur. Cam ve ma'nasi anla§ilir ki, o da onun ahla- 

l cemalidir. Binaenaleyh onun zahirinden batimna intikal edilmis. olur." 

30. n Dier meyvenin evveli ne vakit suretin gayriclir? Ondan sonra lezzettir 
I ki, onun manasidtr." 



MESNEVt-1 §ERIF §ERHt / V. ClLT • MESNEVt-3 • 

Bu beyt-i §enf dahi zahirden batina intikale diger bir misaldir. Ya'ni "Ev- 
velen agacto zuhur eden §ey meyvenin suretidir. suret peyda olduktan son- ; 
ra o meyvenin ma'nasi ve batini olan lezzete intikal olunur." 

531. "Gvvelen qahxx kurarlar ve ondan sonra Tiirk'ii ahrlar misafirlige geiirirler." 
Bu da zahirden batina intikalin bir misal-i digeridir. 



532. "Sen suretini $ahx, ma nam Turk bill <J\Aa'nam aemici, suretini fjemi 0t- 
bi hill" 



jj ^- JjUi^j i^~\ yi- j>-. U 



^ Ji jT Uj I j J\ j*- _# 



533. " Diak i$in bir nefes bunu terk ei, ia hi efendinin e§egi $inaira(ji kitml- 
v datstn!" 

"Bir nefes olsun Allah icm bu ince ma'nalan birak, kissanin suretine riicu' 
et, ta ki efendinin e§egi §ehir tarafmdan koy tarafina cmgiragini tahrik etsin!" 

Efendinin ve onun kavminin koy tarafina gitmesi 



Xz>-\j 6i lJW- d\j y~» j. -Li>-L* iSj^r OlS-oxj j «^»-lj>- 

534. Gfendi ve $ocuklan bir cihaz diizduler. Uiayvanlar uzerinde koy tarafina 
kostular. 

"Cihaz" cimin kesri ve fethi ile, yolculuk icin yapilan hazirlik ve tertibat 
ma'nasinadir. 

535. §aduman olarak sahra tarafina siirdiiler, Ij-j&r ^f l_j>L» yu okuduiar. 



AHMED AVNl KONUK 



Bu beyt-i §erifte Ij-jj _j \j*j> !_>>l- ya'nf "Sefer ediniz, sihhat bulunuz ve 
mugtenim olunuz!" hadis-i §erifine i§aret buyurulur. Ya'nf "§ehirli efendi ile 
ailesi bu zikrolunan hadis-i §erifi kavlen veya halen okuyarak sevingle yola 
giktilar ve sahra tarafina miiteveccih oldular." 

iySi *j*~^- S oi* La Juh j, ^y-* ij***^*-?* ^ L* jjLo •£ 

536. %Xra ay seferlertlen ZKeyhusrev olur. Seferler olmaksizin ay ne vakit 
Diusrev olur? 

"Key-husrev" "Key" ile "Husrev"den miirekkebdir; ve Husrev Iran §ahla- 
nndan Siyaus ibn Keykaus'un oglunun adidir. Ona Keyhusrev dahi derler idi, 
Ve "Key" §ahlann §ahi ve pak ma'nalanna gelir. Ya'nf "Ay kiire-i arzm etra- 
finda ve mahreki iizerinde devr ve sefer ettigi igin, kursu aleddevam arzm 
muhtelif nukatinda bedr-i kamil halinde goriinur ve semada Keyhusrev'in 
saltanati gibi §a'§aa-pa§ olur. ayin boyle seferi olmasa idi, kiire-i arzin muh- 
telif noktalannda Husrevane bir surette bedr-i kamil halinde goriinur mii idi?" 

.5) -* S^fi t_juA> t; <-U)b jji—v j * -il j /jijj* 5t*Z> cJ-^rf j**** J 

537. H^eydukj sefer&en §eci ferzin olur. ^fiusuf seferden yiiz murail huldu. 

"Beydak" satrang oyunu tahtasi iizerinde hareket eden §ekillerden "piya- 
de"nin adidir; ve "ferzin" §ahin "vezir"inin adidir. Satrang oyununda "bey- 
dak" haneler dola§ip sonuncu haneye mukabil geldigi vakit "ferzin" olur. 
"Rad" burada §ecf ve dilaver ma'nasinadir. Ya'nf "Satrang oyununda bey- 
dak, saga ve sola hareketler ve seferler edip haneleri dolagtigi igin "ferzin" 
ya'nf §afun §ecf "vezir'l olur. Ve nitekim Yusuf (a.s.) dahi kardesjeri tarafin- 
dan kuyuya atilip bir kervan taratindan kurtanldi ve Misir'da kole diye satil- 
di. Ve bu seferden dolayi Misir'da bir mansib-i surfye nail oldugu gibi, ma'na- 
da da daire-i nubiivvetteki sulukiinti itmam etti ve yiiz murad buldu." 



538. fiunduz yuzti, hir aiine§ten yaktdar, gece yil&izdan yol ogrenMer. 

Bu beyt-i §erifte §ehirli efendi ile ailesinin seferine intikalen buyururlar 
ki: "Bizim koy yolculan gundiiz yiizlerini giine§ten yaktilar ve gece dahi 
dj^m ft fr^lij (Nahl, 16/16) ya'nf "Onlar yildiz ile dogru yola giderler" 
ayet-i kerimesi hukmiine tevfikan, yildizlardan yol ogrendiler." Bu beyt-i 



*£» 



MESNEVt-1 §ERlF §ERHl / V. CtLT • MESNEVI-3 • 

§erifte ruhun uruc seferine de i§aret buyrulur. "Gune§"ten murad, Nebiyy-i 
zisan hazretleridir; "yildiz"dan murad, ulema-yi hakikiyyedir. "Gece"den 
murad, Peygamber'in intikalinden sonraki ahval-i zulmet-i tabfiyyedir. 

539. Onlann onunde firkin yol quzcI olmu$, koy ne§attndan yol cennet cjihi ol- 
mu§tur. 

Hadd-i zatinda cjrkin olan koy yolu, koyde tahayyiil ettikleri ni'met ve ra- 
hatin ne§atindan ve siirurundan dolayi o tatfenin onunde cennet gibi §evk- 
aver olmu§rur. 

.ijj^ jJ>Ss j\j\f j\ jl>- ■sj-V J* J*- ^U <y.j~* j\ £L" 

540. ~ <5%ci, tatk lulaklariLan ho§ olur. 'Diken aiilzarclan aoniil $ekici olur, 

[538] 

"Aci sozler, tatli dudakli ma'§uklardan sadir oldugu vakit onlann a§ikian- 
na ho§ ve latif gelir. Gulzann letafetinden dolayi oradaki dikenler goniil ceki- 
ci olur." Ya'ni gulzara gidenler oradaki dikenden ictinab etmezler. Zira in- 
sanin gonlii bir §eye muhabbet edince artik ondaki cirkinlikleri gormez. 

jj-i-* \j>*^> <oUwJi jl <uU- -SjA?* \*j>- (3j-i»** ji J^>- 

541. Dianzal, ma'§uktan hurma olur. Diane, hem-haneclen sahra olur. 

"Hanzal" ebucehil karpuzu dedikleri bir meyvedir ki, kirlarda biter ve iize- 
ri tiiylu olur, gayet acidir. Ba'zi mahallerde "yaban kavunu" dahi derler. 
"Hem-hane"den murad, evin kadinidir. "Ma'sukun hatin icm aci hanzal tat- 
li hurma olur. Ev her ne kadar dar olsa, igindeki latif bir kadindan dolayi ge- 
nis, ve muferrih bir sahra mesabesinde olur." 

J^jA^* jlJUIS' .u«l j JiS" j\>- OUJjU jl L»j (j\ 

542. By, nazeninlerden cok kimse, ay gibi olan gul-izanmn iimuli uzerinie li- 
ken gekici olmu$! 

"Har-ke§" diken oekici ve diken ta§iyici demektir. Cevr ve cefa oekenden 
kinayedir. "Gul-izar" gul yanakh demektir. "Hey gidi hey!. Nazemn olanlar- 
dan bircok kimseler, ay gibi parlak olan bir gul yanaklinin iimid-i visali iize- 
rinde cevr ii cefa gekici olmu§tur." 



G £p a 



AHMED AVNl KONUK 

543. 6u, fok fe-inise kendinin ay uuzJu dilberi i$in sirh yarah hammed olmu$l 

544. ^Demirci kendi cemalini Kara yapmi§, ia ki jjece aehin, ayin yiizunu op- 
sun. 

Demirci giinduz diikkamna gelip komur ve is karasiyla yiizunu kapkara 
yapmistir. Bu kirli san'ati onun igin yaprru§tir ki, para kazansin ve aksam 
olunca yiiziinu gozunii temizleyip evine gelsin ve evinde ay yuzlti zevcesini 
kucaklayip opsiin. 

545. Cfendi, ak$ama hidar bir dukkan uzerinde $armiha cferilmi§tir. %,ua hi 
onun fldnliinde bir servi kok yaymi§hr. 

Bu beyt-i §enfte yukanki ma'nalar te'kfd buyurulur. Ya'ni "Esnaftan bir 
efendi ticaret kasdiyle ak§ama kadar diikkam uzerinde mihlanmis, kalmisttr. 
Onun boyle carmiha gerilmis, gibi bir halde kalmasi boyu bosu servi gibi mu- 
tenasib olan giizel zevcesinin muhabbeti gonliine kok salmi§ olmasindandir." 

546. 'Utr tacir denize, ve karaya gider; o bir hane-ni§min muhabbeti sebebiyle 
aider. 

Bu beyitte de yukanki ma'nalar te'kfd buyurulur. Ya'ni "Bir tacirin deniz- 
lerde ve karalarda ticaret igin sefer etmesi ve turlu tiirlii yol zahmetlerine kat- 
lanmasi, evinde oturan zevcesinin veyahut evladmm muhabbeti sebebiyle 
vaki' olur." "Hane-sm" "hane-ni§fn"in muhaffeMr. "Ni§fn" kelimesinin 
nun'u hazf buyurulmu§tur. 

547. Dier himin alii tie bir sevdasi olursa, bir diri simalimn ixmidi iizerine olur. 

Her kimin oliiden ya'ni cemadattan bir §eye muhabbeti ve alakasi varsa, 
o muhabbet ve alakamn mutlaka bir diri simaliya intikali igin ve o zf-ruha 
vuslat umfdi igindir. 



G^cg> 



MESNEVf-1 SERIF SERHl / V. CtLT • MESNEVt-3 



548. O diilcjer, aiizel ay yuzliiniin hizmet iimidi iizerine iahiaya yiiz aeiirmis. 

diilger, evindeki ay yiizlii giizel zevcesine hizmet etmek iimfdiyle ce- 
maddan olan tahtalara ve kerestelere teveccuh edip gah§mi§tir; ve onun yii- 
ziinu cemaddan olan tahtalara tevcihi evdeki zi-ruh zevcesinin muhabbeti ile 
vaki' olmu§tur. 



i'Ufir ji ijjjj -^s ^ij^ £ 



il^-i j? ^eJJj -U.I j 



549. Itir dirinin iimidi iizerine ictihad ei ki, o bir iki giin sonra cemaci olmasin! 

Mademki sa'y ve ictihada sebep bir dirinin muhabbeti ve onun umfd-i vi- 
salidir, ey salik, ban bir dirinin umid-i vuslati iizerine calis. ve ictihad et ki, o 
diri, senin goniil bagladigin diriler gibi bir iki gun sonra oliip cemad haline 
gelmesin; o diri dahi Hayy-i ezelf olan Hak Teala hazretleridir. 



ig*~jj* ^' y j^ -XiAj <JLjj\fi- 



i^- 01 J 1 b lT*^- JiJr^ LS^r 



550. Sen al$akltktan dolayt, al$ac}i munis ihiiydr etme. Onda o munislih driyet 
olur. 

Ey salik, sen himmetinin algakligindan dolayi, alem-i siifliden olan vu- 
cud-i unsuri sahibi bulunan mahlukati kendine munis olarak intihab ve ihti- 
yar etme I mahluka o munislik ariyet olup, bir miiddet sonra zail olur ve 
eceli gelip olur. Sen arkasindan bakakalirsm. 



*U 



] j L> 



-ji—j 



rJ^J^. 



*ll>Tj Lu * jiL« U Jj ^-Ji 



551. Bfler Uiak'ian cjayri senin munislerinin vefasi varsa senin anan ve baban 
ile olan iinsiin nerededir? 



J^JieP <J>- jS- Aj JjLi Lf «o p 



JLi «*■ HH , *jb li 



j 4jO b y [ j^>\ 



552. Sger bir kimsenin Diakk'xn gayrine dayanmasi laytk ise, senin ddyen ve 
lalan ile iinsiin ne oldu? 

"Daye" kadm miirebbiye ve "lala" erkek murebbi; "azud" nasir ve yardim- 
ci ma'nasinadir. Ya'ni "Bir kimsenin Hakk'm gayrine dayanmasi ve yardim 
beklemesi layik ve miinasib ise, senin yardimci olan dayen ve lalan ile olan 
iinsiyetin hani? Nereye gitti? Hepsi fani oldular!" 



Cg^p 



AHMED AVNl KONUK 



jjLc JUoi^ji j\ y cjjH> 



JuU i3U~J Ij _} jJ* b y ,^1 



553. Senin silt ile ve meme ile iinsun kalmadi. Senin muallim-haneden nefre- 
tin halmadu 

Unsiyet, kalbin duygulanndan bir duygudur. Senin c^cuklugun zamanin- 
da siit ile ve meme ile bir iinsiyetin var idi ve kaibin ona muallak idi. Biiyii- 
diin, sjmdi bunlar ile alakan kalmadi ve cocuklukta seni ta'lim ve terbiye icm 
muallim-haneye ve mektebe gonderirler idi; ve sen de kalbinin oyuna taallu- 
kundan dolayi mektepten ve muallimden nefret ederdin. Vaktaki buyudiin, il- 
min lezzetini duydun, mektebe ve muallime olan nefretin zail oldu. 

554. 0, onlann Ativan iizerinde hir §ua idi. O nisan fliines tarafma (jeri aitti. 

unsiyet, anamn ve babamn ve dayenin ve lalanin ve siidiin ve meme- 
nin vucud-i mecazileri uzerine viicud-i hakikf giinesjnden aksetmis, olan bir 
sua' idi. Giinesm sua'i bir duvar iizerine aksedip, ba'dehu aslina riicu' ettigi 
gibi, o viicud-1 hakiki giinesmden bunlann duvar mesabesinde olan viicud-i 
izafilerine ve mecazilerine akseden sifat ve esma sua'lan da yine kendi asil- 
lan olan Hakk'a riicu* ederler. 

555. sua her ne sey iizerine diiserse, ey siicd' sen de onun iizerine asih ge- 
lirsin. 

Ey muhabette §ecr olan kimse, o sua' her ne §ey iizerine dii§erse ya'ni 
Hakk'm tecelli-i cemalisi her ne §ey uzerine vaki' oiursa, sen dahi o §ey iize- 
rine a§ik olursun ve kemal-i muhabbetle onun uzerine atihrsm. 

Mesela bir giizel yiiz ve bir guzel ses sebebiyle sen bunlann sahibine mef- 
tun ve a§ik olursun. Halbuki bu guzellikler onlarda ariyettir ve Hakk'in sifat-i 
cemaliyyesinden aksetmis, birer pertevdir. 



JjJ JjJjl J J J^- t^s^J j (1)1 



3jj 2yr y 01 «fc>- j* j> y J-^ 



556. <7\hevcud olan her hir sey uzerine senin askm o Diahk'm sijahndan bo- 
yali alhn gibi oldu. 

Ya'ni bu izafT ve mecazi olan viicudlar bakir gibidir. Bakin altin yaldiz ile 
\ boyayip altin olarak surdiikleri gibi, bu viicudat-i mecaziyyeyi de altin yaldiz 



<^&> 



m^ 



MESNEVM §ERIF §ERHl / V. ClLT • MESNEVf-3 



mesabesinde olan Hakk'in sifat-i cemaliyyesi parlatip revnak verir. l§te buj 
yaldiz sayesinde bakir mesabesinde olan mecazf vticudlann birbiri arasinda 1 
ask ve alakalar peyda olur. Bu kiymetsiz ecsad-i unsuriyye kalp altinlar gibi j 
ortada revac. bulur. 

557. JTllhnlik ashna giUigi ve haku kaldigi vakit labial tok geldi, onun lalakt- ;' 
ni da'vd eiii. 

Mesela gengliginde bir afet-i devran olan bir kadin ihtiyarlayip onun di- 
var-i viicudu uzerine akseden Hakk'in sifat-i cemalisi ashna riicu' ettigi ve 
yiizii gozii burus,up bakirhgi meydana cjktigi vakit, ona a§ik olup derdinden 
yananlann tabfatlan bu a§ktan tok bir hale gelirler ve onun talaki da'vasina 
kiyam ederler. Artik suver-i saireyi de bu misale tatbfk et! 

558. Onun sijahnin hoyah alhmndan ayak ^ek, cehaletten dolayi kalbe az ho§ del 

Hakk'in sifat-i cemaliyyesinin yaldizladigi altmdan himmetinin ayagim 
gek ve ona goniil baglama! Gaflet ve cehaletten dolayi, hadd-i zatinda kalp 
ve ziiyuf olan ecsam-i unsuriyyenin guzelliklerine az ho§ de! Zira o ecsamin 
hakikatte giizelligi yoktur. Ondaki cemal-i aiz'i ancak Hakk'mdir. 



»^>' 



ji ^j* oir 



559. JZird o ho§luh kal-pler icin driyettir. 2Xnel altinda zinetsizlik mayast vardir. 

Zira kalp ve ziiyuf olan §eylerin hoshiklan ve letafetleri igretidir, bir mud- 
det sonra zail olur. kalp olan §eyi, esasen naho§ bir §ey oldugu igin i'tina 
ile yaldizlami§ ve siislemi§lerdir. susiin altinda siissiizliik mayasi vardir. 
sus ve zinet kalkinca altindan naho§luk meydana gikar. 

2jj~* 0^ j^ft jj jj l)LT Ol c£j~* ^Sj? ^ J* «-r~l* <-?_)J j J J 

560. iSaltin, kalvm yuziinden ma' dene aider; sen de onun gittiai o ma' den tara- 

[558] r i 

j ma ad: 

Kalpm yiiziine suriilmus, olan altin yaldiz nihayet zail olup o kalpin yiiziin- 
den kendi asli olan altin ma'deni tarafina gider. Ya'nf kalphgi sabit olan alti- 
nin yuziindeki altin tabakasim siymp altinlara ilhak ederler. Sen de o kalp su- 



cse^, 



AHMED AVNI KONUK 



rete saplamp kalma, onun yaldizinin gittigi ma'den ve asil tarafina git! "Kap- 
lan murad, viicudat-i izafiyye ve "altin ma'deni"nden murad, men§e'-i sifat 
ve esma olan Allahu Zii'l-Celal hazretleridir. 

56 L 9Vur duvardan cjiine§e kadar aider. Sen o annexe ait ki, layikinda aider. 

Nur-i tecelli, viicud-i unsun duvarlanndan vucud-i hakiki giinesjne kadar 

rucu' eder. Sen dahi o hakiki gune§ tarafina git ki, onun tecelliyati layikinda 

.. ve hikmet dairesinde cereyan eder. <&- ^ JT J*\ (Tana, 20/50) ya'ni "Hak 

(; Teala her §eye kendi halkini verdi" ayet-i kerimesinde beyan buyuruldugu 

jiuzere, onun bu tecelliyati kavabilin isti'dadatina gore tarn yerinde vaki' olur. 

1 562. ijviademki sen olukta vefa aormedin, hundan sonra suyu gokten all 

"Sepes" keiimesinde "sin" "pes" iizerine zaiddir. Ba'zilan "se" (*-) ayn ve 
"'pes" ^ ayndir; ve "daha sonra" ma'nasinadir demi§lerdir. Bu kelime hak- 
Ikinda Bahir-i Acem f m beyanati budur. Ya'ni "Ey salik gordiin ki, sjmdiye 
padar vucudlanyla iinsiyet peyda ettigin kimseler bir bir gittiler ve fani oldu- 
pr; ve hicbirinin unsiyetinden vera gormedin; ve senin onlarda sebeb-i mu- 
pabbet olarak gordiigiin ahval, hep Hakk'm tecelliyat-i siiatiyyesi imi§ ve on- 
ir bu tecelliyatm saf suyunun oluklan mesabesinde imisjer, artik bundan 
prira bu vefayi, bu vucud-i mecazi arzinda ve bu suyun oluklan mesabesin- 
J olan suretlerde arama, bundan sonra vucud-i mutlak-i Hakk'in semasin- 
ibekle veal!" 

[63. jiurdun iuzafli kuyrugun madeni olmaz. iri kurt tie vakil ma'deni iantr? 

Kurdu avlamak icm koyun kuyrugu koyduklan mahal, o kuyrugun 

a'deni ve menba'i degildir. Koyun kuyrugunun o tuzak mahallinde bulun- 

l ancak bir maksada mustenid olabilir. Fakat iri kurt, "Kuyrugun menba'i 

ap dukkanidir, burasi degildir; binaenaleyh buraya vaz'i elbette bir mak- 

i musteniddir" diyebilir mi? Imdi nefis iri bir kurda benzer. Ecsam-i unsu- 

ye mezahirinde zahir olan tecelliyat-i cemaliyyenin Hak oldugunu idrak 

emeyip o viicudat-i unsuriyyeye saldmr ve neticede kurt gibi tuzaga dii- 

|." Bu ma'na bir vecihtir. Diger bir vecih dahi budur ki: "Kurftan murad, 



G^P? 



mX^ MESNEVI-l §ERfF SERHl / V. CtLT • MESNEVt-3 • 

nefistir; ve "kuyruk"ta murad, ulum-i zevkiyyedir; ve "ma'den"den murad 
ulum-i zevkiyyenin menba'i olan §eyh-i hakiki ve insan-i kamildir. Ve "tu- 
zak"tan murad, §eyh-i mukalliddir. Ya'ni "§eyh-i mukallid, kendi zevki ol- 
madigi halde ariflerin sozlerini ve ulum-i zevkiyyelerini alip bunlar ile, nefis- 
leri iri kurt mesabesinde olan ehl-i dunyanin biiyuklerini avlar. nefisleri 
muazzam olup, §eyh-i mukallidin tuzagina tutulanlar bu ulum-i zevkiyyenin 
menba'i kirn ve nerede oldugunu bilirler mi?" 

»d <u Oljj>« -UJub^* *f j-> **~* ^>j>. ^^ JJ 

564. ^iujitme haglanmi§ altm zannettiler; ma$mr\ar koye acele ettiler. 

Bizim §ehirli efendi ile ailesi dahi boyle bir tuzaga tutuldular; koyliinun 
da'vetini bir diigume baglanmis, altm zannettiler. magruriar ve aldanmisjar 
koye acele ettiler. 

565. Oylece oynayarak ve gulerek aittiler; -aolay iarafma hir pirh vurlular. 
§ehirli efendi ile ailesi oylece giile oynaya gittiler; ve koylumin kurdugu 

dolabin ve hilenin garki oldular. 



Aj jwX^» a^W- 



J~0 t 



-JU- 



•Xij^ ^j* XJjXj^A dy~ 



566. DCby iarafma hir ku ? utfugunu frcluUeri valit sabir l&asim yirtarlar ik. 
Koye vasil olmakta o kadar isti'cal ederler idi ki, koy tarafma dogru bir ku- 

sun uctagunu gordiikleri vakit, "Ka§ki biz de bir ku§ olup ugsa idik ve bir an 
evvel koye vasil olsa idik!" diye ku§ olmagi temenni ederler ve bu suretle sa- 
bir libasim yirtarlar, ya'ni sabirsizlik gosterirler idi. 

567. Oram larafina her kim koyden cjelse idi, onun yiiziine latifhuseler verir- 
ler idi. 

Bizim yolcu efendi tarafina her kim koyden gelse idi, onu kemal-i istiyak- 
la operler idi de derlerdi, 

568. [Xi: "Sen hizim dosiumuzun yiiziinii gbrmii^iin, hinaenaleyh camn cani- 
sm ve hizim. aozumuzsiin 1 . 



c^s^) 



AHMED AVNi KONUK 



(^ 



Leyla'nin mahallesinde mukim olan o kopegi Mecnun'un ok§amasi 



569. J/Hecn-iln. gjhi hi, o bit hdpecii ok§ar idi, ona buse verirdi ve onun oniinde 
erir icli. 

■ §ehirli efendi ve ailesinin hali, Mecnun'un haline mu§abih idi. Nitekim 
Mecnun Leyla'nin mahallesine mensub olan bir kopegi sever ve ok§ar ve 
oper ve onun oniinde erir idi. Ya'nf o kopegin muhabbetinde kendiliginden 
finf olur idi. 

570. Onun eirajim iavafda hazi olarak devr ederdi. Ona saf ciillab ve $eher 
aanx venrdi. 

"0 Mecnun o kopegi tavaf hususunda zelil olarak devr ederdi ve ona saf 
olarak seker §erbeti ve §eker dahi verirdi." "Ciillab" zamm ii tesdid ile "Gii- 
■ lab" kelimesinin Arapca'sidir. Hind sarihlerinden Veil Muhammed Ekberaba- 
di, bu kelimenin liigat-i Arab'ta bulunmadigim ve binaenaleyh Farisi olmasi 
\ lazim gelecegini beyan eder. Fakat Miieyyedu'l-Fudala sahibi indinde Ara- 
j bTdir ve liigatinde zamm ii te§did ile cim-i Arabi bahsinde kayd etmi§tir. Bu 
| siirette beyt-i §erifte te§did, zaruret-i vezn icjn hazif buyurulmus. olur; "§eker 
Igerbeti" demek olur. 



1 571. ISir bii'l-fudul deli ki: "By ham olan ^Mecnun, bu ne tedbudir bu ki, mii- 
dam cjetirirsin?" 

"Bu'l-fudul" Tiirkce'de gevezeye, zaid soyleyene derler. Ham, cig ve id- 
liaksizden kinayedir. "§eyd" mekr, hile ve zerk ma'nasinadir. Ya'ni, "Mec- 



<^pg> 



&^ MESNEVI-1 §ERIF §ERHf / V. CiLT • MESNEVI-3 • 

nun'un bu halini goren gevezenin bin dedi ki: "Ey gig ve idraksiz Mecnun, 
bu senin icra ettigin fill nasil tedbirdir?" 

572. '[JCo-pegin agzinin kenan daima hir murdardxr, kendi mak'admi dudaifi ile | 
yalar. 

"Puz" "agiz kenan" ma'nasinadir. 

}j>j ^y. Jb ^J- j\ Ob w^-s- Sj*£ j> j\ ^^ ji~- lSW-k^ 

573. kopecjin ayiplanm cokluk saydi. Siyip hilict olan, aayh hilici olandan 
hir koku flotiirmedi. 

geveze, kopegin bircok ayiplanm ve kusurianm saydi ve o ayip kusur 
bilici olan geveze, yaptigi i§in sirnni bilici olan Mecnun'un batinindan ve ni- 
yetirtden bir koku ve haber alamadi. 



574. JTKecnim dedi: "Sen hiitiin naki§ ve tensin. D^eriye gel ve ona henim cp- I 
ziimden hah!" 

Mecnun o gevezeye cevaben dedi: "Yahu! Sen ancak benim efal-i zahi- 
riyyeme bakiyorsun. Binaenaleyh surette ve cismaniyette mahbus kalmi§sin. 
Bu zahir-binlikten vazgec de fiilimin batinina muteveccih ol ve ondan sonra 
o kopege benim baki§imla bak da gor!" 

^1 d— <l (-U i.<^jS l)L-vIj ,jj( C-~»l ^Jj* f- 4 ^-^ j*-*^i»- ,j£& 

575. ^ZKi, hu (jMevlamn hacjlanmi§ tdsimidir hnl Jleylamn mahallecicjinin 
hekcisidir hnl" 

"Senin, ayiplanm sayarak tahkir ettigin bu kopek, evvelen Hakk'in bu vu- 
cud-i mecazf aleminde o kopek suretinde baglami§ oldugu bir tilsimdir ki, 
onun zimminda birtakim ahkam-i esma-i ilahiyye mundemicdir. Saniyen, be- 
nim ma'§ukam olan Leyla'nin mahalleciginin bekgisidir." 

576. Onun himmetini ve dil ii canini ve tamm§ini aor ki, o nereyi ihtiyar et- 
ti ve meshen-gah yavti? 



AHMED AVNl KONUK 



"Ey bii'l-fudul, sen onun zahirindeki kusurlanna bakiyorsun. Onun bati- 
nindaki kemalini gormiiyorsun. Sen onun himmetinin kemalini ve kalbini ve 
canini ve irfanini gor ki, o imrar-i hayat icin nereyi ihtiyar etti ve kendisine 
nereyi mahall-i mesken intihab etti! Ya'ni benim ma'§uka-i ruhumun mahal- 
lesinde yasamagi ihtiyar etti." 

577. "0 tenim kehfimin mubarek yiizlii kopegiclir. Helki o benim hem-derdim 
ve nem-niiznumdiir 1 ." 

"Kehf ' magara demek olup, burada Mecnun'un ma*§ukasi olan Leyla'dan 
kinayedir. Ya'ni, "0 kopek, benim ilticagahim olan bir magara mesabesinde- 
ki ma'sukamin mubarek yiizlii kopegidir. Belki o bu ma'na i'tibariyle benim 
derd ve hiizun ortagimdir." 

578. "0 bir kopek ki, onun makallesincLe ola, ben onun bir kilini ne vakit ars- 



lanlai 



ra vennm'. 



7" 



"0 bir kopek ki, benim melee' ve penahim olan Leyla'nin mahallesinde 
ola, ben onun bir kihm arslanlara degismem." Bu beyt-i §enfte "Leyla" ile in- 
san-i kamile ve "kopek" ta'biriyle onun fukarasina ve "arslanlar" ile ulema- 
yi zahireye i§aret vardLr. 

^ — !! j J^»y- c— ~J l)1£*I cJtf ?*&■ \j J^i\^> jA d\j~Z* *£ <j\ 

579. Cy o kimse ki, arslanlar onun koveklerine koledir. Dmkanm sozii yokiur, 
sus vesselam! 

Ey o insan-i kamil ki, yirtici arslanlar mesabesinde olan enaniyetleriyle 
bahislere girisjp mubahislerini inciten ve kalblerini yirtip rencide eden ulema- 
yi zahire, onun fukarasina kole olurlar ve mubahaselerinde maglub ve zelil 
olurlar. Nitekim Yunus Emre hazretleri bir ummi bir zat oldugu halde §u bey- 
tinde kendi haline i§aret buyurun 

Bir sinek bir kartell salladi vurdu yere 
Yalan degil gergektir ben degordum tozunu 

Ya'nf "Zahiri olan sureti, bir sinek gibi zayif goriinen bir dervi§, mubaha- 
Iselerinde kartal kusu gibi §iddetle hucum eden ulema-i zahireden birini ilzam 



c^s^ 



MESNEVt-t §ERlF §ERHl / V. CfLT • MESNEVt-3 • "^®| 

etti. Bu sdziim yalan degildir. Ben de bir ummf iken bdyle bir bahiste bulun- • 
dum, aym neticeyi gdrdiim." 

Imdi insan-i kamilin kemalat-i zahtre ve batmesi lisan-i imkan ile ta'rif ve 
tavsife sigar §eyler degildir. Binaenaleyh, bu hususta siikut evladir vesselam. 

580. 6y dosilar, eger suretien ge$erseniz cennettir ve gulisian i$inde gulistdndtr. 

Ey dostlar, insan suret degildir, eger surete rabt-i kalb etmekten gegerse- 
niz ve ma'naya bakarsaruz, bu hal cennettir ve giilistan icmde giilistandir. 

^j^Tc—Xa \j j? Ojj^* J*f" t^-Xi djtr if*- ^jj^> 

581. Uaktaki kendi suretini htrdin yakhn, her seyin sureti i$in §ikesti oijrendin. 

Ey salik, her mu§kilin anahtan sendedir. Sen nazanndan kendi suretini 
sa'y ve ictihadina munzam olan Hakk'm inayeti ile kaldirarak kinp attigin ve 
a§k-i ilahi ate§i ile yakugin vakit, §irk-i haffnin kapismi kirrrus, olursun ve na- 
zannda Hakk'm varhgmdan ba§ka varlik kalmaz. Binaenaleyh her §eyin su- 
retini kirmak yolunu da ogrenmis, olursun. 

582. Ondan sonra her hir sureti kirarsin, Diaydar ofioi Uiayher kapismi koya- 
rusin. 

"Vucud-i abdanm vucud-i hakkanide fam olduktan sonra, artik senden za- 
hir olan Hakk'm kudreti olup, her bir sureti kirarsin. §ah-i velayet Haydar-i 
Kerrar Imam Ali (kerremallahu vecheh) efendimiz gibi Hayber kal'asimn ka- 
pisim kopanrsin." Malumdur ki, Hz. §ah-i velayet Hayber kal'asini yalmz 
basma kopardiktan sonra, yerine takmak icm 40 ki§i me§gul oldu ve §ah-i 
velayet dahi iglerinde idi. hazrete dediler ki: "Ya All, bu kapiyi koparan sen 
degil miydin? Cevaben buyurdular ki: j~± v^ <^** ^ ^h Ya ' n i "Allahu zii'l- 
Celal'e yemin ederim ki, Hayber kapismi ben koparmadim." 

583. O selim olan efendi suretin aldanmtst oldu ki, solum soz ile koye cpiti. 

"Sagbe" sin'in fethi ile burada, aldanmi§, valih ve meftun demektir; ve 
sin'in zammi ile okunmasi da caizdir derler. "Selim" burada akil ve §uurdan 



°m#> 



AHMED AVNt KONUK 



kurtulmaktan kinayedir. Ya'nf "Hazm ve ihtiyati kendisine rehber ittihaz 
eden §ehirli efendi, koyluniin zamfrinden bf-haber olup, onun stislii elfaz-i 
zahiresine aldandi ve akil ve §uurunu ta'tfl etti. Cunkii bu sakim sozler sebe- 
biyle koye gitti." l§te mukallid olan §eyhler dahi salikleri boyle tumturakli el- 
faz ile aldatir ve onlar bu mukallidin, zevkmden bf-haber olduklan kelam-i 
mutasavvifanelerine meftun olurlar. 

Ol>«J^l s.4jb i£yj, ^.y J>«J* OtoU. jii d\ f b <_£j~- 

584. <§adiiman olarak o temelluk iuzaai iarafma, hir ku$ gibi, imiihan danesi 
larafina (gitti). 

W 01 ij^- ^j ti~^l ^j>j>- tl~>i> \j <*Jb 01 P_/> Li_-Jb fjS" j\ 

585. ZKu§ o daneyi keremden bildi; Qciye-i kirstir, o did ve ata degildir. 

s Avcimn attigi yemi kusjar kerem ve ihsan zannederler. Halbuki avci o ye- 
mi son derecedeki hirsmdan dolayi atar. Onun o attigi yem cud ve ata degil- 
dir. Bunun gibi §eyh-i mukallid dahi saliki avlamak icm muhakkiklerin be- 
yan ettikleri ilim ve ma'rifeti onlann online yem olarak atar ; ve bunu nefsa- 
ru olan hirslanni tatmm icm yapar. Yoksa o kerem ve seha neticesi olarak 
bezl-i ma'rifet degildir. 

Olji j Oljj jjy oT <_Sj~» Otoli <ub ^Ja jj> d^s-y> 

586. [Kuscagizlar danenin tama'inda sevinerek o tezvir iarafma upucu ve ho- 
$ucudur. 

~£ c-aIS^j 4^ jj 6 j (jt ^.j ~£ cu*lst aj»-I_^ (j^Li j _f 

587. Bijer efendinin meserrelinden seni agah edersem, ey yol gidici, sent vakit- 
siz ederim dive horharim. 

"Eger efendinin tahayyul ettigi saadete nailiyyet meserretinin derecesin- 

den seni agah edersem, ey tarik-i Hak saliki, seni o hayalat [ile] me§gul edip 

vaktini zayi' ederim diye korkanm." §eyh-i mukallide intisab edip Hak yolu- 

: na gikanlann §oyle ve boyle meratib-i aliyeye nail oiacaklan hulyasryla se- 

vinmeleri de boyledir 



SjJ a j sJ 0! ijj ijii- JjJj oJ J-»l y>r tsjZ j»m^> 

588. CMuhtasar yaptwx, vakiaki hoy zahir geldi, muhahkah o kby degildi, bas- 
: ha yol ihtiyar eyledi. 



<5 $p& 3 



MESNEVM §ERfF §ERHl / V. ClLT • MESNEVf~3 ♦ 

"Ey salik, seni i§gal etmemek icin ben onlann hayalatim ihtisar ettim. 
Vaktaki onlerinde bir koy gdriiniip zahir oldu, fakat bu koy onlann aradikla- 
n koy degildi, §ehirli efendi, ba§ka yol ihtiyar etmi§ idi." Ma'lum olsun ki, 
§eyh-i mukallide tabi' olan kimse dogru yola siiluk ettigini zanneder ve o mu- 
kallidin sozlerine aldamr. Vaktaki yola girer, hayalinden ba§ka ahval zuhur 
eder. §eyh-i mukallid onu idareden aciz bulundugundan, bigare salik ortada 
suriinur durur. Eger Hakk'in inayeti destgtri olmazsa helak olur. 

589. TZir aya yakxn koy koy ko§tular. ^Lua ki kotjiin yolunu iyi ianimiyorlar Ui. 

Efendi ile ailesi koyiin yolunu iyice tanimadiklanndan bir aya yakin koy- 
den koye ko§up dola§tilar. 



ij-i aJL- x^s o\j ijjj j^ y> 



>Jj <J JJJ^ ^ fl J j> ^ j* 



590. Uier kim yola kdavuzsuz giderse, her iki aunluk yol yiiz yilhk olur. 
[588] 



59 1 . Dier kim Oiabe iarafina delilsiz kosarsa bu sergesteler gibi zelil olur. 

Evvelki beyitteki "kilavuz" Tiirkge'dir, rehber demektir ve mur§id-i kamil 
murad buyurulur. "Ka'be"den murad, cami'-i cemi'-i esma ve sifat olan za- 
tullahtir. Ya'ni "Her kim tarik-i Hakk'a kilavuzsuz ve mur§idsiz giderse, ko- 
lay olan yol guglesjr." Nitekim Hz. Misri Niyazi buyurur: 

Miir§id gerektir bildire Hakk 'i sana hakka '1-yakm 
Mur§idi olmayanlarm bildikleri gtiman imi§. 
Hermur§ide dil verme ki yolunu sarpa ugratir, 
Mur§idi kamil olanm gayetyolu asan imi§. 

Imdi her kim zatullaha delilsiz ve miir§idsiz tevecciih edip siiluk ederse, 
bu §ehirli efendi ile ailesi gibi yollarda sersem ve hayran bir hale gelir. 

592. Dier kim ilsiddsiz bir san'at tuiarsa sehirde ve koyde bir maskara olur. 

Delilsiz ve rehbersiz bir i§ yapilamayacagi meydandadir. Nitekim bir kim- 
se kendi kendine bir san'at taklidine kiyam edip kendisini o iistaddan miis- 



«£P? 



AHMED AVNl KONUK 



tagnf bilse, o is, yaptigi §ehirlerde ve koylerde herkesin istihzasina ma'ruz ka- 
hp maskara olur. Ciinkii yaptigi isterin hicbir kiymeti olmaz. 



O* 



.jJI , 



<jyiJl>- jJUl -Lib jilj <& 



593. t$u kadar fci, magrtb ve ma$nk arasmda, nadir olur valideynsiz hir adam 
ha$ kaldua. , 

Bu beyt-i §erff bir sual-i mukadderin cevabidir. Ya'ni birisi gikip diyebilir 
ki: "Biz menakib-i evliyada zahirde bir mur§id ve rehbere tabi' olmaksizm 
ba'zi zevatin Hakk'a vasil olduklanni okuyoruz. Binaenaleyh Hakk'a vusul 
igin mutlaka rehbere ihtiyac. yoktur." 

Buna cevaben buyurulur ki: "Her kaidenin bir istisnasi vardir ve istisna, 
kaide degildir. Nitekim magrib ve ma§nk ufkunda anasiz babasiz bir adamin 
zuhuru nadiren ve istisnaen vaki' olmu§tur. Zira ademin efradi, Hz. Adem gi- 
bi anasiz ve babasiz degildir; ve fsa (a.s.) gibi babasiz degildir. Bunlar istis- 
nadir ve nadirdir. Binaenaleyh miirsjdsiz ve rehbersiz Hakk'a vusul dahi is- 
tisnadir ve nadirdir. "Hafikayn" garb ve §ark ufku demektir. "Hank" garb ve 
§ark ufkundan birisidir. 

£>j l j>r^ : y. *£ -Lib ijji\j -L£w> ( _ s r~S" ^ •*& j' J^- 4 

594. UVialx o hulur ki, hir kesh eder. CPek nadir olur ki hir hazme iizerine vara. 

Ya'ni "Mai sahipleri, kaideten kar ve kesb ve ticaret ile me§gul olanlardan 
olur; bir define bulup zengin olanlar nadirdir." 

*j> d\Jii\ Up j**-j *£ b" iji Ob>- Ju*_~>- *£ _jS" ^baja*^* 

595. Diani hir CM,uslafa ki ornin cisrai can ola, ta ki Ulahmdn *<S%lleme'l- 

yCur'an" ola? 

«~ 

Mustafa (a.s.v.) Efendimiz'e, rahmet-i amme ve hassa-i zatiyye ve sifatiy- 

ye sahibi olan Hak Teala'mn Kur'an'i ta'lim buyurmasi dahi, o nadir olan is- 

tisnalardandir. istisnanin sebebi de, Nebiyy-i zi§an Efendimiz'in sifat-i cis- 

; maniyyeleri, sifat-i ruhaniyyeye inkilab etmi§ olmasidir. "Hani oyle bir, sifat-i 

i. cismaniyyesi sifat-i ruhaniyyeye tebeddul etmi§ Mustafa ki, bu istisnaya la- 

\ yik olsun ve Rahman olan Hak Teala ona da bila-vasita Kur'an'i ta'lim etsin?" 

{Jf Jjj ji C-ilyl 4a-Jj ( »-UJb jJp a!»^- \j J> Jfi>\ 

1 596. €hl-i tene hep kalem ile ta'lim ettu HZezl-i keremde vasitayt uiikseltiL 






MESNEVf-t §ERlF §ERHl / V. CtLT • MESNEVl-3 



Heniiz sifat-i cismaniyyelerinde miistagrak olan ehl-i cism ve tene kaleml 
vasitasryla nak§ olunan kelime suretleriyle Kur'an'i ta'lfm etti. ilim ve hikmet j 
keremini bezl etmek hususunda kalem ve kelime vasitalanm dikip yukseltti j 
ve onlar bu suretlerden ma'naya intikal ettiler. 

597. By ocftxl, her hir haris mahrumdjir; harisler cjihi acele aiime, pek yava$ giffl 

"Ey ogul, tarik-i Hakk'a siilukunde o kadar haris olma ve haris olanlargi-| 
bi ifrat dairesinde acele gitme! Yavas, yava§ git ve teenni ve i'tidal dairesindel 
hareket et!" Zfra ayet-i Kerfmede ^ j^4 ^\ *lj* ^j ^yf- ^ ^i ^ <y $A 
(Hicr, 15/21) ya'nf "Bizim indimizHe haziriesi olmayari hicbir §ey yoktur vej 
ancak kader-i malum ile indiririz" buyurulur. Binaenaleyh senin nasibin da- j 
hi sana Rabb-i hassirnn hazinesinden anen-fe-anen kader-i ma'lum ile nazil) 
olur. Acelenin faidesi yoktur. Bilakis tiirlu turlii mazarratlan vardir. Ve buj 
ma'nada Hz. Misrf Niyazi §6yle buyurur: 

tven kisiyol alamaz, maksudunu tez bulamaz 
Bekle maarif kapism yuzgostere irfan sana 

598. Toili su icirde iavucjiin azabt gtbi, o yolcla me$ahkatler ve hararetler i 
filler. 

"Tath su"dan murad, §ehirli efendinin ve ailesinin hayalat-i latffesidir. ; 
Ya'nf "Tatli su icinde, haki olan ku§un, ya'nf tavugun gektigi azab gibi, §e-| 
hirli efendi ve ailesi dahi hayalat-i latffeleri iginde o koy yolunda me§akkat- j 
ler ve hararetler gorduler ve girpmdilar." 



bu- 



JJ J 1 J •■> J 1 



jr" 



bu«jl U d)li>- jij ^SvJj jj 

599. DCoyden ve koyliiden ve oyle ustasizin $eker dokikuliifliinden tok olmu$lar<hr.i 

"§ehirli efendi ile ailesi yolda gektikleri me§akkatten dolayi koyden ve! 
koyliiden ve onun doktiigu tatk ve latif sozlerden usanmisjar ve nefret etmi§- j 
lerdir." Nitekim §eyh-i mukallide intisab edenlerin esna-yi sulukte basjanna| 
birtakim fena ahval geldigini ve onlann bundan pek ziyade sikilip muntesib| 
olduklan §eyh efendinin aleyhinde bulunduklanm ve sogiip saydiklanru fa-| 
kir kulaklanmla isjttim. 



*$$& 



AHMED AVNl KONUK 



(^ 



Efendinin ve kavminin koy tarafina eri§mesi ve 
koyliimin onlari tanimamazhk etmesi 



cJiIp ^j C)\j jz*> OLi^l ! iij 



<_>^ii> Ol -Uju**j Oj^- ^L* ***; 



600. Onlar azihsiz ve hayvanlar yemsiz olarak, vaktaki hir ayian sonra o ta- 
raja eristiler. 

Efendi ve ailesi yiyecekleri ve hayvanlanmn yemleri kalmanus, oldugu 
halde dola§a dola§a bir ay sonra koyluniin da'vet ettigi o koy tarafina vasil 
oldular. 

601. DCoyluyu aar ki, kotu niyetlilihien iolayi Ur ZW de'l-liiteyya vellett" tier. 

Ankaravi hazretleri buyururlar ki: "Lixteyya" lamm zammi ile "elletf" ism-i 
mensubunun ism-i tasgiridir. "Elleti" [ji\) ile biiyiik §eye ve "liiteyya" (i~J) 
ile kiicuk §eye isaret olunur." Ve Imdadullah hazretleri buyururlar ki: 
"Leteyya" [Q] feth-i lam ile fasihtir. Ba'zan zamm-i lam ile de okurlar. Vaki- 
amn vuka'undan ve hadisenin hudusundan sonra Urban lisanmda can olan 
birta'birdir." 

Fakire layih olan ma'na budur ki: Bir kimse bir kimseyi birtakim hileler ile 
tuzaga diisurdiikten sonra yiiz yiize geldigi vakit, Tiirkge "ham hum etti" 
derler. Binaenaleyh, fakir bu ta'bfri, Tiirkge bu ta'bfrin mukabili gordiim. 
Ya'ni "Koyliiyii gor ki, kotii niyetliliginden dolayi yaptigi biiyiik ve kiicuk hi- 
lelerden sonra ham hum ediyor!" 

jjj JjjLiSo { j*&\}. iS j~" ^ Jjj *t oLJuj' j -USw» 0lf~> i~£jj 

602. QunHiiz yilzund onlar dan yizler, id ki onun bajji iarafxna ajjiz a$mayalar. 

Koylii, efendiden ve ailesi efradmdan yuziinii saklar ve eger goriiniir ise 
bagina girip istifade edeceklerinden korkar idi. 



S va^ ) 



fK^ 



MESNEVI-I §ERlF §ERHI / V. ClLT • MESNEVI-3 



603. Oi/Ie yiiz ki, huiun riya ve $erclir, miislumanlardan aizli olmasi peh evlathrM 

604. ^jiizler oltir hi, §eytanlar sinek gibi onun ha§ina oturmu§ $incjirak gibi o!ur.| 

Hind niishalannda "ceres" yerine "hares" vaki'dir, bekgi ma'nasina gelir. ] 
Bu surette ma'na "Onun ba§ina oturmus, bekcj gibi olur" demektir. Ma'lumj 
olsun ki, suver-i zahire ve maddiyye oldugu gibi suver-i batine ve ma'neviy- 1 
ye de vardir. Suver-i zahire his goziiyle gdriildugii gibi suver-i batine de kalb \ 
goziiyle goriilebilir. Hayat-i diinyanin zahirinde miistagrak olan cismaniler, ; 
bu suver-i ma'neviyyenin viicudunu inkar ederter. Onlann inkar etmeleriyle, 
olmamasi lazim gelmez. Sebeb-i inkar cehil ve gaflettir. Cenab-i Pfr efendimiz 
bu beyt-i §enfte suver-i ma'neviyyeden olan §eytanlann ehl-i gaflet iizerle- 
rindeki tasallut ve tasarruflanna i§aret buyururlar. Mevlana Camf hazretleri 
Nefahitu'l-Unsle bu ma'nayi fzahen §u menkabeyi beyan buyurmu§Iardir: 

"Ebu'l-Kasim Kasrf (k.s.) buyurur ki: Evvellerde haftada bir defa iftar 
ederdim. Bir gun taife-i cinden §ahsim gormedigim bir kimse bana selam ver- 
di. Goriinmesini rica ettim. Gayet giizel surette bir §ahis zahir oldu. Hiiviye- 
tini sordum: "Mii'min cinlerdenim, senin gibi bir kimseyi gordiigumuzde mu- 
habbet ederiz," dedi. Ara sira bana goriiniir ve musahabet ederdik. Bir giin: 
"Haydi mescide girelim ve beraber oturup sohbet edelim!" dedim. Cevaben 
bana dedi ki: "Mescidde sohbet ettigimiz vakit halk seni goriirler ve beni gor- 
mezler; seni kendi kendine konu§ur bir deli zannederler." Dedim: "Son safta 
oturahm, herkes bizi goremez." Ba'dehu igeriye girip oturduk. Bana dedi ki: 
"Bu adamlan nasil goriiyorsun?" dedim: "Ba'zisim yanm gatlette, ba'ztsim 
tamamen gaflette ve ba'zisim da agah goriiyorum." "Basjan iizerinde olanla- 
n goruyor musun?" dedi. "Hayir gormuyorum," dedim. Gozlerimi sildi, gor- 
dum ki, her birinin basmda bir karga oturmus/, ba'zisinin gozlerini kanadla- 
nyla biiriimus, ve ba'zisinin ancak ba§i iizerine konmu§ ve kanadlanyla 
ba'zisinin gozlerini kah orter ve kah agar. Bunun iizerine bana dedi ki: 
"Kur'an-i Kerim'de *&} '<A 'J& wi^ «J 'jZ& ^)\ /"> j* 'j^> ^ j (Zuhruf, 43/36) 
ya'ni "Her kirn Rahm'an'in zikrinden goz yumarsa, biz ona bir seytan nasbe- 
deriz, o onun karini olur" ayet-i kerimesini okumadm mi? Bunlar §eytanlar- 
dir ki, onlann basjan iizerinde oturmusjar ve her birisine gafleti mikdannca 
miistevli olmusjardir." Bu ayet-i kenme sure-i Zuhruf ta vaki'dir. 



c^p* 



AHMED AVNt KONUK 

wL^* J^y>- (_£*Lo y~ jj 01 Jy^ Ij JjsJjJ ji ji (_£ jj i j^j dy>- 

605. 6en on-un yuzxinu gordiicjiin vakit sana vaki' olurlar. ^a o yiizii cjorme, 
gor&iifliin vakit hos cjiilme! 

Sen, o §eytanlar musallat olmus. olan kimsenin yiiziinu gordugun vakit si- 
nek gibi ona ii§en §eytanlar, sana da ii§erler ve .onun zaran sana da doku- 
nur. Ey salik, ya o yuzu nig gormemeye calls, veyahut zaruret sebebiyle gor- 
dugiin vakit dahi, kaibini ona yakja§tinp o yiize latff giilme ve opunla dost 
olup musahabet etme! Belki 'o&>C*s\ '^ ^^'j '^i iya ^ 'j>& Q^ (Tevbe, 
9/1 19) ya'ni "Ey mu'minler, Allah'tan korkun ve sadiklar ile beraber olunC 
ayet-i kenmesindeki emir mucibince suleha ile sohbet et! 

<Us<?L!b UjLvJ ObjJ »JUiS' <u^U- <JU~>- L$J)J ol^>- jJ 

606. Hioyle asiye olan hahis yiiz hakkinda ^fiezdan 4~**Ul Ui-J huyurdu. 

Bu beyt-i §enfte ikra' bismi (^i fj>i) sure-i §enfesindeki su ayet-i kerime- 
ye isaret buyurulur: C^Cii uLj ^L °^ Ji\k (Alak, 96/15) ya'ni "Allah hakki- 
gun, eger vazgecmezs'e biz onu almndan yakalanz." Ya'ni "Hak Teala haz- 
retleri boyle riya ve §eraretle me'luf olan asi ve habfs yiizler hakkinda, eger 
o habasetinden vazgecmez ise, biz onun hayasiz yuziinun almndan sjddetle 
muaheze etmek iizere yakalanz, buyurdu." 

607. Uakiakif sor hilar ve onun evini huldular, akrahalar gibi kapi iarafina acc~ 
le ettiler. 

§ehirli efendi ile ailesi sora sora koyliinun evini buldular, hukuk-i sabika- 
ya binaen, onun akrabalan gibi evinin kapisi tarafina gitmekte isti'cal ettiler. 

608. Onun evinin ehli kapvyi kapaddar. Efendi, bu egri aidicilikien deli gibi oldu. 

Koyliinun ailesi, §ehirlilerin yuziine kapiyi kapativerdiler. Efendi, onlann 
bu ters harekatini goriince deli gibi oldu. 

609. {Jakat sertlik vakti de degil idi. Diuyuya diistiigiin vakit keskinlik nefaide 1 . 



csgpgo 



MESNEVl-t SERIF SERHl / V. ClLT • MESNEVf-3 



Efendi her ne kadar koylunun bu muamelesinden deli gibi olduysa da, 
muvazene-i akiiyyesini gaib edip sertlik etmek ve §iddet gostermek vakti da- 
hi degil idi. Zira bir kimse kuyuya du§tugii vakit sertlik ve hu§unet etmesin- 
de ne faide olur? 



j j** j*iji> ^j^ jjj *•* j** ^ ' 



J Jj fyJ 0\-i^l JUJJL* tp'j} j> 



610. Onlar gece sogukta, giindiiz yakici giine§te, be§ gun onun havisinm onun- 
de haldilar. 

Efendi ve ailesi bannacak bir yer bulamadilar, gece ayazda ve gundiiz da- 
hi yakici olan hararet-i §ems altmda olarak be§ gun koylunun evinin kapisi 
oniinde kaldilar. 

611. ZKalmak ne gajldten ne hamakaiten degil idi. 'TZelhi izhrardan ve gidd- 
sizlikian idi. 

"Hari" nin tercumesi "e§eklik" ise de, burada beladet ve hamakat murad 
buyurulur. Ya'ni "§ehirlilerin, koylunun kapisinda boyle be§ giin kalmalan, 
gare bulmak hususundaki gafletlerinden olmadigi gibi, bu gibi hususata akil- 
lan ermeyecek kadar ahmak olmalanndan degil idi. Belki bigareler lztirardan 
ve caresizlikten ve ne kendilerinin ne de hayvanlanmn yiyecekleri kalmami§ 
olmasmdan orada kalmislar idi." Hind nushalannda "bf-hori" yerine "bi-zeri" 
(<joj <J) vaki'dir; "parasizhk" demek olur. 

612. Dyiler, izhrar cihetinden alcaklara baglanmi§lardir; arslan -pek acliktan 
bir mar dan yer. 

"Leim" bahil ve nakes ve aleak demektir. Ya'ni, "Uliivv-i cenab sahibi 
plan kimseler, garesiz kaldiklan icin, bu alemde bahil ve nakes kimselerin 
hizmetlerine katlanmislar ve onlara bas, egmisjerdir. iyi kimseler arslan ta- 
bfatmdadirlar. Zira arslanlar pek ziyade ag kalmadikga bir hayvan lesmi ye- 
mege tenezziil etmez." 

613. onu goriir idi, ben fildmm, benim adim budur, diyerek ona selam verir idi. 



esex2g> 



AHMED AVNI KONUK 

§ehirli efendi, koyliiyu evine girip gikarken goriir ve ona "Yahu, ben filan 
kimseyim, benim adim budur!" diyerek huviyetini ta'ym eder ve selam da ve- 
rir idi. 

614. ^Derdi: "Olabilir, ben ne bileyim sen htmsin,jya murdar misin, yahui te- 
miilige harm misin?" 

Efendi huviyetini ta'yin ettikge kdylu tecahiil edip: "Evet senin dedigin 
olabilir, fakat ben senin ashni ve ma'nam ne bileyim, nasil adamsm? Batinin 
habis midir, temizlige mukarin midir?" 

615. ^Dedi: nr Bu dem hvyamete sebih oldu, id hi hardes hardesien ha^ar oldu!" 

Efendi, kdyliinun bu tecahiilunu goriince dedi ki: "§u an ve dakika kiya- 
mete benzedi, ciinkii kardes, karde§ten kacar oldu. Nitekim ayet-i kerimede, 
Abese suresinde kiyamet ahvali hakkinda §6yle buyurulur: ^\ ^ «.°^Jt >. ^j, 
aZ; *L*XJj.*Jj <Ltj (Abese, 80/34-36) ya'ni "Kiyamet bir gundiir ki, kis/kar- 
de§inden ve anasmdan ve babasindan ve zevcesinden ve evladindan kagar." 

616. Ona serh ederdi hi: i$en oyum hi, sen henim soframdan ihi hat ni met- 
ier yedin," 

617. filan fliin sana o meia'i aldim, her sir ihiyi iecdvixz ederse sayi' olur.' 

618. Dialh bizhn muhabbeiimizin sirnni isitmisiir. Hio^az ni'mei yediiji va- 
hit yiiz ufan.tr." 

§ehirli efendi kdyliiye kar§i hukuk-i sabikayi tafsflen beyan icjn derdi ki: 
"Yahu! Sen bu tecahulii kime kar§i yapiyorsun? Ben o adamim ki, sen benim 
soframdan tatli tuzlu tiirlu tiirlu ni'metler yedin. Filan gun sana filan meta'i 
ve e§yayi alip sana hediye etmis, idim. Vakia bu ikram muamelesi ikimizin 
arasmda vaki' oldu. Fakat ikiyi tecaviiz eden sir etrafa munte§ir ve §ayi' olur 



*$$$? 



m^ 



MESNEVl-l §ERlF §ERHl / V. CtLT • MESNEV1-3 



ve herkes tarafindan duyulur. Binaenaleyh halk ikimizin arasinda gizli ok 
dostlugumuzu i§itmi§lerdi. Imdi bir kimsenin bogazi ni'met yedigi vakit, yu-j 
zu utanir. Sen benim bu kadar ni'metimi yedigin halde, bugiinkii muamelen- j 
den yiiziin utanmaz mi?" 

619. ona derdi hi: xx< J^e sa$ma soylersin? V^le seni, ne adini, ne yerini hili-i 



Z Hji i^uj\j j\ Ou^uO 



&*J iy'j4 j j) 



uy^^H 



620. ^e^inci gece bulut ve mgmur tutturdu hi, cjok onun yagdin§mdan aceb fufar. ] 

§ehiriiler be§ gece sokakta kaldilar, besmci gece hava bulutlanip oyle bir \ 
yagmur geldi ki, gokyiizii bile o bulutun yagdinsmdan taacciib eder. 

621. r Vaktaki o bxcak hemvge eri§ti, efendi n <7\iihieri cagu!" diye halkayi vurh. 

Vaktaki elem ve lztirab son dereceyi buldu, efendi sabredemeyip "Evinbu- 
yugunii gaginn!" diyerek koyliinun kapisini galdi. 

622. r Uakiaki yiiz ilhah. ile ko.pt iarafina geldi, *INihayet: "Gy baba cam, ne 
vardir?" dedi. 

Koylii §ehirlinin bir gok ilhah ve ibrami iizerine kapi tarafma gelip: "Ey ba- 
ba cam, nihayet ne vardir, ne istiyorsun?" dedi. 

623. ^Dedi: W( T3en o haklan birakhm, zannettigim §eyi ierh eitim. 

§ehirli koyliiye dedi:- "Ben §ehirde vaki' olan hukuk-i sabikadan vazgec- 
tim ve inkisar-i hayale ugradigim igin, burada nail olacagimi zannettigim 
i'zaz ve ikrami da hayalimden sildim." 

624. "uWiskin camm bu sxcaklik ve hararet icinde olarak be§ gunde be§ yillik 
me$ahhat gordilm." 



AHMED AVNl KONUK 



Hind niishalannda "germa" yerine "serma" vaki'dir. Ma'na "sogukluk ve 
hararet icinde" demek olur. 

625. S^krahadan ve dosiian ve taallukatian bir cefd, acfirhkta iif yiiz bin gibidir. 

Ya'ni, "Tanidik kimselerden gelen cefa, yabancidan gelen cefadan daha 
miiessirdir. Zfra tarudiktan gelen bir cefa, agirhkta lie, yiiz bin cefanm verdigi 
azab derecesindedir." 

626. ,2.tra ki onun cevr u cefasina cjoniil koymadi, onun cam, onun luiuj ve ve- 
fastna alt§tk idi. 

Zfra akraba ve dosttan cevr u cefa vukuuna gonlii muntazir degil idi. Bel- 
ki onun cam bunlardan lutuf ve vefa gormege me'luf olmus, ve ali§mi§ idi. In- 
san ah§tigi §eyin ziddina ma'ruz kahnca pek miiteessir olur. 

o*-l coU- t_3!A>- jS" Ob ^jJu jj\ c~*i oJLi _j *^> riy j **? j* 

627. Dier ne ki kisiye beta, ve siddettir, buna yakin bil ki hilaf-i ddeitir. 

Ya'ni "Bir kisjye bela ve sjddetli gelen bir hal, muhakkak bilmelidir ki, o 
kimsenin ah§tigi bir halin hilafi olmasindandir. Binaenaleyh bir kimse ah§ti- 
gi §eyin hilafini goriince mutlaka miiteessir olur." 

J*>U pf { ji^ iJ fy^ y f Jljj ji Cjj$* ^jy- ij\ Cjg 

628. ^Dedi: "€y kimse, senin muhabbetinin giinesi zevdldedir. Sger sen benim 
kammi doktiln ise helal ettim." 

§ehirli efendi koyluye dedi: "Ey kimse, senin muhabbetinin giinesj §ehir- 
de yiikselip zeval mertebesini bulmu§ ve burada noksana meyletmi§tir. Eger 
sen benim kammi doktiin ve bu eziyetleri bana reva gordiin ise, ben sana 
hepsini helal ettim." 

629. ^u yagmur gecesi bize bir kose ver, id ki kiydmeite bir azik bulasin!' 



iDt~-L> jl \j .il^S \s^j\ c— ~* 



jbpb £>\ c—*l <&£ lib oi; 



K 630. ^Dedi: ^^agcimn bir kosesi vardxr, o orada km da bekcidir" 



«$%?? 



MESNEVM §ERtF §ERHt / V. ClLT • MESNEV1-3 • 

§ehirli efendinin yalvarmasi iizerine koylii dedi ki: "Evet bizim bagcinin] 
banndigi bir ko§e vardir ki, o bagci orada kurtlara kar§i bekgilik eder." 

SjU* J^S OT Jul £ J6 j \j J^S j# j\ JUS" j jZ Jj£ jl 

631. "O bagcinin elinde hurt vein ok ve yay vardu, la ki o iri kurt gelir se onai 



or tJ^j (J^i* (j\*- *j jj 



: jlV J? O^ d\y , 



632. "Cger sen o hizmeti yaparsan yer senindir ve yoksa baska bir yer arama-i 
ga buyur!" 

"Ey §ehidi efendi, eger sen bagcinin o kurt bekfiligi hizmetini yaparsan, I 
onun oturdugu yeri sana tahsis ederim. Aksi halde, buyurun kendinize bir j 
ba§kayer araymE" 



633. 'Deli: ^iiz hizmei edeyim, sen yer ver! O yayi ve oka dime koyl" 

§ehirli efendi, koyluniin rmistehziyane teklffini ciddf olarak kabul edip de- 
di: "Hay hay, sana birgok hizmetler edeyim, Tek sen bana bu elfm gecede bir 
yer ver ve o yayi ve oku dahi elime ver!" 



fj J* J s* ^y *r j 



^ JJ t^J^- fr-^" 



a* 



634. nr Ben uyumam, bagin bekciligini ederim. Gger kurt ba§ gkanrsa ona ok 
vururum." 

"Rez" "iiziim kutiigii" ma'nasmadir. "Uziim" ma'nasina da gelir. Ve alelu- 
mum iizum bagina da derler. Burada "bag"ma'nasi miinasibdir. 

S j-j j-* j s* y- o1 j^ v^ J* j 5 ^ v- 5 * -1 f j^ <y~ jti 

635. "6y iki goniillu, Diak icin bu gece buakma 1 . ^as uzerinde yagmur sut/u 
ve altta camur vardir!" 

"Dii-dil" iki gdnullii, bir emirde miitereddid olan kimseye derler ve miina- 
fik ma'nasina da gelir. Burada her ikisi de caizdir. Ya'nf "Ey icj ba§ka ve di- 
§i ba§ka olan koylii! Allah nzasi igin bizi bu gece agikta birakma; zira iistii- 
miizde yagmur ve altimizda camur vardir!" 



*£P? 



AHMED AVNl KONUK 

636. I7iaft ko$e oUu ve o, iyaliyle oraya aitti; yer dar ve mecalsiz. 

"Bu mukaleme uzerine, bagcinin o bo§ olan ko§esi uydu ve takarriir etti 
ve §ehirli efendi iyaliyle o kd§eye gitti; fakat yer dar ve kendileri mecalsiz 
olarak." Bu ikinci misra'in maba'di bir cumle-i- mutemmime olmak iizere 
merbuttur. 

jU- tcS jJjI Lw <*-~i%J jl J'J** 4***" j* -UJ& j> reX* ^j3? 

637. Selin heybetinden magara kbsesinde cehirge gibi birbiri uzerine binip, 

"Melah" "gekirge" demektir. "Nihib" nunun kesriyle "nihab" kelime-i ara- 
biyyesinin imale olunmu§udur. Heybet ve korku ve azamet ve avaz-i mehib 
ma'nalanna gelir. Bu beyitteki ciimle atideki beyit ile tamam olur: 

638. £jece, biitiin gece hepsi; *6y Diuda bu hizim layikimiz, bizim layifamiz, 
layikimizdul" deyici oldular. 

01 — f\j (j\j> jl s^ i ^S L OL*j>- jl Jii & Oi ij\j^ j>) 

639. nr Bu o kimsenin layikidir ki, al$aklarin dosiu oldu, yahut nakesler tfin 
keslik eiii." 

"Bu ugradigimiz bela, aleak tabfatli ve kotii ahlakli kimseleri dostluga ka- 
bul edenlerin ve na-ehil kimselere karsi muriivvet eden kimselerin layikidir." 

640. "^u, tama'-i ham icinde, kenmlerin topraginin hizmetini terk soyleyen 
kimselerin layikidir. 

"Terk guften" "terk etmek" demektir. Ya'ni "Bu bela-yi §edid, tama'-i ham 
iginde hayale kapilarak, kenmlerin ya'ni ariflerin topragmin hizmetini terk 
eden kimsenin layikidir." 

641. 3*aklerin topragmi ve duvarlarim yalayialik, dmmdan ve onlann bag ve 
gulzarindan daha iyidir." 



c asps 8 



MESNEVI-t §ERIF §ERHt / V. ClLT • MESNEVI-3 • 



"Ariflerin huzurunda zillet ve tevazu' ile hizmet etmek ve zahmet cekmek, 
ma'rifet-i Hak'tan cahil olan avamin indinde refah ve saadetle ya§amaktan 
daha iyidir." 

642. OiaJbi nurlu bir adamm bendesi olasin, iyidir ki, §ahlar ba$inm tepesi iize- 
rinde yiiruyesin. 

Ya'ni "Hak'tan gafil olan sun hiikumdarlann makbulii olup, onlann ban- 
ian iizerinde yerin olmaktan ise, nur-i kalb sahibi bir arif-i billahin kemal-i 
zilletle bendeligini kabul etmek iyidir." ? 

J?-- cLA-j <j\ c-»1j ^y^ y J*^ <M j* ^ ^j^ j 1 

643. By yollann peyki, toprak miilukunden, davul sesinden ba§kasmi balama- 
- yacaksin. 

"Miiluk-i hak"den murad, hakim ve malik-i arazi olan sun padi§ahlardir. 
"Davul sesi"nden murad, onlann siyt ve §6hret-i saltanatlan. "Subtil" sebilin 
cem'i olup "yollar" demektir. Ya'ni: "Ey miiteferrik yollann tabi' ve saliki, bu 
araziye malik olan surf padi§ahlann siyt ve §6hretleri davul sesine benzer. 
Davullann sesi bir miiddet galindiktan sonra nasil munkati' olursa, olann da 
nevbet-i saltanatlan bittigi vakit, sada-yi §6hretleri kesilir. Binaenaleyh, sen 
onlara olan hizmetden ancak davul sesini bulabilirsin. Gayr-i miinkati' olan 
sada-yi ma'nevi onlarda yoktur. Bu sada-yi ma'nevi ancak ariflerde bulu- 
nur." Nitekim Cenab-i pfr-i destgir 672 tarihinde alem-i sunye veda' buyur- 
duklan halde, sada-yi ma'nevileri olan bu Mesnevi-i §erif el-an ellerde dola- 
§ryor ve Ingiltere'de Almanya'da niishalan tab' olunup tedris olunuyor. 

644. <§ehirliler ruha nisbeile yol vuruculardu . ^oylii kimdir? JAhmak ve fu- 
tuhsuzdur. 

"§ehirliler"den murad; ulum-i zahiriyyede akil ve zekalanyla temeyyiiz 
eden kimselerdir. "K6ylu"den murad, akil ve zekasi terbiye gormemis, olan 
guruh-i cuheladir. Ya'ni "Ulum-i zahiriyyede akil ve zekalanyla temeyyiiz 
eden kimseler ruhaniyet aleminden bf-haber olduklan igin, tarik-i Hakk'a sii- 
ltik edenlerin yollanm vururlar ve onlan yollanndan alikoymak icjn kendi ev- 
ham ve hayalleri dairesinde birtakim parlak sozler soylerler. Imdi bunlar ta- 



s 3^S a 



AHMED AVNl KONUK "®^® 

rik-i Hakk'm ve run yolunun rehzenleri olursa, akil ve zekadan ve ilim ve ir- 
fandan bi-behre olan avamin hali nasil olur? §ubhe yok ki, onlar bu husus- 
ta ahmaktir ve fiituhsuzdur." "Gfc" dimagi muhtell olan kimseye derler. 

J^ -^J^i J"^ Jy- >&i J^ jii-^ ^ *& d\ ij\y* j>\ 

645. xr Bu, o kimsenin layikidu ki, akhn tedhiri olmaksizin ona hir gnlnn sa- 
aasi geldi, nakli ihtiyar etti.' 

"Bu yollarda peri§an olmak o kimsenin Iayiki olur ki, o kimse aklm tedbi- 
rinden gafil oldugu halde, ona sahralarda yolculann yollanni §a§irtan bir gul- 
yabaninin sadasi geldi ve o muhakemat-i akliyyesini ta'tfl edip yolun ba§ka 
tarafa naklini ihtiyar etti." "GUI" den murad, §eyh-i mukallid ve onun teva- 
bi'idir. Ba'zi kimseler, bir arif-i billahm sohbetini ve hizmetini ihtiyar etmi§ ve 
Hak yolunda dogruca gitmekte bulunmu§ iken, bir §eyh-i mukallidin veya 
onun tevab'inden birinin igvasiyle o kamilin hizmetini terk edip, §eyh-i mu- 
kallidin hizmetini ihtiyar eder. Ve tarik-i Hak'ta [ba§ina] surf ve ma'nevi tiir- 
lu turlii belalar gelir. Bu gibi ahvalin salikler arasinda vuka'u pek coktur. 

646. Uaktaki pe$imanlik gonulden $egafa kadar aider, ondan sonra i'tiraf fd- 
ide tuimaz. 

Vaktaki bir kamilin hizmetinden bir gafilin hizmetine gittigi salikin ma'lu- 
mu olarak, netfcede pesjmanlik hasil olur ve bu pesjmanlik gonliinden kalbi- 
ne de maddf bir anza tevlid eder, ondan sonra kusurunu i'tiraf etmis, olsa bi- 
le artik o belanin caresi ve i'tirafin faidesi olmaz. "§egaf ' cild-i kalb demek- 
tir. Ya'ni pesjmanlik denilen feessiir-i ma'nevi kalbin cildine de maddeten 
miiessir olacagina i§aret buyrulur. Hind niishalannin ba'zismda "i'tiraf yeri- 
ne "i'tizaf vaki' olmu§tur ve "i'tizaf, "uzuf ' (^jj*) den mii§taktir. Ma'na- 
si, bir §eyden yiiz cevirmek demek olur. Bu surette ma'na "Ondan sonra git- 
ti; yoldan yiiz gevirmek faide vermez" demek olur. 



647. O t/ai/ ue ok, onun elinde biitiin gece taraf taraf kurdu arauici oldu. 

Koyliiniin verdigi yay ve ok §ehirli efendinin elinde oldugu halde biitiin 
gece taraf taraf kurdu gdzleyici oldu. 



MESNEVI-1 SERIF §ERHt / V. ClLT • MESNEVt-3 • 



648. Oiurt ise onun iizerine kwdcim gibi musallat, o kurttan bi-haber oldugu 
halde kurdu arayva. 

Kurt mesabesinde olan koylii ise §ehirli efendinin iizerine gakmak ta§mda 
muhtefi olan kivilcim gibi zahir olup musallat olmus. idi. Bizim §ehirli efendi 
ise, o kendisine musallat olan koylii kurdundan bi-haber oldugu halde, elin- 
deki ok ve yay ile kurdu gdzetieyici idi. 

649. Dier sivrisineh, her fire, bir hurt gxbi olwp o viranede ordara bir zahm 
vurmns. 

650. £%nwl kurdun hucumunun heybetinden, o sivrisinegi kogmaga da firsat ol- 
madi. 

§ehirlinin ve ailesinin bulunduklan magarada sivrisinek ve pire doluydu 
ve onlan sokar ve lsmrdi. Fakat zavalli §ehirlinin hayalinde bir kurt hiicumu 
yerle§mi§ oldugundan o hayali kurdun hucumunun heybetinden elindeki oku 
ve yayi birakip sivrisinekleri ve pireleri kogmaga bile firsat yok idi. 



65 1 . Ta olmaya ki kurt bir ziyan vursun; koylii de, efendinin sakahni kopar- 



Zira efendi, bir kurdun ansizin hucum edip baga ve hayvanlara bir ziyan 
vermesinden ve neticede de koyliiniin kemal-i hiddetle onun sakalim yolma- 
sindan korkar idi. 

652. IZoylece bi-kardr olarak gece yansina kadar, onlann cam aobekten duda- 
ga gelirdi. 

"Dendan kiinan" bi-karar ve hor ve riisvay olmaktan kinayedir. Ya'ni 
"§ehirli efendinin ve ailesinin bu ta'rif olunan eza ve cefa icinde bi-karar bir 
halde canlan agizlanna gelmekte idi." 



AHMED AVNl KONUK "^® 

653. £%nsizin h,urtulmu§ bir hurt Umsali bir iepenin iistiinden ba§ $ikardt. 

"Hi§ten" ha'nin kesriyle Heft Kulzum, Giyasu'l-Lugat ve Burhan-i Kati' 
lugatlerinde "kurtulmak" ve "birakmak"; ve "avihten" ya'ni asilmak ma'na- 
lanna gelir. Burada "ininden kurtulmus. bir kurt". ma'nasi verilmek miinasib 
olur. Ankaravi hazretleri ha'nin zammi ile "agiz agmis/' ve "di§ini smtmis/' 
ma'nalanna geldigini beyan buyurmus. ise de, fakir bu ma'nayi, elimde bulu- 
nan §emsix'l-Lugatvt HeftKulzum, Giyasii'l-Lugatve Burhan-iKati > "V\\zp- 
lannda bulamadim ve Hind sarihleri dahi bu ma'nayi gostermemisterdir. Eger 
gormedigimiz liigat kitaplannda bu ma'na miinderic ise beyt-i §erifin ma'na- 
sma kemal-i mutabakati munker degildir. 

654. O efendi kiri§ten oku a$h, o hayvana vurdu ki nihdyei a^agtya du$iii. 

§ehirli efendi, elindeki yayin kirisjni gekip oku firlatti ve o gdrdugti §e- 
kil ve timsal iizerine vurdu. Oyle ki nihayet o §ekl-i hayvan tepeden asagiya 
yuvarlandi. 

655. ^Dii^me esnasmda hayvandan yel si$radi, hbylii ' Uiayl' etti ve el vurdu. 

Hayvan oku yedikten sonra tepeden a§agiya yuvarlanirken yellendi. Koy- 
lu bu hali goriince "Hay ne yaptin!" diye bagirarak elini birbirine veyahut di- 
zi iizerine vurdu, dedi: 



656. "6y na-civanmerd ki, benim e$ecjimin yavrusudur!" dedi: Uiaytr o Ghre- 
men afoi kurttur!" 

"Ehremen" Mecusilerin i'tikadinca §er haliki ma'nasina geldigi gibi, §ey- 
tana dahi derler. Beyt-i §erifte zaruret-i vezin hasebiyle "ahermen" suretinde 
frad buyrulmu§tur. Ve bu tarz telaffuz, suara-yi sairenin siirlerinde de miis- 
ta'meldir. Ya'ni koylii bagirarak dedi ki: "Be hey na-civanmerd, ne yaptin? 
Ok ile vurdugun hayvan kurt degil, benim e§egimin yavrusudur!" Efendi ce- 
vaben dedi ki: "Hayir, o Ehremen gibi koca bir kurttur!" 



8 33HP 



MESNEVM §ERlF SERHl / V. CtLT • MESNEVt-3 • 

657. On<Ia hw&uk sekilleri zahirdir. Onun §ehli / onun hurtlugundan haber 
vericidir." 

658. r Deit: " Diayir, onun alhndan stcrayan bir yeli tamrwi. VVitekim bir su- 
yu meyden taninm!" 

Koylu, efendinin soziine cevaben dedi ki: "Hayir, o kurt degildir, benim 
e§egimin yavrusudur. Ben e§egimin yavrusunun altindan ya'ni mak'adindan 
cikan bir yeli sesinden taninm. Onun yellenmesinin sesini, bir suyu ickiden 
fark edip nasil tanir isem oylece taninm!" 

659. * iBaglar i^inde benim esegimin yavrusunu oldurdiin ki, sana asla inkibaz- 

dan bast olmasm!" 

"Riyaz" "bagge" ma'nasina olan "ravza"nin cem'idir. Koyliiniin bagi mu- 
rad buyurulur. Ya'ni, "Ey §ehirli, kurt zanmyle benim e§egimin yavrusunu 
oldiirdugun igin, asla kalbin sikmtidan kurtulup ferahhk bulmasm!" 

660. ^edi: ^Daha iyi iefahhus et; gecedir, karartdar gecede nazudan oriul- 
musturl 

§ehirli, koyliiniin vaveylasi iizerine dedi ki: "Vehleten e§ek yavrusunun 
vurulduguna zahib olma! Vurulan hayvam iyi tedkik ve tefahhus et! §imdi 
gecedir ve karanhktir. Zira gece karanhginda gorulen karartilar ve §ahislar, 
ona bakanlann nazannda karanlik tara&ndan ortiilmiistiir." 

> * <>* 

661. <yece cokluk galai we mubdel gosterir. Uier bir kimse gece dogru goriis 
tutmaz." 

"Gece karanligi, cemadi nebat ve nebati hayvan ve hayvam insan olarak 
yanlis, ve mubdel gosterir. karanlik icinde dogru goriis. her bir kimsenin ka- 
n degildir." Beyt-i §enfin ma'na-yi i§arisi budur ki: Bu alem-i kesafet ve zul- 
met-i tabfat, havass-i hamsemize birgok seyleri yanlis ve degisjk bir halde gos- 



*$$&> 



AHMED AVNl KONUK 



terir. Mesela, giines. diinyadan pek biiyiik bir hacimde iken, goziimiiz onu bir 
kalkan cesametinde goriir. Kulagimiz pek tiz ve keskin sadayi isjtemez. Bina- 
enaleyh, bu zulmet-i tabfat icjnde dogru goriis. her bir kimsenin isj degildir. 
Onun icin Risaletpenah (s.a.v.) Efendimiz ^ ur *u^i Uji ^i ya'nt "Ey benim 
Allah' lm, esyayi bizlere oldugu gibi ve hakikati iizere goster!" buyurdular. 

662. H !7iem ^ece ve hem hulut ve hem azim yagmur! *~Bu up karanlik derin cja- 
lat cjetirir." 

Ma'na-yi igansi i'tibariyle "gece"den murad, zulmet-i tabiiyye, "bulut" tan 
murad sifat-i nefsaniyye ve "yagmur"dan murad, nefsani havatirdir. Ya'nf 
"Zulmet-i tabfiyye ve sifat-i nefsaniyye bulutlan ve havatir yagmurlan mun- 
zam olursa j*i j> W->~ *<^^ (Nur, 24/40) ayet-i kerimesinde i§aret buyu- 
rulan ve ba'zisi ba'zismm fevkinde bulunan bu uc karanlik iginde, idrak-i ha- 
kfkat hususunda gok derin yanlishklar vaki' olur." 



663. ^Dedi: "O benim iizerime aydinlik gunduz gibidir. lien yeli ianuim, be- 
nim e§ec}imin yavrusunundur!" 
Koylii dedi: "E§egimin yavrusunun vuruldugu bana gun gibi asjkardir. Zi- 
ra ben onun yellenmesinin sesini taninm. yellenme sesi benim e§egimin 
yavrusunundur." Bu beyt-i §erifte §eyh-i mukallidin, hakikat narnina idrak et- 
tigi §eyin, e§ek yavrusunun osurugu mahiyetinde olduguna i§aret buyurulur. 



j ■* J j****** ^yr *-*\^~* 



\j .si 01 $[> tJUw~j DL« j^ 



664. ^irmi yelin arasincta o yeli ben, yalai, azicji ianidigi gihi taninm." 

"Bir yolcu, esna-yi seferde aciktigi vakit kendi zad ve zahfresini nasil ta- 
nirsa, ben de yirmi yelin arasinda o e§egin gikardigi yeli oylece taninm." 



J^./ b J^ij 



665. Sfendi sicradi ve sabtrsiz cjeldi, koyliiniin yakasmi iuttu, dedi: 

"§igift" "sjgift" kelimesinin muhaffefidir, iki ma'nasi vardir. Birisi "sabir 
ve aram" ve digeri "acib" dir. Burada iki ma'na da miinasib olur. Fakat ev- 
velki ma'na mureccahtir. Ya'ni "§ehirli efendi koyliiniin bu sozleri iizerine 
sigradi ve artik sabredemeyip koyliiniin yakasina yapi§ti ve dedi:" 



<^P?) 



MESNEVt-1 §ERtF §ERHl / V. ClLT • MESNEVl-3 • 

f,<$jj>- p-*\j ji j» j^ji j ^JL ***jj\ -^ jL^* *^~ 

666. DCi: "€y tarrann ahmajji, Kile geiirdin. Gsrar ve afyonun her ikisini be- 
raber yedinl" 

"Tarrar" yankesici ve dolandinci ve "beng" (^G) "esrar" denilen nebati bir 
maddedir. Ya'ni "Ey dolandincinm ahmagi, aptalca bir hfle icad ettin, esrar ve 
afyonun her ikisini de beraberce yedigin igin aklin kamilen gitti ve yaptigim 
bilmeyecek derecede sarhos, oldun." 

S* tji*- cs' \j* j* ^-^ ^y? j>- &. is^^ i^ij^ ^ j-> 

667. "Tic karanlik i$incle e§egin osuruflunu ianirsm! By sersem, beni nusil bil- 
mezsmr 

"Gece ve bulut ve yagmur karanliklan igerisinde e§egin osurugunun sesi- 
ni tanirsin! Ya, ey sersem koylii, bu kadar hukakumuz oldugu halde benim 
kim oldugumu nasil bilmezsin?" 

\j <*JLv as 6j*J» JJ^JU by? \j aJL-jS t_-w *_J -Ub aS' 0' 

668. *0 himse ki, cjece yansmda buzacjismi bilir, on senelih yolla$xm nasil bil- 
mez?" 

"Gusale" ya'ni "buzagi" ta'biri e§ek yavrusundan miisteardir. Maksad, ge- 
ce karanliginda kendisine mensub olan hayvani tanimaktir; ve "koylii" den 
murad, §eyh-i mukalliddir. Binaenaleyh Cenab-i Pir buradan i'tibaren, kemal-i 
noksan ile beraber da'va-yi kemal eden ve hakikatten bi-haber bulunan mud- 
deilerin ta'mna intikal buyururlar: 

tjjs °jy r^r j j -^ ls^ ^j^ j d\j \j j^.y>- 

669. Oiendini arif ve vdlih yaparsm, miiruvvei cjozii iizerine ioprak sa^arsml 

670. (SDersin) hi: "iZenimJienclimden aaah olmam vohiur, qonliime <S%llah in 
[668] . u „ * D >V 

gaynnm sigmasi yokmr. 

"Ey §eyh-i mukallid, kendini muhakkiklere benzetip arif ve tecelli-i Hakk'in 
hayram addedersin ve sadakatten ibaret olan insanligin goziine toprak sagip 
kor edersin de dersin ki: "Ben o derece Hak'ta miistagrakim ki, kendimin ken- 
diliginden agah degilim, gonliime Hak'tan gayri hicbir §eye yer yoktur." 



*&$&? 



AHMED AVNl KONUK 



C~~J iLi jJ- J> ji Ji jjJ C — J it ft" jt {Sjyt. & **r d\ 

671. n<r Dun yedigim §eyden baberim yoktur. Hn cjoniil iahayyuriin gayrinden 
$aH deflildir. 

"Ben o kadar Hak'ta mustagrakim ki, nefsimden gafilim ve dun yedigim 
§eyden haberim yoktur. Benim bu gonliim \J^ cXj j*j vj ya'nf "Ya Rab se- 
nin hakkindaki tahayyurumii ziyadelestir!" hadis-i §erifinde i§aret buyrulan 
hayret-i mahmudenin gaynndan §ad ve mesrur degildir." 



jb jj^*/« ^jj^j J&tr j* 



J*\t pis- dy*v J J5U- 



672. "Sftkxlim ve Uiakk'm delisiyim, yad et! Hoyle hi-hod olmamda ma'zur iutl 

Ya'nf "Ben nas ile olan muamelatimda akilane hareket ederim. Fakat ba- 
tinimi tedkik edersen Hakk'in delisiyim. Bilhassa bu ciheti hatinnda tut! Bi- 
naenaleyh bana Hak fikrini ilka eden tekalff-i §er'iyyeyi icra hususunda ben- 
de bi-hodluk hasil olur ve kendimden gegerim. Sakin ta'til-i §eriat etti diye be- 
ni ta'yib etme! Beni ma'zur tut!" 

673. "0 himse hi, bir murdan i$er, yard nebizi; sertat onu ma'zurlar iarafma 
$ekii.' 

"Nebfz" hurma ve bal ve kuru iizum ve arpa ve bugdaydan yapilan §a- 

; rablara derler. Ash zal iledir. E§'ar-i kudemada dal ile de isti'mali mu'tad ol- 

i dugundan, beyt-i §erifte de dal ile frad buyrulmu§ ve ikinci misradaki "ke§id" 

ile hem-kafiye olmustar. Ya'nf "Bir kimse §er'an murdar olan sarabi igip sar- 

ho§ olsa ve ondan §er'a muhalif akval ve efal vaki' olsa, §eriat o sarhosu 

\ ma'zurlar tarafina ilhak eder.* Bu zikrolunan kiyas "Bizim batimmiz Hak'ta 

■ mustagraktir ve biz Hakk'in delisi ve sarhosuyuz" deyip ahkam-i §er'iyyeyi 

1 ihmal ve menhiyyati icra eden taifenin, kendilerince yaptiklan bir kiyastir; ve 

bu zumrenin hevesat-i nefsaniyyelerine tebaiyyetlerini ma'zur gostermek igin 

yaptiklan kiyasatin enva'i pek goktur. Burada misallerinin iradi suretiyle taf- 

sili uzun olur. 

;:674. "Sarho§a ve bencjiye talak ve bey yoktur. O cj>cuk gihidir, muaf ve 
mu iakhr. 



'^P 3 



(gpr^ MESNEVf-1 SERIF §ERHl / V. CtLT • MESNEVf-3 • 

"Bengf ' esrar igen kimseye itlak olunur, "esrarke§" dahi derler. Bunu igen 
kendinden geger ve birtakim hayalata dalar. Hind §arihleri sarabdan ve es- 
rardan sarhos, olanlann gocuk hiikmunde muaf ve azad bulundufu hakkinda 
ulemamn ihtilafina dair uzun uzadiya tafsilat yazmi§lardir. Burada tafsili 
uzun olur. Ancak §eyh Muhammed Efdal, bu beyt-i §erifteki beyanat-i aliy- 
yenin Hidaye namindaki fetva kitabinin rivayetine muvafik oldugunu beyan 
etmi§tir. Bu husustaki ihtilafatin hulasasi, Ismail Ankaravi hazretleri tarafin- 
dan pek mukemmel olarak beyan buyurulmu§tur. §6yle ki: 

Zorla veya tedavf igin §arab ve esrar igip akli zail olan kimsenin talaki 
mu'teber degildir. Hanefiler indinde ekser-i utemaya gore de mu'teber degil- 
dir. Ba'zilan indinde zecren mu'teberdir. Nitekim ekseriyet tarafinda bulunan 
ulema-i Hanefiyye'den sahibu'n-Micaye derki: "Bir kimse nebfzi kasden igip 
akii zail olsa ve kansim bo§asa talak vaki* olmaz. Ve keza esrar igip akli za- 
il olsa yine boyledir. §arabi ve esran tedavf igin igenler ile zor ile icmlenler de 
bu hiikrne dahildir ve onlar gocuk ve deli ve baygin olanlar menzilesindedir." 
Fakat §erfatte kendi arzusuyla igtigi §arabdan sarho§ olanlar igin hadd-i surb 
ve digerleri igin de hadd-i sekr oldugu, ya'nf bunlar igin aynca ceza-yi §er'i 
terettiib edecegi vareste-i izahtir. 

675. air samo$luh hi §ah-i jertlin h-okusunian gelir, meyin yuz /uipu ba§ia ve 
heyinie onu etmedi." 

"Ferdaniyet ile muttasif bir §ah-i hakiki olan Hakk'tn kokusundan hasil 
olan bir sarhoshigu, baste ve beyinde yiiz kup §arab yapamaz." Ya'ni 
Hakk'in tecellf-i zatfsinden hasil olan sarhosjuk oyle bir sarhosjuktur ki, as- 
la §arabdan ve esrardan hasil olan sarhosjuklara benzemez." 

676. "Dmdi onun iizerine teklif nasil reva olur? J/it sakit oliu ve elsiz ve 
ayaksiz oliu" -' 

"Imdi §arabdan ve esrardan hasil olan sarhosjuk sebebiyle bir kimse 
ma'zur ve muaf ve azad olunursa tecelli-i zatfden sarhos. olanlann iizerine 
teklifat-i §er'iyye nasil reva ve caiz olur? Zira insan, run ile bedenden murek- 
kebdir ve beden ruhun bindigi bir at mesabesindedir. Ve ef al-i §er'iyye bede- 
nin kuvvetiyle icra olunur. Imdi bu sarhosjuk sebebiyle cisim merkebi sukut 






AHMED AVNI KONUK 



etmis. ve yiiriiyemez bir hale gelmi§tir. Ve run elsiz ve ayaksiz ve onun icra- 
yj fiil aleti olan cesed muattal kalmisur. Binaenaleyh, ef ale taalluk eden tek- 
lifat-i §er'iyye ondan sakit olursa ma'zur addolunmaz mi?" 

§eyh-i mukallidin bu sozleri hadd-i zatinda dogrudur. Zira fena-fillah ha- 
linde olan bir zat filhakika kendinde degildir ve boyle bir zat nefsinin heva- 
sindan ve muamelat-i nastan dahi bi-haberdir. Fakat bu hal, §eyh-i mukalli- 
din hali degildir, Zira o mukallid, nefsinden ve nas ile olan muamelatindan 
gafil ve zahil degildir. 

677, "Cihan&a e§ek yavrusu iizerine kim yiik koyar? €hu OMiirreye kim jfa- 
risi dersi verir?" 

"Teklff takate gore olur. Binaenaleyh, e§ek yavrusunun yuk ta§imaga 
kudreti ve takati olmadigi icin, onun iizerine yiik yiikletilmez. "Ebu Miirre" 
Iblfs'in kiinyesidir. Ankaravf hazretleri Arap'tan bir ahmak kimsenin adina 
da Ebu Miirre dediklerini rivayet buyururlar. Bu surette ikinci misra'in 
ma'nasi §6yle olur: "tblise ve yahut Ebu Miirre dedikleri ahmak kimseye Fa- 
risf dersini kim ta'lim eder? Zira ta'lim isti'dada vabestedir." 

"Pa-resi" kelimesi "pa" ile "res" den miirekkeb vasf-i terkibidir ve nihaye- 
tindeki "ya" masdariyyet olduguna gore "ayak eri§tiricilik" demek olur; ve 
ayak eristiricilik ta'limi, suret ve cismaniyet dairesinde miimkin olur. Kiinye- 
si Ebu Miirre olan Iblis ise ma'nadan ibaret bulundugundan, ona bu ta'lim 
imkani yoktur. 



ZJ~ L?*^ L> U~^ &~ 



rj> wUl dj^- >&j£ y. jL 



678. "Soiree geldijji vakit yiikii kaUinrlar. Utah- %j>- ^*e^\ Je ^4 huyurdu." 

"Arec" "topal" ma'nasmadut Ya'nf topala yiik yiikletmezler. Zira Hak Te- 
ala hazretleri sure-i Fetih'te ^- Jhs^ J* ^j z^ e>*' Ul J* ^ C^~ ^^ & '^ 
(Fetih, 48/27) ya'nf "Kor, topal ve'hasta iizerine' teklff yoktur" buyurur. 

j£ J 1 J JJ* J 1 r*^ u~i jr+>. 6>- $ {•*£ us** 1 V s " i-£j~* 

679. "Diendi tarafima a ma, Diak tarafindan hasu olurum. ^Binaenaleyh az- 
dan ve $okian muajtm" 

"Nefsimin tarafina koriim ve Hakk'in taarriifu ile basfrim ve goriicuyum. 
Ya'ni uu j \ r ^ J u- <d c~^ -o-^-i i ii hadfs-i kudsfsinin masadakiyim. Binaena- 
leyh alem-i keserattan muaf oldum ve derya-yi vahdete daldim." 



Gg%Sg> 



MESNEVl-1 SERIF SERHl / V. CtLT • MESNEVl-3 



<j>y\ OU«v« ijj* j (J\a 



<J*J**. J Jj (_sAijj-» <~W 



680. r Dervislih ve bihodluk lafini Uiahh'a mensub olan sarhoslann hay ve hu- 
yunu vurursun. 

Ey yalanci muddei, hakiki dervislerin iktiza-yi halleri olarak soyledikle- 
ri sozleri calm soyler ve dgiinursun ve bihodluktan dem vurursun. §arab-i 
ask-i ilahiden sarho§ olan kamillerin raks ve sema'lanni ve hay u huylan- 
ni taklid edersin de dersin: 

681. *3ii: n< 7$en yen aokten bilmem!" [jayret seni imtihan etti imtihan! 

hay u huylar arasinda sarhosluk vasfi gosterip dersin ki: "Ben yerde mi- 
yim, gokte miyim, farkedemem!" Ey muddei gayret-i Hak seni imtihan etti im- 
tihan! Haberin yok mu? Bu halin ile imtihan icinde oldugunun farkmda degilsin. 

682. ^Sipanin osurugu seni riisvay etti; senin nefyine bir varlih ishat etii." 

Burada "sipaMan murad, nefis ve "onun osurugu"ndan murad o nefsin 
sifat-i rezflesinden herhangi birinin zuhurudur. Ya'nf, "Ey §eyh-i mukallid, 
sen dervislerin lafindan ve §athiyyatindan dem vurdun ve bihodluktan bah- 
settin ve Hak sarhoslannin hay u huyunu icra ettin. Bu sozlerin ve halinin 
sidk ve kizbe ihtimali var idi. Vaktaki e§ek sipasi gibi olan nefsinin osurugu 
mesabesinde bulunan sifat-i rezileden birisi senden aksink gibi tabii olarak 
zuhur etti, o senin nefyettigin nefsine bir varhk isbat ve bihodluk da'vasim 
tekzib ve seni rezil ve riisvay etti." 

\j x^ «-Vj 2j5 ix^r <y) 'j -V^ 1 ij^" "^ ^y^j u&r ^ 

683. Utah kdeyi hbyle riisvay eder. r iirhmus avi boyle tutar. 

Hak Teala hazretleri mekr ve hfleyi boylece meydana cikanp sahibini halk 
nazannda rezil ve riisvay eder. Sirat-i mustakimden urkiip kacan avi da boy- 
le imtihanlar ile yakalar. 

684. By haba, her him: "ZKapimn $avu.su benim!" derse, yiiz binlerce imtihan 
vardu. 



cgxag> 



AHMED AVNl KONUK 



Ey, babalik ve kemal da'vasmda bulunan kimse! Her kirn tarik-i Hak ka- 
ptsinin cavu§u ve rehberi oldugunu iddia ederse Hak Teala hazretlerinin pek 
cok imtihanlan vardir. Bu imtihanlar netfcesinde da'valannm yalan oldugu 
meydana cikar ve riisvay olur. 

685. 6fler avam onu imtihandan bilmezler ise, yoluri pi$kinleri ona nisan isterler. 

Eger imtihan-i ilahi netfcesinde, o §eyh-i mukallidin meydana cikan hfle- 
sini avam-i halk idrak edemeseler ve o yalanci §eyh o hflesini, birtakim mu- 
galatat ile avamin idrakinden setr etse bile, Hak yolunun inceligine vakif olan 
arifler, onun sozlerine half ve full ni§an ve alamet isterler. 



^l 



' y JrlJ 



j ju£»I 



ls—^- (jk^ {Jj&S ^ 0_^>- 



686. Dir ait kimse terzilik da' vast ettigi vakU, sah onun oniine bir atlas biraktr. 

Mesela ahad-i nastan birisi terzilik san'atinda maharet da'vasim ettigi va- 
kit, sah-i memleket onun terziligini imtihan icjn, oniine bir atlas biraktr da der. 

687. *3ii: ur Dunu gent? hacjaltak kes!" JmiihanAan onun i$in iki sah peyda olur. 

ciiUo (Bagaltak) ve Jik^ (galtak)m miiteaddid ma'nalan vardir. Burada 
kulah-i dervi§an ve Hita memleketinde giydikleri libas ma'nalanna gelir. Ve 
JU* (bugtak) ve 6^ (buhtak) da aym ma'nayadir. Ya'ni, "§atv terzilik 
da'vasmda bulunan kimsenin oniine bir atlas kumas, getirip: "Al bundan ba- 
na bir elbise yap!" der. tmdi bu imtihandan o kimse icjn iki §ah (^Li)ve iki 
§ik zahir olur ve birisi da'vasmin sidki ve digeri de kizbidir." 

688. Sger her kotuniln imtiham olmasa idi, her muhannes cenkte ^Riisiem olur idi, 

Eger her batim bozuk ve hilekar olamn imtiham olmasa idi, her kadin ta- 
biatli ve arzu-yi nefsanisine meclub olan kimse, cihad-i ekber olan mucahe- 
de-i nefs hususunda Riistem gibi bir pehlivan olurdu. 

j~J\ dy? »£ *>-j J^> <Jy>- jP »-^jJ »jj \j £~^* Zy*- 

689. Muhakkak her muhannesi zirh giymis tut! Vaktaki uaraui aorur, esu gi- 



bi olu 






MESNEVf-1 §ERfF §ERHl / V. ClLT • MESNEVf-3 



Heva-yi nefsanisine tabi* oldugu halde, tarik-i Hakk'a giren her bir kim- 
seyi, surf harbe dahil olmak iizere zirh giymis. bir kadin tabfath ve korkak 
kimseye mu§abih tut! Vaktaki o kimseye tarik-i Hak'ta bir darbe eri§ir, he- 
man yiiz gevirip esirler gibi faaliyetten kalir. 

jj^p Tijj ji 2y>- <*j -uu t ^~ c— w* jy.* j\ *^* ^y*" jW*-"-* (J^~ t -^— -* 

690. Uiahk'in sarhosu ieburdan nasil ayik olur? Diahk'in sarhosu nefh-i su- 
ra ha&ar hemline gelmez. 

"Debur" "garb riizgan" ma'nasinadir. Heva-yi nefsani murad buyurulur. 
Ya'ni "Hak sarhosu heva-yi nefsani ve ezvak-i cismaniden ayik ve haberdar 
degildir. Zfra o Hakk'in sarhosu lyy 01 JJ \y r ya'ni "Olmeden evvel oluniiz!" 
sirnna mazhar oldugundan kiyamete kadar ayilmaz. Binaenaleyh nefis ve 
cismaniyetle ne alakasi olur?" 

b 3 b J ^-^ b 3 ^-^ b 3 b^ j^.^h&~ ^. 

691. Uiahk'in sarabi yalan elegit, dogru olur. tS^yran itfin, ayran igiin ayran, 
ayran! 

Ey muddef-i kazib Cji^ CC* 5, %j ^£-j (insan, 76/21) ya'ni "Rableri on- 
lara sarab-i tahur icjrdi" ayet-i kenmesinin sirnna masadak olup o §arab-i ta- 
huru icenlerin sarhosjugu yalan ve ca'lf olmaz, ciddf ve sahfh olur. Sen ise 
ayran igip sarhos. oldugunu iddia ediyorsun, ey yalanci efendi! Ayran mesa- 
besinde olan nefsinin hilelerini ictin, ayran igtin, ayran, ayran! 

692. LKenAini Cixneyi ve ^dyezid yaphn. "£jii ki, teheri kilitien tammam." 

Ey yalanci mursM, kendini Ciineyd-i Bagdadi ve Bayezid-i Bistamt hazret- 
leriyle hem-paye addedip dedin ki: "Ben o kadar miistagrak-i vahdetim ki, 
e§ya arasindaki temayiizun farkinda degilim. Binaenaleyh, balta ile anahtan 
yekdigerinden fark edip taruyamam." 

jL, ^C ^\ X£ <j jl^j jf djzr jT j ^jy j J~s j ^jJj 

693. \Kotii damarlicji ve tembellifli ve hirst ve tama'i, ey mekr yapici kde ile na- 
sil gizlersin? 

Ya'ni "Nefsin fena olan sifatlanni, hile ile ehl-i irfan nazannda nasil sak- 



G ^^ 



AHMED AVNl KONUK 



layabilirsin? Bu sifatlar cuval igindeki mizraklara benzer. Ne kadar saklama- 
ga gayret etsen deler gikar." 

Jj d\jl f.*~i ji ^'1 ^ ^j^>- jy*^> 'j Jrtjr 

694. ^Kendini uM,ansur-i Uialldci edersin. IZir atesi dosilann pamucju ixzeri- 
ne vurursun. 

Kendini Hallac-i Mansur hazretleriyle hem-me§reb addedip "ene'1-Hak" 
davasma kiyam edersin. Dostlann pamuk gibi yumu§ak ve zayif olan fman- 
lan iizerine bu yalan ate§ini dokersin ve onlann i'tikadlanni ifsad edersin. 

<—^> |t-jJ j»-^u-i j «> f-3_p ^v s—y y. J y^ *-*»\*+ * '~\ *j 

695. !7(i: "Omer't €tu £eheb'ten iammam. fiece yansinda sipamin osuruiju- 
nu taninm!" 

Dersin ki: "Benim §arab-i vahdet-i Hak'tan sarho§lugum o mertebededir 
ki, ism-i Hadf'nin mazhan olan Hz. Omer (r.a) ile ism-i Mudill'in mazhan 
olan Ebu Leheb'i birbirinden ayird edip fark edemem. Fakat sipamn ya'nf 
nefsimin hevasmi zulmet-i tabiat iginde taninm." Halbuki vahdet-i Hak'ta 
miistagrak olan ve fanf-fillah mertebesinde bulunan kimse nefsinden gafil ve 
zahil olmak icab eder. Senin bu sozlerin birbirine ziddir ve miitenakizdir. 

-^/j jy? y Ai b Jijr -^ jj^ -r y '} J^ fJj* <-?' * 

696. By hir esek hi, sen esekten huna i'iimad eder. Senin i$in kendini kor ve 
sagir eder. 

"Senin bu yekdfgerine zidd olan sozime i'timad eden bir ahmaktir. Senin 
hatmn igin kendini kdr eder, rtakikat-i hali gormez ve sagir eder. Senin bu 
miitenakiz sozlerini i§itmez." "Ey harf'deki "ya" nisbet olduguna gore de su 
vech ile bir ma'na verilebilir: "Ey e§ek mesabesindeki nefsine mensub olan 
muddei-i kazib, senden sudur eden bu soze e§ek olan kimse inamr. Zira o 
kimse senin hatmn ve hurmetin icin kendini kor ve sagir edip hakikati gor- 
mez ve isjtmez." 



jy™ 



£ J±j*. 



u ^-jr y 



S^> J^ Mjj*j j\ lj J*iy* 



697. DCendini yol aid. idler den asacji say! Sen yol vurucularm mahremisin, bck 
yemel 



°m& 



MESNEVI-i §ERtF SERHt / V. CtLT • MESNEVt-3 • 

Ey kari'-i muhterem, sakin jy~> & ta'bfrinin miistehcen oldugundan bahis- 
le i'tiraza ciir'et etme! Zira insan-i kamil, her bir mertebeye tenezziilden ve her 
simfa layik oldugu hitabi etmekten gekinmez ve Hak yolunda hilekarliga mii- 
tesaddf olup ibadullahi igfal eden bir muddei-i kazib bu hitabdan daha fenasi- 
na bile layiktir. Bu miitalaaya binaen, fakir de acik Tiirkge ile terciime ettim. 

698. DttietLn geri up, akil hrafina /to?? jMecaz hmalx ne vakil yok uzerine 

Ey seyh-i mukallid, gayr-i ma'kul olan hfleden vazgeg ve ma'kul olan sidk 
ve safvet tarafina ko§! Senin elfaz ve ibarat-i suriyye ve mecaziyyeden ogrendi- 
gin ma'nalann hakikat gogu uzerine ugmasi mumkin degildir. Nitekira elfaz ve 
ibarat ile bah ta'rif etmek kafi degildir.'bnun zevk-i hakikisine vasil olmak icin 
yemek lazimdir. Bilmek ba§ka, olmak ba§kadir. Binaenaleyh hal tahsili lazimdir. 

699. Dierdini Diak a$iki yavlm, a^fei kara $eyian ile oynatlin. 

Ankaravt hazretleri "kara seytan" ta'birine guzel bir vecih beyan buyur- 
mu§lardir: "Kiifur ve ma'siyet tarafina da'vet eden kara seytandir; ve taat ve 
ibadata da'vet edip magrur eden seytan beyaz seytandir." Fakat bahis, §eyh-i 
mukallid bahsi olup onu tarfk-i Hak'ta uciib ve gurura sevk eden beyaz gey- 
tan olmak icab eder. Fakire layih olan budur ki, buradaki "kara seytan" ta'bi- 
ri, "zulmant olan §eytan" ma'nasinda isti'mal buyurulmustur. 

■* " * 

700. JCvuametU asik ile ma'$uku iki iki haglarlar, hemen one aelirir. 
[698] ° 

L^i s? *P ya'nf "Kisj sevdigi ile beraberdir" hadis-i serffine isaret buyu- 
rulur. Ya'ni "Mademki senin a§kin, o kara ve zulmam olan seytana mahsus- 
tur ve senin ma'sukun ve muhibbin odur ; kryamette asik ile ma'§uklan iki- 
§er iki§er bagladiklan vakit, seni de ma'sukun olan o seytanla baglarlar." 

701. Sen kendini yine hayran ve hlnoi yaymi$sm. ^ziimiin kam hani? Hi- 
zim kammtzi igni§sin! 



AHMED AVNt KONUK 



"Hun-i rez" "iizum suyu" ve "sarab" dan kinayedir. Ya'ni, "Ey yalanci 
§eyh efendi, sen ayran igtigin halde, nigin kendini boyle sarab-i a§k-t ilahiyi 
igmis gibi hayran ve sarhos. yapmi§sin? Ka§ki sarabdan sarhos. olaydm, hig 
olmazsa gosterdigin evza'-i mestanenin bir sebebi olurdu. Fakat bunu yap- 
madin. Hflen sebebiyle biz musliimanlann kanim igtin ve sarhoshigunun se- 
bebi bu oldu." 



ai ijjLfr> j ^Jijj^j u-SjU- 



*^ O* j' ^J *— »U-5J o jj 



702. £}ii ki, sent tantmam, benden sifra.' O^enciiligi olmayan arifim ve koyiin 
^ehlul'iiyum. 

"Behlul" Harun er-Re§id zamamnda Bagdad'da bulunan ehl-i fenadan bir 
arifin ism-i §erffidir. Ya'ni, "Ey muddei-i kazib, sana nasihat eden kamile der- 
sin ki: "Git, ben hal-i fenadayim, senin senligini taniyamam, benden el gek! 
Ben kendinden gecmis. bir arif-i Hakk'im ve muhitimin Behlul'uyum." 

o £ - > 

703. Sen " r Cabakg,i iabaktan uzak olmaz!" diye karb-i Diak'ian tevehhiim 
e&iyorsun. 

Sen asar-i evliyayi okuyup ve kelam-i arifani isjtip ma'lumat-i akiiyyen 
ile, "Tabakgi tabaktan, ya'ni Sani'-i hakikf olan, mahluku olan masnu'dan 
uzak degildir!" dersin ve bu muhakemen ile yakinlik tevehhiim edersin. 

LS" j j\f j ijb c^\£ x^> Ujl oy & ^s J\ 

704. ^urat gormiiyor musun ki, kurb-i evliyd yux kerdmet ve is gu$ tuiar, 

Ey mutevehhim efendi, senin iddia ettigin bu yakinlik kendi vehmindir, 
Zira yakinhklann enva'i vardir. Evliyanm yakinhgi ba§ka bir yakinliktir. Zi- 
ra gormez misin ki, evliyanin yakinhgi neticesinde birgok kerametler ve isjer 
giigler vardir. Eger sende bu nevi' yakinlik var ise, eseri nerede? 

705. ^Demir, ^avud'dan bir mum olur. J/Vtum senin elinde demir gibi olur. 

Ezciimle Hakk'a yakinlik alametlerinden olmak uzere Davud (a.s.)in yed-i 
senfinde jwUi <J uT, (Sebe', 34/10) ya'ni "Biz Davud icin demiri yumusattik" 
ayet-i kenmesinde beyan buyuruldugu vech ile, demir mum gibi yumusak 



G^^J 



MESNEVI-1 SERfF SERHl / V. CILT • MESNEVI-3 • 

olur. Senin Hak'tan uzakligina i§aret olmak iizere, yumu§ak mevadd elinde 
kaskati olur. Ya'ni sende bu gibi havank zuhura gelmez 

f\/ ji\ Jjjb jJ^> j>- 3 ^>} fU- cu- *i*^ j tijj j J*- ^J 

706. Diatkin kurhu ve nzki cumle iizerine ammdu. TSu kerimler vahy-i a$k 
hurbiinu hilar. 

Saniiyyet ve masnuiyyet ve rezzakiyyet ve merzukiyyet cihetinden halkin 
Hakk'a olan yakinhgi umumidir; ey seyh-i miizevvir yalniz sana mahsus de- 
gildir. Ancak bu kenm olan enbiya ve onlann varisleri olan evliyanin Hakk'a 
olan yakinliklan vahy-i ask iledir. Ya'ni bu zevat-i kiramin kulub-i serifesine 
Hakk'in aski vahyolunmustur. Ve onlar bu a§k ile yanip tutusurlar. Ve kurb-i 
hakiki ancak bu ask ile hasil olur. Yoksa fk u J'^X^ y>j (Hadid, 57/4) ya'ni 
"Nerede olursaniz Hak sizinle beraberdir" ve ±>J)\ j*- °^ «J| Sjfi j^j ( Ka £ 
50/16) ya'ni "Biz ona sah damanndan daha yakiniz" ayet-i kerimelerinde be- 
yan Buyuruldugu iizere, Hakk'injier bir mahluku ile bir kurb ve maiyyeti var- 
dir. Fakat bu kurb "kurb-i amm"dir, "kurb-i has" degildir. 

707. By haba, Kurb enva iizerine olur. $iine§ daghhlar ve alhn iizerine vurur. 

Ya'nf, "Hakk'in kurbii umumi olmakla beraber, hususiyeti cihetinden en- 
va'i pek coktur. Mesela giines, suret-i umumiyyede bilcumle e§ya iizerine zi- 
yasini ne§reder. Ve ta§ ve topraktan ibaret olan dagliklara dii§er ve keza al- 
tin iizerine akseder." Velakin her birine yaptigi muamele ba§kadir. Ta§a ba§- 
ka tiiriii ve altin cevherine ba§ka tiirlii te'sfri vardir. 

708. JZahin fliine$ icin alhna bir yakmlik vardir hi, ondan socjiit aaah ohnaz. 

"§id" (v) "hursjd" in muhaffefidir. "Bid" sogiit agacidir. Ya'ni "Giine§in 
altin cevherine dyle bir yakinhgi vardir ki, sogiit agacimn o yakinhktan ha- 
beri yoktur. yakinhk altma kiymet verir ve sogiit agacina asla meyve ver- 
meyen bir hayat verir." Beyit: 

Halkm isti'didma vabestedir asir-i feyz 
Ebr-i rusandan sadef durdane, etisem kapar. 

>_->U>«^- :>jb ^S js j» jl t^l^l i_jI^I s-^y J j <JX^- ;*-Li 

709. 0(,uru ve ya§ dal cjiine$e yaktniir. £jiine$ her ikisinden ne vahit hicab tutar? 



<£P? 



AHMED AVNl KONUK 



Giine§in ziyasi kuru ve yas. dala sereyan-i zatf ile yakindir. Binaenaleyh 
kuru ve ya§ agag dallannin bu suretle giine§e kurbii vardir ve ziya-yi §emsin 
■t her ikisine de ale's-seviye in'ikasina asla perde ve hicab ve mani' yoktur. 



<_jLj j* ^jj^S \jX^~ J> jj j& 



M\ 



c-j^ jl <jjJ^>- ^-Li 



710. Oiuru dal, o cjilne§in yakinliQindan yeh $abuk hum olmanm gayrini ha- 
[709] ni? Hut! 

Fakat, kuru dala o gune§in ziya ve hararetinin yakinhgmdan, pek cabuk 
kurumasindan ba§ka bir te'sfr var ise, hani goster bakahm! te'sfrden ba§- 
ka asla bir te'sfr yoktur. kuru dalm kat kat kuruyup tarn takir olmasindan 
baska bir te'sirini bulamazsin. 

711. Jakai hard o taze claim yakinlt^i hi, ondan olmu$ yemi$ yersinl 

Fakat giinesjn ziya ve hararetinin o taze agag dalina yakinhgi, yemisU 
agaglarda yemis. zuhuruna sebeb olup ondan yemis, yersin; ve yemisji olma- 
yan agaglarda dahi, hig olmazsa latif yesjllikler zuhura getirip sayesinde miis- 
terih olursun. Velhasil giine§in te'siri ya§ dala ba§ka ve kuru dala daha ba§- 
ka olur. 

}jj>- ^Lwj^j JjI Up <o aS" }j>- ^ <jl (j^L* (^-^ Ob*- Jl 

712. 6y akdstz, oyle hir sarho$ olma hi, ahla gelirse pe§imanlih yex. 

"Ey akl-i maa§da mustagrak olup, akl-i maaddan bf-behre kalmis. olan 
kimse, nefis ve §eytanm igirdigi badeden, akl-i maada geldigin vakit pisman 
olacak derecede sarhos. olma!" 

Malum olsun ki, akl-i maa&a ya hayat-i diinyada gelinir veyahut hayat-i 
uhreviyyede gelinir. Hayat-i uhreviyyede gelmenin sirf pesfmanhktan baska bir 
netfcesi yoktur. Eger inayet-i Hak'la hayat-i diinyeviyyede gelmek nasib olursa 
omr-i zayi'a pesjmanhk hasil olmakla beraber tovbe ve istigfar ile ve vahibu'l- 
ataya olan Hakk'a munacat ve niyaz ile telafl-i mafat mumkin olur. Binaenaleyh 
bu hayat-i diinyeviyyede goz agmak ve akhni basma toplamak lazim gelir. 

713. ""Bel/d o sarho$lardan hi, mey iftikleri vakit, hemale gelmi$ akdlar hasret 
floturiirler. 



cvep^ 



MESNEVt-1 §ERIF §ERHt / V. ClLT • MESNEVl-3 • 

Belki akhm basma toplayip, o §arab-i ask-i ilahfyi igen sarhosjardan ol ki, 
onlar bu §arab-i tahuru ictikleri vakit, senelerce ulum-i zahire ile akillanm pi- 
§irmi§ ve kemale getirmis. olan kimseler, senin bu sarhosjugun ve ezvak-i 
ma'neviyyene hasret ceksinler. 

j/ j^ <Sj? j^ i/* ^j 1 f j*. dry **/ *?** **£ ^ 

714. Gy kedi a'hi ihtiyar stpaiu tutmu§, eger o meyden siit tuiarsan arslan tut! 

"Pir" lafzi "mu§"un sifati olduguna gore "ihtiyar sican" demek olup cism-i 
kohne murad olunur. Ve "arslan"dan murad, dahi veliyy-i kamil olur. Ya'ni 
"Ey kedinin ihtiyar sicana kemal-i §iddetle sanldigi gibi bu kohne cisme sa- 
nlmis, olan kimsel Eger o hfle badesinden hakikat siitunii aldin ise Allah'in 
arslam olan bir velide tasarruf et bakakm!" demek olur. Ve eger "pir""girifte" 
ye merbut olursa: "Ey kendisine bir pir ve mur§id ittihaz etmis, olan kimse, 
kedi ile fare gibi, ya'ni kedinin fare oniinde murakib olarak oturup bekledigi 
gibi, sen de o pfrin oniinde oturmu§sun. Eger o pfrin meyinden siit mesabe- 
sinde olan ulum-i lediinniyyeyi ve esrar-i hakikati tuttun ve aldm ise, arslan 
mesabesindeki ruhunu tut ve onun sifatma yapi§!" demek olur. Fakat evvel- 
ki ma'na daha miireccahtir ve atiye merbutiyyeti vazihtir. 

^a J jAa>- obu~» j*?**-* g^* f W- <J\i>~ j' ai jy*i <-?* 

715. Gy bir hayalden u /up" kadehi ipni?, hakfiyih sarhoslari aibi dola§ma! 

Ey kendisine hayalinde §eyhlik ve miir§idlik mertebesini tevcih edip ve bu 
hayalinden "hie" kadehi icip kendini Hak'ta mustagrak olmus, tevehhiim 
eden kimse, ortada hakayik sarhosjan olan arif-i kamiller gibi dolasma ve ir- 
§ad da'vasmda bulunma! 

j\jf y* 0\ j C-JU-J yj, jt\ y (j\ j\f~~» y* d\ J y* j>\ { J^» 

716. Sarho$ gibi bu tarafa ve o tarafa oustttn. Gy sana bu taraf yoktur, o taraf 
tan ge$! 

Ey miiddeM kazib, sarhos, gibi bu ruhaniyet ve hakikat tarafma laf ile ve 
o cismaniyet ve hayal tarafina fiilen yikildin. Ey mukallid, sana bu ruhaniyet 
ve hakikat tarafi kapahdir. Sen o cismaniyet ve hayal tarafindan gee! 

jLii y* y» OiJU O y» JjJj *5 d\ j\ -Uj ^gjL fllj y» Oljj £ 

717. G'aer o tarafa yol bulursan, bunctan sonra aah bu tarafa aah o tarafa, me- 
yil sap.' 



<^po 



AHMED AVNl KONUK 



Eger o Hak tarafina yol bulursan, bundan sonra gah bu suret ve cismaniyet 
tarafina ve gah o ruhaniyet ve ma'na tarafina meyil ve arzunu sag ve bezlet! 
"Sir-fe§an"da "sir" "meyil ve arzu" ma'nasina olmak miinasib olur. Ya'ni "Ha- 
Mki bir surette Hak'ta fani olursan, bu fena-fillahtan sonra beka-billah makarm 
hasil olur ve bu makam hasil olduktan sonra ism-i Zahir'in taht-i hitasinda olan 
gah suret alemine ve gah ism-i Batm'in taht-i hitasinda olan ma'na alemine me- 
yil ve arzunu sag ve bezlet! Zira iki alemde seyerah salahiyeti senin olmustar." 

718. Diep bu iarafa mensubsun, o iaraftan hm vurma! CMademki oliim iant- 
mazsin, bosuna can cekisme! 

Ey muddei-i kazib, halbuki sen hep bu suret ve cismaniyet alemine men- 
subsun. Binaenaleyh o ma'na ve ruhaniyet aleminden bahsetme! Mademki 
mevt-i ihtiyan ile olmedin ve fena-fillah makamma kadem basmadm, nafile 
yere muhakkikmin ahvalini taklfd igin can cekisme! "Gep" (^f) "soz" de- 
mektir ve yalan ve beyhude sozler ma'nasina da gelir. 

719. Diizir canli hi, ecelcten korkmaz. 6ger o mahluku tanimazsa layik olur. 

hayat-i ebediyyeye nail olan Hizir canh arif-i kamil, olumden ve ecel- 
den korkmaz. giinku zaten o, bu hayat-i cismaniyyeden mevt-i ihtiyan ile 61- 
mustiir ve Hak'ta fani olmustar. Eger mahluku tanimaz ve mezahirde 
Hakk'in gaynni gormezse bu hal ona layik olur. 



^ JfJ-. *j* ^~ j 5 i/° j* 



jg J.y. p*y 3/> j\ ^ 



720. JTlcjZini zevk-i tevehhur&tlen ho§ edersin. DCendi tulumuna iiflersin, onu 
doldur ur sun. 

Agztm zevk-i tevehhumden dogan birtakim tumturakli elfaz ile ho§ ve la- 
tif edersin; dinleyenlere kendini begendirmege calistfsm ve bo§ havadan iba- 
ret olan bu suslii sozler ile, tulum mesabesinde olan enaniyetini §i§irip doldu- 
rursun ve halkin tahsfninden nefsin zevklenip ve keyiflenip sarhos, olursun. 
J** "Hik" "buyiik tulum" demektir (§emsu'l-Lugat). 

721. jm&i bir iyne ile havadan bo§ olursun. S$kilin teni boule semiz olmasml 



<^cg> 



MESNEVf-1 §ERfF §ERHt / V. ClLT • MESNEVI-3 • 

tmdi bir bela veya ta'riz ignesi, o §i§irdigin tulumuna saplandigi vakit:, bu 
uciib ve gurur havasi bo§ahp enaniyetin porsiik bir hale gelir. Bir akilin teni 
ve sureti boyle uciib ve gurur ile sjsjp semiz olmasin! 

722. !7&$m kardan bardaklar yaparsm, suyu aorunce o ne vakit vefa eder? 

Ey mukallid, ki§ mevsimi gibi soguk olan nefsinin yagdirdigi sifatlardan 
bardaklar yapip igine, muhakkikfnden caldigin ulum ve hakayik sulanni dol- 
durur ve etrafinda bulunan murfdana sunarsin. Halbuki o galdigin ulum-i le- 
dunniyye ve hakayik sulanni gordugu vakit, 6 nefsara sifatlann ne kadar ve- 
fasi olur ve o bardaklar o sulan ne kadar muhafaza edebilir? Zfra o ulum ve 
maarif o sifat-i nefsaniyyenin du§mamdirlar ve derhal onlan eritmege 
me'murdurlar. 



C^ 



Cakalin boya kopiine dii§mesi ve boyanmasi ve ^akallar 
arasinda onun tavusluk da'vasi etmesi 



723. bir $akal boya kuyiine aitti. /tup i$inde bir miiddet tevakkuf etti. 

724. Dmdi onun posfu botfali olmu§ bir halde ur Ben tavus-i illiyyin olmu§wn 
diye yikh. 

"Illiyyin" miirredi olmayan bir cemi'dir. Makamat-i uhreviyyeden yiiksek 
bir makamin ismidir. Nitekim ayet-i kerimede 'uJ* J^ jCJji v^ ojur (Mutaf- 
fifm, 83/18) ya'nf "Muhakkak ebrann kitabi illiyfndedir" buyurulur. Tavus" 
tiiyleri renkli ve parlak olan bir ku§ ismi oldugu ma'lumdur. 



*$%&> 



AHMED AVNt KONUK 

•cab" j> Lpvjj d\ >~>bi\ «iL J^yt* Jjjj , 

725. ^Renkli tiiy laiif revnak hulmu§, fjiine$ o renklerin iizerine parlamif. 

726. ZKendisini ye§il ve kumizi ve penhe ve san aordu; kendini $akallara arz 
etti. 

727. Uiepsi dediler: "6y ^akalcik hal nedir? Senin ha$ma hit ne§dt sanlmi$hr. 

£akallann hepsi o boyali cakala dediler ki: "Ey aciz cakalcik, bu ne hal- 
dir? Ba§ina bir ne§at sebebi sanlmis, bir sevincin var!" 

728. V^fe^dttan dolayi hizden kenara $ekilmi§sin. IJu iekebhurii nereden qetir- 
mi§sin? 

"Kerane" ve "kerarr kenar demektir. "Kenare kerden" kenar yapmak de- 
mek olup kenara gekilmek ve aynlmaktan kinayedir. "Sana anz olan bu ne- 
sat ve siirur sende bir kibir ve uciib vucuda getirmts, ve kendini bir cakal zum- 
resinden kenara gekmi§sin. Bu uciib ve tekebbiiriin sebebi nedir?" 

d^i J'j*- j' <J^> k tJ*^ -^ ^^* <j\f ^ j' cn4 tj^*~* *~^ - 

729. Ilir fakal: " Utile mi ellin, yahut ho$ dillerden mi oldun?" diye. onun onli- 
ne qitti. 

"Cakal"dan murad, heniiz sifat-i nefsaniyyelerinden kurtulmamis, olan sa- 
liklerdir. "Boya kupii"nden ffiurad, ism-i cami'in mazhan olan kamildir. 
"Renkler"den murad, esma-i muteferrika-i Hak'tir. Bu kissada, bir kamile in- 
tisab edip, mursjdinin nazanyla kendisinde esma-i muteferrikadan ba'zilan- 
nin ahkami zahir olan, kendisim* kemale gelmis. tevehhum edip, sifat-i nefsa- 
niyyesinden heniiz kurtulmami§ iken sair siiluk arkadasjanndan aynlan ve 
kiirsflerde halka nasayiha basjayip etraftna birtakim mundler toplayarak ir- 
sada ktyam eden kimselerin hali temsilen beyan buyurulur. kimsenin bu 
halini goren siiluk arkada§lanndan birisi gikip der ki: "Yahu, bu gdsterdigin 
senlik ve bf-hodluk ve yaptigin da'va-yi ir§ad, nefsinin bir hilesi midir, yok- 
sa hakikaten ho§-dillerden ve ehl-i kemalden mi oldun?" 



^ 



MESNEVf-1 §ERfF §ERHi / V. ClLT • MESNEVf-3 • 

Hind mishalannda ikinci misra'da ^ \> deki i* yerine \s vaki'dir. Bu sy- 
rette ma'na "Hfle yaptm, nihayet ho§-dillerden ve kamillerden gorundun" de- 
mek olur. 

730. "Oiiirsi iizerine sv$ramak i$in, laftan bu halka hasrei vermek igin hile 
yaptm." 

"Ey siiluk arkadasj, i§in dogrusu budur ki, sen kursiye gikip tumturak ve 
siislu elfaz ile ehl-i hakikatin sozlerini soyleyerek halka hasret vermek ve 
kendine da* vet etmek igin hfle ve riyakarhk yaptin!" 

731. "Qok $ah$tm bir hararet gormedin. binaenaleyh htteden haydsizlih cjeiirdin." 

Ya'hf "Siirukiinde gok gahstin, fakat niyetin halis olmadigi ve gdzun riya- 
sette bulundugu igin sende hararet-i a§k-i ilahi zuhur etmedi. Binaenaleyh hf- 
le yolundan hayasizhk izhar ettin." 



C— ><l£0 jA out ^j-i-j ju C..«*U»Ji j ulji 0l 

732. ^Diararet enhiya ve evliydmn Idyikidir. Diaydsizhk dahi her hilekann 
penahulu. 

"HarareM a§k-i ilahi enbiyanin ve onlann varisleri olan evliyarun layiki- 
dir. Her hilekann siginacak mahalli de hayasizlik ve utanmazlik sayesidir. Bu 
hayasihk evvela nefsine kar§idir. Zfra her bir kimsenin ahval-i nefsine vuku- 
ru basfret iizeredir. Nitekim ayet-i kerimede v_iC Jaf/j Xj-J* *~£ J* iuM j! 
(Kiyamet, 75/14-15) Ya'nf "Belki insamn nefsi iizerine basfreti vardir ve her 
ne kadar ma'zeretlerini koyar ise de..." buyurulur. Binaenaleyh bdyle kimse- 
ler, evvela kendi nefsine kar§i hayayi kaldirmisftr. Nitekim Ismet Buhari haz- 
retleri soyle buyururlar: 

Tohmeteden oziine ne soyler ozgesine 
Kendinden utanmayan hig kimseden utanmaz. 

733. Xxrd ho$uz diye iltifdt-t halki kendi tarafina $ekerler. DiaVbuki bdhndan 
naho§turlar. 



AHMED AVNt KONUK 

Kiirsf iizerinde: "Biz Hak sarho§uyuz, binaenaleyh latff bir hal igindeyiz," 
diyerek halkin iltifatim ve hiirmetini kendi taraflanna gekerler. Halbuki batin- 
lan, dedikleri gibi degildir. Bil'akis naho§turlar. Binaenaleyh ahval-i batinlan 
lisan-i zahirlerini her an tekzib ettigi halde, kendi batinlanndan utanmazlar. 

Lafgi adamm sakalmi ve biyigim her sabah kuyruk derisi ile 
yaglamasi ve ben boyle yemi§im diye arkada§lan arasina gikmasi 



Ziigurt ve kopuk bir adamin sakalmi biyigim, eline gegirdigi bir kuyruk 
derisiyle yaglayip, kendi gibi ziigiirt arkada§lanmn arasinda baklava borek 
yedim diye ogunmesi. 

OuLa^ (S^_p t ~"'_r5" it*"^ r* Q\ g". .. <* ,^^a>w kJU*u aJj C^-^jj 

734. ^v, kopuk sahis kuyruk derisi huldu. Dier bir sabah btyiklanni yafllar idi. 

Cr*^ 1 J- 1 C 1 ^JJ* lsIj*? &jl CS *^ J* J ^ L **^ ^W* j* 

735. "TZen endimende yaglt taam yemisitn" diye mun'amlar arasina aider di. 

"Mun'aman" ism-i mef ul sigasiyla "in'am olunmu§lar" ma'nasina olmak 
miinasib olur. Zfra bahsin iinvanmda ou.^ aL. ["arkadasjan arasina"] buyu- 
rulduguna nazaran, bu miistehan ve kopuk §ahsm mahremleri ve arkadasja- 
n da kendisi gibi in'am olunmusjardan olur. Ve "mun'amiar"dan murad, in- 
san-i kamilin meclis-i irfamnda miitena'im olan saliklerdir. Ya'ni "Ben bir 
cem'iyyette yagli taam yemisim, diye sair in'am olunmu§lar arasina giderdi." 

-Uj5o clX^ c$j~>i ^j*i y*j \y j J l5^^> *JUir-' y, ci~*o 

736. ^IZiyih tarafina bakituz!" ma'nasim verir isaret olarah ho§ haberde dini 
bvyvftina koyardi. 



c £« ) 



MESNEVI-t §ERlF §ERHl / V. ClLT • MESNEVI-3 • 

Arkada§lan arasinda birisi latff sozler soyler ve bir vak'a-i latifeyi hikaye 
ederken, onu kemal-i dikkatle dinlemiyor gibi bir vaz' alir ve kuyruk derisiy- 
le yaglamis, oldugu bryigma onlann nazanni celb igin f eliyle o yagh biyiklan- 
m burar idi ki, bu vaz'iyet, "Iste biyigima bakimz ki, sjmdi bir cem'iyyette 
baklava borek yemi§ olduguma bu biyigimin hali alamettir!" demek ma'na- 
sinda i§aret idi. Nitekim atide izah buyurulur. 

737. Jii, ' K<r Bu soziimun sulkina §dHUir ve\u yagh ve tath yemenin nisandv." 

738. Onun karm sadasiz cevab olarah derdi ki: "^alancdann mekrini ^Mah 
helak etsinl" 

Biyiklan kuyruk derisiyle yagh olan kopugun bo§ ve a? olan karni, onun 
bu ogunmesine sadasiz cevab olarak, ya'ni lisan-i hal ile derdi ki: "Allah Te- 
ala yalancilann mekrini helak ve yok etsin!" 

739. "(Senin lafm bizi aies iizerine koydu ki, o senin yagh hiyiklann kopmus 
olsuni" 

"Senin ogiinmen bizi achk atesj uzerine koydu ki, o senin kuyruk derisi j 
ile yagli olan biyiklann kokten kopsun!" 

740. n 6y ailenci, eger senin firkin lafin olmasa idi, hir kerim bize mzrhamel 
[738] ederdi!" 

Bu beyt-i §erif dahi, o kopugun karmnin lisan-i hal ile olan beyanidir. 

741. "Ue eger ayvp aostere idin, egriyi az oynaya idin, bir tabib onun ilacini ya- 
par idi! 

"Eger nefsinin aybini ve kusurunu gostere idin, onlan saklamayip da hile 
oyununu az oynaya idin, bir tabib-i ilahi olan insan-i kamil o ayb-i nefsanf- 
nin ve maraz-i ma'nevinin ilaci ve tedavfsini yapar idi." 



cvfj^a 



AHMED AVNt KONUK 



742. !7ifllt buyurdu ki: "Diulafli ve kuyrugu egri ktmildaima! Sadiklara sidki 
elbeiie menjaat verir." 

"Kulak" 
dir, Ikinci misra' ^^> u>«uaji ^ ^ \ 
sinden muktebestir. Ya'nf'Ey salik, enbiya ve evliyanin nasayihini dogru din- 
le ve anla ve nefe-i hayvaniyyeni dogru yola tahrik et! Zira Hak Teala hazret- 
leri buyurdu ki; "Bu gunde sadiklara dogruluklan menfaat verir." Bu ayet-i ke- 
rime her ne kadar kiyamet giinu hakkinda beyan buyurulmus. ise de, hakikat- 
te her an-i gayr-i miinkasimde kiyamet vaki' oldugundan, lisan-i i§aretle huk- 
mu, hayat-i diinyeviyyenin her an-i gayr-i munkasimine de samildir. 



ak"tan murad, hiss-i sem' ve "kuyruk"tan murad, nefs-i hayvaniyye- 
ci misra' '**il^ '^di\ U^ \°y. lii '«JJi Jtf (Maide, 5/119) ayet-i kerime- 



743. By muhtelim, kehf i$inde ecjri uyuma! Salik olducjun §eyi ayk Rosier ve is- 
tikamet et! 

Ey hakikatte riiya ve hayalden ibaret olan bu dunyamn lezzetleriyle litre- 
yen kimse, bu cisim magarasi iginde egri yatip uyuma! Batimnda ne var ise, 
zahirinde de onu acik olarak goster ve dogru harekette sebat ve istikamet et! 

"Muhtelim" hitabiyla ^U) < S^S ljjJI "Diinya uyuyan kimsenin rii'yasi gi- 
bidir" hadis-i §erifine i§aret buyurulur. Malum olsun ki, istikamet-i kamile, 
nefsin muradim ve arzularim tamamen Hakk'in iradesinde ve emrinde 
mahvetmektir. Boyle bir istikamet gayet guc oldugundan, sure-i Hud'da 
'J J ur °fjL\i {Hud, 11/12) ya'ni "Emrolundugun vech ile istikamet et!" 
buyurulmasi iizerine Resul-i zi§an Efendimiz "Sure-i Hud beni ihtiyarlatti" 
buyurdu. Zira boyle bir istikametin neticesi oldugu gibi goriinmek ve goriin- 
diigii gibi olmaktir. Ya'ni bu "istikamet sahibi"nin her an, batini halk naza- 
nnda zahir olsa, utanacak ve sikilacak bir fikir ve hatirasi bulunamaz. Bu- 
nun ne kadar zor bir §ey oldugu biraz teemmiil ile anla§ilir. 

J&* b >y>- J« jj J^ J 1 cr^ ^J l - ^ ^^ ^^ J <-> 

744. Ue ecjer kendi aybim soyleyemez isen ban susl [jdsteristen ve datjalden 
kendini oldiir. 

Ve eger batimndaki ayiplanni kusurlanm soyleyemez ve izhar edemezsen, 
ban ehl-i istikameti takliden soz soylemekten vazgec. de sus! Gdsterise ya'ni 



6 ^^ 



MESNEVM SERIF §ERHl / V. ClLT • MESNEV1-3 



riyaya ve hileye mtitemayil olan nefsini bu siikut ile oldiir! Zfra nefsin oltimii 
izhar-i kemalattan siikuttur; ve hayati ise i'lan-i kemalattandir. Binaenaleyh 
bir kimsenin halk nazanndan kendi kemalatim gizlemesi ve bil'akis noksan 
ve ayiplanmn izhan, azim bir miicahededir. 

OUsi«l ij[^S^ a j j> C— ~A OUi LiSL« ^jsL iJJJu y £ 

745. Gger sen nakd huldun ise agiz agma! ^jolda imiihan iaslari var. 

"Eger nefsinin sifati baki ve nefsin diri iken bir kamilin huziirunda ina- 
yet-i Hak'la bir nakd ve zevk ve bir hal-i ma'nevi buldun ise agzim acip su- 
na buna bu sim fas, etme!" Zfra sana verilen bu nakdin nefsine bir serma- 
ye-i gurur olup olmadigini imtihan icin bu tarik-i Hak'ta mihekk tasjan var- 
dir. Bu mihekk ta§lannin enva'i pek goktur. Kari'lerin oniinde mahiyyet-i 
umumiyyesi inki§af etmek iizere §u menkabenin zikrini miinasib gdruriirn. 

Nefehitii'l-Uns'te miindericdir ki, tarik-i Hak saliklerinden birisi kursfde 
halka va'z ve nasihat etmek iizere §eyhinden izin ister. §eyhi, ne niyetle va'z 
edecegini sorar. da halka olan §efkat ve merhameti saikasiyla va'z ve na- 
sihat edecegi cevabim verir. §eyhi: "Evet, kalbinde bu derece hiss-i §efkat 
olan bir kimsenin halka va'z ve nasihat etmesi miinasib olur" diyerek izin ve- 
rir. miind dahi, cami'de kiirsiye gikip halka va'z ve nasihate basjadigi sira- 
da fakfrin birisi ayaga kalkip: "Ey cemaat-i miislimfn, arkama giyecek hirkam 
yoktur, Allah nzasi igin bana bir hirka ihsan edin!" diye tese'ul eder. Kiirsi- 
de bulunan miind derhal arkasindaki hirkasini gikanp fakfre tasadduk eder. 
Kursihin altmda §eyhi oturmakta imi§. §eyh efendi, miirfdin bu halini goriin- 
ce derhal "In a§agi yalanci herif!" diye bagmr. Miirid kiirsiden inip §eyhine 
kusurunun izah olunmasim niyaz eder. §eyhi cevaben der ki: "Sen halka §ef- 
katinden bahsedip kiirsiye gikmis. idin. Fakir tese'ul edince cemaat-i miisli- 
mfnden hicbirisinin bu ecr-i tasadduku kazanmasina meydan birakmayip, o 
ecri onlann hepsinden evvel kendin kazanmak igin hirkam verdin, Senin iim- 
met-i Muhammed'e olan §efkatin ve merhametin boyle midir? Sen bekleye- 
cek ve kimse vermezse tasadduk edecektin!" 

l§te bu menkabe §efkat'da'vasinda bulunan bir miindin imtihanim goste- 
rir. Binaenaleyh mihekk ta§lannin enva'ini ta'dad etmek asla kabil degildir. 
Fakat bu menkabede asil mihekk ta§i miir§id-i kamilin viicududur. 

746. Dmiihan taslanna da onde kendi ahvali i^inde. imtihanlar vardir. 



°#$$&> 



AHMED AVNl KONUK 

"imtihan eden mihekk ta§lan igin dahi, onlann kendi hallerine miinasib 
imtihanlar vardir." Ya'ni nakislan imtihan eden kamiller igin dahi Hak Te- 
ala hazretlerinin onlann ahvaline gore imtihan muamelesi vardir, Nitekim 
Siimnun-i Muhibb hazretleri bir gece mubaseta halinde Hak Teala hazretle- 
rine hitabem "Ya Rab, beni istedigin vech ile imtihan buyur. Senin emrine 
munkadim!" diye miinacat eder. Ve ayni gecede habs-i bevl illetine miibtela 
olur, ya'ni idran tutulur. gece, veca'mdan pek muztarib olur, feryad eder. 
Ertesi gun sibyan mektebine gidip gocuklara para dagitarak <->\&\ (*£**J \^\ 
ya'ni "Yalanci amcamiz igin, bu belamn def i hakkinda dua ediniz!" der. Vel- 
hasil imtihanat-i ilahiyyenin nihayeti yoktur. 

747. ~$ezdan huyurdu: "Ueladeiten hayne kaiar her hir yd iki def a imtihan 
olunurlar." 

"Hayn" helak ve oliim ve mihnet ma'nalannadir ve ba'zi niishalarda cim 
He "ceyn" vaki'dir; ve "Ceyn" mezara gommek demektir. Bu beyt-i serifte Be- 
rae suresinin nihayetinde vaki' "ilj o^ V ^ ^ r j\ i^ ^ jr ^ o^ ^i a^y 
'jj/X *?* {Tevbe, 9/126) ya'ni "Mlinafiklar gormezler mi ki her bir yilda bir 
kene veya iki kerre imtihan olunurlar; sonra riicu' etmezler ve tezekkiir edip 
, ibret almazlar" ayet-i kerimesine i§aret buyurulur; ve bu ayetin yalniz muna- 
fiklar hakkinda oldugu tevehhum olunmasin. Batimnda olmayan §eyi var su- 
retinde gosterip da'vaya kryam edenlere de §umulii vardir. Cenab-i pir efen- 
dimizin iki def a imtihan olunduklanni beyan buyurmalanndaki i§aret budur 
ki: Salihlerin suret-i umumiyyede imtihanlan iki mertebe iizerine vaki' olur: 
Birisi hicabat-i zulmaniyye iginde iken ve digeri hicabat-i nuraniyye iginde 
iken vaki' olur. Hicabat-i zulmaniyye, mertebe-i nefsaniyyete ve zahir-i §eri- 
ata taalluk eder. Ve hicabat-i nuraniyye mertebe-i ruhaniyyete ve batin-i §e- 
nat olan tarikate taalluk eder. Her bir mertebenin iginde de imtihanat-i husu- 
siyye vardir. Ve bu imtihanat-i hususiyyenin nihayeti yoktur. 

: 748. By ogul imtihan icinde imtihan vardir. Saktn a$acji imtihanla kendini sa- 
tin alma! 

Ey salik oian oglum, nefsani ve ruhani olan umumf imtihanlann iginde 
» hususf birtakim imtihanlar vardir. Sakin ha! Bu hususf ve a§agi olan imtiha- 



<^Cg> 



MESNEVI-1 §ERIF §ERHl / V. CtLT • MESNEVl-3 



nat-i ciiz'iyyeden birini kazandim diye kendini kemale gelmis. zannetme! Ve 
nefsini hymetli gorup satin alma! Mesela uciib ve kibirden imtihan ederler. 
Tevazu'un sabit olursa, hasedden imtihan ederler. Sidkin sabit olursa gazab 
ve §ehvetten imtihan ederler. Velhasil imtihanlann nihayeti gelmez. 



(^ 



ijj aX»\ ^w lSjj \-&\ j\ j 'j jl c^j^>- i^~ L^jUt^I aS" jjpIj **b ^^y. £/•) 

Bel'am-i Baur'un emfn olmasi ki hazret onu 
imtihan etti, o onlardan yuzii ak gelmi§ idi 



"Imin" [: eymin] kelimesi Mesnevi-i £erifte cok musta'meldir. Bu kelime 
"amin" kelimesinin imale olunmu§udur, "korkudan emin olan" ma'nasinadir. 
Ya'ni "Hak Teala hazretleri Musa (a.s.) zamanmda, suleha-yi iimmet zumresin- 
de bulunan Bel' am Baur'un tarik-i Hak'taki sidk ve azmini ve ziihdiinu tiirlii tur- 
lu imtihan buyurdu; ve o Bel'am-i Baur bu imtihanlarda yiiz aki ile gikti. Fakat 
sonuncu imtihanda sahteligi meydana gikiverdi. Nitekim atfde izah buyurulur. 



Jj^* <U-iO tjlj*^ OUri^ 



Ui^ cTsM J Jjfa r*^ 



749. ^Bei am-i Hidur ve Dhlis-i lain, sonuncu imtihanda zelu* olmu§lardir. 

Rivayet olunur ki, Bel'am-i Baur ism-i a'zama vakif idi. Ve Iblis melaike- 
ye muallimlik ilmini bilir idi; ve cok kere vaki' olan imtihanat-i ilahiyyeden 
selametle giktilar. Fakat sonunda muallimin isti'dad-i ezelisinde merkuz olan 
sevda-yi riyaset, kavmi tarafindan teklff olunan Musa (a.s.) a muhalefeti ka- 
bule sevk etti. Ve iblis'in isti'dadmda miindemic olan kibir ve uciib dahi, 
Adem'e secde teklif buyurulmasiyla meydana gikti. Ve ikisi de de bu imtihan- 
larda maglub oldular. 



JjS ^a oi~*> jjdyiJ ,Jp\ &Sk* 



^ cf 4 ^ t> ^J^ J 1 



750. O da'vd ile devlete mevl eder; onun mi'desi himqina heddua eder. 

[748] ' V V 

Bu beyt-i §ertfin hem biyiklanna kuyruk derisini suren §ahsa ve hem de 
Bel'am'in ve Iblis'in hallerine merbutiyeti miimkindir. Ya'ni "0, karni ag iken 



c^p^ 



AHMED AVNt KONUK "^S 

kuyruk derisi ile biyiklanni yaglayan §ahis, tokluk devletine meyl eder; hal- 
buki onun bo§ mi'desi, tokluk kizbini i'lan eden bryigina beddua eder." Ve- 
yahud "0 Bel'am-i Baur Hz. Musa'ya kar§i ve Iblfs Adem'e kar§i tefevvuk ve 
istila daiyesiyle devlete ve riyasete meyl eder. Halbuki o Beram'in ve Iblfsin 
baton, zahirine beddua eder" de der: 

751. OCi: "0 §eyi hi gizler, onu izhar et, hizi yakiv, ey Utuda onu riisvay el!" 

"Ey Huda! Bunun icj ba§ka, di§i ba§kadir. icinde sakladigi ayip ve kusu- 
ru meydana gikar da, onu rezfl ve maskara et; zira bizi yakti ve ta'zib etti." 

752. ^Biitiin tenin diz'leri ontin dii$manulirlar; zira o hahardan laf eder, onlar 
Ju$ i$indedirler. 

muddeinin cisminin eczasi mahkum-i za'f u fena olduklan igin, onun 
du§manidirlar; zira o bahar mesabesinde olan tokluktan ve ni'metden bahs 
edip ogiimir. Halbuki o ciiz'ler ki§ mesabesinde olan donukluk igindedirler. 

753. Jlaf, keremleri geri verir; rahmetlerin dalini kokiinden hoparu. 

Kuru laf ve da'va, kerimlerin keremlerini reddeder ve geri gevirir. Zira 
merhamet agacini ve dalini kokiinden kopanr; ya'ni ehl-i kerem bir mudde- 
inin da'vasmi gorunce, mahall-i kerem olmadigina hiikm edip, onun haline 
merhamet etmez. Nitekim hadis-i §enfde l. ^J v ^J u ^ ^ ya'ni "Kendin- 
de olmayan bir §eyi iddia eden4dmse bizden degildir" buyurulur. 

754. ^Dogmlngn one. getir, yahud sus! Ondan sonra rahmeii gor ve i$! 

ojj jJul Ipj ji O^^j C— .*o «-A-i> jl JL-" (t-v*^ it-Sw 0' 

755. kann, onun hiyiklarinm dii§mani olmu$; elini gizlice duaya vurmu§. 

l§te o miiddefnin karni ve batini, onun biyiklannin ve zahir halinin dii§- 
mani olmu§ ve gizlice bu suretle dua igin Kadi'l-hacat hazretlerine ellerini kal- 
dimusttr da der: 



*$%&> 



MESNEVl-I §ERlF §ERHt / V. ClLT • MESNEVl-3 • 

756. CTdi: "61/ Diuda, bu al$aklann lafint riisvay ei, la ki kerimUrin merha- 
meti bizim iarafimiza hareket etsin. 

"Ey Huda-yi Miiteal bu aleak muddeflerin kuru lafini ve dgiinmesini ter- 
zil et ve utandir; ta ki onlann bu inkisarlan ve riisvay olmalan sebebiyte ke- 
rim olan kamillerin merhameti, bizim tarafimiza hareket etsin." 

757. O karnin duasi rmxsiecab geldi; hacet yamklifli disanya bayrak dikii. 

Ya'ni "Muddefnin batminin duasi ind-i ilahide makbul oldu; zira yana ya- 
kila arz olunan hacet ve iftikar, di§anya da bayrak dikti, ya'ni bu iftikar ve 
thtiyac hile perdesi altmdan meydana gikti." 

758. Oiak buyurdu: "Gyer fasik ve puiperesf olsan, beni gagudigtn vakit icabei 
ederim. 

Bu beyt-i §erifde jjtf L*JL» j^\ (Gafir, 40/60 ) ya'ni "Bana dua edin, ica- 
bet edeyim" ayet-i kenmesine i§aret buyrulur. Malum olsun ki, icabet-i dua 
iki turludur: Birisi "lebbeyk" ile olan icabettir ki, bu icabet bilciimle mahlukat 
hakkinda umumidir; ve hepsinin talebine canib-i Hak'dan "lebbeyk" nidasi 
ile icabet buyrulur. Bu nidayi arifler isjtirier ve ehl-i hicab oianlar isjtmezler. 
Ikincisi i'ta-yi sual ile icabettir ve bu atiyye, her dua igin lazim degildir. Eger 
talibin duasi isti'dadma muvafik diverse, suali verilir; aksi halde teahhur 
eder. Ve beyt-i §enfdeki icabetlerin her iki kisma §umulu caizdir. Bu dua bah- 
si, Fususu'l-Hikem'de cenab-i §eyh-i Ekber hazretleri tararindan Fass-i §f- 
sfde tafsil buyrulmu§tur. 

759. Sen duayt sikt tuVve feryad et; akibet sent guliin elinden hurtanr. 

Ey abd-i aciz, sen duayi siki tut ve feryad et; zira hadis-i senfde s^ui ^ ^ Ji 
ya'ni "Dua, ibadetin iligidir" buyrulmu§tur. Eger sen duada musirr olur ve ilhah 
edersen, Hak Teala seni, yolunu azdiran nefis ve seytan guliinun elinden kur- 
tanr; zira hadis-i §erifde o**&\ v*-* ^ & ya'ni "Allah Teala ilhah edenleri sever" 
buyrulmustar. Ve Cenab-i Pir efendimiz Divin-i Kebif lerinde §6yle buyururlar: 



0^5^ 



AHMED AVNt KONUK 

Oiji^ 1/ t^ ls*^ <-£j'j j' u^i ^JT ^ uP*~* lj ^y &\ C~*~S jl Jl c— -S Ol 
.^5" jjilj ab5 jAp ij^ tJ^JJ -^ t/'^J J* ^ ^jij iJ ^J. ^y? ^J** ^ *^r 

jS Jy»\ d)l^J ji jl Uo ji JbTaJUj 0_j^- Ua jJ juJ yii-l lijJlj; <-?! j^v My 

k£ j>^\ ^j^i, aT dy? J>y- 0_)j-Ul j jj> \j y ^Ai gtiji Uo jA jJJlT C~~)l ji Jy\ 

"Siheyi ja/n// ecfefl kimdir? Kimdir? Odur ki, sen onun oniinde aglayip inle- 
digin vakit, senin acini tath eder. Mucrimlerin biitiin gunahmi kami§ yapra- 
gi gibi dokuciidur. Kendi hakkinda kotu soyleyenlerin kulagina gtinah ozrii- 
nil telkin eder de, derki: "Ey bii'1-vefa, kusur eden kulunu magfiret et, del" 
Kul duaya basladigi vakit o gizlide "amm" der, Onun amini odur ki, her du- 
ada ona zevk verir; onun igini dismi §emseddin Tebrfzi hazretleri gibi latff 
eder. " 

$fj aJj jl c— > *» x*\ *jJ> ^jf j J t — J j - «* a ^J ^j ^y^~ p-*-^ ^y^r 

760. HJakioki kann kendisini Oiahk'a ismarladi, kedi aeldi ve o huuruk deri- 
[758] . . ... > J V 

sim (joturdu. 

Ya'ni "Kopuk §ahsm biyiklanm yaglamp dgundiigii kuyruk derisini, onun 
ag kalan karnmin, lisan-i hal ile vaki' duasi berekatiyle, bir kedi gelip kapti 
ve surukleyerek di§anya gikardi." 

761. jiedinin arhasindan kostular; o ka$h; onun korkusundan ve iiabindan fo- 
wk rencjini doktu. 

Kedi kuyrugu kapip kagincg, kopugun gocugu ve ailesi, kedinin arkasin- 
dan ko§tu; ve kedi de kagti. Babasinin korkusundan ve itabindan cocugun 
rengi ugtu. 

762. kii$iik $ocuk mecma'a geldi, laf^i adamm yuzuniin suyunu gotiirdu. 

kopugun kuguk gocugu, babasmin baklava, borek yedim diyerek huzur- 
lannda ogiindiigu kimselerin meclisine geldi; ve babasinin sirnni meydana gi- 
kanp yiiziinun suyunu doktii, ya'ni onu orada riisvay etti; zfra babasi da o 
meclisde hazir idi. 



<^3C£^> 



MESNEVl-i §ERtF §ERHt / V. ClLT • MESNEVl-3 • 

763. 'Dedi: *0 kuyruk ki, onunla her bir sabah, dudaklanm ve biytklanni yafl 
lar idin," 

764. "DCedi geldi, ansizm onu ka-ph; <ph ko§tuk ve o cehd fdide eimedi." 

Ya'nf cocuk o meclisde babasma hitaben dedi ki: "Ey baba, senin her sa- ; 
bah dudaklanm ve hyiklanni yagladigm kuyrugu, ansizin bir kedi gelip kap- 
ti. Arkasindan her ne kadar ko§tuk ise de, tutup agzmdan kuyrugu alamadik." 

765. Didzirlara taaccubden giilme geldi. ~$ine onlann merhameileri hareket et- 
mek tuitu. 

Orada hazir olanlar gocugun kemal-i safvetle babasmin sirnm fa§ ettigini 
goriince, onun hal-i riyakaranesinden taacciib edip bila-ihtiyar giilduler; ve o 
meclisde bulunan kerfmlerin merhametleri o zugurd ve bigare hakkinda ha- 
rekete geldi. 

766. Onu da'vet etiiler ve onu tok tutiular; merhamet iohumunu onun zeminine 
ektiler. 

O kenmler o karm ac. oldugu halde ogiinen ziigurdii; taama da'vet etti- 
ler ve onu iyice doyurdular ve merhamet tohumunu, onun zemin cismine 
ekdiler. 

767. 'Vaktaki o kenmlerden dogmlugun zevkini gordii, tekebbursiiz dofuluqa 
hole oldu. 

Bu ac. olan hilekar murai, o kerfmlerin ni'metine ve merhametine nail ol- j 
du; ve batimmn dogru olarak meydana gikmasimn zevkini gordu; artik ban- \ 
nmdaki noksanim dosdogru soylemek ve izhar etmek hususunda, evvelcej 
hissettigi kibri birakti ve bundan sonra oldugu gibi gorunmek haline ve dog- 
ruluga kole oldu. 



<^s^ 



AHMED AVNl KONUK 

Ma'lum olsun ki, bu kissada bir mur§ide intisab edip, henuz nefsinin sifa- 
ti bakf iken mur§idlik da'vasina kiyam ve ba'dehu sifat-i nefsaniyyesinin zu- 
huruyla rusvay olup, mur§idinin mazhar-i merhameti olan kimsenin ve atf- 
deki kissada dahi, kendisini insan-i kamilin terbiyesinden miistagni addedip, 
nefsinde kemal tasavvur eden ulema-i zahirenin ahvali misalen beyan buy- 
rulmu§tur. 

Boyacimn kiipiine dii§mu§ olan o gakalm tavusluk daVa etmesi 



zJ&o pc^%> J> 



o*J 



*Jl 



<L~k$i -Ul dkj JJjj J^-i 0^_j 



768. Ue o renh renh olan ^ahal gizli cjeldi; melametgerin kulagmm d&ine deli: 

Ya'ni o boyaci kiipiine girip, muhtelif renklere boyanmis, olan gakal, giz- 
lice ve usulca geldi; kendisine melamet eden kimse, kulaginin dibine ya'ni 
pek yakinina dedi: 

t> *^ >j>- JjlJJ ^ dj>r ^ Si <y> dfcj j> _J ja ji jt-\ p^, 

769. ^V^ihayet bana ve benim rengime bah; -pulperest muhahkah benim (jibi bir 
-puiperest tutmaz." i 

"§emen" putperest demektir. "Renkler"den murad, ulum-i muhtelife-i za- 
hiriyyedir. Ve "gakallar"dan murad, sifat-i nefsaniyyelerinde mustagrak olan 
kimselerdir. "Melamet-ger"den murad, salik-i tarikattir. 

770. "fiulistan gibi yuz renhli ve latif olmu$um; muhahhah bana secde ei, ben- 



[768] 



den ba§ $ekme!" 



Ya'ni ulum-i muhtelife-i zahiriyye tahsil edip, §6hret bulmus, olan bir kim- 
seye, salik-i tarikatden birisi onun revisjne i'tiraz ettigi vakit, der ki: "Sen ba- 



c^-p* 



MESNEVl-t §ER1F §ERHl / V. CtLT • MESNEVl-3 • 

na i'tiraz etme, bana ve rengime, ya'ni benim zahirimin §er'a muvafakatina 
ve batinimin turlu turlu ilimler ile muzeyyen olduguna dikkat et! Putperestler 
gibi bir §eyh-i tarikatin etraflnda dola§anlar, benim gibisini bulamaz. Ben bir 
gulistan gibi turlu turlu ilim gigekleriyle renkli latff oldum. Eger tabi' olmak 
istersen, ey salik-i tarikat, §eyhine degil, bana tabi' ol ve benim hizmetimde 
serke§ olma!" 

^ fj j Lr* ^y- ^ >** ^ ^j v'j^Vj/ 

771. "Itenim kerr u ferrimi ve rengimin ab^u tabini gorl Hierd fahr-i Hiinya 
ve rukn-i Hin cliye cagirf 

"Kerr ii ferr" harbte kahramanlann ileri geri hareketlerine derler. Ya'ni 
"Beni[m] miibahase ve munazarada kerr u ferrimi ve ilimlerimin parlakligini 
gor de, bana diinyamn medar-i iftihan ve dinin ruknu diye ad koy!" 

Bu beyt-i §erifde, ulema-yi benamdan Fahreddin-i Razi'ye ta'nz vardir. 
Nitekim dfger bir cild-i Mesne vfde §u beyt-i §erlfde cenab-i Pir efendimiz bu 
ta'rizlerini acikga beyan buyururlar: 

"Eger tarik-i Hak'da akil yol goriicu olsa idi, Fahruddm-i Razi dinin simm bi- 

lici olurdu. " 

Ve ihtimal ki, "Riikneddin" lakabiyla da diger birine ta'riz buyrulmu§ olsun. 

772. nr Ben Diuda'ya mensub lutfun mazhan olmu^um; Jt&riyaya mensui 
§erhin levhi olmu§um.' 

773. "By $akallar, sakm heni $akal diye $agumayin; hir <pka\ i$in ne vakit fm 
kadar cental olur?" 

"Ey insanlann cahil zumresi, sakin beni de kendinize kiyas edip, ehl-i gaflet- 
den addetmeyin; hicbir gafil ve cahilin bu kadar revnak-i ilmi ve batini olur mu?" 

774. $akallar §emin elrafmda pervane gibi, oraya cem ile geliiler. 



< ^^° 



AHMED AVNi KONUK 

Ya'nf o alim-i zahirinin ogiinmesine aldanarak, birtakim cahiller, §em'in 
etrafinda doniip dola§an pervaneler gibi cem'iyyet ile o gakalin bulundugu 
mahalle geldiler ve onun ba§ina toplandilar. 

775. "Dmdi ey cevhere mensub, soyle, seni ne diye'$ai[jualim?" Dedi: *J7Hus- 
teri gibi erkek tavus?" 

Qakallar dediler ki: "Mademki sen bu kadar makbul bir §eysin; ey cev- 
herci veya cevhere mensub, soyle bakalim, biz seni ne lakab ile cagiralim?" 
renkli cakal cevaben dedi ki: "Miisteri yildizi gibi parlak, erkek tavus de- 
yiniz!" 

776. H&inaenaleuh ona dediler ki: * fjulistanda can tavuslarimn cilveleri vardu." 

^ r£ dytr *»j U <Oib ^ *£ ^CjS ^ ajLr <l)li>- y 

777. "tSen oyle cilve eder misin?" Dedi ki: "Uiayir; badiye iprmemis iken na- 
sil L/rttnt den oaks ederim? 

Salikler o alim-i zahinye dediler ki: "Can tavuslan olan evliyaullah o can 
giilistaninda acilip gezerler; sen de onlar gibi oyle cilveler eder misin?" 
alim-i zahiri cevab verdi ki: "Hayir, badiye-i sulukii kat' etmemis, iken "Mi- 
nf'den nasil bahs ederim. "Mina" Mekke-i Mukerreme'de kurban kesilen ma- 
hallin ismidir. Burada kaftyenin tevafuku icjn kaide-i Furs iizere imale buy- 
rulmus, ve" Mini" suretinde vaki' olmu§tur. Ya'nf, "Badiye-i siilukii kat' edip, 
hakikat Ka'besine vasil olmamis, iken, ondan nasil bahs ederim ve gormedi- 
gim §eyi nasil soylerim?" 

*WIjj 4*r\y>- ^-jU* ^ ^n ^ *£ ^f ^ oL-jUs ^Jjl 

778. "Tavuslann sesini yapar mtsin?" Dedi ki: " Dtaytr!" "Oyle ise sen ta- 
vus dejjilsin; Dul-ala efendisin!" 

Salikler dediler ki: "Mademki can giilistamnda cilve edemezsin, bari ta- 
vuslann sesini yapar misin? Ya'nf ulum-i ledunniyyeyi beyan edebilir mi- 
sin?" Cevaben, "Hayir!" dedi. Salikler de dediler ki: "Oyle ise sen dedigin gi- 
bi tavus degilsin, Ebu'1-ala efendisin!" 



G^23CS^) 



MESNEVM §ERfF §ERHf / V. CfLT • MESNEVf-3 • 

Bu beyt-i §erifde, ulema-yi zahireden Ebu'1-Ala Maarrf ye ta'riz buyrulur; 
ve hadd-i zatinda beyne'1-Arab hamakatda darb-i mesel olan "Hebenne- 
ka"nm kiinyesidir. 

jU {fry-* j J^j jl yj ^f jUw-Tj OjT^jU? c-«i> 

779. Tauusuu Kil'att golden gelir; renkien ve (la'valardan ona ne vakit eri§irsin? 

Can tavuslugu, ya'ni velayet hil'ati asuman-i gaybden ihsan olunur. Sen 
boyle ulum-i zahiriyye renkleriyle ve kuru da'valar ile o velayeti ne vakit el- 
de edebilirsin? 



C~ 



$£ ^y (j-j^* isy* <& *^ a&j Ji*-* OUj }\ ^-s*j^ (Sy-s j ^^j ^^ 

Fir'avn ve onun uluhiyet ile da'vasi, tavusluk 
da'va eden boyali cakalin tesbihine benzer 



Hind niishalannda bu ibare ju^ oUj ij y a */" a~zs 3 \j c~»jJi dyj bsf ^y> 
>y ^ o^Ui ijj Lr , J \^ (jyi £ ya'nf "Fir'avn'in uluhiyyeti da'va etmesi ve 
onun o cakala tesbihi ki, gakallann nezdinde tavusluk da'vasi ederdi." 

j~jj>. j\ oOjji Lr ~t j\ Jj J^ij >*/ ^yy Jyj y^A 

780. IJir fir'avn gibi ki, sakahm suslemi$; o e§eklikten Aolayi Dsa'dan yuka- 
n uprmtf 

boyaci ktipiinde turlii tlirlu renklerle boyanmis, gakala benzeyen, o 
alim-i zahirf ve feylesof, sakahm inciler ve elmaslar ile siisleyip, hamakatin- 
dan dolayi, rif at tasawurunda isa (a.s.)dan bile yukanya ugmus, olan Misir 
htikumdan Fir'avn'a benzer. Zira nefis kendi hevasma birakilirsa solugu 
Fir'avnlikta alir; nitekim buyurmu§lardir: Beyit: 

c~~J by \j 01 j dy \j jij tiU c~~w oyy j\ yS Oj*l* ^^ 

"Mel'un olan nefis, Fir'avn'dan daha a§agi degldir; fakat bu Misirli Fir'avn 'm 
a 'van ve ensan vardir ve bu nefs-i mel'unun a 'van ve ensan yoktur. " 



s^P? 



AHMED AVNt KONUK 



-^ 



781. *L ii$( $akal neslinden olup, mala ve caha mensub olan kii-pe dusmus- 
tiir. 

Fir'avn dahi, oyle bir Fir'avndir ki, disj cakal neslinden dogmus, ve mal 
ve caha mensub olan boya kupiine du§mu§tur. 

Bu beyt-i §erifde nefsin hem na't cihetinden ve hem de tabiat cihetinden 
miiennes olduguna i§aret buyurulur. Zira nefis tab'an kadinlar gibi alayis, ve 
huzuzat-i dunyeviyyeye meclub ve meftundur. 

782. Oier him onun o manstbmi ve maltni aordu ise, secde etii; o efsusilerin 
secdesini yuttu. 

"Efsusiyan" alaycilar ve istihza edenler ve hilekarlar ma'nasinadir. Her 
kirn o Fir'avn'in ve Fir'avn mesjebinde olan herhangi bir hiikumdann man- 
sibini ve malini gordii ise, onun onlinde ba§ egdi ve onun nefsani ve egri 
emirlerine inkiyad etti. ahmak dahi bu hflekarlann ve mudahinlerin tabas- 
buslanni ve temelluklanni yuttu ve miitelezziz oldu. 

783. pejmiirde libasli dilenci, halkm sucudundan ve tahauyurlerinden sarho$- 
cuh oldu. 

"Jende-delk" ya'ni pejmurde libasdan murad, enva'-i levs ile miilevves 
olan vucud-i unsurfdir. Ya'nf "0 miilevves viicud-i unsurf sahibi olan 
Hakk'in dilencisi, halkin itaat ve inkiyadindan ve onun kuvvet-i zahiriyyesi- 
ne hayretlerinden son derece~zevk alarak sarho§cuk oldu ve busbuttin dima- 
gim azamet dumam burudii." 

c— Uijl jk>- ^«J^-^ j J>jJ jlj c~-l*y>j (j j ji *£ x*\ jU Jt. 

784. CflAal, yilan geldi; zua onda zehirler vardu; ve o halkin kabulii ve secde- 
st ejclerhadir. 

Bu beyt-i §erifde ^ ^\ «U-ij j^Ji J '**- Jiu ya'nf "Mal, lahidde yilandir; ve 
can ondan daha zararhdir" hadis-i §erifine i§aret buyrulmu§tur. Ya'ni "Mal, 
insanda kibir ve uciib gibi birtakim nefsani sifatlann kuvvetlenmesine sebeb 



c 3» 3 



MESNEVf-t §ERlF §ERHt / V. ClLT • MESNEVI-3 • 

olur; ve bu sifatlar ruhun zehirleridir. Ve halkin kabulii ve ta'zfmi ve inkiya- 
di ise, o zehirlerden daha muzir olan zehri hamil bir ejderhadir." 

785. Diay ey Jfir'avn, buyuk immu.su yaprna; sen $akalsin, asla tavusluk etmel 

Ankaravi hazretleri "namusf'deki "ya"yi masdariyyet veya nisbet ola- 
rak ahp "namusluk etme" veya "namusa mensub eyleme" ma'nasim ver- 
mi§tir. Hind §arihleri "ya"yi " hitab" addetmi§lerdir. Fakir "ya-yi ta'zfm" 
addetmeyi daha miinasib gordiim. Ya'ni "Ey Fir'avn veya Fir'avn me§re- 
binde olan kimse; nail oldugun mal ve cahdan ve halkin kabul ve ta'zfmin- 
den dolayi biiyiik namus ve haysiyyet gosterme; nihayet cakal gibi nefs-i 
hayvanihin taht-i esaretindesin; ruhaniyet giilistanimn tavuslugunu tasla- 
ma!" 

l$j£ lj-^j j *j^" j^ <*$ j^^ iS y* ^"^4 ^p^ i3L*>jU» {£ y* 

786. Eijer tavuslar iarajinda zahir olursan, cilveien acizsin ve rusvdy olursun. 

Ey muddei-i miiteazzim, eger ruhani olan veliler silkinde goriinmege yel- 
tenir isen, onlann ahvaliyle zahir olmaktan aciz kahrsin; ve netfcede rezil ve 
riisvay olursun. 

787. CA/lusa ve Diarun vahiaki tavuslar oldular, dive kanadtm senin basin ve 
yiiziin uzerine vurdular. 

Ey Fir'avn, Musa ve Harun (aleyhime's-selam) vaktaki tavus-i ilahf ola- 
rak zahir oldular, cilve kanadi olan harikalanni senin kudret-i maddiyyenin 
ve saltanat-i zahiriyyenin ba§i ve yuzii iizerine garptilar. 

788. Senin $irhinlujin ve riisvayliqin zahir oldu; yiikseklikien has asaqi dixs- 
tun. 

Ey riyaset ve enaniyet zevki ile peygambere muhalefet eden Fir'avn ve 
Fir'avn me§rebinde olan ahmak; bu muhalefet neticesinde maglub oldun ve 
girkinligin ve rezaletin zahir oldu ve sebeb-i ucb ve gururun olan o yiiksek 
mansibdan tepe taklak a§agiya dii§tun. 



*$%&> 



AHMED AVNl KONUK 
i^-lS C~io I-Lj j C*ij t£j-£> J^> >-J* j^- (c—-^ **"" (_£^i J \lk** tiy? 

789. uMihehhi gor&uaiin vakit, kalv qibi kara ol&un; arslanlth nak$i cjiiti ve 
kelh peyda oldu. 

Mihek ta§i mesabesinde olan, ilahi tavuslan gordugiin vakit, kalp para gi- 
bi kapkara oldun o zahiri parlakhgin gitti ve zahirindeki arslanhk nak§i mahv 
olup, alttnda gizli olan kopek meydana gikiverdi. " 

Jry? sy- jb j^ <&•*£ J*yr i o^j*' J 1 ^J JyJ^ *-£* ^ 

790. 6y hus ve cu§dan $irkin olan uyuz kopek; arslan postunu kendi iizerine 
ortmel 

Ey hirs-i cahdan ve bu hirs sebebiyle fikir fikir iginin kaynamasmdan gir- 
kin bir hale gelen uyuz kopek! Birtakim ca'li kibarhklar ile iizerine Allah'in 
arslanlan olan enbiya ve evliya tavir ve mi§vanru takma ve bu arslanlann 
postuna buriinme. 



jlSL- <i*>U-l *&\ j jj^ j*ji> 



OUo»l Jjt>\j->xj Oj-i i-Ojf- 



791. <S%rslan sesi seni imtihan etmek isier; arslan naksi ve sonra kopeklerin 
ahlaki? 

Ey arslan postuna buriinmus, olan magrur; arslandan arslan sesi cikmak 
lazim gelir. Binaenaleyh arslan sesi, senin arslanhk da'vani imtihan etmek is- 
tex; halbuki senin suretin arslan gdriiniir ise de, batinin kopek oldugundan, 
zahirinde kopeklerin ahlaki gikar. Bu kopek ahlaki ile, arslanhk nak§inin ne 
faidesi olur? 



(^ 



"Sen elbette onlari sozlerinin ma'nasmda 
tanirsm" ayet-i kerfmesinin tefsfri 



Bu ayet-i kerime sure-i Muhammed'de vakT olup, ibtidasi budur: <_ — >- ^ 

j rf*/^ j (^*W-i (H^*^ r&kifi tix J j (^^->i «ui £>* J & iS>j* rfi-fi *J <J-^ 



MESNEVf-1 §ERIF §ERHl / V. ClLT • MESNEVI-3 • 

"(iU.1 ,iJ iifj JyUi pLi (Muhammed, 47/29-30) Ya'ni "Kalblerinde maraz-i 
nifak olanlar; Allah Teala onlann bugz ve adavetlerini di§anya gikarmaz mi 
zannettiler. Ve eger biz istesek, onlan sana gosteririz. tmdi sen onlan simala- 
nyla tanirsin; sen onlan elbette sozlerinin ma'nasindan dahi bilirsin. Ve Al- 
lah Teala sizin amellerinizi bilir." 

eilii J^lj J^-fr* i^^ >^k (3L*> ji \j ^ y d\*y_ cJ& 

792. ^fiezdan, nebiye sevk-i helam mahallinde ehl-i nifakdan pek kolay bir ni- 
san dedi. 

Hak Teala hazretleri Nebiyy-i zi§anma Kur'an-i Kenm'inde, icjnden ba§- 
ka turlti dii§unup, dismdan ba§ka tiirlii soyleyen miinafiklardan pek kolay bir 
ni§an ve alamet verdi. Sen onlan sevk-i kelam mahallinde sozlerinden tanir- 
sin, buyurdu. 

Jy j c?~ j 3 L>jy ^^ h J^* j j~ -^ ^-*j J* 1 ^ / 

793. 6^er miinafik, in, bedx ve biilend kamei olsa, onu lahnda ve kavilde ayk 
tanirsin. 

"Zeft" iri ve cesfm ve "nagz" bedf ve iyi olan bir §eye derler. "Hevl" rast 
ve diiriist ve biilend-kamet ve korkunc, ma'nalanna gelir. Ya'ni* "Miinafik her 
ne kadar kalip ve kiyafet i'tibariyle cesamet sahibi ve hey'etge begenilecek bir 
ciisseye ve fesahat-i kelama malik ve gdrimiisu hevlnak ve korkunc, olsa bi- 
le, sen onu soz soylerken aldigi vazi'lardan ve kelaminin ma'nasindan acikga 
tanirsin. Nitekim Hak Teala hazretleri sure4 Miinankun'da buyurur: ^f, til 3 
sj^v- ^ ^k ^jH £+~j \jijL ji j ^ili-i jjuJo (Miinafikun, 63/4) Ya'ni "Ya 
Habrbim, sen o miinafiklan gordugiin vakit cisimlerini begenir ve taacciib 
edersin; ve soz soylerler ise, onlann soziinii dinlersin; onlar duvara dayan- 
mi§ kiitukgibidir." 

794. ^Uaktaki toprak bardahlan satin ahrsin, eu miisteri, tecrube edersin. 

795. hardak iizerine el vurursun, ni$in? %a hi taninden ^atlagi anlayasin. 
Ey mu§teri, bir topraktan yapilmi§ bardagi satin alacagin vakit, elini onun 



c^P? 



AHMED AVNt KONUK 

iizerine tin tin vurursun ve onun catlak olup olmadigim, sesinden ve tinne- 
tinden anlamak igin tecriibe ve muayene edersin. 

796. Qailagtn sesi haska tiirlii olw; ses $avusiur, onun oniinde gitler. 

Miinafiklar da catlak bardaklar gibidir. Sdzlerinin lahninden ve iislubun- 
dan, batinlannin ciirukliigu zahir olur; zira ses, padi§ahlann vurudunu ihbar 
icin onde yiirtiyen gavusjara benzer. 

juS^ jJuj^mI J*i j^^* >?"-* ^ <J**ij*> *S "^ lS* ^^ 

797. Ses gelir \d, onu ta'rif etsin; masdar gibi, fiil onu tasrif eder. 

llm-i sarfda mukarrerdir ki, eger fiil muallel olmus, olursa, masdarda da- 
hi ta'lil vaki' olur. Kaim ve kryamen gibi. Ve eger fiil muallel olmazsa, mas- 
darda dahi ta'Hl vaki' olmaz. Binaenaleyh muallel olan fiillerde masdann 
tasrffi lazim gelir. Mesela "kiyam" kelimesi "kame"nin masdandir. Bunun 
fiil-i mazisi aslinda "kaveme" idi; ondan sonra "vav"i "elif'e tebdfl ettiler, 
"kame" oldu. Ve fiil-i mazi de bu suretle tasrif vaki' olunca, bu fiil kendisi- 
nin masdan ve ash olan "kivam" kelimesini tasrif ederek "kiyam" suretine 
getirdi. 

Ve keza "va'ade"nin masdan, aslinda "va'den" oldugu halde, masdar i'lal 
fiiline tabi' oldugu igin bu "va*ade"nin evvelindeki "vav" hazf olundu ve fi- 
iline benzemesi icin, onun masdannda dahi tasrif vaki' oldu. "Va'den"den da- 
hi "vav" hazf olundu ve "elif'e bedel, nihayetine "ta" getirildi, "'ideten" ol- 
du. Binaenaleyh illetten salim olan fiillerin masdarlan da salim kahrlar; illet- 
ten salim olmayan fuller, kendi masdarlanni tasrif ederler. 

imdi bu kaide-i sarf misatine mutabik olarak eger munafikm frili mesa- 
besinde olan sozu ve sesi ma'lul ise, o soz ve sesin masdan olan onun ba- 
tirumn dahi ma'luliyyetine delil olur. Bu ma'naya binaen J*ui jiy* ^U*Ji 
ya'nf "Zahir, batimn iinvamdir" demiskrdir. Ve Server-i alem (s.a.v.) Efen- 
dimiz namazda sakahyla oynayan bir adami gordiikleri vakit us ^ J 
^■j\yr i~»jJ- ya'nf "Eger kalbi ha§i' olsa idi, a'zasi dahi ha§i' olurdu" bu- 
yurmu§lardir. 

798. Uaktaki imiihan sozii yiiz gosterdi, hemen Dtarut kissasi hatinma geldi. 



<¥%&> 



MESNEVI-l SERIF §ERHt / V. ClLT • MESNEVf-3 



c=~ 



Harut'un ve Marufun kissasi ve Hak Teala'mn 
imtihanlan iizerine onlann cur'eti 



799. n^undan evvel onclan hiraz soylemi? idik; halbuki ne soyleriz? Onun bin- 
lerinden hirini. 

Bu Harut ve Marut kissasini bundan ewel I. cildin ibtidalannda ve ortala- 
rinda biraz soylerai§ idik. Burada da diger bir vechinden soyliiyoruz; ve sirasi 
du§tiikge diger cildlerde de bu kissanin hakikatlerinden bahs edecegiz. Fakat 
soyledigimiz nedir? Bu kissanin rumuz-i hakayikinm ancak binlerde biridir. 



\^JL>j*j j\ JjU Ij dyS" U 



i^JLi^- ji ji jus *ju«Ij>- 



800. Onun nahkmda tahkikler soylemek isieciim; §imliye kadar ta'vihlercien ye- 
[?98] rikaUt. 

Bu kissa hakkindaki rumuz-i hakayikin perdelerini acmak istedim; fakat 
§imdiye kadar sozler sozleri celb etmek suretiyle vaki* olan teahhiirlerden do- 
layi geri kaldi. 



801. 'Diger bir dimle dahi onun ^ogundan azi, filden bir uzvun §erhi s'6ylenmi§ 
gelsin. 

Bu frad edecegimiz diger bir ciimlede dahi o kissanin delalet ettigi rumuz-i 
hakayikin cogundan azi ve mesela filin bir uzvunun §erh ve beyam soylen- 
mis, olsun. 

802. Diarut'u ve <jMarut'u clinle; ey bizler senin yiiziinun Cjulami ve gakerleri 
oldujijumuz! 



<^^ 



AHMED AVNl KONUK 



Ey senin musaffa olan vech-i batimnin kolesi ve cakerleri oldugumuz Hix- 
sameddm Qelebi, Harut ve Marut kissasmdaki incelikleri dinle; §oyle ki: 

803. ^Tema^a-yi ilakiden ve §ahin istidracinin amiblerinden sarho$ idiler. 

istidrac"i §eyh-i Ekber Muhyiddin ibn Arabf hazretleri Istilahat-i Sufiy- 
ye'sinde §6yle ta'rff buyururlar: i»> i»j **M-\ J^ a-ji ju; <dJi j*^. 01 ^ijjs-Vi 
Jti) Ji >jl ^uVi jj j v )JuJij *5Ui, jios^u ^ ^> J) Ya'm "Allah Teala'mn bir 
kulunu omriinun nihayetine kadar bela' ve azab ile ibtidal igin vakit vakit 
makbulu'1-hace kilmasidir; ve meale nazaran ihanettir denilir." Ve diger ta'ri- 
fi " ^jj v u*ji j\ uj j jte 4i) i^j y* iji* dj& 01 j* ^ijoa-^i ya'ni "tstidrac, 
Allah Teala'mn rahmetinden tedricen uzak ve ikabma yakin olmaktir." Ya'm 
Harut ve Marut namindaki melekler, tecelliyat-i ilahiyyenin tema§asmdan ve 
o §ah~i hakikinin kullari hakkindaki istidracinin hadisat-i acibesinden sarhos, 
olmus, idiler. 

804. Diakk'in istidracindan hbyle sarho§luklar vardu; acaba Jiahk'in mi raci 
ne sarhofluhlar yapar? 

Hakk'm istidracindan ya'm tecelliyat-i niizuliyyesinden boyle sarhoshik- 
lar vaki' olunca, ya acaba Hakk'in mi'raci, ya'ni tecelliyaM uruciyyesi ne gi- 
bi sarhosjuklara sebeb olur, var kiyas et! 

i^-ij jJta L^j>- i~*\ju\ Oi j>- $j£ 15***^* cfi* 5 ? u*^*' -5 *^ta 

805. Onun tuzaginm ddnesi Jjbyle sarho§lvk gosterdi; onun in'amimn sofrasi 
neler acmayi biliri 

"Tuzagin danesi"nden murad, istidracdir ki, neticesi ibtiladir ve azabdir. 
Ve bu istidrac tecelli-i celalidir. "Han-i in'am"dan murad tecelliyat-i cema- 
liyyedir. Ya'm "Hakk'in tecelliyat-i celaliyyesi boyle sarhoshik ika' ederse, 
artik onun tecelliyat-i cemaliyyesinin ne gibi lutuf kapilan acacagim tasav- 
vur et!" 

806. Sarho$ ve kemendden kurtulmu§ idiler; a§ikca hay ve any vururlar idi. 



G $p? 



jpK^ MESNEVtt SERIF SERHl / V. ClLT • MESNEVI-3 • 

Harut ve Marut mertebe-i melekiyyette tecelliyat-i ilahiyyenin tema§a- 
sindan sarhos, ve nefis kemendinden kurtulmus. idiler; ve taharet-i kamile 
iizerine olup asjkga hay ve huy ederler ve §uridelikler gosterirler idi. 
•j 

807. "flolda bir -pusu ve imtihan var idi; onun firttnast, dagi $op gibi ka-par 
idi. 

meleklerin hayat-i melekiyyeleri yolunda kaza-yi ilahinin gizlendigi bir 
pusu ve bir imtihan-i ilahi var idi ki, o kazarun ve imtihamn firtinasi, 
makaminda sabit ve rasih olan bir dagi, saman gopii gibi kapip savurur idi. 

80S. Drntihan onlan alt ve iist etti; bunlardan sarhosun ne vakit haberi olur? 

Imtihan-i ilahi o meleWeri altust etti; mertebe-i melekiyyette Hak sarho§- 
lanmn bu gibi kaza-yi ilahiden ve imtihanat-i Hak'dan hig haberleri olur mu? 

809. Onun oniinde hendek ve meydan birdir; kuuu ve hendek oniinde fio§ bir 
meslekiir. 

Bu gibi bir sarhosun oniinde cukur bir hendek ile diiz bir meydan musa- 
vidir; ve keza derin bir kuyu ile, az derin olan bir hendek o sarhos, igin gidi- 
lip yiiriinecek bir mahaldir. 

810. O dag ke$isi o yuksek dagm uzerinde zararsiz bir uemek i$in ko§ar. 

Boyle bir sarhosun hali, dag kegisinin haline benzer; nitekim o dag kegi- 
si, zararsizca, ya'ni avcilann tuzagma tutulmaktan emfn olarak bir gida teda- 
rik etmek igin, o yuksek daglar uzerinde kosup gezer. 

811. \jsinduet alef toplar; ansizm hukm-i dsumdndan ba§ha bir oyun goriir. 

kegi nihayet o dagm tepesinde otlar; fakat ansizm hiikm-i asumandan 
ve kaza-yi ilahiden ba§ka turlu bir oyun goriir, §6yle ki: 



•^^P? 



m&z~ AHMED AVNl KONUK 

812. ^i^er fcxr dacja nazar atar; o diger dagtn uzerinie di$i ke$iyi goriir. 

813. ^Derhal onun gozii karanr; sarho$ olarak bundan ona kadar si$rar. 

Kar§ikf dagda di§iyi goren kecmin gozii karanr ve §ehvet sarho§u olarak 
bu dagdan o daga kadar sicrar; aradaki ucurumu goremez olur. 

\j«* *<PjJb }£ 0-l>_)i *£ ijj -*jL»JU ^>y Oli^jl 

814. Ona oyle yakm goriinur ki, evin bula§ik $ukuru eirafinda ko§mak kadar. 

Kegiye arada koskoca bir ucurum olan o dag, evin icmdeki bula§ik guku- 
ni etrafinda dola§mak kadar yakin goriintir. "Balua" ve "belua" su dokecek 
cukur ve hela ma'nasinadir; cem'i "belali"' gelir. 

815. O binlerce arsm ona, iki arsm gorunur; nihdyet sarhoslukian ona si$ramak 
meyli gelir. 

816. Uaktaki sicrar, araya duser; bi-amdn olan her iki dagin arasina. 

817. avcidan o daga ka$mi§; halbuki onun penaht, onun kamm dokmustur. 

Ya'nf "0 dag kecjsi avcilann taarnizundan kacmak icjn onlann elleri yeti- 
§emiyecegi sarp daglann tepelerini kendisine penah ve melee' ittihaz etmi§ ve 
oralara kacrm§ oldugu halde, onun bu sigindigi mahal, onun sebeb-i felaketi 
olup kanmi dokmu§ ve ucuruma du§mu§tur." 

818. S^vcilar bu heybetli kazaya intizaren, o iki dag arasina oiurmusiur. 

kectferin avcilan, onlann bu hallerini bildikleri icm, kendi iradeleriyle 
ba§lanna gelecek olan bu kaza-yi ilahfye intizaren o iki dag arasmdaki ucu- 
ruma oturmu§lardir. 



<^g> 



MESNEVf-t §ER1F §ERHl / V. ClLT • MESNEVf-3 • 
<j>i (i-**^ J L ^— ^ J C—*£jb>- Aj j j <j\^>«aA y ^1 \^o i«_-ipl -Lib 

819. ^Bu ke$inin am agleb olarak houle olur; ve yoksa $alak ve $evikiir ve du§- 
TTumx aoruciidiir. 

Bu beyt-i §erifde kaza-yi ilahiye kar§i pek ziyade hazm ve ihtiyat ile ha- 
reket edip turlu tiirlii tedabir-i akliyye ittihaz etmi§ olanlann, nefsani arzula- 
n yiiziinden kendi elleriyle o kazayi celb edeceklerine i§aret buyrulur. 

820. ^erft < Jliistem ha§ ve btyik ile olur; onun <ayagini tutucu muhakkak $ehvet 
[818] j 

olur. 

Gergi Riistem namini ta§iyan pehlivanm heybetli bir ba§i ve bir biyigi var- 
dir; ve ondan du§manlan yildigi igin, onun kar§isina gikip miibarezeye cesa- 
ret edemez; lakin onun ayaginin tuzagi muhakkak §ehvet ve irade-i nefsani- 
si olur. 

Bu beyt-i §erifde Riistem pehlivan hakkindaki bir rivayete isaret buyrulur, 
§6yle ki: Riistem Kabil hiikiimdannin iizerine yiiriidii; hiikiimdar ona 
mukabele edemiyecegini bildigi cihetle, Riistem'in oglunu bir tedbfr ile yani- 
na aldi ve kendine tarafdar yapti ve Riistem'in ne suretle ele gegirilecegini on- 
dan sordu. da, Rustem'e asker ile mukabele miimkin olamayip, bir hfle 
yapilmasini teklff etti. Riistem'in yolu uzerine gayet geni§ bir kuyu kazdilar 
ve iistunii belli olmayacak surette orttuler. Riistem zafer ve devlet istihsali 
hayal ve arzusuyla Kabil uzerine yiiriirken o kuyuya dii§tii; ve onun bu ha- 
li darb-i mesel oldu. 

821. 'TZenim ofoi §ehvet sarho§luflundan kesil; sehvet sarhoslugunu devede qprl 

Ey Hak yolunun saliki, mademki insansin; ve Hak Teala insanlara kiymet 
vermi§tir; ve hadis-i kudsfsinde JU-^ dk&± _> ^^ *LiVi cjlu ^\ ^i i ya'ni 
"Ey ibni Adem, e§yayi senih igin yarattim ve seni de benim igin yarattim" bu- 
yurmu§tur. Ve keza Kur'an-i Kerim'de de U^ J*'j^ J l* °ft '$*■ ^y> 
(Bakara, 2/29) ya'ni "0 Allah Teala [ki,] yeryuzunde ola'n §eylerin hepsini 
sizin igin yaratti" buyurmu§tur. Binaenaleyh hayvanhktan vazgeg de, benim 
gibi §ehevat-i nefsaniyye sarho§Iugundan kesil; zira §ehvet sarhosjugu hay- 
vanlara yaki§ir. Nitekim hayvanat iginde §ehvet sarhoshigunu pek bariz bir 



*$%&> 



jgjkT*- AHMED AVNl KONUK 

suretde devede gov, zfra devede di§isine takarrub hissi hasil oldugu vakit ye- 
meden ve igmeden geri kalir ve agir yiiklere tahammiil eder. Ma'lumdur ki, 
§ehevat-i nefsaniyyenin enva'i goktur, bir kismi mal ve can ve kadin gibi 
maddi; ve bir kismi da kibir ve uciib ve gazab ve hikd ve hased gibi ma'ne- 
vfdir. Bunlann hepsi nefsin hazzma aid §eylerdir. 

822. Cihanda bu §ehvet sarhoflufltiTM da melek sarho§lugunun onunde hakir bill. 

Ya'nf "Alem-i kesafet olan diinya §ehvetlerinin sarhoshigu, alem-i letafet 
olan ruhaniyyet §ehvetleri sarhoshigunun indinde hakir ve a§agi bil!" Birisi 
§ehvet-i zulmanf, dfgeri §ehvet-i nuranfdir. 

823. Onun sarHojlujju, bunun sarho§liigunu hirar; o $ehvete ne vakit iltifat 
eder? 

ruhani ve nurani olan §ehvetin sarhosjugu, bu nefsani ve zulmanf olan 
sehvetin sarho§lugunu kirar. §ehvet-i ruhaniyyeden sarhos, olan kimse, hig 
nefsani ve cismanf olan §ehvete iltifat eder mi? Bittabi' zevk-i all icmde olan, 
zevk-i suflfye elbette meyl etmez. 

jy aJji djj* dy? J>yf- Sy. J>y- jy$> ^\ iJSjy^ U jijJm ^\ 

824. Taili suyu igmedik$e, aa su goz i$inde nur gibi latif olur laity. 

Ruhani ve nurani zevkm ne oldugunu duymamis, olan kimsenin indinde 
bu dunyamn zulmanf ve nefsani olan ezvak ve §ehevati goz nuru gibi ona 
latif gdruntir latif! Nitekim daima aci su igip, tath suyun viicudundan haberi 
olmayan kimse, susadigi vakit o aci suyu icmce, "Oh ne rahat-bahstir!" der. 
Eger tath su eline gegse, artik o aci suyun yiizune bile bakmaz olur. 



JUL* 



jj^t j ] s 



;W juT 



OLwl (jUoL) jl s-oja* 



825. Sdsumomn badelerinden bir katre, cant meyden ve sakilerden kurtanr. 

Asumamn badelerinden, ya'ni a§k-i ilahi sarabindan bir katra icmis, olan 
can, artik cismaniyet aleminin rakilanna ve §arablanna ve gul gehreli sakile- 
rine asla iltifat edemez olur. Eger a§k-i ilahi da'vasinda bulunan ba'zi kimse- 
ler, surf raki ve §arabdan ve latif sakilerden sarho§ olmaktan zevk almakta 



G^jgp 



ggX^* MESNEVl-I §ERlF §ERHt / V. ClLT • MESNEVI-3 • 

iseler, muhakkak bilsinler ki, o da'va ettikleri ask-i ilahi §arabinin katrasim bi- ', 
le icememisterdir. Ondan dolayi nefsani sarhoshiklann zevkine dalmisjardir. 

826. JAcaha melekler i$in ve celdhiden temiz olan ruhlar i$in ne sarho§luklar 
olur! 

Nefsani ve cismani olan §ehvetlerden boyle sarho§luklar olursa, acaba te- 
celliyat-i ilahiyyenin tema§asmda miistagrak olan melekler igin ve azamet-i 
ilahiyyeden, nefsani sifatlardan temizlenmi^olan ervah-i kamilfn icm ne sar- 
ho§luklar vaki' olur; artik kiyas et! 

827. ZKi, hir kokusuyla onun uzerine gonill hacjlami$lar , hu cihan hadesinin ku- 
piinu hirmi§larclir . 

oyle bir §arab-i ilahidir ki, onun kokusunu duyanlar o §araba goniil ver- 
misjer ve bu diinyanin sarab ve rakilanmn kuplerini kirmisjardir. Cenab-i Pir 
efendimiz o sarabi bir gazellerinde soyle tavsff buyururlar: Beyt: 

jl^lS" OUj OUa ^ijj> °jj^» ^^>- j -^^v* jj\ t-**j%- £ *£" <— 'Lr^ t)\j\ 

"0 §arab~i ma'nevi oyle bir §arabdir ki, eger ondan bir katre damlasa, corak 
topraktan derhal btgiilistan zuhur eder. oyle bir §arab-i la'ldir ki, egergece 
yansmda kaynayip ti§irdasa, gok He yer arasi, ondan nurlara gark olur. " 

828. <S%ncak onlann gayri ki, kabirlerde flizlenmi$ hir kiifjar gibi, iimia'siz ve 
uzakhrlar. 

Ancak o §arabm kokusunu alanlann gayri bir taife vardir ki, onlar toprak 
altinda her iki alemin ezvakindan mahrum kalmis, olan kafirler gibi, cesedle- 
rinin kabri iginde, o §arab-i ruhaninin kokusunu almaktan umidsiz ve uzak 
bir haldedirler. Ya'nf kiiffann ervahi ba'de'l-mevt, alem-i illiyyine uruc ede- 
meyip, nasil toprakta mahbus kalrm§lar ve diinyamn kazib zevklerine alet 
olan cesedlerini kaybedip bu zevkden ve alem-i illiyyine de uruc edemeyip, o 



<^p^> 



AHMED AVNl KONUK 

alemin de zevkinden mahrum kalmi§lar ise, bu sarab-i ma'neviyi miinkir 
olanlar dahi cesedlerinin kabri iginde onlar gibidirler. 

829. !7(er iki alemden na-iimid olmu§larikr; nihayetsiz dikenler ehmi$lerdir. 

Bu munkirler, sifat-i nefsaniyyelerinde mustagrak olmakla, diinyada elde 
edilebilecek ezvak-i ma'neviyyeden ve ahiretde de mev'ud-i ilahf olan sa- 
adetden na-iimfd olmu§lardir. Miiddet-i omurlerinde sifat-i nefsaniyyeleri ah- 
kamini icra etmekle nihayetsiz dikenler ekmisterdir. 

830. Dmdi sarhosluhlarindan dediler: "6y yazih, yeryuzune hulut gtbi yacjmur 
[828] -j-L/" 

vere utt/t: 

imdi o Harut ve Marut, mertebe-i melekiyyetlerindeki sarho§luklanmn 
te'siriyle dediler ki: "Eyvah! Yazik bu ehl-i diinyaya, ne olur idi biz ehl-i diin- 
ya arasmda bulunup, yeryuziine bulut gibi hayat-i ma'nevi ve rahmet yag- 
murunu verse idik!" 

Hind niishalannda bu beyt-i §erifin ibtidasmda su iinvan vardir: &*f \J 
ju &- o> j \j c^j^i fli. o_j> j & jjL* Ya'nf "Harut ve Marut'un makam-i 
beseriyyet temenni etmesi ve Hak Teala'run gayreti." 

li_j j obLp _j t->L*;l j Jjlp W- -il-U jjjJ ^Jj ju*S 

831. Wf Bu zulum mahalline adl u insaf ve Jbadat ve-vefa dosese idik! 

i 

832. ^Bo/m dediler; ve haza deii: **3u,rl <JAyaklanmzin oniinde, zahir olma- 
yan <pk tuzah vardir." 

Ya'nf bu iki melek bu sdzleri soylediler; fakat kaza-yi ilahf dahi onlara: 
"Durun, o kadar ciir'etkarlik gostermeyin; zira ayaklannizin oniinde, ya'nf 
be§eriyete nuzuluniiziin oniinde, sizin gormediginiz ve bilmediginiz birgok 
tuzaklar vardir." 

833. Sakm kustah olarak hela sahrasma gilme; sakm korcesine OCerbela'ya aitme! 



c $^> 



MESNEVl-1 §ERtF §ERHl / V. ClLT • MESNEVl-3 • 

"Bela sahrasi" ve "Kerbela"dan murad, alem-i kesafet olan diinya ve be- 
§eriyyet alemidir. Ya'nf "Lisan-i kaza o meleklere dedi: "Sakin ciir'etkarane 
bir suretde bela sahrasi olan alem-i kesafete ve kanlar dokiilen Kerbela mey- 
danina miisabih beseriyyet sahnesine gitmeyin." 

834. £ua halihlerin kilmdan ve kemi^inden, salihlerin ayagi yol bulmaz. 

Zfra o alem-i kesafetde helak olan efrad-i be§erin killanndan ve kemikle- 
rinden sath-i arz pek doludur ve zemin iizerinde yiiriiyenlerin ayaklan, bun- 
lann ecza-yi viicudlanndan art basacak bir yer bulamaz. Nitekim Omer Hay- 
yam bu ma'nayi su rubaisinde boyle tasvir etmi§tir. Rubai: 

"Herbir hayvanm ayagimn altmdaki bir diken, birma'§ukun ziilfunun teli ve 
bir cananm yanagidir. Saraylann kubbesindeki herbir kerpig, bir vezirin par- 
magi ve bir sultanm bapdir. " 

835. Diak huyurdu hi: "<J/?une e$ olan kullar yeryuzii iizerinde hevnen yava$ 
surerler." 

" Avn" meded ve yardim ve "hevn" tevazu' ve yumu§aklik demektir. Bu 
beyt-i §erffde sure-i Furkan'da olan ^ j»'/f\ J* oyi 'j>&\ j^)\ jU 5 
(Furkan, 25/63) ya'ni "Rahman'in kullan olan kimseler, yeryiizunde teva- 
zu' ile yiirurler" ayet-i kerfmesine isaret buyurulur. Ya'nf, "Rahman'in kulla- 
n olan kimseler hayat-i be§eriyyeieri sahasindaki adimlanm kemal-i tevazu' 
ile ve yava§ yava§ atarlar; ve yollan uzerine kurulmus. olan tuzaklara tutul- 
mamak igin, bu tevazu* ve yavashklan iginde daima ihtiyat iizere bulunur- 
lar." Fakat §eytamn kulldn olan kimseler, onlerini ve ardlanm hesab etmek- 
sizin tekebbiir ile ve acele ile kosup, nihayet dam-i belaya tutulurlar. 

J^j^j, j °j£» j ^*y. j* JjM j* >Jj ^S? **s. k 

836. ^fialin ayakli ve kafamn ve fikreiin ve perhizkarlujin flayri, dikenlihie na- 
sd flider? 



c^P? 



AHMED AVNl KONUK 



Bu diinya ve be§eriyyet alemi bir dikenli meydana benzer. Mesela yahn 
ayak olan bir kimse, boyle bir dikenlik igine du§tugii vakit, ancak dura dura 
ve bastigi yerleri du§iine diisune ve dikenlerden sakina sakina gider. l§te bu 
be§eriyyet sahasinda, sifat-i nefsaniyye dikenleri ruhunun ayagina batma- 
mak icm, boyle yiirumek icab eder. 

837. ISu kaza soylerdi; lakin onlann kulacji, kaynatji§lannm hicabi i$indehacj- 
lanmi§ idi. 

Ya'ni "Kaza-yi ilahf o meleklerin kulagina bu yukanda soylenen sozleri 
soylerdi; fakat onlar kendilerinin hal-i melekiyyetleri iginde sarhos, ve ask-i 
ilahfnin, alern-i kesafete gektigi perde ve hicab iginde kaynamakda oldukla- 
nndan, kulaklan bu sozleri isjtemez bir halde idi." 



Jjl «u~* j }j>- j\ *& \j Lgj\ j» y>r 



Ju\. 



j \&>J*s*- 



838. Qozlen ve- kulaklan haglami§lardir; onlann yayri ki, kendinden kurtul- 
mu§lardu. 

Kendinin varligindan kurtulup, vahdet-i viicud-i Hak'da miistagrak olmus, 
olan zevat-i faniyyeden ba§kalanmn ma'nevi gozlerini ve kulaklanni, mev- 
hum olan varliklannin perdesi ve hicabi ile baglami§lar ve kapami§lardir. 

839. Qozii inayetien ha§ka kim acar? [jazabi muhabhetten ha§ka kim sonduriir? 

Kalb gozumi Hakk'in meded ve inayetinden baska kim agabilir? Zira 
alem-i nefsaniyyet, mazhar-i4ahr-i ilahidir; ve onun ziddi, rahmet ve inayet- 
dir. Binaenaleyh zid, ziddi izale eder. Ve keza muhabbet, gazabin ziddidir; bi- 
naenaleyh ate§-i gazabi dahi, muhabbet-i ilahiyyeden ba§kasi sondiirup tes- 
kin edemez. 



ilJuJb AsA 4i\ j OI^n. ji 



■>W« 1 j u^ tj* 6iy ij M* 



840. Cihanda kimseye ievfiksiz cehd olmasm; ve <JMlah Teato docjniyu cok hilir. 

Higbir kimsenin, tevfik-i ilahiye mukarin olmayan cehd ve sa'yi olmasm; 
zira boyle bir cehd ve sa'yin, akibetde semeresiz kalmasi pek melhuzdur. Ve 
"tevfik"in ma'nasi matluba muvafakaten esbabin ca'lidir; bu da meded ve 



G\£J£6V3 



MESNEVf-1 §ERlF §ERHt / V. CtLT • MESNEVf-3 • 

inayet-i Hak'dir. Ve lubbii ve esasi, muhabbet-i ilahiyyedir; ve hubb-i ilahf, 
abdin Hakk'a olan muhabbetinden olur. Binaenaleyh bu mes'ele sirr-i kade- 
re taalluk eder ve sirr-i kader, abdin ayn-i sabitesinin isti'dadina menutdur; 
ve a'yan-i sabite suver-i ilm-i ilahidir. Binaenaleyh Allah Teala hazretleri her 
bir abdin ayn-i sabitesinin, lisan-i isti'dad ile taleb ettigi ve kendi hakkinda 
muvafik ve dogru olan §eyi bilir. 



-uioJjl JjlJU _j VjLJl -ulptj ^y cj JL-\ Cjjpy OJUs <->\y>- &<u«*S 

Musa (a.s.)in gelmesini Fir'avn'in rii'yada 
gormesi ve du§unce tedariki 



841. Jir'avn'a menstib olan cehd, vakiaki levfiksiz idi, o her netfi dihmek is- 
iedi ise sokmek oldu. 

Fir'avn'in kaza-yi ilahiye kar§i tedbirler ittihaziyla sa'yi tevfiksiz idi; ya'ni 
o tedbirler kendi ayn-i sabitesinin lisan-i isti'dad ile taleb ettigi §eyler degil idi; 
binaenaleyh tedbirleri aksine zuhur etti ve dikmek istedi, sokmek oldu. 

842. Onun hukmunde muneccimden bin kimse ve muabbir ve sanirden daki sa- 
utsiz kimse vat idi. 

"Miineccim" ilm-i nticum vasitasiyla hadisat-i atiyeyi ke§f eden kimseler- 
dir ve "muabbir" rii'ya ta'birinde mahir olanlardir. Ya'ni "Fir'avn'in emrine 
tabi' gok miineccim ve muabbir ve sihirbaz kimseler var idi." 

843. CMusanin kudumu, fjir'avn'i ve onun mulhunu harab edecektir" diye 
ona gosterdiler. 

Fir'avn'a rii'yasinda Musa (a.s.)in zuhur edip, miilkunu harab edecegini 
haber verdiler. 



cgXcp 



AHMED AVNl KONUK 



844. ilMuabbire ve niicum ehline: ^ Uiayalin ve aijursuz ru'yanm defi nasil 
olur?" diye soyledi. 

Fir'avn bu rti'yadan urktu, muabbirlerini ve muneccimlerini topladi: "Zih- 
nimde takarrur eden bu korkung vehim ve hayalin ve o ugursuz rii'yamn 
defi igin ne tedbir ittihazi lazim gelir?" diye sordii.* 

845. Uiepsi ona: wr Btr tedbir yapalvrn; dofftnah yolunu rehzen cjibi vuralim!" 
dediler. 

Gerek muabbirler ve gerek muneccimler: "Bu kudum ve zuhura mani' ol- 
mak igin tedbirler ittihaz edelim ve yol kesiciler yolculann yolunu nasil vu- 
niilar ise, biz de bu gelecek gocugun dogmak yolunu oylece keselim" dediler. 

846. iSaktbet o gece erisdx hi, onun mevlidi idi; o Jir'avtvAer hunu re y cjorduler 

847. OCi, o gun sabahleyin meclisi ve yadisahin tahiini meydan iarafina dtsa- 
nya cikar sirdar. 

Ya'nf "0 muabbirler ve miineccimlerin yaptiklan tedbir, Musa (a.s.)in ana 
rahmine dii§ecegi geceden bir gun ewel sabahleyin erkenden meclisi ve pa- 
di§ahin oturdugu tahti saray meydanma di§anya gikarmak; ve sonra atfdeki 
tedbirler! de yapmak idi." 



jL^i jl -UO L^olu *£ 



}&j£ j£ j i XsjAjki ^ 



848. Dmdi emretiiler, sehir i$inde alenen hukiimdar tarafmdan dellallar $a$ xr ~ 
swlar. 

849. Essala ey cumle Dsra&Aer, sah sizi o mehandan caauiyorl" 

850. Ta hi size nikcibsiz yuz qostersin; size mukafat i$in ihsdn elsin!" 



C £P? 



jgK^- MESNEVf-t SERfF SERHl / V. ClLT • MESNEVI-3 • 

Ya'nf dellallar: "Ey tsrafl'e mensub olanlar es-sala! Fir'avn sizin hepinizi ev- .j 
lerinizden saray meydanina caginyor. §imdiye kadar mahrum oldugunuz hu- 
zuruna da'vet ediyor. Size nikabsiz yuziinu gosterecek ve sizlere miikafat kas- 
diyla ihsanlar edecektir!" diye bagirdilar. "Es-sala" umum igin taam ihzar olun- 
dugu ve soguklarda ate§ yakildigi vakit da'vet ma'nasim mutazammin olan bir 
nidadir. "Israil" Ya'kob (a.s.)in lakabidir,- Ibranice "miintehab-i Hak" demektir. 

851. ,2ira o esirlere uzakltgin gayri yok idi; jfir'avn'i gormege izin yok idi. 

Bu da'vet, Bern Israil igin bir lutf-i mahsuts telakki olunurdu; cunkii onlar 
Fir'avn'in tebeasi olan Kibtiler arasinda esir idiler; ve bu gibi esfrler asla 
Fir'avn'i goremezler ve Fir'avn'in yiiziine bakamazlar idi; zira memnu' idi. 

852. Sger yolda onun online dii$seler idi, o yasakian dolayi yuz iistii yaiarlar idi. 

Efrad-i Beni tsraH eger yolda Fir'avn'a tesaduf etseler idi, yiiziine bakmak 
onlara yasak oldugu igin, hemen yiiz iistii yere kapanirlar idi. "Yase" yasak 
demektir, 

j^\ d\ C?Ui *Xj j 4ijJ jJ\ £** JLuJ *£ JU jj\ 4~-l 

853. fiasak bu idi hi, ht^bir esir vakiili vakitsiz o emirin yuziinu gormiye. 

854. ^olda $avu$lann sestnt isittihleri vakit gbrmemeleri icin, yuzii Invar a fe- 
vireler. 

Ber-miicib-i emr-i Fir'avnf, esfrler yolda Fir'avn'un alayma tesaduf eder- 
ler ve agik bir meydan olursa, yere kapanacaklar; ve eger mebanf arasinda 
tesaduf ederlerse, derhal yiizlerini duvara gevirecekler idi. 

855. Aje eger onun yuziinu gorurse, o mucrim olur; en fend olan sey, onun ba- 
§ina gider. 

Bern Israil' den biri bu yasaga ehemmiyet vermeyip Fir'avn'in yiiziine ba- 
karsa cinayet islemis olur. Ve en fena ve agir ceza ne ise, o bigare hakkinda 
zabita me'murlan onu tatbik ederler idi. 



'^P? 



AHMED AVNt KONUK 



«j> L*j ^.il 



ijr&y? 



*XJ! (j[ii ,J>J>~ 0L5> 2ji 



856. Onlara mumteni' olan likamn hirsi var idi; f&nku ademi, men olundujju 
$ey hakkmda hansdir. 

Efrad-i Bern tsrail Fir'avn'in yuzune bakmaktan memnu' olduklan igin, 
onlann iginde de Fir'avn'm menhus yuzunii gormege bir hirs ve bir §iddetli 
arzu var idi. Qunku men' olundugu §ey hakkinda haris olmak insanm tiyne- 
tinde merkuz olan bir hassadir. 



C* 



Musa (a.s.)m men'-i veladeti hilesi icin Bent israfl'i meydana da'vetti 



-U«l C-^-Ojsr- O-Ui oLiu^-i jS 



Jbjj «oJ\JU« t£y* &\ JT *\ (j\ 



857. M 6y esuler, meydan mahalli tarafina aidiniz; zira §ehen$ahilan cud (jormeh 
iimidi varciir!" 

858. Vakiaki DsraMer mujdeyi i§ittiler, te$neler ve ona cok mu§tak idiler. 

859. ZK&eyi yuttular ve o talafa ko§tular; kendilerini gosiermek icin siislediler. 

860. *INiiekim burada hvie Ulici olan tMoaol, w J\iisulilar' dan bir kimse isie- 
[858] . ,„ . .. u 

xxnv. dedx. 

Cenab-i Pir efendimiz zamamnda Konya'da Selcuki hukfimeti var idi; ve 
§arktan gelen Mogollar memalik-i Selcukiyye'ye mustevlf olmu§ ve Misir hu- 
kiimdan "Zahir Baybars el-Bundukdari" hal-i inkirazda bulunan hukumet-i 
Selgukiyye'nin memalikini zabt [gin hareket etmi§ idi. Selguk hukumetinin 
re's-i kannda bulunan Muineddfn Pervane, Mogollar ile ittifak etti. Selgukfler 



cs^, 



MESNEVf-t SERIF §ERHt / V. ClLT • MESNEVf-3 



ile Mogollar, askerlerini toplayarak Elbistan sahrasinda Melik Zahir'in aske- 
rine kar§i giktilar. Selgukiler muharebeye cesaret edemiyerek meydan-i harbi 
terk ile firar ettiler; ve Mogollar sebat etti, fakat maglub oldular. Melik Zahir, 
Kayseri uzerine yiirudii. Oraya kagan Muineddfn Pervane, Selguk hukiimda- 
n olan sultan Giyaseddih Keyhiisrev'i alarak Tokat'a gekildi. Melik Zahir Per- 
vane'ye adam gdnderip, kendisini da'vet etti ve firannin sebebini sordu; ve 
devlet-i Selcukiyye'yi Mogollar'in elinden kurtarmak maksadinda oldugunu 
bildirdi. Cevab alamadi. Bunun uzerine Kayseri'de serir-i saltanat-i Selgukry- 
ye'ye cuius ederek, selatfn-i Selgukryye adatmi icraya bastadi ve namma hut- 
be okuttu. On gun durduktan sonra §am'a avdet etti. 

Cenab-i Pir efendimiz FM Ma FiTi'in ilk faslinda Muineddin Pervane'nin 
bu halini tenkfd ve istigfar etmesini tavsiye buyururlar. 

Bu beyt-i §erifde bu vak'alara i§areten, Mogollar'in Misirhlar'dan intikam 
almak igin boyle Fir'avnane bir hileye te§ebbuslerini beyan buyururlar. 

861. uMisirlilar i bu iarafa cem' getlriniz, ta hi laztm olan kimse ele gelsinl" 

Mogollar, "Misirhlar'dan bir adam anyoruz; hepsini toplayip buraya geti- 
riniz ki, istedigimizi onlann arasindan bulup segelim" dediler. 



^juiJ 4-ij5 Olji aj>-\j^- iji (jjjfc 



Oi' 



! bi^j Jul ^j* aS" jfi> 



862. Dierkim geldi ise, Wr Bu degil&Uj ayah ol, efendi gel, o ko§ede otur!" deli. 

Misirlilar birer iki§er geldikge, "Hayir, aradigimiz bu degildir; gel efendi, 
surada otur!" diyerek rule ile habs ettiler. 

863. O^fihayet bu §we ile he-psi cent geldiler; bu hUe ile onlann boyunlanni vur- 
dular. 

Nihayet bu tarz ile Selgukiler arasinda bulunan Misirlilar'i bir araya topla- 
chlar; sonra maglubiyetlerinin intikamini kahbece almak iizere bu silahsiz bi- 
garelerin boyunlanni vurdular. 



jU (jMSj^ \j aH\ ^b 



jli ^iCl ijj^ &Jy*j^ 



864. Onun ugursuzlugu glbi, i5%llatia da'vel edici olan ezan larajina niyaz g'6- 
iiirmezler uLi. 



G $P? > 



AHMED AVNt KONUK 

Bu beyt-i §erifde cenab-i Pfr efendimiz Misirhlar'm basjanna gelen bu be- 
lamn sebeb-i batinisini ke§fen beyan buyururlar. Ya'ni "0 boyunlan vurulan 
Misirlilar, Allah' a da' vet ma'nasini mutazammin bulunan ezan-i Muhamme- 
di tarafina kulak asmadiklan ve namazi niyazi terk ettikleri igln, bu fiillerinin 
ugursuzlugu olarak onlann basjanna bu bela gelmi§tir." Evamir-i ilahiyyeye 
itaat etmeyen bir kavmin mutlaka bir bela-yi syriye ducar olacagma isaret 
buyurulur. 

865. <y\iehkami da'veti onlan $ehti; ey relict, seyianin mekrinden korh hai 

"Resjd" istilah-i §er'fde, malini muhafaza hususunda takayyud ederek, se- 
feh ve tehzfrden tevakkf eden kimsedir. Sefihin aksidir; akil ve kar ve faide 
yolunu bilen kimsedir. Ya'ni "Pek ziyade mekr ve hfle yapici olan Mogol'un 
da'veti Misirhlar'i veyahud Fir'avn'm da'veti Israilliler'i kendi taraflanna gek- 
ti; binaenaleyh bu gibi goz ile goriilen insan §eytanlannin ve goz ile gorul- 
meyen cin §eytanlanmn mekir ve Melerinden korkun!" 

866. Jakulerin ve muhtii$larin sesini isii, ta ki senin kvdacjin htlekann sesini 
tutmasm. 

Ya'ni "Senin kulagina bu gibi Mekarlann sesi te'sir etmemesini istersen, 
ey hali vakti yerinde olan zengin efendi, fakirlerin ve muhtacjann seslerini ve 
derdlerim dinle; ve miimkin oldugu kadar onlara gare-saz olmaga gayret et! 
Senin bu fiilin berekatiyla senin kulagim bu gibi hilekarlann sesinden muha- 
faza buyursun." 

867. IJakm dilenciler tama'kar ve firkin huyludurlar; sen goniil sakHbini sikem- 
harlartn i^ihie aral 

Vakia senin zannm gibi, dilencilerin pek gogu tama'kardir; ve cem'-i 
nukuda sai girkin huylu kimselerdir. Fakat goniil sahibi olan evliya-yi Hak 
alelekser bu gibi zelil ziimre arasina kan§ip, kendilerini nazar-i halktan setr 
ederler; ve onlar bu dilencilerin ahlakindan pak ve munezzehdirler. Binaena- 
leyh ahvalini iyice bilmedigin bir saile nazar-i hakaretle bakma,- ve bu gibi 
evliyayi bu lopculerin ve cerrarlann arasinda ara! 



Csypf 



MESNEVM §ERfF §ERHl / V. ClLT • MESNEVf-3 • 

C— -L^SjJ 0L« jJo\ Uj>j tl— (L^Sju-. \j jg Lji tit ji 

868. f Demzin dtbinde guher, ia$lar ile beraberdir; ayiblar arasinda fahrlar vardxr. 

Nitekim kiymetli inciler denizin dibinde, krymetsiz ta§lar arasinda bulu- 
nur. Viicudlanyla iftihar olunan kimseler, viicudlan cem'iyyet-i beseriyye 
arasinda ayib ve leke olan kimseler arasinda ya§arlar. 

869. Dmdi Dsraililer sabahian meydan iarafina kosucu olarak kayna$hlar. 

870. Uaktaki o, onlan kdeler ile meydana aoturdu, yuzunu onlara $ok taze gos~ 
[868] ierdl 

Fir'avn, bilciimle Bent tsrail efradim boyle bir hfle ile meydana topladi ve 
sjmdiye kadar onlara gostermedigi bir taze ve be§u§ yiiz gosterdi. 

871. 'DiMarliklar etti ve bahsi$ler verdi; o kubad onlara hem ata, hem va'tHer etti. 

"Kubad" padi§ah ve hiikumdar ma'nasinadir. Misir padi§ahi olan 
Fir'avn, tsraililer'in gonullerini alacak bir suretde muamele etti ve bah§isjer 
verdi; onlara hem boyle ihsanlar etti, hem de atfde daha biiyuk lutuflarda bu- 
lunacagim va'd etti. 

872. Ondan sonra "Canlanniz i$in, bu gece hepiniz meydanda uyuyunuz!" dedi. 

Fir'avn bu ihsanlan yaptiktan sonra onlara, "Tarafimdan canlanniza va- 
sil olacak lutuf ve aufetin devami icin, bu gece hepiniz bu meydanda yatiniz 
ve hicbiriniz evlerinize gitmeyiniz!" dedi. 

873. Ona: *Uiizmetler edelim, eger sen istersen, bir ay burada sakin oluruz" 
diye cevab verdiler. 

Zira Misir gibi sicak bir memlekette gece meydanda yatmak giic. bir §ey 
degil idi. 



*$$&> 



AHMED AVNl KONUK 



^ 



Fir'avn'in haml gecesinde, Beni Israfl'in kadinlanndan 
tefrfki sebebiyle meydandan §ehre §ad olarak riicu'u 



OUj jl Xjji j c„ 



S— * u£ 



OloLi x*\ j\j> oJLi , 



874. $ah n< ~Bu gece haml Qecesictir ve kaclinlardan uzakhrlar" liye $ailman ola- 
rak avid eiii. 

Fir'avn bu hilesini itmam ettikten sonra "Oh! bu gece muneccimlerin ha- 
ber verdigi kimsenin ana rahmine du§ecegi bir gecedir; ben ise Beni lsrail'i 
evlerinden meydana topladim ve kadinlanndan uzakla§tirdim. Bu gelecek 
§ahsin artik ana rahmine du§mek ihtimali kalmadi" diye sevinerek §ehirde 
sarayina avdet etti. 

875. Onun hazini olan Dmran dahi onun hizmetinde, onun hann-i sohheti ola- 
' rak heraber $ehre geldi. 

Fir'avn'in hazmedan olan Imran dahi, Beni tsrafl'den oldugu cihetle o da 
Fir'avn'in hizmetinde ve onun sohbetine mukarin olarak §ehre beraber geldi 
: ve o da evine ve zevcesinin nezdine gitti. 

876. ^Dedi: "By Dmran! Sen hu kavi uzerinde yat; sakm kadtn tarafina ait- 
me ve sohhet isiemel" 

Fir'avn, hazinedan olan Imran'a dedi ki: "Ey Imran! Sen de bu gece sa- 
• rayda yat, sakm evine ve zevcen tarafina gitme ve onunla muamele-i zev- 
l ciyyede bulunma!" 



c^^ 



MESNEVI-1 SERIF §ERHl / V. ClLT • MESNEVf-3 



877. ^ecfo: "6enm &a dergahm uzerinde uyurum; senin dil-kahindan ha§ka $ejf| 
diifunmem." 

878. Omrdn dahi DsraiMer den idi; fakat {jir avn in kalhi ve cam idi. 

Ya'nf "Efrad-i Bern Israfl'den hicbirinin Fir'avn'in huzurunda bulunmak 
selahiyyeti yok idiyse de, tmran, zekasi ve dirayeti ve sadakati hasebiyle bu 
yasaktan miistesna idi ve Fir'avn'in pek ziyade makbulii ve gozdesi idi." 

879. CAfe vakit zannederdi ki, o isyan etsin; o hi fir'avn'in caninin horkusu- 
dur, onu yapsin. 

Fir'avn, bu kadar sadakati olan Imran'in kendisine isyan ve muhaiefet 
edecegint ve camnin korktugu o gecedeki muamele-i zevciyyede bulunacagi- 
ni asla hatmna bile getirmezdi. 



C^ 



Imran'in Musa'nin anasiyla cem' olmasi 
ve Musa (a.s.)a hamile olmasi 



880. <£a/i flitti ve o, o dercjah uzerinde uyudu; e§i, onu fjormek i$in gece yansi 

[ 87g ] ij. 
geldi. 

"Fir'avn, yapilan tefrik tedbirinden memnunen harem dairesine gitti ve o 
imran dahi sarayda kendisine gosterilen mahalde yatip uyudu. Herkes uyu- 
yup, el etek gekildikten sonra, Imran'in zevcesi, zevcini gormek igin gece ya- 
nsi geldi." Bu beyandan Imran'in zevcesinin de sarayda sakin oldugu anla- 
§ilmaktadir. 



<^^> 



AHMED AVNI KONUK 



881. yiaiin onun uzerine du§tu ve onun dudafjmi opiu; o gece i$inde onu uy- 
kudan st^rath. 

Min-tarafillah kadma zevcinin muhabbeti galebe etti ve gece yansi 
imran uyurken gelip onun dudaklanni optti; bu temasiyla tmran'i uykusun- 
dan sicratti. 

(j~J y. s-J j' **£ &\j\i *~»j> Jpy*' *^ i L^J j ^ j'*^ **-"* ^ 

882. O uyandi ve hadini, dudaaindan, onun dudacji uzerine huse yagdirici oldu- 
cju halde latif cj'ordu. 

Imran uyandi ve zevcesinin dudagi Ia-yenkati' buseler yagdmci olmasm- 
dan igi giciklanarak latif gordii ve §ehveti galebe etti. 



883. Dmran dedi: Wr Bu zaman nicin aeldin?" n $evkden ve UiaWi'in haza- 
stndan!" dedi. 

Imran zevcesine "Bu tehlikeli zamanda nicm benim yanima geldin?" diye 
sordu. Zevcesi de, "icimde seninle temas icjn bir §evk hasil oldu ve bu §evk, 
kaza-yi ilahi ve hiikm-i Rabbam iktizasmdandir" diye cevab verdi. 

884. JAdam, onu muhabhetten kucaama $ekti; o demde nefsiyle cenye fjelmedi. 

Ya'ni "imran zevcesine muhabbetinden ve §ehvetinin galebesinden dola- 
yi, dayanamayip hemen kucagma gekti ve o anda bu tehlikeli zamanin ba§i- 
na getirecegi belayi muhakeme edip nefsiyle miicahedeye kadir olamadi." Ni- 
tekim §ehvet galebesiyle dag kecjsinin kendisini iki dag arasindaki ucuruma 
attigi, kissada gecmis, idi. 

885. Onunla $ift oldu; emaneti tevdi etti, ha'dehu ona dedi: 'By kadtn, hu har-i 
akd dejjildir!" 

Nihayet Imran zevcesiyle muamele-i zevciyyede bulundu ve onun vucu- 
duna emanet-i ilahiyye olan Musa (a.s.)in nutfesini tevdf etti; bu suretle 



*$$&> 



MESNEVl-1 §ERlF §ERHt / V. ClLT • MESNEVl-3 • 

hiss-i §ehvet zail olup, akli ba§ma geldikten soma zevcesine dedi ki: "Ey ka- 
din, bu yaptigimiz i§, bu zamanda aklin i§i degildir." 



886. nr Bir demir, hir tas iizerine farph ve ales dogdu; hir ale$ ki $ahdan ve onun 
mulhunden kin $ekicidir." 

"Bu yaptigimiz is, ona benzer ki, bir demir ve gelik cakmak ta§i iizerine 
garptti; bu musademeden bir ate§ gikti ve o ate§ Fir'avn'dan ve onun mul- 
kunden kin cekici ve onun kendini ve miilkunu harab edicidir." 

887. nr Ben hulut gibiyim, sen zemin ve dMusa nebai. Diak satrancin saki ve 
hiz mahz mat!" 

Bu beyt-i §erff tmran'in lisamndan Hz. Pir efendimiz tarafindandir: "Ey 
zevcem, ben bulut gibiyim; sen de arz gibisin; ve Musa dahi yerden biten ne- 
bat gibidir. Bulut yagmur getirip, arzdan nebatin bitmesine sebeb oldugu gi- 
bi, ben de senin arz-i cisminden nebat gibi olan Hz. Musa'nin bitmesine se- 
beb olurum. Ve bu viicud-i izaff alemi bir satrang tahtasma benzer; viicud-i 
hakiki-i Hak o tahta iizerinde, satranc. tahtasi iizerindeki §ahdir ve galibdir. 
Nitekim ayet-i kerimede .J.i 'J* uU '<Li ' 3 (Yusuf, 12/21) ya'nf "Allah Teala 
emri iizerinde galibdir" biiyurulur; ve bizim viicudat-i izafiyyemiz ise, o §a- 
hin muvacehesinde mat ve maglubdur." 

888. "By arus, matt ve galibi sahdan hil; onu hizden hilme, hize teessuf eime\" 

"Mat" ve "biird" §atranc oyunu istilahindandir. "Mat" maglub ve "biird" 
galib demektir. "Ey Hakk'in tecelli-i cemalisinin mazhan olup, gelin gibi olan 
zevcem! Bu viicud-i izaff alemindeki galibiyyet ve maglubiyyeti, §ah-i hakiki 
olan Hak'dan bil. iki haii, bizim mevhum olan viicudat-i izafiyye[miz]den 
bilip bey nude teessuf etme; fail-i hakiki ancak Hak'dir." 

889. ur Bu o seydir ki, jfir'avn ondan korkardi, senin $iftin olducjum hu dem 
var oldu." 



^^P? 



AHMED AVNl KONUK 



"Bu bizim fiilimiz oyle bir fiildir ki, Fir'avn o fiilin vuko'undan ve netfce- 
sinden korkar idi. Seninle muamele-i zevciyyede bulundugum bu anda, onun 
korktugu fiil ve netfce hasil oldu; ve Fir'avn'in bu fiil ve netice vaki' olma- 
mak igin yaptigi fedakarhklann hepsi bo§a gitti." 



d 3 * 



_iL oJUJJ \jA ji 4S" C^ju»\s-<la j\ JLaj \j CJ&r <i\y^ &$^ C-s-^j 

Imran'in zevcesine miicamaatdan sonra: "Sen 
beni gormemis, olasin!" diye vasiyet etmesi 



890. "sZ,ahir kilma; hi$ bunlarian dem vurma, id ki henim ve senin iizerine yiiz 
I 888 ] i„ .. 1 . .// 
huzun gelmesin'. 

"Ey zevcem, sakin aramizda vaki' olan bu mukareneti meydana gikarma; 
ve hem senin ve hem de benim (izerimize bircok belalar gelmemek icin, bu 
hallerden higbir kimseye bir §ey sdyleme!" 



(jJjU <j\ X^j tgi*^U Oj^- 



,UI J J^ \Xj c-iVp 



u* 1 j ui J ^- ,a ^ 



891. Uf I?wnm asart aki&ef 2aKir olur; ey ndzenin, mddemki aldmetleri eri§ti." 

"Ey nazenfn olan zevcem* mademki muneccimler boyle bir cocugun zu- 
huru alametlerini ke§f edip, ihbar ettiler ve bu miineccimlere bu cocugun zu- 
huru alametleri eri§ti ve munke§if oldu, bunun nutfesinin ana rahmine dii§- 
mesinin asan da felekde akibet zahir olur." 

'j* ^ (_f* J, J t>^" j' *V"J t/* ^J^ ^*«V t£j~- j* OUj ji 

892. 'Derhal meydan iarafindan, halktan na'ralar eri§li ve havd doldu. 

Imran zevcesine bu sozleri soyler soylemez, halkin muctemi' oldugu mey- 
dan tarafindan, halkin na'ralan ve yaygaralan koptu ve heva-yi nesfmi bu 
yaygaralar ile doldu. 



*$%&> 



MESNEVl-f §ERlF §ERHt / V. ClLT • MESNEVI-3 • 

Cenab-i Pfr efendimiz bu beyt-i §enfde, sadanin vasita-i inti§an, heva-yi 
nesimf olduguna i§aret buyururlar. Ve bu na'ralar iizerine Imran'in zevcesi- 
nin de kacmis, olmasi tabiidir. 

OU c—I^UIp ^ ^ <uAjj L OL*j Ol d— ■*■ djji c—jA Oljt ati 

893. $ah o zaman o heyhetien, "JAflSh olan, hu gulyuleler nedir?" diye, yalm 
ayah. dtsartya firladi. 

894. "<J\ieydan tarafindan ne ses ve feryadSkr ki, onun heyhetinden cinni ve 
seytan urker?' 

Fir'avn, bu yaygaralan miiteakib urkttii: "Yahu! bu heybetli gulgule ve 
meydan tarafindan gelen bu ses ve feryad nedir ki, onun heybetinden ve 
deh§etinden cinnfler ve §eytanlar bile urker," diyerek yahn ayak, harem da- 
iresinden di§anya firladi. 

895. Dmran dedi: n <$ahimiza omr olsun; Dsratliler kavmi senden saddular! 

"imran Fir'avn' in sualine cevaben: "§arnmizin omru cok olsun, Bern lsra- 
il senden §ad ve memnundurlar." 

896. "<$aW ihsdmndan sadi ediyorlar; oynuyorlar ve ellerini cuviyorlar." 

"Bern Israil §ahimizm ihsanlanndan dolayi, izhar-i meserret ediyorlar ve 
ellerini girparak raks ediyorlar." 

*JLj $£ j> \j» *j»jX\ j *jhj dU _j Ul ijj jS" <^i £-^& 

897. ^Dedi: "Ola ki hu olsun, ammo, velakin vehim ve endive herd iyi doldur- 
du." 

Fir'avn Imran'a cevaben dedi: "Evet senin bu dedigin olabilir amma, ve 
fakat bu giiriiltu benim vehmimi ve du§uncemi pek ziyade tahrik etti ve kal- 
bimi, benim korktugum §eyin vehmi ve dii§uncesi geregi gibi doldurdu." 



*$%&> 



AHMED AVNl KONUK 

Fir'avn'm o sesten korkmasi 



898. ,r Bu ses henim canuni ha$kala§hrdi; act olan gamdan ve kederden heni ih- 
tiyarlath." 

oj C*Jj lt*^ > ' J ; * b '* - * J V**^ 4 ^*^ **^ ^-**J <j* i_/""**"' *^*' e5^ (J** 2 * 

899. <$ah dogurma vaktinde kamile gibi, biiiun gece ileri ve fieri cjittu 

Fir'avn, agnsi tutmu§ bir kadin gibi, butiin gece bir tiirlu uyuyamayip He- 
ri geri gezindi. 



u 



~j» o>: 



I oij) L>- j\ 



\y> d\j+* tj\ Cjf ^ OUj /> 



900. Uier zaman derdi ki: "6i/ Dmran, hu na'ralar heni yerimden pefc go- 



[898] 



turdu. 



Fir'avn, o gece gezindigi esnada Imran'a vakit vakit derdi ki: "Ey 1m- 
ran, bu heybetli na'ralar ve feryadlar, benim kalbimin metanetini yerinden 
sarsti." 

901. uMiskin Dmran 'in takati yok hi, nihayet ihtilai-i $ifli a$ik soylesin. 

Miskin ve aciz olan tmran'in, kavi olan Fir'avn'a kar§i takati ve mecali 
yok idi ki, zevcesiyle vaki' olan temas ve ihtilatim agikga soyleyebilsin de, 
desin: 

902. Oii: "Dmran in kadini, Dmran a dahil oldu, ia ki uMusanm yildizi za- 
hir oldu." 



6 £pj 3 



MESNEVM §ERfF §ERHl / V. CtLT • MESNEVI-3 • 

"Hazfden" bir ko§eye girmek ve ko§ede saklanmak ma'nasinadir. Burada 
cima'dan kinayedir. Ya'nf Imran diyemez idi ki, "Imran'm kadini, Imran'm 
yanina gelip, muamele-i zevciyyede bulundu ve neticede Musa (a.s.)in yildi- 
zi zahir oldu." 

• <*t _ 

ff^ »f £j* J^r* r^j j> ^ j> ^ s~a j* 

903. Uier -peyaamber ki rahme gelcii, otmn ydciizi $erh uzerinie muntecim 



oh 



.w. 



"Muntecim" taban ve parlak demektir. Malum olsun ki, ilm-i hey'etin 
verebildigi ma'lumat fezamn namiitenahi olrriasi ve gorunen yildizlardan her 
birinin cesim kurelerden ibaret bulunmasi ve bu kiirelerin te§ekkulleri hak- 
kindaki faraziyyat-i istidlaliyyeleri ve onlann devir ve hareketleri gibi ma'lu- 
mat-i umumiyyeden ibarettir. Bu yildizlardan her birinin sebeb-i huduslan- 
na ve iizerlerindeki mahlukatm e§kal ve enva'ma dair olan bilgiler, ehl-i arz 
igin kamilen mechuldur. Ba'zi ulum vardir ki, ehl-i zahir, irtibatat-i maddiy- 
yelerine vakLf olmadiklan igin, onlan inkar ederler. Nitekim bu nevi' ulum 
ziimresine dahil ve bakm ve gumu§u ve civayi altin yapmaktan ibaret bulu- 
nan kimya ve iksir ilmini, yakin vakitlere kadar inkar ve hurafattan adde- 
derler idi. Vaktaki elektron nazariyyesi ke§f olundu, bu inkar da bertaraf ol- 
du. Bunun gibi ehl-i zahir indinde hurafatdan addolunan bir de "ilm-i nu- 
cum" vardir ki, bu ilim, erbabi indinde ma'lumdur; ve ondan hadisat-i miis- 
takbeleyi ke§federler. 

Bu mes'elenin hakikati budur ki, viicud-t hakiki birdir ve namiitenahfdir 
ve feza-yi bf-nihaye, ayn-i vucuddur. Bu viicudda tekevviin eden suver-i 
maddiyye, o viicud-i hakikinin izafatindan olup, onun mezahir-i esma ve si- 
fatidir; ve hepsinin hakikatleri bir oldugundan, kaffesinin arasinda revabit ve 
munasebat vardir. t§te bu ilm-i nucum bu revabittn ba'zilannm ke§finden 
ibarettir. Ve kendi viicud-i vehmilerinden fani ve viicud-i hakiki ile baki olan 
kamillerin ke§fi, bu ilm-i nucum erbabinin ke§finden daha all ve daha hakf- 
kf olup, onlarda hata olmaz. Hm-i nucum erbabinin ke§finde ve tedbirlerinde 
hata olur. Binaenaleyh her peygamberin yildizinin parlamasi mes'elesi dahi, 
ulum-i zahiriyye erbabi indinde mek§uf bir §ey olmadigindan, cehle miisteni- 
den inkara mahal yoktur. 



Csypp 



AHMED AVNl KONUK 



c* 



Gokyiizunde Musa (a.s.)in yildizimn peyda 
olmasi ve meydanda muneccimlerin feryadi 



904. ^fir'avn'm ve onart mekxinixi ve iedbuiniTi korlugtine, ontin o yddizi feleh, 
iizerinde -peyda oldu. 

Fir'avn'in yaptigi mekr u tedbfrlere ragmen Musa (a.s.)in o yildizi once 
gokte zahir oldu. 

905. fiundiiz oldu, ona dedi hi: "€i/ Dmran git; o gulgulenin ve o sesin vakifi 

ov: 

Fir'avn geceyi vehim iclnde gecjrdi; sabah olunca Imran'a dedi ki: "Ey 
tmran git, o geceki guriilru ve feryadin sebebini tahkik et!" 



906. Dmran meydan iarafina siirdu ve dedi: Wf Bu fie gulgule idi, $ahen$ak uyu- 
yamadi?" ., 

JL>- eJ»«ijj IjP i-^UwjI J?**-* *J^- *-*U- <i*ji j-" *^* j*> 

907. !7ler muneccim ha$i api/t ue elbisesi yirhk, matem ashahi gibi topraga hu- 
lanmi$. 

"Azza" sikintili sene ve musibete sabr etmek ve §iddet ma'nasmadir. Ash 
i te§did ile olup, beyt-i §erifde §eddesiz vaki'dir; ve bbyle de telaffuz olunur. 

908. iSashab-t matem gibi sesleri ve duzenleri efgandan iutulmu$. 



<yr&> 



MESNEVM §ERtF §ERHt / V. CtLT • MESNEVf-3 • 



Cenaze arkasindan bagiran ve feiyad eden ashab-i matem gibi o miinec- 
cimlerin sesleri ve seslerinin intizam ve ahenkleri kisilmi§. 

Oli JjijJ dyt- HjS' j*> j ^L>- Oo ftJbj-b jj aJLS' j> y j J^jj 

909. Sakallan ve safari yolunmu§ ve yiizleri yirtdmtf, ha§a toprak safilmi?, 
gozler kan dolu. 

Muneccimler sakallanm ve saglanni yolmu§lar ve tirnaklanyla yuzlerini 
yirtmi§Iar; ba§lanna toprak sacmi§lar, gozlerinden kanli ya§Iar gelecek dere- 
cede aglami§lar. 



JL- 



-Uju* , JLiJ Jl» 



^yi* ^*V tj 



J^ 



Wj 



■ C-o 



910. ^Dedi: ^Oiayudir; hu ne kari$ihlih ve haldir, uaursuz olan sene Itoiu hir 
ni$an mi veriyor? 

Imran miineccimlere dedi: "Hayrola, bu ne kan§ikliktir ve sizin bu haliniz 
nedir? Ugursuz olan bu senede fena bir alamet mi goriiyorsunuz?" 

911. Oziir getirdiler ve dediler: "By hey! ^Bizi onun takdiri esir eiti." 

Miineccimler Imran'a kar§i oziir dileyip dediler ki: "Bu zahir olan niihu- 
setde bizim asla sun' u kusurumuz yoktur; bizi Hak Teala hazretlerinin tak- 
diri esir ve aciz etti; ve tedbirierimizi ibtal eyledi." 



0l*~«! cfrr^ J. L* \Sjjfi 



jLp -t«l j^J Ol (,&Jc«s> t_~i 



912. [jece, o ^ocugun yildizi, hizim korlwjumiize gofl&n cdn-i iizerinde a$ikar 
oldu." 

"Bizim men'-i zuhuru hakkinda ittihaz ettigimiz tedbirlere ragmen, bu ge- 
ce §ahm ba§ina bela olacak olan o cocugun yildizi gokyiiziinde zahir oldu." 



& 



o 1 



ju ojU»» I* 



L»-jj j «~&~> <Jl i.6j\z»*> ij 



913, "O peygamberin yildizi gokyuzune vurdu; hiz aglamakian, ytldiz yagdiria 
olduk." 

"Biz o zuhur edecek peygamberin yildizim goriince teessuriimuzden doia- 
yi gozlerimizden yildiz gibi goz yashnm aglamaktan yagdmci olduk." 



"fi&P 



AHMED AVNl KONUK 

914. Dmran ho§ cjonul ile §ad idi ve nifak aheiinden "£$h el-firakl" diye, eli- 
ni hasina vurur idi. 

imran miineccimlerden bu sozu isjtince, kendi sulbiinden bir peygamber-i 
zisan gelecegine gonlu hostandi ve sevindi; ve fakat nifak ve gosteris, rihetinden 
Fir'avn tarafim iltizam ederek "Ah el-firak!" na'rasryla, ellerini basma vurur idi. 

915. Dmran hendini pur gazab ve ek$i yuzlii etti; deliler a'hi ahilsiz ve hussuz 
aiUi. 

Imran miineccimlere kar§i zahirde kendini pek ofkeli ve ek§i yuzlu goster- 
di ve deliler gibi akilsizca harekete ba§ladi. 



916. DUndisini acemi etti ve siirdii; pek seri sozleri cem uzerine okudu. 

Kendisini hicbir §ey bilmez bir acemi gibi gdsterdi ve muneccimlerin 
cem'iyyeti arasina suriip gitti; ve onlann cem'iyyetlerine hitaben pek sert 
sozler soyledi. "A'cemf ' soze muktedir olamayan ve agik ve fasih kelam soy- 
liyemeyen kimse demektir. Burada cahil ma'nasi murad buyurulur. 

917. kendisini tur$ ve fornix yavh; o tavla oyunlanni iers oynadt. 

tmran'm kendisini eksj yuzlii ve gamh gostermesi bir sanfa idi; zira onun 
igi mesrur ve di§i magmum b|r halde olup, tavla oyunlanni ters oynadi. 

918. Onlara dedi: "Denim sahimi aldathmz; hiyanetden ve tama'dan sabr et- 
mediniz." 

imran saha kendisinin kurb-i hususfsini beyan ederek, miineccimlere de- 
di: "Benim §ammi aldattiniz; ona kar§i hiyanet edip ilminizde ke§finizi tamam 
haber vermediniz ve sizi birisi bu sirnn meydana gikanlmamasim te'min igin 
mevaid ile itma' etti; siz de bu hiyanetden ve tama'dan sabr edip nefsinizi 
men' edemediniz." "§igfften" karar ve aram ve sabr etmek demektir. 



^^ 



MESNEVM §ERtF §ERHl / V. CtLT • MESNEVf-3 



a-j>Ljj !j U sLi ijjj <^j\ -Lii^jSJI Ijj&Li OlJu* c£j~« 

919. <3^^ 1 meydan iarafina ko-pardtmz; §ahimizin yiizuniin suyunu doktuniiz." 

"§ahimizi kanun ve drf ve adet hilafinda, iisera taifesine gostermek igin 
saraymdan meydan tarafina cjkardmiz ve iisera ontinde zelfl ettiniz ve Bern 
IsraiTe kar§i, yiizuniin suyunu dokdiinuz." 



oUp j\ f_j\ 9j\a \j U aLi 



Ot-*Js jJJl Jyij A^w- J O 



920. ur Bi2 $a/imuzt gamlardan farig getiririz, diye tekefful husiisunda elinizi 
goflsiiniiz iizerine vurdunuz." 



01*1 ^i IjU-i PjiJ'ji tj* OUjU 1 - (_^l C-aS _j JLJ-ij -Jt aLi 

921. t3afv <iahi t?iffi ve fle^i: "61/ hainlerl H&en sizi amansiz asayim." 

Fir'avn dahi bu feryadin sebebini duydu ve miineccimlere hitaben dedi: 
"Ey hainler, ben sizi amansiz astmp i'dam edeyim de goriin!" 

922. 'DCendimi giiliinecek mevki'e atirni; mallan du§manlara feda eitiml" 

923. \Ninayet ki bu gece DsraiMer'in hepsi, kadinlann rrwlfikatindan uzak 
kalddar." 

924. 'uMal ve yuz suyu flilli, i§ de ham! 'Dosiluk ve kerimlerin ef'dli bu mu 
olur?" 

925. oenelerce mad?icir ue hil'atler qotmdunuz; memlekeileri musellem t/er 



Hi 



xnvz. 



"Idrar" in'am-i daim demektir ki, maa§at-i miitevaliye murad olunur. 

926. x< Jleyleriniz ve hiineriniz ve nucamunuz bu mu idi? JZoy$ulersiniz ve 
mehharsiniz ve ugursuzsunuz!" 

"Tabla-har" bad-i heva [=bedava] yiyici ve lopcii demektir. 



<™^ 



AHMED AVNl KONUK 

927. yx< ~Ben sizi yutayun ve aies vurayim; yuziiniizii ve kulaflimzi ve dudakla- 
nmzi ho-paraytml 

fg J>y- \j Ui j A3 j J^> f£ JJ\ (>» lj U-i ^ 

928. ttr Ben st2t ate$tn. twknu ya-payim; ge^mis ay$imzi size nahos yayayiml 

"Sizi enva'-i azab ile kahredeyim ve atesm odunu gibi yakayim ve sizin 
gecmis. tatli ve zevkli ya§ayi§lannizi size aci ve tatsiz yapayim." 

929. Secde ettiler ve Heliler ki: "By hilivl 6jjer seytun ttzdea far neuW galtfc 
oliu tse. 

"Hidfv" padi§ah-i kavi ve melik-i azfm ma'nasmadir. Miineccimler 
Fir'avn'm bu muahazatma kar§i, huzurunda secde ettiler ve dediler ki: "Ey 
padi§ah-i azfm, eger bu tedbirimizde §eytan bu kere bize galib geldi ise," 

930. "Senelerce belalan def etmisiz; bizlerin yapmis oUujpimnz seyden vehim 
hayrandir. 

"Biz bu tedbirimizde maglub olduk ise de, rmintesib oldugumuz ulum-i 
niicum sayesinde senin basma gelecek belalan senelerce def etmi§iz; biz 6y- 
,le §eyler yaptik ki, evham-i be§er o §eyleri goriip hayretde kaldi." 

"Maha" bizler demektir. Her ne kadar kaide-i lisaniyyeye gore zi-ruh 
olanlann cem'i "an" ile gelir ise de, ba'zi kere zi-ruh olanlar igin de, gayr-i zi- 
ruh olanlara mahsus olan "ha" edat-i cem'i musta'meldir. Nitekim 920 nu- 
marali beyitte "gamna" yerine "gaman" isti'mal buyurulmu§tur. Ba'zi nusha- 
larda "maha" yerine "mayan" da vaki'dir. 

Siy*. jjj| ^>.j j C-^j>- J»\ *jkaj -b-L -Li Ji*Sj>- _j U j\ -Li Cjf 

931. "Dizden fevt oldu ve onun hukmu zahir oldu; onun nutfesi st$radi ve ra- 
himde aizlendi." 

"Bizim tarafimizdan yapilan re'y ve tedbir fevt oldu ve netfcesiz kaldi ve 
Hak Teala hazretlerinin hukm-i ezelisi ve kazasi zahir oldu. cocugun sulb-i 
pederdeki nutfesi, onun viicudundan firladi ve anasinin rahmine gizlendi." 



snj25<I&o 



MESNEVI-1 §ERlF §ERHl / V. ClLT • MESNEVl-3 • 

"Hazfden" resfden vezninde yava§cacik bir yere gitmek ve gocuklar gibi 
surtiinerek yuriimek ve bir ko§eye gizlenmek demektir. 

932. "JJafeaf ey buyuk §ah, bunun istigfan olarak, biz dogum gununii gbzetliye- 
km. 

"Kubad" Nusjrevan'm babasmm adidir; sah-i azim ma'nasinda mus- 
ta'meldir. "§ah-i kubad" §ehen§ah demek olur. "Istigfar" bir kusurun setri- 
ni istemek demektir. Ya'ni "Miineccimler Fir'avn'a dediler ki: "Ey §ehen§ah, 
biz bu defaki kusurumuzun setrini taleberu o pocugun dogacagi gimii go- 
zetliyeUm!" 

933. * "Onun docju§ giiniine biz rasad baghyalim, ta ki fevt olmasin ve bu kaza 

si$ramasm!" 

"Mflad" dogmak vakti, "rasad" intizar ma'nasinadir. Um-i hey'et erbabi ve 
muneccimler istilahinda yildizlann tulu' ve gurubu ve esrar-i felek muayene 
olunmak icjn, intihab olunan mekan-i murtefi' demektir. Zamanimizda bu 
mahallere "rasadhane" derler. Ya'ni "0 cocugun dogum vaktini ta'yfn igin biz 
rasadhane ittihaz edelim veyahud onun dogum vaktini bekliyelim ve bu ka- 
za-yi ezeli, suret aleminde nafiz olamamak igin, fevt olmayacak tedbifler itti- 
haz edelim!" 

934. By fikirler ve akil, senin re'yinin kolesi olan, eger nigah tutmaz isek, bi- 
zi ol&iir!" 

"Ey biitun fikirler ve akillar senin re'yine ve hiikmune tabi' bulunan 
§ah-i azim, eger bu def a da onun dogum zamanini gozetleyip, mani' ola- 
maz isek, bizi oldur!" dedijer. Ve Fir'avn da onlann bu sozlerini kabul edip, 
miihlet verdi. 

935. nJokuz aya kadar, gun gun saydi; ta ki hasttn dikici olan hukiim oku sic- 
ramasin. 



Gjgy>9g> 



AHMED AVNl KONUK 



"Duhten" igne ile elbise dikmek ve diismanin arkasindaki zirhi ok atarak, 
bu ok ile onun viicuduna dikmek ve saplamak ma'nasina gelir. Fir'avn'in vii- 
cudu, dii§mana ve tedbfrler du§mamn giydigi zirha ve kaza-yi ilahi, oka te§- 
bih buyurulmustar. 

Ya'ni "Miineccimler ve geceden i'tibaren dokuz aya kadar giin giin saydi; 
bu dikkat ve i'tinayi, tedbir-i zirhi, du§man mesabesinde olan Fir'avn'in vii- 
cuduna, kaza-yi ilahi oku dikmek icm yapular." 

936. uMekan, la-mekan uzerlne hamle getirdigi vakit, ha§ a$ai[}i gelir; kendi ka- 
lundan i$er. 

"Mekan"dan murad, cihat ile muttasif olan taayyiinat ve vucudat-i iza- 
fiyyedir; ve "la-mekan"dan murad, viicud-i mutlak-i Hak'dir. Ya'ni "Vii- 
cud-i izafi sahibi olan be§er, vticud-i mutlak-i Hakk'in hiikmiine ve kaza- 
sina kar§i re'y ve tedbir ile hucum ederse, bas, a§agi gelerek mutlak maglub 
olur; ve ancak kendi kanim iger ve helak olur." Bu beyit Hind niishalann- 
da >s- ij u^ ijij >j>- oy- ij <u>. diC V j d&> dy? ya'm "Mekan, la-meka- 
na hamle getirdigi vakit, kendi kanim doker, belalan satin ahr" suretinde 
vaki'dir. 



937. ^er^it2u jjok ile du^manlik ettiiji vakil, $orak olur, olumlukien ha§ $ikanr. 

Bu beyt-i §enf, yukanki ma'namn te'kididir. Hind niishalannda bu iki 
beytin arasinda jjj^ >j* dj+ j juJo^o^- j^/ j^-j. /" ^ us j. ya'ni "Her 
kirn kaza iizerine gece baskim getirse, ba§ a§agi gelir; kendi kamndan iger" 
suretinde bir beyit daha vaki'dir. Ve Ankaravi niishasma gore iki beytin birer 
misra'lan iizerine ziyade olarak iki misra' ilave edilmi§ olur. "Gogiin yere hu- 
sumeti," yagmur vermemesinden kinayedir. Yagmur yagmazsa, yeryiizii go- 
rak olur ve nebat bitmez ve eser-i hayat zahir olmaz, cemad halinde kahr. 



-U>^* j> zy*- jj-^j j OlsL*" 



-u; 



'J ur 4 A ^ t H t / ,u ' * cT* 



.\zi, 



938. \Naki§, nakka$ ile -penge vurursa, kendi htyiklartni ve sakaltni koparu. 

"Naki§"dan murad, viicud-i izafi-i beserdir ve "Nakka§"dan murad, vii- 
cud-i hakiki-i Hak'dir. 



G^^ 



MESNEVl-1 §ERlF §ERHl / V. ClLT • MESNEVl-3 • 



C^ 



Yeni dogurmus, kadmlan da Fir'avn'in mekr igin 
meydan tarafma gagirmasi 



939. ^Dokuz aydan soma, sah tahhni meydan tarafina dtsanya geiirdi ve sedU 
i'lan etti. 

Miineccimlerin tedbfri iizerine Fir'avn, evvelki sene yaptigi gibi yine tahti- 
ni meydan tarafina di§anya gikardi ve dellallar ?ikanp siki siki i'lan etti, soyle: 

940. Oii: "6y kadmlar, ku$uk $ocuklarimz ile meydana aeliniz; huiun Dsratt- 
Ur disan olunuzl" 

Ki: "Ey Beni israfl kadmlan, kiiguk cocuklanmzi ahp, meydana geliniz ve 
hepiniz evinizden di§anya cikiruz!" 

941. n< INasil ki yecen sene erkeklere hil'at eristi; ve onlardan her hir kimse ol- 
hn $ekti." 

Ya'ru "Gegen sene sah, ihsan etmek ve onlara bol bol altin dagttmak igin 
nasil ki Bern IsraiTin erkeklerini meydan tarafina da'vet etti ve onlara sjmdi- 
ye kadar men' etmi§ oldugu cemalini gosterdi ise;" 

942. "Oiadmlar, acjah olun bu sene de sizin ihhaliniz vardir, ta ki her hiriniz 
istedip hir seyi bulsun." 

"Ey Beni Israfl kadmlan, haberiniz olsun ki, bu sene de o ikbal ve devlet 
size tevecciih etmi§tir. Bu ikbal sayesinde akibet her biriniz istedigi her bir lu- 
tuf ve atifete nail olur." 



c^s^ 



AHMED AVNl KONUK 



943. CMnhakkak kadmlara vaslet ve hil'at verecek; $ocuklara da sirmah tak- 
keler hoyacak. 

"Vaslet" lugatte bir §ey par^asi demektir; burada ihsan nev'inden bir §ey 
demektir. "Hil'at" elbise-i fahire ve ihsan ma'nasinadir. 

944. "!7{er /urn fci o, bu ay doflurmu§tur; aaah olun, $ah-i meklnden hazineler 
alsinlar!" 

"Bu ay zarfinda doguran kadinlann haberleri olsun ki, mekanet sahibi 
olan §ahdan hazfnelere malik olacaktir." 

945. O kadmlar $ocuklanyla di§an oldular; sevinerek sahm $admna kadar gel- 
diUr. 

"Tiflek" tiflin ism-i tasgfridir; "an" edat-i cemi'dir. "Tiflekan" cocukcuklar 
demektir. Ya'ni "0 sene dogurmus, olan kadmlar bu i'lam isjtince hepsi bu kii- 
guk cocuklanni alip di§anya firladilar ve sevinerek §ahm meydan tarafina ku- 
rulmus. olan cadmna kadar geldiler." 

j$» _j Jls«o jt Jilp d\>X~* <Jj^ jlr" j -*-* ^Jjri a ^jy ^J J* 

946. Dier yeni dogurmu§ kadm, Kile ve hahirdan aafil olarak, sehirden meydan 
taraftna disan oldu. 

"Destan" hfle ve mekir ma'nasinadir. 

947. ^Uaktaki hiitiin kadmlar ona cem! aeldiler, her ne ki o erkek idi, anasxn- 
dan aldilar. 

Butun Beni tsrail kadmlan bu va'de aldanarak Fir'avn'm cadm etrafina 
toplandilar; kucaklannda bulunan yeni dogmus, gocuklardan hangisi erkek 
ise me'murlar, derhal onlan analannin kucaklanndan aldilar. 

948. r Du$man bitmemek ve hubat artmamak vein, ihiiyat budur diye onun basi- 
m kestiler. 



*$$&> 



MESNEVl-1 §ERlF §ERHi / V. ClLT • MESNEVf-3 • 

"Hubat" akla anz olan burukluk ve delilik ve kendini ca'li olarak deli gos- 
termek ma'nalanna gelir. Burada akil perfsanligi demek olur. 

Ya'nt "Fir'avn'in ve saltanatmm diismam olan gocuk ne§v u nema bul- 
mamak ve Fir'avn'in aklimn peri§anligi tezayiid etmemek igin, ittihazi la- 
zim gelen tedbir-i ihtiyatf ancak budur diyerek, aldiklan gocuklann ba§lan- 
ni kestiler." 

OIjap f.4JUrj OIjIjp OX»l j ^!sLJI -Up ^y 0-t»l syry. 

* Musa (a.s.)in vucuda gelmesi ve me'murlarin Imran'm evine 
gelmesi ve Musa'nm validesine "Ate§e at!" diye vahiy gelmesi 



■ijj j tjj-i! jljl Jl^>- jJUl j^b ijj sly, ^>y* *£ b\j*£- Oj -ij>- 

949. Dmran'm kadini hi, uWusayi aolurmu§ icti, o fitnecUn ve dumandan ekk 
topladi. 

Musa (a.s.)i hamile olan Imran'm zevcesi, sair Bern Israil kadinlan gibi 
da'vet-i vakia lizerine meydana gitmedigi igin, Fir'avn'in o sene dogan erkek 
gocuklan katl etmek fitnesinden ve bu dumandan ve beladan etegini topla- 
mi§ ve vareste kalmi§ idi. 

Hind nushalannda "burde bud" yerine "zade bud" ve "dud" yerine "zud" 
vaki'dir. Bu suretde ma'na, "Musa (a.s.)i dogurmus. olan Imran'm zevcesi, o 
fitneden acele etegini topladi, ya'nf meydana gitmedi" demek olur. 



leo Ol jlx^y lJ ~«j»-L>- jfc 



I^jU- jj 4L15 Jlij ji 



950. O kdekar casusluk kin. evlerc ebe kadinlan qonderdi. 
[949] v 

hilekar Fir'avn bir taraftan gocuklan, kadmlan boyle toplayip, gocukla- 
nni olduriirdii; bir taraftan da ebe kadmlan evlere casus ve hafiye olarak gon- 
derdi. 



AHMED AVNl KONUK 

951. Ona <jam2 efftler Jd: nr Burada hir $ocuk vardir, o meydana cjelmedi, Zira 
onda vehim ve §ek vardirl" 

Hafiye olan ebe kadmlar, Fir'avn'a "Imran'm evinde bir gocuk vardir, o 
meydana da cikmamisUr; bunun igin o gocuk subhelidir ve onun aramlan go- 
cuk oldugu tevehhiim olunur" diye gammazlik edip haber verdiler ve Have- 
ten dediler ki: 

952. XV( TJu mahallede hir yaki$ikli kadin vardir; hir focuk tutar, velakin j>ur- 
fendir." 

"Bu mahallede bir giizel kadin ve bir de gocugu vardir; ve fakat bu kadin 
piir-fendir, ya'nf akil ve dirayet sahibidir; veyahud "piir-fen" ta'bfri gocuga 
rati' olup, o kadimn gocugunda ahval-i fevkalade vardir" demek olur. 

953. J7mdi avanlar o $ocuk i$in geldiler; Diuda'mn emrinden finna atti. 

"Avanan" burada Fir'avn'in me'murlan demektir. "Hafiyelerin ihban iize- 
rine Fir'avn'in me'murlan gocugu aramak iizere tmran'm zevcesinin evine 
geldiler. Hak Teala hazretleri vahy ile vaki' olan emri iizerine Musa (a.s.)i, 
validesi ev iginde yanmakta olan fmnin igine atn." 

954. haherliden kadm tarafma vahy aeldi ki, hu focuJt o Utalil'in aslindandir. 

Ta'lim-i ilahi ve tefhim-i rabbani iig kisim iizerine vaki' olur: Birincisi "va- 
hiy," ikincisi "ilham" ve iigiinciisu "firasef'dir. Vahiy hassa-i enbiyadir; ve 
ilham evliyaya mahsustur; ve firaset iki nevi' olup, birisi hikemi ve digeri 
§er'idir. Firaset-i hikemiyye, §ekil ve §emailden batinin ahvaline intikaldir; 
bu hiikemaya mahsustur. Digeri asar-i suretin teferriisu sebebiyle guyubdan 
mek§uf olur. Bu ilim evliya ile, havass-i mu'minin arasinda mii§terektir. 

Valide-i Musa (a.s.) peygamber olmadigmdan, ona vaki' olan emr-i ilahi- 
ye bu beyt-i §erifde "vahiy" ta'bfr buyurulmasi, "ilham" ma'nasinadir; ve il- 
ham sahih ve sabit olan bir ilimdir ki, Hak Subhanehu ve Teala onu alem-i 
gaybdan, havass-i evliyamn kalblerine kazf buyurur. Mutasavvife buna "ha- 



°m? 



jJPJK®" MESNEVf-f §ERfF §ERHl / V. CfLT • MESNEVI-3 • 

tir-i hakkani" de derler. Ya'ni "Musa (a.s.)m validesinin kalbine Habir oh 
Hak tarafindan ilka buyurulan ma'na bu idi ki, bu gocuk Ibrahim 
(a.s.)in ashndandir ve onun gibi bir peygamber-i zi§andir. 

955. "6y aies soauk ol, ismeti varHu; ate$ dagitici steak olmaz." 

Nemrud, Ibrahim HalMlah'i ate§e attigi vakit '^i^i 'J* uSC j b j j/ 'j* CI 
(Enbiya, 21/69) ya'ni "Ey ate§, Ibrahim'e soguk ve selamet ol!" hitib-i ila-ij 
hisi gelip, ate§ onun iizerine nasil soguk olup yakmamis, ve Hakk'in ismetijj 
ve muhafazasi vaki' olmu§ ise, Halilullah ashndan olan bir gocuga da, oyle- \ 
ce finmn atesj, onun eczasi viicudunu yakip dagitici bir sicak olmaz. 

956. ZKaiin vaky ile onu kivdamlar icine ath; Colusa mn ieni iizerine aief 
eser etmedi. 

957. ^Binaenaleyk avanlar murddstz olarak o iarafa aiitiler; yine gammazlar ki, 
onctan vakij uliler. 

"Avanan" yardimcilar demek olup, burada Fir'avn'in me'murlan murad 
olunur. Ya'ni "Fir'avn'in me'murlan muradlanna nail olamamaksizin, 
Fir'avn'in tarafina gittiler; fakat gammazlar ve hafiyeler ki, orada gocuk bu- 
lunduguna vakif idiler." 

Jl^- jjuta ts\j> jl djf-ji Jfcz Jui«ita yi \j*r\* iDLiljP \j 

958. HZirkac -para vein avanlar ile ^fir'avn'in kuzuruna macera kalAirddar. 

hafiyeler birkag paraya tama'an me'murlar vasitasiyla Fir'avn'in huzu- 
runa bu gocuk saklamakeezasim tekrar ihbar ettiler de dediler: 

959. DCi: *Cy me'mmlar, o iarafa aeri doniin, aurfelere iyi&en iyiye hakintzl" 

"Gurfe" yiiksek gardak ve ko§k ve kameriyye gibi ma'nalara gelir; bura- 
da evin dolap ve musandira gibi mahalleri murad buyurulur. 



C^p^ 



AHMED AVNl KONUK 



(5* 



jijji w>U \j ^y *£ f%~S\ «uip ^y j-^Lc JX.I ^j 

Musa (a.s.)m validesine, "Musa'yi 
suya at!" diye vahiy gelmesi 



960. ~^ine vafm/ jjelii ki: "Orat sui/a btrafc; t/uzii iimide tut ve sac yolma! 

Musa (a.s.)in validesine: "Qocugu suya birak ve bogulacagindan korkma; 
kalbinin yuzunii, onu bulmak iimidi tarafina gevir ve onu muvakkaten gaib 
ettigin icjn miiteessif olup saclanm yolma!" 

961. *Onu CA/iTe hirak ve i'timad et; hen seni ona yiiz aki ile eri$tiririm.' 

"0 gocugu Nil nehrine birak ve benim kudretime dayan, bu muvakkat 
gaybubetden sonra ben seni ona yiiz aki ile, ya'm o gocugun bir kihna bile 
bir hata gelmemis. oldugu halde, kavu§tururum." 

Malum olsun ki, bu kissa Kur'an-i Kerim'de mezkurdur ve sure-i Kasas'da 
soyle buyurulur: Si j j& Sf j pJ j J& ±M cj*- Uu <^) oi ^y f\'j\ i^-j\ j 
'JJp 'y iju4'j JLi! Ij^f, i;i JJl (Ka'sas, 28/6-7) Ya'rif "Biz Musa'nin anasma 
vahy ettik ki, onu emzir; onun uzerine korktugun vakit, onu denize birak ve 
korkma ve mahziin olma. Biz onu sana reddederiz ve biz onu miirsellerden 
kilanz." Kissanin tafsilati tefsirlerde oldugu gibi, hayat-i museviyyede gegen 
bu gibi vukuatin esran dahi, §eyh-i Ekber hazretleri tarafindan Fususu'1-Hi- 
kem'de Fass-i Musevf de beyan buyurulmu§tur, Onlann burada zikri uzun 
olur. 

962. niii soziin nihayeti yokiur; onun mehirleri de, hep onun hacatjina ve aya- 
cjina dolash. 



c^P? 



PpT MESNEVt-t §ERIF §ERHt / V. ClLT • MESNEVI-3 • 

Musa (a.s.)in kissasinin ve esrannm nihayeti yoktur. Hulasaten deriz ki: 
Fir'avn'in butun yapmis, oldugu hfleler ve mekirler, hep onun kendi bacakla- 
nna ve ayaklanna dola§ti ve kazdigi kuyuya kendi du§tii. 

jjj.5 ji 4jU- jj^e> jjJl ^y> Ojj j\ c^S" ^ Jit d\j\y» J-^> 

963. O iisanda t/tiz hinlerce $ocuk oldurdu; CMusa ise igeride evin sadnndadir. 

Musa (a.s.)irt validesi, emr-i ilahf iizerine ziftli bir sandik yaptinp, cenab-i 
Musa'yi igine koydu ve Nil nehrine saliverdi. Sulann aki§i, sandigi Fir'avn'in 
bahcesi bulunan bir sahile yana§tirdi. Sandik praya geldigi vakit, zevcesi Asi- 
ye hazretieriyle bir havuz kenannda otu'rmakta idiler. Sandigi gorduler. 
Fir'avn zevcesine sandiga bakmasim emr etti. tcinde bir gocuk oldugunu gor- 
diiler. Fir'avn, aradigi gocugun bu gocuk olacagi tevehhumiiyle oldiirmek is- 
tedi; fakat Hz. Asiye mani' oldu. Nitekim ayet-i kerimede soyle buyurulur: 

sas, 28/9) Ya'nf "Fir'avn'in zevcesi dedi ki, bu benim ve senin kufret-i ayni- 
miz olsun; caiz ki, bize faidesi olsun; yahud onu ogul ittihaz edeiim. Halbu- 
ki onlann Musa olduguna vukuf ve §uurlan yoktur." Fir'avn'in muvafakati 
iizerine sarayda terbiye ettiler. Binaenaleyh Fir'avn disanda birgok gocuklan 
oldurdiigii halde, Musa (a.s.)i kendi sarayinm sadnnda terbiye etti. Ve san- 
dik sahilde bir agag altina yana§mi§ oldugu igin adini "Musa" koydular; zira 
Kibt lisanmda "mu" su ve "sa" agag ma'nasina imi§. "mu" ma'dan ve "sa" 
dahi "sak"dan muharrefdir. 

oh jj* ^r jj^ ^ J^ J 1 J&- *** ^ y ^~5«S* (_r* ^j^ J* 

964. U2ak goriidi gozii kor olan, kdelerden tlolayi, her nerede cenin var ise 
(Lelilihten oldurdu. 

battn gozii kor olan Fir'avn hflelerden dolayi, her nerede yeni dogmus, 
bir gocuk var ise, akhna galib olan vehimden ve delilikten na§i oldurdu. "Ce- 
nin" ana karnindaki gocuk ma'nasmadir. Burada dogmu§ gocuga cenin buyu- 
rulmasi "kevn-i sabik" alakasiyla mecazdir. Nitekim biiyuk adamlara "gocuk- 
lar!" diye hitab olunur ki, evvelce gocuk idiler, ma'nasinda mecazdir. 

ijj t>}jj>- \j\-pr OULi p^ jjie- Ojpy y^» Jb U^jl 

965. <JAnud olan jfir'avnin mekri ejderha idi; cikan saklanmn mehrini yut- 
mus idi. 



eg^p 



AHMED AVNl KONUK "^8§ 

Iradat-i nefsaniyyesini icrada muannid olan Fir'avn'in mekri ve hflesi, ej- 
derha gibi azim ve miihim idi. Bilciimle nefsani olan cihan hukumdarlannin 
mekir ve hflelerini yutmu§; zira onlann mekirleri, bunun mekirlerinin yamn- 
da pek kiicuk kalmi§ idi. 

966. Jakal o pefc Jir'avn zfihir oldu; hem onu, hem onun mekrini gehii. 

"Fir'avn" Misir hiikumdarlanna verilen bir iinvandir. Nitekim Acem §ah- 
lanna "Kisra" ve Rum padi§ahlanna "Kayser" ve Habe§ hiikumdarlanna "Ne- 
ca§f" derler. Birinci misra'daki "o" zamiri Musa (a.s.)a ve ikinci misra'daki 
zamirler Fir'avn'a raci'dir. Ya'ni, "Fakat o Musa (a.s.), Fir'avndan daha 
Fir'avn, ya'ni Misir hiikiimdarlanndan daha kuvvetli bir hiikiimdar olarak 
zahir oldu. Ve onun kuweti oyle bir derecede idi ki, hem Fir'avn'i ve hem de 
Fir'avn'in mekrini cekti gotiirdii." 

967. Gjderha idi ve asa da ejderha oldu; tevf wt-t Uiuda ile bu, onu yuttu. 

Fir'avn'in mekri ejderha idi ve Musa (a.s.) in asasi da ona mukabeleten ej- 
derha oldu. Tevfik-i Huda ile bu asa-yi Musa (a.s.) o mekirleri yuttu. 

Malum olsun ki, asa-yi Musa (a.s.)in, sihirbazlann iplerini ve degnekle- 
rini yutmasi hakkmda iki kavil vardir: Birinci kavil ashabi, asa sihirbazlann 
iplerini ve degneklerini kamilen yutup, eser birakmadi derler. Ikinci kavil as- 
habi da, yalniz sihri ibtal etti ve ipler ve degnekler haliyle baki kaldi, derler. 
Hind §arihlerinden Bahru'1-Ulum hazrederi, ikinci kavle gore bu beytin ser- 
: hinde §oyle buyurur: "Bu beyt-i §enfde §una i§aret vardir ki, Musa (a.s.)m 
; asasi ejderha olup, Fir'avn'in mekrini yuttu; ve o, sihir iplerinin ve degnek- 
: lerinin yilan §ekliyle goriinmesi idi. Binaenaleyh iplerde ve degneklerde go- 
j riinmus. olan yilan suretini yutmu§tur. Ve bu yilanlann sureti Fir'avn'in rnek- 
f n idi ki, onun emriyle sahirler gostermis, idiler; ve yoksa iplerin ve degnekle- 
pn kendilerini yutmami§tir; zira ipler ve degnekler ne Fir'avn'in mekri ve ne 
pe sahirlerin sihri idi." Bu babdaki beyanat yukanlarda da gegti. 

$68. 61, din fevhtnde oldu; bu nereue kadar? ~$ezdana hadar ki, miinteha 
O'nadu. 



6 $P? 



MESNEVf-f §ERfF §ERHl / V. CiLT • MESNEVf-3 • 

"EI" kudretden kinayedir. Her bir kudretin fevkinde derece derece kuv- 
vetler vardir. Bu derecat-i kudret nereye kadar gider bilir misin? Ta Hakk'in 
kudret-i zatiyyesine kadar gider. Ve kudret, Hakk'in sifat-i zatiyyesindendir 
ve viicud-i izafi aleminde gorulen kudretlerin hepsi, o sifat-i zatiyyeden olan 
kudretde mahv ve mustehlek olur. Zira o viicudat-i izafiyyenin ve sifatlan- 
nin merci'i ve muntehasi rububiyyet-i mutlaka sahibi olan Hak'dir. Nitekim 
ayet-i kerimede ^i dt 'j\ 01 j (Necm, 53/42) ["Ve subhesiz en son van§ 
Rabb'inedir"] buyurulur. Ve'diger bir ayet-i kerimede de *^>J J> *ut Z (Fetih, 
48/10) ["Allah'm eli, onlann elleri uzerindedir"] buyurulur. 

969. JLtra o dipsiz ve kenarsiz bir denizdir; onun oniinde butiin denizler bir sd 
gibidir. 

Zfra o vucud-i hakikf-i Hak ve O'nun sifati dipsiz ve kenarsiz bir denizdir; 
o denizin oniinde viicudat-i izafiyye denizleri bir sel gibidir. 

970. Dtileler ve tedbirler aery, ejderhd ise de, w DllaUah"tn oniinde hepsi 
[969] "la"du. 

Ukul-i be§erin hileleri ve tedbfrleri her ne kadar ejderha gibi miidhis, bir 
halde olsa da, "lllallah"in ya'ni viicud-i hakikf-i Hakk'in ve O'nun kudret-i 
zatiyyesinin oniinde hepsi "la"dir ve ma'dumdur. 

iLijJL »ip! <d!l j -Li jp^a ilgJ j*> /Lj \^i> ■V-'j ^y? 

971. Uaktaki beyanim buraya bas koydu, mahv oldu ve JMlah dogru yolu <pk 
bilicidir. 

Vaktaki medih ve sena zat-i Hakk'a kadar geldi, artik burada beyanim sii- 
kute ba§ koydu ve bendeki sifat-i kelam mahv oldu; ve Allah Teala dogru yo- 
lu bilicidir; ya'ni sena-yi kamil ancak Hakk'in kendi nefsine olan senasidir. 
Nitekim d\~a J* c-# ur <j> f us LS ^-\ il ya'ni "Ben senin iizerine, senin nef- 
sine sena ettigin gibi sena ihsa edemem" buyurulmu§tur. 

^"H*? iSJf* OLftji jl ^^xJ C— . sAjJ jX)\ 5y_ dj£-j ji 4j>oI 

972. O se-y hi ^fir'avnda var idi, sende de vardir; lakin senin ejderhan kuya- 
nnn mahbusudur. 



*$%&> 



AHMED AVNI KONUK 

Fir'avn'da olan bin bash bir ejderha-yi nefis, ey salik sende de vardir; fa- 
kat sende Fir'avn'm kudret ve saltanati olmadigindan, acz kuyusu icjnde 
mahbus olup kalmisttr. Bu acz ve zaruret kuyusu ve bagi icjnde kaldigi icm, 
nefsinin ejderhasi, her bin* o ejderhamn agzi olan sifatlanyla muhftini sokup 
helak edemiyecek bir haldedir. Fir'avn'm ejderha-yi nefsi ise acz ve zaruret 
kuyusu ve baglanndan kurtulup, kudret ve saltanat sahasinda basjbos, bira- 
kilmis, bir halde idi. 

973. 6t/ yazik, ha senin halUrinin dimlesicLir; sen onu, o jjrir'avn iizerine hag- 
lamak isiersin. 

Ey ehl-i nefs olan kimse, yazik ki bu Fir'avn kissasi senin nefsinin halle- 
rinin hey'et-i mecmuasidir; halbuki sen onu gecmis, zamandaki Fir'avn'a tan- 
sis etmek istersin ve asla kendi iizerine almazsin. 

OJjUju jL-i <i2y$ jjoi j jj ^^j C— io-_j •kjy y" j J> 

974. Gger senden soylerler ise, sana vah§ei Hogar; ve eger baskalanndan soyler- 
lerse, sana efsane aoruniir. 

Kamiller, nakislan terbiye ederken, onlann fenahklanni yuzlerine vurup, 
senin nefsinde §u ve bu fenaliklar var demezler. Eger sana bdyle deseler, on- 
lardan iirkiip kagarsin; ve eger ibret almalan igin ba§kalannin ahvalini soy- 
leseler, sana efsane ve masal gdruniir. Onlann hallerini kendi nefsinin ahva- 
Iine kiyas etmek hatinna bile gelmez. 

975. "ZA/e/s-i lain sent ne harab ediyor; bu karin seni -pek uzaya ahyorl 

Binaenaleyh Hak'dan matrud ve uzak olan nefis, seni ne kadar harab edi- 
yor ve lslah kabul etmiyecek bir hale getiriyor; senin her an karinin olan bu 
du§manin, seni huzur-i Hak'dan pek uzaga atiyor. 

976. Senin aiesin vein jfir'avnin o&unu. yoktur; ve yoksa o [jir avn albi su le 
varucudur. 

Sende de ate§ vardir; ya'nf nefsin ate§ gibi olan sifatlan vardir; lakin 
Fir'avn'da olan o atesjn kudret ve saltanat odunlan sende yoktur; ve eger 



c^jes^ 



MESNEVf-f §ERfF §ERHf / V. CJLT • MESNEVf-3 • 

Fir'avn'daki kudret ve saltanat sende de olsa, senden de onun fiilleri gibi ef al 
sadir olurdu. 

O yilan tutucunun hikayesidir ki, donmu§ ejderhayi olmu§ 
zannetti, onu iplere sardi ve hengame icin onu Bagdad'a getirdi 



977. Tart/i soyleukiclen hir hikaye iinle, \a ki hu ha§i ortuimii$ olan sir dan ko- 
k-u goiuresin. 

978. ^Btr yilan tutucu, efsunlanyla ydan iutmah i$in, datjlih, tarafina gitti. 

979. Qe-rek hati ve gereh acul olsun, hir himse hi arayiculir, bulucu olur. 

Bu beyt-i §erifde J*rj j*-j Ub> & ya'nf "Kim ki istedi ve cidd u sa'y etti, 
buldu" hadfs-i §erifine i§aret buyurulur. 



980. Sen her iki elini dauna ialebe vur: zua taleh. volda iui rehherdir. 
[979] ' tf o 

Sen Hak yolunda iki elinle talebe yapi§ ve Hakk'a vusulu murad et; zira 
aramak ve istemek a§k ve muhabbet sevkiyle olur; ve boyle kemal-i muhab- 
betle vaki' olan taleb Hak yolunda iyi bir rehber ve kilavuzdur. 

981. Topal ve zelit ve uyumus sekilli ve edebsiz olarak onun iarafina siirtiin ve 
onu isie! 



^^p* 



AHMED AVNf KONUK 



"Leng" topal ve "luk" hakir ve zebun ma'nasinadir. "Hufte-§ekl" uykulu 
bir vaz'iyyette demek olup, burada beli biikiik ve aciz ma'nasinadir. Ve "Bi- 
edeb"den murad, tarik-i Hak saliklerine lazim olan edebden bf-behre olmak 
demektir. "Gajiden" ve "gayjfden" gocuklann kiglan iizerine surtiinerek yurii- 
meleri ma'nasinadir. 

Ya'nf "Ey salik kalbinde Hak muhabbeti ve ona vusul talebi olsun da her 
ne halde olursan ol, o tarafa surtune surtune ve du§e kalka yiiru ve beheme- 
hal onu taleb et!" 

*•* <Jy y j* jS ^s£ <Sy. & 3 ^y^t *^ 3 <-^~*$v *« 

982. [yah soz ile ve gah siikut ile ve gah her iarafda sahin kohisunu koklamak 
tut! 

Yukanki beytin nihayetindeki "o ra mf taleb" ibaresi, bu beytin birinci 
misra'ma merbutdur. Ya'nf ^y^. «^j oi& *f »_Jk ^ \j y "Gah soz ile ve gah 
siikut ile kalbinden onu iste!" demek olur, Ve bu surette ikinci misra' ayn bir 
ciimle olur. Ya'nf ^ <jy j~> y J? b*f <sy.*f j "Ve gah her tarafda o §ah-i ha- 
kikf olan Hakk'm kokusunu koklamaga cali§!" demektir. 

983. ~)?)akiib kendi evladina, hadden ziyade "^fiusufu arayinizi' dedi. 

^Nitekim Ya'kub (a.s.J 5 «Ji c °/j '^ ijUJ '^ j <^A j 'J^$ '& \y^* ^i 'J> V 
o/>i^Ji \'yi\ Sli A pj ^ '^"^ (Yusiif, 12/87) ya'nf "Ey ogullarim, gidin ve 
Yusuf dan ve' kardesm'den tecessus edin ve Allah'in rahmet ve rahatinden 
me'yus olmaym; zira Allah'm revhmden me'yus olan ancak kafirlerdir" 
ayet-i kerimesinde beyan buyruldugu iizere, evladlanna Yusuf u ve kardes> 
ni taleb etmek ve aramakla emr etti. Ayet-i kerfmenin ma'na-yi i§arisi Yu- 
suf-i hakikiyi ve cemal-i mutfek-i Hakk'i taleb etmektir. 

984. ZKendinizin her hissini, Im cidd ile aramak hususunda, mastoid sekilde, 
her tarafa suriinuz! 

Havass-i zahire ve batinenizi, revh ve rahmet-i ilahiyyeyi kemal-i ciddiy- 
yetle aramak hususunda, miistaid bir sekilde her tarafa bir projektor gibi surii- 
nuz. Mesela goziimiz tecelliyat-i Hakk'i gorsiin, kulagimz enbiya ve evliya ke- 
lamim dinlesin; hiss-i zaika ve §amme ve lamisenizi Hakk'm nehy ettigi §ey- 
lerden saklayimz; kuwe-i miifekkire ve hayaliyyenizi Hak'la me§giil ediniz. 



^3^ 



MESNEVf-i SERtF §ERHl / V. ClLT • MESNEVt-3 • 



985. Diuda'run revhinden me'yus olmayin de&i; oylunu flaib etmis a&i taraf ia- 
raf yurii! 

Ya'nf'Ya'kab (a.s.) evlatlanna A c °/j ^ ij!2 : Si (Yusuf, 12/87) ya'nf'Al- 
lah'in revhinden me'yus olmayin!" dedi. Ve Hak Teala hazretleri bunu ke- 
lam-i §erifinde bize ihbar buyurdu. Binaenaleyh ey salik, sen dahi bu nasi- 
hatden ibret alarak, Allah'm rahmetini aramak igin, oglunu gaib etmis. olan 
kimse gibi taraf taraf gez ve yurii!" 

986. £A§\2. hissi yolundan sorucu. oturaiz; Jtulftgt onun ib'rf yolu uzerine. koywil 

"Agiz hissinin yolu"ndan murad kelamdir. "Dort yol"dan murad, sark, 
garb ve cenub ve sjmaldir. Ya'ni "Hakk'in rahmetini ve insan-i kamilin vii- 
cudunu lisanen ehlinden sorucu olunuz ve bu haberi duymak igin de kulagi- 
mzi §ark ve garb ve cenub ve sjmal yolu ttzerine geviriniz; belki bu yollardan 
size bir haber gelir!" Zira insan-i kamilin vucudu rahmet-i ilahiyyedir. Nite- . 
kirn bu MesnevPde cenab-i Pir efendimiz §oyle buyururlar: 



^UU ^uj>-j OLi &£ \5 



0**j j h ^y ^jjLj «^j 



"Hak Teala evliyayi ondan dolayi yeryiiziine getirdi, ta ki onlar alemlere rah- 
met olsunlar. " 

987. Dier nereie laiif koku gelir se koku flotiirun, o sir taraf \na ki, o taraf m 
asinasisimz. 

"Latff koku"dan murad, sifat-i kemaliyyedir. Ya'm "Her kimi sifat-i ke- 
maliyye ile mevsuf gorurseniz biliniz ki, o sifat-i kemaliyye ile mevsuf olan 
Zat-i Hak bu mazhardadir ve o da insan-i kamildir; binaenaleyh ondan ko- 
ku aldigimz vakit, o sirr-i zuhur tarafina kasd edin; zira sizin hakikatiniz o ; 
sir tarafinin asjnasidir." 

(_S-^ ^j\t *j «J4aJ Jvl eSj- tf£ jl ^ 4j <j ^ W> j* 

988. Uier nereAe bir kimseden hir lutuf aorursen, ola ki lutfun ash tarafina yol 
bulasm. 



=£»" 



AHMED AVNl KONUK 

"Her nerede bir kimseden, bu sifat-i kemaliyyeden bir letafet gorursen; ola 
ki o letafetin ve sifat-i kemaliyyenin ash olan Zat-i Hak tarafina yol bulasin." 
"Asa" ef al-i mukarebeden olup, "ola ki" ve "caiz ki" ma'nalanna gelir. Sfnin 
kesriyle okunmasi kaide-i Fiirs iizerine ve kafiyenin tevafuku maksadiyla va- 
ki' olmu§tur. Hind nushalannda ^ ^ »j J^ J-^i <jy* suretindedir. Ya'm 
"Lutrun ash tarafina gok yol bulursun" demek olur. 

989. nZiitiin \m ho§lar clean hir deryadanciir; dizii hirak, kiille goz tut! 

Bu vucud-i izaffaleminde gordiigiin biitiin ho§lar ve giizeller ve letafetler, 
ucu bucagi bulunmayan cemal-i mutlak-i Hak deryasmdandir,- binaenaleyh 
onun cuz'ti olan bu ho§luklan ve letafetleri ve guzellikleri birak, o cemal-i 
mutlaka ve bu cuz'lerin kiillune goz dik! "Tarf ' goz ma'nasmadir. 

C~~ ?ijl* OUJ ^jfji ^ jfji <^~~i>j>- j$>. J^- (JU^- 

990. Dtalkm kavgalan cjiizellik icin&ir, bergsizlicjin hergi tvba ni$anulir. 

Halkin biitiin kavgalan ve miicadeleleri bu mecazf guzelligi elde etmek 
igindir; ve nerede miizeyyen ve muhte§em birini goriirler ise, onun basma 
userier. Halbuki bu zfnet-i zahiresizlik zadi ve sermaye-i fakn saadet nisani- 
dir ve insan-i kamilin alametidir. Birinci "berg," zfnet-i zahire ve ikinci "berg" 
zad ve zahfre ve "tuba" saadet ma'nasmadir, insan-i kamilden kinayedir. 

c— -&-lj ^ Lib C->-(j f b c— -i^l J& jte- <jlfr+J^- 

991. Dialkm hi$imlan sulh t$inclir; rahahn tuzafli daima rahaisizhkhr . 

Halkm hi§imlan ve cenWeri, sulh ve rahati elde etmek igindir. Halbuki ra- 
hatm tuzagi daima rahatsizhktir; ya'nf rahatsiz olmadan, rahat elde edilemez 
ve hie subhe yok ki, halkin hi§imlan ve cenMeri, kendilerinin rahatsizhgidir; 
fakat bunu, esbab-i istirahatdan olan sulh igin ihtiyar ederler. Binaenaleyh iki 
ziddin birisi, dfgeri igin ihtiyar olunur. 

992. Dier vurmak, ok$amak icin olur; her sihayet sukiirclen agon eaer. 

Darb-i §er'f, tehzib-i ahlak igindir; babanm evladini dogmesi, terbiye igin- 
dir ve tistadin §akirdini dogmesi de, ta'lfm-i san'at igindir. Tehzib-i ahlak ve 



*$%&> 



jgjK®~ MESNEVI-t §ERtF §ERHt / V. CtLT • MESNEVI-3 • 

terbiye ve ta'lim-i san'at ma'nada ok§amaktir. Kahr-i ilahf de bunun gibidir. 
Ve keza her §ikayet kendisinin ziddi olan sukriin viicudundan haber verir. 

993. 6y kerun, caz'den kulle kadar koku gofilr; ey hakim, zuldan ziMa kadar 
haiku aotiir. 

Ey kerim, kiill olan viicud-i hakikfnin izafatindan bulunan bu alem-i 
cuz'ideki cenk ve sulhu ve rahati ve rahatsizligi ve dovmeyi ve oksamayi ve 
§ikayeti ve sukru ve emsali ahval-i miitekabileyi gov, ve bunlarm kokusunu 
jr ^\ ^j ^j! ^i j (Bakara, 2/2 1 0) ya'nf "Umur Allah'a rucu' eder" ayet-i ke- 
rimesinin hiikmune tebean, kull olan viicud-i hakikiye kadar gotiir; ve anla 
ki, bunlar o viicudun sifat ve esma-i miitekabilesi asanndandir. Ve ey hakim 
olan kimse, ziddan zidda kadar koku gotiir de, esjamn ziddiyla inkisaf etti- 
gini gor! 



994. DCavgalar salim svdh cjetirir; yilan tutucu ydrlik i$in yilan arali. 

Ya'nf "Cenklerin ve kavgalann netfcesinde iki taraf kuvvetten diisfagii ci- 
hetle, sag ve salim sulh peyda olur. Ve keza yilan tutucu, o korkunc bir hiz- 
met olan yilan aramayi ve tutmayi, ancak tuttugu yilan kendisine yar olmak 
ve o sayede para kazanip, menfaat bulmak icm ihtiyar eder." 

995. cMdemt ydrlik \$in yilan arar; gamsiz hir Host i$m gam yer. 

Adem oglu, maf§etinin te'mfni hususuna yarhk ve muavenet igin yilan 
tutmak arkasmda kosar. Gamsiz olan yilanin dostlugu igin gam yer. "Gamsiz 
hanf'den murad yilandir; zira hayvan yer ve icer ve adem oglu gibi uzun du- 
sunceleri olmadigi igin, gidasimn faidesini gorup semirir; ve adem ise yer ve 
icer ve uzun dii§uncelerden ve gamlanndan erir. 

Ankaravi hazretleri "maf'i mal ma'nasina ahp "harif-i bi-gam"dan mu- 
rad dahi mal oldugunu beyan buyurur. Bu beyt-i §erif Hind nushalannda 
^~ *vi J& ->jj^ ^ ^T^iyt- > & ji jh suretinde vaki'dir. Ma'nasi " Ademf bir 
oyun igin yilan arar; gamsizhk umidi igin gam yer" demek olur. 

Ya'nf "Adem oglu yilan tutup oynatacak ve para kazanip, maf§etini te'mfn 
ettikten sonra gamsiz ve miisterih olacaktir. l§te bu gamsizlik umidiyle ewe- 



°W? 



AHMED AVNl KONUK 

la onun ziddi olan gam yiyicilik yapar." Bu ma'namn yukanki beyitler ile 
olan rabitasi zahirdir."Mar"dan ve "hanf-i bf-gam"dan murad, nefs-i insara 
dahi olmak caizdir; ve bu ma'namn da atideki beyitler ile miinasebeti goktur. 

996. £%demi bir dagdir; nasil mefi&n olur? ^Da'a ijtland nasd hayran olur? 

Insamn taayyunii birgok zahin ve batini kuvamn hey'et-i mecmuasidir; 
ve esma-i ilahiyye cem'iyyetine mazhariyyet isti'dadindadir. Bu taayyiin 
uzerinde turlii turlu cemadat ve nebatat ve hayvanat olan bir daga benzer. 
Bu kuva arasmdaki kuvve-i nefsaniyyesi yilan mesabesindedir. Garibdir ki, 
kendisinde bulunan birgok kuva-yi latifeyi birakip, bu yilan mesabesindeki 
nefsinin meftunu ve meclubu olur. Boyle bir koca dag nasil olup da, yilana 
hayran olur? 

{ jS ji X$> j Jj\ ^jj* j\ ,ys\ J&*~* CLj^U-iJ ,JJ^jy>- 

997. JVliskin adam kendisini iamyamadi; ziyadelikten gelir; halbuki noksanli- 
ga aitti. 

Insan, kendisinin birgok zahiri ve batini kuvamn hey'et-i mecmuasi olup, 

esma-i ilahiyye cem'iyyetine mazhariyyet isti'dadinda oldugunu bilemedi; ve 

kendi hakikatini tamyamadi. bfgare insan boyle ziyadelik cihetinden geldi- 

1 gi halde, kuvve-i nefsaniyyesine meftun olmakla, noksanliga gitti, kendi ve 

kendisinin madunu olan hayvanhga meyl etti. 

998. JAdemv kendisini ucuz sath; atlas idi, kendisini bir -palasa dikii. 

Adem bu kadar kuva-yi zahire ve batineyi cami' iken, kendisini bu kuva 
arasmda en suflf olan ve yilan mesabesinde bulunan kuvve-i nefsaniyyesine 
satti. Mesela bir atlas idi, kendisini pejmiirde bir palasa dikip yama yapti. 

Rubai-i Sa'deddin Hamevi (k.s.) : 

"Ey insan, sen nime-i Mhinin niishasism; cemil sahmm iymesi sensin. 
Alemde her ne varsa, senden hang degildir. Diledigin her seyi kendinde am; zi- 
ri hepsi sensin, " 



Gg*Sg> 



MESNEVf-1 §ERfF §ERHl / V. CtLT • MESNEVl-3 • 

999. ^iiz binlerce dagm yilani onun hayranuLir; o ni$in hay ran olmu$lw ve y\- 
lamn muhibbidir. 

Her biri nefs-i hayvani sahibi olan yiiz binlerce dagin yilanlan, cem'iyyet-i 
esmaiyyeye mazhariyyet isti'dadim haiz olan insamn hayranidir ve hepsi 
kendilerini insamn madununda gorup kagarlar. Hal boyle iken o insan nicjn 
kendi nefs-i hayvanisine hayran ve esir olmu§ ve kendisine o yilani dost it- 
tihaz etmi§tir? 

1000. ~Y)ilan iuiuai, o ejderhayi tuttu; actb olmak i$in Bagdad tarafma geldl 

Bu beyt-i §erifde kissanin zahiri beyan buyurulur; ma'na-yi i§ansi yuka- 
ndaki fzahatdan anla§ihr. 

«.<>ii>jL* ^ ji ji-L^r ^j» s-AJi^ o^~- dj?? ^^i jt 

1001. 6v diregi gtbi bir ejderhayi, bir hengame i$in gekti. 

"Hengame" mecma' ve cem'iyyet-i halk ve oyunculann sahnesi ve kissa 
nakl ediciler ve havas okuyucular ma'nasmadir. 

1002. "Olmii? ejderhayi getirmi^im, onun §ikannda ben cigerler yemi§im" diye. 

"Ciger" gam ve gussa ve me§akkat ma'nasmadir. Ya'nf "0 yilan tutucu 
adam, halki ba§ma toplayip, i§te ben boyle deh§etli ve azim bir ejderhayi bir- 
cok zahmet ve me§akkatle avladim ve oldiirup getirdim diye, hiiner goster- 
mek ve halki taacciibe ve hayrete dii§urmek icin yilani Bagdad'a getirdi." 

1003. O omt olmu$ zannederdi ve fakat did idi; ve o onu iyiden iyiye (jormedi. 

1004. O soguklardan ve kardan donmu§ idi; din idi ve olmu§ §ekilde gorunur idi. 

1005. jAlem donmu§tur; ve onun adi cemaddu; ey iistad, camid donmu$ olur. 



c ^^ 



AHMED AVNl KONUK 



dl^r 



■l& 



4j U 



OUp jJ j-is>- *lJ*jj>- \j j^L 



1006. 'Dur! Ta ki ha$u Qiinu a$ikar ydsin, la ki cism-i cihamn hareketini ao- 



Ma'lum olsun ki, sirasi du§diikce muhtelif mahallerde de izah olundugu 
iizere viicud ve varhk birdir, o da viicud-i hakikf-i Hak'dir. Bizim alemimiz ve 
feza-yi bi-nihayedeki avalim-i kesife o viicud-i hakikfnin izafatmdan ve onun 
bi'1-kesafe meratibe tenezzulunden ibarettir; ve viiciid-i hakikfnin sifat-i sii- 
butiyyesi vardir ki, onlar da Hayat, llim ve Sem', Basar, trade, Kudret ve Ke- 
lam ve Tekvih'dir. imdi viicud-i hakikfnin mertebe-i §ehadete tenezziiliinde 
cemad, nebat, hayvan ve insan olarak dort sinif hasil olmu§tur. Sifat-i Hayat 
cemad sinifinda batin ve mestur ve nebatatda niimiiv suretiyle mahsiis, hay- 
vanatda zahir ve insanda azhardir. Sifat-i sairenin nisbetleri de boyledir. Bu 
alem kesif ve miincemid oldugundan, onlarda bu sifatlann asan yoktur zan- 
nolunur; fakat zuhur butuna ve mulk melekuta miinkalib oldugu vakit, miin- 
cemid ve donuk olan cism-i cihamn hayati ve hareketi zahir ve asjkar olur; 
ve diinyada viicudu inkar olunan ahval, alem-i melekutda mu§ahede oiunur. 
Nitekim asilerin a'za ve cevarihi, isyanlanna sehadet edip soyliyeceklerdir. 
Ve bu ma'na sure-i Fussilet'de beyan buyuruiur: \ # »«*1- 1*> m^ ^pr ' i! j*- 

k-i JT jkil ^JUl a}]\ Lakil Ijlli LJU f Jl^i j»J p-*i^M- IjJU j DjLju \y& U ^j^>r j p-»jL*j1 

(Fussilet, 41/20,21) Ya'nf "Yevm-i hes'aba geldikleri vakit kulaklan ve goz- 
leri ve a'zalan yaptiklan amellerine, aleyhlerine olarak §ehadet ederler; ve 
onlar a'zalanna derler ki: "Nicin bizim aleyhimize §ehadet ettiniz?" Onlar der- 
ler ki: "Her §eyi soyleten Allah Teala, bizi de soyletti." 

1007. Uaktaki uMusamn as&si hurada yilan oldu, akla sahinlerden ihhar oldu. 

Vaktaki cemad sinifindan olan Musa (a.s.)m asasi, bu alem-i kesafet olan 
diinyada yilan oldu ve batmindaki hayat zuhura geldi; bu hal, sakinlerin 
ya'nf camidlerin ahval-i batmelerinden akl-i be§ere haber vermek oldu. 

C^Li JUL ^l^r \j U^^- C-^-U 5f dy? \j ^^ *«jV 

1008. ^Bir toprak parpisisin, seni nasil alem yaph? nZiitiin iopraklara ma'ri- 
fet lazimdu. 

Ey insan, senin bu cismin bir toprak pargasi degil midir? Ve sen cevher-i 
arzdan miitevellid degil misin? Sen bir camid toprak parcasi iken, Hak Teala 



°3»® 



MESNEVi-t SERIF SERHl / V. CtLT • MESNEVI-3 • 

hazretleri seni nasil idrak ve ma'rifet sahibi bir adam yapti? Bundan anla kij 
biitun topraklara da, senin gibi ma'rifet ve idrak fcab eder, 

Ma'lum olsun ki, cemadat ve nebatat ve hayvanat, kendilerini halk eden ! 
Rab'lerini, ma'rifet-i tabiiyye-i fitriyye ile arifdir; ve bunun boyle oldugu fik- 1 
ren ve tahyilen degil, ke§fen, ya'ni zevkan ve §uhuden ve agik delil ile sabit- ■ 
tir. imdi kaffe-i mevcudatm zf-hayat oldugu hakkindaki delfl-i naklf, Hak Te- j 
ala hazretleri'nin j>'jfij ofjllii j ^ j^U & j (Ra'd, 13/15) ["Goklerde ye .: 
yerde bulunanlar Allah'a secde eder."] ve j»Jt\ J £* j oijlLli <j U <0J g-* ; 
(Cum'a, 62/1) ["Goklerde ve yerde olanlann'hepsi Mah'i tesbih ederler."] ve 
9 j1^o '£Ji Vi t^s. '& 01 j (Isra, 17/44) ["O'ntHesbih etmeyen hicbir §ey yok- . 
tur".] ayet-i kerimeleridir; zira semavat ve arzdaki mevcudatm ciimlesi secde 
ve tesbih edebilmek igin zf-hayat olmalan Iazimdir; ve ehl-i ke§f indinde de 
mevcudatm kaffesi zi-hayattir. Onlar bunu mii§ahede ederler. Ve delil-i akli 
daft budur ki, vticud birdir; da Hakk'm viicududur; e§yanm vucudu ise, vii- 
cud-i Hakk'a muzaf olan bir vucud-i i'tibaridir. Vucud, Hakk-i vahidin vucu- 
du olunca, Hakk'in Hayat'i ve flm'i, cemf-i zerrat-i kevniyyeye sari olmus, 
olur. §u kadar ki, mahallin ve mazharlann taayyunii miisaid olmadikca, ha- 
yat ve idrak mazhann batinmda kahr. 

1009. Ilu iaraftan olmu$lurler ve iaraftan dirictirler; hu tarafta sakit ve ia- 
rafda souleykiclirler . 

Camidler bu alem-i miilk ve §ehadet tarafindan bakilirsa olu halindedirler 
ve alem-i melekut tarafindan bakilirsa diridirler; ve keza alem-i §ehadetde sa- 
kit ve soz soylemez bir haldedirler ve fakat alem-i melekut tarafinda hepsi soz 
soyleyici bir haldedirler. 

1010. Onlan iaraftan, hizim tarafimiza gondercligi vakii, asa bizim tarafi- 
rruzda ejderha olur. 

Hak Teala hazretleri camid olan §eyleri melekutiyetleri cihetinden bizim 
tarafimiza, ya'ni alem-i §ehadete gonderdigi vakit, camid olan asa-yi Mu- 
sa (a.s.) bizim tarafimizda ve alem-i §ehadetde ejderha olarak zahir olur; ve 
onun batinmda hayat meydana gikar. 



c £p?> 



AHMED AVNl KONUK 



"^1 



1011. ^aglar dahi lahn-i < Ddvudi eder; demir cevheri elde mumluk eder. 

Bu beyt : i §enfde sure-i Sebe'de olan §u ayet-i kerimeye i§aret buyurulur: 
jooi-i Aiuf, 'ja\j '£• Jj\ jLc C '%>i C ijb Ljrjkjj j (Sebe\ 34/10) Ya'nf "Biz tara- 
ftmizdan Davud'a bir fazl verdik've dedik ki: Ey daglar ve ku§lar onun tes- 
bih ve nagmesine sadamz ile riicu' edin; ve biz demiri ona yumu§ak yaptik." 
Ya'nf daglar camid ve ku§lar gayr-i natik olduklan halde Davud (a.s.)in te- 
rennumat ile vaki' olan tesbihat ve munacatim tekrar ederlerdi; ve demirin 
demirligi gidip, onun elinde mum gibi yumu§acik olurdu. 

1012. ty&zaar Suleumana mensuh hamal olur, deniz iTHusd ile bir soz bilici olur. 

Bu beyt-i §erifin birinci misra'inda sure-i Sebe'de vaki' Uj^p ^)\ oU-Ls 3 
'^ i^r/j j ^j- (Sebe', 34/12) ya'ni "Biz Siileyman'a riizgan teshir ettik ki, 
sabahtan ogleye kadar bir ayhk ve ak§ama kadar da bir aylik yol giderdi" 
ayet-i kerimesine; ve ikinci misra'da da jJ^u '^J\ 1)U~ L> i b\ ^ r J\ Ll-y j 
^M Jjir S) jSr (§uara, 26/63) ya'ni "Biz Musa'ya dedik' ki, denize asan 
ile vu'r; vurSu, deniz aynldi; her bir aynlmasi azim dag gibi oldu" ayet-i ke- 
rimesine i§aret buyurulur. Ya'ni "Ruzgar ve deniz cemaddan olduklan halde, 
her birisi kendilerine teblfg olunan emirleri idrak edip itaat eylediler." 



1013. J^y Slhmed ile i§dret gorucii olur; ate§ Dbrdhxm ifin nesnn olur. 

Ay, Ahmed (a.s.v.) Efendimiz'in miibarek parmaklanyla vaki' olan i§are- 
tinigorup yanlir. Nitekim ayet-i kerfmede 'jjli jlii'j iui cJjiii (Kamer, 54/1) 
ya'ni "Kiyamet yakla§ti ve ay yanldi" buyurulur. Ve Nemrud'un ate§i Ibra- 
him-i Halil (a.s.) igin nesrih, ya'ni giizel kokulu beyaz giil olur. 

1014. loprak *J(,arun'u yilan gibi i$eriye $eker; hanndne direiji ril$de gelir. 

Kanin, Musa (a.s.) zamaninda maldar bir kimse idi; Musa {a.s.)a muha- 
l lefetl yuzlinden yere batu. Nitekim ayet-i kerimede '^jSfi ajU, j ^ LL*J (Ka- 
; sas, 28/81) ya'ni "Biz onu ve evini yere batirdik" buyurulur. Kissasinin taf- 
I sili tefsirlerde mezkurdur. 



6 $P 3 



MESNEVt-1 §ERtF §ERHt / V. ClLT • MESNEVf-3 



"Hannane"" nevha edici ma'nasina olup, zaman-i saadetde Nebiyy-i zf§an i 
Efendimiz'in mescid-i §eriflerinde dayanip hutbe okudugu bir diregin adidir. 

1015. Ta^ JTlhmed'e bir selam eder; dag ^ahyaya bir haber eder. 

Ya'nf hadis-i §erffde ihbar buyuruldugu iizere, taster Ahmed (a.s.v.) Efen- 
dimiz'e selam verir; ve dag, yahudilerin elinden firan iizerine Yahya (a.s.)a 
"Bana kag!" diye haber verir. Bu beyitlerde cemadatin kelamlanna i§aret bu- 
yurulur. 



,»-JL*L>- I* 0U^>^« U UJ- Ij 



fi-r^y^ _} f.jr^. j p-s^s*** 



1016. 1$iz isiticiyiz ve gbriiciiyuz ve latifiz; hiz size na-mahremleriz ve sakitiz. 

Yukandan beri vaki' olan fzahattan anla§ilacagi iizere cemadat, biz isjtir 
ve gdriiruz ve latifiz; fakat ey ehl-i suret, biz sizlere kar§i na-mahrem ve sa- 
kit bir haldeyiz derler. 

1017. LAiademki siz cemadhk tarajina gidiyorsunuz, nasil cemadlann cont- 
mn. mahremi olursunuz?" 

Cenab-i Pfr buyururlar ki: "Ey ehl-i suret, mademki siz cemadhk ve cisma- 
niyet tarafina meyl ediyorsunuz; ve alem-i miilkun kavanfn-i tabflyyesi ile 
mukayyed bulunuyorsunuz ve alem-i melekutun ahvali size kar§i mestur ka- 
hyor; o halde nasil cemadlann camnin ve batinimn mahremi olursunuz?" 

1018. Cemddliktan canlar alemine gidiniz; alemin eczasmin gulgtdesini isitiniz. 

1019. Cemadatin iesbihi sana acik gelir; seni te'v&lerin vesvesesi kajimaz. 

Ya'nf, "Ey salik sen alem-i cemaddan, alem-i ervaha ve melekuta halen 
ve zevkan muteveccih olursan, cemadatin tesbihi sana agik olarak zahir 
olur." Ya'nf zahir ve batin kulaklann birlesjp, onlann tesbftilerini lisan-i za- 
hir ile vaki' olan tesbihat gibi i^itirsin; ve artik ulema-yi zahir gibi ^ [y ji 'y 
'r^^J Oj«iij Si 'J^ j tju^j ^1 vi (Isra, 17/44) ya'nf "Hakk'i hamd'ile tesb'ih 



°$^e> 



AHMED AVNl KONUK 



etmeyen hicbir §ey yoktur; velakin siz onlann tesbihlerini tefakkuh edemez- 
siniz" ayet-i kerimesiyle, emsali ayat-i kur'aniyyeyi te'vfl vesvesesi sana 
musallat olamaz. Zira ulema-yi zahir bu ve emsali ayat-i kur'aniyyenin tef- 
sirinde derler ki: "Cemadat Sani'a ve kudretine ve hikmetine delalet 
cihetinden, lisan-i hal ile tesbih ederler ve guya bununla nutk ederler; ve ke- 
ennehu Allah Teala'yi §iirekadan ve saireden tenzih ederler." 



l^LjU s.6> / J^> jit 



l^JbJtJ y OW .ijUj djs? 



1020. CMademki senin canimn kandilleri yokiur, aorunus i$in te'viller eimissin. 

"Kandiller"den murad, nur-i ke§f ve vicdandir. "Ey e§yamn zahirini go- 
riip, batinlanndan kor olan kimse, mademki senin ruhunda nur-i ke§f yok- 
tur, zikr olunan ayat-i kur'aniyyeyi, bunlann tesbihlerinin gorunusu igin, 
te'viller etmi§sin, ya'ni bunlann tesbihati zahiren gdriilmez diye te'vilata ki- 
yam etmi§sin; veyahut onlann gdrunu§ii, gorenin tesbihine sebeb olur diye 
te'vfl edip dersin: 

*y- Jr ^~ ^^ tey* *ji J> /^ Cr^ ^j* ^ 

1021. Oii: *Qaraz ne vakit iesbth-i zahir olur; gorme da' vast, dalalet-i haya- 
lidir." 

Ki "Cemadatin tesbihinden garaz, nig tesbih-i zahir olur mu? Bunlann tes- 
bihlerini i§itmek ve gormek da'vasi, dalaletden miitevellid bir hayaldir ve ev- 
hamdir." 



Oij*-' 7t*~~i JjS i^* i 



jjS- cJj oTjI-bi \j «J^uj y> aSUj 

1022. Hielki her goriicuyii onun dldan, \bret vakiinde tesbih okuyucu eder. 

Beiki her gbren kimseyi, o cemadatin gdriinusu, ibret almaya sevk edip, 
tesbih okuyucu eder. 

iji ^ JLi5 j^+A cJ^S Ol -U^ ^j» Cob ?y~~J jl y>? (j-J 

1023. Dmdi mademki sana iesbihden yad veriyor; o delalet soylemek g'wi olur. 

Mademki cemadatin gorunusu senin hatinna Hakk'i tesbih etmeyi getiri- 
yor ve sana Hakk'in tesbihine delalet ediyor; iste o delalet «t*iis* J~\ J* JM 
ya'ni "Hayra delalet eden, o haynn faili gibidir" fehvasmca, o cemadatin tes- 
bih soylemesi gibi olur. 



*#%&> 



MESNEVM §ERlF §ERHl / V. ClLT • MESNEVt-3 • 

1024. Bnl-i D'tizalin ie'vili hu olur; vay o kimseye hi, o nur-x hal iutmaz. 

I§te ehl-i i'tizal'in ve ulema-yi zahirin nusus-i kur'aniyye hakkindaki 
te'vili, bu zikr eyledigimiz vech ile olur; zira onlann te'villerinin esasi budur 
ki: "Cemadatin hayati yoktur ve nutk-i tesbih hayatsiz olmaz. Binaenaleyh 
murad, hakikat-i tesbih degildir; belki vahdaniyyete delalet etmeleridir." Hal- 
buki ayet-i kerfmede '&& LLiuiis ujr ji &> Q\ j,'ps j t*J jia (Fussilet, 41/1 1) 
ya'ni "Hak Teala sema'vat ve arza tav'an yahud kerhen viicud-pezir olunuz 
buyurdu; onlar da biz itaat edici oldugumuz halde geliriz dediler" buyuruldu- 
guna nazaran cemad nev'inden olan semavat ve arzin hitab-i Izzet'i isjtdik- 
lerini ve cevab verdiklerini te'vfle mahal yoktur. "Imdi kendisinde nur-i hal 
ve mii§ahede-i batin olmayan kimsenin vay haline!" 

1025. uMademki ademi hisden di§anya gelmedi, iasvir-i gayhtden a'cemt olur. 

Insan, zevahir-i e§yadan ma'lumat alan havass-i hamse-i zahiresinin hu- 
kiim ve te'sirinden kurtulmadikca, alem-i gaybin ahvalini tasvirden a'cemi, 
ya'ni gafil ve cahil olur. 

1026. ^Bu soziin nihayeti yoktur. ^fiilan tutucu o yilani yiiz me§akkatle $ekti. 

"Zahir" kann agnsi ve sikinti ile nefes almak demek olup, burada zahmet 
ve me§akkat murad buyurulur. 

1027. hen flame arayxci, dort iarafa hir hengame koymak {gin, Bagdad a ka- 
dar geldi. 

"Qar-su" gargi ma'nasina geldigi gibi, dort taraf ma'nasina da gelir. Ya'ni 
"0 mecma'-i halki arayan kimse gar§iya veya dort tarafa halki toplamak igin 
Bagdad §ehrine kadar geldi." 

jUijl iljjw j$£ j$ <Uilp ^Lgj olSviA ZjA Ja*i i^J jt 

1028. Dtengame adami, $ai sahiline hoydu; Bagdad §ehri i$ine gulgule du§iu. 



°£P? 



AHMED AVNl KONUK 

Ortaligi velveleye veren o yilan tutan adam, o tuttugu ejderhayi Dicle neh- 
ri kenanna koydu. Halk boyle bir yilanin vucudundan haberdar olunca Bag- 
dad igine bir gulgule du§tu; dediler ki: 

1029. ^ir yilan tutueu ejderha getirmiftir; $ok atib nadir hir §ikar etmi§tir" 

"Birisi Dicle kenanna bir ejderha getirmi§, acib bir §ey imi§, gidip gorelim 
bu azfm yilam nasil tutabilmi§tir?" 



1030. ^tiz hinlerce ahmak tovlandi; onun ahmahlicjindan, onun aibi, onun $i- 
[1033] - j 

Ran olmu$tur. 

"Sad hezaran" ta'bfrinden murad, ta'yin-i aded degildir, kesretden kina- 
yedir. "Hanvri§" ahmak ma'nasinadir. Ya'ni "0 yilam gormek iizere pek cok 
ahmak toplandi; o yilan tutucunun ahmakligmdan dolayi, onun kendisi gibi, 
bircok kimseler o yilanin §ikan olmu§tur." 

1031. Onlar muntazir ve o da daginih olan halk to-plansmlar diye muntazir idi. 

Oraya toplanan halk, iizerinde ortii bulunan §u ejderha nasil §eydir gore- 
lim diye ortiinun acrtmasina muntazir; ve yilan tutueu adam dahi, halkm da- 
ha ziyade toplanmasina muntazir idi. 

1032. Cem'iyyet adamlan daha ziyade olsun, dilencilih ve tevzf daha iyi olsun. 

Yilan tutucunun intizanna sebeb, halkin daha ziyade toplanmasi ve bu 
yiizden kendisinin dilenciligi ve parsa toplamasi daha iyi bir suretde vaki* ol- 
masi igin idi. "Gidye" dilenci ma'nasinadir. Dilencilik ma'nasma da miis- 
ta'meldir; burada ikinci ma'na miinasibdir. 

be 



1. 1033. ^it2 binlerce geveze, ayak arkast, ayak arkasi ilzerine halka yapip top- 
landi. 



^ 



MESNEVM §ERfF §ERHl / V. CiLT • MESNEVl-3 • 

Bircok geveze ortada bulunan ejderhamn etrafinda halka te§kil etmek su- 
retiyle toplanmis. ve bu halka, zamammizda emsali goruldiigii tizere, bir hal- 
kanm arkasinda diger halkalar daha te§kil edilmek suretiyle vaki' olmus, idi. 

1034. DCalahaUktan dolayi, erkegin kaiindan haberi yok idi; has ve amm h- 
yamei gtbi giimis idi. 

Kalabalik bir derecede idi ki, erkeklerin kadinlara olan temayiilu hasebiy- 
ie onlara bakmalan lazim gelirken, bu kalabahk yuzunden, erkek kadinin vii- 
cudundan haberi bile yoktu. Velhasil halkin izdihami kiyametden bir numu- 
ne idi. 

1035. O harrakayi kimddattiQi vakit, cem'iyyei halki boyun $ektiler. 

Ankaravf hazretleri "harraka" kelimesini, yilanin iistundeki palas ma*na- 
sma olarak tercume buyurmustardir. Hind niishalannda bu kelime "Hi" ile 
"harraka" suretinde muharrer olup, sarihler, oyun aleti olarak terciime etmi§- 
lerdir. Ve "ha" ile olan "harraka" Ahteri-iKebfrde "kav" ve diismana ate§ sa- 
gan gemi ma'nasinda gosterilmi§dir; ve bu ma'na makama munasibdir. Zira 
yilan ate§ sagan bir gemiye tesbih buyrulmu§ olur. Ya'ni "Yilani tutan adam, 
ates, sacan bir gemi mesabesinde olan o ejderhayi kimildatagi vakit, efrad-i 
halk, aman ben de goreyim diye, halkanin arkasinda kalanlar arahk yerler- 
den boyunlanni uzattilar." 

1036. Ue zemheriden donmus olan ejderha, yiiz tiirlii -palas ve perde alhnda idi. 

Zemherf sogugundan donmus, olan o buyiik yilanin viicudu, birgok eski 
piiskii ortuler ile ortulmu^.idi. 

■ lj.fl>- 01 Jf^y. °^_p cr^W**"' ***sl*' l£W~*"'J ^ ij'^y. *-*-H 

1037. Onu kalin vpler ile baglatnis idi; o hifz edici, ona bir ihtiyat etmis idi. 

1038. Dniizar ve iltifak tevahkufu icinde, o yilan ilzerine Drak'in aiinesi doydu. 



*$%&> 



AHMED AVNl KONUK 



Tema§a perdesinin agilmasina halkin muttefikan intizar icin vaki* olan te- 
vakkufii esnasinda, Irak ikliminin kizdinci gune§i, o soguktan donmu§ olan 
yilan iizerine dogdu. 



*j»> Jp^U-I j\ (jUkpi j\ cJj 



>/< 



u*jr" 



M\ 



1039. iKizgin fliinef, onu sicaga doyurdu; onun a'zasmdan soguk hdilar giiti. 

"Ahlat" hayvanatin viicudunda vaki', "dem," "balgam," "sevda" ve "saf- 
ra" tesmiye olunan seyyalat-i erbaadir. Ya'ni "Giine§in hararetiyle, yilanin 
vticudu me§bu* oldu; a'zasinda donmu§ olan bu mezkur hiltlar tekrar cere- 
yan ve deverana ba§ladi." 

C-i^i d^-^r Jriy*- j> ^ijl C~aSsJi jl j\ C— 2o «-Uj j $j> *$/> 

1040. olii idi ve dram cihetinden din oldu. Siderham kendi iizerine kwulda- 
[1043] I » 

ma tuttu. 

"§igift" ve "§igift" aceb ve taacciib ve sabir ve karar ve aram ma'nalan- 
nadir. Ya'ni "Yilan donukluktan olii suretinde idi; fakat intizar sebebiyle va- 
ki* olan giine§ altindaki aram ve karan cihetinden diri oldu. ejderhanin 
kendi viicudunda hareket zahir olmaya ba§ladi." 



1041. O olmu§ yilanm harekelinden, halkin o bir iahayyiiru, yiiz bin oldu. 

Halk zaten o dlmu§ yilanm cesametinden hayrette idi; onun bu suretle ha- 
t reketini goriince, hayretleri artti. 

|1042. ^Tahayyur ile beraber na'rtdar kovardilar; hepsi onun harekeiinden ka$tdar. 

§1043. O yvksek sesien dolayi, o bap ktrdi; bagtn ^atirdisi her tarafa giderdi. 

Halkin o yiiksek na'ralanndan ve feryadlanndan ejderha iirkiip, baglanni 
popardi ve kalm baglann gatirdisi her tarafa giderdi ve her taraftan i§itilir idi. 

|p44. Raglan kvcdi ve alttndan arslan gtbi kukremi§ firkin bir ejderha di§an- 
ya $ikli. 



^^ 



MESNEVI-I §ERlF §ERHl / V. CfLT • MESNEVf-3 • 

1045. l/ieztmei esnasinda $ok halayih olmii$ oldu; du§mu§lerden ve olmu§ler- 
den yiiz yigtn oldu. 

"Hezfmet" askerin gayr-i muntazam olarak firan ma'nasinadir. "Pu§te" 
tepe ve yigin ma'nasinadir. Ya'ni "Yilani tema§a etmek iizere toplanrms, olan 
halk, ejderhamn bu vaz'iyyetinden iirkerek bagtra cagira gayr-i muntazam 
kagmaga basjadilar; kacarken halk birbirine garpip, yerlere serildiler; ve arka- 
dan gelenler du§enleri gignemek suretiyle olumlerine sebeb oldular. Bu suret- 
le dii§en ve olenlerden bircok yigmlar peyda oldu." 

1046. ~$dan tutucu korhudan yerinde huru oldu, dedi hi: n( Den dafllikian ve 
golden ne yetirdim?" 
"Husk gesten" hareketsiz kalmaktan kinayedir. Yilan tutucu bu vaz'iyyet-i 
mudhi§eyi goriince: "Eyvah! Ben daghktan ve sahradan bu halkin ba§ina ne 
deh§etli bir felaket getirmis, oldum, diye korkusundan oldugu yerde hareket- 
siz bir halde kaldi." 



J^.y>- Js^jj* ^y ^^ ^j J~-x* j^ ^ *£ j^ b -\ 

1047. kor koyun, kurdu uyandudi; cahil, kendi JAzra&'i larafina gitti. 

kor koyun mesabesinde olan yilan tutucu, uyuyan kurt mesabesinde 
olan ejderhayi bu suretle uyandirdi; kemal-i cehaletinden dolayi, kendi Azra- 
fl'i tarafina ayagi ile gitti. 

\j ??^>- ijjy* tiy>- -Li^ J^* lj 7?S &\ *£ <Uj ^ <^i La^jl 

1048. Gjderhu o ahma^i hir lokma etii; Diaccaca Kan i$icilik holay olur. 

"Haccfc" birinci misra'daki "gic" kelimesine kafiye olmak igin, kaide-i Furs 
iizere, Haccac-i Zalim isminin imale olunmus, suretidir. Ankaravi niishasinda 
Haccac kelimesi imalesiz olarak miindericdir. Ve Haccac, Yusuf es-Sekaff, 
Mervan ve Abdii'l-Melik zaman-i saltanatlannda zulmiiyle meshur bir emi- 
rin ismidir. Merkumun haksiz yere yedi bin kisjyi oldurdiigii tarihlerde mez- 
kurdur. Ya'ni "Ejderha canlamp, etrafa saldirdigi esnada, yilan tutucuyu da 
bir lokma edip yuttu. Zira kan icici Haccac mesabesinde ve onun mesjeb ve 
tabfatinda olan ejderhaya adam oldurmek kolay olur." 



*$%&> 



AHMED AVNl KONUK 

Bu beyt-i §enfde batin-i Haccac'in ejderha suretine memsuh olduguna i§a- 
ret buyrulur. 

1049. Oienciisini bir litest sardi ve baglculi; yenmi$ kemlhleri birbirine fle$iriy 

Ejderha adamlan yuttuktan sonra, onlann kemiklerini kinp mi'desinde 
eritmek igin, kendisini bir direge sardi ve halkalanmak suretiyle bagladi. 

1050. "O^fefis ejderhacUr, o ne vakit olmii^iur; aletsizlik aamindan <lonmxi$iur. 

Nefs-i be§er, hadd-i zatinda ejderha tab'mda ve mesrebindedir; o asla 61- 
mez; eger halim ve seltm goriinurse aletsizlik ve firsatsizlik gamindan dolayi 
donmus, ve mecalsiz kalmi§tir. 

1051. 6ger o jfir'avn'tn aletini bulursa \d, nehrin suyu onun emri ile aiderdi. 

"Fir'avrTin aletinden murad, saltanat ve kudret-i hiikumetdir. "Nehir"den 
murad, Nil nehridir ki, Fir'avn'm daire-i saltanatmda cereyan ederdi. Nitekim 
Kur'an-i Kenm'de Fir'avn'm tefahuriinden ihbaren beyan buyrulur. o^> && j 
'^SjJj Stoi Ja °j* iSA ji#Tvi a* j '^*a dUU J 'J$\ ^ I ji* Jf j (Zuhruf, 43/51) 
Ya'ni "Fir'avn'kavmine riida edip dedi'ki: Ey kavmlrn, mulk-i Misir bana 
mahsus degil mi? Ve bu nehirler benim hukmiim altinda cereyan ediyor, gor- 
miiyor musunuz?" 

1052. Ondan sonra o Jir'avnlik bunyadim eder; yu2 JTHusa mn. ue yiiz ^Tia- 
ran an yoiunu vtirur. 

Nefis, Fir'avn'm kudret ve saltanatini elde ettikten sonra, artik Fir'avnlik 
;■ temelini kurar ve kendisine nasihat eden Musa ve Harun (aleyhime's-selam) 
;. me§reblerinde olan ulema-i billam muhalif ve diisman addedip, onlara kar§i 
■. su-i kasda kiyam eder. 

| 1053. O ejderha fakr elinden kurtcacjizdu; bir sivrisineh mal ve cahdan sakr olur. 



°m& 



MESNEVl-1 §ERtF §ERHt / V. ClLT • MESNEVf-3 



"Sakr" dogan enva'mdan "cakir" dedikleri kustar, cem'i "sukur" ve 
"sikar" ve "sikare" ve "sukare" ve "uskur" gelir. Fariside "gerg" derler. "0 ne- 
fis ejderhasi fakr u zaruret elinden ve firsat bulamamak yiizunden, kiicuk bir 
kurttur. Acz ve fakr icjnde bir sivrisinek gibi kudretsiz iken eline mal girdigi 
ve biiyiik mansiba nail oldugu vakit, yirtici bir gakir kusu olur." 

1054. Sjderhayi firak kan i$inde tut; sakin onu Drak gunesine $ekmel 

Nefis ejderhasini huzuzat-i diinyeviyyeden aynhk kan iginde tut ki, don- 
mu§ bir halde kalsirt; sakin o nefis ejderhasini esfel-i safilin olan diinyanin 
parlak ve hararetli goriinen alayisme cekme! "Irak" Bagdad ve Basra cihetle- 
rine denir. Bu kit'aya Irak denilmesi, Arab'in esfel-i arzi olmasindan dolayi- 
dir. Bu miinasebetle esfel-i safilin olan diinyaya "Irak" ve onun mal ve cahi- 
na da "gune§" ta'biriyle i§aret buyrulmu§tur. 



Obi JLjL j\ y>- ^j j\ £<U_ftj 



OUijl Oi }J> ^j* Oij~~3 \j 



1055. Ta ki o senin ejierhan clonmus olsun; o necat buldugu vakit, sen onun 
lokmasisin. 

Ya'nf "Sen, ejderha olan nefsini, esfel-i safilin olan diinyanin, mal ve can 
giinesjeri altma gekme ki, o senin ejderhan donmu§ bir halde kalsm. Zira o 
nefis, mal ve cah giine§inin hararetiyle harekete gelip donukluktan necat bul- 
dugu vakit, seni yutup helak eder." 

o*>U J*l j j! c — J j? ^ p^j oUj <£, jt\ j \j j\ j? oU 

1056. Onu mat et ve matdan emin ol; ona az merhamet et, ata ehlinden degildir. 

"Mat" maglub demektir. "Silat" silamn cem'idir ve "sila" ata ve bah§i§ 
ma'nasinadir. "0 nefsi mat ve maglub et ve maglub olmaktan emin ol! Ona 
az merhamet et; zfra o ataya ve bahsj§e layik bir §ey degildir." "Rahm kern 
kun" ta'biriyle nefse §er' Mresinde i'tidal uzere muamele etmege i§aret 
buyrulur. 



1057. JZSra o sehvet gunesinin harareti vurursa, o senin basindan aria kalacak 
yarasa kusu kanai vurur. 



<^3^ 



AHMED AVNt KONUK 

"Zfra diinya §ehvetlerinin giinesj, nefis iizerine hararetini mustevlf kilar- 
sa, nihayet olixm sebebiyle senin ba§indan arta kalacak olan o yarasa ku§u 
mesabesindeki nefis, bu zulmet-i tabuyye icjnde kanat acip ugmaga basjar." 
Bu hitablar salikin ruhunadir, 

1058. Onu erkek a'doi cihada ve kitale $ek! <JMlah sana visal lie ceza versin. 

Ey salik, sen nefsini hakikf erkekler gibi, ya'ni ricalullah gibi miicahede ve 
riyazet suretiyle, §ehevat-i diinyeviyyeye meytlden olduriilmek usuliine gekl 
Nefsin bu harbde oliince, Allah Teala hazretleri senin rGhunu kendine vasil 
kilmak suretiyle mukarat versin. 

1059. Uahiaki o adam, ejderhayi aeiirdi, sicak hava i$inde o merid ho§ oldu. 

"Merid" inadgi ve §erir demektir; ya'ni "0 yilan tutucu adam, donmus. ejder- 
hayi Bagdad'a getirdi; o §erir olan yilan sicak hava iginde canlamp ho§ oldu." 

1060. By aziz / §ubhesiz o fiineleri yaph; hem hizim soyledigimizin dahi yirmi 
kadanni. 

ejderha, o zikr olunan fitneleri, hem bizim soyledigimizin dahi yirmi 
mislini yapti. Biz onun yaptigi fitneierden yirmi mislini soylemedik. 

1061. Sen lama iutar mism hi, onu cefasiz vakar i$inde ve vefa i$inde hafy- 
lanmis tutasin. * 

Ey salik-i tarik-i Hak, sen umar mism ki, o azgin ve §erir olan nefsi, mii- 
cahede ve riyazet cefasi ve ezasi olmaksizin, insanlik vakan iginde ve emir 
ve nehy-i ilahinin vefasi icinde baglanmis. bir halde tutasin; ve o rmidhis. hay- 
vani, yularsiz birakarak, ondan akil ve manuk dairesinde hareket bekliyesin; 
bu miimkin olur mu? 

1062. Dier bir deniye, In temenni ne vakit eri§ir? HZ'tr <7\4,asa lazimdir ki, ej- 
derhayi $eksin. 



*&$&> 



MESNEVf-t §ERlF §ERHl / V. ClLT • MESNEVl-3 



Sifat-i nefsaniyyesine maglub olan her bir denfye, mucahedesiz ve riyazet- 
siz nefis ejderhasmi zararsiz bir surette kullanmak temennfsi mumkin olur 
mu? Musa (a.s.) me§rebinde bir veliyy-i kamil lazimdir ki, o ejderhayi, emr-i 
ilahi tahtmda istihdam edebilsin. 

Cenab-i §eyh-i Ekber Muhyiddin bin Arabi (k.s.) , §eyh Sadreddfn Kone- 
vi hazretlerini terbiye buyurduklan esnada kuru ekmek yedirmek suretiyle 
riyazet yaptinrlar imi§. Bir gun taam esnasmda kendileri tavuk yemi§ler, 
Hz. Sadreddin'in validesi, cenab-i §eyh'in bu halini goriip: "Ey §eyh, sen ta- 
vuk eti yersin; benim ogluma kuru ekmek yedirirsin, bu nasil olur?" demi§. 
Hz. §eyh yedigi tavugun kemikleri uzerine'mubarek ellerini koyup "Allah 
Teala hazretlerinin izniyle, kalkm!" deyince, kemikler derhal tavuk haline 
gelip ugmu§Iar. Ve buyurmusjar ki: "Senin oglun dahi bu hale geldikten son- 
ra, istedigini yesin, zarar vermez; §imdi yerse zarar verir, binaenaleyh §im- 
di or\a lazim olan kuru ekmek yemektir." Ve bu ma'na Cenab-i Pir efendi- 
miz tarafmdan, 1. cildde [s. 484] Feriduddin Attar hazretlerinin ^ s^U y 
jj.\> oh&i o\*jy<- (jjj»j /\ J^ v^u* *£" jj+ ^ oj^- Ju ol* j»u- is\ ["Ey gafil, 
sen sahib-i nefissin, toprak arasinda kan ye! Zira eger sahib-i dil bir zehir 
yese, bal olur"] beyt-i §erifinin tefsfrinde izah buyrulmu§tur. 

1063. ~^uz hinlerce halk onun ejderhasmdan, onun re'yinden hezunet i$inde ol- 
mus oldu. 

Ankaravi hazretleri bu beyt-i §erifi, yukanki beytin ikinci misra'mdaki 
ma'na karfnesiyle Musa (a.s.) a irca' buyurmu§tur. Bu suretde ya'ni "Musa 
(a.s.) in ejderhasmdan ve onun re'y-i alisinden yiiz binlerce halk hezfmet 
iginde olmu§ oldu" demek olur. Hind §arihleri, yilan tutucunun kissasini tet- 
mfmen beyan buyrulmus, olduguna zahib olmuslardir; bu suretde ma'na "0 
yilan tutucunun donmus, ejderhasmdan ve onun re'y-i zaffinden ve kasdin- 
dan, yiiz binlerce halk hezfmet icjnde olmu§ oldu" demek olur. Bunlann iki- 
si de birer vecihdir. Bu kissada "Yilan tutucu"dan murad, muddei-i kazib olan 
§eyhdir. Nefsi 61memi§ iken, halki ba§ina toplayip ir§ada kiyam eder ve ne- 
tfcede halkin kabulu ve ihtirami yiizunden nefsinin ejderhasi dirilip halki if- 
sad ve ma'nen helake sevk eder. Fakat §eyh-i kamil, nefsine hakim oldugu 
igin, onun ejderha-yi nefsi bil'akis lslah ve ihya-yi halka hadim olur. Atideki 
kissa ile bu ma'na te'yid buyrulur. 



CsgJ^ 



AHMED AVNt KONUK 

Fir'avn'm Musa (a.s.)i tehdid- etmesi 



: 1064. fir'avn ona dedi: "6y ^JCeltm, sen ni$in halki bldurdun ve sen horku bi- 
rakhn?" 

Fir'avn, Musa (a.s.)a hitaben dedi ki: "Ey Kelim, sen asani boga yilani ya- 
I parak, halk arasina saliverdin; halk korkusundan kacmak icjn birbirini cjgne- 
|di ve bu esnada birgok kimseleri oldiirdun ve halkm kalbine korku biraktin." 

"Kelim" kelimesinde iki ma'na vardir. Birisi mecruh ve dfgeri kelam soyleyi- 
|ci demektir. Musa (a.s.) Hak'la miikaleme §erefine nail olan enbiyadan olmakla 
t "Keffimullah" lakabiyla me§hurdur. Fakat Fir'avn bunu tasdik etmediginden, 
|onun "Kelim" diye vaki' olan hitabi, "mecruh" ma'nasina ahnmak miinasib olur. 

jJj j t^j* -^ A^zS cj:_y> j^ jl>- JJj&I y ji cuc^a jj 

||065. !Jialk hezimet iglnde senden dilstuler; adamlar, hezimet i$inde ayacfi 
haymaktan blmus oldu. ' 

"Halk, ejderhanin hiicumundan dolayi miinhezim olarak, senin yuzunden 
bin iistiine du§tiiler ve o hezimet esnasmda bircok adam ayaklan kayip 
nenerek olmu§ oldu." "Zelk" ayak kaymak ma'nasinadir. 

|066. *<$ubhesi2 adamlar se.nl dusman tuttu. Erkek ve kadm senin hminl sine- 
sinde tuttu." 

|p67. v Dialki da' vet ediyordun, ahs uzere oldu; adamlar i$in senin hilafindan 
firak yoktur." 

"Budd" firak ve aynhk ma'nasinadir. Ya'nf "Sen halki kendi tarafma 
a'vet ediyordun; yaptigm bu ejderha ile korkutmak tedbiri senin aleyhine 



c^^, 



MESNEVI-t SERtF SERHt / V. ClLT • MESNEVi-3 



dondii; binaenaleyh adamlar artik sana muhalefet etmekten aynlmazlarj 
ya'nf daima sana muhalefet uzere bulunurlar." 

rJ4 l^ J^-* y ^^ j j o <s en f\ ^P j 1 r* cs 

1068. "6<jerfi ben dahi senin serrinden ktcin ktcin siirtunerek geri giderim; se-| 
nin mukafahn hakkinda bir comlek kaynahrim." 

"Haziden" gocuklar gibi kicm kicm siirtunerek geri gitmek; "Dig puhten" ) 
teemmul etmekten kinayedir. Ya'nf "Halk korktu, vakia ben de senin §errin- 1 
den urkup, geri geri gittim; fakat senin bu Mine mukabele icjn tedbirlerte- J 
emmul edtyorum," , 

1069. xx £j'6nlu bundan kovar ki, beni aldatasin; yahud golgeden gayrisi sana pes- 1 
revlik. etsin." 

"Beni aldatacagmi, yahud golgenden baskasi senin arkandan gelecegini | 
asla gonliine getirme!" Ba'zi niishalarda ikinci misra' \j *>f lsjj ^ Jj~. to 
suretindedir. Bu suretde ma'na boyle olur: "Gonliinu bundan kopar ki, beni 
aldatasin. Nihayet bir hark-i adet ile senin icjn bir arkadan gelici olsun." 



j>-\^\ ^j* OUi^ Ja ji 



^t>-L« Jf& j£~* oy> OlJj y 



1070. *&en onunla maqrur olma hi. onu uaphn; halaikm katbine Korku athn." 

[1073] 3 ' V ' 

"Sen, bin harika gosterdim, diye magrur olma; bu yaptigin §ey ancak ha- 
laikm kalbine korku birakmaktan ibaret kaldi." 

<jj£> \i-jf- s-aSow* iS^y j\y*- <Jj~* 'j*"J (*-*.} <Jj^ U&r ^^ 

1071. ""$12. boylesini getirsen de yine riisvay olur sun; zeld olur sun, duhke-i 
gavga olur sun" 

"Duhke" kendisine giiliinen adam, giilung demek. "Gavga" her cinsten birta- 
kim adamlann teskH ettikleri cem'iyyet ma'nasina oldugu Akrebu'l-Mevarid'&t 
mezkurdur. Ya'nf "Sen ytjz boyle harika gostersen bile, yine bizim indimizde 4| 
riisvay ve zelil olursun. Her cinsten toplanan halk arasmda gtilunc, olursun." 

1072. * Senin g'hi murainin $oklan oldular; akdoei hizim mxsrtmizda riisvay ol- 
dular." 



<=»#> 



AHMED AVNI KONUK 

"Salus" aldatici, mekkar ve murai ma'nasinadir. Ya'ni "Senin gibi gok mii- 
rafler ve mekkarlar zuhur ettiler ve sonunda bizim misnmizda riisvay ve 
maglub oldular." 

Musa (a.s.)in Fir'avn'a cevabi 



O-J Jb J.j*\ fyt* >jij> / C~~J Jt^il fU- yS L Oif 

1073. ^edi: "6mr-i Diak tie harm israh yoktur. Bcjer onun emri, henim kant- 
mx dokerse, korku yokiur." 

"Hakk'in emrine benim ortakligim yoktur; ne emr ederse. onu icra ede- 
rim; O'nun iradesine kar§i benim iradem ve tasarrufum yoktur. Eger O'nun 
emri benim kammi doker ve maglub ederse, asla benim igin korku yoktur." 

1074. "By aktlsiz, bn tarafda riisvay ve huzur-i Dtak'da serif olmacja hen ra- 
ziytm ve sakirim." 

1075. " Dialaikin oniinde zeM ve zaif ve fliiliin$, huzur-i Uiak'da mahbub ve 
mailub ve mahbul olayirh." 

1076. Uf i3urai soz cihetinden soyliiyorum; ve yoksa Diuda yann seni kara yiiz- 
lulerden eder." 

"Benim halkin oniinde riisvay ve huzur-i Hak'da azfz oldugumu soyle- 
mem, halkin benim soziimii dinlemedikleri igindir; ve yoksa Hakk'in azizi, 
her iki cihanda azizdir. Gergi senin hal-i hazirda izzet-i zahiriyyen var ise de, 
Hak Teala hazretleri, yann yevm-i kiyamette seni kara yiizlu olan asiler ziim- 
resine ilhak eder." 



Cs^ 



MESNEVl-t §ERlF §ERHl / V. ClLT • MESNEVt-3 



^SJLiJ Olj>- ^ j ^fJjS j fjl j 



layikukr; onun ni§amm 



1077. "Dzzet onun layihtdir ve onun hullanntn 
JAdem'den ve Obits' den oku!" 

Bu beyt-i §erifde 'cj^i^ j ^'j j iy& «i j (Munafikun, 63/8) ya'ni izzet Al- 
lah' a ve Resulime ve mu'minlere'mahsusdur" ayet-i kerfmesine i§aret buyuru- 
lur. Ya'ni "Izzet-i hakfld, Allah'a ve Allah'in emrine itaat eden kullara mahsus- 
dur. Allah'a kar§i serkesUk edip, nefislerinin kulu olan kimseler her ne kadar 
suret-i zahirede kuvvet ve tasallut sahibi iseler de, hakikatte degildirler. Bunun 
bdyle oldugunu Adem ile tblis kissasmda oku da gor!" Zira Adem, iLai bJb 'b, 
(A'raf, 7/23) ya'ni "Ey bizim Rabb'imiz, biz nefsimize zulmettik" dedi ve boy- 
nunu biikup Halik-i azfmu'§-samna yalvardi. tblfs ise edebsizligi nefsinden bil- 
meyip J££\ W (A'raf, 7/16) ya'ni "Beni azdiran sensin!" diye serkesUk etti; 
neticede'Adem makbul ve merhum ve Mis matrud ve mercum oldu. 

1078. "Utah yjfoi, Diahk\n serhinin nihayeti yokiur. JAgah ol, agzini ba^la 
ve uavraai $evir!' 

"Ey Fir'avn, Hakk'in zat-i namiitenahisi gibi, Hakk'in esma ve sifatmm 
ve tecelliyatimn §erhinin nihayeti yoktur. Sen O'nun ism-i Zahir'inin tecelli- 
si olmak iizere bir saltanata nail olmu§sun; ve bu ismin ahkaminda mustag- 
raksin. Ism-i Batin'in ahkamindan gafilsin. Binaenaleyh bu miistagrak oldu- 
gun ism-i Zahir'in ahkamindan bahs etme,- agzmi kapa da, bu kitab-i Zahi- 
r'in yapragim gevir ve onun arkasinda ism-i Batm'a nazar et!" 

Fir'avn'in Musa (a.s.)a cevab vermesi 



1079. jir'avn dedi: ^^Varak bizim nukmumuzdedir; hukum divaninin defied 
bu demde bana mahsustur." 



c ^^ 



AHMED AVNl KONUK 

Fir'avn dedi: "Varak-i zahiri bizim hukmumuzun altindadir; hukum ve 
emir divaninin defteri bu demde bana mahsustur ve halka riyaset etmek se- 
nin degil, benim layikimdir." 

1080. (Jvlukakkak ehl-i cihan beni satin almislardir; ey jildn sen hepsinden 
daha mi akilsin?" 

"Muhakkak ehl-i cihan benim riyasete ehil oldugumu bildikleri icjn hurri- 
yetleri mukabilinde beni ve benim istibdadimi satin almisjardir. Ey filan ve ey 
halk arasinda nam sahibi olmayan kimse! Sen bana tabi' olan bu halkm hep- 
sinden daha mi akillism?" 

1081. By uvlusa, kendini satin aldm; aqah ol, git kendini az gor; kendine 
magrur olma!" 

"Hariden hod" kendi nefsini bir §eye tvaz ve bedel tutmak ma'nasinadir. 
Ya'ni "Ey Musa, benim makam-i riyasetime ivaz olarak kendi nefsini mey- 
dana koydun; agah ol, git, bu da'va-yi riyasetden vazgec; benim kar§imda 
kendini a§agi ve nakis gor. Kendi mertebene aldanma." 

1082. ^De/irin sihirbazlanni toplayayim, id ki senin cehlini sehre gostereyim. 

Ya'ni "Sen asani ejderha suretinde gosterdigine magrur olma; ben senin 
bu sihrini ibtal icin zamanin sihirbazlanni toplayayim da, §ehrin halkina, o 
mahir sahirler vasitasiyla, senin cehlini gostereyim ve korkiittugun halki bu 
suretle emm edeyim." 

O } , 

jy jj-> tM- ^ ** fk* jjj j- 5 3 <-5 jjji ^ j*\y* c/- 1 

1083. vr Bu bir giinde ve ihi giinde olamvyacahtir; bana temmuztin kirk guniine 
kadar miihlet verl" 

"Temuz" sicak ve giinesin "Seretan" burcunda kaldigi miiddet ma'nasina- 
dir. Ba'zi memleketlerde yazin bir ayina "temmuz" ismini vermisjerdir. Ya'ni 
"Ey Musa. benim sihirbazlan toplamam, oyle bir iki giinde olabilecek bir i§ 
degildir; bana yazin en sicak giinlerinden kirk gun miihlet ver!" 



°$^? 



MESNEVl-t §ERlF §ERHl / V. CtLT • MESNEVI-3 • 

Musa (a.s.)in Fir'avn'a cevabi 



1084. c/Wusa ieit: xxr Bti, fcana mafistis revt£ degildir; ben kulum, senin imhd- 
lin emr olunmus degildir." 

"Destur"un miiteaddid ma'nasi vardir. Tarz ve revi§ ve ruhsat ma'nalan- 
na dahi gelir. Burada "revi§" ma'nasi miinasibdir. Ya'ni "Musa (a.s.) 
Fir'avn'a cevaben buyurdu ki: "Bu muhlet vermek mes'elesi bana mahsus 
olan bir tarz ve revis, degildir; gunkii ben kulum; efendim tarafindan senin im- 
halin bana emr olunmus, degildir ki, onun emrini teblig edeyim." 

1085. "Gger sen gdltb isen ve bana da yar yok ise; ben emir kuluyum, bana 
onunla is yoktur.' 

"Eger sen tedbfrlerinde galib olsan ve ben de senin tedbfrlerine kar§i 
mukabele hususunda buna yardim edecek bir yar bulamasam bile, ben emir 
kulu oldugum igin, benim galibiyyet ve maglubiyyet ile ve yardimsiz kalmak- 
la bir isjm yoktur; bunlan nig dusunmem; ben emr-i Hakk'a tabiim." 



,ir. 



C 1 sJj j ^y^fj^ 



1086. "'Tien did oldakca cidd ile vururum; benim nusretle ne isim vardu? ^en 
kulum." 
"Binaenaleyh ben hayatta oldukga kemal-i ciddiyyetle senin azginhgina 
mani' olmak igin vururumf benim yardim ile ve galebe ile ne i§im vardir? Ben 
kulum, efendimin emrini yerine getirmege galismm." 



'jf- yf-** j* 



x? 



\Ast- p&* -U-j ji \3 fj ^ 



1087. "Utudamn hiikmii erisinceye kadar, ben sana vururum. Uier bir hasnu 
hasimdan O ayinr." 



AHMED AVNI KONUK 

"Efendim "Vur!" diye emretti; "Vurma!" deyinceye kadar ben sana vuru- 
rum. Seni bana ve beni de sana hasim ve du§man yapti; binaenaleyh bizi 
[bir] birimizden ayiran yine O'dur; zira 0, her bir hasmi ve du§mam hasim- 
dan ve dii§mandan ayinr ve aralanni, haklanni vermekle fasl eder." 

^MwJl <uU \j ^>y* J-L*' {J"J J 'j iS"J* ^J^J* cM^ v'_?** 

Fir'avn'in Musa'ya cevab soylemesi ve 
Musa (a.s.)avahygelmesi 



1088. r De&i: ^Jiayix, hayir bona miihlet hoymak lazimclu; isvelexi az vex, sen 
riizgan az olcl" 

"U§ve" zamm ile, gece uzaktan goriilen ates, ma'nasinadir; ve-kesr ile [i§- 
vej naz ve giri§me ma'nasina da gelir; ve bu ma'na mecazdir. Ehl-i Fiirs bu 
kelimeyi "rihten" ve "giima§ten" ve "daden" ve "harfden" ve "fiiruhten" 
masdarlanyla firfb ve Me ve oyun ma'nasinda kullamrlar. Bu beyt-i §erifde 
"daden" masdanyla irad buyurulmustar. "l§veha kern dih" hfleleri az yap, 
demek olur. "Bad-peymay" herze ve bey nude soyleyici ve herze ve bey nude 
yapici demekten kinaye olur. 

1089. Uiah ^Teala derhal ona vahy etti: *Ona aenis miihlet vex, onion hoxkma!" 

1090. tiirlii tiixlii mekixler iii$unmek i$in, ona bu kirh aiinii tav ile miihlet 

[1093] .„ 

veri 

(1 vi^i, 'j J^>j^ jj j-? (• I <^- d* J *£ jl ^j& U" 

1091. Ta o salissm hi, ben uyumtis degilim "Uivzli yuriil" del ^olun oniinii 



tutmusum. 



MESNEVt-1 §ER?F §ERHl / V. ClLT • MESNEVl-3 



1092. *Onlann hilelerini hep hirbirine vurayim ve ziyade ettikleri §eyi y ben } 
noksana vurayim. ' 

1093. "Suyu cjetirirlerse ate§ edeyim; latif %erbei tuiarlar ve ben naho§ edeyim," 

f£ oT^jjL; ^ jJJl <^jT q£ d\jij j* j -x-tij^ _&> 

1094. "uWuhabbet baglarlar ve ben harab edeyim; o $ey ki vehme cjelmez; onu 
yapayim." 

Ya'ni "Sana kar§i muhalefet igin birbirleri arasinda muhabbet te'sis eder- 
ler; ben o muhabbetlerini bozayim, vehimlerine gelmeyen §eyi yapayim." 

1095. "Sen korkma ve ona uzun zaman muhlet verl "iSftsker tovla ve yuz hi- 
le diizl" del" 



C^ 



Medain §ehrinden sahirleri cem' etmesi igin 
Musa (a.s.)m Fir'avn'a muhlet vermesi 



L« j Jr*j f -^ *y- l$W*j (j* \j C-Lf jj -Xa\ y\ oiS 

1096. 'Dedi: *Qit sana emir ve muhlet yeldi; ben kendi yerime yittim, bizden 
hurtuldun." 

Musa (a.s.) Fir'avn'a dedi ki: "Haydi git; Hak Teala hazretleri tarafindan 
sana muhlet vermek emri geldi. Artik ben yerime gidiyorum; sen bizden, 
ya'ni benden ve Harun'dan kurtuldun." Bu beyt-i serifde sure-i Taha'da olan 
su ayet-i kenmeye i§aret buyurulur: «j^j V \^y jy. j ^ J**-^ «k. y^ c^u* 
'j>1* 'yts\ "jtLL oi j sl^ji ^ °^'^y Jis I/A '^ "cji Si j ^J (Tana, 2(5/58,59) 



ff ^^ J 



AHMED AVNt KONUK 



Ya'ni "Elbet biz de senin sihrin gibi sihir getiririz; bizim ile senin beynine bir 
va'de ver ki, muhalefetimiz olmayip beraber bir mekanda bulunahm. Musa 
(a.s.) dedi ki: "Mev'idiniz siislendiginiz bayram giinudur; ve nas kusjuk vak- 
tinde toplansinlar." 

*_»>~« j Uta ^Lstf> <LL* Oj^- i_-5p jJu\ U:> j\ j -ti ^^^a jl 

1097. O giderdi ve ejderha dahi ardmda avcimn muallim ve muhib kopegi gibi 
giderdl 

Musa (a.s.) Fir'avn'a muhlet verip ikametgahina dondiikten sonra, ejder- 
ha dahi bir avcimn muallim ve muhib kopegi gibi onu ta'kib ederdi. 

1098. tJTlvcinin kovegi gibi kuyruk sallayvp, hrnagi alhnda olan ta$i, hum ya- 
pardu 

"Siim" tirnak ve ayak ma'nasina gelir. Ya'ni "Ejderha Musa (a.s.)i ta'kib 
edip giderken, avcimn kopegi gibi kuyrugunu sallar ve gegtigi yollardaki tag- 
Ian ezip, kum haline getirir idi." Tirnak veya ayak ta'biri bulunmasina gore, 
mu'cize-i Musevi olan bu ejderhanin ayak ve tirnaklan da oldugu anla§ihr. 



1099. Ta$i ye demiri kuyrugu ile $ekerdi; demiri zahiren ufalayvp $ignerdi. 

Yolda rast geldigi ta§lan ve demirleri kuyruguyla suriiyup gekerdi 've de- 
miri agzinda hurd ii has. edip cignerdi. 

1100. ^Jiendisini havada hurcm yukansina kaldtnrdi; oyle ki, ondan 'Jlum ve 
faurdi hezimeiie olurdu. 

Ejderhanm boyu o kadar uzun idi ki, coreklenip yerden havaya ba§ kaldir- 
digi vakit, ba§i kalenin veya saraylann burcuna erislrdi. Onun bu halini gdren 
her cins halk kagi§maktan birbirini gignerdi. "Rum ve Giirc" her cins halk 
ma'nasina isti'mal buyurulmu§tur. Rum'a ve Gurcii'ye miinhasir degildir. 
.* *' 

1101. ^Deve gibi agzindan kopiik aiardt; her kimin uzerine bir katre vurursa 
dizain olurdu. 



C £P? 



MESNEVt-1 §ERfF §ERHt / V. ClLT • MESNEVf-3 • 

"Cuzam" ahlat-i erbaadan hilt-i sevdamn intisanndan dolayi bedene anz 
olan bir illettir. A'zanin mizaciru ifsad edip, ekseriya a'zanin dokulmesine se- 
beb olur. Ya'nf "Ejderha yolda agzmdan develer gibi kopiikler sagardi; o ko- 
puklerin katresi her kime isabet ederse, onda bu cuzam illet-i rmidhi§esi zu- 
hur ederdi." Buna Turkge'de "miskfn illeti" derler. 

1102. Onun di§inin gicuhsi gonul hirarcli; kara arstanlarin cam elden giderai, 

"Dil §ikesten" korkmaktan kinayedir. "Ez dest §oden" Kendinden gegmek- 
ten kinayedir. (Bahar-i Acem) Ya'ni "Ejderhaihm di§lerini birbirine vurmasin- 
dan hasil olan sada ve gicirti, insamn odiinu patlatir idi ve kara arslanlann 
cam da kendinden gegerdi." 

. L*P jl j\j JLi j CJ_^ j\ ti^-i \~>*a d\ J-*-j -Sj>- (*j^J ^J^" 

1103. ^Vakioki o mucieba kencii kavmine e-ri$ti, onun agzimn kd$esini iutiu ve 
o yine asa olan. 

"Mucteba" intihab ve ihtiyar olunmu§; "§idk" agiz kenan demektir. 
Ya'ni "Hak Teala hazretleri tarafindan bir nebiyy-i zi§an olmak uzere kul- 
lan arasmdan intihab ve ihtiyar olunmus, olan Musa (a.s.), kendi kavmi 
olan Bern israfl'in muctemi' oldugu mahalle eristi; o ejderhamn agzinin kd- 
§esini tuttu; o koca yilan yine evvelki gibi asa oldu." Nitekim ayet-i ken- 
mede Jfi\ \&j~* ul«L °m V j "u!u (Tana, 20/21) ya'ni "0 yilan olan asa- 
yi tut ve korkrna, biz onu ewelki siretine iade edecegiz" buyurulmu§tur. 

1104. Onun uzerine dayan&i ve far ill: "6y aceb, bizim oniimuzde giines ve 
diismamn oniinde gece." 

"Bu asa mu'cizesi Hakk'in azamet ve kudreti ve benim nubiivvetim hak- 
kinda, bizim oniimuzde bir giinestir; ve diismamn oniinde hakikati muzlim 
bir sihirdir." 

1105. *6y aceb, bu sipah, kusluk vaktinin aiinesinden dolu bir alemi nasil gor- 
muyorlar?" 



Csgp^ 



AHMED AVNl KONUK 



"Acib §eydir ki Fir'avn ve avanesi, kusjuk vaktinin gune§i gibi parlak olan 
nur-i niibiiwet ve mu'cize-i bahire ile dolu bir alemi nasil goremiyorlar da, 
inkarlannda musirr oluyorlar?" 



iTi 



<y- ] j j 



l - J 1 / 



3^. 



1106. *$oz acik ve kulak apk, bu da giine$, Uiudd'mn goz baglayialiginda 



hayr 



i" 



"Zuka" "zal"in zammi ile gibes, ma'nasinadir; ve "zal'ln fethi ile cabuk an- 
layicilik, kuvvetli zihin sahibi olmak ve fehim ve idrakde sen' olmak ma'nasi- 
na gelir. "Qe§m-bend" efsun ve sihir vasitasryla goz baglayici demektir. 

Ya'nf "Fir'avn ve avanesi olan kimselerin gozleri aciktir ve gordiikleri §e- 
yin ma'nasina nufuz ederler; ve kulaklan da agiktir, isjttikleri sozlerin ince- 
liklerini fark ederler; ve fakat elimde gtines, gibi zahir olan mu'cize-i nubiiv- 
veti sihire haml edip mukabeleye kiyam ederler. Hak Teala hazretlerinin ef- 
sun-i kazasiyla goz baglayiciliginda hayramm." 

"Zeka"ya ikinci ma'na verilmis, olsa da, muvafik olur; zira Fir'avn viike- 
lasiyla beraber Mundugu bir mahalde Musa (a.s.)in tevhid-i ilahiye da've- 
tine kar§i '^ui Vj u 'j {§uara, 26/23) ["Alemlerin Rabb'i dedigin de nedir?"] 
diye mahiyyet-i ilahiyyeden sual etti; ve bu sual onun eser-i zekasidir; zira 
onun suali cehalet cihetinden degil idi; belki risalet da'vasiyla zahir olan ce- 
nab-i Musa'mn verecegi cevabi goriip, tedkik etmek icin idi. Ve bir kimse 
herhangi bir mes'elede birinin kudret-i ilmiyyesini anlamak igin, imtihan ta- 
rikiyla bir sual ederse, o mes'eleye vukufu olmak tabffdir. Bu babdaki izahat 
Fususu'I-Hikem'dt Fass-i Musevfde mezkurdur; ve fakir yazdigim §erhde 
fass-i mezkurda agik ibarat ile ihvan-i dinime izaha gayret ettim. Burada taf- 
sfli uzun olur. £ 

1107. * >r Ben onlardan, onlar da benden hayran; bir bahardan onlar diken, ben 
$emen. 

"Onlar, ya'ni ehl-i dalalet benim halime bakip §a§arlar; ben de mazhar-i 
ism-i Hadi oldugum icin, onlann ahvaline bakip §a§anm. Hak Teala hazret- 
lerinin rahmet-i sifatiyyesiyle tecellisi umumi oldugu halde, bu rahmet baha- 
nndan ehl-i dalalet dikenligi kabul ederler; ben ise yemye§il ve latif gemenli- 
gikabulederim." Beyt: 



c^a^, 



MESNEVl-I §ERfF §ERHt / V. ClLT • MESNEVl-3 • 

Halkin isti'dadma vabestedir asar-i feyz 
Ebr-i nisandan sadef diirdane, efisem kapar 

1 108. "Onlann online $ok rahik kadehi goturdiim; onun suyu hu taifenin onun- 
de ta§ oldu." 

"Rahik" giizel kokulu §arab ma'nasmadir. Sure-i Mutaffirin'de ebrara ih- 
san buyrulan §arab oldugu du. Z\&- ^JL» ^ '^ 'cifLl (Mutaffifih, 83/25-26) 
["Kendilerine miihurlu halis bir tcki sunulur; onun icmiinin sonunda misk ko- 
kusu vardir"] ayet-i kenmesinde mezkurdur. Bu bir §arab-i ma'nevidir ki, en- 
biya-yi izam ve onlann varisleri olan evliya-yi kiram hazerati tarafindan su- 
ret-i umumiyyede tevdr olunur; fakat kabiliyyet ve isti'dadi olanlar onu igip 
sarho§ olurlar; kabiliyyeti ve isti'dadi olmayan ehl-i dalalet ise, ondan nefret 
ederler. 

1109. nr Bir gul destesi haalaciim ve one gotiirdum; her hir gill, (liken ve §erhet, 
zehir oldu." 

"Tevhid ve tenzih-i ilahi giillerinden bir deste yaptini; "Buyurun, kokla- 
yin!" diye o taifenin onlerine goturdiim; onlann oniinde bu destenin her bir 
gulu, diken oldu ve ma'rifet-i ilahi §erbeti de zehir t kiifur ve inkar oldu." 

Malum olsun ki, enbiya hazretleri tabib gibidir. bir hastanin isti'dadm- 
da mevt ve helak galib ise f onun tedavisi bu isti'dadin tesri'-i inki§afina ha- 
dim olur. Bunun gibi enbiya, ehl-i dalaleti da' vet ettikge, onlann §ekavet- 
leri artar. Bu babdaki hakayik ve izahat Fususu'l-Hikem'de, Fass-i Ya'ku- 
bPdedir. 



J llu . S iJUi JLL«io j>- u 0»J »^- 



Sj) j\Jijjsi- ^ jL»- I 



c)OI 



1110. "O hi-htslerin canvdvn nastbi olur: vaktahi kendileriuledir . ne vakil zahir 
flii3l , _,, - v ' 



[1113] 



olur?" 



"0 rahik §arabi ve maarif-i ilahiyye giildestesi enaniyetsiz ve benliksiz 
olan kimselerin caninin nasibi olur. Onlann ruhlan o §arablan icer ve giilleri 
koklar ve mest olurlar. Kendi enaniyetleriyle ve benlikleriyle beraber olduk- 
Ian vakit, bu rahik ve giildeste, ruhlanna zahir olamaz." 



m&> 



AHMED AVNl KONUK 

1111. ^izim onumuzde uyumu§ uyantk lazimdir; ta ki uyamhlik ile rii'yalar 
florsiin. 

Bu beyt-i §enf enbiya ve onlann varisleri olan evliya lisanindandir. Ya'ni 
"Bizim huzurumuzda benligini terk etmis. ve nefsinin ahkammdan uyumus. 
ve ruhu ile uyanik olmak lazimdir; ta ki, bu ruhunun uyanikligi sebebiyle, bu 
alem-i surete nisbeten ru'ya mesabesinde olan alem-i melekutun ahvalini 
mii§ahede etsin; ve j>'jf\ j of^Lii oj& '^Q ^} di& j (En'am, 6/75) 
["Boylece biz ibrahim'e gokle'rin ve yerin mel'ekutuhu gbsteriyorduk"] ayet-i 
kerfmesinin simndan nasib alsin." 

jU- c~~juw J^£* X-^J L" jU j£i ^ Jfj>- v'j^ y) u^ 1 - 3 

1112. Dialkin fikri hu latif ruyamn du§mani oldu; onun fikri uyumadik$a ho- 
gazi haalanmi§tir, 

Halkin sun keserata taalluk eden fikri bu latif ru'yamn du§mani ve alem-i 
melekutun hicabi oldu; onun fikri hakayik ve maarif-i ilahiyyeye dahp, 
makam-i hayretde tevakkuf ederek uyuyamadikca, onun ruhunun bogazi bu 
sarab-i rahiki igemez, Zfra efkar-i masiva o bogazin bagidir. 

1113. IZir hayret lazimdir ki, fikri supiire; hay ret fikri ve zikri yemi$Ur. 

"Hayret" iki nevi'dir; birisi "hayret-i mezmume"dir ki, cehilden munbais- 
dir. Digeri "hayreH mahmude"dir ki, bu da ilm-i esmaf ve sifatiye mustenid- 
dir. \j- JL» jij ^j Ya'ni "Ya Rab, benim Sentn hakkindaki hayretimi tezyfd 
eyle!" hadis-i §erifinde isaret buyrulan hayret, bu hayret-i mahmudedir. Vak- 
taki bir salik-i taifk-i Hak esma ve sifat-i ilahiyye hakkindaki hakayik ve ma- 
arifi miitalaa ile onda miistagrak olur ve bu ilmin netfcesinde kendisini hay- 
ret istila eder; ve bu hayret esnasmda kendisinde ne fikir ve ne zikir kalir. 1§- 
te fikri uyutacak ve yutacak boyle bir hayret lazimdir. §arab-i rahika onun 
ruhunun bogazi acrisin. 

1114. Uier kirn ki o, hunerde ziydde kdmil ola, o ma'nada aeri, suretde ziyd- 
de ileridir. 



*#$&> 



MESNEVI-i SERIF §ERHl / V. ClLT • MESNEVf-3 • 

Zira hiinerde kamil olmak, kesret-i fikr ile mesbu' olmaga mutevakktftir.l 
Boyle kesret-i fikr ile mesbu' olan kimsenin, alem-i suretdeki mertebesi ileri J 
ise de, ma'nadaki mertebesi geridir. Velhasil alem-i suretde ulum-i zahiriyye-| 
nin enva'inda mahir olan kimseler, mertebeten ehl-i ma'naya gore yuksekf 
goriinurler; fakat ma'nada geridirler; ve ehl-i ma'na ise zahiren la-§ey ve ha-^ 
kfr goriiniirler. 

1115. "ZRaciun" huyurdu. Ue riicu hu minvalden olur ki, siirii geri done ve eve. 
gide. ? 

Hak Teala hazretleri Kur'an-i Kenm'de bizlere Oj«s-ij -Ji w ' 3 & ui (Bakara, 
2/156) ya'ni "Biz Allah'a mahsusuz ve muhakkak 6'na donuciileriz" kela- 
mini ta'lim buyurdu. Ve "rucu"u tasvir etmek icab ederse deriz ki: Mesela bir 
siirii sabahleyin kendi ikametgahindan gikar ve ak§am yine kendi ikametga- 
hma geri doner. l§te riicu' bu tank ile olur. Bizler ve bu keserat-i alem dahi 
kendi ikametgahlan olan "kenz-i mahfT'de ve Zat-i ahadiyyetde miistecin 
idik. "Kiin!" emriyle "vahidiyyet", "ervah", "misal" ve "§ehadet" akabelerini 
kat' ederek, mertebe-i surete geldik. imdi bu siiriinun ardi ve arkasi kesilmez 
ve bir taraftan da peyderpey yine bu akabati kat' ederek ikametgah-i aslisi- 
ne riicu' eder. 

1116. Uaktaki siirii vuruddan geri dondix, ptf-i ahenk olan keci geriye diiser. 

"Aheng" burada alay ve tabur ve siirii ma'nasina gelir. "Pi§-i ahenk" su- 
riinun oniinde gidene derler ki "kosemen" dedikleri hayvandir. Ya'ni "Siirii 
mer'aya vuruddan, kendi ahinna geri dondiigu vakit, mer'aya giderken "ko- 
semen" olan, bir suriinun oniinde giden kecj, ahira donerken suriinun arka- 
sinda kalir. 

1117. SArkadaki topal keci one diiser; riicu', eksi yuzlulere giilme getirdi. 

"Fakat bu kosemenin gayri olan bir topal keci, bu riicu' esnasinda one dii- 
ser; i§te bu topal kegi onde oldugu halde, suriinun bu eve donmesi vaz'iyye- 
ti abusu'1-vech ve somurtkan adamlara bile giilme getirir." 



'^P? 



AHMED AVNl KONUK 

Evvelki beyt-i §erffdeki "kdsemen"den murad insan-i kamildir; zira insan-i 
kamilin ruhu kiildiir ve kendisine tabi' olan ervah-i ciiz'iyyenin imamidir. Bi- 
naenaleyh "kenz-i mahfT'den mer'a-yi aleme gikarken ciimlesinin onundedir; 
ve riicu'da kemal-i tevazu' ile arkadadir. Ve bu beyitteki "topal kecTden mu- 
rad, da'va-yi kemalde bulunan insan-i nakis ve alim-i zahiridir. Hakk'a ve 
kenz-i mahfiye rucu* emrinde imamlik da'va eder ve one du§er. iste onun bu 
noksamyla beraber pi§vahk ve rehberlik da'vasi, en somurtkan adamlan bile 
giildurecek bir haldir. 

1118. ^u taife cjuzafeilen ne vakit toval oUular? JaKri verdiler ve an satin 
alcUlar? 

Bu beyt-i gerif, yukandaki 1116 numarali beyte merbuttur: "Siirii hane- 
ye, ya'ni Hakk'a riicu' vaktinde bu taife-i evliya kemal-i tevazu' ile suriinun 
arkasinda kalirlar. Onlar boyle ca'li olarak yaptiklan muameleden ne vakit 
kat'-i merahil edemeyen ulema-yi zahire gibi topal olurlar? Onlar bu ulema- 
yi zahirenin meclub ve meftun olduklan iftihan ve ilimleriyle magrur olmak 
duygusunu birakdilar da, an ve halk nazannda zelil ve hakir goriinmeyi sa- 
tin aldilar." 

1119. "Ik iaife hacca ayacji hirik aiderler; haracdan ferece kadar aizli bir yol 
variu. 

"Hacc" lugatte bir §eye kasd ve teveccuh ma'nasinadir. Burada Hakk'in 
Ka'be-i Zat'i murad olunur; zira Ka'be, mazhar-i ism-i Zat'dtr ve ism-i Zat 
dahi cami'-i cemf-i esma ve sifatdir. "Harac" zahmet ve me§akkat ve "fe- 
rec" rahat ma'nasinadir. "Pa sfceste" tevazu' ve meskenetten kinayedir. 
Ya'ni "Bu evliya taifesi, Zat-i Hakk'a kemal-i tevazu' ve meskenetle giderler 
ve suriinun arkalannda kalirlar. Gergi bu tevazu' ve meskenette ve cahille- 
rin eza ve cefalanna tahammiil etmekte, zahmet ve mesakkat vardir. Fakat 
bu zahmet ve mesakkatten rahata kadar, zahiren mahsus olmayan gizli bir 
yol vardir." 

1120. Huferik kalbini ilimlerden yikamistu; zira ki bu ilim o yolu bilmez. 



*$$#> 



MESNEVt-1 §ERIF §ERHl / V. CtLT • MESNEVf-3 



Bu evliya taifesi kalblerini ulum-i zahiriyye paslanndan yikayip temizle- 
misterdir; ciinkii bu ilimler tarik-i Hak'da i§e yaramaz ve yol gdsteremez; bel- 
ki nefse gurur verip, Hak yolunun hicabi ve mani'i olur. 

1121. HZir ilim lazimdir hi, onun ash o basian ola; zxxa hi her bir fer' hendi 
ashna rehberdir. 

Hak yolunu kat* edebilmek igin kulub-i evliyaya, Hak indinden nazil olan 
ilm-i tecelli ve ilm-i lediinnf lazimdir. Zira bu ilm-i lediinnf Hak Teala hazret- 
lerinin "Alim" ism-i §erifi deryasindan akip gelen bir cedveldir ve lrmaktir ve 
fer'dir; binaenaleyh kendi ashna rehber olacagi meydandadir. 

>jt ^ J J r^ ojS L " >a vf M J*/- y- &j, j* 

1122. Dier bir hanad, derydnin arzi Rzerinde ne vahit u$ar? Ttt hi ilm-i le- 
diinni, lediinne hadar gotiirsiin. 

Her bir kimsenin isti'dad ve kabiliyyet kanadi, pek geni§ olan Alim ism-i 
§erffinin bahr-i muhftinin eni iizerinde ucabilir mi? Ta ki bu ilm-i lediinnf, as- 
h olan Alim ism-i §erifinin miisemmasi olan huzur-i Zat'a kadar gotursun. 

*J> JLiU 01 j \j <~- -AjL jS jy: (j jy\^, ^de- \j^ ^ 

1123. Dmdi ni$in hisiye bir ilim ogreiirsin hi, ona sineyi ondan pah eimeh la- 
zim olur. 

Ey ulum-i zahiriyye ile miitevaggil olan muallim efendi, nigin insanlara, 
oyle bir ilim ogretirsin ki, Hakk'a vusul icm, kalbini o ilim paslanndan temiz- 
lemek lazim gelir. Bu me§gale beyhude olmaz mi? 

J>\i ^\J^ y JJS Ij cJj J>\i Jdj^ jij\ (^54 y?* ^ 

1124. binaenaleyh rehberlih isteme; bu taraftan topal ol! Ulucu eimeh vahtin- 
de sen pis ahenh oil 

Binaenaleyh ey alim-i zahirf, goniil pasi olan ilmin ile mukteda-bih olmak 
isteme; bu rehberlik cihetinden topal ol ve izhar-i acz et! Fakat Hakk'a rucu' 
etmek vaktinde de, acele edip alayin ve siirunun online geg! 



1125. By zarif, sabihlarm ahiri ol; iaze meyve, agac uzerine sabih olur. 



*$$&> 



AHMED AVNl KONUK 

Bu beyt-i §erffde djLLJ\ Oj^Vi ^ ya'nf "Biz sabiklarm ahirleriyiz" ha- 
dis-i §erifine i§aret buyrulur. Izah-i ma'na budur ki: "Ben ve benim timme- 
tim, dunyada zaman cihetinden muteahhirleriz; menzilet ve keramet ve du- 
hul-i cennet hasebiyle ahirette kaffe-i ehl-i edyan uzerine mukaddemleriz." 
Ey zanf ve isti'dad-i latif sahibi olan salik, agac. zamanen taze meyveden ev- 
vel oldugu halde, agactan maksad onun zuhur edecek olan taze meyvesi ol- 
dugundan sabikm ahiri oldugu gibi, sende senden ewel umem uzerine, mah- 
za "fena-fillah" ve "beka-billah" mertebesini iktisab ile tafazzul et ve sabik- 
lann ahirlerinden ol! 

1 126. Dier ne kadar viicutUa meyve son gelir ise de, evveldir; ve ztra ki o mak- 
sud idi. 

Vucudda ve zuhurda meyve zamanen agactan sonra gelir ise de, ma'na- 
da agactan evveldir; ve zira ki, bahgivanin agaci dikip terbiye etmekteki mak- 
sadi, ancak ondan meyvenin zuhurudur. 

1127. iIMelatke j/iU "la time Una" del Ve "ma allemiena" el tuisun. 

Sure-i Bakara'da olan *^\ '^uii 'Ji 'J\ ££ I Vi u ^ Si jlikl ijiii (Baka- 
ra, 2/32) ya'nf "Melaike de'diler ki: Ya Rab, biz seni nakaisden tenzih ederiz; 
bizim igin ilim yoktur; biz ancak senin bildirdigini biliriz; sen Alim ve Hakim- 
sin" ayet-i kenmesine isaret buyrulur. "Ey ulum-i zahiriyye ile mesbu' olan 
kimse! Sabiklann ahiri olmak istersen, o bildiklerini terk et de melaike gibi 
"Biz bir §ey bilmeyiz; ya Rabbena, ancak senin bize bildirdigini biliriz de ki, 
ulum-i lediinniyye imdadma yeti§sin!" 

I^xj- jy j! <_£jj -U*-l j^«-* W*-* y~ tj\^ *_^>-* jjji J> 

1128. €aer sen hu mekiebde hecayi hilmezsen, Slimed Q&i akil numndan do- 
lusun. 

"Heca" huruf-i mukatta'a; "hica" "ha"nm kesriyle akil ve zeyreklik ve fet- 
hi ile ["haca"] bir §eyin kenan ve su iizerinde yagmurdan hasil olan kaba- 
rciklar. (Muntehabii'l-Liigal) 

"Eger sen bu a§k mektebi iginde huruf-i hecayi bilmez bir limmf isen, o 
mektebin sultani olan Nebiyy-i Ummi Ahmed (a.s.v.) Efendimiz gibi akil nu- 



G c£^ 



MESNEVI-t §ERfF §ERHl / V. CfLT • MESNEVt-3 ♦ 

rundan dolu olursun." Ikinci misra'daki "piirri", "pern" olduguna gore de, §u 
ma'na verilebilir: "Ahmed (a.s.v.) gibi aklin nurundan bir kanadsin." Fakat 
ewelki ma'na daha miireccahdir. 

zlljl. (JW 4JDI m ^ ^ jX! jlx.U JXj f 

1129. €ger §ekirlerde meshur olmazsan, nakis de^ilsin. Slllan ^Teala dogm yo- 
lu xiydde hilir. 

Eger kalbin ask-i Hak'dan dolu ve ulum-i resmiyyeden bo§ oldugu icm, 
§ehirlerde ehl-i zahir indinde namdar ve me§hur olmazsan, ind-i Hak'da ve 
ehlullah indinde nakis degilsin; zira Allah Teala dogru yol hangisi oldugunu 
ziyade bilicidir. 

c— ujj i*^??£ &*>■ <j\j> jl c— J i-Jjj** ofti" ^jij J'j^l 

1130.* O harab i$inde hi, ma'ruf defliUir; htfz i$in bir zer hazinesi vardir. 

Halk indinde ma'ruf ve meshur olmamak bir nakisa olmadigimn misali 
budur ki: Nas indinde ma'ruf ve meshur olmayan vfrane ve harabeler icmde, 
saklanmis, altin defineleri vardir. 

& j-j j* & ^ & &j %£ ^.^f ^5f* £fy 

1131. <y\iar{if olan mevzi'e ne vakit hazine hoyarlar? ^Rencin alhnda ferec 
bu kabilden gelcli. 

Hazineyi enzar-i halktan saklamak icjn, onlann bilmedigi ve ummadigi 
mahalle koyarlar. Me§akkat ve zahmet altindaki rahat dahi bu kabildendir; 
ya'nf halkin ummadigi mahalle vaz* edilmis, olan define kabflindendir. 

1 132, Uiaiu burada $ok muskil getirir; velakin iyi hinek hayvani bukacjiifi kirar, 

Birinci misra'daki "sjkal" zorluk ve mu§kil ma'nasina olan "i§kal"dir; za- 
ruret4 vezin igin "elif ' lskat olunmu§tur. Ikinci misra'daki "iskal" at ve katir 
ve deve gibi hayvanlann ayaklanna baglanan kostek ve bukagi ma'nasina 
olup, asli "§ikal"dir; ve zaruret-i vezin icm "elif ilave olunmu§tur. 

Ya'nf bu yukandaki beyanatimizda hatir, kalbe bir mu§kil ma'na getirir, 
oda budur ki: "A§k-i ilahf mektebinin timmfleri, altm hazine defn olunan vf- 
raneler gibidir ve §ehirlerde me§hur ve namdar degillerdir. Halbuki enbiya-yi 



cffi? 



AHMED AVNl KONUK 



! izam ve evliya-yi kiramdan bircok iimmilerin siyt ve §6hretleri afaka miinte- 
f- §ir olmustar, bunlara ne diyelim?" denirse; cevaben deriz ki: "lyi binek hay- 
I. vam mesabesinde olan isti'dad ve kabiliyyet-i zeka, kendisine baglanan bu 
.kostegi kopanr. Ya'ni ehl-i zeka bu miisWli halledip, cevabmi verirler." §u 

halde cenab-i Pir efendimiz bu sualin cevabmi izah buyurmayip, sami'lerin 
[• fetanet ve dirayetlerine birakmi§tir. 

I Hind sarihlerinden Bahru'1-Ulum ve Imdadullarrhazretleri bu beyt-i §erifin 
. §erhinde §oyle buyururlar: iskal budur ki, evliyamn gofu kemal ile mu§tehir 
ive diinyada muazzez ve sahib-i hiiner idiler ve velayet ile, ulum-i resmiyye 
l arasmi cami' idiler; binaenaleyh §ohretten ictinab ve kem-namlik ihtiyan ve 
* ulum-i zahiriyye tahsilinden sarf-i nazar olunmasi nasil dogru olur? Bunun 
.cevabi acik oldugundan cenab-i Pir terk buyurdular. Ve onun cevabi budur ki: 
; Evliya hiiner ve §6hret ve cah istemezler; ve kendilerini zelil ve miinkesir go- 
\ riirler. §ohret ve cah onlara taraf-i Hak'dan inayet olur ve onlar bu gibi ulu- 

mu nacar nza-yi Hak icin ihtiyar edip, ulum-i zahire ve batineyi cami' olur- 
\ lar." Bu miitalaa cok giizeldir; zira evliyada ibadullahi irsad gayreti vardir; ve 
kirgad ehl-i suretin ilimlerini iyi bilmek ve onlann hatalanm ve noksanlanm 
;kendilerine gostermekle olur. Nitekim cenab-i Pir efendimizin hal-i §erifi ve bu 

MesnevN §enf bu miitalaayi miieyyed bir burhan-i zahirdir. 

1133. Onun a§ki i§kal yakxci bir ate$tir; her bir hayali, aundiizun nuru siipiirur. 

A§k-i ilahi bu gibi hatirin kalbe getirdigi i§kali ve §ubheleri yakici bir ate§- 
5 tir; bu gibi iskal ve subiihat, gece karanliginda gozlere goriinen hayalat ka- 
? Mindendir. Gundiiziin nuru geldigi vakit, karanhkta goriinen hayalleri nasil 
Jsilip siipiirur ise, ask-i ilahi nuru da, bu gibi i§kal ve subheleri oylece silip 
ksupuriir. 

\ 1134. By mahbul, cevabi da o taraftan iste; zira bu sued sana muhakkak o ta- 
raftan cjeUi. 

Ey salik-i makbul, senin kalbine gelen bu sual yA> \f jJU Jii (Ra'd, 
j 13/16) ya'ni "Her§eyin hahki Allah Teala'dir" ayet-i ltenmesi mucibince Al- 
flah tarafindan geldi ve onu halk etti. Binaenaleyh bunun cevabmi da vine 
I Allah Teala'dan iste! 



*$%&> 



MESNEVI-1 §ER.rF §ERHl / V. ClLT • MESNEVI-3 • 

0*--j^» jl <-^>Jr * _} t£j~* * '-r'^ C-"->fej <ui J-i i,*J*y ^g t-^y 

1135. DCalbin kosesiz kosesi for caddedir; onun sarki ve garbi olmayan tabt kr > 
aydandir. 

"Gonuf'den murad insanm gogsiindeki et parcasi degildir. Belki o et par- 
casina bf-keyfiyet taalluk eden bir latife-i nuramdir. "Tab-i la-§arki ve la- 
garb"dan murad vucud-i hakiki-i Hak gune§inin ziyaszdir. "Ay"dan murad, 
ruh-i insanidir. Ya'ni "K6§esiz ve Ia-mekan olan goniil halvet-gahi, mak- 
sud-i hakfkiye musil olan bir caddedir. §arki ve garbi olmayan, ya'ni bi-ci- 
het olan viicud-i hakiki gune§inin tabi, gonul sahasmi ruh-i insanfden do- 
layi miinevver kilar. Ya'ni nur-i Hak ruha vasil olur; ve ruhdan dahi kalb 
sahasi miinevver olur." 

\X^> ^yr ^j> 4j>- ^j, t£ ij\ \JS dy? y Jljl _j y jij\ y 

1 136. By ma'na dagi, sen dilenci $}i, hu iaraflan, o iaraftan yine sada isiersin. 

Ey ma'na dagi olan insan! Sen kalbine varid olan suallerin cevabim almak 
icin, dilenciler gibi nicin kapi kapi dola§arak, harf ve savta ve elfaz-i lisaniy- 
yeye muhtac oluyorsun? 

y >> ls^j u - J"* j* ^j^ if y ^j- 5 ^j *£ yr y oiji (*-* 

1137. i)ine o iaraftan iste hi, derdinin vakiinae, ya iKabbi, zihrinde iki kal 
olursan. 

Bu gibi mu§kilat vaki' oldugu vakitte, halk tarafini birak da Hakk'a don ve 
onun hallini o taraftan iste. Nitekim basma bir dert geldigi vakit "Aman ya 
Rabbi lutf et; inayet et!" diye miinacat edip huzur-i Hak' da iki kat olursun. 

Lf*-*^ Jyr ^-*j O:s j *^>yr J- ^ y* M^s 1 j >j> ^»j 

1138. ^Derd ve Slum vaktinde o tarafi anarsm; derdin qitiiqi vakii, ni$in a'ce- 
mtsin? 

Ba§ina bir felaket geldigi ve olecegini idrak ettigin vakit, derhal Hak tara- 
fini zikr edip o tarafa donersin; ve felaket gittigi vakit, Hak tarafina yabanci 
kahrsm ve biraktigin nokta-i gaflete rucu' edersin. 

"Nam" "namfden" masdanndan olup, admi anmak demektir. Hind nus- 
halannda "Mi hamf" vaki' olup "hamfden" masdanndandir. 



cgwp 



AHMED AVNI KONUK 



1 139. JWihnet vaktinde JAllah deyici olmu$sun; mihnet gitiigi vakit, hani yol? 
dersin. 

Bu beyitlerde <A\ ^pjl. 01^ u ^ *i. ju*; *ij>- bi ^ <Ji l> <oj Uj> ^ oljVi ^ lii j 
j5 i>* (Zitmer, 39/8) ya'ni "Ve' ins'ani zarar rhessettigi vakit, Rabb'ine riic'u' 
edici'oldugu halde dua eder. Ba'dehu Rabb'i kendi tarafindan ni'met verdigi 
vakit, evvelden O'na dua eder oldufu §eyi unutur" ayet-i kerimesine i§aret 
buyurulur. Ya'ni "Derd ve mihnet vaktinde "Aman Allah!" diye yalvanci 
olursun; mihnet gidip, rahat geldigi vakit dahi "Haydi bakahm, biraktigimiz 
yerden keyfimize ba§liyalim" dersin." 

d\j> (»jb ijj -LwLij a^ yt> OUT ^ \j j>- <T X»\ d\ j\ ji\ 

1140. $uhhesiz \>u ondan dolayi geldi ki, her kirn Diakk'x tantrsa, daim onun 
iizerine olsun. 

Bu mihnet ve bela, subhesiz her kirn Hakk'i tanirsa, daim o bela ve mih- 
net vaktindeki agahlik iizerine olsun diye geldi. 

Ma'lum olsun ki alelumum insanlar iki kisimdir: Bir kismi basjanna bir be- 
la geldigi vakit esbabdan bilip, o esbabin def i garesi ile me§gul olurlar; ve bu 
me§guliyet iginde kalbleri Hak'dan gafil bulunur. Binaenaleyh Hakk'a tevec- 
ciih edip yalvarmak akillanna bile gelmez. Bir kismi o mihnet ve bela iginde 
Hakk'a tevecciih edip yalvanrlar ve bir taraftan da belanin def i esbabma te- 
§ebbiis ederler. Bu ikinci simf, bela ve mihnet vaktinde Hak'dan agah ve 
mihnet mundefi' olduktan sonra gafil bulunurlar. 

Bu beyt-i §erffin mazmun-i miinifi bu ikinci kisim mii'minlerin halini mii§- 
temildir. Ya'ni "Hakk'i taniyan bu kisim mii'minlerin basjanna gelen mihnet 
ve bela, mihnet vaktindeki agahlik iizerine olsunlar diye geldi," demek olur. 
§u halde mihnet ve bela, Hak'dan agahlik getirdigi icm, mii'minler hakkinda 
batmen ni'met olur. 

Bu beyt-i §enf, ebyat-i mii§kiledendir; surrah-i kiram hazarati muhtelif 
miitalaatda bulunmusjardir. Fakir bu ma'nayi tekelliifsiiz ve ebyat-i sabika 
ve lahikaya merbut buldum. 

1141. Ue o kimse ki akil ve zan icinde, ona hicab vardu; gdh ortiilmustur ve 
gah yakasi yirhlmishr. 



c^XSga 



MESNEVl-1 §ERlF SERHt / V. CtLT • MESNEVl-3 • 

kimse ki, akl-i ciiz'i hiikmu altinda zebundur ve viicud-i egyayi, vu- 
cud-i hakiki-i Hak muvacehesinde mustakil zanneder. Boyle bir kimsenin bu 
akl-i ctiz'fsi ve bu zanni ona hicab ve perde olup, onun nazannda gah esba- 
ba arz-i viicud ederek Hak ortiilmiis, olur ve gah libas-i gafletinin yakasi yir- 
tilip Hakk'i zikr eder. 

dyi\ ^u jl tf\ J? JiP djfc £ *^ »\f Jyr Ji* 

1142. iS%hl-i ciiz'i gah galib, gah zebundur; akl-i hiilli havadis-i dehrden 
emindir. 

Zira akl-i ciiz'i ba'zan galib olur ve ba'zan da nigun ve maglub ve zebun 
olur. Eger akl-i ciiz'inin rey ve tedbiri kaza-yi ilahiye muvafik olursa, sureta 
galib goriinur; ve eger kaza-yi ilahiye muhalif bulunursa, bas. a§agi diisup 
maglub olur. Fakat akl-i kiillf havadis-i dehrden eymin ve emindir; zira akl-i 
kull kaza-yi ilahf ve sirr-i kader dairesinde fa'aldir. 

1143. By ogulj akil ve huneri sat; hayreti satin al, IZunaraya degil, hariye gii! 

Ey oglum, mademki akl-i ciiz'i gah galib ve gah maglubdur, o halde boy- 
le zayif olan bir akli ve onun istihsalati olan zahiri hiinerleri sat; onun yeri- 
ne maarif-i ilahiyye neticesi olan "hayref'i saftn al! Bu hayreti tahsil igin da- 
hi uliim-i zahiriyyesiyle mii§tehir olan Buhara medreselerine degil, horluga 
ve zillete git ve fakr-i hakiki tarafini iltizam et! 

"Buhara" ta'bfriyle, §ehr-i mezkurda ziyade revac bulan ulema-yt riisuma 
i§aret buyurulmus, olabilecegi gibi; Ankaravi hazretlerinin beyan buyurdugu 
iizere diken ma'nasina olan "har" (>*■) da olmak caizdir. "Han" (<jj\*-)deki 
"ya" nisbet veya masdariyyet igin olabilir. §u halde ma'na "Dikene mensub 
olmaga veya dikenlige degil, zillete git!" demek olur. Murad, yumu§ak kalb- 
li ol ve galizu'1-kalb olma demektir. 

1144. 'T&z nicin kendimizi soze daldirmisvz? Diihdyeden biz hikaye olmusuz. 

Ya'nf hie. bilir misin ki, ben nicm kendimi soz ile ve nakl-i hikayat ile me§- 
gul etmisjm? Sebeb budur ki, bu cihan-i faniden sefer yiikiinii bagladini; ben- 
den sonra talibler benim kelamimdan ma'rifet-i Hak ile mii§erref olsunlar ve 



m 



*$%&> 



AHMED AVNl KONUK 

ibadet-i hakikf ile kaim olsunlar. Hakikatde bu siicud ve onlann o ayn-i sii- 
cud iginde takalliibu, benim takallubiim olacaktir. (tmdadullah hazretlerinin 
§erhinden tercumedir.) 

1 145. Saddler iginde takallub hulmam itin, ben eiitn iginde adem ve efsane ola- 



Bu beyt-i jerffde sure-i §uara'da olan ^ '&- '^kj. ^JJi ^)\ j*jji 'J* JTy _> 
'jj^Ui ^ jjlii; j (§uara, 26/21 7-219) ya'ni "Azfz ve rahfm olan Allah Teal- 
a'ya tevekkul et; oyle Allah ki, sen teheccud namazina kalktigin vakit seni 
ve sacidler iginde takallubimu goriir" ayet-i kenmesine i§aret buyurulur. 

Ya'ni vaktaki abidler bu kitab-i Mesne vi ile intifa' edip, hakayika uruc 
ederler ve onunla amel ederler, ben bu viicud-i izafT ve mecazi aleminden 
ma'dum ve efsane oldugum vakit, bunlann ameli, benim amelim olur. Bi- 
naenaleyh abidler ve sacidler iginde munkalib olurum; ve bu da bir nevi' 
bekadir. Veyahud sacidlerde takallubden murad, bununla amel tarikiyla 
onlara kemal eri§dirmek olur. (lmdadullah ve Bahru'1-Ulum §erhlerinden . 
hulasa.) 



,1* 



OilC. 



1146. Ds adamimn onunde bu hikaue decjildir; halm vasfi ve yar-i garni huzu- 
mdur. 

Ya'ni "Hak yolunda nefsiyle mucahedeye hazirlanmis, olan kimseler, be- 
nim bu Mesnevi-i £erifdeki beyanatimm gegmis, hikayeleri soylemek olma- 
digim ve hakikatte hal-i hazin soyledigimi ve Resul-i zi§an Efendimiz ile be- 
raber vahdaniyyet ganna girmis, olan varis-i kamilin huzuru bulundugunu bi- 
lirler." Ey sami', sakm bu bizim sozlerimize esatir-i maziye deme; bunlarda 
kendi ahvalini gor. Cenab-i Pfr efendimiz bu ma'nayi, yukanda 973,974 ve 
975 numarah beyitlerde dahi beyan buyurmusjar idi. 



1147. O serkesin dediai esatir-i evvelin, harf-i OCur'dn van, asar-i nifak oldu. 

"Ak" anasina ve babasina kar§i serkes, olan kimse ma'nasinadir. Bu 
jta'birde Risaletpenah Efendimiz'in "Ebu'l-ervah" olduguna i§aret buyurulur. 
|"Esatir" "usture" kelimesinin cem'idir; yalan ve batil sozler ma'nasinadir. 



c^pja 



MESNEVl-I §ERlF §ERHt / V. ClLT • MESNEVl-3 • 



Bu beyt-i §erifde, sure-i En'am'da vaki* uJj^i >t-i V\ ii* 01 \ i j£ ^ J^l 
(En'am, 6/25) ya'ni "Kiifreden kimseler derle'r ki, bu kis'as-i kur'aniyye an- 
cak iimem-i maziye efsaneleridir" ayet-i kerfmesine isaret buyurulur. ser- 
ke§ olan kafirler ve miinkirler, bu "esatir-i evvelin" soziinii Kur'an-i Kerim 
hakkinda inkar ve nifak cihetinden soylediler. Halbuki Hakk'm vucuduna ve 
varligina nisbeten gegmisjn ve gelecegin ne i'tiban vardir? O'nun varhgi mu- 
vacehesinde mazi ve hal ve miistakbel hep bir §eydir; O'nun igin zaman, me- 
kan, evvel ve ahir ve on ve arka velhasil suver-i miiteayyineye taalluk eden 
nisbetlerin higbirisi mutasavver degildir. imdi Mesnevf-i §erif datd liibb-i 
Kur'an olmak i'tibariyle, ey sami', sakin sen dahi bu, esatir-i evvelin ve hi- 
kayat-i maziyeden murekkeb bir kitabdir deme! Zira bu sozii Kur'an hakkin- 
da ahmak olan serke§ler ve miinkirler soylediler. 

1 148. JZa-mekdna mensuh olan ki, onda nur-i Diuda vardir, mazi ve miistak- 
bel ve hal neredendir? 

Mekana mensub olan viicud-i abdantsinden fani ve la-mekan olan 
Hakk'm viicuduyla baki olan veliyy-i kamilde Hakk'in nur-i esma ve sifati 
zahirdir. Boyle bir hal iginde o veliyy-i kamil igin, viicud-i abdani nisbetleri 
olan mazi ve miistakbel ve hal nereden gelebilir? 

1149. Ontin mazisi ve miistahheli sana nisbetledir; her ikisi bir seydir; zanne- 
dersin ki ikidir. 

Arif-i kamil la-mekana vasil ve Zat-i Hak'da fani oldugu vakit, onun in- 
dinde mazi ve miistakbel kalmaz; o kamil igin ancak huzur-i Hak vardir ve 
biitiin alem onun suhudundan kalkar; ve bu mazi ve miistakbel, mekan ile 
mukayyed olanlara goredir. Ve arif, o alemden niizul ettigi vakit, alem onun 
me§hudu olur ve mazi ve miistakbel dahi meydana gikar. (§erh-i Imdidul- 
MTdan terciime.) 

Ya'ni "Kamilin mazisi ve miistakbeli, ey salik, sana nisbetle ve senin mer- 
tebene tenezziil iledir. Gegmis. ve gelecek hakikatte iki §ey degildir, bir §eydir. 
Sen, senligini ortaya koydugun vakit, iki tarafina bakar ve bu taraflan iki go- 
riirsiin; sen orta yerden gikmca, o iki taraf birle§ip bir §ey olur." 



*&$&> 



AHMED AVNl KONUK 

1 1 50. Hiir /ttmse ona iota ue hize oquldur. ^Dam, JLeud'in alii, o JAmr iizeri- 
ne usthir. 

Bir §eyin iki §ey olmasina misal budur ki, bir kimse birinin babasi oldugu 
halde, bizim oglumuz olur. Baba ve ogul iki nisbet ise de, §ahis birdir. Ve ke- 
za dam bir §eydir, fakat Zeyd damin iistunde olursa, dam onun altinda kalir 
ve Amr altinda oldugu vakit de, iist olur. Binaenaleyh dama iki nisbet izafe 
edilmis, olur. 

1151. S^li ye iist ntsheii, iki kimseden oldu; iavan kendi iarafinda ancak hir 
§eydir. 

1152. Onun misli degildir; hu soz misaldir. ^eni ma'nadan eski harf kasirdu. 

Bu bizim mazi ve mustakbelin, bir §ey oldugu halde, sana nisbetle iki §ey 
olmasi; ve bir §ahsin birine gore baba, birine gore ogul olmasi ve bir damin 
alti ve ustu olmasi, akla takrib igin getirilmis, misallerdir; yoksa bu ma'nalar, 
bu misallerin misli degildir. Zira bu be§erin oteden beri kullandigi lisanin ke- 
limeleri, bu gibi yeni ve ter u taze ma'nalan ifade edebilmekten kasirdir. Bun- 
dan dolayi Hakim Senaf hazretleri §6yle buyururlar. Beyit: 

"Soyledigim §eyden riicu ' ettim; zira ki sozde ma 'na ve ma 'nada da soz yoktur. " 

Xi j?%j •j] O^" -Xi 1^-Ljx j c_J jj -Luj (.jJ ISsJU* C ■■'■■■.;.' j>- <_J Oj^- 

1153. tjvtademki umagm kenan yoktur, ey iulum acjZim bayla; hu seker dery ci- 
st kenarsiz ve sahilsiz ohnusiur. 

"Mesk" ta'bfriyle cenab-t Pit nefs-i neffslerine hitab buyururlar. Ya'm, 
"Mademki yeni ma'nalan kelimeler istiab edemiyor ve mademki ma'na lrma- 
ginin kenan ve nihayeti yoktur, ey ma'na sulanni hamil olan cism-i surim, 
agzim kapa; zira §eker gibi leziz olan maarif-i ilahiyye deryasinin kenan ve 
sahili yoktur." 



*$%&> 



MESNEVf-i §ERfF §ERHl / V. ClLT • MESNEVt-3 



(^ 



Fir'avn'in sahirlerin talebi emrinde Medain 
§ehrine adamlar gondermesi 



1 154. Daklaki £M,usa avdet etii ve o Kaldi, rey ve me$verei ehlini onune cagtrdi. 

Musa (a.s.) emr-i ilahi ile Fir'avn'a kirk gun muhlet verip geri dondu; ve 
Fir'avn yalniz kaldi. Ehl-i rey ve me§veret olan viizera ve hukemasimhu- 
zuruna da'vet etti. Nitekim sure-i §uara'da beyan buyurulur: oi A^s&l ju 

'pS* j\»L. jSCi Jyb o j -> 1 ^ (§uara, 26/34-37) Ya'ni "Fir'avn, etrafinda bulunan 
bir cemaate': "Bu muhakkak alfm bir sahirdir, sizi sihriyle arzinizdan gikar- 
mak ister; siz ne emredersiniz?" dedi; dediler ki: "Onu ve karde§ini habs et, 
Medayin'e cem' edici adamlar gonder; sana alim olan sehharlann hepsini 
getirsinler." 

1155. Oyle gbrduler ki, uMisu'tn etrafmdan onlan §ah ve JTHtstr'w. sarrafi 
cem getire. 

"Sarraf" miibalagali ism-i fail, 50k tasarruf edici ma'nasinadir. §ahin ya'ni 
Fir'avn'in sifati olabilecegi gibi, sahirlere de raci' olabilir; fakat Fir'avn'in si- 
fati olmak miireccahdir. Ya'nf "Fir'avn'in etrafinda bulunan a'yan ve e§raf 
muzakere neticesinde bunu munasib gorduler ki, Misir'm mutasarnn olan 
Fir'avn, etraf-i Misir'dan mahir sahirleri toplasin." 

1156. ur Bizim de sahirlerimiz vardvr, hizim de; her hirisi sihirde yehta ve muk- 
iedadir" demi§lerdir. 



<^3^> 



AHMED AVNl KONUK 



1157. O t o zaman, sihirbazlann cem'i i$in, her tarajlara bir$ok adam gonderdi. 

Bu karar verildigi zaman, Fir'avn sihirbazlan toplamak igin her tarafa bir- 
gok adamlar gonderdi. 

1158. Uier tarafta ki, me§hur bir sihirbaz var idi, o tarafa on -peyk-i kdr ucm- 
ai yapti. 

"Peyk" kasid ve haber goturiip getiren kimse ma'nasinadiL Ya'nf "Her ne- 
rede bir mahir sihirbaz var idiyse o tarafa bunun celbine me'mur olarak on 
kisi ugurdu." 



I <A Jj jj OL^jl J>r^jt 



j^', U wjt j>-ljt JJj j) 0' *sj- o 



1159. Sahir olarak me$/tur iki delikanli var idiler. Onlann sihri ayin bahnin- 
da miistemir idi. 

"Mustemir" muhkem ve miirur edici demektir. Ya'nf "Bu iki delikanhnin 
sihri pek muessir idi; hatta ayin batinmda bile bu te'sfr can idi." 

1160. iZAydan a$ik asikar olarak sui sagmislar; seferlerde bir kwp uzerine su- 
vdr olarak gitmisler idi. 

Aydaki te'sfrieri bu idi ki, ayi bir inek §eklinde gosterip, ondan agiktan aci- 
|a siit sagarlar ve sefere gidecekleri vakit, cemad nev'inden olarak bir kiipe 
binip, onu hayvan gibi siirerler idi. 

1161. JAy aydinligini kumas seklinde gosterip, onu bl^erek acele satmislar. 

«Jj j> lfr>-j> O j~>- j\ C—"i oJJ* ol ^jlLa Hji -_j*v 

1162. Qumus gotrirmusler , muster i agdh olup hayretten elini yanaklan uzerine 
vurmusiur. 

"Sim-biirde" ibaresi ewelki beytin mutemmimidir. Ya'nf "Ay aydiniigini 
|kuma§ seklinde gosterip, musteriye satmi§lar ve mukabilinde gumiis. para al- 



c^^ 



MESNEVl-t §ERlF §ERHl / V. ClLT • MESNEVl-3 



misjardir. Mii§teri bu hale vakif olunca hayretinden elini yanaklanna vur- | 
mu§tur." 

Malum olsun ki, sihrin enva'i coktur; ve sebebi fen ve akildan gizli olan 
her bir hadiseye sihir denir; ve alelumum ulum iki nevi'dir: Birisi cell, digeri 
haffdir. Celisi ulum-i miitedavileden ibarettir. Ve hafisi odur ki, bunu bilenler 
namahremlerin nazanndan daima gizli tutmusjardir. Bunlara "hamse-i muh- 
tefiye" derler. Ve bu be§ ilm-i naff, "kimya","lfmya", "himya", "simya" ve 
"rfmya"dir. 

Ve kimya dahi iki nevi'dir: Birisi ulum-i celiyyeden ve miitedaviledendir. 
Digeri ulum-i hafiyyeden ve esrar-i ilahiyyeden olup, esrar-i gayb mahrem- 
lerinden ba§kalannm bilmesinde mazarrat-i amme vardir. Nitekim cenab-i Pir 
efendimiz bu Mesnevi-i £eriHerinde §6yle buyururlar: 



Uji OlJj j?r J-iLi -j} 



U 



^JJ 1 ? 



Lva-^~ * ) L-4-O 



* "Kimya ve simya ve nmya bu, evliyanm zatmm gayrine olmaz. " 

Bu ilim vasitasiyla "iksir" denilen bir madde elde edilip, ma'deniyat-i na- 
kisa altm ma'den-i kamiline kalb olunur. 

tlm-i lfmya: Kuva-yi faile-i ulviyyatin, kuva-yi miinfaile-i siifliyat ile im- 
tizacindan ibarettir ki, o da esma ve tihsmattir. efal ile amel sebebiyle acib 
ve garib asar zahir olur. 

ilm-i himya: llm-i teshirat nev'indendir ve o riyazat ve miidavemet-i aza- 
im ve daavat vasitasiyla kuva-yi seyyarati musahhar kilmaktan ibarettir. Ce- 
nab-i §eyh-i Ekber Muhyiddin Arabi hazretleri Havzu'l-Hayat ismindeki ese- 
rinde bu babda izahat vardir. 

Ilm-i simya: Birtakim hayallerdir ki, ba'zi ameller vasitasiyla hazirunun 
kuvve-i mutehayyilesinde tasarruf eder ve tema§agerlerin nazanna misalat-i 
hayaliyye zahir olur ki, onun haricde viicudu olmaz. 

ilm-i rimya: Buna "nirencat" da derler. Bu fennin ehli, cevahir-i arziyye 
kuvvetlerini yekdigeriyle imtizac ettirirler ve ondan bir flil zahir olur ve bir 
eser goriiniir ki, acib ve garib olur. Mesela kara yilanin derisinden bir fitil ya- 
pilip neft yagiyla yesjl veyakara renkli kandil iginde yakihrsa, evin icerisi ka- 
ra yilanla dolu goriiniir imi§. {Hindistan'da matbu' Matla'u'1-Ulum Mec- 
ma'u'l-Funun ismindeki kitaptan hulasadir.) 

imdi Fir'avn'in sihirbazlanmn yaptigi sihirlerin simya ve limya nevi'lerin- 
den oldugu istidlal olunur. Akil, sebeb-i naff olan her bir §eyi acib gordiigii 
vakit, harikulade addeder. Binaenaleyh sihir bir nevi' harika oldugu gibi, 



c^e^> 



AHMED AVNt KONUK 

mu'cize ve keramat-i evliya dahi harikadir. Ancak mu'cizenin haricde viicu- 
du olur ve hakikattir ve gozbagcihk degildir. Fakat sihir birtakim hayalatdan 
ibaret olup haricde vucudu yoktur ve gozbagciliktir. 

Onun igin bu sihirbazlar hakkinda ayet-i kerfmede ^Ci\Je\ \j^~ (A'rai, 
7/1 16) ["Insanlann gozlerini buyiilediler"] ve Jj*^ 'o> 3 j5« (Taha, 20/66) 
["Buyiileri sayesinde kendisine goruniiyor"] buyurulur. 

t§ittigimiz ba'zi hadisata nazaran sihrin yukafida zikr ettigimiz enva'in- 
dan ba'zilanmn Hindistan'daki fakirler arasmda ma'lum oldugu anla§ilmak- 
tadir. Ingiliz gazetelerinin yazmis, oldugu Hindistan'daki bir hadise burada §a- 
yan-i nakildir: Ingiliz zabitlerinden birisi bir Hintlinin kizina musallat olmu§; 
vazgecmesi ailesi tarafindan rica edilmis, ise de zabit kulak asmami§. Kizin 
pederi fakirlerden birisine muracaatla zabitten sjkayet etmi§. Fakir zabite bu 
tasalluttan vazgecmedigi takdirde, kendisini kaplan yapacagini soylemi§, za- 
bit istihza edip tasallutuna devam etmi§. Bir gun zabit kit'asindan kaybol- 
mu§; arami§lar, bulamami§Iar. Ve o siralarda §ehrin hududuna yakin bir ma- 
halle kadar bir kaplanin geldigi ve halkin korktugu §ayiasi zuhur etmi§; hii- 
kumet bunu ta'kib igin bir jandarma mufrezesi ta'yin etmi§. Kaplani goriip 
derhal ate§ etmi§ler ve kaplan vuruldugu vakit, "Nihayet bana kiydimz mi?" 
diye bir feryad kopmu§; ve kaplan postu icinden Ingiliz zabitinin bi-ruh bir 
halde ciktigini gormu§ler. 

l§te beyt-i §eriflerde sahirlerin aydan sut sagmalan ve kiipe binmeleri ve 
ay i§igini kumas, gibi gosterip olgerek satmalan hep bu kabildendir. 

ijjj dy? tSjJ j { j^* *$y> (_s i J :> ^ r •>* Cx^** C)\j\j* *U<s> 

;;1163. nSoyle yiiz hinlerce sihirhazltkta miin§T idiler ve revi cjibi degil idiler. 

"Mun§f," mucid ve muhteri' ma'nasmadir. "Revf* rivayet edici ma'nasina 
|)oldugu gibi, §uara istiiahmdan olup, kafiyenin son harfine ltlak olunur. Ba'zi- 
pan "revf 'ye kaflye de demiflerdir; ve kaflye arkadan [gelen] ma'nasina olup 
Itebaiyyet ma'nasi miindemicdir. Ya'nf "Bu iki sihirbaz delikanh sihrin muci- 
I4i ve muhteri'i idiler, yoksa ogrendiklerini rivayet edici veyahud bir ustada 
jfabi' degU idiler" demek olur. 

11164. Uaktaki §ahin haberi onlara qeldi, hoyle diye ki, $imdi §ah sizden $are 
isieyicidir. 



*$%&> 



MESNEVl-t §ERfF §ERHt / V. ClLT • MESNEVf-3 



1165. Ondan dolayx kx, iki fakir geldiler, §ahxn iizerine ve onun koskii iizerine 
mevktb vurdular. 

Ya'ni "Musa ve Harfin isimlerinde §ehre iki fakfr adam geldi; §ah aleyhine 
huruc ettiler ve onun iizerine asker gektiler." "Mevkib" ordu demektir. Murad, 
Fir'avn'in ordusunu tedhf§ eden ejderhadir; nitekim atide izah buyurulur. 

U^jl tsyh -"^S lS *a *£ U*p (jJb jl j*i OLiol L c— J 

1 1 66. Onlar ile beraber bir asadan baskasx yohiur ki, onun emriyle ejderha olur. 

Onlar ile beraber, Hz. Musa' run emriyle ejderha olan bir asadan ba§ka bir 
§ey yoktur. 

jJJi*l OUiL aL^>- ^S" ji -jij JUXi- 9jl^-i <0Lj>- jX-iJ j oLi 

1167. ZPadisah ve asker hep cdresiz oldular; bu iki kimseden hep efaana geUiler. 

Padi§ah ve askeri hep aciz kalip, bu iki kimsenin elinden ciimlesi feryad 
ettiler. 

<Jj>. 01*- j*-L- ji jjj 4^ ijj I; (jjp-L* jjjl sA> ^ t»j^- 

1168. Sihirbazlikta bir $are lazxm; id ola kx, bu iki sdhirden can gotiiresin. 

"Berf ' siga-i muzari'in muhatabi olduguna gore, haber getiren adamin sahir- 
lerden birine hitabi oldugundan, miifred olarak isti'mal buyurulmu§tur. Ya'ni, 
"Ola ki sahirlik emrinde yapacagin bir san'at ile, bu iki sihirbazin elinden can 
kurtarasin." Ba'zilan "Beri" deki "ya"yi masdariyyet ma'nasina almisjardir; bu 
suretde ma'na "Ta ki bu iki sahirden can goturiiciiluk olsun" demek olur. 

ala j* jA Ja jA ^j^a j ^jj ib f U-j Js J? b j>-^ _>•> 01" 

1169. Uaktaki o iki sdhire bu haberx verdi, her ikisinin kalbine korku ve bir 
muhabbet dustii. 

iki sihirbaz bu haberi isjtince, kalblerinde birbirine zid iki duygu peyda 
oldu; onlar da korku ve muhabbet idi. Onlann sihirde mahir ve ustad olma- 
lan hasebiyle maglub olacaklanndan korktular; ve bir asa ile Fir'avn'i ve as- 
kerini tedhis. edecek kadar maharet gosterdiklerinden dolayi meslekta§hk i'ti- 
bariyle de muhabbet hissettiler. 



*$$&> 



AHMED AVNl KONUK 



c-ix*i j\ jjjI^j j> jj\jt j~» 



D-U^- y? c~*wi-»- i^jS' 



1170. Uakiaki cinsiyyet daman hareket iuttu, taaccubden dolayi baslanm diz- 
leri Uzerine koyduiar. 

Sihirbazkk hususundaki cinsiyyet damanna hareket anz oldugu igin, o iki 
sahir delikanh dervisjer usulunce oturduklan yerde dizlerini dikip, basjanni da 
dizleri uzerine koydular ve igittikleri habere taacciiblerinden dolayi du§iinmek 
vaz'iyyetini aldilar. 

1171. Qu-nka sufinin mekiebi dizdir; hall-i muskil x$in iki diz sahir dir. 

Ya'nf, "Kalbi masivadan ve havatir-i nefsaniyyeden saf olan sufflerin 
mektebi ve ta'Ifmhanesi dizlerinin iizeridir. Oturup dizlerini dikerler ve ba§la- 
nni da dizleri uzerine koyarlar; ondan sonra canib-i gaybdan kalblerine gele- 
cek varidata muntazir olurlar. Binaenaleyh boyle bir kimse icjn hall-i mu§ki- 
lat hususunda iki dizin iizeri mahir bir sahirdir." Bu hususda Efdaliiddin 
Hakanfnin: 

Matla'iyla basjayan uzun bir kasfdesi vardir. Burada terciime ve §erhi 
|| .uzun olur. 



C^ 



Iki sahirin babalarmi mezardan cagirmasi ve 
hakikat hakkinda pederlerinin ruhundan suali 



Uj J \j\*sjS'\i\ijjf 



L pi* ij\ dzif Ol d\j -Uj 



111 72. Ondan sonra dediler ki: "By anamiz, gel! H^abamizin mezan hani? Sen 
bize yol goster!" 



*$$&> 



MESNEVt-t §ERlF §ERHt / V. CtLT • MESNEVt-3 



oLi j^i j\ ^lib 6JJJ 4-J* i_j~J 



o\j Jj^J _jl Jji J. OliijJ 



1 1 73. Onlan onun mezanna goturdii; yol gosterdi. Omdi sdh i$in u\ gun orup J 
tutttdar. 

"Analan bu sahirleri, babalannm mezanna goturdii ve yol gosterdi; onlar ! 
da §ahin bu i§i icjn ii$ gun orug tutmak suretiyle riyazet ettiler ve yemek ye- 
mediler." Riyazetlerine bakihrsa, bu sahirlerin yukanda izah olunan ilm-i 
himyaya da vakif olduklan anla§ihr. 



L>-j jl ^li^i^i (_e^^id e ^ 1 



U LL (j\ xz£ OtjJL~ 



1174. Ondan soma dediler: "By baba! <$ah bize korkudan dolayt bir haber gon- 
derdi." 

117£f. L/u, tki aiam onu dara getirmislerdir. Onun yiiziinun suyunu asker 
oniinde gotiirmuslerdir ." 

Bize gonderdigi haberde demistir ki: "Iki adam gikip onu tazyik etmis. ve 
onun namusu ve haysiyetini askerleri onunde berbad etmi§tir." 

iSjZ* J jy* Lap j* j Lap y>r <_£jSjJ j t-*}L- jtijl b C~~~J 

1176. "Onlar ile beraber asddan baska, silah ve asker yoktur; ve asdda hir sur 
ve ser vardir." 

«.OL>- L ^'\>*J CJjj+s? jJ> *>:£ f.-U*j ji Jll^tj 01^- jJ 

1177. £>en dogrulann cihamna gitmissin; gerci suretde bir toprakta uyumussun" 

"Ey baba! Sen §imdi hakikat alemindesin; her ne kadar suretde bir toprak 
iginde her §eyden bi-haber bir halde yatip uyumus, gorunursiin." 

1178. tger o, sihir ise ve'eger Uiudaya mensub olur ise, ey babamn cam, bi- 



: hob, 



i" 



"Eger bu hadise-i asa sihir ise; ve eger ilahi bir mu'cize ise, ey babamizin 
ruhu, bize haber verl" 

Bu kissaya nazaran elyevm garbda sayi' olan celb-i ervah ameliyyesinin 
kadim oldugu anla§ilir. 



^^> 



AHMED AVNt KONUK 



r* J (_r* c^W J Cf-^ij^ 



1179. *Diaber ver de, id ki biz inkiyad edelim; kendimizi bir kunya ilzerinc 
vuralim." 



"0 asa eger mu'cize ise, bize haber ver de, biz o asa sahibine serfuru ve 
itaat edelim; ve bakir mesabesinde olan viicudumuzu, o iksfr-i niibuvvete 
mukarin kihp, altin yapahm." 



■XytS" \j U ^ J pj\fM\j 



>\~»j {S^?*\ j f^-V*' ^ 



1180. Kr Biz wriidsizleriz ve bir umuL erisii. DCogulmusuz ve bizi kerem. cekti.' 

"Biz bu alem-i kesafet iginde, birtakim hayalat-i sihriyyeye dalmis, ve ha- 
kikat-i e§yadan bi-haber kalmis. umidsizleriz. Binaenaleyh alem-i hakikatten 
kogulmu§lanz. Eger bu mu'cize ise, bizi bir peygamber-i zfsanin da'veti gibi 
bir kerem-i azfm cekti." 



Olmus. sahirin, kendi evladlarma cevap soylemesi 



11181. Onlara ruyada dedi ki: *&y benim evladim! TZunu zahiren soylemek 
mumkin deaildir." 

Hayat-t berzahiyye ile diri olan babalan, kesafet aleminden gozlerini ka- 
|payip uykuya dalan ve alem-i hisden gaib olan evladlanna rii'yada dedi ki: 
i*Bu asamn mu'cizedir veya sihirdir tarzinda benim tarafimdan size agikca 
|ma'lumat verilmesi mumkin degildir," 

|182. jfakat size bu hafa zakir olmak vein, size bir nisan flostereyim. 



C £P? 



MESNEVf-1 §ERfF SERHt / V. CtLT • MESNEVl-3 



1183. "Qozlerimin nuru, oraya aittiginiz vakil, onun uyudugu makamdan agah 
olunuz." 

"Ey gozlerimin nuru olan evladlanm! Fir'avn'in da'veti iizerine onun 
bulundugu §ehre gittiginiz vakit, o asa sahibinin uyudugu mahalli tahkik 
ediniz." 



, ybU? j> j> y*-l~" £ fl jW 



c ~" f*^ J^y j iSij'b _p 



1184, "Bcjer $alarsan ve kadir olursan, sakirdlr. Sikrin yiresi senin indinde za- j 
kirdir." 

"0 zat uyurken eger asasini galarsan ve calmaga da kadir olursan, bil ki 
o sihirbazdir. Sihrin ibtali igin fcab eden ma'lumat senin indinde mevcuddur. 
Ma'lumat-i sihriyyenden istifade edersin." 



-i-Asf j J^M-iji Jj^j jl 



-jijjl OU OU ^Ui jj 



1185. "Ue eger kadir olmazsan, sakm sakin, o Uiakk'a mensuhdur; o JZ,ii'l- 
Celal'in resuliidiir ve mukieduLir ." 

"Ve eger o asayi o uyurken calamaz isen, sakin ha!, ona muhalefet etme! 
Zira o Hakk'a mensubdur ve Zu'1-Celal olan Allah Teala'nin resul-i zi§anidir 
ve dogru yolu bulucudur." 

1186. "Bger fjir'avn §arkan ve garben cikani tuisa, Dtuda'nin ser-nigunu ge- 
lir, ondan sonra karhl" 

Ikinci misra'in ma'nasi Ankaravf niishasindaki bu ibareye goredir. "Serni- 
gun ayed Huda" "Ser-nigun-i Huda ayed" takdirindedir. Ve birinci misra'a 
merbut olur. 

Ya'ni "Eger Fir'avn §arkan ve garben cihana malik olsa, peygambere mu- 
halefetden dolayi Huda'nm maglubu ve makhuru olur. Hele ondan sonra, 
onunla harbe de kiyam ederse vay haline!" demektir. 

Hind niishalannda ikinci misra' "Ser-nigun ayed Huda ra gah-i harb" su- 
retindedir. Ma'nasi "Huda'ya harb-gah maglub gelir" demek olur. Ve "gah-i 
harb" "harb-gah" ya'ni, harb mahalli demektir. 



*$$&> 



AHMED AVNl KONUK 

1187. "Hu dofu ni$am verdtm, ey baba cam, yazl JAllah do'fuyu en ziyade 
bilitidir!" 

"Ey babanin cam, ben alem-i hakikatden bu dogru nisam ve alameti ver- 
dim. Bu nisani unutma,- kalbinin sahffesine nak§ et! Benim bildigim budur, 
Allah Teala hakayikin en dogrusunu bilir!" 

1188. "By babamn cam, bir sahir uyudugu vakit, ontin sihir ve mekrine rehber- 
lik olmaz.' 

"Uyuyan sahirin, sihri de muattal kalir." 

ijj^ ^S"L- j\ x^>r d\ c~i>- ^y? *j^ o^.' &£ c^- tyj 3 ? ^y? 

1189. "Uaktahi $oban uyudu, hurt emin olur; vakiahi uyudu, onun cehdi sakin 
% olur." 

"Sahirlerin hali gobana benzer; cobanlar siiriiden kurdu himmet ve gayret 
ve tedbirleriyle teb'id ederler; uyuduklan vakit, himmet ve tedbirleri de bera- 
ber uyur; ve neticede kurt emin olur ve stiriiye hiicum eder. Sahirler de sihir- 
lerini cehd ve himrnetleriyle ve gayretleriyle idame ederler; uyuduklan vakit, 
kuvast muattal olur." 



1190. "jFakat bir hayvan ki, onun cobani Diuda'du, kurdun oraya yolunun 
[1194] .. ~i. i i. ■)» 

umidi nerededirf 

Muhafizi Hak olan bir hayvana, higbir kimsenin taarruza mecali yoktur; 
ve kurt me§rebinde olan zalimlerin oraya yol bulmak umidi munkati'dir. Hind 
nushalannda c— W «j j jl*i vaki'dir; "Kurdun oraya umidi ve yolu nerede- 
dir?" demek olur. Ankaravi'de "vav-i Stria" yoktur, terkib-i izafi suretindedir. 

C~*Ua^! \j J*- d\^ JUlj>- ^JiU- C— \j J c~~I^ -uf j?- aS" ^ipU- 
ll 91. *Utakk'in yayity sihirbazlik hakhr ve dogrudur; muhahkak o Diahk'a, 
sihirbazlik ta'bir eimeh hatadu. 

"Caduluk" lugatte sihirbazlik demektir ve Hakk'a caduluk ve sihirbazlik 
izafesi vehleten mugayir-i edeb goriinur ise de, ma'nasi teemmiil olunursa 



^ 



m^ 



MESNEVf-l §ERfF §ERHl / V. ClLT • MESNEVl-3 



degildir. Zira yukanda ta'nf olundugu uzere "sihir," sebebi hafi olan bir se- 
ye; ve "caduluk ve sihirbazhk" dahi sebebi haff olan bir §eyi icra edene der- 
ler. Ve sihir, harika nev'indendir. Halkin harika-perdazhgi hakiki olmayip, 
hayal oldugundan, Hakk'm harika-perdazhgina benzemez. Zira Hakk'm sih- 
rinde ve harikasinda hakikat vardir. Binaenaleyh birinci misra'daki caduluk, 
halk nazannda mezmum ve medhul olan caduluk nev'inden degildir. Halk 
nazannda mezmum olan cadulugun Hakk'a izafesi hatadir ve kiifurdur. Ve 
i'tibar lafza degil, ma'naya oldugundan, bu babda ehl-i suretin kiyl u kali 
mesmu' olamaz. 



C..*«-.«ilj (j-^*" ji> $ji£. J* 



C~— *lsl> OLSJ ij>\ Lib OU- 



1192. 6y babamn cam! 1?u nisan-i kah'du; eger oliirse Aahi Utah onu ra- 
ft dir." 

"Ey babamn cam olan evladlanm! Bu subhenizi kesip atici bir ni§an ve 
alamettir. Eger peygamber oliirse bile, Hak Teala hazretleri onun nammi ve 
§anim yiikselticidir." 

(^ 

ji OIL lyly j-Ju d\X*#\i j \j ^y <^>\j>*> O^ji <^^ f !>LJI 
-UaL Aia>- \j ^^LJI -Up ^>y dyr JU-i^S" Lap JU*S^>-L« 

Kur'an-i Mecid'i asa-yi Musa'ya te§bih etmek ve Mustafa 

<a.s.)m vefatini Musa'mn uykusuna tesbfti gostermek ve 

Kur'an'i tagyire kasd edenleri de Musa (a.s.)i uyumu§ olduklan 

vakit asaya kasd eden o iki sahire tesbfh etmek beyanindadir 



1193. Diahk'm lutuflan uMusiafaya va'd etti hi, eger sen olursen hu sebah. 



G &$&> 



AHMED AVNl KONUK 

"Sebak"tan murad Kur'an-i Azimu'§-§andir. Ya'ni "Hak Teala hazretleri 
Resul-i zisan Efendimiz'in vefatmdan sonra da Kur'an-i Kerim'in higbir kim- 
se tarafindan bozulamiyacagmi va'd buyurdu." 

1 194. Vr Ben kitahi ve senin mu'cizeni yukselticiyim; ZKur'an'dan ziydde ve eh- 
sik yauiciyi men ediciyim." 

"Kitab"tan murad Kur'an-i Kerim'dir ve "mu'cize"den murad, yine Kur'an-i 
Kerim'dir. Zira Resul-i zisan efendimiz Kur'an-i Kerim hakkinda "mu'cize-i 
kaime" buyurmustar. Binaenaleyh mu'cize Kur'an-i Kerim'in sifati olur. 

Ya'ni "Ey Resul-i zf§anim! Ben senin mu'cize-i kaime olan kitabim, kiya- 
mete kadar yukselticiyim ve Kur'an-i Kerim'in bir harfini bile tezyid ve ten- 
kfsa asla miisaade etmem." 

Bu beyt-i §erffde sure-i Hicr'de vaki' o>iU~ <J C\ 'j "f&\ U-J ^J u (Hicr, 
15/9) ya'ni "Muhakkak Kuran'i biz indirdik ve muhakkak onu biz hifz edi- 
ciyiz" ayet-i kenmesine i§aret buyrulur. 

Malum olsun ki, Kur'an-i Kerim'in ulviyyeti, bi-taraf miitefekkirler indin- 
de daima musaddaktir. Munewerandan olduklanni iddia eden, nefis ve he- 
valanna tabi' zevahir-perestan Kur'an'in ulviyyetinden bf-haberdirler. Nite- 
kim Avrupa mutefekkirlerinin Kur'an-i Kenm'in medayihi hakkinda yazdik- 
lan eserler meydandadir. 

1195. ur Ben sent iki alemde hifz ediciyim. ^Tagileri senin kelamindan rafizim." 

"Tagi" azgin, "rafiz" atici ve terk edici ma'nasinadir. "Iki alem"den murad 
hayat ve mevt alemleridir. 

Ya'ni "Ey Nebiyy-i zisjinmr; ben senin niibuwetini hayatinda hifz ettigim 
gibi, mematindan sonra hifz ediciyim. Nefis ve hevasina tabi' olan azgmlan, 
senin kelamindan aticiyim. Ya'ni onlan senin kelamma yakla§tirmam; onla- 
n sagir ve kor yapanm." Nitekim ayet-i kenmede buyrulur: _> ^ji J* *ii\ ^ 
ip* {Mj\JZ\'Js. j 'j^*!!- 'J* (Bakara, 2/7) Ya'ni "Allah Teala o azginlann kalb- 
Ieririi rhuhuriedi ve'kulaklanna ve gdzlerine perde cekti." 

j 3 ^ Ap J<*&>- <j* j\*ij> jj> tej" ^ j J~t> -xte i_r^ 

1196. Ona ziyade ve noksan etmege kimse kadir olamaz; sen benden iyi bas- 
ka bir haftz arama!" 






tyt 9 ' MESNEVt-1 §ERfF §ERHl / V. CtLT • MESNEVf-3 



1 197. "Senin revnakim aiinden fliine ziyade ederim; senin admi altin ve flum&§ 
uzerine darb ederim." 

"Senin vefatindan sonra da revnak-i nubuwetini ziyadelestiririm; ve se- 
nin admi altin ve gumu§ sikkeler uzerine darb ve nakis, ettiririm. Senin du§- 
manlann higbir vakitte bu revnakr sondiiremezler." 

y jt* -^ cs j& ^^* j J y At f J^ vLr** j j~+ 

1198. * Senin icin muhabhet icinde minber ve mihrab yayayim; benim kahnm, 
senin hahnn oldu." 

"Senin dinin igin muhabbetle ibadet olunmak iizere ibadethanelerde min- 
ber ve mihrab yapayim; orada mu'minler, sana olan muhabbetleriyle bana 
taparlar. Sana olan muhabbet, bana olan muhabbettir; sana kar§i vaki' olan 
kahir Ve adayet, bana kar§i kahir ve adavettir." Nitekim ayet-i kerimede 
'A y»i lui Jjl^i ^L [y (Nisa, 4/80) ya'm "Resule mutf olan, muhakkak Al- 
lah'a mutr oldu" ve %^'j j i» a ji>- y& oi (Ahzab, 23/57) "Ve §u kimseler ki 
Allah'a ve Resul'une eziyet ederler" b'uyu'rurlar. Binaenaleyh Resul'e muhab- 
bet ve itaat, Allah'a muhabbet ve itaattir; Resul'e eziyet, Allah'a eziyettir. 

1199. " Senin admi korkudan aizli soylerler; namaz kddiklan vakit aizlenirler ." 

Ey Resul-i zi§arum, senin ibtida-yi bi'setinde, mu'minler ism-i §erifini 
mimkirlerin ve muhaliflerin korkusundan gizli soylerler; namaz kildiklan va- 
kit dahi miinkirlerin ta'riz ve istihzalanna ma'ruz kalmamak igin gizlenirler." 
"Guvend" "guyend"in muhaffefidir. 

1200. "Oiiiffar-i lainin korkusundan senin dinin yer alhnda gizli oluyor." 

"Heras" ve "ters" yekdfgerinin muradifidir ve korku ma'nasinadir. "Dini- 
nin bidayet-i zuhurunda huzur-i Hak'da matrud olan kafirlerin korkusundan, 
mu'minler dininin ahkammi yer altmda ve dehlizlerde gizli gizli icra ederler." 

1201. 'IBen afaka minare doldurayim, serkesin iki aozunu kbr edeyim.' 



°$P? 



AHMED AVNt KONUK 

"Ben afak-i alemde all cami'-i §erifler yaptinp cihani onlann minareleriy- 
le doldurayim; ve o yiiksek minareler iizerinde miinkirlerin istikrahma rag- 
men be§ vakitte namim ile namini i'lan edeyim. Sana kar§t serkesHk eden 
miinkirlerin, bu hakikati gormekten, iki gozlerini kor edeyim; bu halleri go- 
rup ibret alamasinlar ve kuftirlerinde musirr olduklan igin, azablanni te§dfd 
edeyim." 

1202. "tSenin $akerlerin sehirleri ve mansihlan ttdsunlar; senin dlnxn mahiden 
maha kadar iutsunl" 

"Senin mutf olan bendelerin §ehirleri zabt etsinler ve idare-i hukumetde 
mansiblara nail olsunlar; senin dfnin a§agi tabakadan, yukan tabakaya ka- 
dar miintesirolsun." 

"Zi mahi ta-be man" safilden aliye kadar demekten kinaye olur; zfra ba- 
lik safil ve ay alfdir. 

jb~A* (j\ JJJ £-~J jl ^j* y U jTjb ^tJb c~*U \j 

1203. "Oiiyameie kadar hiz onu baki iuianz; sen ey U^Ausiaja, dtnin neshin- 
den korhma 1 ." 

1204. u 6y hizim U^esulilmuz, sen cadu degilsin, sadiksin; hem de hirka-i pWii- 
sasvnl" 

"Ey bizim Resul-i zf§animiz, sen ayi i§aretle yardm, kafirler >^ j*^ i-i* 
(Kamer, 54/2) ya'nf "Bu sihr-i mustemirdir" dediler ve mu'cizat-i sairene de 
boyle soylediler. Sen sihirbaz degilsin, gosterdigin harikalar, halkin gozlerini 
baglayip aldatmak igin yapilmis. bir hayal degildir, hakikattir. Mu'cizende ve 
da'vetinde sadiksin. Musa (a.s.)m arkasina giydigi hirka-i nubiivvetsin." 

"Hirka-i Musfsti" ["Hirka-i Musa'sm!"] ta'biriyle cenab-i Pir efendimiz 
; (s.a.v.) Efendimiz'in nubiivvetde felek-i muhft-i am olduguna isaret buyurur- 
\ lar. Nitekim buna i§areten o&h ^ ux(>'j^ ^ ya'nf "Adem su ile gamur 
j arasinda iken ben nebf idim" hadis-i §erifi valid olmu§tur. 

Uojl dy~ XiS ji \j U^iS" Lap Oj^*-* \J> jA d\J o-«* 

1 1205. ZKur'an senin i$in asa aibidir; ejderhd aibi kiifiirleri $eker." 



C £P? 



MESNEVl-I SERIF §ERHl / V. ClLT • MESNEVt-3 



"Kur'an senin elinde Hz. Musa'mn asasi gibidir. Asa-yi Musa ejderha olup 
keferenin sihirlerini nasil gekti ve yuttu ise, Kur'an-i Kerim keferenin ezhani 
kandirmak igin irad ettikleri batil delillerine kar§i oylece ejderha gibi hiicum 
edip onlan ibtal eder." 

froif 4^jTy Jta J^L^p djzr s.<**- ^^- jij j* j>\ y 

1206, *[jer$i sen bir tonrak alhnia uyumussun; sen soylemis oldugun seyi onun 
asasi gibi hill" 

Ey Resul-i zi§amm, gergi J$\ si'U Jx JT (Al-i Imran, 3/185) ["Her canli 
olumii tadacaktir"] hukmunc'e, mev't-i'tabii sebebiyle sen toprak altinda uyu- 
mus, bir haldesin; fakat senin vahy-i ilahf ile soyledigin kelam, Musa (a.s.)in 
asasi gibidir." 

1207. "Oiastilar i$in onun asasxna el yokiur. By sah, sen miibarek uyumaklik 



ile 



uyul 



"Senin asan mesabesinde olan Kur'an-i Kerfm'i tagyir igin su'-i kasd 
edenlerin o asaya elleri yeti§emez; binaenaleyh ey §ah, sen musterihane bir 
suretde uykuna devam et!" 

jUo 6iyT oj y j^-J j& OU-w-l y y jy oiixj y 

1208. "(Sen uyumussun; senin nurun yok uzerinde; senin cengin i$in yay, kiris 
etmistir.' 

"Sen uyumu§sun; fakat senin nur-i Muhammedih alem-i ulviden, muha- 
liflerine kar§i harb igin yayin kiri§ini gekmis, ve onlann iizerine kahir okunu 
ugurmaga miiheyya bulunmu§tur," 

1209. "jfelsejiye ve onun agzmin ya-pttat seye, senin nurunun yayt ona ok Ai- 
hici eder." 

"Kendi zekavetine ve dirayetine i'timad edip peygambere tebaiyetten ken- 
disini rmistagni goren felsefiye ve onun agzintn hezeyamna, senin nurunun 
yayindan gikan cevap oklan saplanir; o felseffyi ve onun sozlerini mecruh ve 
ibtal eder." Nitekim cenab-i Pir efendimiz Fihi Ma Fih'm 42. fashnda Seyfed- 
din Buhari ismindeki bir feylesofun soziinu nakl edip, buyururlar ki: "Mer- 



Gsgpp 



AHMED AVNl KONUK 

kam Seyfeddin dedi ki: "Benim indimde enbiya ve evliyamn zann-i batil iize- 
rine olduklan ve va'd-i ilahf kuru bir da'vadan ba§ka bir §ey olmadigi tahak- 
kuk etti." Cenab-i Pfr efendimiz Seyfeddin'i mecliste hazir farz ile buyururlar 
ki: "Sen bu sdzii §6ylece giizaf ve tahmini olarak mi soyliiyorsun; yoksa ha- 
kikati miisahede ettin de mi soyliiyorsun? Eger rii'yete binaen soyliiyor isen, 
o halde alem-i vucudda rii'yet denilen §ey tahakkuk etmis. olur ve bu rii'yet 
denilen §ey dahi alem-i vucudda e§yamn eazz ve e§refidir; ve enbiyayi tas- 
dik demek olur. Zifa enbiya, alem-i vucudda ancak rii'yet oldufunu da'va et- 
tiler. I§te sen de bunu ikrar ettin!... ilh." 

tmdi "Onun nurunun yayi"ndan murad, Peygamber'in irtihalinden sonra, 
her bir asirda mevcud olan onun varisleridir. Onlar bu felsefileri ve onlann bu 
gibi tefevvuhatiru boyle cevab-i miiskit oklanm sapliyarak ibtal ederier. 

C-i>J ^tJLJIj C-s*jj c-isTj j\ c-iS aS' Djj»I <^L>'j *£ Ob>«Jl 

1210. Oyle yapti ve ondan ziyadesini ki, dedi: O uyudu ve onun baht ve ihha- 
li uyumadi. 

Ewelki beyitler lisan-i Hak'dan ve bu beyitler Hz. Pir efendimizin lisamn- 
dandir. Ya'nf cenab-i Pir efendimiz buyururlar ki: "Evet Hak Teala hazretleri 
oylece buyurdugu gibi yapti ve hatta o buyurdugundan ziyadesini bile yapti. 
Oyleki, her bir asirda Nebiyy-i zi§ammn dininin himayesi ve siyaneti hakkin- 
da, miitecelli olan ef al-i ilahiyye, insanlara bu ma'nayi tefhfmen dedi ki: "0 
Nebiyy-i zf§an uyudu ve onun baht ve ikbali uyumadi." Ve kiyamete .kadar 
hiikmii bakf olan Kur'an-i Kenm'de «I« Jj!/, J^i ii ijJWj (Hucurat, 49/7) 
ya'ni "Biliniz ki Allah'in Resulti muhakkak sizin'icmizdedir" ayet-i kerfme- 
sinde bu hakikate i§aret buyrulur. 

•xJ* vi~jtf ^ _j (jjjj j_^ _y jii -V-i ^j*- j>-\^> &Jy? ^\> ^U- 

1211. By haibanin cant, sahir uykuya aiiiigi vahil, onun i§i revnaksiz ve hara- 
retsiz oldu.' 

Bu beyt-i §erff, olmiis. olan sahirin lisanindandir . Ya'nf "Sahirin ruhu ev- 
latlanna dedi ki: "Ey babamn cam, evlatlanm bilin ki, sahir uykuya gittigi va- 
kit, onun sihri muattal ve onun sihir ilmi hukiimsuz kalir." 

^-*j j^4 ^Ai J 1 j-**. b " ^j J b J'jjf -m~*y. j* j* 

1212. Dier ikisi onun mezarim optuler; o azun cenk i$in uMisir'a kadar ait- 
iiler. 



*£»> 



MESNEVM §ERlF §ERHl / V. ClLT • MESNEVf-3 • 

JuJuii j\ s-AJ\>- j ^y »— JUs ALL*! j& jl jfy jl j+m£. dj%- 

1213. Uakiaki o i§ i$in tjMisir'a geldiler; uMusanin ve onun evinin ialibi ol- 
dular. 

iji <U*>- J^ y.j jJJ\ ^.y * 3J3 jjj d\f iUil JU;I 

1214. 'Tesaduf vaki' oldu ki, o viirud fliinu, c/Husa hir hurma ajjaa alhnda 
uyumu§ uli. 

y& OU-JUxj i£y-» Jl jj> *£ j<M rij* oLi JJ^b OLiJ ^ 

1215. Sldamlar, *£}it hurmahk tarajint ara!" diye onlara onun ni$amnt verdiler. 

1216. Uiurma di-plerine geldigi vakit, hir uyumu§ gordii ki, cihanm uyanigi ili. 

Her iki sahir hurma agaglanmn altina geldigi vakit ( biitun cihan insanla- 
nrun en uyanigi olan bir uyumu§u gordu. 

1217. (5?r$ ve fer$ onun nazannin alhnda oldugu halde, o naz etmekien dola- 
yt, ha§inin iki gozunu haglatru§ idi. 

"Nazi§" "nazfden" masdanndan isim masdardir, naz etmek demektir. 
Malum olsun ki, enbiya ve havass-i evliya mahbub-i ilahf olduklanndan naz 
ve §fve ehlidirler. Onlar hadd-i zatmda ehl-i melekuttan olduklan halde, alem-i 
mulkiin ahkamina tebaiyette naz ve istigna sahibidirler. Bu ahkama tebaiyyet 
etmeseler dahi mumkindir; fakat yemek ve icmek ve uyku gibi be§eriyyetin fca- 
batina naz ve istigna ile tabi' olurlar; binaenaleyh bu tebaiyyet onlann ahval-i 
melekutiyyelerini haleldar etmez. Sureta gozlerini kapayip uyku halini iktisab 
etseler, uyanik bir haldedirler; zira melektitiyette uyku gibi ahval yoktur. Bu hai 
iginde, nazarlan hicab icinde degildir; ar§ ve fer§ onlann nazarlan oniindedir. 

1218. Gy, Qok kimsenin gozu uyanik ve kalhi uyumu$tur; muhahkak su ve pa- 
mur ehlinin gozu ne goriir? 

Be§erin kism-i a'zami gozleri acik ve zahiren uyanik goriindugu halde, bati- 
nen ve kalben uykudadir. Boyle ab ve kilin ya'ni kesafet-i cismaniyyenin ahka- 



^ 



AHMED AVNl KONUK 

minda mustagrak olan kimseler, alem-i gaybdan ve melekuttan ne gorebilir? Ce- 
nab-i Pir efendimiz bu kismin ahvalini bir gazellerinde soyle tasvir buyururlar: 

"Ey ko§arak gitmi§ olan uyumu§; ve ey camni vermemi§ olil! Haydi sigra ki, 
kervan gitmi§tir; ey gonul bir an uyan!" 

1219. kwnse fci uyanik kafa hilar, eger hasinin aozu uyursa, yuz aoz a^ar. 

Kalben uyanik olan kimse, zahiren uyusa, onun kalbinden alem-i mele- 
kuta yuz goz acjlir; ve bu gozler ile alem-i misalin tiirlii tiirlli acaibatini tema- 
§a eder. J*U-i »u ^ ^ ^uji ^ ya'ni "Alimin uykusu, cahilin ibadetinden ha- 
yirlidir" hadis-i §enfinde bu ma'naya i§aret buyurulur. 



J,l j&j Jj J J,\j Ji ^JUs 



J^L jUo *4J Ji Jjhl jj ^ 



1220. 6$er sen ehl-i dil degil isen, uyamh, oil fioniil talihi ol ve cenkde oil 

Ey salik, eger sen boyle uyanik bir kalbe malik degil isen, nefsinin hazzi 
icabi olan uykuyu feda edip, uyanik ol; ve geceleri ibadet edip kalbinin uyan- 
masi igin Hakk'a valvar ve goniil talibi ol ve bu suretle nefsin ile ve §eytanin 
vesveseleriyle cenk ve miicahede icinde ol! 

1221. Ue eger kalhin uyanik oldu ise, hos uyul Senin nazinn hesien ve alti- 
dan fldtb degilclir. 

Ve eger kalbin uyanik oldu ise, mucahedata hacet yoktur; ondan sonra za- 
hiren guzelce yat, uyu! Zira senin alem-i ma'naya nazir olan kalbin bes. has- 
seden ve alem-i taayyiinatm alti cihetinden gaib degildir. §urrah-i kiram "be§" 
ta'birini havass-i hamseye ve "alti" ta'birini de alti cihete i§aret olarak almi§- 
lardir. Fakfre diger bir vecih de layih olmu§tur, o da budur ki: "Bes, ve alti "dan 
murad hazarat-i hamse veya hazarat-i sittedir. Zira muhakkikfnden ba'zilan 
meratib-i viicudu "Ahadiyyet," "vahidiyyet," "ervah" ve "misai" ve "§ehadet" 
mertebelerinden ibaret olarak be§ i'tibar etmisterdir; ve ba'zilan "insan-i ka- 
mil" mertebesini de ayn addedip, alti addetmisterdir. Binaenaleyh "penc ve 
§e§" ta'bfriyle bu i'tibarata i§aret buyurulmu§ olur. Ya'ni "Kalbin uyanik oldu- 
gu vakit, bu hazarata ve bu meratibe nazir olur ve zahir goziiniin uyumasi bu 



Csgjfovs 



MESNEVl-1 §ERlF §ERHl / V. CtLT • MESNEVl-3 • 

hazarata kar§i sebeb-i gaflet olmaz." Arifin bu hazarati hifzi hakkindaki iza- 
hat Fususu'l-Hikem'de Fass-i IshakTdedir; burada tafsil ve izahi uzun olur. 

1222. *iPeycjamber huyurdu hi: "Renvoi qozum uyur; fakai uyku i$inde, henim 
katbim ne vahit uyur?" 

Ya'ni Peygamber (a.s.v.) Efendimiz ^j ^ ls^ r L - v J jUb " ^^ y a ' m " " Be " 
nim gozlerim uyur; ve kalbim Rabb'imden uyumaz" hadis-i §erifini beyan 
buyurmusjardir. 



ff^Li J j Ol5ui>- c^Us JL>- j5 vJ&- (,-jl^ C-—jLu «Li 



1223. i$a/i uyanihhr, hekciyi uyumu$ tut; katbi florudi olan uyumu$lara can fe- 
da olsunl 

Ya'ni vucud iklfminin sahi kalbdir. Zahiri goz ise bu vucudun bekcisidir. 
Kalbin uyamk olup, goziin uyumasi, sarayda sahin uyanik olup, bekginin 
uyumus. olmasina benzer. Binaenaleyh sah uyanik iken bekcjnin uyumasin- 
da zarar yoktur. Boyle kalbleri goriicu ve zahiri gozleri uykuda olan enbiya 
ve havass-i evliya hazaratina canlar feda olsun. 

1224. By ma'nevi! Cjonul uyamkliginin vasfi, hinlerce mesnevtye sujmaz. 

1225. Uaktaki onu gorduler ki, o uzun uyumu$tur; asantn husizltflt icin terttb 
yaphlar. 

"Diraz huften" arka ustii yatip, ayaklanru uzatmaktan kinayedir. "Vakta- 
ki iki sihirbaz, Musa (a.s.)i ayaklanru uzatip arka ustii yatarak uyumus, ol- 
dugunu gorduler; uyandirmaksizm asayi calmak uzere tertib yaptilar." 

sjij 4Solj O-C jA> J^j j> -ijj JJj^ U*p ~u*S OI^Lm 

1226. Onun arkasmdan qitmek ve sonra kapmak lazimiir diye sahirler acele 
asaya kasd ettiler. 

Yaptiklan tertib dahi Musa (a.s.) uyurken onun arka cihetinden, ya'ni ba§ 
tarafindan dogru yava§£a gitmek ve sonra derhal asayi ahvermek idi. Bu ter- 
tib uzere , o iki sahir hemen asaya dogru yava§ga kasd ve tevecciih ettiler. 



*$%&> 



AHMED AVNt KONUK 

1227. Uakiaki teriibi hiraz daha ileri yaphlar, o asa ihtizaza geldi. 

Vaktaki bu tertib uzere asayi galmak igin biraz daha ileri gittiler; asa kimil- 
danmaga ba§ladi. 

1228. asa keruli iizerinde oyle titredi ki, her ikisi yerinde korkudan kuru ol- 
duiar. 

asa kendi kendine oyle bir titreyis, titredi ki, bu her iki sihirbaz, korku- 
lanndan oiduklan yerde dona kaldilar. 

ijj c^jj _j Sz^JL d\ j* j* *£ <■!*>- j La-O 1 -^ Ol jl ->ju 

1229. Ondan soma ejderlui oldu ve hamle eiti; onun her ikisi, yuzu' sari oldu- 
gu halde kachlar. 

Bu hucumdan o iki sahir korkulanndan yuzleri sarararak kactilar. 

1230. Dieyheiien dolayx her inisie, munhezimen yuvarlanarak yuzleri ustu diis- 
meh iuiiular. 

Bu iki sahir, ejderhamn heybetinden oyle munhezim bir halde yuvarlana- 
rak kacttlar ki, onlerine yokus, geldigi vakit, bu yokustan inisterinde yuzleri 
iizerine dugmege bastedilar ve yurumelerini §a§irdilar. 

(jl^*-L- Jt>. ojjlo ^ 4^jIj OU—I jl c— a *£ -Li. 0\-i> Jih i_ri 

1231. Itinaenaleyh onlara yah$n oldu ki, asumandandir; zira ki sahirlerin nal- 
dini aordiiler idi. 

iki sahir asanin bu halini gdrimce, onlann indinde bunun bir mu'cize-i 
ilahf olarak asuman-i gaybdan oldugu tahakkuk etti; zira bunlar sihrin had 
ve ta'rifini gormuster ve mertebe-i kuvvetini bilmister idi. Binaenaleyh bu 
asanin bu ta'rife uymadigim anladilar. 

-U-j (j-U^ d\sr- j £j> Ij OLi- J& ^■Jj ^ OLi-J j <5*>UpI Oljl -Uj 

1232. Ondan soma onlara ishal ve humma zahir oldu; onlann isi nez'e ve can 
cekismege kadar eristi. 



c £p a 



MESNEVI-1 §ERtF §ERHi / V. CtLT • MESNEVt-3 • 

"Itlak" burada ishal ve dizanteri ma'nasinadir. Ya'ni "Onlar bu §iddet-i 
havftan hastalandilar; dizanteriye ve hummaya tutuldular. Onlann emri, ha- 
let-i nez'e ve can gekismek derecesine kadar geldi." 

1233. ^Boyle olunca, o zaman onun ozru if in, sITHusa tarafma bir adam yon- 
der diler. 

Hal bu merkeze geldigi vakit, yaptiklan edebsizligin afvi igin, ozur dilemek 
iizere Musa (a.s.) tarafina bir adam gorderdiler de, dediler: 

1234. Dii, xyc Biz imiihan etlik; ecjer hased olmasa, senin imtihamn bize ne va- 
kit eri$ir?" 

Boyle haber gonderdiler ki: "Ey nebiyy-i zf§an biz seni kendimiz gibi si- 
hirbaz ve bir meslektas, zannettik. Senin maharetin ve harikan haberi bize 
geldigi vakit, hased ettik. Eger sihirbaz zanmyla bizim sana hasedimiz olma- 
sa idi, biz senin imtihamn ile me§gul olur mu idik? Binaenaleyh bu yanlis, 
zanmmizdan dolayi bizi ma'zur goriip afv et!" 

«JI elS jj ^yli-l ,y>^>- y (jl olj>- y&- tj U j <*^-^ ^j>** 

1235. "6y sen ki deraah-i ilahm hassimn hasstsm; hiz sahm miicrimiyiz ve bi- 
zim igin afv dilel" 

"Ey nebiyy-i zisan, sen dergah-i Hakk'm has kullanmn hassisin; biz 
§ah-i hakiki olan Halik'imiza kar§i cmiim istedik; bizim bu yaptigimiz edeb- 
sizligin afvinidile!" 

-^j ls* j^ c**j jt ^r crsi - xiJ - 5, j^ ^k) j j j */ y* 

1236. <fAfv etti ve derhal iyi oldular; CMusanin oniinde yer iizerine bas vwdular. 

Musa (a.s.) onlann bu dziirlerini kabul edip, afv buyurdu; onlar da bu 
lutf-i afv iizerine Musa (a/s.)m huzur-i §erifine gelip, basjanni yere siirduler 
ve arz-i edeb ettiler. 

{\j>- d\J OW j J ^jjJ j C^f f\/ (j\ pf y& ^y> <ljf 

1237. <y\iusd (a.s.) buyurdu ki: "6y kermder, afv etiim; sizin teniniz ve cam- 
niz cehennem iizerine haram oldu." 



=£»> 



AHMED AVNl KONUK 



1238. *6y iki dost; hen sizi fl'drmedim, kendinizi i'tizardan a'cemi yaptntz." 

Musa (a.s.) o iki sahire bir tedbir-i idari olmak uzere buyurdu ki: "Ey iki 
mii'min dostum, guya ki ben sizi hig gormemi§ olayim; siz bu sirkat-i asa ve 
i'tizanniz vak'asindan kendinizi bf-haber ve yabanci tutunuz ve kimseye 
soylemeyiniz; bunu Fir'avn duymasin." 

LSotj j$i J-jI jjj ji Lit j J^ 1 ^^si OL^*-* 

1239. "HZoylece bigane seklinde ve asina olarak, padi$ah i$in cenge gelint" 

"Boylece zahiren bana kar§i yabanci ve muhalif ve batmen a§ina ve 
mii'min oldugunuz halde, Fir'avn'in sehareden miirekkeb olarak tertib ettigi 
harbe gelin ve yapacaginiz sihrinizi de yapin!" 



MJl> ^j* C^^jk j cJj jUiil 



jJA«i * AJ^w ' 



"jt ] j Oyj ^ri 



1240. nZinaenaleyh yen o-ptiiler ve gittiler. ^Vakte ve ftrsaia muntazir oldular. 
"Intizar" burada "muntazir" ma'nasmadir. 



Sahirlerin Medayin'den Fir'avn'in huzurunda toplanmasi ve 
te§nfler bulmasi; ve onun du§manmm kahn emrinde ellerini 
goguslerine vurup, "Bunu bizim uzerimize vacib bill" demesi 



1241. O sahirler fir'avn a kadar geldiler; onlara $ok ajjtr te§rijler verdi. 

"Te§rifier"den murad, badf-i §eref olan menasib ve tevecciihat-i sairedir. 
Ya'nf "Fir'avn, sahirlere 50k ikram etti ve onlara gok kiymetli ihsanlar va'd et- 



<^^ 



MESNEVI-1 SERfF §ERHf / V. CtLT • MESNEVf-3 



ti. Nitekim ayet-i kerimede hikaye buyurulur: ai \y*i Q 01 ijJis Oj*> s'jk-Ji j* ) 
y^iii ^i J^j! j ]JJ J is 'ujJUJi ^J LT (A'raf, 7/1 1 3-1 14) Ya'ni "Sahirler Fir'avn'a 
gelip dediler ki: "Eger'biz galib olur isek, elbette bizim igin ecir vardir degii 
mi?" Fir'avn dedi: "Evet, siz elbette mukarreblerden olursunuz." 

1242. Onlara va&ler eiii ve koleleri ve atlan ve nakdi ve azxk cinsini pifinde 
verdi. 

OUo^l jJJl JljT jjj* jf* OLiL^ijI ^>ft cJ5* ^ d\j\ -A*j 

1243. Ondan sonra dedi ki: ^S^gdh olun ey sabiklar! 6ger imtihanda ziyade 



U*~- j Syr t-oSji^ jjJb <S" iUp OIjl^- L-i ^ rLii ^ 

1244. "tStzin iizerinize o kadar aid sacaytm ki, cud ve seha perdesini yiristn." 

Fir'avn, sihirbazlara dedi ki: "Ey sihir miisabakasina giren sahirler, agah 
olun, eger bu sihir musabakasi imtihaninda ziyade gelir ve tefevvuk ederse- 
niz, size o kadar ihsanlar ve atalar saganm ki, bu atalar cud ve seha perdesi- 
ni yirtar; ve sehavetin hadd-i ma'ruru dairesinden bile ileriye geger. Velhasil 
sizi ihsanlara gark ederim." 



1245. TSoyle olunca onlar dediler ki: "Sen sahin ihhdli hakki icin, galib geliriz 
ve onun isi iehah olur." 

Bu beyt-i §erff OjJuji ^ ui o^> ijy i/u j (Suara, 26/44) ya'ni "Sehare de- 
diler ki, Fir'avn'in izzeti hakki igin muhakkak biz galibiz" ayet-i kerimesinin 
mefhum-i munffidir. Ya'ni "Senin izzetin hakki igin, biz senin dusmamnm is> 
ni bitiririz." 

1246. \Bt2 bu jende saf ytritctyiz ve pehlivaniz; cihanda kimse hizim kudre- 
timizi iutamaz." 

"Pay" burada kudret ma'nasmadir. Ya'ni "Bu sihr-i fende saflan yirticiyiz 
ve pehlivamz. Kimse cihanda bizim kadar bu fende kudret sahibi degildir." 



c^e^ 



AHMED AVNI KONUK 
C~v--b Cjy~?i *" C— ■" L^ijlSs^- {j& CL-w-li Oui y>\2»- <&j ^^y y -5 

1247. <j\tusanin zikri, bu evvelce vaki' olan hikdyelerdir diye,, onlann hahrla- 
rinin bagi olmustur. 

Ankaravf hazretleri "§an" zamfrini Mesnevi-i §enfi dinleyenlere irca' bu- 
yurmu§tur. Bu beyt-i §erifden i'tibaren Mdeki beyitler Hz. Mevlana (r.a.) 
efendimizin ir§ad-i alileridir. Buyururlar ki: "Bu Mesnevi-i §erif\ dinleyenle- 
rin hatirlan bu Musa ve Fir'avn kissasi, eski zamanda hadis olmus, bir 
vak'amn hikayelerinden ibarettir hukmiiyle mukayyed olmu§tur" demek 
olur. Hind niishalannda "hatir-§an" yerine "hatirha" vaki'dir ki, Musa (a.s.) 
kissasimn zikri, hatirlann bendi olmu§tur demek olur. 

^L' iy ij\ o—J Xaj ^y jy uJJ c~~£j> jj J& ^y y* 

1248. ZAiusamn zikri nikab olmak i^indir; ey iyi adam, cAiusa ntn nuru se- 
nin nahdindir. 

Afakda cereyan etmi§ olan Musa ve Fir'avn vak'asinin zikri, enfusde 
mevcud olan Musa ve Fir'avn'm nikabi olmak ve bu nikab altinda her an ve 
dakika cereyan eden bu hadisat naziri, irfan ve zeka lie bilinmek icjndir. Ey 
salih adam! Musa'nin nuru ve hakikati ve ma'nasi senin nakd-i^vucudundur; 
ve seninle beraber hazirdir. Nitekim ayet-i kerfmede J j a&yh cj§j*/}\ j j 
hjj^y^'^LM (Zariyat, 51/20-21) ya'ni "Ve yeryuziinde ehl-i ikan igin a- 
yetler ve alametler vardir ve nefsinizde de vardir; gormez misiniz?' 1 buyurulur. 

^~~ * J^y~ y b ?***■ y JS ^ c — **' tjr~* ^ b ^j 3 ^y 

1249. CMusa ve fir'avn senin varligindadir; bu iki dusmam kendinde aramak 
lazimdu. i 

Ya'ni "Senin varligimn iginde ruhun Musa'nin ve aklin Harun'un ve nef- 
sin Fir'avn'm ve heva-yi nefsanin dahi Fir'avn'm veziri olan Haman'in na- 
ziridir. Ve bu babdaki fzahat ve viicud-i insanide ne gibi §eylerin naziri bu- 
lundugu cenab-i §eyh-i Ekber Muhyiddiri Arabi hazretlerinin et-Tedbimtu'l- 
Mhiyye fflslihi Memleketi'l-tnsaniyye ismindeki kitab-i §enfinde ve fakir ta- 
raftndan bu kitaba yazilan §erhde beyan olunmustar. Ismail-i Ankaravf (k.s.) 
hazretleri §erh-i alilerinde vak'a-i Fir'avmnin nazirlerini viicud-i insanide 
§6yle gostermi§lerdir: "Kur'an ve ikan ve irfan "asa"ya ve nur-i tevhfd Musa 
{a,s.)m "yed-i beyza"sina; ve kuvve-i vehmiyye ve hayaliyye "iki sihirbaz"a 



*$$&? 



MESNEVl-f §ERlF §ERHl / V. ClLT • MESNEVl-3 • 

ve evham ve hayalat-t nefsaniyye ve vesavis-i §eytaniyye, "sahirlerin ipleri- 
ne ve degnekler"ine benzer." 

?r\j*" Xi J^js ""^-"jj j-NP jy tt^ ic^j* J' *—** *** *— *• * - " 

1250. ZKiyamete kadar JMusadan nitac vardtr; ba$ka nur decjildir; kanM ba§- 
ka oldu. 

"Nitac" liigatte arslandan yavru almak ma'nasinadir. Burada murad, ne- 
ticedir. Ya'nf "Afakda kiyamete kadar Musa-zadeler vardir ki, onlar kadem-i 
Musa iizere gelen evliyaullah ve mtirskl-i kamillerdir; ve Musa (a.s.)in haki- 
katini hamildir. Bu hakikat baska nur degildjr, yine o hakikat ve o nurdur; 
fakat o nurun kandili mesabesinde olan taayyiinat-i §ahsiyye ba§kadir. Biri- 
si mevt-i surf ile gider; yerine dfgeri gelir...Sair enbiya (aleyhimu's-selam)in 
hakayiki da boyledir. 

1251. HZu canak ve bu fitil ba§kadir; lakin onun nuru ba§ka degildir; o taraf- 
tandir. 

"ganak"dan murad cesed ve "fitiP'den murad ruh-i hayvanfdir. "Bu cesed- 
ler ve ruh-i hayvanfler ba§ka ba§kadir; lakin onlarda mutecelli olan hakikat 
ve run o peygamberin nuru tarafindandir." Ve nur-i Muhammedf kill oldu- 
gundan, o nurlann hepsini muhfttir; bunun igin iimmet-i Muhammediyye'nin 
evliyasi, hangi peygamberin kademinde ise, ona mesela Musevf-i Muham- 
medf, Isevi-i Muhammedf ve tbrahfm-i Muhammedf ve Yusuf-i Muhammedf 
...ilh. namini verirler. 

1252. Sger nazan §i$eye tuiarsan zayi' olursun; ztrd adedler ve ikilik $i$edendir. 

Ey salik, eger nazanni taayyunat-i §ahsiyyeye tutarsan, §uhud-i vahdet- 
den gaib olursun; zfra hepsinde gdriinen nur ve hakikat bir oldugu halde, 
miiteaddid ve iki gorunmeleri §i§elerden, ya'nf taayyunat-i §ahsiyyenin taad- 
diidundendir. 

ls^ <r^ * u * 1 J ^ J 1 <-s*j b ^J b jy jiJ*jj 

1253. T/e eger nazan nur a tuiarsan, ihilikie-n ve milntehi olan clsmin Cdadin- 
dan kurtulursun. 



AHMED AVNl KONUK 



"t'dad" if al babindan olduguna gore, nihayeti olan ve mahdud bulunan 
cismi saymaktan kurtulursun demek olur. Ve eger adedin cem'i olan "a'dad" 
olursa, nihayeti olan cismin adedlerinden kurtulursun demek olur. 

Ya'nf mahdud olan taayyiinat-i §ahsiyyeden kat'-i nazar et de, onlann 
her birinden zahir olan bir ma'naya bak. Mesela insanlik bir mefhum-i kiillf 
ve bir ma'na-yi umumfdir. Zeyd ve Amr gibi birgok e§has, o ma'nayi temsfl 
eder; ve hepsi bu ma'nada muttehiddir. Fakat surette Zeyd ve Amr birbirinin 
aym degildir, baska ba§kadir. Bunun gibi nubuwet ve velayet dahi birer 
ma'na-yi umumfdir; bu ma'nayi temsil eden e§has ba§ka ba§kadir. Imdi go- 
ziinu birden ibaret olan bu ma'naya dikersen, muntehi ve fani olan cisimleri 
ve §ahislan saymaktan veyahut bu cisimlerin adedlerinden ve kesretlerinden 
kurtulursun ve zevk-i vahdete vasil olursun. 



*&* J j& J o*y ^*y^\ >j*-j jk* ij\ c~ 

1254. By viicudun magzi, mu'minin ve mecusinin ve yakudmin ihtilafi, nazar- 
cjahdandir. 

Ey vucud-i hakikf-i Hakk'in igi ve batini olan insan; muhtelif milletler ara- 
sindaki ihtilafin sebebi, nazarlanni atfettikleri mahallin muhtelif olmasidir.; 
zfra her biri nazanni bir cihete saplamis, ve mer'iyyaun hey'et-i mecmuasin- 
dan gafil olmu§tur; ve ancak kendi nokta-i nazanni hakikat zannetmi§tir. Bu- 
nun boyle oldugu atideki misal ile tavazzuh' eder. 



C^ 



Filin nasil oldugu ve §ekli hakkinda ihtilaf etmek beyamndadir 



1255. {jil, karanhk hir kdnede idi; UiinMer onu arz etmek i$in getirmi§ler idi. 

Mesela Hintliler, halka tesjiir etmek iizere karanhk bir mahalle bir fil ge- 
tirmister idi. 



<^p^ 



MESNEVM §ERfF §ERHt / V. ClLT • MESNEVl-3 • 



1256. Onu gormek vdn bircok adam, o zulmet icine gitti; her bir himse, 

Hig frl gormemis, olan adamlardan birgok kimse, o fill gdrmek igin, o ka- 
ranlik mahalle gittiler. "Her bir kimse" (herkesi) ibaresi atfdeki beyte mer- 
buttur. 

ij-*j ^» <Js& ^J^SoJti OljJUl i^J l J>Ji Oj>- (t-^>- ^ iJ-J-M^ 

1257. Onu gpz ile gormek mumkin olmadigindan, o karanlik icinde ona el siirdu. 

Her bir kimse o fili gozu ile goremedigmden, §eklini anlamak uzere el 
siirdu. 

1258. O birinin eli hortuma vaki' oldu; dedi hi: wr Bu hilkat, oluk gibidir." 

El siirenlerden birinin eli filin hortumuna tesadiif etti; o kimse: "Bu mah- 
luk, oluk ve su borusu gibi bir §eydir" dedi. 

1259. birinin eli onun hulagtna eri§ti; o ona yelpaze gtbi zahir oldu. 

:>j*p djz? fwLo J-j JSLi- c-aS' ■Sj*-^ (j~|L> jj j^- fcJiS' \j ^gX* jl 

1260. Tiafifalti o birinin eli, onun ayagina siiriindu: "{Jilin §eklini direh gibi 

[1264] „ j„ „ j j. 
gordum dedi. 

1261. tirt, onun arkastna el hoydu: "IZu fil muhakkak bir taht gibi olmu§- 
tur" dedi. 

x^ a^ {*■ y> ijS' ^ d\ *^i 'V^j *£ <-£_} yw. ^k j* <Lx~?^ 

1262. iSoylece her bid bir cuz'e hi eri$ii, i§iitigi her yet due onu anladi. 

Ya'nf "Bu fili karanhkta muayene eden her bir kimse, bdylece film hangi 
cuz'u ele gegmis, ve o muayeneden ne anlami§ ve filin §ekli hakkinda nasil 
hiikm etmis, ise, ondan sonra filin admi isjttigi heryerde, o anladigi ma'naya 
intikal etti ve onunla me§gul oldu." 



<^£3 



AHMED AVNl KONUK 



«jJl jj\ ib J jJb ^ jT 



<_JiiL>fc« JLi Ol«i>liS OjjiJ jl 



1263. Onlann sozleri nazargdhdan dolayi muhtelif oldu; o biri ona "dal", bu 
"elif" lakabint verdi. 

Onlann bu yekdigerine muhalif olan sozleri, nazar ettikleri mahalden do- 
layi muhtelif oldu. Bin o gordugii §eye "dal" , dedi ve digeri "elif dedi. 
Ma'lumdur ki, "dal" ve "elif birer harftir; harfiyyette hepsi miittehiddir; bu 
noktadan arada ihtilaf yoktur. Fakat bu harflerin her birinin delalet ettigi sa- 
da-yi meharic birbirinden ayndir; ya'ni hukiimleri bir cihetten dogru ve bir ci- 
hetten egridir ve birbirine muhaliftir. 

1264. Gger her birinin elinde bir sem' ola idi, onlann sbzlerinden ihtilaf hari$ 
olurdu. 

Eger her biri, fili tema§aya geldigi vakit elinde bir i§ik olarak gele idi, filin 
hey'et-i mecmuasim goriip anlar ve artik aralannda fil §oyledir, boyledir diye 
higbir ihtilaf olmaz idi. 

1265. Diis gozii ancak elin avucu g&idir; onun icin onun hepsi uzerine desires 
olmak yoktur. 

Bu zahiri goz, karanhkta fili yoklayan kimselerin ellerinin icj ve avuglan 
gibidir. Karanhkta temas ettigi bir §eyi, bir elin icj ne kadar anliyabilirse, bu 
zahir goziimin ihatasi da o kadarciktir. Hakayik-i e§yayi, hey'et-i mecmu- 
asiyla kavrayip goremez, idraki mahduddur. 



P*j Ljj t-6^ jj J$j Js& /: fJiS" 



oJ bji r>-^r 



1266. ^Deryanin gozii baskadu ve kef baskadir; kefi birak ve deryanin gozun- 
den bakl 

"Kef Arabga el ayasi ve avug ma'nasma oldugu gibi, Farisf de de kopiik 
idemektir. Bu beyt-i §erifdeki "kef in iki ma'naya da §umulu melhuzdur. 
| "Derya"dan murad, vucud-i Hak'dir; ve "deryanin gozu"nden murad, in- 
|san-i kamildir. Nitekim cenab-i §eyh-i Ekber Fususu'l-Hiketrfde Fass-i Ade- 
|mf de soyle buyumrlar: ^i j* j >Ji o^L. * <^JUi ,>Ji & uyJi ouji iJ>c j>jj y, 3 



GV^, 



MESNEVf-1 §ERfF SERHl / V. ClLT • MESNEVI-3 



uuji l ^- iji^jii ^jl <u*. Ya'ni "Ve insan, kendisiyle nazar vaki' olan g6zden| 
Hak icin gozbebegi menzilesindedir; ve basar ile muabber olan odur. 
bunun icin insan tesmiye olundu." 

Malum olsun ki: Alem, suret-i ilahiyye iizerinedir ve insan suretin nii-f 
mune-i cami'idir ve Hak igin gozbebegi mesabesindedir. Binaenaleyh kuv-| 
ve-i basiramn zevki olan ru'yet, gozbebeginin sureti ile vaki' oldugu gibi,| 
Hak icin zevk-i ru'yet dahi, insan-i kamilin taayyiin-i surisi ile olur; ve in-| 
san, kuvve-i basirasryla kendinin "ayn"i olan vucuduna nazar ettikde, hasil j 
olan zevk-i ru'yet, gayriden miistefad olmaz. Belki bu zevk, kendi zatinin, \ 
kendi zatina verdigi bir zevkden ibarettir. l§te insan-i kamil mazhanyla va- 
ki' olan nazar-i ilahf de boyledir. 

Binaenaleyh "kef el ayasi ma'nasina olduguna gore, beyt-i §erifln ■ 
ma 'nasi boyle olur.- "Viicud-i hakikfnin gozbebegi mesabesinde olan insan-i , 
kamil ba§ka ve keff-i dest mesabesinde olan cesni-i his sahibi bulunan in- 
san-rnakis ba§kadir. Binaenaleyh el ayasi gibi olan cesm-i his sahiblerinin 
hakayik-i e§ya hakkindaki ulum-i mevhumelerini birak da, bu hakayika 
deryanin gozii olan insan-i kamilin nokta-i nazanndan bak!" 

"Kef kopuk ma'nasina olduguna gore, beyt-i §erifin ma'nasi §6yle olur: 
"Deryanin gozii olan insan-i kamil ba§kadir; zira ayn-i deryadir ve derya- 
nin kdpugu mesabesinde olan insan-i nakis ba§kadir. Binaenaleyh sen, ko- 
puk gibi olan insan-i nakisi birak da, hakayik-i e§yaya deryanin "ayn"i olan, 
deryanin gdziinden bak!" 



v^^ <y \ij* j J*, <_?** Of 



v- 5, j jjj kj* J h^ , 



1267. Oio-puklerin hareketi gece ve fliinduz deryadandir; actbdir ki, sen derya- 
yx degil, ko-pugii goriiyorsun. 

Deryanin gozii olan insan-i kamil kdpiiklerin hareketi gece ve gundiiz 
ya'ni ale'd-devam deryadan oldugunu goriir; sen ise acibdir ki, nazanndaki 
mahdudiyyet hissiyle, Hakk'm derya-yi vucudunu degil, deryada kopiikier 
gibi cirpman suver-i mahsuseyi goriiyorsun. 

1268. ^iz, gemiler giblyiz, hirhirimize $ar-panz; her r ak su i$inde oldugumuz 
halde, hulanik, gozliiyiiz. 

Bizim kesif olan cisimlerimiz, viicud-i latif-i Hak'da yiizen gemiler gibidir. 
viicud-i hakikfnin ihtizazindan harekete gelip btrbirimize carpanz; biz boy- 



*£»> 



AHMED AVNI KONUK 



le berrak ve latif bir su iginde oldugumuz halde, goziimuz bulanik oldufun- 
dan, deryayi gormeyiz, kesif olan gemileri goriiriiz. 

Bu beyt-i §erif, cismaniyette mustagrak ve ruhdan gafil olanlara hitabdir. 



c-jI <— >l j3 Jsj (JJuS \j ^>\ 



<~>\y>±> «»j Ji \J~£ jJ y (j\ 



1269. By sen ki, cisim aemisinde uykuya aitmissln; suyu gordiln, suyun suyuna 
hak! 

Bu beyt-i §enf dahi ruh-i izafiye vakif ve fakat bu ruhun ruhundan gafil 
olanlara hitabdir. Ya'nf "Ey sen ki, cisim gemisi icmde yalmz sifat-i ruhaniy- 
yeye vakif oldun ve cisim gemisini tahrik eden su mesabesindeki ruhu gor- 
diin; asil muharrik olan bu su degildir, o ruhun ruhudur; ve o ruhun ruhu vii- 
oid-i hakikf-i Hak'dir. 

Malum olsun ki, tecellf-i Rabbanf ile, tecelli-i ruhanf arasinda kiilli fark 
vardir. Tecellf-i Rabbani, tecelli-i ruhaninin rengine rmi§abih oldugu igin, ek- 
ser-i salikler bu tecellf-i ruhanfyi, tecellf-i Rabbani zannederler ve kendilerini 
kamil zannedip mtinjidden miistagni addederler. 

§ihabeddfn Siihreverdi hazretleri Avarifu'l-MaMfde bu hususta izahat i'ta 
ve bu gibi saliklere "salik-i ebter" nami verildigini beyan buyurmusjardir. Bu 
beyt-i §erifde tecelli-i ruhaninin fevki olan tecelli-i Rabbanfye te§vikbuyurulur. 



u* 



^X>\y- ^/e. 



-jj L^-jj 



a* 



f"^j <y £ °- 



-Hi 



1270. Suyun suyu vardir ki o onu surer; ruhun hir ruhu vardir ki, o onu cajjinr. 

"Suyun suyu"ndan murad, viicud-i hakikf-i Hak'dir; ve "ruhun ru- 
hu"ndan murad sifat-i Hayat-i Hak'dir. Ya'nf "Ecsam, ervah suyu iizerinde 
ve ervah dahi Hakk'in varliginda yiizerler. Ve ruhun ruhu olan sifat-i Ha- 
yat-i Hak vardir ki, o ruhu afem-i vticuda o da' vet eder." 



lib 



ls* b< 



lyry, 



c-^lali Jj L>o ( _ J ~* = p' j t^y 



1271. J/Vlusa ve Dsa nerede idi ki fliines, mevcudat tarlasina su verir idi? 

Musa ve Isa (aleyhime's-selam) bu viicud-i kevniye heniiz gelmemisjer 
iken, viicud-i Hak giinesj, mevcudat-i kevniyyeye vucud-bah§ olur idi. 

OLi" ji aj jA JL&I \Jcf- *£ OUj Ofjb \j>S \j>- j fJ>T 

1272. Sndem ve Uiavva nerede idi, o zaman ki, Uiudd bu kirisi yaya birakh? 



cs^P? 



MESNEVf-1 §ERfF §ERHl / V. ClLT • MESNEVf-3 • 

Bu kiire-i arz iizerinde be§erin men§ei ve masdan olan Adem ve Hawa, 
suver-i kevniyye ile zahir olmazdan mukaddem Hak Teala hazretleri, bu hil- 
kat kirisjni yaya birakmis, idi. Nitekim tedkikat-i fenniyye ile zahir olmustiir 
ki, hilkatde evvela sehab-i muzi, sonra buhar-i nan, sonra mayi-i nan, son- 
ra cemad, sonra nebat, sonra hayvan, sonra be§er zuhura gelmi§tir. 

1273. ^it soz dahi eksihiir ve na-tamamdu; o soz hi naku decjildir, o iarajindtr. 

Ya'nf biz yukanda Musa ve Isa (aleyhime's-selam) ve Adem ve Hawa 
viicud-i kevniye gelmemi§ler iken, viicud-i Hak gunesj mevcudat-i kevniy- 
yeye viicud-bahs, olur idi dedik; fakat bu soz nakistir ve na-tamamdir. Zfra 
halledilecek birtakim sualler daha vardir. Mesela bizim alemimizin ve be§erin 
suver-i kevniyyesi mevcud degil iken, baska alemler ve onlann iizerinde be- 
§er yok mu idi? Ve mezahir-i esma-i Uahiyye olan alemimizin sureti yok iken, 
Hak Teala hazretlerinin bu alemdeki mezahiri muattal bir halde mi idi? Bizim 
alemimiz yok iken ve be§er yok iken, Hakk'in mazhar-i afv ve gufrani olan 
ba§ka giinahkar kullar var mi idi, gibi halli lazim gelen birtakim sualler varid 
olur. Imdi biz beyanatimizda bunlara dair bir §ey soylemedigimiz igin, soz na- 
kis kalir; o soz ki nakis degildir, o tarafin, ya'm ilm-i lediin tarafinindir. 

y" c^tj i£\ Oljl ^* -ky>^ jj y <J^ ^y^> 01 j -^jX. yf 

1274. Byer ondan soylerse, ayagin kayar ve eger ondan hufcir sey soylemezse ey- 
vah sana! 

Ey salik, senin zihninde hilkat-i alem ve Adem hakkinda, mahdud birta- 
kim ma'lumat yerlesmi§tir. Eger bir kamil sana o mahdud ma'lumatin hari- 
cinde birtakim hakayik soylese, ayagin kayar ve i'tikadatimn esasi haleldar 
olur. Ve eger bu hakayiktan higbir §ey soylemese, o mahdud ma'lumat ile ka- 
hrsin; ve o mahdud ma'lumatin Hakk'in azamet ve kudretini tahdid edecegi 
igin, sana yazik olur. 

Ma'lum olsun ki, avalimin fezada tekevviin ve tefessiidiiniin ibtidasi ve 
intihasi yoktur. Viicud-i hakikf-i Hak ezelf ve ebedf ve kadim oldugu gibi, vu- 
cudat-i izafiyyenin bu tekevviin ve tefessiidii keyfiyyetleri dahi ezeli ve ebe- 
df ve kadimdir. Ancak efradinm ibtidasi ve intihasi vardir; ve sifat-i hudus ve 
evveliyet ve ahiriyet bu tekevviin ve tefessiid eden avalimin her birerlerine 
izafe olunur. Alem-i sehadeti, iginde bulundugumuz alemden ibaret zannet- 



C <£P? 



AHMED AVNt KONUK 



tiklerinden, onun kidemi ve hudusu hakkinda birgok kiyl u kaller vaki' oldu. 
Ve alem-i §ehadet bizim alemimizden ibaret farz edildigine gore, kiyamet-i 
kiibranin vuku'u ile, esma-i ilahiyyenin muattaliyyeti lazim geleceginden. 
mutasavvifeden bir kismi da te'vil cihetine gittiler. Cenab-i §eyh-i Ekber 
Muhyiddin Arabf hazretleri FiituMt-i Me/e/e/vye'lerinin 367. babinda idns 
(a.s.)dan naklen buyururlar ki: "Hak Teala hazretleri Hahk olarak lem-yezel- 
dir; diinya ve ahiretge la-yezaldir. Ve eceller halk hakkinda degil, mahluk 
hakkinda miiddetlerin intihasi iledir. Imdi halk enfas ile teceddud eder." Vel- 
hasil feza-yi bf-nihayede keyfiyyet-i halkin ibtidasi ve intihasi yoktur; ve 
Hakk'in alem ve Adem suretinde tecelli etmedigi bir an da mevcud degildir. 
Fakir bu babda daha ziyade icab eden tafsflati Fususu'l-Hikem'e yazdigim 
§erhin mukaddemesinde beyan ettim. 

1275. Ue eqer bir suretin misali iginde soylerse, ey delikanh, ancah o sureie ya- 
msirsin. 

Ve eger bu gibi hakayiki anlatmak igin arif-i kamil sana bir misal-i surf be- 
yan etse, sen o misalden maksud olan ma'namn igine vasil olmayip, ancak 
o surete yapi§ir kahrsm. Binaenaleyh senin igin bu tarz beyandan dahi bir fa- 
ide hasil olmaz. 

1276. jfakat bir nakl eirnen i$in senin auagm yokiur; yahud metier hi ayaai bu 
^amurdan koparasm. 

Hakk'in ezelen ve ebeden Hahk oldugunu ve binaenaleyh keyfiyyet-i hil- 
katin ezelf ve ebedi oldugunu ve bizim alemimizden ba§ka Hak Teala hazret- 
lerinin feza-yi bf-nihayede la-yuad ve la-yuhsa alemleri bulundugunu mu§a- 
hede igin, bu hayat-i surf iginde o fezaya gikip dola§abilecek bir ayak lazimdir. 
Ta ki sen o ayagm kuweti ile, o feza-yi bf-nihaye iginde bir zerre mesabesin- 
de olan, bulundugun kure-i arz uzerinden nakl edebilesin. Nitekim sure-i Rah- 
man'da §u^ayet-i kerimede bu ayaga i§aret buyurulur: oi ^Jvi '_, JLi "^ i 
diuL Sf i zjiks Si i jil ! u j?'ji\ ' 3 of^lljt jiIJi ^ i^jllj oi '^L\ Rahman, 55/33) 
Ya'nf "Ey cin ve ins ta'ifesi, aktar-i semavat ve arza nuruz etmege kadir ise- 
niz, gegin bakahm. Hayir gegemezsiniz; ancak kuvve-i ilahiyye ile gegebi- 
lirsiniz." 






MESNEVf-I SERfF SERHf / V. ClLT • MESNEVf-3 • 

Nitekim cenab-i §eyh-i Ekber Muhyiddfn Arabf hazretleri, boyle bir ayak 
sahibi oldugu igin gecmis, ve Futuhat-i Mekkiyye lerinde talib-i hakikat olan- 
lara, alem-i simsime namiyla ba'zi alemlerin ahvalinden temsflat ile haber 
vermi§tir. Ve "simsime," istilah-i sufiyyede ibareye ve beyana sigmayan 
ma'rifet demektir. Ve netfcede buyururlar ki: "Her §ey ki, akil onu bu dar-i 
dunyada muhal goriir; biz onu o arzda mumkin bulduk ve bildik ki ukol 
kasirdir." Zira bizim aklimiz, iizerinde yasadigimiz arzdaki kavanin-i tabfiy- 
yeyi bile tamamiyle ihatadan acizdir. Bu arzm kavanin-i tabuyyesi haricinde 
kalan avalim-i sairenin tabi' oldugu kavanme nasil lttila' mumkin olur? tste 
bu ayak sahiblerinden birisi dahi cenab-i Mevlana (r.a.) efendimizdir. 
alemlerin ahvali ehl-i arzm liigatlerine sigmadigi icin, misal-i sun ile de beya- 
ni miinasib gormemi§lerdir. 

imdi bu avalimi temasa iki suretle olacagini cenab-i Pfr efendimiz bu beyit- 
te beyan buyururlar. Birisi hayat-i surf devam ederken olur. Birinci misra'da 
buna i§aret buyurulur. Dfgeri ba'de'l-vefat mu'minler igin olur. Ikinci misra'da 
da "Yahud meger ki ayagi bu gamurdan koparasm" ta'biri ile bu hale isaret 
buyurulur. Zira vefat eden mu'minlerin ervahina kendi mertebelerine gore eb- 
vab-i sema agilir. Bu bahsin tafsili uzundur, bu kadar feahat kaffdir. 

1277. Slyagi nasd koparusin? Diayahn bu ^amurdandtr; senin bu hauahnm 
gitmesi $ok miifkildir. 

Sen ba§ka alemlere gikmak igin ayagim bu arzdan nasii koparabilirsin? Zi- 
ra senin hayatin bu arzin topragindan ve cevherindendir. Gozunii agdin, bu ar- 
zi gdrdiin. Havass-i hamsen vasitasiyla kalbinde yerie§en suretler, bu alem su- 
retleridir; ve kalbin onlara merbuttur; senin bu hayatinin gidisj cok mu§kildir. 

1278. By rem, vahiaki Diak'dan hay at tuiasm, imdi ^amurdan musiagni olup 
gidersin. 

"Revf" Arabf de hayvanin suya kanmasi; biiyuk katreli yagmur getiren 
bulut; ve ilm-i aruzda kafiye harfi ma'nalannadir. Burada, biiyuk katreli 
yagmur getiren bulut ma'nasi miinasib olur ki, "bulut" ile viicud-i kesif-i in- 
saniye ve "yagmur" ile ab-i rahmet-i ilahiyyeye isaret buyurulmu§ olur. "Ey 
ab-i rahmet-i ilahiyyeyi getiren viicud-i kesif sahibi, vaktaki Hak'dan ab-i 



c^pa 



AHMED AVNl KONUK 

hayat-i hakikiyi ahrsiti; iste o zaman gamurdan ve bu viicud-i kestfden miis- 
tagni olursun. Hem mevt-i tabifden evvel ve hem de mevt-i tabifden sonra, 
avalim-i ulviyyeye gidersin ve uruc edersin." 

1279. Sut emen, sut nineden kesildijji vakil, gtdd yiyici oldu; muhakkak onu bi- 
rakir. 

Arz, vucud-i beseri emziren bir slit nine gibidir. Bu sebeble cenab-i §eyh-i 
Ekber hazretleri Futuhit-i Mekkiyye'de diinyaya "Umm-i rakab" tesmiye bu- 
yurmu§tur. Sut emen cocuk, artik memeden kesildigi vakit, biiyuk adamlara 
mahsus olan gidalan yemege bastar ve sut ninesini terk eder. Bunun gibi, 
ruh-i be§er, meblag-i ricale vasil olup, ma'rifet-i ilahiyye tahsil ederse, artik 
siit ninesi olan arzin siitunden, ya'nf havass-i hamsesi vasitasiyla arzdan 
kalbine mun'akis olan ulum ve maarifden munkati' olur ve onu birakir; ve 
ricale mahsus olan ulum-i yakfniyye ve ma'rifet-i Rabbaniyye gidasmi alma- 
ga basjar. 

* * 

1280. Sen hububat gibi arza mensub olan siiiun baglanmisism, kenii fitamim 
kalblerin kuiiinden ara\ 

"Fitam" cocugun siitten kesilmesi demektir. Ya'nf "Ey cismanf olan kim- 
se, hububatm nesv ii nemasi arzdan oldugu gibi senin cisminin ve idrakinin 
nesv ii nemasi da arzdandir. Binaenaleyh daima arza mensub olan siitii 
emersin. Bu siitten kesilmeyi git kalblerin kutu ve gidasi olan ulum-i lediin- 
niyyeden ve hikemiyat-i ilahiyyeden ara!" 

1281. By sen ki hicablar olmaksizm nuru Kabul edemeyicisin; n&r-i seiir olan 
kelam-i hikmeti ye! 

"Ey salik, viicud-i vahid-i hakikfnin nurunu, sen heniiz hicabsiz olarak 
kabul edebilecek bir isti'dadda degilsin. Barf o nurun perdesi ve hicabi olan 
kelam-i hikmet nurunu, ruhunun idrakine yedir ve onu bu kelimat-i hikemiy- 
ye ile terbiye et!" Malumdur ki, kelam sifattir ve sifat Zat'in zahiri ve perde- 
sidir ve Zat kendi sifatiyla ortulmiistur. 



*$%&> 



MESNEVtt §ERlF §ERHl / V. ClLT • MESNEVI-3 



1282. %a ki ey can, nuru kabul edici olasin; id ki mesturu hicablar olmaksizin 
goresin. 

Bu ogrendigin kelam-i hikemiyye sayesinde ey can, o viicud-i hakikinin 
nurunu kabul edebilecek bir hale gelesin ve kelam ve elfaz suretleriyle ortiil- 
mu§ olan o nur-i hakikfyi goresin. Zira bu kelimat-i hikemiyye ve suver-i el- 
faz, hicabat-i nuraniyyedir; ve bu hicabat-i nuraniyye, o nur-i hakikinin seti- 
ri ve perdesidir. 

1283. ^jddiz gibifelek uzerinde seyr edersin; helki feleksiz ve keyfiyetsiz sefer 
edersin. 

Ya'nf "Umm-i Rakub" olan diinyamn sutiinden kesilip, ruhun meblag-i ri- 
cale vasil olunca, artik ruhunun ayagi gamurdan kopar, yildizlar gibi fezada- 
ki taayyiinat alemlerinde dola§irsm ve onlann acaibatini temasa edersin ve 
belki bu taayyiinat aleminden daha ileri gecjp feleksiz, ya'nf taayyiinsiiz ve 
ta'rife sigmayan bir hal icmde keyflyyetsiz olarak sefer edersin; ve ervah-i 
miicerrede arasinda dola§irsm, zfra ervah, cevahir-i miicerrede-i nuraniyye- 
dir; onlann seferleri bf-keyfiyettir. 

1284. Oyle ki, yokian vara aeldin; ayah ol, soyle nasd geldin? Sarhos geldin. 

Keyfiyetsiz ve ta'rife sigmayan sefer, dyle bir seferdir ki, sen evvelce bu 
suret-i be§eriyyede mevcud degil idin; ba'deM bu alem-i suretde mevcud ol- 
dun. Agah ol da, soyle bakalim, nasil geldin ve bu seferin nasil vaki' oldu, 
bize ta'rif et? Hayir, edemezsin, giinkii sarhos, ve kendinde olmayarak geldin. 
Mesela hissin ve idrakin oldugu halde anandan dogdugun dakikayi ve emdi- 
gin memeyi ta'nf edemezsin. Halbuki yok degil idin, mevcud idin; fakat idra- 
kin sarhosjar gibi uyu§uk idi. 

1285. [jelmek yollan senin hahnnda kalmadi; fakat sana hir remz soyliyececjiz. 

J^ J'jf *&b ^ S- b a".£ J^ J"J* ^b J*-^ 'j J"!* 

1286. Sfydi huak, ondan soma akli tut; kulacfi hagla, ondan soma kulak tut! 



<^^> 



AHMED AVNt KONUK 



Geldigin yollardan sana bir remz ve i§aret soylerken, kendi aklini birak, 
kamilin aklini rehber ittihaz et ve zahirf kulagini kapa da, ruhunun ve bati- 
nirun kulagini ag! 

jy? LS ^A i JJ y isJ^j jJ> jyJ» y ^U 4&lj f_£j J 

1287. Diayir soylemem; zua ki sen heniiz hamsvn, bahar i$indesin; sen iem- 
muzu gbrmedin. 

Hayir soylemem, zfra sen, bu vucud-i kesff-i unsuriye taalluk eden akl-i 
maa§a yapi§mi§sm. Bu aklm feylesofu olup ham ve gig bir haldesin. Idrak-i 
hakayikda bu aklm bahar igindedir ve baharda meyve agaclan heniiz gigek 
agip meyveler tomurcuklandigi gibi, sen de tomurcuklanmis. bir haldesin. Da- 
ha temmuzu ve yaz mevsiminin harareti mesabesinde olan ask ve cezebat-i 
ilahiyyeyi gormedin. 

1288. HZu cihan agac gibiclir; ey kervmler, biz onun uzerinde yari olmus meyve- 
ler gibiyiz. 

"Bu cihan, uzerinde insan meyvesi yetismek icin dikilmis. bir agactir. Nite- 
kim ayet-i kerfmede (\b$ (i^>) '^j'vi '_, (Rahman, 55/10) ya'nf "Ve arzi Allah 
Teala enam icin vaz* buyurdu" buyurulmustar. Velhasil arzin fezada hilkatin- 
den maksud olan §ey, ustunde insamn zuhurudur. Ey kerfm olan salikler, biz 
bu arzin uzerinde yan olmus. meyveler gibiyiz." "Biz" ta'biri, iislub-i hakfma- 
ne uzere saliklere raci'dir; zfra cenab-i Pir efendimiz bu arzm, sultan-i hakiki- 
ye layik, gayet olmus. ve leziz bir meyve-i nefisidir. 

\j r-lS' JULiJ ^y- ji ^\j \j r-U> y> lf*l>- Sj£ C~*w 

1289. LMuhakkak hamlar, dak siki iutar; zua ki hamhk icinde koskiln layiki 
Hegildir. 

Muhakkak ham meyveler, dallanna siki siki yapismi§tir; kopanlmak is- 
tense, gabuk kopmaz ve onu koparmaya da kimsede ragbet bulunmaz. Zfra 
o ham meyveleri o halde kopanp yemek iizere, ko§klerin igine kimse gorur- 
mez. Ham olan salikler de bu kesff olan vucud-i unsurf dahna oylece siki siki 
yapismislardir. 



°$%&> 



MESNEVf-1 §ERfF §ERHl / V. ClLT • MESNEVt-3 • 

1290. Uaktaki -pi§ti ve dudak istrict faili oldu, ondan soma dallan aevsek tutor. 

"Vaktaki giine§in hararetiyle o meyve oldu ve o meyve dudak lsinci ve 
yakici bir halde tathla§ti, artik o meyveler yapi§tiklan dallara gayet gev§ek 
olarak merbut kalirlar." Bunun gibi a§k-i ilahf ve cezbe-i rabbani hararetiyle 
pi§ip olmu§ olan kimselerin dahi, bu kesif olan alem-i unsurfye alaka ve ra- 
bitalan gev§er ve bu zevat, hayat-i suriyyeden sikilmaga ba§larlar. Nitekim 
(s.a.v.) Efendimiz buyurdular ki: ^-^s j ^y^i v^ 1 j^ J^-> li! ya'ni "Kalbe nur 
dahil oldugu vakit mun§erih olur ve geni§ler," Sahabe-i kiram: "Bunun ala- 
meti nedir ya Resulallah?" diye sordular; buyurdular ki: j jj>ii jb &■ ^M 
aJjjj jj cjjJS v*^ 1 j jj^ j ,j J\ ^ Ya'ni "Bunun alameti, dar-i gurur olan 
diinyadan aynlmak ve dar-i surur olan ahirete riicu* etmek ve niizulunden 
evvel mevte hazirlanmaktir." 

OL^- j-ll« ^^ y. -^ *j>" ^** -^ uijr" <-M ^j 1 ^j^ 

1291. Uaktaki o ihhaiden agiz taili oldu, mulk-i cihan ademi uzerine soguk 
oldu. 

Insanin ruhunun agzi, idrak-i maani ikbal ve devletinden tat duydugu va- 
kit, bu mulk-i cihan ve alem-i kesafet, nazannda sogur ve artik bu alemin 
alayi§ine ve huzuzatina iltifat etmez olur. 

1292. Siki tutuculuk ve taassub hamliktu; nihayet boule bir is kan i$iciliktir, 

Bu §ecere-i kevnin dallanna, meyve mesabesinde olan efrad-i beni 
Adem'in siki siki yapi§masi ve onun alakatindaki taassubu, hamligi icabidir. 
Nihayet boyle bir i§, ki§iye kendi kanini igmektir. 

Hind niishalannda "giininf ' yerine "ceninf ' vaki'dir. Bu surette ma'na "Ni- 
hayet cenfnlik, kan igicilik i§idir" demek olur. Ya'ni "umm-i rakub" olan bu 
dunyanin karnmda bir cenfti mesabesindesin ve onun vticudundan gidam ahp 
onun miilewes kanini icersin. Zfra cenfnlik demek, kan igicilik demektir. 

1293. Httaska bir sey kaldi; amma onu soylemeyi sana ZR.uhu'l-'IKudus soylesin, 
onu ben 



*$»> 



AHMED AVNl KONUK 

"Ruhu'l-Kudus"den murad, alem-i melaikedir, Ya'ni "Senin bu suret-i be- 
§eriyyeye gelinceye kadar gectigin halde, hatinnda kalmami§ olan yollara bir 
remiz ve i§aret olmak iizere, agac. ve meyve misallerini soyledim; ve sen bu 
remiz ve isaretten viicudunun, bu alem-i kesafetde gectigin etvan ve yollan 
anladin; fakat ba§ka bir §ey kaldi ki, o yollar bu etvann fevkindedir, velakin 
onun soylemesini sana Ruhu'l-Kudiis soylesin, ya'ni bu husustaki kelam-i 
ruhani sureti, senin kalbinin alem-i ervaha muteveccih olan yiizune, ervah-i 
aliye-i kulliyye-i melekiyyeden ilka olunsun; onu harf ve savt ile sana ben 
soylemeyim. 

1294. Uiayir, ey kimse hensiz ve henim flayrimsiz, hem sen hen olarak, kendi 
kulagina yine sen soylersin. 

Hayir, boyle de degil, ey kimse "La §erike leh" olan hakikat-i vahide, nu- 
ruyla senin kalbini kapladigi vakit, ihtilaf-i cihat mahv ve suver mutela§f 
olur. Ondan sonra kelam, bi-harf u savt sana ilka olunur. Ortada ne ben olu- 
mm, ne de sen olursun. Benim ve senin ve Ruhu'l-Kuds'iin arasinda ittihad 
hasilolur. 

Cenab-i Pir efendimiz bir rubaf-i §eriflerinde bu makama i§areten §6yle bu- 
yururlar: 

^a y l f IjJ ja & ^Up jJJlT JS9- j& ij\ fl^- y b J* 

&* y r* &$ y r* J r* o* r* ^yJ<j.yyj5r A <yJ 

"Ey Hoten diyanna mensub olan ma'sukum, ben seninle dyleyim ki, ben sen 
miyim, yahudsen ben misin diye galat igindeyim. Ben ben degilim; sen de sen 
degilsin. Hem ben benim ve hem sen sensin, hem sen bensin. " 

<Jy* $y>- ^J^j 4j Zy*- l J^ t j y iSjj j~*^ ^y*" ^ i/*J ^ J J * t '*-* 

1295. r Uykuya gittigin o bir vakit atbi ki, sen kendi oniinden, kendi online gi- 
dersin. 

Kendinin soyleyip, yine kendinin dinlemesinin misali budur ki, sen uyku- 
ya gittigin vakit, rii'ya gorursiin; bu ru'yamn icjnde birook suver mtisahede 
edersin. Halbuki senin §ahsin ayn-i vahidedir; bu keserat senin ayn-i vahi- 
denin iginde vaki' olur; binaenaleyh sen rii'yada kendi indinden, yine kendi 
indine gidersin. 



*m&> 



MESNEVl-1 §ERlF §ERHt / V. ClLT • MESNEVl-3 • 

1296. ^Jiendinden dinlersin ve zannedersin hi, ruyada sana onu aizlice filan 
soylemi$tir. 

Ya'ni "Rii'yada gdrdiigiin bir §ahis, sana soz soyler ve sen onun soziinun 
ma'nasini anlarsin ve cevabini verirsin. Halbuki sen, sana o sozii soyleyen fa- 
lan kimse oldugunu zannedersin. Meydanda o §ahsin viicudu yoktur, senin vix- 
cudun vardir. Bu keserat hep senin viicudunda vaki'dir; binaenaleyh o sozii sen 
kendinden dinlersin. I§te vahdetde kesretin ve kesretde vahdetin misali budur." 

1297. Sy latij repk, sen hir hat degilsin, helki hir felehsin ve derin deryasm. 

"Ey suret-i be§eriyyede bana refakat eden latif salikim. Sen bu goriinen 
suretten ibaret bir kat degilsin; belki vucudun kaffe-i meratibini cami' bir nii- 
munesin. Ya'nf "ahadiyyet," "vahdet," "vahidiyyet," "ervah," "misal" ve 
"§ehadet" ve "insan" meratib-i kulliyyelerini ve bu kiilliyatin oiz'iyatini ca- 
mi'sin. Binaenaleyh sen, cem'iyyet-i esmaiyyeyi haiz bir feleksin ve derin bir 
deryasin." Nitekim §ah-i velayet Imam-i Ali (k.v.) ve (r.a.) efendimiz hazret- 
leri insamn bu camiiyyetinden haber verip buyururlan 

j-S"i/l jJUJl iSyjai\ *jJLs j J^fi ffr dX>\ ^y j 

"Senin ilacm sende oldugu halde bilmiyorsun; ve illetin senden oldugu halde 
gormuyorsun; ve sen bir cirm-i sagir oldugunu zu 'm edersin; halbuki alem-i 
ekber sende muntavfdir. Ve sen oyle birkitab-i miibmsin ki, muzmer olan sey 
onun harfleriyle zahir olur; ve sen viicudsun ve nefs-i viicudsun; ve sende 
mevcud olan sey, hasr ve^ta 'dada gelmez. Senin harice ihtiyacm yoktur; ki- 
tab-i ka'matda mastur olan seyler hep senden huruc eder. " 

1298. O azim olan senliain hi, o dohuz yiiz sendir; bahr-i muhttdir ve yiiz ha- 
hn Qarh olacagi mahaldir. 



<rg^2g> 



AHMED AVNl KONUK 

Birinci misra'daki "tu" lafzi, sen ma'nasma ve ikinci misra'daki "tu" kat 
ma'nasinadir. Eger ikisi de kat ma'nasma alimrsa, kafiye noksan olur. Ya'ni 
"Senin o azim olan senligin bir senden ibaret degildir; belki pek cok senden 
ibarettir. "Dokuz yiiz" ta'biri tahdid igin degildir; kesret ma'nasini beyan igin- 
dir. Binaenaleyh o senin senligin bir bahr-i muhftdir ve bircok katlann gark 
olacagi mahaldir." 

1299. uWuhakkak uyaniklik ve uyku haddinin ne mahtdli vardir, dem vurmaf 
Ue JAllah dogruyu $ok bilicidir. 

Biz vahdetde kesreti ve kesretde vahdeti uyku ve ru'ya misalini ta'rif ede- 
rek anlatmak istedik; halbuki viicud-i hakiki-i Hakk'in vahdetini ve onun 
vahdeti icjnde zahir olan mezahir-i esma ve sifatm kesretini ta'rif icin be§ere 
has olan uyku ve uyaniklik hallerinin ta'rifinin ne yen vardir? Benzeyen ci- 
hetleri oldugu gibi, benzemeyen cihetleri de goktur. Binaenaleyh ey salik, bu 
babdaki hakikat-i ma'rifet, senin senliginde zuhur etmedikge, bundan dem 
vurma ve bu mevzu'dan bahs etme! Ve Allah Teala dogruyu pek ziyade bili- 
cidir; zira sende senin senligin kalmayinca, bu mevzu'un en dogrusunu sen- 
den soyler. 

1300. ^Dem vurma, ia ki dem vuranlardan beyana ve zebana cjelmeyen §eyi dm- 
leyesin. 

Ey salik, vahdetde kesretden ve kesretde vahdetden aklimn tahmfnatiyla 
dem vurma ve soz sbyleme; ta ki bu hakikati kendi viicudunda bulup dem 
vuran, varis-i ulum-i nebevfden bi-harf ve savt, ruhunun kulagi ile dinliye- 
sin. Zira elfaz ve kelimat, biraz yukanda beyan olundugu uzere, nur-i haki- 
katin setfri ve hicabidir. 

1301. ^Dem vurma! Ta ki kiidba ve hitaba gelmeyen $eyi cjunefen dinleyesin. 

Ey salik, hamhk iginde, olmusjuktan dem vurma! Ta ki hakikat-i vucudun 
giinesj olan varis-i kamilden, nuku§-i kelimat ile kitablara yazilamayan ve el- 
faz ve sada ile hitaba sigmayan hakayiki, ruhunun kulagiyla ve senliginin 
hey'et-i mecmuasiyla dinleyesin. 



CV^B 



MESNEVt-1 §ERfF §ERHl7 V. CtLT • MESNEVf-3 • 



1302. ^Dem vurma! Ta ki senin i$in ruh clem vursun. ^uzuculiigu O^uh' nnt 
cjemisi i$inde hirak! 

"Run" dan murad, sifat-i nefsaniyyeden soyunup, pak olmu§ olan insan-if 
kamil ve miirsjd-i arifdir. "Asmayi" yuzuciiluk demektir. "Nuh'un gemi-| 
si"nden murad, mur§id-i kamilin huzurudur. Ya'nf "Ey salik, tahmfnat-i ak-i 
liyyen ile hakayikdan dem vurma ve bildigin §eylerden kalbini tahliye et; ta| 
ki senin bo§alan kalbini maarif-i zevkryye ile mur§id-i kamil doldursun. Nuh | 
(a.s.)m gemisi mesabesinde olan onun huzur-i §enfinde, hakayik deryasmda I 
yuzuciiliigu terk et!" 

Nuh (a.s.)m oglunu da* vet etmesi ve oglunun, "Ben dag ba§ina giderim 
ve gare ederim ve senin minnetini cekmem" diye imtina' etmesi 



jjs- r-jj y^S~ (t -*i_pj aS" j\ ijS" ^» UilS' OUiS" j?>+* 

1303. ^Ken'an gibi ki o, Wr Ben ctu§man olan OVoJi'un cjemisini isiemem!" iiyt 
yuzuciiluk etii. 

"Ken'an" Nuh (a.s.)in da'vetine muhalefet edip kafir olan oglunun ismi- 
dir. Ya'm "Miir§id4 kamile muhalefet edip, kendi aklina ve zekasina i'timad 
eden bir kimse, Nuh (a.s.)in kafir olan oglu Ken'an'a benzer. Nitekim o 
Ken'an: "Ben, benim meslegime du§man olan Nuh'un gemisine girmem ve 
kuvvetime i'timad edip suda yuzerim" dedi." 



Cj&> l£\ jUjlfl JjP (J>^1 \J 



^js-SJ LL y-i5 jj L ^jb 



1304. "Diey! Qei, hahanin gemisine bin! Ta ki e-y zayif, tufdnin garkt olma- 
yasm!" 



c^o 



AHMED AVNl KONUK 

Nuh (a.s.) oglu Ken'an'a dedi: "Hey! Bu tufan-i bela icjnde bogulmamak 
icjn, ey zayif olan oglum, gel babanin gemisine bin!" 

Bu beyt-i §etffde ve atfdeki ebyat-i §erifede sure-i Hud'da vaki' ayat-i 
kur'aniyyeye i§aret buyurulur: "jSj Si j u- v^j 1 ^ t ^yy J & j ^ c* ^ J 
uiJ ju j '^j ^ ^ «ii > ^ f $ r*' 1 * ^ ^ ^ o* j^i'S* j] iff* '<& 'otJ& ] c 
'j/jli '^ 01& ^>i (Hud, 1 1/42-43) Ya'ni'"Nuh ayn bir yerde olan ogluna ni- 
da etti ki: "Ey oglum, benim ile beraber gemiye bin ve kafirler ile beraber ol- 
ma." Oglu dedi: "Ben bir daga siginmm, beni sudan muhafaza eder." Nuh de- 
di: "Bu giinde Aliah'in merhamet ettigi kimseden ba§kasi Allah'in emrinden 
mahfuz degildir." Bu halde iken onlann ikisinin arasina dalga girdi; bogulan- 
lardan oldu." 

Kendisini mursjd-i kamilden miistagnf bilenlerin hali de, bu Ken'an'in ha- 
line miisabiridir. 



1305. ^edi: *Uiayu, hen yiizme ogrendim; hen senin §eminden ha$ka §em' 
yakhm." 

Ken' an Nuh (a.s.) a cevaben dedi: "Ben yiizme ogrendim ve nur-i hayatin 
idamesi icm senin ihzar ettigin tedabirden ba§ka tedbirler ihzar ettim." Kendi 
akl-i maasmm kuwetine ve zekasma i'timad eden bir serke§ dahi, Ken 'an gi- 
bi insan-i kamile der ki: "Ben ilim ve irfan deryasinda yuzmeyi ogrendim; sa- 
na ihtiyacim yoktur. Ben ma'na aleminde senin yaktigin ilim ve irfan sfem'in- 
den baska §em' yaktim." 

C— *>*$ jjj*\ li^l _j Ij _j O-o C— !^j d\*jb py {£$" <j>^ o>* 

1306. n jAgah oil Gtme, ztra hu tufdn-i held dalgasidir. hugiin el ve ayak ve 
yiizme hi$lirl" 

Hz. Nuh cevaben buyurdu ki: "Ey oglum, kendine gel! Yapma, bu inattan 
| vazge?; zira bu gelen, Hak Teala hazretlerinin bela tufamnin dalgalandir. bu- 
giin elin ve ayagin kadri ve yiizme huneri higtir." 

J^^>~ -bb ^ { j>- K4*Z> o y>r ^fS *~*J* <J*%, j <L~j*j%} -llj 

|| 1307. n< Jiahir riizcjandir ve §em sondiirucii beladir. [Hakk'tn $em'inden ba§- 
kast lazim degildir, susl" 



c^sses^o 



MESNEVI-1 §ERlF §ERHl / V. ClLT • MESNEVf-3 



"Ey Ken'an, kahr-i ilahf riizgan esiyor. Bu riizgar, ruh-i hayvani §em*ini 
sdnduriicii bir beladir. Bu zamanda ruh-i insanf §em'inden ba§kasi lazim de- 
gildir; binaenaleyh bo§ lakirdi etme, sus!" 



Jjjf j* j\ \y *£ d\ C~~*~&\* 



uzerine aiitim; o dag heni her hir za- 



1308. 'Dedi: ^Uiaytr, hen o yuksek , 
rardan htfz ediddir." 
Ken'an, Nun (a.s.)a cevaben dedi ki: "Ben yuksek dag uzerine gikar ve 
bogulmaktan kurtulurum." Nitekim yukandaki ayet-i kerimede zikri gegti. 



OU j J>\ c~~*\£ ojS" & i ^j> 02* 
g, hu zamanda saman $oj)udur; kendi hablbi- 



1309. "tSncjah ol, yapmal JZtra , 
nin gayrine aman vermez." 

Nuh {a.s.) ogluna dedi: "Kendine gel, yapma, inad etme ve daga dayan- 
ma. Zira bu kahr-i ilahf zamaninda dag bir saman copii mesabesindedir. 
Hakk'in sevgili kulundan ba§kasma aman vermez, helak eder." 

ft "J J jiji/^" (£>/ £^* *£ f ' *>j^o y J^ jjT o^ Cjf 

1310. ^Dedi: nr Ben ne vakii senin nasihatini dinlemisim hi, hen hu hanedan- 
dantm diye sen tama' eitin." 

Ken'an, Nuh (a.s.) a dedi: "Sen benim bu hanedandan olduguma tama' 
edip, §imdiye kadar bana pek cok nasihat verdin; ben ise senin nasihatini ne 
vakit dinledim ki, §imdi de bu nasihatini dinliyeyim?" 

\j* yi j* ji y jl f 1 (J j j* \y> jf j* y Cjf J^LJ J,yt- 

1311. "Senin soziin asld hana has gelmez; hen her ihi sarayda senden herlyim." 

"Ey baba, ben ism-i Mudill'in mazhanyim; sen ise ism-i Hadf nin mazha- 
nsin. Bu iki isim birbirinin ziddidir; binaenaleyh bana senin sozlerin asla ho§ 
gelmez. Ben her iki alemde, ya'ni dtinyada ve ahiretde senden aynyim; zira 
ism-i Mudill'in sirat-i miistakimi ba§ka, ism-i Hadi'nin sirat-i miistakimi ba§- 
kadir, hicbir mevtmde birle§mezler." 

c — a 1 J^ J J*>-y- L> ^ J* C~~JjU jjj <5* LL j£* o>* 

1312. nSaha: "(SAgah ol, yapma! Ofaz gunu degildir; muhakhak Diudamn 
akrahasi ve ortagt yoktur." 



*$$&> 



AHMED AVNl KONUK ^P§ 

Nuh (a.s.) ogluna hitaben dedi: "Buyiimus. ve evlat babasi olmus, olan og- 
lum, kendine gel, inad etme; bugiin emr-i ilahihin infazi guniidiir; benim 
elimde tasarruf yoktur ki, sana merhamet edeyim ve senin nazmi gekeyim. 
Bugiin naz gunii degildir; zira Hak Teala hazretlerinin akrabasi ve ortagi yok- 
tur ki, onlarin nazini ceksin. Binaenaleyh nazlanman bo§tur." 

1313. <$imdiye kadar yavhn; halbuki bu dem ndziktir. 'TJu deraahda hibir ve 
naz kimdir?" 

"§imdiye kadar bu naz ve istignayi bana kar§i gok yaptin; halbuki bu an- 
da senin nazini dinleyecek baban olan ben, ortada yokum, ancak Hakk'in 
emri vardir. Binaenaleyh bu an nazik bir andir. Hakk'in dergah-i azametin- 
de kibir ve naz kim oluyor ve onlann ne hukmii olur?" 

1314. w O kulemden *J2em yelid ve lem yuled"dir. CTVe babasi, ne evlddt ve ne 
amcasi vardir." 

Ya'ni "Viicud-i Hak kadimdir; onun sure-i ihlas'da beyan buyurulan !ul JJ 
jJji'jJ j (Ihlas, 112/3) ya'ni "Dogmadi ve dogurmadi" vasiflan da kadimdir. 
Babadan ve evladdan ve amcadan miinezzehdir; binaenaleyh O'na kar§i naz- 
lanacak bir vaziyetde ferd-i aferide yoktur." 

1315. ^Svlddlann nazini nerede cekeeek; hatia babalardan nerede dinleyecek?" 

"Lem yelid" vasfini haiz oldugu cihetle, evladlan yoktur. Binaenaleyh ev- 
ladlann nazim nerede dinleyecektir; "Ve lem yuled" vasfini haiz oldugu cihet- 
l le de, babalann nasayihi ve vesayasim nerede dinliyecektir?" 

1 13 16. By ihtiyar, ben dogmas degilim, az nazlan; ben valid degilim, ey deli- 
kanh az naz ile kint!" 

Bu beyt-i §enrl cenab-i Pfr, bi-hasebi'I-hilafe Hak tarafindan, sure-i Ihlas'i 
Itefsiren beyan buyururlar. Ya'ni "Ey ihtiyar olan kimse, ben Azfmu'§-§an, bir 
Ikimseden dogmu§ degilim ki, benim babam olup da, bana kar§i nazlansin ve 



<^3^ 



MESNEVl-1 §ERlF §ERHl / V. CfLT • MESNEVf-3 



ben de senin nazint cekeyim; ve ey civan, ben kimseyi dogurmadim ve be- j 
nim sulbiimden bir kimse dogmadi ki, ben baba olayim da, sen de benim kar~ 
§imda nazlamp kintasm; ve ben de senin bu naz ile kintmana kar§i taham- 
rrnil edeyim." "Guraziden" miiteaddid ma'naya gelir; burada naz ile hiraman ) 
olmak ve kintmak ma'nasinadir. 

j^ <j\ \*&\ ji^N b jk <Jji^ cy s*^ j*j~* r^ 

1317. ur Ben koca degilim, ben sehveie mensub cUyilim; ey hanim, burada nazi 
buak!" 
Bu da, lisan-i hazret-i Pfr'den hitab-i Hak'dir. Ya'ni "Benim zevcem yok- 
tur ve ben be§eriyetin muttasif oldugu sifatlardan munezzehim. Ey be§erin 
di§i olan cinsi, bana karsj nazi terk et; benim huzurumda erkeklere ve kadin- 
lara lazim olan §ey naz degil, ancak niyazdir ve tezelluldiir." 



jLttl ijlJu o^ cf-J^ 



,\J**\ 



rjcj 



O^^ 



1318. "Diuzu ve kulluk ve aczin gayri, bu hazretde nix, i'tibar iutmaz." 

"Velhasil dergah-i uluhiyette mu'teber olan §ey, ancak huzu* ve kulluk ve 
acz ve zillet ve meskenet ve niyazdir." 



*oLil J^>o <_si^ <_r* j^ &oiS jA l$JL- IL <lJ5 

1319. ^Dedi: ^Hiaba, senelerce bunu soylemissin; iekrar soyliiyorsun. Cehl ile 
sa§kin mistn?" 
Ken'an, Nun (a.s.) a dedi: "Baba, senelerden beri sen bana bu nasihatle- 
ri edip durursun; benim de hie, kulagima girdigi yoktur. §imdi tekrar soylii- 
yorsun, cehil sebebi ile §askin mi oldun, bunadin mi?" 



( -*W t^iyj^i Sj^i (.jljj"- \j 



ig~£ j* b i-AxeS l$i»jt -^>r 



1320. "Dier bir kimseye bunlardan ne kadar soylemissin; hatta bir$ok soguk ce- 
[1325] j . „ 

valvar isithn. 

"Bu nasihatlan sen bagkalanna da soyledin ve bircok soguk cevaplar al- 
din; hicbir kimsenin kulagina girmedi." 

1321. nr Bu senin soijuk nefesin kulagtma gitmedi; hususiyle simcli ki, akd ve 
biiyuk oldum." 



<?$$&> 



AHMED AVNt KONUK 



1322. l&aba dedi: "6ger sen hir here haba nasihatini dinlesen, ne ziyan tuiar?" 



1323. hoyle lattf nasihat soylerdi; o da hoyle def'-i anif soylerdi. 

Nuh (a.s.) oglu Ken'an'a nasihatlerini boyle latff kelamlar ile yumu§ak ve 
halimane bir suretde soylerdi; o oglu Ken'an ise, o nasihatleri red ve def igin 
boyle §iddetli ve sert soylerdi. Zira mii'minler halim ve ehl-i nefis olan kafir- 
ler galiz olurlar. "Anif ' durii§t ve sert ma'nasinadir. Insan-i kamilin, ehl-i ne- 
fis olan kimselere ettikleri nasihatler dahi boylece halimane olur. 

1324. 9Ve habasi ZKen'an'tn nasihatinden tok oldu; ne de hir dem o mudhirin 
kulapna fliiti. 

"ldbir" "idbar" masdanmn kaide-i Furs iizere imale olunmu§udur; ve "id- 
bar" burada mef ul ma'nasinda olarak bedbaht ve kovulmus. demektir. Ya'ni 
"Nuh (a.s.) oglu Ken'an'a nasihat etmekten bikmadigi gibi, bab-i saadetden 
kovulmus, olan Ken'an'm kulagina da, bu nasayihin bir kelimesi bile girmedi." 

y.j jij -^ i i j ^^ s* j ^ cr J -^ &^ oij^ 

1325. ""Bu soylemeh esndsinda idiler ve sedid dalcja ^Ken'an in hasi vzerine 
vurdu ve var$a -par$a oldu. 

1326. D^uh dedi: "Gy Sabur plan padisah.; henim esegim oldu ve senin seylin 
yiikii jjoturdii.' 

"Burd-bar" cefa-ke§ ve yiik cekici ma'nasinadir. Burada sabur ve halim 
ma'nasi murad buyurulur. "Har miirden ve bar biirden-i seyl" kinayat-i 
Acem'den olup, acz ve lztirar ma'nasinadir. Ya'ni "Nuh (a.s.) bu hali gdrtin- 
ce miinacata basteyip buyurdu ki: "Ey Sabur ve Halim olan padi§ah-i zu'l-ce- 
lal, ben acz ve lztirar iginde kaldim." 

1327. "tSeu hana, senin ehlin tufandan necdt hulur, diye defalarca va'd ettint" 



Gg^ 



MESNEVf-1 §ERIF §ERHl / V. CtLT • MESNEVI-3 • 

1328. ,xr 6en sade-dil, senin iimidin iizerine fl'oniil koydum; imdi seyl, henden ki- 
limi ni$in ka-ph?" 

"Ben sade-dil, senin va'dinin iimidi uzerine goniil bagladim idi; ey ef ali 
hikmete mustenid olan padisah-i zul-celal, senin kahnnin seli bu va'd hila- 
finda nicm benim oglumu helak etti?" "Kilim" lafzi, oguldan kinayedir. Bu 
beyt-i §erifde sure-i Hud' da olan su ayet-i kerfmeye i§aret buyurulur: J& ) 
'&S&\ ^i cJi j ji-i Jl'apj 01 j JUJ 'j* ^J ii L'j J& *u y (Hud, 1 1/45) Ya'nf 
"Ve Nun Rabb'ine nida edip] dedi ki: "Mutiakkak benim oglum benim ehlim- 
dendir. Halbuki senin va'din Hak'dir ve sen hakimlerin ahkemisin." 

5yS y i£-\~-* y iSM-^ 1 ^y*~ *yj CJLioj^- j J^l j\ j\ C~i5 

1329>. ^Dedi: "O senin ehlinden ve kavminden olmadi; gormedin mi? Sen be- 
yazsm o mavi! 

Hak Teala hazretleri Nun (a.s.)in sirnna hitaben buyurdu: "0 helak olan 
Ken'an hakikat ve baton cihetinden senin ehlinden ve kavminden degildir; 
sen kalb gozuyle onun hakikatine nazar edip gormedin mi ki, sen nur-i nu- 
biivvet ve fman ile beyazsin; ve o Ken'an ise, kufiir ve tugyan zulmetiyle bu- 
lanik ve mavidir. zira ehl ve taallukatdan olmak icin karabet-i hyniyye kaff 
degildir, karabet-i diniyye lazimdir ve hakikatlerin ve batinlann tevafuku icab 
eder." 

1330. Uakiaki disine kurt dustu, dis degildir; ey iisiad onu kopar! 

[1335] 

Di§inin dibine kurt dustip curudiigu vakit, artik o senin agzinda, sana hiz- 
met edebilecek bir di§ degildir; onun ilaci, ihracidir; ey iistad onu kopar; zira 
onun her tiirlu tedavisi miiz'ic ve muddet-i muvakkate icindir. 

1331. Ta ki haki ten ondan zayif olmasin; ger$i senin, anin idi, ondan hizar oil 

curiiyen di§ her ne kadar senin anm ve letafetin ise de, baki disjerin ve 
onun curiiklugunden hasil olan mikroplar yiiziinden mi'den ve sair a'zan za- 
yif olmamak igin, o di§ten bizar ol! 



<^^ 



AHMED AVNl KONUK 



oU JLi $1 iSvJl 



>yj s* 



y oli j±. j f jlj-i 



1332. ^Dedi: ^ Senin zatimn gayrinden bvzarim; senin matin olan o kimse cjayr 



Nun (a.s.) dedi: "Senin zatimn gayri olan meratib-i kevniyyeden ve su- 
ver-i anziyyeden bizanm; ancak bu suver-i kevniyye icjnde senin tecelli-i za- 
tinin mahvi ve sifat-i nefsaniyyesi senin sifatinm maglubu olan kimse, senin 
gayrin olmaz. Nitekim ateste kizan ve kipkirmizi olan demir, o hali iginde ate- 
sjn gayri degildir." 

1333. "<Se/i bilirsin ki, ben seninle nasilim? ^agmurun $emen ile olmasindan 
yirmi kadar." 

"Benim, senin ile ta'rife sigmayan bir ittihad ve ittisalim vardir ki, o itti- 
sal, yagmurun cemen ile olan ittihad ve ittisalinin yirmi mislidir. Bu ittihad 
ve ittisalin keyfiyyetini ancak sen bilirsin." 

JfU ^ j aJb-Ij ^ (jJ^» JJU y jl ali y j\ oXj 

1334. "Senden did, senden sad olan bir muhia$, vasttastz ve bir hailsiz aida 
alicidir." 

"Boyle bir ittihad ve ittisal iginde bulunan bir muhtac, senden diri ve sen- 
den sad olarak, bu alem-i kevnde sun vasita olmaksizin ve seninle onun ara- 
sina sun taam hail olmaksizin gidasini alicidir." 

Bu beyt-i §erifde ^^ j j^^. ^j jl* c^i ya'nf "Ben Rabb'imin indinde ge- 
celerim, beni it'am ve iska eder" hadis-i §erifine i§aret buyurulur. Nitekim ce- 
nab-i Pir efendimiz bu husustaki hal-i alilerini bir gazellerinde su beyt-i §erif- 
l de beyan buyururlar: 

"0 kimse ki, tabiat aleminin gecesinde "kabe kavseyn" meyhanesindedir; 
onun igi nur dolu olan gozii ma'suk-i hakikinin mii§ahede-L cemalinden mah- 
murdur. meyhanenin adi "EbM inde Rabbf'dir "Yut'imu ve yuskini" rim 
ma'nasma Peygamberimiz'den ni§an sadir olmu§tur, " 



C £P? 



MESNEVt-1 §ERfF §ERHt / V. ClLT • MESNEVf-3 • 

1335. "By kemal, muttasd elegit, munfasd da degil; helki bt-pin ve bi-$igune wel 
hi-i'tilaldir." 

"Bi-cun" zatindan sual olunup aranmak mumkin ve caiz olmayan; ve "Bi- 
cigune" zatimn ne rurlii bir §ey oldugunu anlamak miimkin olmayan. "l'ti- 
lal" sebeb ve Met kabul etmek demektir. "Ey kemal" ta'bfri Hakk'a raci'dir; 
zira Hakk'in kemalati, zail olan kemalat-i araziyye degildir; belki kemal 
O'nun sifatidir ve sifat mevsufdan asla munfek degildir. Binaenaleyh Hak, 
ayn-i kemaldir. * 

Bu beyt-i §erif 1332 numarah beytin ikinci misra'i olan y ou jia _,i *£$*# j. 
kelaminin te'yididir; zira ittisal ve infisal iki §eyin viicuduyla kaimdir; binaena- 
leyh muttasil ve munfasil olmamak ayniyyeti ve gayriyyetin nefyini icab eder 
ve bilcumle meratib-i vucudda Hakk'in sereyan-i zatisi bi-gun ve bi-gigunedir; 
ve bir illet ve sebeb araya girmeksizin vaki' olmu§tur. Ancak insan-i kamilin 
gayrinde, her bir mertebenin icabi olan sifat, sifat-i celile-i Hakk'in hicabi ve 
perdesi olmu§tur. Mesela insan-i nakisda sirat-i cismaniyye ve nefsaniyyenin 
ahkami hicabdir; onlardan kurtulup saf olmadikca, sifat-i ilahiyye zahir olmaz. 

1336. nr Biz haltklanz ve sen hayed deryasistn; ey sifailan iyi olan, senin lut- 
fundan diriyiz." 

"Biz senin esma ve sifatimn mezahiri olup, senin vucud-i hakikinin iginde 
bu izaff viicudlar ile bahklar gibi yiizeriz; ve sen hayat deryasisin. Bizim bu 
izaff viicudlanmiz, senin sifat-i Hayat'mdan hayat bulur. Ey sifatlan giizel 
olan Zat-i azimu'§-§an, biz ancak tecelliyat-i sifatiyyenin lutfundan diriyiz." 

j^ ^ ey-} JM. J Jj& ^W- j 5 ks^ y 

1337. "Sen bir fikrin i$ine sigmazstn; bir illet gibi bir ma'lule harm defjilsin." 

"Senin zatimn, viicudunun meratibine olan sereyam keyfiyyeti, tefekkiir 
ile anla§ilir §ey degildir. Senin zaftni bu meratibin tekevvumine bir sebeb ve 
illet farz etsek, bu meratib-i kevniyye ma'lul olmak lazim gelir. Halbuki illet 
ile ma'lul vucudda ayn ayn birer istiklal sahibidirler; binaenaleyh bu e§ya-yi 
kevniyyenin vucudunda istiklal yoktur ki, sen onlann illeti olup, onlar da 
ma'lul olsunlar. Boyle olunca, sen bir illet gibi ma'lule karih degilsin." 



*$%&> 



AHMED AVN1 KONUK 



1338. ur Bu tufandan evvel ve hundan soma Sen bana macerada muhatab ol- 
mussun." 

Nun (a.s.) miinacatinda buyurur ki: "Ya Rab, bu tufandan ewel ve sonra, 
bu viicud-i izafi aleminde can olan tecelliyat-i esmaiyyen ve sifatiyyende, ba- 
na muhatab olan ancak sensin. Ben hitabimi sana ettim ve senden dinledim." 

1339. n 6y yeni soz ve eski an hahs edici; sozii onlara degil, sana soyledim." 

Viicud-i izafi alemi, Hakk'in tecelliyat-i esmaiyye ve sifatiyyesinin mecla- 
sidir. Kelam, sifat-i Hak oldugundan kadimdir ve eskidir; fakat efrad-i beni 
be§er halk-i cedid ile daima teceddud ettiginden, onlardan zahir olan kelam- 
lar yenidir. Binaenaleyh "yeni sozden" murad bunlardir ve "eski an" ta'bfrin- 
den murad, Hakk'in sifat-i Kelam'idir. Ya'ni "Ya Rab, benim kelamim, sabun 
kopiigu mesabesinde olan cismaniler ile degil, seninledir." Bu hal insan~i ka- 
milde, makam-i ittihadm icabidir. 



Vo \ ^\f j jSit \*. *\f 



<s^ 



•^iy* v* 



1 JJJ ip^ ^J 



1340. n< Degil mi ki asik gece aundiiz oak atlale ve aah dimene soz soyler." 

"Atlal" ev ni§aneleri ve bina harabeleri ve bedenler ma'nasmadir. Munte- 
habu'l-Lugat "Dimen" "dimene"nin cem'idir. "Dimene" asar-i hane ye mez- 
bele ma'nasmadir. Ve hadis-i §erifde & jJi a/**- j pAt ya'ni "Mezbelede bi- 
ten yesjllikten sakinin!" buyurulmu§tur. Murad zahiren hasna ve ahlaken ve 
batmen habis olan kadinlardir. Ya'nf, "Suret a§iklan sozlerinde ve sjirlerinde 
gah harabelere ve gah ahlaken ve batmen habis olan kadinlara hitab eder- 
ler." Nitekim bunu, bu gibi kimselerin surlerinde gormuyor muyuz? 

\f c^-x. jt\ 6 >f ^ \f j\ iybUb vj- J^l I ^_,j 

1341. ^jlahiren yiiziinu atlale $evirmis, o bu medhi hime etmis hime?" 

"0 a§ik sozunii soylerken zahirde yiizunu binalara veya bedenlere gevi- 
rir. bu medhiyesini kime kar§i yapiyor ve kimi medh ediyor?" Mesela bir 
harabeye hitab edip diyor ki: "Ey latif olan karye! Senin mutantan binalann 
ve muhte§em hanelerin nerededir?" Bu hitab ve medh zahirde karyeyedir; fa- 
kat batinda onu ikame eden sekenesinedir. 



<^P= 



MESNEVM §ERfF §ERHl / V. ClLT • MESNEVI-3 • 

1342. "^iikiir, simdi tufam havale etiin; atlal vasitastm kaldirdin.' 

"Ben de a§iklann yaptigi gibi asara ve ebdana hitaben soz soyluyor idim 
ve maksudum sen idin. Soziim zahirde onlarda ve batinda seninle idi. §ukur 
ki, sjmdi tufam havale ettin; bu asar ve ebdan vasitasini ortadan kaldirdin." 



JUJ> '. 



J\X* 



'J iS ^^> ^ LS^ ^ 



;Ui, 



JuJO Jj j pjb j!*W a5o\j 



1343. n ,2,1m ki fend ve leun atlal idiler; tie bir nidd, ne bir sada vurdular." 

Nun (a.s.) efrad-i ummetinin §ahsiyetleiine i§aretle buyurdu ki: "Ya Rab 
benim ummetimin efradimn §ahsiyetleri aleak ve fena idi. §ukiir olsun ki, sen 
onlan tufan kahnnla ortadan kaldirdin. Onlar o derece fena idi ki, kendilerin- 
den sana layik bir nida ve sada zuhur etmedi." 

1344. nr Ben hitabda oyle atlal isterim ki, sadddan dag gibi geri cevab soylesin," 

"Ben hitabim vaki' oldugu vakit, o bedenler ve §ahsiyetler isterim ki, be- 
nim sada-yi hitabmu isjttikleri vakit, dagin gikardigi aks-i sada gibi, o isjttik- 
lerini bana kar§i tekrar etsinler." Ya'ni ben tevhidden bahs ettigim vakit, bu 
kelime-i tevhidi tekrar etsinler ve "Allah" dedigim vakit, bu ism-i Celal, on- 
lardan bana miin'akis olsun. 



y f\j\ OW" ft J> j^iiU 



jj >u ij* ?y~^ ^~* " 



1345. "Ta ki ben senin adim iki kat isiteyim; ben senin cana rahat verici olan 
adina a$ihtm." 

Ya'nf "Bir ben Allah diyeyim, bir de onlar desinler ve bu suretle senin 
ism-i §erifini iki kat olarak isjteyim." 

\J ^U ijuZj Li* L" \j ojf ^jb c~- _ji 01 j ^ y> 

1346. " Uier nebi ondan dolayi dagi dost tutar, id ki senin adim iki kat isite" 

"Dag"dan murad, taayyiinat ve te§ahhusat-i be§eriyyedir. Ya'nf "Her bir 
peygamber, senin ism-i §erifini, onlara da aks suretiyle tekrar ettirip iki kat 
isjtmek icin, taayyiinat ve tesahhusaM be§eriyyeyi dost tutar ve onlan ken- 
dine musahib ittihaz eder." Yahud "dag"dan murad kulub-i be§erdir. 



c $p a 



AHMED AVNl KONUK 



-&m 



1347. u Ta?ii/t misali olan o al$ah day, menzil-flah olmakia hize elegit, farelere 
layihtu." 

"Munah" yolculann niizul edip oturacagi menzil demektir. "Algak dag"dan 
murad kalb-i kasfdir. Nitekim sure-i Bakara'da ^ dtfi -u* [>• '£»$> o-i ^ 
s'jli juii ji 5jUJ-ir (Bakara, 2/74) ya'ni "Bundan sbnra sizin kalbleriniz kasi ol- 
du. kalbler ta§ gibidir, yahud kasvetde tastan daha §edfddir" buyurulur. "Fa- 
re"den murad, §eytandir. Ya'ni "Tashk misali o algak kalb, enbiya ve evliyanin 
menzil-i feyzi olmaga layik degildir; belki §eytanlann vesveselerine layiktir." 

1348. x>r Ben soyliueyim de o henim yarim olmasin; henim soziimiin nefesi sada- 
siz kalmasin." 

"Ben Allah diyeyim ve tevhidden bahs edeyim; o bana muvafakat etme- 
sin; benim sdziimun nefesi, aks-i sadasiz kalsin ha! Ben bu hale tahammul 
edemem!" 

1349. "0 iyidir hi, zemin ile hir duziiye edesin; hemdem degildir, onu kadem 
tie yar edesin." 

"Boyle benim sada-yi tevhidimi aks ettirmeyen taayyiinat-i be§eriyyenin 
hak ile yeksan olmasi evladir. Mademki senin enbiyana ve evliyana hem- 
dem ve musahib degildir, onlann suret-i cismaniyelerini ayaklar altinda sii- 
rundiiresin." 

Bu beyt-i §erif sure-i Nuh'da olan (,^ cf-j^ o* J°'^ J* j^" ^ vj & ^ -> 
I' (Nuh, 71/26) ya'ni "Nun dedi: "Ya Rab, ye'ryuzunde domip dolasan kafirler- 
den birini birakma!" ayet-i kerfmesine i§aret buyrulur. 



Vj'fj'j* 



, *Lj>r ^y 1 - y j 1 £j> <s\ <^& 



|1350. ^Deit: "6y O^uh, eger istersen, senden dolayi hepsini cem edeyim ve t&p- 
raklan yukan geiireyim." 

Cenab-i Hak, Nuh (a.s.)in sirnna hitaben buyurdu ki: "Ey Nuh, eger ister- 
|^en senin igin tufanin gark ettigi efrad-i beserin hepsini cem* edeyim ve top- 
an yukan getirip, yeniden hayat vereyim." 



^ 



MESNEVl-1 SERlF §ERHl / V. ClLT • MESNEVl-3 • 

1351. XVf Bir Oien'an i$in senin gonliinii Jurmayaytm; jafutt ahvalHen 
e&eyim. 

1352. ^Bed-i: "Diaytr, nayxr raziyim ki efier sana lazimsa, heni gark eaesin.' "l 

pjS ^ 0U- dy*r C~~JL>- y ^- ^y- y c/ U? 3 J* f^*J J* 

1353. Wr Be/it Ker zaman gark el, hen hosum; senin hiikmiin can&ir, can flibi cerm 
kerim. * 

1354. n( Jiimseye hakmam ve eger hakarsam dahi, o hahane olur ve sen manzarf> 
^ nmsm," 

"Ben viicudlan mecazi ve izafi olan bu suretler ve bu taayyunat-i be§eriy- 
yeye iltifat etmem; eger iltifat edersem de, onlann vucudlan bahane ve sebeb 
olur. Ya'ni seni anmaga ve senin zatina intikale vesile olur; ve ben onlardan 
seni tema§a ederim." Zira onlar senin isimlerinin ahkami zahir olan birer ayi- 
nedir; binaenaleyh ben onlan goriince, senin isimlerini idrak eder ve bu isim- 
lerden onlann musemmasi olan zat-i §eriflne intikal ederim. 

1355. X (§ukiir ve sabu icinde senin sun'unun asikiyim; mecusi gtbi ne vakit 



masnu tin 



asikt oh 



-,?" 



"Gebr" ates-perest olan mecusi ma'nasmadir, kafir ma'nasi murad buyu- 
rulur. "Ya Rab, ben bu suret alemine baktigim vakit, senin ince ve latif ve ha- 
kfmane olan san'atlanm ve kemalatmi goriip, senin bu san'atina a§ik olurum. 
Yoksa kafirler gibi Sani'den gafil olup, bu topraktan ma'mul ve masnu' olan 
kaliblann a§iki olmam; ve muhabbet-i kalbiyyemi o kahblara tahsfs etmem." 

ijj j\S y f'y^M^ (J-ilp }y yS\j ljj>- fC^a <jj-ilp 

1356, Sun -i Diuda'mn asikt jerli olur; O'nun masnu unun asikt kafir olur. 

Bu beyt-i seriftn zevk-i ma'nasi bir misal ile tavazzuh eder: Mesela bir ma- 
hir ressam hem giizel ve hem de girkin suretler tersim eder. Gayet gtizel bir kiz 



<^&> 



AHMED AVNt KONUK 

resmi ile, gayet cirkin ve pejmurde kiyafetli bir dilenci resmini yapar. Bunlann 
her ikisinde ressamin san'atmdaki mahareti ve kemali zahir olur. Bir kimse bu 
iki resimden yalniz giizeline bakip, girkin levhadan yiiz cevirse, ressamin ma- 
haretinden ve kemalinden i'raz etmi§ olur; ve bu nazanyla ressamin san'atma 
degil o guzel kiz levhasmin suretine muhabbet etmis, bulunur. imdi masnuat-i 
ilahiyye dahi bu misale mutabiktir. Bu alem-i suretde Hakk'in guzel ve girkin 
masnuati vardir; fakat hepsi Hakk'in sun'udur ve kemalidir. Yalniz guzel mas- 
nuata bakanlar, sun'-i Hakk'in a§iki degil, o masnu'un ve mahlukun a§iktdir; 
ve onlar sun'-i Hakk'in kafiri ve satiridirler; fakat sun'un a§iki olanlann nazar- 
lari ferli ve revnakli olur. Nitekim Nun (a.s.) 1343 ve 1352 numarah beyt-i §e- 
nfde sun'-i ilahf olan tufan ile kavmini ve oglunu helakden razi olmus, ve onu 
hos. gdrrnii§tur. Bu bahs-i dakfk, atideki ebyat-i §erffe ile izah buyurulur. 

"Kiifre razi olmak kufiirdur'* ma'nasindaki hadfs-i §erif ile, "Her 

kim benim kazama razi olmazsa, benden baska bir Rab arasin!" 

ma'nasindaki hadfs-i kudsf arasinin tevfiki beyanmdadir 



1357. 'Dun sail hana hir sual sordu; pinku o maceraya asth idi. 

Diinkii gun, maceraya ya'nf bahis ve cidale a§ik olan bir sail bana bir su- 
al sordu. 



jr*4 0i\ 



j£ ji>>S\j i^J\ «.«& tL-iS" 



1358. 'Dedi ki: ' x< Jiufre nza kufiirdur" nuktesini, hunu < J > eygamh&r huuurdu, 
onun keldmi muhurdur," 

sail dedi ki: "Kiifre nza kufurdur" nuktesini Peygamber (a.s.v.) efendi- 
miz buyurdu; o resul-i zf§amn kelam-i §erifi bizim icm muhiir ve huccettir." 



*&&> 



MESNEVI-1 §EltfF SERHl / V. CtLT • MESNEVI-3 • 

1359. ^Jira o huyurclu ki: " !7ier mus/timan ipin, her kazaya nza lazim&ir, nza!" \ 

1360. "OCiifiir ve nifak Diakk'in kazasi elegit midir; zira huna razi olursam, 
[1365] sikak olur?" 

1361. nr Ue ecjer razi olmazsam, o ctahi ziyandir; hinaenale-yh arada $arem ne 
olur: * 

Bu iki hadis hakkinda varid olan sual budur ki: "Akaid-i kelamiyye muci- 
bince, cemf-i ef al-i ibad, Hakk'in me§iyyet ve kazasidir; binaenaleyh kufiir 
dahi O'nun kazasi olur. Halbuki hadis-i kudsinin mazmununa gore, kazaya 
nza vacibdir. Hadis-i nebeviye gore dahi kiifre nza kiirurdur; bu iki hal ara- 
sinda kulun garesi nedir? Eger Hakk'in kazasi olan kufiir ve nifaka razi olur- 
sa, kafir olur; ve eger razi olmazsa, vacibi terk etmi§ olur." Cenab-i Mevlana 
(r.a.) efendimiz bu suale cevaben buyumrlar ki: 

1362. Ona dedim: "Uu kufr-i makzidir; kaza degildir. 'Uu kufiir, do'arxx asar-t 
kazadir." 

"Kiifre nza kiirurdur" hadis-i §erifindeki kufiir, ism-i meful sfgasiyla 
"makzr'dir ve asar-i kazadir; yoksa ayn-i kaza degildir. Zira kaza ba§ka, 
"makzr' ba§kadir. Cenab-i §eyh-i Ekber Muhyiddih Arabi (k.s.) Fususu'l-Hi- 
/cem'de Fass-i UzeyrTde buyurur ki: "Kaza Allah'm e§yada hukmudiir ve Al- 
lah'm e§yada hiikmii, Allah'm esjaya ve e§yada olan ilminin haddi uzerine- 
dir. Ve Allah'm e§yada ilmi dahi ma'lumat nefislerinde ne hal iizere sabit 
idiyseler, o ma'lumatin Hakk'a i'ta ettikleri §eyin haddi iizerinedir." Ve yine 
Hz. §eyh (k.s.) Futuhat-i Mekkiyye'Mnde buyururlar ki: "Kaza makzfnin 
gayridir; ve kaza, a'yan-i sabitenin isti'dadina rati' olan kadere muvafik icad 
ve ahkamdan ibarettir. Binaenaleyh "kaza" sifat-i fiiliyye-i Hak'dandir ve 
ona nza farzdir. Ve nicm, soyle boyle kaza etti diye Hak'dan sjkayet etmek 
haramdir. Velakin "makzf'ye razi olmak mutlaka farz degildir; belki kiifiir ve- 
sair measigibi, asar-i kazamn kendisinden sudiirundan dolayi miikellefm ra- 
zi olmayip, §ikayet etmesi zaruri ve vacibdir." 



6 $p? 



AHMED AVNl KONUK 



■^M 



imdi mademki kaza, Hakk'in e§yada hiikmudur ve Hakk'in bu hiikmii 
dahi, a'yan-i sabitenin kendi haklannda, Allah Teala hazretlerinden taleb et- 
tikleri hukumdur ; ve mademki kaza-yi ilahf e§ya iizerine, ancak e§ya ile 
hiikmeder; bu halde abdin kaza-yi ilahiye razi olmaktan baska garesi kal- 
maz. Mesela iki kimse bir padi§ahin huzuruna cikip ondan birisi bir altm, di- 
geri de bin altin ihsan istese; ve padisah da onlara verse; bir akin alan "Pa- 
disah arkada§ima bin altin verdigi halde, bana bir altin verdi" diye §ikayet 
edemez. giinkii padisah onlara istediklerini vermistir, buna nzadan baska 
gare yoktur. Fakat kendisinin eline bir altm gecmesi "makzf'dir, eser-i kaza- 
dir ; bundan razi olmamak tabifdir. Bundan dolayi bende, kendisini levm ve 
takbih etmek fcab eder. 'b^Z ^ j j£ U [£J Sf (Enbiya, 21/23) ya'nf "Hak 
Teala fiilinden mes'ul degildir ve onlar mes'uldiirler" ayet-i kerimesinin 
ma' nasi budur. 

1363. Dmdi ey efenii, kazayi makzi&en hil, la ki i§kalin derhal def olsun. 

"Makzi," ism-i meful sigasiyla "mahkum" ma'nasinadir. Kazamn mak- 
ztden bilinmesi budur ki: Hakk'in kazasi ilmine ve ilmi de a'yanin ma'lum 
olan isti'dadina tabi'dir. Binaenaleyh a'yan hakkinda sadir olan hiikm-i ila- 
hf, onlann Hak'dan taleb ettikleri hukumdur. Bu a'yan evvelen Hak iizerine 
bu talebleriyle hiikmederler. Ba'dehu Hakk'in kazasi ve hiikmu onlar iizeri- 
ne vaki' olur, Nitekim §eyh-i Ekber (k.s.) Fass-i Uzeyn'nin ibtidasinda "Ha- 
kim, kirn olursa olsun, hukmettigi §eyle ve hukm ettigi §eyde mahkumun- 
aleyhdir" buyurmustar. Hakim, hukm ettigi §eyle mahkumun-aleyh olunca, 
onun bu hiikmu bittabi' mahkumdan munbais olur; ve bu surette dahi ka- 
zayi "makzf'den bilmek fcaKeder. Ve bu hakikat tebeyyun ettigi vakit, der- 
hal miisjalat mundefi' olup; artik bu nicm boyle oluyor, §oyle oluyor diye su- 
allere hacet kalmaz; ve saika-i cehl ile teselsiil edip giden i'tirazat, nur-i 
ma'rifet ile muzmahil olur. 

1364. cihetien kiifre raziyim ki, kazalxx; o cihetden deyil ki, hizim niza ve 
hubsiimuzdiir. 

Ktifiirde iki cihet vardir: Birisi kufrun zati, digeri kazaya taallukudur. 
Kufur zatiyyeti ve kufur olmasi i'tibariyle, asla marzi degildir; fakat kaza- 



c^^o 



MESNEVI-1 §ERlF§ERHl / V. ClLT • MESNEVI-3 • 

ya taalluku hasebiyle marzfdir; giinkii kaza-yi ilahide habaset-i nefsaniy- 
ye ve kabahat-i tab'aniyye yoktur. Binaenaleyh suret-i kaza hiisundiir, fa- 
kat kiifiir bizim habaset-i nefsaniyyemizden munbais oldugundan, "mak- 
zi" olmasi i'tibariyle kabihdir; zira sifat-i abddir. Mesela gayet mahir bir 
ressam, pek girkin bir §ahsin resmini, aslina mutabik bir suretde tersfm et- 
se, bu tasvire san'at i'tibariyle gayet guzeldir denir; fakat surete, pek gir- 
kin denecegi de subhesizdir. Binaenaleyh tasvfr hiisun ve suret kabihdir. 
l§te bunun gibi kaza hiisun oldugu igin marzidir; ve makzi girkin oldugu 
igin na-marzidir. 

tl—jU t>^;i d\j>v j\^ tj j>- C~~J J&" $y>- LkJ ijjj j\ j& 

1365. Oiiifur kaza cihetintlen mukahkak kiifiir degiUir; Uiakk'a kafir derm! 
H&uraHa durma! 

Bu beyt-i §erif, yukandaki beytin birinci misra'ina illet olarak vaki' olmu§- 
tur. Ya'nf, "Kaza olmasi cihetinden kiifre raziyim; giinkii kiifiir, kaza cihetin- 
den kiifiir degildir," demek suretiyle yekdfgerine rabt olunur. Kiifre, irade-i 
ilahiyyeye nisbetle kiifiir demek caiz degildir, zira o kiifiir, ber-mukteza-yi 
irade vaki* olmu§tur. Irade dahi ilme ve ilim ise, abd-i me'murun ayn-i sabi- 
tesinin haline ve isti'dadina tabi'dir. Binaenaleyh "Kaza-yi kiifiir Hakk'a nis- 
betle kiifiir degil, ayn-i hikmettir. Eger kaza-yi kufre kiifiir dense, maazallah 
Hakk'a kafir demek lazim gelir. Ey nakis miitefekkir, sakin Hakk'a kafir de- 
me ve bu noksan tefekkiir icinde durma!" 

1366. Oiiifiir cehildir ve haza-yi kiifiir ilimdir. OVihayet, hilim ve hilim her 
ihisi ne vakit air olur? 

Burhan-i Kati\n beyanina gore "hilim" kelimesi lisan-i Farisfde birkag 
ma'naya gelir; bir ma'nasi da hi§im ve gazabdir. "Hilim" yavashk ve yumu- 
saklik ma'nasinadir ve Arabfdir. Kiifriin cehil ve kaza-yi kiifriin ilim olmasi 
suret ve ma'na i'tibariyledir. "Hilim" ve "hilim" kelimeleri arasindaki suret ve 
ma'naya benzer. Bu iki kelime telaffuzda sem'a bir gelir ise de, ma'nada bir- 
birinin ziddidir. Bin gazab ve digeri yava§hk demektir. 

Imdi "makzf" olan kiifiir, bir nevi' ilimden miinbaisdir ki, bu ilim, onlan kii- 
fiir ve dalalete sevk eder. Zira Hak Teala ibadini da'vet igin peygamber gonder- 
di. Miinkirler peygamberin cisimde ve yemekte ve igmekte ve uykuda ve nikah- 



°m& 



(gj^®" AHMED AVNl KONUK 

da kendilerine miimasil oldugunu goriip Jij-Vi j j~*. _j f utii JTL J^-Ji u* ju 
(Furkan, 25/7) ya'ni "Bu peygambere ne oldu ki', taam yer ve sokaklarda ge- 
zer?" dediler ve yuriittukleri muhakeme-i sakfme netfcesinde boyle bir kim- 
senin peygamber olamryacagina kendilerinde bir ilm-i gayr-i nafi' peyda ol- 
du ; ve Hak Teala onlardaki bu inkann bir nevi' ilimden munbais olduguna 
Kur'an-i Kerfm'de i§aret buyurdu. Ojli£ ^ s^-'Vi ^ y 3 ^ 5 j^- ! <y '^ d r^ 
(Rum, 30/7) Ya'nf "Onlar hayat-i diinyanm zahirini bilirler; halbuki onlar 
ahiretden gafildirler." Fakat bu ilim hakfkatte cehildir. Kaza-yi kiifur ise 
ilm-i mahzdan ibarettir; zfra yukanda beyan olundugu iizere kaza-yi kii- 
fur, abdin ayn-i sabitesinin ve hakikatinin, Hakk'a i'ta ettigi ilim iizerine 
rmisteniddir. Bu ilimde asla cehil mutasawer degildir. lmdi bu mukaddime 
malum olduktan sonra, beyt-i gerifin ma'nasi boyle olur: "Kiifiir ki, hakf- 
katte cehil olan bir ilme miisteniddir; ve kaza-yi kiifur ki, hakfkatte ilm-i 
mahzdir. Bu iki ilim telaffuzda ve surette hilim ile, hilim kelimeleri gibi bir- 
birine mii§abih ise de, ma'na Ttibariyle hig birbirine benzemez; zfra biri ce- 
hil, dfgeri ilimdir. Ve hilim {^) nasil nokta-i siyah ile mukayyed ise, on- 
lann ilimleri de oylece nokta-i siyah-i cehl ile mukayyeddir; ve hilim {^) 
nasil ki gayr-i mukayyed ise, Hakk'in ilmi de oylece gayr-i mukayyeddir 
ve ilm-i mutlaktir," 

C^~o i_^ \j C-ij (J J j\ *&> ^^ J& l/^j ^sf- *j£j 

1367. Diathn $irkinlifli, nakka§in $irkinligi degildir; helki ondan, $irkini gos- 
iermeh liyakah vardir. 

Yazimn veya resmin girkin olmasi, yaziyi yazamn ve resmi yapamn da 
girkin olmasim iktiza etmez; belki hattat veya ressamin hem guzel ve hem 
de girkin nakistar yapmaga liyakati ve kudreti oldugu gorunmek igindir. 

1368. DJakka§in kuvveti olur hi, hem $irkini, hem iuiyi ya-pmaga hadir ola. 

Nakka§ giizeli ve girkini ne kadar mahirane ve ustadane naki§ ve tersim 
ederse, san'atmda nisbette kuvvet ve kudret sahibi olur. Bu misalde "ka- 
za", nakkasm nak§-i kabflii tersim etmesi ve "makzf", nak§-i kabihdir. Res- 
sam, nukn§-i latffe ve tesavfr-i bedfayi nak§ ederken, seve seve tersim eder; 
fekat izhar-i san'at ve maharet igin suret-i kabihayi dahi, gonlunun nzasi hi- 
lafinda tersim etmek iktiza eder. Bunun gibi Hak Teala hazretleri, esma-i §e- 



G £» > 



MESNEVI-1 §ERtF §ERHt / V. ClLT • MESNEVl-3 • 

nfesinin mazhan olmak igin, hayir ve §erri icad buyurur; Mat hayirdan razi 
ve §erden razi degildir. Nitekim ayet-i kerimede 'J&\ »jC*J ^j. V j (Ziimer, 
39/7) ya'ni "Allah Teala kullannm kufrune razi degildir'buyurulur. Bunun 
misal-i kevnisi budur ki, tabib icra-yi tababet icm, halkin marazini murad 
eder, fakat marazdan razi degildir; eger razi olaydi tedavi etmezdi. Keza ek- 
mekci halkin achgini murad eder; fakat achklanndan razi degildir, eger razi 
olaydi, ekmek satmazdi. Keza muallim, muteallimin cehlini murad eder; fa- 
kat cehle razi degildir, eger razi olaydi ta'lfm etmezdi. Bunlar gibi, Hak Teala 
kiifru kaza etti ve murad buyurdu,* fakat kiifurden razi degildir, eger razi olay- 
di peygamber ve kitab gondermez idi. , 

1369. Gger ben hunun bahsini nizam ile a^arsatn, nihayei sual ve cevab azun 
tjelir. 

Ya'ni bu "kaza" ve "makzf' bahsinin ehl-i kelam kavaidine tevfikan agil- 
masi, sual ve cevabin teselsiil etmesine ve kiyl u kalin uzamasma sebeb olur. 
Halbuki kaza ile makzfnin hakikati, ilm-i kelam ehlinin usulune tevfikan ic- 
ra edilecek bahis ve munazara ile miinke§if olmaz. Bu miibahasenin devami 
kalbleri karartir ve a§k-i ilahi nuruna hicab olur. Binaenaleyh bunlardan vaz- 
gegmek lazimdir. Ma'lum olsun ki, bu mes'elenin neticesi "tlim ma'luma 
tabi'dir" kaziyyesine kadargider. Nitekim yukanda 1362ve 1363 numarali 
beyitlerde izah olundu. 

■^ cr* ^ J^ ^^ cr* >JJ tr* o* J 1 ^^ ^^ &£ 

1370. <JA§k niikiesinin zevki benden giiler; hizmet naksi, baska nakis olur. 

Kaza ve makzi.mubahasesi uzayinca, niikte-i a§km zevki benden zail 
olur; halbuki ben ma'§ukun kapisinda hizmet-i a§k ile ve ibadullahi a§k-i ila- 
hiye da'vet ile mustahdem bir bendeyim. Bu hizmet-i nak§, ba§ka nak§a mii- 
beddel olur, ya'ni bf-a§k ye hal olan ve nur-i halden bf-haber bulunan ehl-i 
kelam gibi bab-i kiyl iX kalde mustahdem bir bende olurum. Ve hizmet-i ask 
ki "makzf 'dir ve nakka§in nak§ eyledigi nak§-i hasendir ve bu i'tibar ile bu 
hizmet marzidir. Eger miibahase uzarsa, ba§ka bir "makzf olur ve o dahi 
nakkasm nak§ eyledigi bir nak§-i kabih bulunur. Ve bu i'tibar ile o "makzf' 
na-marzi oldugundan bittabi' ben ondan vazgectim. Nitekim Sultanu'l-a§ikfn 
Hz. Mevlana'miz bir gazellerinde §6yle buyururlar: 



GSQZRSSS 



AHMED AVNl KONUK 

j>Jj jjiJL^- j Ji j^ (J-i^ c-»oL>- »— ;! js^* (j*^^**" ff** *~**J J*"^ ls* ./**" 

"A§ksizgegen omrii, highesaba alma; a§kab-i hayattir, onu kalb ve can igine 
Kabul et!" 

Diger bir beyitde buyururlar: 

"A§iklarm can fedasi, a§ikhgm birho§ hevesidir. Ey ogul, vucudda a§k kanad- 
dir; miitebakisi heva-yi nesimide esen mzgardir. " 

Hayretin mani'-i fikret oldugu beyanmda hikayedir 



1371, ktr safcaHt Mr adorn, acele bir iyi perukann bnune geldi, 

"Ayine-dar" periikar ve hacamatgi ma'nalannadir. Ya'nf sagina ve sakali- 
| na ak diismiis. olan bir adam ale'l-acele bir makbul ve mahir periikann onli- 
ne geldi. 

ft 1372. \IWi: By delikanli sahahmdan beyazlicji ayiri et; zira yeni cjelin ihii- 
yar eitim." 

Ya'nf, "Yeni evlendim, bir gene, kadin aldim; sakahmdaki ak killan ayikla 
da, ona kar§i gene goruneyim." 

1373. Onun sakahm kesti ve hepsini onun bnune koydu; ve dedi: "Sen sec, ba- 
na bir i$ vaki' oldu." 

Periikar o adamin sakahm tira§ edip, hepsini online koyuverdi ve dedi 
I Ki: "Benim bir isjm zuhur etti, senin sakalinin beyazlanni birer birer ayik- 



MESNEVt-1 §ERfF §ERHl / V. ClLT • MESNEVl-3 • 

lamaga vaktim yoktur; i§te sakahni online koydum; karasmdan beyazim : j 
sen sec!" 

j>* iji ijU; l&.\ j~> *£ jijf d\c — Ayr d\ _) Jlj- ^ 

1374. ISu sual ve o cevabdir; onu ayird ef. %Zra ki hunlann hast din deriini 
tutmaz. 

Ey talib-i ma'rifet olan salik, bahis ve cidale ve munazaraya a§ik olan 
kimsenin "kaza" hakkindaki sualini soyledim ve cevabini verdim. Eger 
ben ilm-i kelam ehlinin usuliine tebean bu bahsi daha ziyade acacak olur- 
sam sualler ve cevablar teselstil eder ve dedikodular gogalir. Ben periika- 
nn yaptigi gibi kazayi ve "makzf'yi hey'et-i mecmuasryla beraber ortaya 
koydum; sual de meydanda ve cevab da meydandadir; karasmi beyazim 
sen ayird et! Zira bu bahis ve munazara erbabimn dimaginda, din derdi 
yoktur; ancak kendi enaniyetlerini tatmin eden ma'lumat-furusjuk hevesi 
vardir. 

\j juT <j\ji j\j\ Sj? <d*>- \j Ojj y ^L* ij ^j d\ 

1375. O kimse Jleud'e bir tokat vurdu; o cenk icin hucum eiti. 

"Keyd" cenk ve niza' etmek ve firib ve hfle ve mekr ve haiz olmak ve bir 
yildizin adidir. Burada cenk ve niza' ma'nastnadir. 

Bu beyt-i §erifde bahis ve munazara igin diger bir misal beyan buyrulur. 
Ya'ni "Mesela birisi Zeyd'e bir tokat vurdu; ve Zeyd dahi kavga ve mukabe- 
le maksadiyla ona hucum etti." 

fj <j> *&h <Sj? fiyr tri r^ ^ ^'j- ^ j J^ ^^ 

1376. ^Tokadt vuran dedi: *Sana sual edeyim, imdi hana cevab soyle ve ondan 
soma hana vurl" 

Tokati vuran kimse, Zeyd'in hucumunu gdriince dedi ki: "Dur, sana bir 
sual sorayim, bana o sualin cevabini ver; ondan sonra bana tokadi iade et!" 

1377. "Senin kafana vurdum, hrak geldi; hurada vifakda bir sualim var. ' 

"Tirak" tokat darbesinden gikan ses; "vifak" muvafakat demektir. Ya'ni 
"Ey Zeyd, ben senin kafana vurdum, tirak diye bu darbeden bir ses gikti. Bu 



*#%&> 



AHMED AVNl KONUK 

tokat mukabilinde senin de bana tokat vurmana muvafakat etmem igin, bu 
gikan sadada bir sualim vardir." 

\£ J** (j\ y olT Lai jl b C~wijJ ,y C-~o j\ <3\J? ,y) 

1378. wr Bu hrak henim elimden mi olmustur; yahut ey hiiyuklerin fahri, senin 
kafa-gahindan rra?" 

"Bu vurdugum tokattan gikan tirak sesi, benim elimden mi gikti, yoksa se- 
nin kafana tokatin geldigi mahalden mi gikti. Soyle bakahm ey buyuklerin 
medar-i iftihan olan kimse!" Bu misalin inceligi budur ki, tokatin sesi gikmak 
igin evvelen tokati vuranin eli ve saniyen tokati yiyen kafa lazimdir. Bunun 
gibi sada-yi kiifiir alem-i kevnde zahir olmak igin evvelen dest-i kaza, sani- 
yen kaza-yi makzf olan viicud-i abd lazimdir. 

1379. r Dedi: "JAyndan hana hir feragat yokiur hi, hu fikirde ve iefekkiirde du- 
raytm." 

"Istaden" ayak uzere durmak masdanndan; "bfstem" muzari'dir "be- 
&tem"in muhaffefidir. "Fikir" kiilfetsiz dii§unmek ve "tefekkiir" kiilfetle ve 
ta'mik ederek dti§unmek demektir. Ya'ni "Tokati yiyen Zeyd dedi ki: "Ben to- 
katin acisindan feragat-i hatir iginde degilim ki, bu tokatin sesinin nereden 
gikugim kiilfetsiz ve kiilfetli bir halde dusunebileyim; ve bu nokta iizerinde 
tevakkuf edeyim." 

1380. "cSen ki dertsizsin, hunu sen dusiin. agah ol: dert sahihi kin hu fikir 
[1385] "* » J 

yoktur. 

"Ey enaniyyetini tatmfn igin bahis ve munazaraya heveskar olan ilm-i ke- 
lam alimi; sende dert ve a§k-i ilahi yoktur. Bu sualler ve cevablan sen diisun, 
kendine gel; a§k-i ilahi derdiyle yanip tutu§anlar igin bu gibi diisunceler yok- 
tur." Bu gibi dertliler igin gayr ve gayriyyet miilahazasi olamaz. Mescidde ve 
kilisede ma'bud-i vahidden ba§kasim gormezler ve islam ve kufur iginde bir 
zatin gayrisini cilveger gormezler de derler ki: 

Beyit: 



^ 



MESNEVI-1 §ERfF §ERH! / V. ClLT • MESNEVt-3 



"AMir ve islam "vahdehu la serike leh " deyici olduklan halde, onun yolunda 
kosucudur, " 

Ve cenab-i Pir efendimizin atideki gazel-i §erifleri, bu gibi erbab-i kiyl u 
kale kar§i bir darbe-i §ediddir: Gazel: 



Jjj $.b>- J^>- lJ j^jIj* Ls_p*J c5^ 

*jUi» AiidS uij** ^.1 ^ £yi]a^* c?l 

Ji.ilttpl j> vl~>J jilT *-io» j>Ji 

OjilS ^jf oi^ ji U>l iJy^-J' 



4JU1* c^j~» Js>\j>- 7-jUi Jji Oj>i 

-JUS" j d-S'j-i __p Obi) *ui* (^j>«j 
4JUI JLi «^j ^jjS" eJUt» j^ij (_5-^^ 



"Seii fcacfesiz ve kadehsiz cam-i askin sarhosuyum. Ma'sukuma dedim ki, ben- 
den ne istersin? Dedi ki, hararet ve munacat. Ey havaiolan nahvinice bir "Cae 
Zeydiin" He ugra§acaksm? Ve ey mukri'-i Kisai, ya'niey kurra hafizi, ne vak- 
te kadar kelimat-i kurraiyyenin imileleri garni He mesgul olursun? Ey dinsiz 
mantikgi, omrun bosuna gegti, fikrin daima kavl-i §arih He, ya'ni efradim ca- 
mi', agyanni mini' ta'rifatile ve hatinn da makale tarafi He me§guldur. Diger 
kafir olan hakim dahi ki, onun i'tikadma la'net olsun, Sana hadisatdan bahs 
eder. Sen onu dehre havale et ki, hakkmdan gelsin, Etibbanm mesguliyyeti da- 
hi tibbm kanunlannm dedikodusu igindedir. Cahilfakihin bahsi de sirket ve ke- 
falet mes'eleleri igindedir. Zavalh miiftu, "Orada ziman /ol-aJ olmaz" diye elin- 
de kalem tutmustur. Bigare kadi efendi de "Bu bey' ikale olmus ve bozulmus- 
tur" diye fikiriginde kalmistir. Ben onu bunu bilmem, ask-i ilahi kadehinin sar- 
hosuyum. Ey mutrib, bir nagme gal! Ey saki-i ma'nevf, sen de sarab-i ma'ne- 
viyi verl Egeriyi nasihat istersen Sems-i Tebrtzt hazretierini dinle! Meyin saki- 
m kadehe koy, bir la '1 rengindeki liibbu de meze yap!" 

Imdi bu gazel-i §erifin §erhi ve dekayik-i ma'nasimn beyam uzundur. Yal- 
mz mana-yi §enfinin beyam ile iktifa olundu. 



*£P? 



AHMED AVNI KONUK 



(^ 



Hikaye 



1381. tSaKote vcinde hafiz bir kimse az idi; gerci onlann canlannin fohlvh 
azim §evki var idi. 

"Ashab-i kiram icinde Kur'an-i azfmu'§-§ani tamamiyle ezberlemis, kimse 
az idi. Vakia onlann her birerleri Kur'an-i Kerfm'i bastan ba§a ezberlemeyi 
can ve gbniilden son derece arzu ederler idi." Fakat Kur'an-i Kenm'in ma'na- 
sim ve ma'nasindaki esrar ve dekayiki anlamaga me§gul olduklanndan, ez- 
berlemege takatlan yok idi. Cenab-i Pir efendimiz bu ma'nayi Fihi Mi Fih'de 
bir misal ile §6yle tavzih buyururlar: "Bir kimse yiiz okka ekmegi cigneyip tii- 
kiirmek §artiyla yiyebilir; fakat yutmak §artiyla bir okka ekmegi yiyemez. 
Bunun gibi sahabe-i kiram dahi maam-i Kur'an'i yerler ve yutarlar idi. Bina- 
enaleyh bir §art ile hepsini ezberlemek mu§kil idi." 

1382. JZira vakiaki onun magzi dondu ve eri$ti, kabuklan $ok ince oldu ve ua- 
rddi. i 

Zira vaktaki o sahabe-i kiramin igi ve batim maanf ve esrar-i Kur'ani ile 
doldu ve her biri §ecere-i niibuwetin semeresi ve meyvesi olan ashab-i kiram 
oldu ve kemale eri§ti, onlann nazannda maanf-i kur'aniyyenin kabuklan me- 
sabesinde olan elfaz ve kelimat suretleri inceldi ve letafet kesb etti. Qatlayip, 
ichdeki ma'nalar onlara gdriinmeye ba§ladi; artik elfazi ezberliyemez oldular. 

1383. Cevizin ve fishgin ve bademin kabuau da boyle, onlann ici doldugu va- 
kii, kabuk noihsan oldu. 



*&$&> 



MESNEVM §ERlF SERHl / V. CtLT • MESNEVl-3 • 

"Nitekim cevizin ve fistigm ve bademin ici kemale geldigi vakit, kabukla- 
n catlar ve igleri zahir olur." Bu hal viicudda kaide-i umumiyyedir. Batm kuv- 
vet bulunca, zahirin ahkami istitar eder. Ve keza vucud-i be§erde ahkam-i 
ruhiyye galib oldugu vakit, sifat-i nefsaniyye ihtifa eder. 

1384. Dlmin i$i ziyade oldu; onun kabujjju noksan oldu; zira a§iki, onun dosh 
yakar. 

llmin ici ve batini olan ilm-i lediinni ziyadele§tigi vakit, o ilmin zahiri olan, 
ilm-i kiyl u kal eksilir; zira ulum-i zahiriyye suret ve ulum-i lediinniyye 
ma'nadir. Ve suret ma'nanm a§iki ve ma'na suretin ma'§ukudur. Ma'suk 
olan ma'na zuhur ettigi vakit, a§iki olan sureti yakar. 

1385. uMademki mailuba mensub olanin vasfi, tdltbe mensub olanin ziddidir, 
vahiy ve niirun herkt ^Peyqamber'i yakiculir. 

"Talibf've "matlubi" kelimelerindeki "ya'larda tic. vecih caiz olabilir. "Ya- 
yi vahdet" olduguna gore; "Mademki bir matlubun vasfi, bir talibinin vasfi- 
nin ziddidir" demek olur. "Ya-yi masdariyyet" olduguna gore dahi "Madem- 
ki matlublugun vasfi, talibligin vasfimn ziddidir" demek olur. "Ya-yi nisbet" 
olduguna gore de, terciimedeki gibi olur. 

Ya'ni "Viicudda kaide-i umumiyye budur ki, herhangi bir matlubun ve 
ma'sukun vasfi, harhangi bir talibin ve a§ikm vasfimn ziddidir. t§te bu kaide- 
ye binaen ma'na olan vahy-i ilahf ve nur-i rabbanf §im§eginin gakmasi, Pey- 
gamber'in suretini yakicidir." Zira ma'nanin galebesi halinde, ahkam-i suret 
ihtifa eder. Nitekim vahiy nazil oldugu vakit Resul-i zi§an Efendimizin cism-i 
§enfleri vahyin sikletinden ve berk-i niirun heybetinden miitegayyir olur idi. 
Ve bu ma'naya i§areten Kur'an-i Kerfm'de %s Yji 'jJp J£L ui (Miizemmil, 
73/5) ya'ni "Biz senin iizerine muhakkak kavl'-i sakili ilka ederi'z" buyurulur. 

Hz. Ai§e (radiyallahuanha) validemiz buyururlar ki: "(S.a.v.) Efendimiz 
niizul-i vahy esnasinda miitegayyir ve muztarib olur idi; ve fart-i hararetle- 
rinden, mubarek aim, viicud-i §enfi terler idi." 

*-jl^ lj JL>$\>- Ui^aj 2jj~*> { j-j <•£ < — *L^»_jt ijf f J^- dy? 

1386. Uaktaki kadimin evsafi iecelli etti, binaenaleyh Oieltm, vasf-i hadisi yakar. 



j|K^ AHMED AVNI KONUK 

"KelmV'den murad Hak'dir. Zira kelam, Hakk'in sifatlanndan birisidir ve 
bu sifat dahi sair sifatlar gibi kadfmdir. Binaenaleyh Kur'an'm mutekellimi 
Hak'dir; ya'nf kadim olan Hakk'in, kadim olan vasiflan tecelli ettigi vakit, o 
sifat-i kelam ile mutecellf olan Hak, hadis olan be§erin evsa&ni yakar. Bina- 
enaleyh Kur'an-i Kerim her ne kadar lisan-i Peygamben'den harf ve savt ve 
kelimat ile zahir olmus. ise de, onun mutekellimi Hak'dir. Nitekim cenab-i Pir 
efendimiz bu ma'naya i§areten bu Mesnevf-i $enflerinde §6yle buyururlar: 

"Gergi Kur'an Peygamber'in dudagindan sadirdir; her kirn Hak soylemedi dei- 
st, o kimse kafirdir." 

1387. ZKur'anm dnriie bin her kimin makjuzu olur ise, sahabeden Celle fi- 
na"yi isitir idi. 

Ashab-i kiramdan her kirn Kur'an-i Kerfm'in dortte birini ezberlemis. idiyse, 
o zat-i §erif dfger sahabf arkada§lanndan, "Bu arkada§imiz igimizde celil oldu" 
dediklerini isjtirdi; zira ashab-i kiram okuduklan ayet-i kerimenin ma'nasinda 
miistagrak olup, bu ayet-i kerimenin hukm-i §erifiyle amel ederek, onun 
ma'nasryla tahakkuk etmedikce, diger ayet-i kerimeyi ezberlemezler idi. 

1388. HZoyle derin ma'na ile sureti cent' etmeh, sultan-i sicjerfden hashasma 
miimkin decjildir. 

"Sultan-i §igerf" ya'ni "sultan-i azinTden murad bi'1-asale (s.a.v.) Efen- 
dimiz'dir; ve sair enbiya (aleyhimu's-selam) ve bi'1-verase insan-i kamiller- 
dir. Ya'ni "Boyle derin ma'na ile beraber, suret-i be§eriyye ahkaminin cem'i, 
ancak sultan-i azim olan (s.a.v.) Efendimiz ve sair enbiya ile, onlann varis- 
lerinden; ba§kasi icin miimkin degildir." Zira ba§kalan bu derin ma'nanin sar- 
hosu olup, suret-i be§eriyye ahkamiyla takayyiid edemezler; ve onlann su- 
ret-i zahirelerinden bu sarhosjuklan me§hud olur ve ehl-i temkfn olamazlar; 
ve sahv ile sekri cem' edemezler. 

1389. ufyluhakkak boyle bir sarhosluh, i$inde edebe miiraat olmaz ve ejjer olur- 
sa, acib olur. 



MESNEVl-I §ER1F §ERHl / V. ClLT • MESNEVt-3 



Ya'ni "Boyle bir ma'na sarhosjugu iginde, ism-i Zahir'in kaide-i tecelliya- 
tma riayet etmek ve sarhosjugu sahv icinde setr etmek ve temkin eseri gos- 
termek olmaz; ve eger olursa da, acib bir hal olur." Nitekim halki daVete ve 
ir§ada memur olan enbiya-yi izamin ve verese-i kummelfnden olan evliya-yi 
kiramm bu ahval-i acibesi meydandadir. 



Jj> j ■ 



dj>r> 



jU oIp1j-« Ui*«l jJJl 



1390. Dsii^na i$inde niyaza muraai, yuvarlak ve uzun gihi iki ziddi cem et- 
mektir. 

Mesela ma'suk, a§ikin ziddidir; cunkii birinjn sifati baska. dfgerinin stfa- 
ti ba§kadir; ve ma'§uk makam-i istigna ve nazda ve a§ik ise, makam-i ihti- 
yag ve niyazdadir. Eger mertebe-i istignada olan ma'suk, kendi mertebesi ol- 
mayan niyaza riayet ederse, bir §eyin hem yuvarlak ve hem de uzun olma- 
si gibi, nefsinde iki ziddi cem' etmi§ olur. Bunun gibi ism-i Batin, ism-i Za- 
hir'in ziddidir. Ism-i Batin'in ahkammda mustagrak olan kimsenin, ism-i Za- 
hir'in ahkamina dahi riayet etmesi gibi iki ziddi cem' etmek olur. Bu hal an- 
cak insan-i kamillere mahsustur; onun igin insan-i kamile "camiu'l-ezdad" 
derler. 

Jjj ^» Oly <3jJ-ws $y>- jj> ijj ^* (1)L^p <3j£*-* Lap ijp=- 

1391. uMuhakkak asa koriin ma'$uku olur; kor ise, Oiur'anin sandigi olur. 

"Amyan" feth ile sahib-i ama demektir. Ya'ni "Kor, yolda kendisine reh- 
berlik eden degnegine a§iktir; ve kezalik onun ma'§ukudur. Binaenaleyh o 
degnege kar§i muhtac ve hal-i niyazdadir. Bunun gibi, ulum-i resmiyye ve 
zahire erbabinm ma'suku da, koriin degnegi mesabesinde elfaz ve kelimat 
suretleridir. Boyle olunca basar-i basiretleri ma'nadan kor olan kimseler, 
Kur'an'm elfazim ezberlemekle iktifa ederler; ve "Kur'an'm sandigi" olurlar." 



,ju 



) J"> j J&**+a ^JJ- j\ 



jj AiajiU-si? 3j>- «1)1jj3 <LJ& 



1392. <ynuhakkak Holu sandtklarckrlar; korlerin helami uMushafin harflerin- 
den ve zikirden ve korkudandir. 

§urrah-i kiram, "guft" kelimesini fiil-i mazi olarak almi§lar; ve kimi "guff'un 
faili, ariflerden birisidir ve kimi Nebiyy-i zi§andir demisjerdir. Fakat fakire layih 
olan ma'na, "guft" [: soz]kelimesinin isim ve "kuran" [: korler] kelimesine 
muzaf olmasidir. Nitekim oyle terciime ettim: A jl&jL* ^ yukanki beytin mis- 



<^c^ 



AHMED AVNl KONUK 

ra'-i sanisinin te'kfdidir. Bunun hey'et-i mecmuasi ^ ^ d"j J>w *yt- j/ 
jjj j j"> j u&~+* ^jj>- ji oijjT oif A -uiiU^ ^ takdirindedir. Ve bu sure- 
tin merbutan tenciimesi boyle olur: "Kor ise Kur'an'in sandigi olur, evet mu- 
hakkak dolu sandiklardir; korlerin sozli Mushaf in harflerinden ve zikir ve 
tekranndan ve sevab kazanayim ve cehenneme gitmeyeyim diye nefislerinin 
korkusundan olur." l§te hafizlann ve ulema-yi zahirenin hali budur. Hafizlar 
kelimat ve elfaz-i kur'aniyyeyi tekrar ederler ve sevab kazanmak igin okur- 
lar. Hakayik-i kur'aniyyeden ve esrar-i rabbaniyyeden bf-haberdirler. Ve ke- 
za ulema-i zahire de dakaik-i kur'aniyye ve esrar-i rabbaniyyeye niifuz ede- 
mediklerinden, miitesabihattandir diye Kur'an'in elfazini tekrar ile iktifa eder- 
ler; kelamlan bu vadiye miinhasir kahr. 

1393. ~$ine Otur'andan dolu bir sandik, elde bos olati bir sandihtan iyidir. 

Bu beyt-i §enf bir sual-i mukadderin cevabidir. Birisi gikip diyebilir ki: "§u 
halde elfaz-i kur'aniyyeyi hifz edenler ve onun maani-i zahiresinden soz soy- 
leyenler mezmum mudur?" Cevaben buyurulur ki: "Hayir, elfaz-i kur'aniyye 
ile dolu olan sandik, elbette iyi ve §erefli bir sandiktir; zfra bos, bir sandik de- 
gildir. Bu dolu sandik, elbette bo§ sandiktan daha iyi ve §ereflidir." Onun igin 
hadfs-i serffde 6\Ji\ iJL^ j*\ J»\^\ "Benim ummettmin §ereflileri Kur'an'i ha- 
mil olanlardir" buyurulur. 

1394. ^fiine yiikien bos olan bir sandik, st$an ve ydan dolu olan bir sandiktan 
iyidir. 

Vine elfaz-i kur'aniyye yilkunden bos. olan bir sandik, ya'nf avamin kal-' 
bi, sican ve yilan sifatlanyla dolu olan bir kalb sahibinden iyidir. 

Bu beyitlerde cenab-i Pfr efendimiz mii'minlerin meratib-i ahvalini §6yle 
beyan buyurmu§lardir: 

1. Kur'an'in maani-i amikasi ve esrar-i dakikasi icjnde miistagrak olup, 
elfaz-i zahiriyyesi ile me§gul olamayanlar. 

2. Kur'an'in maani-i dakikasindan gafil ve elfaz-i zahiriyyesiyle me§gul 
olanlar. 

3. Kur'an'in hem ma'nasindan ve hem de elfazindan behremend olmayan 
safkalbliavam. 



c^9^> 



MESNEVf-1 SERIF SERHl / V. ClLT • MESNEVl-3 • 

4. Kur'an'in ne ma'nasindan ve ne de elfazindan nasibsiz olmakla kalb- 
leri fasid olan kimseler. 

Sj 1 * */* Jr± ** *^ £~^ ^j* ^^ ^S? J-^J j^ J-^^" 

1395. Glhasil kisi vasla diistugii vakii, adamm onunde dellale soguk oldu. 

"Dellale" mubalaga ile ism-i fail olan "dellal" kelimesinin muennesidir; de- 
lalet edici kadin demektir. Ve "dellale," kadm ile erkek arasmda vasita olan 
kadina derler. Gayr-i me§ru'u icin Tiirkgesi "pezevenk" demek olur. Ve me§- 
ru'u igin kilavuz kadin derler. Bu beyt-i §erff, lubb-i ma'naya vasil olan kim- 
senin delalet-i elfaz ve kelimata ihtiyagtan rmistagni olduguna bir misal-i za- 
huidir.Ya'm "Letafet-i ma'nada mustagrak kimsenin, arttk nuku§-i kelimat 
ve elfaz ile i§tigali, soguk bir hal olur. Nitekim istedigi bir kadina kavu§an bir 
ki§inin oniinde kilavuz kadinin vttcudu ve huzuru soguk bir vaziyet olur." 



1396. By melih, vakiaki matlubuna eristin, simdi ilim ialebkarligi kabik oldu. 

Ey isti'dadi giizel olan salik, vaktaki sem'-i ruhun acildi ve maani-i Kur'an'i, 
Kelfm-i hakiki olan Hak'dan dinlemege ba§ladm, artik sarf ve nahiv ilimlerinin 
arkasinda kosmak senin icin firkin bir hal olur. Zira matluba vusulden sonra, 
delil aramaga ba§lami§ olursun ki, bunun munasebetsizligi meydandadir. 

1397. Uaktaki gogun damlan iizerine gitlin, merdiven aramak soguk olur. 

Suret-i felekin damlan olan maani iizerine uruc ettigin vakit artik o 
ma'nalann merdiveni mesabesinde olan ulum-i resmiyyeyi ve nuku§-i elfaz 
ve kelimati aramak soguk bir hal olur. Bu merdiven evoi maanfye cikama- 
mis, olanlara mahsustur. 

1398. Quyre muavenet ve ia'limin gnyri. Diayirdan sonra hayir yolu soguk olur. 

Fakat her kaidenin bir istisnasi oldugu gibi, bunun da bir istisnasi vardir. 
da budur ki, ma'naya vusulden sonra ulum-i resmiyye tahsili arkasinda 
ko§mak, eger ba§kalanna muavenet ve ta'lfm icm olursa, caiz ve miinasib 
olur. Zira bu talebkarhk o kimsenin kendi nefsi igin degildir; ba§kalanna fa- 



s^P? 



AHMED AVNl KONUK 



idesi dokunmak icindir. Eger kendi nefsi icm olursa, hayirdan sonra hayir yo- 
luna suluk etmek soguk bir sa'y olur; fakat ba§kalanna ta'lim ba§ka bir ha- 
yir yolu oldugu icm soguk degildir. 

1399. Hiir fmrlak ayna hi, saf ve celt oldu, onun iizerine hir saykal vurmak ce- 
hil olur. 

Mesela parlak bir ayna, saf ve mucella ve suver-i mun'akiseyi berrak bir 
halde gosterirken, artik o aynayi silip parlatmaga cabalamak cehalet olur. Bu- 
nun gibi ayine-i kalbi mucella olup suver-i ulum-i ledunniyye mun'akis olur- 
ken, onu ulum-i resmiyye ile cilalandirmaga sa'y etmenin dahi ma'nasi yoktur. 

1400. Diabul icinde sulidnm huzurunda oturup, mektub ve elfi aramak firkin olur. 
[1405] 

Mesela padisahin kabul edip huzurunda oturttugu bir kimsenin, artik o 
padisahin mektubunu ve elgisini aramasi abes ve cjrkin olur. 



(^ 



ji jplp Oi^ -uJlk* j d^\y>- ^ J^*i J-^^ ^^ Jj*-^* Olx-b 
JJjJl ^_JlJs> jiif j jcib Jju-j U lyl <iyu** j ^J^ Jj-i"*- 4 JJ-'*'"- 

A§ikin kendi ma'§ukunuji huzurunda ask-name okumakla me§gul 

olmasi ve miitalaa etmesi ve ma'§ukun onu na-makbul tutmasi ve 

medlulun husulii indinde delfl talebi kabfh ve ma'luma vusulden 

sonra ilim ile i§tigal mezmumdur, demesi hikayesi 



1401. himseyi, yari kendi huzurunda oturliu; mehiuhu phardi ve yarin hu- 
zurunda ohudu. 



*$$&> 



&^ MESNEVf-1 §ERfF §ERHl / V. ClLT • MESNEVf-3 • 

Bir a§iki, ma'§ukasi kendi huzuruna cagmp oturttu; o a§ik dahi, ewelce 
onun giyabinda yazmis, oldugu mektubu, cebinden gikanp, bak senin igin ben 
bu mektubu yazdim, diye onun oniinde okumaga ba§Iadi. 

1402. ijMektvbiaki beyitleri ve medih ve senayi, zariligi ve miskinligi ve $ok 
yalvarmalan, 

Mektubun igine yazmis, oldugu a§ikane beyitleri ve ma'§ukasimn medih 
ve senasina dair olan fikralan ve kendisinin a§kiyla gece ve gtindiiz yamp tu- 
tu§tugu ve vuslat niyazma muteallik sozleri nep birer birer okudu. 

1403. CMa'suk dedi: nr Bu gerci henim i$indir; vuslat vaktinde hu, omrii zayi' 
* etmektir." 

1404. y< ~Ben senin oniinde haztnm ve sen mekiub oktiyncusun. HZu, hir here 
asiklann nisani degildir." 

"Senin ma'sukun ve matlubun mademki ben idim, iste senin oniinde du- 
ruyorum; halbuki sen beni gaib addederek mektubu okumaktasin. Bu vazi- 
yet agiklann nisani ve alameti degildir. Beni bulunca bu vesaitden feragat et- 
men lazim idi." 

1405. ^Dedi: IZurada hazirsin amma, velakin hen senden kendi naslbimi iyi 
hulamam." 

A§ik cevaben dedi: "Evet burada hazirsin ve vuslat ele gegmistir; fakat 
ben senden nasibimi ve hazzimi, eger seni gaib addedip bu mektubu okumaz 
isem, istedigim gibi bulamam; zira aynhk zamanindaki zevkim ve hazzim, 
vuslat zamanindaki zevkimden fazladir." 

1406. Dier ne kadar visdh goriiyor isem de, o sey ki, ge$en sene gordiim, hu 
demde yoktur." 



c^Stf 



AHMED AVNl KONUK 

"Gerci §imdi ben senin huzurundayim ve sana vasil oldugumu goriiyo- 
rum; fakat gegen sene gordiigum hali bu vuslat iginde goremiyorum. Zira ben 
gecen sene senin firakinla aglar ve goz yasjan dokerdim. Ve bu aglamadan 
ve gonliimun yanmasindan zevk ve lezzet duyardim; bu lezzet ve zevk §im- 
di senin huzurunda munkati' oldu." 

1407. ''Qesmeyi cjoruyomm velakin su yoktur; suyun yolunu galibd hit yol vu- 
rucu vurtlu." 

"Benim sjmdiki halim, susuz bir cesme gormege benzer. Ewelki halimde 
cesmeyi gormedigim halde, suyu iger ve miitelezziz olurdum; sjmdi ise, o 
zevk ve lezzet suyundan mahrum kaldim. Benim suyumun yolunu galiba 
viicudunu hissedemedigim bir yol vurucu vurdu." 

1408. ^Bedi: "Hoyle olunca, hen senin ma'svkun Heqilim] hen Hulgar' Aayim ve 
senin muradin ^Jiutudaiir." 

"Bulgar" Asya'da kutb-i §imali tarafmda vaki' bir §ehrin adidir ki, gecele- 
ri pek uzun olmakla karanligi ile miistehirdir. Eskiden Zu'1-Karneyn'in orala- 
ra kadar gittigi kiitub-i tefasfrde rivayet oiunur. "Kutu" dahi bir sehir ismi ol- 
dugu §arihler tarafindan gosterilmis, ise de, hangi kit'ada vaki' oldugu beyan 
olunmamistir. Eldeki Iugat kitablannda da bulamadim. Bulgar §ehrintn vazi- 
yeti karihesiyle halen ve vaziyyeten onun ziddi olan bir §ehrin ismi olmasi 
melhuzdur. isimleri tebeddiil etmis, olmasi ihtimaline binaen, zaman-i hazir- 
da bunlann hangi mevki'lerde kain oiduklan mechuldiir. "Ma'suk"tan murad 
Hak, "Bulgarian murad, renk ve suretten miinezzeh; ve "Kutu"dan murad, 
alem-i renk ve surettir. 

Ya'nf "Ey benim a§ikim olan salik, benim zatim renk ve suretden miinez- 
zehdir; senin muradin ise, alem-i renk ve suret olan halat-i asktir." 

1409. *Sen, hana ve henim haletime asiksin; ey delikanh, halet elite olmaz. 

"Evet, sen bana a§iksin ve benim askimdan miitevellid olan birtakim hal- 
lerin dahi asjkism. Halbuki bu halatm herbiri zail olan bir golgedir. Ben bakf- 
yim, binaenaleyh benim ile beraber, golgenin dahi a§ikism. Ey gene ve mub- 



<&? 



MESNEVl-1 §ERfF §ERHt / V. ClLT • MESNEVf-3 • 

tedf salik, bu hallerin hicbirisi elde kalmaz; golgelerin zail oldugu gibi, fani 
olup gider; ancak ben bakf kalinm." 

1410. xxr BmaenaIei/K senin matlvb-i kiillin hen deijilim. ^atnanda senin ipin 



[1416] 



cuz -i mafisudum. 



hsu&u 



"Sen benira a§kimdan mutevellid olan zevk ve halatin dahi a§iki olunca, 
senin kamilen ve kiilliyyen matlubun ben olmamis. olurum; belki ben §imdi- 
ki halde ve senin bu halinin icmde, senin kasd ve murad ettigin bir ciiz' olu- 
rum. Zira senin a§kin ve muradm iki hisseye aynlmi§tir. Bin" benim Zat'im- 
dir, digeri de zevk ve halattir. §u halde ben senin maksudunun ve muradinin 
bir cuz'u olurum." 

1411. nen ma §uk aegil, ma §ukanin eviyim; a§k naka uzerindedir, sandih 
iizerincle decjilclir" 

"Mademki hazirdaki zevk ve halat sana benim asfamdan dogmu§tur ve 
senin kalbin o zevk ve halata muallak kalmi§ ve onlan ma'suk ittihaz etmi§- 
tir, su halde ben, ma'sukun olmam; ancak senin ma'sukunun sakin oldugu 
bir hane ve bir oda olurum. Ve senin a§kin da nakd iizerine, ya'ni pe§in ve 
hazir olan zevk ve halat iizerine olur. Yoksa kendisinde bu ezvak ve halat 
miindemic olan sandik mesabesindeki Zat'una olmaz." 

Ma'lum olsun ki, ma'§uk-i hakiki olan Hakk'in zati ve sifati vardir. Salik 
Hakk'm a§ik-i zati olmakla beraber, tecelliyat-i sifatiyyesinin dahi a§iki olur. 
Bu tecelliyat munkati' oldugu vakit, zevki soner. Zira heniiz suret kaydindan 
kurtulamamis. ve bi-suret ve bf-renk olan Zat-i sirfin tamamiyle asjana ehliyet 
kesb edememi§tir. Onun zevki tecelliyat-i sifatiyye ve esmaiyye perdeleri ar- 
kasinda kalip, ma'sukuna kar§i, aglayip sizlamak hali icjndedir. Nitekim Ha- 
fiz §irazf (k.s.) salikin bu haline isaretle bir gazelinde §6yle buyurur: Beyit: 

"Bir bulbiilguzel renkli bir giil yapragim gagasmda tutardt. Ve o gtile malik ol- 
dugu halde latif naleler ederdi. Ona dedim ki: "Ayn-i vasl igindesin, bu nale ve 
feryad nedir?" Dedi ki: "Ma '§ukun cilvesi bizi bu i§de tuttu. " 



^^ 



AHMED AVNl KONUK 



1412. "uMa'suk odur ki o, yekta olur; senin muhiedan ve munlehan o olur.' 

"Sen ma'§uku iki ciiz'e ayirdm; halbuki ma'§uk boyle iki kat degil, bir kat 
olur. Ve onun munhasiran zati mahbub olur; yoksa ba§ka bir murada ve 
maksuda vasita oldugu icin mahbub olmaz. Binaenaleyh o ma'sjuk onde ve 
sonda, ibtidada ve intihada senin maksudun ve muradin olmak fcab eder. i§- 
te dogru bir a§k ve ma'§ukiyyet boyle olur." 

r > r* ^ J 1 ^-j* r* J&^ J^ J 1 ^ J& ^>J*T 

1413. Uahiaki onu bulasin, muniazir kalmvyasin. Uiera a§ikar, hem dahi sir 
olan o ola." 

"Ma'sukun kendini buldugun vakit, artik onun tecelliyat-i sifatiyye ve es- 
maiyyesinden mutehassil olacak olan ezvaka muntazir olmamahsin. Senin na- 
zannda meratib-i vucudun kaffesinde zahir ve batin olanm, ancak o ma'suk-i 
hakiki olan Hak'dan ibaret olmah." Nitekim ayet4 kerimede «ut «*j ^ tyy l^.u 
(Bakara, 2/115) ya'nf "Ne tarafa tevecciih ederseniz, hep Allah'in vechi ve 
zati vaki'dir" buyrulur. 

1414. *Dialin mevkufu elegit, ahvalin heyidir; ay ve yd, o mahin hendesi olur." 

"Ma'suk-i hakikinin zatini bulup, centf-i meratib-i viicudda, zahirde ve 
batinda O'nun vechini miisahede eden bir kamil, artik halffe-i Hak olur; ve 
birtakim hallerin te'siran altmda tevakkuf etmez; belki o hallerde tasarruf 
eden bir bey ve bir hakim olur. Artik o insan-i kamil, bu gibi hallerin bende- 
si degil, ancak ale'd-devam, mah-i hakikf olan Hakk'in bendesi olur; ve si- 
fat-i abdiyyeti He iftihar eder." Nitekim cenab-i Pfr efendimiz bu mertebenin 
zevkine aid olan su rubaflerini irad buyurmu§lardir: Rubai: 






{X$> o-Uj fX$> e-U) *JJ* eJjj ^ 



"Ben bende oldum, bende oldum, bende oldum. Ben senin hizmetine bas eg- 
mis bende oldum. Azid olan her bende mesrur olur; ben sana bende oldugum- 
dan dolayi mesrur oldum. " 



C^^> 



MESNEVM SERfF §ERHt / V. ClLT • MESNEVf-3 • 

xS" OU- lj l$— •*■ -Uly*j dy? &£ dl*j !j JU- X_y%. dy? 

1415. Soylediai vakit, hale emr eder; istediyi vakit, cisimleri can eder. 

Cenab-i Mevlana (r.a.) efendimiz zevk-i alflerine miisteniden bu beyt-i se- 
rifde, mur§id-i kamilin halini beyan buyururlar. Ya'nf "Boyle bir arif-i vasil ve 
mursjd-i kamil esna-yi irsadda halka soz soyledigi vakit, kendisine ahval-i 
aliyeden bir hal gelirse, o halin te'siri altinda maglub olmaz; bil'akis o hale 
emr edip, te'sirini izale buyurur ve yine halki ir§ada devam eder. Zira halffe-i 
Hak'dir ve ahvalin beyidir; ve eger isterse muridlerin cisimlerini bir nazar ile 
can ediverir ve onlarda nefsaniyetten eser bijakmaz." 

1416. LMiintehi olmaz ki o mevhufdur; muntazir oturnp hal arayici olur, 

Birtakim hallerin te'siri altinda tevakkuf edip, o halleri izaleye muktedir 
olamayan kimse, tarik-i Hakk'm nihayetine vasil olmus. bir kimse degildir; 
belki henuz yolun ortasindadir. Ve bu salik-i mutavassit, halin zuhuruna 
muntazir ve miiterakkib olarak oturmustar; ne gelen bir hali ref edebilir ve 
ne de istedigi bir hali celb edebilir; zira heniiz ahvalin beyi ve hakimi de- 
gildir. 

Burada bir sual varid olur, o da budur ki: "Pfran-i izam hazeratirun ba'zi- 
lanndan suridelikler zuhur ederdi ve ezciimle Hz. Mevlana (k.s.) meclis-i 
ekabirde sema' buyururlar ve halat-i acibe izhar ederlerdi. Nitekim tafsilati 
menakibda mezkurdur. Bu zevat-i kiram, bu ahval-i varidenin te'sfrati altin- 
da maglub degil midirler?" 

Bu sualin cevabi dikkat olunursa bu beyitlerde verilmistir. Filvaki' insan-i 
kamilde de birtakim ahval zuhur eder; fakat bu ahvaii, isterlerse onlar celb 
ederler, isterlerse izale edip sahve gelirler. Zira onlar ahvale mutasarnftirlar 
ve ahvalin beyidirler. Halkm muracaatmdan sikildiklan vakit, bir hal celb 
ederler ve bu hal icmde halka feyz bans ederler. Bununla beraber yine sahv 
iginde bulunuriar. Nitekim cenab-i Mevlana efendimiz, Menakib-i Sipehsa- 
lar'da beyan olundugu iizere, "Her ne hal icjnde olursam olayim, eger ben- 
den fetva almak icin, miiracaat eden olursa, men* etmeyin, bana getirin!" bu- 
yurmus olduklan cihetle, sema' esnasmda fetva isteyen oldugu vakit, kalem 
ve kagit getirirler; ve Hz. Pir efendimiz dahi, icab eden cevabi yazarlar idi. im- 
di eger halin maglubu olsalar idi, ilme ve tefekkiire miitevakkif olan bu fetva 
vermek kaziyyesine halen imkan olmaz idi. Menakib'da bu gibi vak'alar gok- 



C\gj(j£^3 



AHMED AVNt KONUK 

tur; velhasil insan-i kamil, bir hal icinde bulunsa dahi yine ehl-i temkfndir. 
Onlann bu hallerine bakip, ashab-i telvin zannedenler aldanirlar. 

1417. Onun eli Kaiin kimuasi olur; elini iahrik eier, hakir onun sar\io$u olur. 

Yukanda zikr olunan insan-i kamilin eli, halin l&myasi ya'nf iksiri olur. Ik- 
sir nasil bakin ve civayi altina tahvil ederse, o kamilin eli de gerek kendi nef- 
sindeki ve gerek murfdlermdeki halleri oylece tahvil eder. elini tahrik edin- 
ce, bakir gibi olan ahval-i siifliyye onun sarhosu olur. Nitekim cenab-i Pir 
efendimiz bir gazellerinde §6yle buyururlar: 

"Eya§iklar, ey a§iklar, ben topragi gevher yapanm. Ey mutribler, ey mutrib- 
ler, sizin deflerinizi altm dolu yapanm. " 

1418. Bcjer isierse oliim <U iaih olur; Aiken ve ne§hr, nereis ve nesrin olur. 

Boyle bir insan-i kamil eger isterse, nefislere aci gelen oliim, ona tatli olur. 
Nitekim Hz. Mevlana efendimiz halet-i nezi'de Azrail'i mu§ahede buyurduk- 
Ian vakit, soyle buyurmusjardir: Beytt: 

"Ey benim camm! Daha ileriye gel, daha ileriye gel! Ey benim Hz. Sultan 'imm 
kapismm hadimi!" 

Ve §eyh Sadreddfn-i Konevf hazretleri Nefehat-i llahiyye'sinde "Kamil, 

olumu kendi ihtiyanna mahsus* olan kimsedir; isterse oliir, isterse diri olur" 

buyurmusjardir. Nitekim Fenduddin-i Attar hazretlerinin sebeb-i ir§adi da 

§6yle olmustar: Cenab-i Feriduddfn dukkanlannda oturduklan bir sirada, bir 

dilenci gelip, "Allah nzasi icjn bir §ey ver!" demi§. Hz. Attar dahi "Inayet 

ola!" demi§. Fakir bu sdz iizerine durup Hz. Attar'a dikkatle bir bakmi§. Ce- 

nab-i Attar, bakmasinin sebebini sormu§, o da "Senin nasil olecegini dii§u- 

■ niiyorum" demi§. Hz. Attar dahi "Sen nasil oliirsen, ben de vaktim geldigi va- 

|ikit, 6yle oliirum" demi§. zat, "Sen benim oldiigum gibi olebilir misin?" de- 

jmi§. Hz. Attar "Tuhaf §ey! Senin oliimun baska midir?" deyince; o sail-i ka- 

Ttmil elindeki ke§kulumi basmin altina koyup "Allah!" diye bir na'ra vurmus, 



*$%?£> 



QSppr MESNEVt-1 §ERIF §ERHt / V. ClLT • MESNEVI-3 • 

ve teslfm-i run etmi§. Hz. Attar bu hali goriince pek ziyade miitegayyir olup 
diikkanini yagma ettirmis, ve tarik-i Hakk'a siiluk etmi§tir. Velhasil "Kamille- 
rin oniinde oliim bu suretle tatli olur ve istedikleri vakit olurler; ve har ve di- 
ken ya'ni tecelliyat-i kahriyye onlann oniinde nergis gigegi ve beyaz giil gi- 
bilatff olur," 

1419. ki, halin mevkufudur, ademidir; gah hal ile efzun ve gah noksanlik 
i$indedir. 

Ya'ni "Halin mevkufu ve maglubu olan kinase ademidir. Ya'ni heniiz si- 
fat-i be§eriyyeden kurtulmamishr. Gah be§eriyyet tcabi olan sifatin galebesiy- 
le noksanlik iginde olur ve gah ruhun icabi olan sifat yuzunden vaki' olan hal 
sebebiyle ziyade olur." 

1420. Sufi menalde dmul-vakt olur; fakat safi vakit ve halden fariqdir. 

[1426] J 'J J J v 

"Menal" yetismek ve nail olmak ma'nasinadir. Tarik-i Hak'da bir "sufT ve 
bir de "safi" i'tiban vardir. SufTnin tarik-i Hak'da yetistigi ve nail oldugu mer- 
tebe, "ibnii'l-vakt" olmasidir. Ve "vakt" istilahat-i sufiyyede abdin sun'u ol- 
maksizin kalbine mustevli olan bir haldir. "Kabz" ve "bast" kalbde olan si- 
kinti ve ferah gibi ahvalin vuka'unda suf! bunlan izaleye muktedir olamaz. 
Ve bu ahval, bir baba, oglunun iizerinde nasil hakim ve mutasarnf olursa, 
dylece hakim ve mutasarnf olur. Bu sebeble o sufiye "ibnii'l-vakt" veya "ib- 
nu'l-hal" derler. Ve sufT, bu halin geldigi vakit ve an iginde, o halin zebunu 
olur. "Ebu'1-vakt" ve "ebu'1-hal" olan kamil ise, vaktin ve halin zebunu de- 
gildir. Bir baba, oglu iizerinde nasil tasarruf ederse, o da o vakit ve hal iize- 
rinde oylece mutasarnf ve hakim olur. Isterse o vakit ve hali celb eder ve is- 
terse ref eder. SufTnin kalbinde sifat-i nefsaniyyenin bakayasi oldugundan, 
heniiz safi degildir; fakat kamilin kalbi bu sifat-i nefsaniyyeden safTdir. Beyit: 

Goniil Syfnesin suff eder isen eger safi 
Agihr sana bir kapi, ayan olur cemalullah 

1421. Dialler onun azim ve re'uine mevhufdur; onun cMesih aihi olan nefhin- 
den diridir. 



*#%&> 



AHMED AVNl KONUK 



Ahval-i muhtelifenin zuhuru, kalbi safi olan kamilin azmine ve re'yine 
mutevakkiftir; istedikleri vakit, istedikleri hali celb ederler, istedikleri vakit 
izale ederler. haller o kamilin, tsa-yi Mesih (a.s.)in nefesi gibi olan nefesin- 
den ve ufurmesinden diri olurlar ve zuhura gelirler. 

J 1 <s o* s..<y^ ^ j J* y ^ * J u ^ u 

1422, "Sen halin a§ikism, hana asik deflilsin; hal iimidi iizerine, benim uze~ 
rimde dolastrsin." 

"Ey yazdigi muhabbetnameyi huzurda okumaktan zevk alan a§ik! Sen 
halin a§ikisin ; hakikatte bana a§ik degilsin. Hale taa§sukundan ve hal zuhu- 
ru timfdinden dolayi, benim a§kimin etrannda dola§irsin." 

Bu beyt-i §erff her ne kadar kissadaki ma'§uk tarafindan, a§ika hitab ise 
de, Hak tarafindan abde ve halife-i Hak olan insan-i kamil tarafindan salike 
vaki* olan hitaba i§arettir. 

^ Jtf J^ >*** *=~~* >f ^ <r> r 5 " <° ^ ^ 

1423, *0 ki, bir dem nakis, bir clem kamil ola; Diald'in ma'buiu clegiUir, afil 
olur." 

Hal denilen §ey, devam edemeyip tebeddiil eder. Nitekim Ji*M & JU-i $? 
ya'nf "Halin devami muhal cinsindendir" denilmi§tir. Binaenaleyh "0 hal, bir 
zaman nakis ve gaib ve diger bir zaman kamil ve zahir oldugundan, HaltTin 
ve vefakar a§ikin sevip tapacagi bir §ey olamaz. Eger dyle bir ma'buda san- 
layim desen, elinden gider ve gaib olur. Nitekim Ibrahim Halilullah (a.s.) bi- 
dayette giine§i ve ayi ve yildizlan gordii; ve her birine ma'bud olacagi ihti- 
maliyle bakti; onlann gurubu iizerine '^i L>-i V (En'am, 6/76) ya'nf "Ben 
gurub edenleri sevmem;" binaenaleyh bunlar benim ma'budum ve ma'su- 
kum olamazlar", buyurdu. Kissasi Kur'an-i Kerim'de mezkurdur; buna dair 
olan izahat I. cildde "Halife'nin Leyla'yi gormesi" kissasinda getfi. 

1424, "Ue o ki afil ve gah o ve bu olur; dilber degildir; ben afilleri sevmem." 

"Ve o hal ki gurub eder ve tebeddiil edip, gah dyle ve boyle olur. haki- 
kf bir dilber ve ma'suk degildir. Ibrahim Halilullah hazretlerinin buyurdugu 
gibi i^i L»i V (En'am, 6/76) ya'nf "Ben gurub edenleri sevmem." 



*$$&> 



MESNEVI-I §ER1F §ERHl / V. ClLT • MESNEVt-3 • 



1425. "0 ki, $a/i ho§ ve yah naho$tur; hir zaman su ve hir dem aie§iir." 

"0 Ml ki, ba'zan inbisat gibi ho§ ve ba'zan inkibaz gibi nahostar; ve bir 
zaman su gibi batma letafet ve serinlik verir ve ba'zan da batmi ate§ gibi 
yakar." 

J fllfl ^j J-ib C-j JuiJ Ji oU ^i j -Lib <u gj 

1426. Styxn burcu olur, velakin ay degildir; pulun nak§i olur vefakai agah de- 
gildir. , 

Ya'nf "Boyle tebeddiil eden nailer, mah-i hakikihin zati degildir; belki o 
haller mah-i hakiki olan Hakk'm burcu mesabesinde bulunan sifat ve esma- 
simn muktezeyatidir; ve sifat ve esma icabi olan bu ahval-i muhtelife, putun 
nak§i .mesabesinde olur. Ve nakis. ise kendi a§ikimn asfondan haberdar ve 
agah degildir." Fakat mah-i hakiki olan Hak, zatimn a§iklanndan elbette ha- 
berdardir. Hie. "Habir" olan ma'§uk, bf-haber olan ma'§uka benzer mi? 

1427. CMademki sufi-i safa, i%n-x vakt oldu, vakti haha g'xhi siki tuimustur . 

Halden safa ve zevk bulan sufT, mademki ibn-i vakttir ve ahvalin te'sfra- 
ti altmda zebundur, o gelen hale mahal olan vakti, babasi gibi simsiki tutar 
ve o ahvalin zevkleriyle miitezevvik olur. 

. JU- ol5_j! jl £jl» j ^ ^1 J^lja j^p J> J^ o~* 

1428. jLii'l-Celal'in askvrun garki olan safulir; kimsenin ocjlu degildir; hdlin 
evkahndan farigdir. 

Fakat Zii'l-Celal olan Hakk'in zatimn a§kinda miistagrak olan kimsenin 
kalbinde sifat-i nefsaniyyeden asla bir bakiyye kalmamis. oldugundan, o kim- 
se safTdir. Binaenaleyh bende-i hass-i Huda'dir; hicbir halin maglubu degildir 
ve birtakim ahvale mahal olan vakitlerden farigdir. 

1429. ^ir nurun garktdir ki 0, "lem yuled"dir; "JZem yelid, lem yuled" 
UiaKk'tn sanidu. 



<*$%&> 



AHMED AVNf KONUK 



Sari olan zat, dyle bir nur-i vucudun garki olmu§tur ki, o vucud-i hakiki- 
nin mebdei ve men§ei yoktur. Ve hicbir kimseden dogmamisttr. Sure-i Ihlas-i 
§enfde bey an buyuruldugu uzere, dogurmamak ve dogrulmus, olmamak o 
vacibu'l-vucud olan Hak Teala hazretlerinin §amdir. 



#.eJjj \j ^Jus>xs tl~*J *J jj 



f, sJJj £ j>*j {J k^s- c&^r jj 



1430. Gger diri isen, git, boyle bir aski aral 'Ve yoksa muhtelij vaktin bendesisin. 

Eger diri ve bakilerden isen, git boyle bir a§ki ara ve zevki, boyle bir ask 
iginde bul; ve yoksa muhtelif hallerin mazrufu ve mahalli olan vaktin bende- 
si ve zebunu olursun. 



Jijy>- <~>jlk» J- 5 J <J-^ J"^ . 



J*y- ^y- 3 tL — j u~*> j 



JUl 



1431. Oiendinin firkin ve guzel naksina hakma; kendi askina ve matlvbuna 
bak! 

Ya'ni "Suretin ister guzel, ister girkin olsun, ona bakma! Neye a§iksin ve 
matlubun nedir, ona bak!" Zira insan suretten ibaret degildir. Onun ruhu ve 
ma'nasi vardir. A§k ve taleb onun suretine degil, ma'nasma taalluk eder. 
Eger ma'suku ve matlubu ulvi bir §ey ise, ma'nasinm ulviyyetine; ve eger 
suflf bir §ey ise, ma'nasimn dahi sufliyyetine alamettir. 

1432. Ona bakma ki, sen hakusin, ya zayijstn; ey serif sen kendi himmeiine 
bak! 

Ya'ru "Surette noksan a'za sahibi olmakla hakfr olduguna veya ma'lul bu- 
lunduguna ve fakfrii'l-ahval ye halk nazannda zelfl olduguna bakma; ancak 
senin ma'nan olan kasd ve himmetine bak, ey §erafet-i run sahibi!" 

1433. Sen oldugun her bir halde taleb et; ey kuru dudakli, daima su isiel 

Ey hakayik ve maarif-i ilahiyye suyuna susamis, olan kimse, herhangi bir 
I halde olursan ol, daima bu hakayik ve maarif-i rabbaniyye suyunu iste. 

J-»j tux* j*» ji j>X> £ jjo ^» i^y c^Ju>- t_J Ols 

yi434. 2Xra senin o kuru dudagvn sdhidlik verir ki, sonunda menba basina erisir. 



<™ga 



MESNEVI-1 §ERlF §ERHt / V. ClLT • MESNEVf-3 • 

"Menba* ba§i"ndan murad, insan-i kamildir. Zira senin o hakayik-i ilahiy- 
ye ve esrar-i rabbaniyyeye susamishgin, sonunda senin o ab-i hakayikin ge§- 
me ba§i olan insan-i kamilin huzuruna vasil olacagina sehadet eder, 

1435. ^Dudak kurulufju sudan bir haberdir ki, bu xzhrab yakinen seni suya §r 
tirir. 

Dudak kurulugu, suya olan ihtiyaci haber veren bir haldir ki, bu ihtiyag 
iginde vaki' olan garpinmak, muhakkak seni su basma getirir. "Be-ma" daki 
"ma" Arabf oldugu takdirde, su ma'nasina,- ve Farisf oldugu takdfrde "biz" 
ma'nasinadir. Binaenaleyh bu kelimede bir cinas vardir ki, sudan murad in- 
san-i kamil olduguna ve zaman-i Pirde, insan-i kamil kendileri oldugundan 
"be-ma" [: bize] ta'biriyle, huzur-i §enflerine i§aret buyurulmus, olur. 



1436. 2Xra bu talebkarlik mubareh harekeitir; bu taleb Diak yolunda muni' ol- 
durucudur. 

1437. ^u taleb senin matlublannin anahtaruhr. Hiu senin askerin ve nusreiin 
ve hayragindir. 

1438. ^Bu taleb sayhada hir horoz gibidir; sabah geliyor diye nam vurur. 

Kisjnin bu batindaki talebi, matluba vustil sabahi geliyor, diye oten bir ho- 
roz gibidir. 

1439. Dier ne kaetar senin aletin yok ise de, sen iste; Ulab yolunda alete hacet 
yoktur. 

"Alef'den murad, ilim ve amel ve vesaildir. Ya'ni "Ey kimse, her ne kadar 
senin ibadat ve taattan hayirli amellerin ve kitablara yazilmis. olan ulum-i ila- 
hiyyeyi okuyup anhyabilecek derecede de ilmin ve vesail-i tahsiliyyen yok 
ise de, yine sen Hakk'i taleb et; zfra Hak yolunda bu gibi alat ve vesaile ih- 



<^^> 



AHMED AVNl KONUK 



tiyag yoktur." Nice ilimsiz ve amelsiz kimseler hakkinda, mahza kalblerinde- 
ki arzu ve talebe binaen, eltaf-i ilahiyye ibzal buyurulmustar. 



;ljul 



r* y^ y J^ y y >- 



,» »t 



s~i (J* j&&> j*\/ J* 



1440. By ogul, her kimi talebkar aorur isen, onun yari ol, meyli onun uzerine 



[1446] 



at! 



"Ser endahten" meyl etmek demektir; ve "ser" burada meyil ve arzu 
ma'nasinadir. Ya'ni "Hakk'i ve Hak yolunu isteyen kimseyi gorur isen, ona 
dost ol ve onunla musahabet et; ve meylini onun oniine at!" 

c^ ^JIp OUIp J^ jj5 iSj* v 1 ^ ^^ Jyr f 

1441. jLua ialiblerin civdnndan talib olursun; yalMerin sayesinden, fl&lib olursun. 

Zira talib-i Hak olanlar ile miicaveret ve musahabetin sebebiyle, nihayet 
sen de Hakk'in talibi olursun ve ondaki derd-i taleb, sana da sirayet eder. Ni- 
tekim ayet-i kerfmede bu ma'naya binaen j*>i*ti ^ \yf (Tovbe, 9/119) 
ya'ni "Sadiklar ile beraber olun" buyurulur. Ve'galiblerin sayesine iltica eden 
kimselerin dahi, o sayede gaiib oldugu, alem-i surette daima meshuddur. 

1442. 6ger bir kannca Silleymanlih. isieii ise, onun ialebine aevsek gev$eh 
hakma! 

Ankaravi hazretleri "Suleymam" deki "ya"yi masdariyyet ma'nasina alip 
"Suleymanhk" ma'nasim vermi§tir. Hind §arihleri bu "ya"ya "ya-yi ta'zim" 
ma'nasmi vermisterdir. 

Ya'ni, "Eger hakir olan big kannca Siileyman-i azimi istedi ise, sen, ey ka- 
nnca Suleyman kirn, sen kirn? diye onun bu talebine gev§ek gev§ek, ya'ni 
nazar-i nakaretle bakma!" demek olur. Ve "Siileyman-i azim"den murad, 
Zu'1-Celal olan Hak Teala hazretleridir. 

1443. Sen maldan ve san'altan her ne tuiarsan, evveli taleb ve enclise decjil mi&ir? 

Talebden ve arzudan ne cikar deme; dikkat et, sen mal ve san'at cinsin- 
den her neye malik isen onlara malikiyyetin eweli, taleb ve diisunce degil 
midir? Hie. dusunmedigin ve taleb etmedigin bir §ey ale'l-kaide eline girmez; 



*&!&> 



MESNEVl-1 §ERfF §ERHl / V. ClLT • MESNEVI-3 • 

girse bile pek nadir ve istisna olur; istisna ise kaide de|ildir. Binaenaleyh ta- 
ieb-i Hak dahi bu kaideye tabi'dir. 

jjj j i_~£ ^tiLJI <JLp jjli jl^p ji <tf ^j^^-i. Ol c-jI^o- 

Davud (a.s.)in zamamnda, gece ve gftndiiz "Bana me§akkatsiz 
helal nzik ver!" diye dua eden bir §ahsm hikayesidir 



1444. hir kimse ^Bavud-i nebi ahciinde, her alim nezdinde ve her gabinin 
onvinae, 

s s J' ^jjj £j ^ JjJ ^ ^ r b >J> ^ ^ ^ 

1445. ^Daim hu duayi eder&i ki: "By Utu&a, hana xahmetsiz hir servet hah§ 
et!" 

1446. " (Jliaclemki heni hir ienbel, hir zahm yiyici, hir gev§ek hareketli hir ten- 
hel yarathn!" 

"Kahil" tenbel, "munbil" keza tenbel ma'nalannadtr. Ya'ni, "Ya Rab, ma- 
dem beni tab'an bir tenbel, hem de her cihetden darb yiyici ve gev§ek hare- 
ketli bir tenbel yarattin." 

.ilfi j\j£ b\j~»\ _j '<_— >\ jb i\j* ^ i J^>j C-io d\j>~ j> 

\AA7. (Jviurdisiz clan arkasi yamali e§ekler uzerine. atlartn ve kahrlann yu- 
kiinii hoymak kahil degildir." 

Ya'ni "Qahsmak gibi agir bir yiikii, benim gibi bir tenbel uzerine koymak, 
muvafik olmaz." 



<^^> 



AHMED AVNl KONUK 

1448. x By £}ani! uMademki beni tenbel yarathn, rtzhimi da tenbellik yolun- 
dan veri" 

"Miiir zengin ve gani ma'nasmadir ve murad Hak'dir. 

1449. ir Ben ienbelim, vucudda qolaede uyurum; bu fazl ve cudun sayesinde 
uyurwn." 

"Ben tab'an tenbel yaratilmi§ oldugum icm, bu viicud-i izaff aleminde, se- 
nin viicud-i hakikinin golgesinde uyurum. Senin o vucud-i hakikinin bu fazl 
ve cudu sayesinde uyurum. Ve sa'y ve ictihad hareketinden farig bulunurum." 

1450. y £\ncak tenbeller ve golaede uyuyanlar icin, sen baska bir nevi' nzih 
[1456] // 

yazmissitt. 

"Tab'an kendilerine gali§mak ve esbaba te§ebbiis etmek zor gelen ve se- 
nin lutfunun sayesinde uyuyan tenbeller igin, sen ba§ka bir nevi' nzik yaz- 
mi§sin; zfra her bir kulun omrunii ve ya§amasma lazim olan nzkini takdir bu- 
yurdun. £ahsanlara bu nzik esbab yolundan gelir; cah§mayanlara da mukad- 
der olan bu nzik ba§ka bir nevi'dir ve baska bir yollardan gelir." 



Is jj-Ji cf ^— s 1 k S f j* 



iSjJj ^.yr C— *b, \f j» 



1451. v I7ier himin ayafyi varsa, bir nzik arar; her kimin ayacji ychsa, merha- 
met et!" 

i — 

us*j j* <Jj~* Oljl/ \j y\ jij*- Jl <jy~> «l>lj ^ tj Jjj 

1452. "ZRizhi, o flamlimn tarafina siir; her zeminin tarafina buluiu yafldu f ." 

"Rizki, tenbellik garni ile mahzun olan o kimsenin tarafina sevk et ve arz 
gibi muncemid ve bf-hareket olan her bir tenbelin tarafina kerem bulutunu 
yagdir." 

y j* j^ lSj~^ *^L> b j\ y *j*~ - j -- , ^j ^ i>*J ^>yt 

1453. Zeminin ayacji olmadigi icin, senin cudun onun tarafina buluiu iki kat 



*$%&> 



MESNEVf-1 §ERfF §ERHt / V. CtLT • MESNEVf-3 • 

"Nitekim muncemid olan arzm hareketi olmadigt igin, susuzluktan kupku- 
ru bir hale gelmis, olan o arz tarafina senin cud ve keremin yagmur bulutla- 
nm iki kat olarak sevk eder." 

1454. "Qocutjiin ayayi olmadtyi i$in, onun anast gelir ve onun ba§ina vazije 
doker." 

"Nitekim yuriimekten aciz olan bir gocugun anasi, onun ayagina gelip su- 
tiinu verir." 

1455. wr Ben ansizm, zahmetsiz bir nzik isterim; zxra henim ialebden ba§ka 
sa'yim yokiur." 

'* <J*^° ^ V~^ "^* S-^ S- 5, ^ JJJ ^ O^ ^ li* J^ J^ 

1456. 'TJirpofc muddei, giindiizden geceye, gece, butun gece ka§luk vaktine kadar 
bu duayi ederdi. 

tenbel adam, gece ve giinduz la-yenkati' bu duayi ederdi; ve bu duadan 
baska higbir i§i ve sa'yi yok idi. 

J 1 J^ J. J t^ U f-k -* ->* ^ ■* ^-^ ^ ^ 

1457. Dialk onun sozune, onun ham iama'ligina ve miicahedesine giilerler idi. 

kimse, bu dualanni herkesin oniinde de izhar ettiginden, halk onun bu 
kahilane sozlerine ve onun tama'inin cjgligine ve bu duadaki miicahedesine 
ve isranna giilerler idi de derlerdi: 

1458. Oii, "Slcaib! *i?u gev$ek sakalli ne &'6yliiyor; yakud ona birisi bi-husluk 
esranni vermi§tir?" 

Ki "Acib §ey! Bu gev§ek sakalli, ya'ni ahmak ne soyluyor; yahut ona bi- 
risi aklina su'-i te'sir edecek esrar mi igirmi§tir?" 

1459. \Rizrk yolu, kazanc ve zahmet ve mesakkattir; her bir kimseye bir 
san'at ve bir taleb verdi." 



c £p= 



AHMED AVNl KONUK 



Halk derlerdi ki: "Rizik yolu, kazanc. ve zahmet ve mesakkat yoludur; zi- 
ra tahsil-i nzk hususunda Hak Teala hazretleri her bir kimseye bir san'at ve 
birtaleb vermi§tir." 



($i\J ja 0U»jVl Ijli-ilj 



\^C\jS\jj^\^\ 



1460. Brzakx, sebeblerde ialeb ediniz; vatanlara kapilanndan qiriniz. 
[14661 r " 

"Erzak-i ilahiyyeyi, esbaba tesebbiis suretiyle isteyiniz. i^iy ^ o^Ji iyi j 
(Bakara, 2/189) Ya'ni "Evlere kapilanndan giriniz" ayet-i kerimesi mucibin- 
ce, sakin olacaginiz mahallere kapilanndan giriniz." 



1461. "t$a/i ve sultan ve Diakk'tn resulii, simdi zu-fiinun olan ^Dauui nebtdir." 

tenbelin duasini duyan muhitindeki kimseler dediler ki: "Bu zamanda 
zahirde batinda hiikum sahibi zu-fiinun olan Davud (a.s.)dir." 

1462. "Orula olan boyle bir izzel ve bir ndz ile ki, clostun inayetleri onu tuft- 
hab etmistir." 

"Hakk'm inayetleri o Davud (a.s.)i intihab ve ihtiyar ederek. ona bir izzet 
ve bir naz bans, etmistir." 

iJu> jJjl SJl* ( Jijii^j 7T y iJs- ^j> j jlw ^ ^jiJlj^ix^ 

1463. "Onun mudzeleri sayisiz ve adedsizdir; onun bahsayisinin dalgasi, me- 
ded i$inde mededdir." 

"Ve o Davud (a.s.)in mu'cizeleri pek goktur ve onun ata-yi sun ve ma'ne- 
visinin miitevali dalgalan kullara yardim iginde yardimdir." 

dj£j\ 0_y>wJh jljl iJL~»>Xi ^ dy^ \i f*\ j iy>- tj L ^S' gs* 

1464. "Sddem'den simdiye kadar muhakkak hi$ir kimseye ercjanun aibi sada 
ne vakil olmuslur?" 

"Erganun" ve "Ergan" bir calginin ismidir. Eflatun tarafindan ihtira' olun- 
; dugu rivayet olunur. Ya'ni "Hz. Davud'un mu'cizatindan olmak iizere sesi 
i pek ziyade latif ve muessir idi; ve onun zamanina kadar giizel sesli insanlar 



°m>? 



MESNEVf-1 §ERtF §ERHl / V. ClLT • MESNEVl-3 • 

gelmis, ise de, giizel sesin kemali o hazrette miitecelli olmus. idi. Ve o kemal 
ondan evvel devr-i Adem'den beri kimseden zahir olmami§ idi." 

1465. "Dti her hir va'zinda, onun aiizel sesi, iki yiiz adami oldururdu, yok 
ederdi." 

1466. O zaman arslan ve ahu, hu ondan mujjfel olarak onun va'zina to-planir- 
lar idi. 

"Davud (a.s.) va'za basjadigi zaman birbirine muhalif olan hayvanat, bir- 
birinin vucudundan gafil bir halde toplamrlar. Ve tab'an arslan ahuyu parga- 
lamak laztm gelirken, giizel sadanin te'sfriyle mest oldugu igin, ahunun vii- 
cudundan asla haberdar olamaz idi." Sada-yi latifin zi-ruh uzerindeki te'sfra- 
ti zahirdir. 

1467. \Da*j/ar ve huslar onun nefesine hem-avaz olup, her ikisi da' vet vaktin- 
de onun mahremi idiler. 

"Resail" "resiT'in cem'idir. "Resil" burada, hem-zeban ve hem-avaz 
ma'nasinadir. Bu beyt-i §enfde sure-i Sebe'de vaki' JU- C Vui il* ijb £\°jA ] 
loi-i J ufj 'Jyf, 'Z. ^J (Sebe ! , 34/10) ya'nf "Muhakkak biz Davud'a indimiz- 
den bir fazl verdik; dedik ki, ey daglar ve kusjar onunla hem-avaz olunuz. Ve 
biz onun igin demiri yumu§attik" ayet-i kerimesine i§aret buyumlur. Ya'ni 
"Davud (a.s.) in giizel sesi ile vaki' olan miinacatinda, daglar sadasini tekrar 
eder; ve kusjar civildar ve cemadat ve hayvanat kendi isti'dadlan dairesinde 
muvafakat ederler idi; ve onun tesbih ve ezkannin mahremi olurlar idi." 



Ol^- j* j otf*- ^-J^ijj jy C;\y**A \jj\ j* jiO^- -W> 



J^ 



1468. HZu ve yiiz hu kadar onun mu'cizeleri var; onun yiiziiniin nuru cihetler 
i$inde hi-cihaihr. 

Onun bu zikr ettigimiz mu'cizati ve bu zikr ettigimizin yiiz misli harikala- 
n vardir. hazretin vech-i zahirinin nuru her ne kadar alem-i taayyiinde 
me§hud olmakta ise de, hadd-i zatmda cihetlerden mimezzeh olan Hakk'in 



C ^P^ 



AHMED AVNI KONUK 



nurudur; zira Davud (a.s.)da hilafet-i Hak zahir idi. Nitekim ayet-i kerimede 
jJy)S°\ j alu iildult- w ijb \t (Sad, 38/26) ya'ni "Ya Davud biz seni yeryuziin- 
de halife yaptik" buyurulur. 



j^r j C~-^»- j JJl 4£~j JJ*L ai^S 



j\ Uj_)j ^ Oi& "^ * Ij 



1469. ^iifitn feu iemkin ile beraber Diu&a onun nzkini ciist ii cuya hacjh eimi§ 
ol&u. 

"Temkin" mekan vennek ve mertebe tahsis etmek ma'nasinadir. Ya'ni 
"Hak Teala hazretleri Davud (a.s.) a boyle bir mertebe-i kemal ihsan buyur- 
mu§ iken, onun nzkini ciist ii cuya ya'ni esbaba te§ebbiise bagli etmis, oldu." 



J^.jjj^ «■** l* JjIJ ,yi 



J*OjJ Llfj J l^ 6 JJ <J 



1470. Onun hiitiin hu zaferi ile heraber. zirh ctokumaksizin ve hir zahmetsiz 
onun rizki aelmez tax. 

Onun bu derece inayet-i Hakk'a nailiyetteki zaferiyle beraber, demiri elin- 
de yumusatip, halka yapar ve o halkalan birbirine gegirip muharebede arka- 
ya giyilmek iizere, zirh orer ve bu zirhli demir gomlegi satip, onunla taayyiis, 
buyunir idi. Binaenaleyh onun nzki da boyle bir zahmetle eline girer idi. 

Ankaravi hazretleri Tefsfr-i Medarik'den naklen §u menkabeyi beyan bu- 
yururlar: "Davud (a.s.) her gun tebdil-i §ekl edip, miitenekkiren halk arasin- 
da dola§ir ve "Davud'un emr-i idaresini nasil bilirsiniz?" diye sorar; ve onlar 
da beyan-i memnuniyyet ederler imi§. Cenab-i Hak adem suretinde iki melek 
gondermi§. Davud (a.s.) adet-i seniyyeleri vechi ile bunlara da oyle bir sual 
sormu§. Onlar cevaben demisjer ki: "Eger Davud gerek kendisi ve gerek lya- 

■ Ii nziklanni beytu'l-malden yememi§ olsalar idi, ne giizel adam olurdu!" de- 
mister. Bunun iizerine Hz. Davud Cenab-i Hak'dan, kendisini beytu'l-malden 
mustagnf edecek bir sebeb taleb etmis, ve Hak Teala hazretleri dahi, demiri 

I yumu§atip, zirh yapmayi ihsan eylemi§tir. 



s.eJjlj dj^jf jji eJLO <\j\^- 



s-i^UU fj^j J Jj-^f ilO^V^ 



1 1471. Hoyle mohzul ve arkada kalmi§ adz, evi kokmw? hir felecjin kovulmu§u 
olan sefil! 

11472. I^oyle heSbaht, ticaretsiz acele etegini kdrdan doldurmak istiyor. 



°<mg> 



MESNEVf-1 SERIF §ERHl / V. CtLT • MESNEVf-3 



1473. nZoyle bir ahmak, felegin iizerine merdivensiz $ikayim diye ortaya j 

1474. HSU ona istihza ile derdi ki: "Diaydi iut ki, sana bir nzik eristi ve muj- 
deci geldi!" 

Onun bu duasim dinleyenlerden birisi, istihza tarikiyla: "Haydi git, durma 
yakalasana! Bir nzik eri§ti ve bu nzkin mujdecisi geldi!" derdi. 

1475. T/e o ^iiiup: "By fcot/im reisi, buldugun hediyeden bize de ver!" derdi. 

Yukanki beyitte olan "kufte§" kelimesinin bu beyite de merbutiyyeti var- 
dir. Ya'ni bu iki beytin hulasasi budur ki: "0 tenbel sahsin duasim i§itenler- 
den birisi, "Haydi ko§, sana nzik ve mujdeci geldi!" ve diger birisi de, "Ey ma- 
hallenin ve koyiin reisi, su aldigin hediyeden bize de ver!" derdi; ve onunla 
boylece alay ederlerdi." 

1476. Oj adamlann bu iesniinden ve istihzasmdan, duadan ve yaliahlanmadan 
eksih eimezdi. 

tenbel sahis, herkes boyle kendisiyle istihza ettigi halde, bad-i hava 
[=bedava] nzik duasindan ve Hakk'a niyazdan ve yaltaklanmaktan asla 
vazgegmez idi. 

1477. Ta ki o bos zenbilden veynir arar diye, sehir i$inde ma'ruj ve meshur 
oldu. 

tenbel adam bu duasindan hig vazgegmedi; nihayet "Bos, zenbilin igin- 
de peynir arayan bir adarftdir" diye halk arasinda ve §ehirde ma'ruf ve mes- 
hur oldu. 

1478. O dilenci hum iama'ltkta mesel oldu; o, bu arzudan cuda cjelmedi. 



AHMED AVNl KONUK "^39 

tenbel adam darb-i mesel haline geldigi halde bile, zahmetsiz nzik tale- 
bine muteallik olan rminacatindan aynlmadi. 



f^LJI <uLp ^1 Jtf ^-U-U eJLuT leo OU-^U j* _jlT OJjjj 

ilhah ile dua edicinin evine okiiziin ko§masi, Nebi (a.s.) "Muhakkak 

Allah Teala duada ilhah edenleri sever" buyurdu; zira Hak Teala'dan 

ilhah icmde istemenin aym, isteyiciye, ondan istedigi §eyden iyidir 

1479. Ta ki bir gun ansizm ku§luk vaktinde, ah u zar ile hu dudyi ediyordu: 

1480. S^nsxzxn onun evine hir okuz kosiu; bovnuz vurdu, baqi ve kilidi kudu 
[I486] r*a a 

tenbelin duasi esnasinda onun evine dogru bir okuz ko§tu ve kapisma 
[ boynuz vurdu; kapimn bagmi ve kilidini kirdi. 

1481. Oiiistah okuz o eve sigradi; adam ftrladt ve onun auaklartni bagladi. 
"Kavaim" insanin ve hayvamn eline ve ayagina derler. 

OU1 ^ J.L* ^ ^y ^ JUj oTo^ jlf <_$^lf ^ 

1482. Dmdi o zaman tevakkufsuz, ieemmuhuz, amansiz okiiziin bogazini kesti. 

1483. Uaktaki onun ba§im kesix, kasav tarajvna flitti, tdkio demde acele onun 
derisini yiize. 



G £P 3 



MESNEVf-t §ERIF §ERHl / V. ClLT • MESNEVI-3 • 

Nazm edicinin dziir soylemesi ve onun yardim istemesi 



cy) fW j? ,y ^^" &y? 



J^ dj^A Ojji ^U?Uj ij\ 



1484. 6y cenin gibi iakaza ed-ici derun, mademki hunun Umammi iahiza edi- 
yorsu.nl 

Bu bahisde "nazm edici"den murad, cenab-i Pir efendimizin zat-i §erffleri- 
dir. Bu Mesnevi-i $eriTm teshfl-i nazmi icjn Cenab-i Hak'dan yardim niyaz 
ederler. "Takaza-ger" arzu gosterici demektir. Bundan evvelki kissada, zah- 
metsiz nzik niyaz eden tenbelin nzki olan dkuz duada ve niyazda tsran tize- 
rine, evinin kapismi kinp, ayagina gelmis, idi. Hz. Pir efendimizin batin-i §e- 
riflerinde de bu Mesnevi-i §enTm alem-i zuhura gelmesi arzusu bulundugun- 
dan, onlar da nazm-i Mesnevi nin kolayca itmami icm Cenab-i Hakk'a mii- 
nacat edip buyururlar ki: "Ey ana kammdaki cemnin alem-i zuhura gelmesi- 
ni istemesi gibi, bu Mesnevf-i §enfm meydana gelmesini takaza edici olan 
batin, mademki bu Mesnevf nin itmamim takaza ediyorsun." 



<u* U j> L$j \j UjplaJ b" 



O J-»y \£ oj d^J* J*~> 



1485. Oiolay ya-p, yol poster, tevfik ver! ^ahui iakaziiyi htrak, hizim uzerimi- 
• kov" 1 " 1 



ze - 



oyn 



Mesnevi-i §enTm zuhuru, cenab-i Pir efendimizin batin-i §eriflerinin 
takazasidir. Miinacatlannda batm-i latiflerine hitabin vechi budur ki: lnsan-i 
kamilin batini, mazhar-i ism-i Zat'dir. Ve Hakk'in ism-i Zat'i, cami'-i cemf-i 
esma ve sifatdir. Binaenaleyh onlann batinlannda hasil olan irade, Hakk'in 
iradesi olur; bu hal, makam-i ittihadin icabidir. Nitekim bu ma'naya i§areten 
sultanul-arifin Bayezid-i Bistami hazretleri (k.s.) §6yle buyururlar: "Otuz yil 
vardir ki, Hak buyurdu, ben onu yaptim; §imdi otuz yil var ki, ben soylerim 
Hak onu yapar." Ve cenab-i Pir efendimizin kirk sene hizmet-i alilerinde bu- 
lunan Fendun ibn Ahmed Sipehsalar hazretleri bu kelami §6yle fzah buyurur- 



*£P? 



AHMED AVNl KONUK 



lar-. "Zira mebadi-i siilukde heniiz onun iradesi, irade-i Hak'da miistehlek de- 
gil idi; otuz yil kendi nefsini, Hakk'in evamir ve nevahisine mutavaata sevk 
etti. Ve otuz yildan sonra, onun iradesi, irade-i Hak'da fani oldu ve onda 
Hakk'in iradesinden ba§ka irade kalmadi; ve ondan ancak Hakk'in diledigi 
sadir olur; ve onun diledigi, ancak Hakk'in buyrugudur. Mesela bir kimse de- 
nize du§se, onun hareketi mevcud oldukca, eli ve ayagi, denizin hareketi hi- 
lafinda girpinir; tamamiyle gark olup, higbir hareket kalmayinca, ondan son- 
ra onun hareketinin hiikrnu, denizin hareketidir. Ve Hz. Mevlana efendimiz 
bu ma'nada Afes/iev/lerinde §oyle buyururlar: 



•^j <f u -j j j iX> 'j >y- j j 






Nazmen tercume: Ab-i derya olixyii yiizde tutar 

Did du§se denize, ka'ra batar 
Kalmasa vasf-i be§erden asar 
Ba§ma kor seni bahr~i esrar 

Binaenaleyh eger bir kamilden bu halde, bu ma'naya dair bir soz sadir 
olursa, Hak'dan sadir olmu§ olur." 

Bu izahattan anla§ildigi uzere Hz. Ptr'in batin-i §erifleri Hak olup, Bu Mes- 
nev?mn zuhuru da ind-i Hak'da matlub oldugundan, cenab-i Mevlana (k.s.) 
Hak olan batinlanna hitaben "Bu Mesnevf nin nazmini kolay yap, kullannin ir- 
§adi igin yol goster, muvaffakiyyet ihsan et; yahud bu irade-i ilahiyyeyi ref ey- 
le, bizim uzerimize bu yukii yiikletme. * U all V I LD V '_, C, (Bakara, 2/286) 
ya'ni "Ey bizim Rabb'imiz takatimiz olniayan §eyi bize yukleme!" buyururlar. 

I486, tjvlaclemki mujlisten alhn takaza ediyorsun, ey £}ani olan §ah, aizlide 
(dim bacfi§la! 

Mademki miiflis olan bu vticud-i be§erden, altin gibi olan maarif ve 
|hakayik-i ilahiyyeni taleb ediyorsun, ey Gam olan §ah-i hakikf, gizlide ve ba- 
ll ttnda o muflise, o istedigin altini yine sen ihsan et! 



Jei j> Jo\ aT ijb ^ 6j*j j^m j f Li aJM j jjii y ^ 

11487. Sensiz §am ve seher, nazim ve kafiye, ne vakit mecdl tutar ki, nazara 
yeisin? 



a »* B 



MESNEVI-t §ERfF §ERHt / V. ClLT • MESNEVf-3 



tlahi nazim ve kafiye kisvesiyle mutecellf olan dahi sensin. Binaenaleyh| 
ak§am ve sabah soyledigim bu Mesnevf-i §eriftn nazminin ve kafiyesinin, ; 
sensiz nazar-i kalb ve akla gelmege mecali ve takati var midir? 

1488. By £%lim! V^azim ve tecnis ve kafiyeler, korkudan senin emrinln ben- 
iesiciirler. 

"Ters" ve "bim" korku ma'nasma olup, kelimat-i muteradifedendir. "Na- 
zim" kendisinde vezin ve kafiye mu'teber olan nutuk ve ibaredir; "§iir" dahi 
derler. "Tecnis" muhassenat-i kelamiyyeden olup, lafzan birbirine mu§abih 
ve mucanis ve ma'nen mugayir olan lafizlan bir fikrada zikir ve cem' etme- 
ge derler. Bunun da enva'i vardir. "Cinas-i tarn", "cinas-i nakis" ve "cinas-i 
miinharif ' ve "cinas-i lahik" ve "cinas-i kalbf'dir. Bunlann hepsi bu Mesne- 
vf-i$erifde geger. Burada her birerlerinin ta'rifati uzun ve maksaddan tebaud 
edilmis. olur. "Kafiye" ebyat ve es/ann ahirlerinde tekerrurii lazim gelen hu- 
ruf-i ahirenin harekat ve sekenatinda, ittihad ve ittifakma derler. Bunun da 
"kafiye-i miicerrede", "kafiye-i miirekkebe", "kafiye-i mureddefe" olmak 
iizere nevi'leri vardir. 

"Ey Alfm olan Allah 'im! Nazim ve sanayi'-i sTriyyeden olan tecnis ve 
kafiyeler, korkudan senin emrinin bendesidirler. Zuhurlanna emrin taalluk 
edince, hepsi korkudan lerzan olup alem-i surete ko§arlar." 

*J Jss* is! J jJ ^ ^ h J*7 J* **>£ <^~"" ^JPT 

1489. Uakiaki her seyi iemyizli ve iemyizsiz olan zaix tesbih edici etiin, 

Vaktaki temyfz sahibi olan melaike ve cin ve insan gibi mahlukatim ve te- 
meyyiiz sahibi olmayan cemadat ve nebatat ve hayvanati £-~> Vi ^ j* 01 j 
«ju1v {lsra\ 17/44) ya'ni "Hakk'i hamd ile tesbih etmeyen hicbi'r* §ey yok- 
Hir" ayet-i kerimesinde beyan buyurdugun vecihle, tesbih edici yaptin, 



■ ^ ^ ^ J 1 *- jj J* -*o 



1490. Dier biri haska bir nevi' iizere tesbih souler: onun halinden bu habersizAir. 

[1496] ° 

Bu mahlukatin her birisi ba§ka turlii tesbih ederler. Kimi lisan-i kal ile ve 
kimi lisan-i hal ve istfdad ile Hakk'i tenzih eder. Bununla beraber, lisan-i kal 
ile tenzih eden insanlann, lisan-i hal ile tenzih eden mahlukatin tesbihinden 
habersizdir. 



G £p J3 



AHMED AVNl KONUK 



^Lu-jl oijLp jJui jU^>- l>Ij 



jL*^- 7t~~*J j ^Sw« ^i' 



1491. J4demi, cemadm lesbihini miinkirdir, halbuki o cetnad fbarelerde iisiaddu. 

Cemadatin tesbihi hakkindaki izahat [1006-1022] numarah beyt-i §erif- 
lerin fzahinda gegti. 

1492. Ik/ki yetmi§ iki milletin her bin, §ek icinde birbirinden habersizdir. 

Insan, cemadatin ve nebatatm ve hayvanatin hemcinsi olmadigindan, on- 
lann tesbihlerinden ve Hakk'i tenzihlerinden bi-haberdirler; belki yekdigeri- 
nin hemcinsi olan yetmis, iki millete mensub insanlar bile, §ek iginde birbirin- 
den habersizlerdir; ve her bir milletin kendisine mahsus olan bir tarzda Hakk'i 
tenzih ve tesbih ettiginde §ek ve §iibhe ederler. 

1493. uMademki iki nahk birbirinin hdlinden ayah degildir, duvar ve kapt na- 
sil olur? 

Mademki nutuklan vasitasiyla birbirine hallerini anlatmaga muktedir olan 
insanlar bile, birbirinin hallerine vakif degildirler; su halde insanlar, duvann 
ve kapinin; veyahud duvar, kapinin tesbih ve tenzihine nasil muttali' olur? 

1494. CMademki ben nahkin iesbihinden gafilim, samit olan tesbihi kalhim na- 
sil bilu? 

Mademki ben, benim i'tikadima muhalif ve benim gibi natik olan bir in- 
sarun tesbihinden gafilim; ve ohu Hakk'i tesbih ve tenzih etmez zannederim 
ve bu zannim iizerine onu inkar ederim,* §u halde samit olan ve zahirde na- 
tik olmayan bir mahlukun tesbihini kalbim nasil idrak eder? 



^L* jJ Ol -*-> \jij?r C~-v* 



^U ^jjw^jXi 



h <J*" 



1495. Sunni icin hususi bir iesbih vardu; Cebri vein de gurizgahda onun ziddi 
vardtr. 

"Menas" giirizgah ve kagip kurtulacak mahal demektir. Ya'ni "Sunnf der ki: 
"Abd fiilinde hem mecbur ve hem de muhtardir." Nitekim tavla oyununda oyun- 
cu zann hukmii altindadir ve mecburdur. Ve fakat gelen zara gore her kac. vech 



vgx*g> 



MESNEVf-1 SERIF §ERHl / V. ClLT • MESNEVt-3 • 

ile oyun oynamak mumkin ise, istedigini oynamakta muhtardir ve serbesttir. Bi- 
naenaleyh onun indinde Hak Teala Miiste&n ve Cevad'dir. Ve Cebrf nin indinde, 
"Butiin iradeler Hakk'indir, abd fiilinde mecburdur ve cemad mesabesindedir. 
Hakk'in muradi ne ise, abd onu icraya mecburdur. Ve Hak, ibadimn fevkinde 
kahirdir." Imdi onlann tesbihleri de boylece birbirinin ziddi olarak vaki* olur. 

1496. Siinni, Cebnnin teshihinden ht-haherdir, Cehn, Siinni nin teshihinaen 
hi-eserdir. 

Her bir taife Hakk'i kendi i'tikadlanyla takyfd edip, bu i'tikadlannda miis- 
tagrak olduklanndan Cebrfnin tenzihinden ve tesbihinden Sunni'nin haberi 
ve ilm-i zevkfsi yoktur; ve Cebrf nin i'tikadinda da Siinnf nin tenzihinden ve 
tesbihinden eser bulunmaz. Zira bunlann i'tikadlan birbirinin ziddidir ve iki 
ziddin bir yerde cem' olmasi mumkin degildir. 

1497. HZu diyor ki: w O daldir ve aHmrahdui" Onun halinden ve "Dium" 
[Oialkl] emrinden bi-haher olarak. 

Bu Cebrf, Sunni'nin i'tikadmi begenmez ve o Sunni'nin halinden ve Hakk'in 
"Kum!" emrinden bf-haber olarak der ki: "0 Siinni efendi, yolunu §a§irmi§ ve 
dalalete du§mu§tur." Zira erbab-i i'tikadm §am, birbirinitelTn ve tekfir et- 
mektir. Nitekim ayet-i kerimede 'jijJt & '^ £ j UiJ *££, 'fi, j uJJ °^i j£* 
(Ankebut, 29/25) ya'nf "0 erbab-i i'tikadm ba'zisi, ba'zismi tekfir; ve ba'zi- 
si ba'zismi tel'fn eder; halbuki onlar igin yardimci yoktur" buyurulur. Ehl-i 
i'tikad hakkindaki tafsflat Fususu'l-Hikem'de Fass-i Muhammedf'de mezkur- 
dur. imdi Cebrf de, Sunni'nin i'nkadi olmadigindan, onu ldlal eder ve onu ld- 
lal ederken, Siinnf nin zevkinden ve ilminden bi-haberdir. Zira Siinni "Eger 
insanda irade olmasa idi, i^-u «Ii \y) (Bakara, 2/238) ["Allah 'a saygi ve bag- 
Uhk icmde namaz kihn!"] ve jilu ^ {Miiddessir, 74/2) ya'nf "Ey Resulum, 
kalk inzar et!" ve Sus Vi jii £ (Muzemmil, 73/2)) ["Birazi hang, geceleri 
kalk, namaz kill"] ayet-i kerirnelerindeki "Kalk!" emrine liizum olmazdi; zira 
kryam, abdin iradesiyle vaki' olan bir fiildir" i'tikadmdadir. 

1498. Ue o diyor hi, nr Bunun ne haberi vardir!" ^fiezdan onlan kaderden cen- 
fje du$urdu. 



csgpja 



AHMED AVNI KONUK 



Ve o Sunni dahi, "Abdin iradesinden bu Cebrf nin ne haberi vardir; kendisini 
efalinde mecbur bilmek lie, nefsinden sadir olan efal-i tesbihiyyeyi de Hakk'a 
izafe etmis, oluyor. Bu ise gerek cX^a ^J ^ ^ jlm £ (Nisa, 4/79) ya'nf "Sana 
bir fenahk isabet ederse, nefsinderidir"'ayet-i kerimesine ve gerek abdin iradesi- 
ne delalet eden diger ayat-i kur'aniyyeye muhalif bir i'tikad olmakla dalalettir" 
diyor. tmdi Hak Teala hazretleri, onlann kavgalanni ve niza'lanni, kaderden 
beri du§urdii. Ya'ni bu tavaifin aralanndaki muhalefet, sirr-i kadere ve ezelde 
mazhar olduklan a'yan-i sabitelerinin isti'dadatina taalluk eder. Ve a'yan-i sa- 
bite ise, Hakk'in esma-i miitekabilesinin zilleridir ve onlann suver-i ilmiyyesi- 
dir. Nitekim ayet-i kenmede 'j^\^J^\\i. ')' 3 (En'am, 6/149) ya'nf "Eger Ce- 
nab-i Hakk'in mesjyyeti taalluk ede idi, hepinize hidayet ederdi" [buyurulur] . 
Halbuki murad etmedi, cunku O'nun iradesi ilmine ve ilmi de ma'luma tabi'dir 
ve malum ise, a'yan-i sabitedir. Binaenaleyh a'yan-i sabitenin, lisan-i isti'dad 
ile taleb ettikleri §ey ne ise, Hak Teala onu verdi. Boyle olunca, cebr-i sirf yok- 
tur. Bu hususta daha fazla izahat I. cildde 625 numarah beyt-i §erifde gecti. 



juS" 4C a Iju 



cr* '■** lt^ b y lt^ 



Xf ^a \Aijjb jjj yb jbjf 



1499. Dier birinin gevherini a$ikdr eder; cinsi, na-cinsten zahir eder. 

Hak Teala hazretleri her taifenin, ilm-i ilahfsinde sabit olan gevherini ve 
hakikatini, bu alem-i §ehadetde a§ikar eder. Bu alem-i ef'alde, birbirinin cin- 
sinden olmayan taifeyi meydana cikanr ve bu suretle Hadi ve Mudil ve Darr 
ve Nan' gibi ahkami yekdfgerine muhalif olan isimlerin mezahiri zahir olur; 
ve bu alem-i ef aide bu ytizden daima kavgalar ve niza'lar eksik olmaz. 



iC-"*" Li Oblj o\j>- Ub t\y>- 



^S J* JJb UjaJ jl I j j$ 



1500. Oster alim, ister cukil, ister seM olsun. her hir kimse kahri. lutufian bilir. 
[1506] . 

Halkin her smifi, kahnVe lutfu birbirinden fark ve temyfz edebilir; zf- 
ra Kahhar ve Latff isimierinin asan anlasrimak icin tedebbiire ve teemrmile 
hacet yoktur. Elbette latff olan sevmek, kahir olan dovmenin aym degildir. 

1501. jfakat kahir da aizlenmis olan hir lutfu, yahud hi lutfun bahmnda yel- 
mis olan hir kahn, 

1502. J4z kimse hilir; ancak hu Ulabbani ki, onun kalhinde tana mensub hir 
mihek ola. 



MESNEVM §ERIF SERHt / V. ClLT • MESNEVI-3 • 

Kahir ile lutfu herkes fark ve temyiz eder; velakin kahirda gizlenmi§ ol< 
lutfu ve lutufta miistetir olan kahn ancak kalbinde canimn mihekki olan I 
Rabbani bilir, herkes bilemez. Mesela babasi te'dib igin cocugu dover. Bu za-| 
hirde kahirdir; fakat batinda lutuftur. Lakin bunu gocuk anliyamaz, kahir go- 1 
riir. Ve keza tabib hastaya perhiz verir ve aci ilac. igirir. Surette kahirdir ve ba- 
tinda lutuftur. Bunun gibi, Hak Teala kullanna fakr u faka ve hastahk gibi be- 
lalar verir; surette kahir oldugundan kullar ceza' ve feza' ve sMyet ederler. 
Ve o belalann tahtmda mustetir olan lutuflardan gafildirler. Bu gizli olan lu- 
tuf ve rahmete vakif olanlar, ancak Rabbani olan kimselerdir. 

x ji l$* Ji ^ *f*- ^ i£j~» ^j>. lT* J^ 3* OiJ ^^ 

1503. Hakileri bu ihifan bir zan cjotiirurler; kendi yuvalan tarafina bir hinai 
ile u^arlar, 

Rabbanflerin gayri olan kimseler, bu kahir ve lutuftan bir zan peyda eder- 
ler; ve kahirdaki lutfu ve lutufdaki kahn gormezler; ve kahirda lutuf ve lutuf- 
ta kahir bulundugu zanni ta§imazlar ; binaenaleyh kendi yuvalan olan hakf- 
katleri tarafina bir kanat ile ucarlar ki, bu bir kanat ile ugmadaki mu§kilat ati- 
de izah buyurulur: 



llimde zan ve yakinin misali 

1504. Dlmin iki kanadif zanmn bir kanatli var&ir; zan nakis gdtli, pervazila 
ebterdir. 

Malum olsun ki ilim iki nevi'dir: Birisi "ilm-i yakini," digeri "ilm-i istid- 
lalf'dir. ilm-i yakini, hakayik-i esyanm miisahedesinden munbais olan ilim- 
dir ki, bu ilim, ilm-i enbiya ve evliyadir. Ve bu ilmin hem zahir ve hem de ba- 
tm kanatlan vardir. tlm-i istidlalf, havass-i hamse-i zahirenin delaletiyle ha- 



°m%° 



AHMED AVNt KONUK 

sil olan ilimdir ki, bu havassin idrakati ekseriya galat oldugundan, zanna is- 
tinad eder. Mesela goz, uzak mesafedeki biiyiik cismi kiiciik goriir; ve kulak 
pek tfz sadayi ve pek zayif sesi isftemez, yoktur zanneder. Binaenaleyh bu il- 
min yalniz zahir kanadi vardir ve nakistir; ve alem-i hakikate ucusu ebterdir 
ve akimdir. 

1505. Hir kanath his, sabuk has asagi diiser; tekrar iki ohm, ya ziyade u^ar. 
Ilm-i istidlalf sahibinin ugu§una misaldir. 

1506. JLan kusu, hir kanadi ile yuvasi iimidi iizerine dilse kalka tt^ar. 

llm-i istidlalf kanadim takmis, olan ruh-i insaru, bu zan kanadi ile, kendi 
yuvasi olan hakikati tarafina vusul iimfdi iizerine du§e kalka ucar. Ya'ni bu- 
giin hakikat bildigi ilm-i istidlalisi, yann dfger bir delil-i aklf ile cehl-i mahz 
olur. Ve bittabi' o ilimden riicu'a mecbur olur. 



1507. Vaktaki zandan ktirtuldu, ona dim yuz gosterdi; o hir kanath kus, iki 
kanaih oldu, agh. 

Ilm-i istidlalf alimi vaktaki tarik-i Hakk'a siiluk edip, ona ilme'l-yakfn 
mertebesi yiiz gosterdi ve artik zandan kurtuldu. bir kanatli olan ku§, za- 
hir va batm kanatlanm takindi. Bu iki kanat ile, kendi hakikati tarafina uctu. 

~JL* j\ l£i> 4j>-j JIp ^ |».i.t>...^ \jy { J^S.„ OljlJjy 

1508. Ondan soma yilzii iizerine- dusiicu veyahad ma'M degil, duz olarak do'a- 
ru yurur. 

Bu beyt-i §erifde sure-i Miilk'de olan ky* J^. ,y f l <s^ h*-_? J* ^ ^ ^ 
pjLL ±\j*'J* (Miilk, 67/22) ya'ni "Yuz'iistu siiriinerek yuriiyen kimse mi? 
Yahud sirat-i miistakfm uzerinde dosdogru yiiriiyen kimse mi hidayete vasil 
olur?" ayet-i kerfmesine i§aret buyurulur. Ya'ni "Ulum-i zahire ve batine ka- 
natlanni takindiktan sonra, bu iki kanath run, kendi hakikati tarafina yiiz Us- 
ui siiriinerek veyahut illet-i zan ile ma'lul olarak degil, dosdogru yuriiyerek 
u$up gider," 



<^^> 



MESNEVf-1 §ERlF §ERHl / V. ClLT • MESNEVf-3 • 

1509. Cebrail gibi iki kanai ile giimdnsiz ve mekirsiz ve kiyl u kalsiz u$ar. 

llm-i yakfni mertebesine vasil olduktan sonra gerek ulum-i zahiriyyede ve 
gerek ulum-i batiniyyede giimansiz ve havass-i hamsenin mekri olmaksizin 
ve kiyl ix kalden an bir halde, Cebrail (a.s.) gibi, alem-i ma'nada iki kanat ile 
ucar. 

1510. Eger huiiin diem ona, "^ezddnm yolu ve dln-i musievl iizerinde olan 
[1516] • r" j i ■* 

sensin. deseler, 

OLi C-ist- jj^SJ j\ till? OW d\.*»:J>5 ji j*£ nJ*J jl 

1511. Onlarm soziinden, germ-ier olmaz; onun iek olan cant, onlann cijii olmaz. 

1512. *Ve eger cnmle ona "Sen ddlsin, dag zannediyorsun, halbuki sen saman 
yapragisin!" deseler, 

1513. ^e onlann ta'mndan vehme dusmez; o onlann kvninden dertli olmaz. 

"Za'n" kin tutmak ma'nasinadir. Ilme'l-yakin mertebesine vasil olan kim- 
seyi, ciimle alem medh etseler, onlann medihlerinden haz duymaz; ve zemm 
etseler, zemlerinden dahi miiteessir olmaz. Ulum-i istidlaliyye ashabimn tiir- 
lii tiirlu ilmf i'tirazlanndan, onun ilm-i yakinine §ek anz olmaz. 

1514. nZelki deryd ve dag sb'ze gelin, ona Sen daldlete cift oldun! dese, 

Jb- jj4-j Ol^-Us l yt]aj Li JL>- jj JUiJ 6jj jjj gy» 

1515. Utichir zerre haydle diismez, ydhui daglann ta'ni ile rencur-t hat olmaz. 

Malum olsun ki r salik, tarik-i Hakk'a siiluk ettigi vakit, alem-i kevnin ak- 
sam ve eczasi hasedleri hasebiyle, tevhid-i hakikfye vusulden men'e sa'y 
ederler. ve esna-yi siilukte kendisine miinkesjf olan ulumu kan§tmrlar, Sali- 
ki bu hal icinde muhafaza igin miirsjd-i kamil lazimdir. Eger bu gibi ke§fiy- 



*$%&> 



AHMED AVNi KONUK 

yata magruren salik, maksada vasil oldugunu zannederse, kendisini murski- 
den miistagni bilir ve belki kendisini miirsjd addederse, o salik, salik-i ebter 
olur. Mur§id-i kamil himayesi altinda Hakk'in inayeti ve kendi himmeti ile 
vahdet-i Hak hakkinda Um-i yakinf ve zevkf hasil oldugu vakit, keserat-i 
kevniyyenin efrad-i muhtelifesi canibinden kendisine "Sen bu ilmin ile dala- 
lete du§tiin" denilmis, olsa, o kimseye, "Acaba bunlann dedikleri dogru mu- 
dur? Hakikaten ben bu ilmim ile dalalete mi du§tum?" diye kendisine asla bir 
hayal ve subhe gelmez ve onun ilm4 zevkisine ta'n ve i'tiraz edenlerin ta'm 
ile, kalbi munkesir ve hasta olmaz. 

^-~&J J <jh>- (V^i*J *-*jJ <_^ol OAi jj£j *Jli* 

Halkm ta'ziminin vehmi sebebiyle ademinin hasta olmasi ve 
mu§terilerin ona ragbeti raisali ve muallimin hikayesi 



1516. iSir mektebin $oaihlan, muallimden melal ve i$tihad cihetinden me$ak- 
kat gorduler. 

Bir mektebin muallimi, cocuklan 50k cah§tirdigi ve ta'lfm hususunda on- 
lan gok siktigi icm bu cocuklai^mektebe devamdan usandilar. 

1517. uMuallim iztuara dii$mek i$in, ta' vik-i karda me§veret ettiler. 

Muallimi iztuara ve acze diisurerek tedrfs ismi ta'vik ve te'hfr ettirmek hu- 
susunda bir yerde toplanip mu§avere ve miizakere ettiler de dediler ki: 

1518. "Quit ki ona hir hastalik cjelmez ki, Urka$ gun uzakhk tutsun!" 



*$$& 



MESNEVf-1 $ERfF §ERHl / V. CtLT • MESNEVI-3 • 

"Biz bu mektebten biktik usandik; bir gare dusunelim, zira hoca efendiye 
higbir hastalik gelmiyor ki yatmaga mecbur olsun; biz de bu mekteb belasin- 
dan birkag giin olsun kurtulalim." 

j\j j \j\*- JL dj? ji cuv^a jir j ^3 j\ j a ^- j\ p~*j t" 

1519. "Ta ki havisten ve darkktan ve isien kurtulalim; o mermer tast g&i hi- 
rar uzerinedir!" 



\> J / (JS? ^-J 1 -^ **" *■? J** Oi ] As-J J^> 0l 



?" 



1520. O vek zeki olan bin, hu leMri eiii ki, usiada diye: "CAftpm sarism! 

[1526] r * 

1521. " Diayrola! Senin rengin yerinde deg'ddh; hu eser ya havadan, ya sitma- 
dandir. 

aP&\ y^(K» jalji y jij\ ■*»• JW^ j-^ 1 u^ 1 

1522. "IJurukn btra2 fuj.yale iu?er; kardes sen de boyle yardim el!" 

1523. "{Mekteb kaptsindan i$eri geldigin vakil, "Dioca efendi ahvalin hayro- 
la!" de!" 

jji dj^A Jite JL> jT ij^ dj^\ ^x>\ jX?- OT 

1524. "Onun o kayali biraz ziyade olur; ztra bir hayalden bir akilh, deli olur." 

1525. "0 upuncii ue dorduncu ve behind, bizim arkamtzda boyle gam ve esef 
goster sinter." 

1526. HSu haberi otuz $ocuga kadar muttefikan soyledikleri vakit yerlesir. 

i Jca C~>1* j C^ ib J?'* <^i j.\>u. & J^if ^Jh j* 

1527. Dier birisi ona deli ki: *£ajerin ey zeki; senin bahhn inayei uzerine 
dayanict olsun! 



C $P^> 



AHMED AVNl KONUK 

1528. £%hiL-i vesikda miittefik oUvlar ki, bir refik sozu dondurmeye. 

Mektebin butiin cocuklan, o zeki gocugun rey ve tedbfri iizerine hareket 
edip, arkada§lardan hicbirisinin o tedbfr hilafinda hareket etmiyecegine mut~ 
tefikan kuvvetli ahd ettiler. 

1529. Ondan sonra ciimlesine yemva verli, id hi bir gammaz macerayi soyle- 
meye. 

Bu kavilli ahidden sonra zeki cocuk, iclerinden bir gammaz gikip bu mii- 
§avereyi ve karan hicbir kimseye soylememek igin, gocuklann hepsine birer 
birer yemin ettirdi. 

**j J 1 ^j ^ J^ j- 5 j 1 J^ <-* J 1 ^j^t ^>jf $<sb 

1530. $ocutjtin reyi ciimleden aaltb geldi; onun akli cemaaiten ileriye- cfiili. 

[I536J f 

"Qerbiden" galib gelmek; ve "remeh" surix ma'nasinadir. Ya'nf "0 zeki co- 
cugun re'yi, mekteb gocuklanrun hepsinin re'yine galebe caldi ve bu galebe- 
si sebebiyle hepsini iradesi altina aldi ve onun akli bu gocuk suriisuniin ve 
cemaatinin hepsinden ileriye gitti ve onlara takaddum etti." 

jj^£> jjj\ OljuLi 0L« <S" j*i*i Jap j-5 c— j*> OjliJ d^ 

1531. JZird cjiizeller arasinda suretlerde olan tefaviit, akl-i be$erde de vardu. 

Esma-i ilahiyye arasinda tefazul ve tefavut bulundugundan, bu esma-i 
ilahiyyenin ve zahiri olan guzellerin suretlerinde nasil tefazul ve tefavut var- 
sa, ukQl-i be§erde de, hilkatte boylece tefavut ve tefazul vardir. 

1532. <5%hmed, makalde bu ciheiien buyurdu: ^icalin husnii, dili alhnda olur, 

Ya'nf "Hatem-i enbiya Ahmed (a.s.v.) Efendimiz, ukul-i be§erin hilkatte 
tefavutiine'i§aret cihetinden ^lj cJ- {J i^ *jii ya'nf "Ki§i lisamnin altinda giz- 
lidir" buyurdu." Zira kelamin men§ei ve masdan akildir; akli cok ve guzel ola- 
run, kelami da latif olur. Nitekim "Kelamindan olur malum kisjnin kendi 
mikdan" denilmistir. Ve keza Risaletpenah Efendimiz dfger bir hadfs-i §erif)e- 



^P 3 



MESNEVf-1 §ERfF SERHl / V. CtLT • MESNEVt-3 • 

rinde ouui s^u» ^J\ Ju^ ya'ni "Adamin cemali, lisamn fesahatidir" buyur- 
mu§tur. Ve fesahat-i lisan, aklm kemalinden gelir. 

Asl-i fitratda halkin akillan miitefavitdir ve Mu'tezile 
nezdinde mutesavtdir; akillann tefavxitu tahsfl-i ilimdendir 

"Mu'tezile" ehl-i siinnet i'tikadindan donen bir taifeye verilmis. isimdir. Bu 
mefkurenin reisi Vasil ibn Ata ismindeki bir §ahistir. Bu adam, Kufe mesci- 
dinde va'z eden Hasan-i Basn hazretlerinin meclisinden kalkti ve "Giinah-i 
kebairi irtikab eden kimse ne mu'mindir ve ne de kafirdir" fikrini ortaya ko- 
yup, mescidin bir ko§esinde oturdu. Hasan-i Basn hazretleri bu adam hak- 
kinda Up Jj^i as ya'ni "Bizim i'tikadimizdan dondii" buyurdu. Zfra ehl-i siin- 
net indinde halkin akillan yaratiltsta miitefavitdir ve bu hal zahirde bircok de- 
lail ile miisbettir. Nitekim atfde beyan buyumlur: 

jj^i Jul OLi^ Jlij J zjj L^lji l$lip ^Ji^h>-\ 

1533. JAkdlann ihtilafi asxlda idi; Sunnderin Utifakt uzere dinlemek lazimdir. 

Ukul-i be§erin birbirinden farkli olmasi asilda ve hilkatte vaki' oldu. Bu 
meseleyi ehl-i siinnetin ittifaki iizerine dinlemek ve delailini zabt etmek la- 
zimdir ve hakikat da bu merkezdedir. 

1534. Ghl-i i'tizalin kavli hilafina ki, akdlar asdda i'tidal tutarlar. 

•^ r^ 1 ^ J U J Jv b " ^^j^f^j^ 

1535. A-ecrube ve ta lim, ziyade ve noksan ecler; nihayet hirini birinden daha 
alim eder. 



*#$&> 



(gK^ AHMED AVNi KONUK 

Ehl-i siinnetin ittifak ettikleri fikir, Mu'tezile taifesinin sozu ve fikri hilafi- 
nadir. Zira Mu'tezile derler ki: "Akillann asilda ve fitratta i'tidalleri ve miisa- 
vatlan vardir. Tecriibe ve talim vasitasiyla akhn kuvveti ziyade veya nakis 
olur; ve bu tecriibe ve ta'lfm sonunda, birbirinden daha alim olur." 

1536. IJu bahldir; zira ki bir $ocugun re'yi ki, bir meslekte tecrubesi yoktur. 

*jj ,jjji <ij4 JU« L ^ $j>- Jik 01 j f«tijJJt -Uo j> 

1537. O kiigik focuktan bir dii§iince zakir oldu ki, yiiz iecrubeli ihiiyar hir /to- 
tal cjoturmez. 

Ukuliin fitratda musavi olmasi fikri batildir,- giinkii hicbir meslekte tec- 
riibesi olmayan ve heniiz tahsil-i ilim etmemis, bulunan bir kiigiik gocuk, 
vehmin viicud-i be§er uzerinde miiessir oldugunu nasil diisunebildi? Boy- 
le bir du§unceden yiiz tecriibeli ve cok ya§ ya§ami§ bir adam, bir koku bi- 
lemez. 

1538. uMuhakkak o ziyadelik iyidir ki, o fitrattanclir; nihayet bir ziyadelikten 
ki cehd vzfikretiir, 

Muhakkak hilkatten olan akil ziyadeligi, sa'y ve fikir olan ziyadelikten 
iyidir; zira tahsfl-i ilim ve tecriibe, akl-i fitrfyi parlatir ve tenvfr eder; fakat fit- 
ratda nakis olan akli ziyadele§tirmez. Zira ayni mektebde aym tahsflde bulu- 
nan ve ayni imtihani vermis, olan talebe arasinda, bu ilimlerin tatbikatmda 
her vakit farklar goriiliir. Hatta birisi zeka-yi fitrisiyle iyi ve digeri, zeka-yi fit- 
risindeki noksan hasebiyle fena tatbik eder. 

1539. Sen soyle; Dtuda'mn vergisi mi daha iyidir, yahud ki rahvarca giden bir 



topal 



mi! 



? 



Ey sami'-i Mesnevi, sen soyle; Hakk'in vergisi olan §ey mi daha iyidir, 
yoksa tecriibe ve ilim kiilfetiyle hasil olan zeka mi daha iyidir? Birisi ihsan-i 
fitrf olan akil ile kiilfetsiz yiiriir; ve digeri akl-i fitrflerini tecriibe ve tahsil ile 
tenvfr edip rehvar giden ehl-i Umi taklid ederek ve topalliyarak yiiriir. 



c m? 



MESNEVf-1 §ERfF §ERHl / V. CtLT • MESNEVl-3 



(5^ 

Cocuklann muallimi vehme dii§urmesi 



OtT;> \j 4jU- j Oj& o&— * jj 



ois^^s" jTojl«Tj c~sJ* jjj 



1540. Qnnduz oldu ve cocnklar hu fikir uzerine, evden dukkana cjeldiler. 
"Dtikkan" burada mekteb ve mahall-i ta'lfm demektir. 

1541. Diepsi disanda, o musirr olan yarin kelimesi i$in muntaztr durdular. 

Qocuklann hepsi, mektebin kapisma kadar gelip, o re'yinde sabit ve mu- 
sirr olan akilli cocugun vuruduna muntazir oldular. Hind nixshalannda "mu- 
sirr" yerine "mekir" vaki'dir. Bu suretde ma'na, "£ocuklar ve o mekir ve hi- 
le arkada§im beklediler" demek olur. 

1542. JZ.ua hu re ye o menha olmu§tur; has daima ayaga imam aeXix. 

Zira muallimi vehme dii§urmek re'yinin ma'na ve masdan o zeki cocuk 
olmus, ve bu re'yinde, diger gocuklara ba§ olmu§tur ve ba§ ayaga daima te- 
kaddiim eder. 



Ul*—"! j y j A?*"S ^ ¥. r 



01 



j.^jr^f^ y 



Aaa ij\ 



1543. By mukallid, sen onun uzerine ziyadelih isteme ki, o asumamn nurun- 
dan menha' ola. 

"Mukallid" herhangi bir hususta bir kimseye tabi' olup, onun re'y ve fik- 
rini kabul edene derler. Ya'nf, ey mukallid, sen re'y ve fikri alem-i ulvinin nu- 
rundan menba' olan kimsenin uzerine tefazzul etme; ve fazil ve meziyyette 



*$%&> 



gK 3 "* AHMED AVNt KONUK 

boyle bir kimsenin iizerine ziyadelik da'vasmda bulunma; zfra o mucid ve 
sen mukallidsin. 

1544. O i^eriye girdi, dedi: "By iistad seldml Diayrola, senin yuziiniin rengi 
sari renktir?" 

zeki gocuk, mekteb kapismdan igeriye girdi; dedi ki: "Hoca efendi sela- 
miin aleykiim, hayrola, yuziiniin rengini sararmi§ goruyorum?" 

^* »jb p^ j^ jy, y \y j. j£j C — 9! Is- 1 Oif 

1545. (jWuallim dedi: nr Benim iizerimde hir hasialik yoktur; sen gii otur hele, 
hos Id] soyleme!" 

ij olfU jds jJJl ^-^1 -Xi p*j J»r Ul AjT ^ 

1546. CNe/y efft amtna, kotii vehim tozu, onun kafbine ansizm hiraz ^arvti. 

Muallim hastakgi kendinden nefy etti amma, cocugun bu soziinden fena 
bir vehim tozu kalkip, muallimin kalbine ansizm kondu; ve icjnden, "Acaba 
dedigi gibi bende bir fenahk mi vardir?" dedi. 



1547. HZir haskasi geldi, hoyle soyledi; o vehim hunun iizerine hiraz ziydde 
oldu. 

Evvelki cocugun sozii iizerine hasil olan vehim, bu cocugun soziinden bi- 
raz daha ziyadele§ti. 

OiSw j2 ^ }y>- Jl>- jjj\ wUU "^--**^r £->J* jl (»-*J lj uC^S 1 **-* 

1548. ^oylece nihdyet onun vehmi kuvvet tuttu; kendi halinde fofe. taaccuhde 

Udu 

Mii§avere ve miizakere neticesinde takarrur ettigi vech ile gocuklann hep- 
si birer birer gelip boyle soyledi. Akibet hoca efendinin vehmi kuvvetlendi. 
"Benim hastaligimi bunlar goriip bildiler de, nasil olup da ben kendimi bile- 
medimf" diye, kendi haline cok taacciibde kaldi. 



G\g3£6g3 



MESNEVM SERIF §ERHt / V. ClLT • MESNEVf-3 



(^ 



Fir'avn'm dahi, halkin ta'ziminden vehim 
sebebiyle hasta olmasi 



1549. ZKadmdan ve g.ocukian ve erhehien olan halkin secaesi, Ijix avn in kal- 
hine $ar-ph, hasta eiii. 

Kadin ve cocuk ve erkek taifesinden bulunan her nevi' halkin Fir'avn'm 
huzurunda ba§ egmesi ve onun mezalimine kar§i §akk-i §efe edememesi, 
Fir'avn'm kalbinde hakikaten kendisinin bir dahi ve bir biiyuk adam oldu- 
gu duygusunu ve vehmini peyda etti ve o bicarenin batmi bu vehim ile has- 
ta oldu. Tarihlerde halkin bu vech ile §imarttiklan hukumdarlann adedi pek 
coktur. 

1550. Uier hirinin huddvend ve melik demesi. hir vehimden onu oule miinhetik 



[1556] 



etti. 



"Hudavend" sahib ve malik demektir ve "melik" padi§ah ma'nasinadir, 
Ya'nf "Halktan her birinin o Fir'avn'a, bizim sahibimiz ve malikimiz ve efen- 
dimiz ve padi§ahimiz diye payeler vermesi, onun vehm-i gurur ve azametini 
besliyerek, ahlakinin perdesini oyle bir yirtis. yirtti." 

jy»> rut> JLi jj: j c~£s l*ojl jAs JLi ^i\ iSjt-k *£ 

1551. j\X uluhiyyet da vasinda cesur oldu. Sjderha oldu ve h\$ doymadi. 

Nihayet Fir'avn bu vehmi sebebiyle Allahlik da'vasma kadar ciir'et etti ve 
nefsi halki zehirleyip, kahreden bir ejderha oldu; ve bu gibi gurur ve azamet- 
ten onun cehennem tabiatli olan nefsi doymak bilmedi. 



<^o 



AHMED AVNl KONUK 

J* j? b J 1 x5, oUUi J 2 * ^J el" j c — *-*-> J-^<3jj*- J^ 

1552. iS%kl-i cuz'% onun afeti vehimdir ve zandu; zira ki onun i$in vatan zu- 
liimat i$inde oldu 

AkI-i ciiz'f dedigimiz ma'namn afeti, yine ma'na aleminden olan vehim ve 
zandir; cunkii bu aklin meskeni ve vatam, zulumat-i kevniyye igindedir. Ve 
onun bilgileri, bu zulumat-i kevniyyeden sizan birtakim ma'lumattan ibaret- 
tir. Ve bu zulumat, hakayikin perdesi ve hicabidir. Binaenaleyh onun ma'lu- 
mati ulum-i yakiniyye olmaktan pek uzaktir, ulum-i vehmiyyedir; ve vehim 
ise ba§ belasidir. 

>jj <s* c/- 1 r*j <j ^ *s- L?*b £ H $ *>3 * 

1553. dentin uzerinde bir arsin yer olsa, bir adam vehimsiz, erriin olarak yu- 
rur. 

Nitekim duz bir zemin uzerinde bir ar§in eninde yer olsa, bir adam vehim- 
siz ve du§mek korkusundan emih olarak yiiriir. 

^j- 5, lt 4 ¥ >y- J-^j* £ _>•> f ^jj £ J^ J#* s* j 

1554. €ger yukseh, duvar uzerinde gidersen, onun eni iki arsm olsa, egri olur- 
sun. 

Yiiksek bir duvar ustiinde iki ar§in eninde bir yol olsa, o yukseklik senin 
akl-i ciiz'ine bir vehim ilka eder; sende dii§mek korkusu hasil olur, batimn 
egri ve mu§evve§ olur. Qiinku burada muhakemat-i akliyye miiessir degildir, 
vehim hakimdir. 



f+ii pcj, j& \j ^j fyj pAy Ji 6jJ j Jk\ ^ &, 

1555. nZelhi vehim sehehiyle hatbin titremesinden dii§ersin; vehmi olan korku- 
ya jehim ile iyi bah! 

Duvar ustiindeki o genis. yolda vehim sebebiyle kalbine diismek korku- 
su dii§er; ve neticesinde belki de dii§ersin. l§te vehmi olan bu korkunun 
mahiyyetine fehim ve idrak-i tarn ile iyi bak ve dairesinin ne kadar vasi' ol- 
dugunu diisun! Ulema-yi zahirenin, ulum-i evliyayi inkar etmeleri de bu ve- 
himdendir. 



<rg>y>gso 



MESNEVM SERIF §ERHl / V. ClLT • MESNEVl-3 • 

<^ 

a-*j! il^-i dXi> jj£j 

Ustadin vehim sebebiyle hasta olmasi 



1556. J\iuallim, vehimden ve korkudan, fjev$ek kafbli oldu; ve o yerinden fir- 
ladi, abasim $ektirdi. 

gocuklar tarafindan miiteselsilen vaki' olan ihtar uzerine, muallimin veh- 
mi kabardi ve hastalik korkusundan kalbine zaaf ve gev§eklik peyda oldu ve 
bulundugu yerden sicradi ve gocuklara abasim ustiine gektirdi. "Ke§iden" 
cekmek ve "ke§aniden" cektirmek demektir. Vehmi, kendisinde o derece za- 
af viicuda getirdi ki, abasini bile gocuklara giydirtti. 

1557. ^ansina ofkeli olarak dedi ki: "Onun muhabheti gev§ekUr, hen bu hal- 
deuim sormadt ve aramadi." 

Te'sfr-i vehm He kendisinin hastahgma Mkmettikten soma, kansma of- 
kelenip, kendi kendine soylece soylenip derdi ki: "Onun muhabbeti bana kar- 
§i zayiftir; ben boyle hasta oldugum halde, yuzume bakip, halimi sormadi ve 
aramadi!" 

1558. nr Beni rengimden dgah etmedi, benim nengimden kurtulmak i$in kasd 
lutar." 

"Beni, yuziimiin san olan renginden agah etmedi, bu hareketiyle benim 
zevcem olmak anndan kurtulmak igin bir fikir ve maksad besledigi anla§ilir." 

1559. "O kendl husnune ve cilvesine mest oldu; bt-haber ki, legen gtbi damdan 
du§tum." 



c $P> a 



AHMED AVNI KONUK 



"Ta§t ez bam uftaden" kinayat-i Acem'den olup, kotu namin yukselme- 
sinden ve inti§anndan kinayedir. Burada marazin herkes tarafindan isjtilme- 
sinden kinayedir. Ya'ni "0 benim zevcem, kendi giizelliginin ve cilvesinin 
sarho§u olmus. ve higbir §eyi goremez bir hale gelmi§tir. Benim hastaligimin 
herkes indinde §uyu'undan bi-haberdir." 



i\^j\ d\ ^ jJul OITajT 



iliS \j <^JUi \j jj j J^J 



1560. ^eUi, kapiyi sertlikle a$tt; cocuklar o ustadin arkasinda idi. 

Hoca efendi ofke ile soylenerek geldi ve evinin veya odasinin kapisini 
sertlikle agti; mekteb gocuklan da alay ile arkasinda idi. 

1561 . ZKadin dedi: w Diayudui CTVif in $abuk geldin ki, zat-i pakine fenalik ol- 

9" 

masinr 

Muallimin zevcesi olan hamm dedi: "Efendi, hayirdir in§allah! Nigin boy- 
le adetin hilafinda olarak gabuk geldin? Sakm zat-i pakine bir fenalik anz ol- 
masin?" 

1562. 'Dedi: *Dior miisun? Ulengimi ve halimi gor! Qamimdan yabancilar 
e&eftedir." 

Muallim zevcesine dedi: "Yahu kor miisun! Bir kere rengime ve halime 
bak, benim bu hal-i esef-istimalimden dolayi yabancilar teessuf ve telehhuf 
igindedir." 

1563. *6en ev icinde hugz ve nifakdan dolayi benim hardret iginde olan hali- 
mi gormezsin.' 

"Sen ev iginde bana kar§i olan bugz ve nifakindan dolayi, benim hastalik 
harareti iginde olan halimi gormezsin." 



'^^VVJ 



-J ^ ^r\y- <j\ Oj 



1564. ZKadtn dedi: "Gy efendi, senin hir kusurun yoktur; la-sey olan vehim ve 
zan sana ma'nasv. 



c^P^ 



(gpr^ MESNEVf-t §ERlF §ERHl / V. ClLT • MESNEVl-3 • 

1565. Ona dedi: "By kahbe! Sen heniiz inaddasin; bu tagayyurii ve titremeyi 
gormiiyor rnusun?" 

1566. "6^er sen kor ye sagir oldun tse, fctztm if in ne dtram vardu; biz bu renc- 
de gam ve $edid~i gam i$indeyiz." 

"Gurm" §edid-i gam ve teessur-i kalb ma'nasinadir. Ve keza "gam" 
ma'nasina olan "enduh" kelimesinin te'kfdMir. Ya'nf "Biz bu hastahkta gam 
ve hem de §edfd-i gam igindeyiz", demek olur. 

1567. 'Dedi: "6i/ efendi, benim kabahatim olmadigint bilmen igin, ayna getire- 
yim." 

Muallimin zevcesi, zevcinin kotii sozlerinden muteessir olup dedi: "Ey 
efendi, mademki bana kusur ve kabahat isnad ediyorsun; benim kabahanm 
olmadigini bilmen icin, sana ayna getireyim de, aynada kendini gor ve sozii- 
miin sidkina inan!" 

1568. Dedi: *[)ii, ne sen, ne de aynan kurtulmastn; daima bugz ve hin ve inad 
icindesin." 

"Me tu rehf "tu merehf ma'nasina olup zaruret-i sj'riyyeden dolayi ma-i 
nafiye ile "rehf fiili arasma "tu" idhal edilmis, ve "me" ayn yazilmi§tir. Ya'ni 
"Ne sen, ne de aynan kahr-i ilahiden kurtulmasin!" ma'nasinda bedduadir. 
Bu misra' Hind niishalannda oi *i$** s *f jj 3j ^ suretinde ma'nasi "De- 
di: Git, git! Ne sen ne de aynan lazimdir" demek olur. 

1569. Qabuk benim yaiagtmi yayi ^Ta yatayim hi, basim agir oldu." 

"Zu" "zud" kelimesinin muhafFefidir; "glisteran" "gusteraniden" masdan- 
mn emr-i hazindir. 



G £p? 



pp- 



AHMED AVNI KONUK 



1570. [Kadin tevakkuf etti, erkegi ona: "By du$man, $abuk ol, sana bu layik- 
tu!" diye baflirdi. 

Kadm zevcinde bir hastalik eseri goremediginden, onun emrini infaz hu- 
susunda tereddud ve tevakkuf etti. Bu tevakkuf uzerine erkegi ona: "Ey be- 
nim du§mamm olan kadin! Qabuk ol, yatagimi ser; sen iyi muameleden an- 
lamazsm; sana boyle fena muamele layiktir!" diye bagirdi. 

Ustadm yataga diismesi ve onun hastahktan inlemesi 



1571. O acuz yaiajji aeiirdi ve serdi; dedi: "Dmkan yoktur ve bahnt hararetlen 
doludur." 

Ya'ni "Kocasimn isranndan aciz kalan kadin, yatagi getirip yapti ve ken- 
di kendine de dedi ki: "Buna haber anlatmak mumkin degildir; zira igi hara- 
ret-i gazabdan doludur." 

\j>t\a jA 1j£ Oss- f.j&*jj \f ijb ^- f_j& £ 

1572. €ger soylersem beni muitehem iutar; ve eger soylemesem, bu macerd cidd 
olur." 

"Hastahgimn ash olmayip vehmf oldugundan bahs edersem, bana bir tdh- 
met isnad eder; ve eger sussam vehminin te'siri hasebiyle bu hastalik mace- 
rasi ciddiyyete miinkalib olup ve sahihden hastalamr." 

&* J-^»># *? b ^ ^ •*&>/ jAj •>* ^ 

1573. Dioiu fal, daima bir adami mariz eder hi, onun bir aamx olmamis idi. 



0^5^ 



MESNEVM §ERlF §ERHl / V. CfLT • MESNEVI-3 • 

Bu beyt-i §enf, kadin tarafindan degil, dogrudan dogruya cenab-i Pir ta- 
rafmdan ir§addir. Ya'nf "Fena tefe'iil, hicbir garni olmayan bir adami hasta- 
landinr." 

\yj>j£ W-^ fi^jU ^ o^j**- J^fi* ^r*^ Jj* 

1574. ^Peygamherin so2u. Onun kabvlu farz olunur: "Gger six temaruz ederse- 
niz, hizim indimizde marazlamrsimz." 

Resul-i zfsan Efendimiz'in i^^a \j*j\£ V ya'nf "Ca'lf olarak hastalanma- 
yin, tekelluf ile hastalamrsmiz" hadis-i §erifini kabul etmek, cins-i be§er igin 
farzdir. Binaenaleyh eger ey miiridlerim ve saliklerim, bu hadis-i §erffin 
hiikm-i munifine mugayir hareketle kendinizi ca'lf olarak ve yalanciktan has- 
ta gostermeye te§ebbiis ederseniz, biliniz ki bizim indimizde, sizin o ca'lf has- 
taliginiz, hakikaten size musallat olur ve hastalamrsmiz." 



1575. "Gger soylersem, o hir hayal vumr; kadinin fiili vardir ki, halvet ediyor." 

1576. "c/VluHaWiak heni evden disan itsin, hir fish icin fiil ve mekr yafsinl" 

Bu beyitler, kadin tarafindandir. Ya'nf "Eger ben zevcime sende hastalik 
yoktur diye israr edersem; o benim bu isranmdan bir hayale du§er de der ki: 
"Galiba bunun bir i§i vardir ki, evde yalniz kalmak istiyor, muhakkak beni 
evden di§anya gikaracak ve yalniz kaldiktan sonra icrasina niyet ettigi fiili ic- 
ra edecektir. Bu isran bu risk igin bir dolap ve hiledir." 

1577. Onun yaiagmi yafh ve muallim dusiu; ondan ah vah ve nale dogardi. 

Zevcesi bu miitalaa uzerine israr etmeyip, muallimin yatagim yapti ve 
muallim bftab bir halde yataga du§tu ve yatak icjnde ondan ah, vah diye inil- 
tiler gikar idi. 

1578. Qocuklar orada oiwmu§lar ve yuz gam ile gizli ders okurlar idi. 

Cocuklann ders okudugu mahal ile muallimin yattigi yer, bir bina dahilin- 
de olup, cocuklar kendilerine mahsus olan mahalde oturmusjar ve suret-i za- 



c ^^ 



AHMED AVNl KONUK 

hirede pek ziyade gamh ve muteessif gorimerek, yava§ yava§ minldanarak 
ders okumaga ba§lami§lar idi de, derlerdi: 

1579. "^Biz hepsini yaphk; halbuki hiz zindanileriz. Dir kotii hind idi ve hiz 
kotii hdnujiz." 

"Biz mektebden kurtulmak igin verdigimiz karann hepsini tamamen icra 
ettik. Halbuki yine mektebde mahbus bir haldeyiz. Binaenaleyh yaptigimiz 
tedbir bir fena bina idi ve biz de bu bina-yi tedbirin fena banisiyiz." 

Bizim Kur'an okumamizdan onun ba§ agrisi artar diye 
cocuklann ikinci def a muallime vehim birakmasi 



1580. ze/u ieii fct; "61/ mahhul olan kaviml HJers okuyunuz ve sesi yuksek 
[1586] ... , .// 

ediniz: 

zeki cocuk, diger cocuklara hafiyyen dedi ki: "Ey sozumvi tamamiyle ic- 
ra eden makbul arkada§lanm, §imdi dersinizi yuksek sada ile bagira bagira 
okumaga basjayiniz!" 

1581. Uakidki okudular; dedi: "6y Qocuhlar, hizim sesimiz iistdda ziyan iuiar." 

jjub j$i -bb jji _jS~ ^A jjjl cLtbj IjbuJ xljii j*> SjS 

1582. "Sesten iistddm ha$ agnsi artar; ha deger mi ki, hirkag, para i$in dert 
hulsun?" 



<^e#> 



gfp 3 " MESNEVI-t §ERlF §ERHl / V. CtLT • MESNEVt-3 • 

Qocuklar, o zeki cocugun telkin-i hafisi iizerine derslerini hizh okumaga ba§- 
ladigi vakit, yine o zeki gocuk, zahiren gocuklara hitaben dedi ki: "^ocuklar! bi- 
zim sesimizin hocamiza zaran vardir. Zaten onun ba§i agriyor, bizim sesimiz- 
den bir kat daha onun ba§ agnsi ziyadelesjr. Bizim verecegimiz birkag paradan 
ibaret iicret-i tednsiyye igin, ona boyle zarar ika etmemiz layik olur mu?" 

1583. uMualUm dedi: "'Dogru soyluyor; gidiniz, ba§imtn agnsi arlii; di§an ] 

olunuzi" 



Bu mekr ile gocuklann mektebden halas bulmasi 



1584. Secde ettiler ve dediler: "6i/ kenm, hastahk ve korku, senden uzak olsun!" 

Hoca efendi gocuklara izin verince, hepsi ona kar§i ta'zfmen egildiler ve: 
"Ey kerim olan muallimimiz, senden hastahk ve dliim korkusu uzak olsun!" 
diye dualar da ettiler. 

1585. Dmdi dander hevasindaki kuslar gibi evler iarajina sipraddar. 

Kusjar yem ve gida bulmak sevdasiyla nasil ugup, muhtelif mevaki'e da- 
gdirlar ise, cocuklar da oyle mektebden, evleri tarafina dylece sigradilar ve 
oyunlara daldilar. 

1586. Onlann ancdan ofkeli oldular ve dediler: "Oiutiab gunu ve siz lehv ile 
cxfisinizi" 



*£P? 



AHMED AVNI KONUK 

"Kuttab" mahall-i kitabet ve yazi yazicilar demektir. Burada, mahall-i kitabet 
demektir. Analan gocuklannin oyuna daldiklanni goriince, ofkelendiler de dedi- 
ler ki: "Bugiin mekteb giinudur, siz ise haylazhk edip oyunla me§gulsunuz." 

1587. 6y arm duri ^Bu giinah hizden ve taksuden degildir," diye oziir getirdiler. 

Qocuklar analanna cevaben: "Ey anne, bu mektebe gitmemek kabahati bi- 
zim tarafimizdan ve bizim taksfrimizden dolayi vaki' oImami§tir," diye oziir 
dilediler de dediler ki: 

1588. ' (jMuallimimiz kaza-yi asumandan hasta ve aM ve muhtela oldti." 

1589. JAnalar dediler hi: uviekirdir ve yalandir; ay ran iama i i$in yuz yalan 
getirirsiniz." 



^ £** u^ J-*' (*~rf ** ^ 



k~"j' U~=i fd rW** ^* 



1590. tr Biz stztn hdenizin ashtii qormek kin, sabah muallimin online qeliriz." 

[1596] V * ' V 

1591. Qocuklar dediler ki: nr Bismillah, gidiniz, hizim hizhimize ve sidktmiza 
vakif olunuz." 

Cocuklann analarinin muallimin iyadetine gitmesi 



d^ ji^J y?** \z**\ *?J&- Olj^L* d\ JJJL*rObiJL.l 

1592. O analar sabahleyin geldder; muallim agu hasia gtbi yatmi$ idi. 



G 3^ > 



MESNEVt-I §ERfF §ERHl / V. CtLT • MESNEVf-3 • 

1593. ^Jor^amn ^oklugundan da ierlemi§, ba$mi bacjlami§, yiizunii oriiiye $ehni§. 

"Sicaf ' "sin'ln kesri ve fethiyle perde ve ortii ma'nasmadir. Ya'ni "Hoca 
efendi hastaligin def'i igin ustiine cok yorgan ortmus, ve bu kadar yorgan al- 
tinda bittabi' terlemi§ ve ba§ini da baglami§; yiiziine de mendil ve tiilbent gi- 
bi bir ortii drtmiis, idi." 

1594. O aheste bir ah, ah ediyordu; cumlesi de la-havle deyici oldtdar. 

Hoca efendi bu vaziyyet-i elime iginde aheste aheste bir ah, ah ederdi, Bu 
hali goren gocuk analan da ciimleten "La havle ve la kuvvete ilia billahi'l- 
aliyyi'1-azim" deyici oldular da dediler ki: 

jP~ ^jij C— *»2yi \j t* y" OW j~» $j2 jji' u**_}i Xiu jf>~ 

1595. "61/ muallim, bu ba$ agnsi hayrolal Canin hakki i$in bizim bundan ha- 
berimiz olmadi." 

u&* <**/ oi> jiU ^f\ jij\ f.*y, jj- ^ ,v* cy ^ 

1596. 'Dedi: ur Ben de bundan bi-haber idim, Sdyah olun hi, beni analan hah- 
beler vakij ettiler." 

Muallim onlara cevaben dedi ki: "Evet, bu hastaliktan benim de haberim 
yok; agah olun ki, beni analan kahbe olan cocuklar bu hastaligimdan haber- 
dar ettiler; yoksa ben hasta hasta gezip duracaktim. Qocuklann analan kar§i- 
sinda bulundugu halde, onlann analan hakkmda "Mader-i garan" ta'birini 
kullanmasi, aklmin derece-i hiffetine delalet eder. Zira ukul-i nakisa ashabin- 
dan olan cocuklar ile diisup kalkan ibtidaf mektebi hocalannm, hiffet-i akil- 
lanna delalet eden hikayeler coktur. Maahaza Hind niishalannda bu beytin 
ikinci misra'i ds* *>>/ $£>/ ^ ^ ya'ni "Agah olun, bu cocuklar beni va- 
kif ettiler" suretindedir, 

J^ A Jrj u&r J=>\>. j> ->_* Js» j J^ Jiii J»l* f ^ Cj* 

1597. wr Ben kal u hiyl §ualu sebebiyle adfil idim; bahnda boyle sakil bir hasta- 
lih mevaid idi." 

"Ben kiyl u kal ile me§guliyetim sebebiyle batimmda boyle agir bir hasta- 
lik oldugundan gafil idim." 



°$gp? 



AHMED AVNl KONUK 



Bu beyt-i §erifde ulum-i zahire ve §evagil-i diinyeviyye sebebiyle, ruhu- 
nun hastaligindan gafil olup, ancak insan-i kamil tarafindan vaki' olan Mz 
ve ihbar uzerine bu hastahga vakif olan kimselere i§aret buyrulur. 

1598. ^Bir adam cidd ile me§^al oldugu vakit, o kendi marazint abrmekien kor olur. 

Bu beyt-i §erif dogrudan dogruya Hz. Pfr efendimizin ir§adatindandir. 
Ya'ni "Bir kimse kemal-i ciddiyyet ile bir §eyle me§gul oldugu vakit, ne ma- 
raz-i maddfsini ve ne de maraz-i ma'nevisini goremez. Nitekim kiyl u kale ve 
mubahase ve miicadeleye miinhemik olan ulema-i zahire, bu kiyl u kal ve 
mubahase ve mucadele tahtindaki nefislerinin fena marazlanndan gafil olur. 

j&- OLioj -Lis) J d»uSv« j *S J*** *^* - •— fuJ> ¥. j**** *-^"J j' 

1599. JTHisir kadtnlanndan ^usuf hihaye oliu; me§guliyetlen dolayi onlardan 
haber cjitti diye. 

1600. Oimdi bileklerini pare -pare efmi$ idiler; hayran olan ruH, ne arhayi, ne 
onii goriir, 

Yukandaki beyit ile bu beytin ilk misra'i bir cumle teskil eder. Ya'ni "Misir 
kadinlan Yusuf (a.s.)in cemal-i latifini miisahede ile me§gul olduklarindan do- 
layi, ellerindeki meyve soyduklan keskin bicaklar ile, kendi bileklehni kesti- 
ler ve bu kesisjerinden haberleri olmadi diye o Misir kadinlannm Hz. Yusuf un 
musahede-i cemalindeki istigraklan bize kissa ve hikaye oldu. Evet, valih ve 
hayran olan ceseddeki rfihdur ki, ne arkayi ve ne de onii goriir. Binaenaleyh 
run bir seyde rniistagrak bldugu vakit, cesedin hiikmu kalmaz." Nitekim 
Imam-i Ali (k.v.) efendimiz, harbte miibarek ayaklanna saplanmis. olan oku, 
namazda rniistagrak iken gikartti ve ameliyattan haberi bile olmadi. 

Bu beyt-i §erifde, sure-i Yusuf da olan §u ayet-i kerimeye isaret buyrulur: 

jiA* 5-jss.J cJli j LiL ^ S^lj JT CJI j IKs* ^ oa*l j ^rfJI oUjl tffs, ^**- Ui 

tf diu Via* o\ \j£j u* u <oj j,\>. js j j^jd j*hi j Ajj-Tij Aii\j u* (Yusuf, 12/31) 
Ya'nf ''VaktakiZiileyha kadmlann kendi aleyhindeki mekirlerini i§itti; onlan 
da'vet icin kadinlar gonderdi ve onlar igin latff yastiklar hazirladi ve onlann 
her birine meyve soymak igin birer bigak verdi; ve Yusuf (a.s.)a dedi ki: "On- 
lara gikl" Vaktaki onu gorduler ve onun cemalini pek biiyuk buldular; bigak- 



c^^, 



MESNEVt-i §ERtF §ERHl / V. ClLT • MESNEVI-3 • 

lar ile meyve soyarken, ellerini kestiler. Dediler ki: "Biz Allah '1 tenzih ederiz, 
bu be§er degildir, ancak kerfm olan bir melektir." 

1601. 6y pofe $ecacdli adam, muharebedeki onun elini ve atfacfim mudarebe keser. 

"Hirab" miifaale babmdan masdar olup, muharebe demektir. "Dirab" yine 
mufaale babmdan vuru§mak demektir. Ya'nf "Nice §acaatli adamlar vardir ki, 
muharebede kilig ile vurusmak, onun elini ve ayagini keser." 

1602. O hemen cenge el geftrir; bu, zan iizerine ki, o ber-karardu. 

eli kesilen §ecf adam, gulgule-i harb icjnde tamamen mustagrak oldu- 
gundan, bu yarasinin farkina varamaz; o yarali eliyle yine harbe dalar ve 
zanneder ki, eli evvelki gibi olup paralanmarmstir. 

1603. Dtalbuki zararda el cjiimis; kan habersiz olarak ondan $ok gitmis. 

Halbuki o §ecf adamin eli, ruhunun harbde istigraki sebebiyle, zannettigi 
gibi tamam degildir. Belki harbin ika' ettigi zarar neticesi olarak yaralanmi§, 
haberi olmadigi halde ondan cok da kan akmi§tir. 

Onun beyanindadir ki, cesed ruha bir libas gibidir ve bu el 
ruhun elinin yenidiF ve bu ayak, ruhun ayaginm gizmesidir 



1604. Ta bilesin ki ten libas gibi geldi; git labisi iste, Itbdsi yalama! 



°^> 



AHMED AVNi KONUK 

"Lebis" libas kelimesinin imale olunmusudur. Ya'nf "Ruhun bir §eyde is- 
tigraki hasebiyle, cisme anz olan halden haberdar olamamasi, senin o ten ru- 
hun libasi oldugunu bilmen icindir. Binaenaleyh git cisim libas giymi§ oian 
ruhu iste, onun libasi olan bu cismi yalama ve cisme muhabbet etme!" 

1605. Uluha JAllah'tn tevhidi daha ho§iur; diger gayr-i zakir el ve ayah vardir. 

Tevhid-i ilahf odur ki, Hak Siibhanehu ve Teala, ba§kasinin tevhidiyle de- 
gil, ezelen ve ebeden kendi nefsiyle daima vasf-i vahdaniyetle mevsuf ol- 
maktir. Nitekim ^-i *** j& <J j ^ oir ya'm "Allah vardir ve O'nunla beraber 
bir §ey yoktur" buyrulmu§tur. Bu oyle bir tevhiddir ki, Hakk'in viicudu mu- 
vacehesinde, kendi viicudlanni gorerek, ehl-i gaflet ve hicabin tevhfdleri de- 
gildir. l§te ruhun bu tevhidden zevki vardir; fakat alem-i cisimde hasil olan 
efkar ve evham ruhu bu zevkinden men' eder. Ey salik bil ki, bu zahiri el ve 
ayaktan baska, gayr-i zahir olan suret-i misaliyyeye aid el ve ayak vardir. 

1606. ZR-uyada el ve ayak ve i'tilaf goriirsiin, onu hakihai hil, onu beyhude 
bilmel 

Cismin elinden ve ayagindan ba§ka el ve ayak oldugu inkar edilecek bir 
sey degildir. Zira biz, birtakim rii'yalar goriiriiz; ru'yalanmiza mahsus olan 
cesedlerimiz ile baglarda, bahcelerde gezeriz; ve oliiden ve diriden bu ru'ya- 
lanmizda gordiigumuz kimseler ile konu§uruz ve ulfet ederiz. Halbuki ce- 
sed-i zahirfmizin eli ve ayagi yatakta bf-hareket bir haldedir ve yanimizda 
konusanlann sozlerini kulagimiz isjtmez ve onlarm viicudlanni gormez. §u 
halde rii'yada yuriiyen ayateve tutan el ve soyleyen lisan ve goren goz ve 
isjten kulak, ancak insanin alem-i misale mahsus olan cismine aiddir. Ve bu 
suret-i misaliyyeyi sen hakikat bil; onu bos. ve hayalden ibaret bilme! Zira 
nasil bo§ bir hayal olur ki, rai rii'yasinda, nig gitmemi§ oldugu bir §ehri ve 
evi goriir ve uyaniklik halinde o §ehre ve o eve girdigi vakit, rii'yasinda gor- 
diigii suretlerin ayni oldugunu idrak edince, hayrete dii§er. 

1607. O sensin hi, bedensiz beden tutarsm; binaenaleyh risimden can dt$an ol- 
maktan korhma! 



c^es^ 



MESNEVl-1 §ERlF §ERHl / V. ClLT • MESNEVf-3 • 

Ey rii'yasinda kendisini cisimli ve bedenli goren kimse, o gordiigun sen- 
sin; oyle bir sensin ki, kesif bedenin ve cismin olmadigi halde, bdyle latff bir 
beden ve cisim sahibisin. Binaenaleyh dliirum ve benim bu cism-i kesifim 
toprak altinda curiimekle yok olurum diye korkma! Ruh-i latifin bu cism-i ke- 
siften alakasini kesip giktigi vakit, rti'yada gordiigun gibi latif bir bedene ta- 
alluk eder; ve latif olan alem-i berzahda run, bu latff olan bedenle seyr eder. 

(^ 

J* O^r Ul & C^JC* jiji dXt. J^b j 0>^ _, ^UaUl 

f.A~J> b J*» b J? f.4*J» ^ j J (.*** ijj^d'-^ **** ^ f 

Dagda halvet etmis. olan o dervi§in hikayesidir ve inkita' ve 

halvet halavetinin beyam ve bu menkabeye dahil olmanin 

beyanidir ki, Hak Teala "Ben beni zikr edenin celisiyim ve 

ben benim muste'nisimin enisiyim" buyurdu. "M^demki 

bensizsin, eger cumle ile olsan, ciimlesizsin ve mMemki 

benim ilesin, eger ciimlesiz olsan, cumle ilesinl 



Bu bahiste, dagda yalniz basma ibadetle me§gul olan dervisjn hali hikaye 
olunur; ve amal-i diinyeviyye He efkan peri§an olan halkm sohbetinden kesil- 
menin ve yalniz basma kalmamn halaveti ve lezzeti ve ...^Ji jj"* ^ ,^-W ui 
["Ben Beni zikredenin celisiyim..."] hadis-i kudsisi fiil-i hasenine dahil olmak 
beyan olunur. 

Cenab-i Pir, hilafet-i ilahiyyesi hasebiyle cenab-i Hak'dan bu hadis-i 
kudsiyi tavzihan beyt-i §erffde buyururlar ki: "Ey kulum, bu zill-i zail olan 
ciimle e§yayi ve kendi vucudunu bensiz ve onlan benim vucudumun hari- 
cinde tevehhiim edip, benim gayrim zanniyle, onlara yapi§mi§ isen, bil ki 
onlarsizsin. Zira hepsi sabun kopiigu gibi bo§tur ve eger cemf-i ahvalinde 
benim ile beraber isen, biitiin mevcudat ile berabersin." Zira e§yamn Kay- 
yum'u, Hakk'in varligidir ve Hak e§yada, kendi varligi ile saridir. Ve Buha- 



<^^ 



AHMED AVNl KONUK 

ri-i Sahfti&t bu hadis-i kudsf ma'nasinda, diger bir hadis-i serif dahi vardir. 
abLi ^SJ. j j/> iji ^x* ^ ui Jjk JU; 4Ji 01 Ya'nf "Muhakkak Allah Teala 
buyurur ki, ben, beni zikr ettigi ve dudaklan hareket ettigi vakit, kulum ile 
beraberim." 

Hind §arihlerinden Veil Muhammed Ekberabadf bu beytin kafiyeleri hak- 
kinda §6yle buyurur: "Her iki misra'da "heme" lafzinm kafiye olmasi, birinin 
kiill efradi ve dfgerinin kiill mecmu'u ma'nasma olmasi i'tibariyledir. Binaen- 
aleyh ihtilaf-i ma'na hasebiyle ayni kelimelerin kafiye olmasi dogru olur." 

"Menkabe", fiil-i hasen ma'nasinadir. 

1608. H^ir dervis vartii; bir daalikta mukim, halvei ona udr ve ne&im lit. 

"Hem-nab" beraber uyuyan ma'nasma olup, refikden kinayedir. Bu "der- 
vis, "den murad, Mevlana Camf hazretlerinin NefehM'l-Uns nam eserinde 
menkabesi zikr olunan Ebu'1-Hayr Tinati (k.s.) hazrederidir. Ve "Tfnat" Mi- 
sir'da bir karyenin ismidir. Ebu'1-Hayr hazretleri de oraya mensubdur, 

1609. ^Uakiaki ona halkian sarab eri§ii, katlinin ve erkecjin enfasindan melul 
ol&u. 

"§emul" kokusundan sarhos, olunan §arab ma'nasinadir. "Vaktaki Ebu'l- 
Hayr hazretlerine Hahk Teala tarafindan muhabbet sarabi eri§ti, erkegin ve 
kadimn sohbetlerinden ona fiitur geldi." 

1610. D^iiehim bize hazar kolay oldu; diger kavme de, sefer kolay oUu. 

Ya'nf "Halkin sohbetinden inkita' edip bir ko§eye gekilmek herkese kolay 
degildir. Ancak Hak'la unsiyyet eden kimselere kolay gelir. Nitekim bizlere de 
bir §ehirde mesken tedarik edip, orada mukim olmak ve isj giicii ile me§gul 
bulunmak kolay gelir; fakat baskalanna, gerek memleketler gormek ve gerek 
ticaret etmek igin sefer etmek ve yeryuziinde dola§mak kolay gelir." 



1611. Onun aibi hi, sen serverlige asiksm; o efencli demircilige a$iktir. 



*m#> 



MESNEVl-1 §ERfF §ERHt / V. CtLT • MESNEVI-3 • 

Ba'zi kimseler "tnsanlardan kacip, ko§ede bucakta yalmz ba§ma ya§amak 
dogru degildir; boyle kimseler cem'iyyet-i be§eriyyeye kar§i vazifelerini ihmal 
etmi§ olurlar" tarzinda munzevflere i'tiraz ederler. Biz de deriz ki, bu revis. §a- 
yan-i i'tiraz degildir. Mesela sen cem'iyyet-i be§eriyye icinde re's-i kare gegip 
hukmetmeyi seversin ve serverlige a§ik olursun; o diger bir efendi de de- 
mirciligi sever ve o san'ata a§ik olur. Bunun gibi, birisi muhabbet-i ilahiyye- 
nin galebesiyle halkin sohbetinden tevahhus. edip bir ko§eye cekilir; bir dige- 
ri de zill-i zail olan masiva muhabbetine daldikca dalar. 

1612. Uier bir kimseyi, hir i§ icin duzduler; onun meylini onun kalhine attilar. 

Bu beyt-i gerifde «&"& J*'S*"-*Jf'Ji $ s ™< 1 7/84 ) y a ' n * " Ya Habibim, de 
ki her bir kimse ken'di' hilkati uzerinedir" ayet-i kerfmesiyle, J jU il ,«* jf 
ya'n£ "Her bir kimse ne icjn yaratilmis, ise, kolay kihnmi§tir" hadis-i §erifme 
i§aret buyrulur. Ya'ni "Herkesin ilm-i ilahide sabit olan hakikati, lisan-i is- 
ti'dad ile Hak'dan ne taleb etmi§ ise, Hak onu vermis, ve onu bu alem-i su- 
rette o taleb-i ezelisini tahakkuk ettirmek igin halk etmigtir. Binaenaleyh 
onun kalbine bu alemde o i§in muhabbetini ilka ettiler. Ehl-i imana, amal-i 
saliha ve ahlak-i hasene kolay gelir; ehl-i kiifre ise, fena ameller ve ahlak-i 
seyyie hos, ve kolay gelir." 

1613. 6/ ve ay ok meyilsiz ne vakii kimildayici olur? ^iken ve fop, susuz ve 
riizcjarsiz ne vakii aider? 

El ve ayak, kalb bir i§e meyl etmeyince, harekete gelir mi? Ve keza gorgop 
su veya riizgar tarafindan tahrik olunmadikca kendi kendine hareket edebi- 
lir mi? Insamn a'zasi da cemad nev'indendir, onun muharriki ruhdur ve run 
ancak bir §eye miitemayil oldugu vakit kendisinin alati mesabesinde olan 
a'zayi tahrik ederek o i§te kullanir. 

1614. Bger kendi meylini sema iarajxna aorursen, humd gwi devlet kanaaini act 

Eger kendi meylini ve muhabbetini yuksek tarafa, ya'ni Hak tarafina go- 
riirsen, hiima kusu gibi devlet-i ma'neviyye kanadim ag! 



C^cp 



AHMED AVNl KONUK 



1615. Ue eger kendi meylini zemin iarafma goriirsen, nevha et, hie naleden 
oturma! 

Ve eger kendi meylini ve muhabbetini, alem-i sufli tarafina goriirsen, Ce- 
nab-i Hakk'a kar§i aghyarak yalvar ve asla niyaz ve naleden geri kalma! 

ajj ^ j j~j j>-\ Ot>UU- •&£ ila-i"-4 ^-y sy- ^*^*^ 

1616. JAkilltlar muhahkak once nevhalar ederler; cakiller sonunda ha$a vururlar. 

Akilli olan kimseler belanm viicudunu vuka'undan evvel idrak edip, tela§ 
ve nevha ederler; cahiller ise o beladan bf-haber ve keyiflerinde ber-devam 
olup, ancak o bela gelip gattigi vakit ba§lanm doverler. 

1617. DCann tbtiddsindan sonunu gor, ia ki yevm~i dinde sen pisman olmayasm. 

Be§erin ibtida-i hilkatine ve alem-i §ehadetde, sair hayvanat iizerindeki 
fazl ve meziyetine dikkat et de sonunda bu mahlukun a'mali, muhasebesiz 
birakilmiyacagini idrak et. Nitekim ayet-i kerimede 1* ju '&/> ji oUvi JJ»^ i 
(Kryame, 75/36) ya'nf "Insan zanneder mi ki, ba§ibo§ hayvan gibi birakil- 
sin!" buyurulur. Binaenaleyh mademki insan olarak mahluksun ve dirayet ve 
zekavet sahibisin, yevm-i hisab olan ahirette, diinyadaki amelierinden pie- 
man olmamaga gah§. 



C~ 



jj'y^ 



> \j JUS c~JU jij j> ,j>w j lj JS" lL-SU ^j j d^i* 



Kuyumcunun akibet kan gormesi ve terazfyi ariyet 
isteyene sozii &kibete muvafik olmak iizere soylemesi 



iSjj f*+** y,*S oi jjly *T tJ^jj J~i ** ^^i 2ft 

1618. O hiri, hir kuyumcu onune geldi; ierazi vex ki hir alhn tartaytm iiye. 



<^a^ 



MESNEVl-I §ERlF §ERHl / V. ClLT • MESNEVf-3 • 

Ya'nf Titrek bir ihtiyar adam, bir kuyumcuya gelip: "Bana bir altin tera- 
zisi iare et ki, altm tartacagim", dedi." 

1619. Gfendi dedi: "fjit, henim kaJburum yohiur." ^Dedi; "uWizani ver; istih- 
zada durma!" 

Kuyumcu efendi, titrek ihtiyan goriince, "Haydi git, benim kalburum yok- 
tur" dedi. Bu cevab uzerine o ihtiyar, "Ben senden terazi istiyorum, sen ba- 
na kalburdan bahs ediyorsun. Alay etme, haydi teraziyi ver, dedi!" 

1620. ^Dedi: "^Dukkanda supiirgem yoktur." ^Dedi: "^fieier yeier hu miidhihele- 

[1626] , 1 i t „ 

n mrak: 

Kuyumcu onun i'tirazina cevaben bu def a da, "Diikkanda supiirgem yok- 
tur" dedi. ihtiyar dahi, tekrar ona cevaben: "Yeter yeter, bu gulling sozleri bi- 
rakda, ciddfol!" dedi. 

1621. w< ]3en hir teraziyi ki istiyorum, ver. Oiendini sagir etme, her tarafa sif- 

t" 

romo: 

"Ey kuyumcu efendi, ben senden bir terazi istiyorum, onu bana ver; ken- 
dini sagir yapip gah kalburdan, gah siipiirgeden bahs etme!" 

1622. ^Dedi: "Sozu clinledim, sagir dejjilim, id zannetmeyesin ki hen ma'na- 

ii 
sizvm. 

Kuyumcu dedi: "Ben senin soziinu clinledim, sagir degilim; sana verdigim 
cevablar da ma'nasiz oldugunu zannetme. Bu soyledi|im sozler bir ma'naya 
musteniddir." 

1623. nr Bunu isittim, lakin sen titrek hir ihtiyar sin; elin titreyki, cismin na- 
muntei§dir." 



G £P> 3 



AHMED AVNl KONUK 



"Senin terazi istedigini isjttim; lakin vucudu titrek bir ihtiyar oldugun igin, 
teraziden sonra, sana lazim olacak §eyleri diisundum. Zira elin titreyici ve cis- 
minin kivami yoktur." 

"Miinteis/' kaim olmak ve bir kimsenin hali iyi olmak ma'nalanna gelir. 
"Na-miintei§" kivamsiz demek olur. 

f/* JJ *jU. u~i >j) c ~° -V j J ^ *<->'y p-* y jj ^ j 

1624. Ue senin o alhmn dahi rize rize kinnti&ir; binaenaleyh elin Hirer hur- 
de alhnlar dokiilur." 

"Kuraza" kinnti, "hurd u rnurd" ufak pargalar demektir, Ya'nf "Senin tar- 
tacagin altin gayet kiiciik kinntilar halindedir; binaenaleyh tartarken elin tit- 
rer, teraziden altinlaryere dokiilur." 



jU j> \j ijst j j £yv. ' 



J 1 * Jtjj^ 



- , j st t>>^ cri. 



1625. nZoyle olunca: "Sfendi alhntmt toz i$inde aramah if in bir supiircje ver, 
dersin." 

1626. "Uakiaki iopragi suyiiresin, toplayasm; harm: "By ceri kafbur isterim!" 
dersin." 

"Cen" cesur ve cur'etkar ma'nasinadir. Burada, kuyumcunun san'atmda 
cesur ve mahir oldugu ma'nasi murad olunmak munasibdir. Hind niishala- 
nnda "ceri" yerine "hari" -(^) vaki'dir. 

1627. ttr Ben sonu, iamamen evvelden gordiim; huradan haska yere gii vesselam!" 

Bu beyt-i §erif hem kuyumcuya raci'dir ve hem de yukanda 1612 numa- 
rali . . .£)i c^jir jit \j ^S j* beytinin ma'nasina irtibaten dogrudan dogruya ce- 
nab-i Pfr tarafindan vaki'dir. Kuyumcuya rati' olduguna gore "Ey titrek ihti- 
yar, ben senin yapacagm i§in evveli olan altm tartmani gordum ve bu i§in bi- 
dayetinden sonunu anladim ve sana teraziden sonra supurge ve kalbur lazim 
olacagmi soyledim. Eger benim gorii§ume i'timadm yok ise, buradan baska 
yere git, vesselam!" demek olur. Zikr olunan beyt-i §enfin maba'di olduguna 
gore: "Ey salik, bizim gibi ehl-i ke§f olan kamillerin nazan, emr-i tekvihin ib- 
tidasi olan a'yan-i sabite aleminedir. Binaenaleyh huzurumuza gelen bir kim- 



<?g^ 



MESNEVt-1 §ERfF §ERHl / V. CtLT • MESNEVI-3 • 

senin, ayn-i sabitesine nazar ederiz ve bu ba§langigtan, onun sonunu gorii- 
riiz ve isti'dadina gore terbiye ederiz. Eger bizim bu evvelden sonunu gormek 
suretiyle vaki' olan terbiyemize i'timadin yok ise, buradan ba§ka yere git ve 
kendine ba§ka bir rmirebbi ve miir§id bul, vesselam!" demek olur. 

1628. <§imdi seyh-i ferdin haberini iamatn ei ki, onun uykusu ve taami o daf 
hk i$inde idu 

Bu beyt-i serif cenab-i Pfr efendimizin nefs-i neftslerine hitabdir. Ya'nt 
"Artik uykusu ve taami daghk icinde olan §eyh-i ferd Ebu'1-Hayr Tinatf haz- 
retlerinin kissasmi tamam et." 

daga mensub olan zahidin kissasinin bakiyyesidir ki "Dagm 

meyvesini agacten koparmryayim ve agaci silkmiyeyim ve bir 

kimseye sarahaten ve kinayeten, silk demiyeyim. Riizgann 

agactan dusurmu§ oldugunu yiyeyim" diye nezr etmi§ idi 



1629. O dagda $ok a^a^lar ve if emitter, dafya mensub saytsiz armut var idi. 

1630. O dervis dedi: "^a < Jlah, hen seninle akd eltim, simdiki halde bundan 

[1635] , „ U 

toplamiyayim, 

1631. "0 meyveden gayri ki, onu ruzaar aih; ben munteis olan aga^ian fopfa- 
mtyayim. 



°^^ 



AHMED AVNI KONUK 

"Ya Rab, bu dagdaki agaclarda biten meyvelerden kopanp yememege ve 
topraktan intias, eden agacjardaki meyvelere el siirmemege seninle ahd ettim. 
Yalniz bu agacfortlan riizgann du§iirdugii meyveler miistesnadir ve onlar bu 
ahdimin haricindedir; onlardan yiyecegim." 

1632. n^ir miiddei onun ken&i nezri uzerine vefasi oldu; nihayet kaza imtihan- 
lari geldi. 

Ebu'1-Hayr hazretleri kaza-yi ilahi imtihanlan gelinceye kadar, bir miiddet 
ahdine kar§i vefakar bulundu ve dagda yalniz riizgann agaglardan diisurdii- 
gii meyveler ile gidasmi te'mfn etti. 

J-Jj j> OU-o «o ^Ij^ i-lj" 1 £ J<~£ \£z~»\ ^J-*./ S"-:-" ijij 

1633. IZu sebebden isiisna cdiniz buyurdu. "Eger ^Jiudd isterse'yi ahde vurun! 

Bu beyt-i §enfde, sure-i Kehfde olan 2li \ LsJ 'd'\ Vi i'J> dUi j*u Ji jpJ Jji- Yj 
(Kehf, 18/23-24) ya'nf "Bir §ey icm ben bunu muhakkak yann'yapacagim 
deme; ancak Allah Teala murad ederse de!" ayet-i kerimesine i§aret buyuru- 
lur. Ya'nf "Bu kaza-yi ilahi imtihanlan oldugu igin, bir §ey hakkmda ahd ve 
nezr ederseniz, bu ahdinize "Eger Cenab-i Hakk'in me§iyyeti taalluk ederse.'.." 
soziinu de zammediniz." Zfra herhangi bir iste insanin muharriki fikirdir ve 
fikrin husuliinde insanin dahli yoktur. Birgok fikirler ve diisunceler arasindan 
yalniz bir diisunce aynlip, insanin kalbine hutur eder. Bircok diisunceler ara- 
sindan, bu diisuncenin aynlip, insana musallat olmasimn sebebi mechuldiir. 
Ve bu fikrin tasallutunda insanin iradesi ve medhali yoktur. Kalb bir sahra gi- 
bidir ve havatir-i varide dort taraftan o sahraya esen ruzgarlar gibidir. Imdi bu 
havatinn Halik'i ve saiki Hak'cftr. Herhangi bir fikrin icrasi kasd olundugu va- 
kit, o fikrin, alem-i efalde zuhuruna mesjyyet-i ilahiyye taalluk edip etmiye- 
cegi meghul oldugundan, kul flilinde kendini miistakil gormeyip, fail-i hakikf- 
yi mu§ahede ettigine delil olmak iizere "ln§aallah" demek lazimdir. 

r^ L^ b f* J J j u~x j* r** J?* f* L> J J ^ U J j* 

1634. Uier zaman kalbe ba$ka bir meyil veririm; her nejes kalb uzerine ba§- 
ka bir dag koyartm." 

Bu beyitler, mezkur ayet-i kenmenin tefsirleridir. Ya'nf Hak Teala buyu- 
rur ki: "Her zaman kalbe baska bir meyil ve fikir veririm; her nefeste kalb 



<c£p* 



ggK^ MESNEVM §ERfF SERHl / V. ClLT • MESNEVI-3 • 

uzerine bir dag ve damga koyanm." "Dag" kizgin demir ile yapilan ni§an ve 
alamet ve damga demektir, Hayvanat birbirinden bu dag vasitasiyla tefrik 
olunur. Insan da kalbine musallat olup, kendisinin muharriki olan fikrin ma- 
hiyyeti ile birbirinden temeyyuz eder. Efkar-i mustakime, dogm ve salih 
amellere ve efkar-i sakfme ve faside de, egri ve fena amellere sevk eder; ve 
ameller ademin gevherini ta'yine sebeb olur. 

1635. n Dier sabah hizim icin yeni sdn vardir; her hir §ey henim muradtmdan 
meul etmez. 

Bu beyt-i §erffde sure-i Rahman'da olan y> ^ Jif y>jVi 3 oi^-Ji Jcj>&~t 
oti j (Rahman, 55/29) ya'ni "Goklerde ve ye'rde olan mahlukat O'nu taleb 
ederler; her anda bir se'ndedir" ayet-i kerimesine isaret buyurulur. Ya'ni 
"Ben oyle bir Azimu'§-§an-i Zat-i mutlakim ki, her bir subh-i tecellfde, meza- 
hirde yeni bir §e'n ile zahir olurum. Bu mezahir, benim sifat ve esma-i sen- 
femin birer ayinesi oldugundan, her bir §ey benim muradim ve mesjyyetim 
dairesinden meyil ve inhiraf etmez. Ve suver-i kevniyyeden hicbir §ey benim 
irademin haricinde hareket etmez." 

1636. Diadisde geldi ki, "OiaJb hir tiiy gibidir; hir sahrada hir sert riizgann 
esiridir." 

Hadis-i §erffde J*U\ jfr c bji i«jll- s^i J ^J\ Jt. ^ > ya'ni "Kalbin me- 
seli, sahrada olan ku§ tuyiinun meselidir ki, riizgarlar onu donduriip, batini za- 
hir olur" buyurulmustar. Binaenaleyh kalb bir ku§ tiiyu gibidir. Sahra-yi imkan 
uzerinde sert ve sedid olarak esen irade-i ilahi ruzganmn esiri ve maglubudur. 

1637. Vliizgar tuyii her iarafa, yah sola ve yah saga yilz ihtilaf ile ho$ yere sHrer. 

1638. 'Dujer hadisde "Hu katbi oyle hil ki, kazan icinde aiesie kaynayan sudur." 

Diger bir hadis-i §enfde ^ j joiJt & Ui- m\ Ud\ ya'ni "Kaibin doniisu 
kaynayi§ta kazandan daha §ediddir" buyuruldugundan sen bu kalbi, ate§te 
kaynayan kazan igindeki su bil! "Kazan"dan murad cism-i be§er ve "ates"ten 



GNe^a 



AHMED AVNt KONUK 

murad, irade-i ilahf ve kaza-yi rabbanfdir. Ve kalb safiyyet-i asliyyesi i'tiba- 
riyle suya tesbih buyurulmu§tur. 

1639. !7ter zaman kalbin bir baska re'yi olur; o ondan dejjil, fakat bir yerden olur. 

Kalb hicbir an fikirden ve reyden half kalmaz.* Bu fikirler kalbden degil, 
aricak bir yerden olur ki, o yer ve men§e' dahi Hak'dir. 

Ma'lum olsun ki, fikrin sebeb-i zuhuru dorttiir. Ya Rahmam, ya nefsanf 
veya melekf veya §eytanf olur. A .J* [^ JT js (Nisa, 4/78) ya'nf "Hepsi Al- 
lah indindendir" ayet-i kenmesinde' bey'an buyuruldugu iizere, bunlann hep- 
si Hak indinden sevk olunur; fakat bu sevk-i efkar, abdin isti'dadina nazaran 
vaki' olur. Zira Hakk'm tecelliyati, mezahirin isti'dadatina goredir. 

J^ s*-\ iJj^ ti <JM M* J-> <^L> ji <^J^ 0*J W <_ri 

1640. nioyle olunca ni$in kalbin re'yi iizerine erriin olur sun; sonunda uianmak 
i$in ahid baglarsm? 

Mademki kaibe gelen havatmn men§ei Hak'dir ve Hak bu efkan senin is- 
ti'dadina gore kalbine sevk eder ve sen kendi hakfkatinin isti'dadina ve sirr-i 
kadere vakif degilsin. halde kalbinin her fikri iizerine nasil emin olursun da, 
sonunda aksi zuhur ederek utanmak icm ahd edersin? 

Ma'lum olsun ki, ehlullahin "Fena-yi salis-i mahk-i kiilir" ta'bfr ettikleri 
makamin madununda bulunanlann kalblerine olan tecelliyat-i ilahiyyeye, 
alem-i his ve §ehadetin suver-i mer'iyyesi ve mesmu' olan sadalan ve bunlar- 
dan miitehassil tefekkiirat-i akliyye kan§tigindan, onlann kalbleri elvah-i 
mahfuza degil, belki elvah-i mahv ve isbattir. Ve onlann havatin, havatir-i 
rabbaniyye-i sirfa olmayip, havjitir-i melekiyye ve nefsaniyye ve §eytaniyye 
ile mumtezic olur. Binaenaleyh bu havatira i'timaden ahid baglamak caiz ol- 
maz. Zira isti'dada gore vaki' olan bir tecellf-i diger ile, onun bozulmasi daima 
mumkindir. Bu hakikate binaen §efekaten U'l-ibad Server-i alem (s.a.v.) Efen- 
dimiz fc-s. j^ & j^>. V j^ 1 o\* tjjJtf V ya'nf "Nezr etmeyiniz; zira nezir, kader- 
den bir §ey igna etmez, ya'nf kaderin zuhuruna mani' olmaz" buyurmu§lardir. 

1641. IBu da hukmun ve kaderin ie'suindendir; kuyuyu aorursun ve korkuya 
kadir olmazsin. 



=$»> 



MESNEVf-I SERIF SERHl / V. CtLT • MESNEVf-3 • 

Boyle olmakla beraber senin nezir ve ahd etmen dahi, yine hukm-i ilahf 
ve kader-i rabbanf te'sfrindendir. Nitekim yol iizerindeki kuyuyu gorursiin ve 
korkup, iizerine dogru gitmemek fcab ederken, senden korku gider ve kuyu- 
ya dii§mek mukadder ise dii§ersin. 

1642. r LL$ucu hu$tan bu aceb degildir hi, tuzaai aormesin ve helaka dilfsun. 

"Atab" helak olmak ma'nasinadir. "Kaza-yi ilahiden dolayi havada ucan 
bir kusun tuzagi gormiyerek tutulmasi ve helak olmaga dii§mesi ve ko§masi 
acib bir §ey degildir. Bu alelekser vaki' olur.'V 

1643. HSu actbdir ki iuzagi aorur, kazijji da fl'orur; ister istemez du$er. 

Fakat taacciibe §ayan olan hal budur ki, tuzagi ve kazigi gordiigii halde 
bir ku§, yine kaza-yi ilahiden dolayi ister istemez o tuzaga dii§er. 

1644. 0'6z a$ik ve kulak ayk ve tuzak b'nde; kendi kanadi ile tuzak iarafina u$ar. 



c**- 



Kaza tuzagi baginin suretde gizli ve 
eser ile zahir olmasmin tesbihi 



£0,ibl % ji 4£A.j> j^ m\j jl$a jb jJJl ^ 

1645. HZir biiyucjun evladim eski Itbas i$inde ba$ ayk ve belaya du$mu§ (joriirsun. 

1646. I&r nabekann hevasmda yanmi§, kuma§lanm ve mutklerini satmi§. 



°&P? 



AHMED AVNl KONUK 



1647. Dian u man aiimis, hednam ve zelA olmus, bedbahilar gtbi dusmamn adi- 
mx uzere aidiyor. 

"Han u man" aile demektir. "Idbfr" idbar kelimesinin imale olunmu§udur; 
burada meful ma'nasma masdardir; miidbir demek olur ki, bedbaht ma'na- 
sinadir. Bu bahiste, kaza-yi ilahi tuzagina tutulmu§ olan bir kimsenin hali 
tasvfr buyurulur. 

§6yle ki: Mesela pek zengin ve biiyuk bir adamm oglu, ba§ agik, yalin 
ayak, pejmiirde bir halde dola§maga ba§lar. Bunun sebebi, bir fahi§enin mu- 
habbetine mlibtela olmasidir. Bu bicare bu nabekann sevdasiyla e§yasini ve 
emlakini satip bu fahi§eye yedirmi§; ailesi harab ve kendisi bednam ve zelil 
olmu§; ind-i ilahide ezeli bedbahtlar gibi, kendisinin du§mam olan nefis ve 
§eytamn adimlanni ta'kib ediyor ve bu hayat-i surisinde bu du§manlann ar- 
kalanndan onlann muradlan iizere gidiyor. "Kam-i du§men" "ber-kam-i dii§- 
men" takdirindedir. 

1648. I^ir zdhidi goriir, der hi: *6t/ huyuh, £%llah i$in bir himmet tuif" 

1649. ",Z,ua bu $irkin iJbara dusmu&um] malt ve altim ve ni'meti elimden ver- 



misim. 



r^-y- ** ^ *j* J^ utj 



r*j b c/. J cf^ y b " j^* 



1650. uir himmet! Ola hi. ben bundan huriulamm: ola hi bu bulamh camur- 
[1655] . I" 

dan si$rayim! 

Bu biiyuk ve zengin adamin evladi, bu du§tugii sefaletin vehametini mud- 
rik ise de, kendi iradesiyle bundan yakasini siyirmak mumkin olmadigindan, 
salah-i hal sahibi bir zati ve bir zahidi gdrdugu vakit: "Aman bana himmet 
et, boyle bir idbara diigtum; servetim elimden gitti, caiz ki senin himmetin be- 
rekatryla, bu dii§tugum sefaletten kurtulayim ve bu bulanik camur mesabe- 
sinde olan hal-i pen§an icjnde firlayip, bir saha-yi saadete gikayim." 

1 1651. l/talas ve holds ve holds!" diye bu dudyi avdmdan ve havdsdan ister. 



c $p^ 



MESNEVf-1 §ERfF §ERHl / V. ClLT • MESNEVt-3 • 

Bu sefalet-zede efendi, kurtulma duasmi halkin her sinifindan isteyip du- 
rur. Beyt-i §erffde "halas" kelimesinin uc. def a tekran, tekvfnin ferdiyyet-i se- 
lasiyye iizerine miistenid olduguna i§arettir. Zfra sefaletten halas, bir emr-i 
tekvinfdir. Bu ferdiyyet-i selasiyye bahsi bir bahs-i muhim olup tafsili Fusu- 
su'1-Hikem'de Fass-i Salihfde miindericdir. Burada fzahi uzun olur. 

1652. 61 a$ik ve ayak a$ik ve bag yok; bas uzerinde ne miivehkel ne bir demir var... 

Himmet isteyen bu efendinin elinde ve ayaginda bir bag yoktur, hareke- 
tirtde serbesttir; ba§i ucunda ef al ve harekatina emr eden bir amir-i zahir ol- 
madigi gibi, demir zincirler ile de bir yere baglanmis, degildir. 

1653. Lsiangi baydan kurtulmak istiyor ve hangi habsden mahall-i halas anyor? 

1654. lahmrin ve muhtefi kazamn bagi ki, onu sajinin camndan ba$ka$i gormez. 

Bu efendinin kurtulmak istedigi bag, takdfr-i ilahf ve kaza-yi rabbanf ba- 
gidir ki, o bagi "nefs-i safiye" mertebesinde bulunan bir kamilin camndan 
bagka canlar goremez. 

1655. fyer$i a§ikar degildir, o -pusudadir; zindandan ve demir bagdan beterdir. 

bag gergi nefs-i safiye sahibi olan kamilden ba§kasinm oniinde zahir ve 
asjkar degildir. pusuda ve batindadir. Maahaza zahir ve asjkar olan habsden 
ve demir zincirden yapilmis, olan bagdan daha beter ve daha §edfddir. 

1656. xXra ki demirci muhakkak onu kirar ve $ukur kazici da zindanin ker- 
pifint koparu. 

Zfra o zahirde olan zincir bagini demirci kirabilir ve cukur kazici ve duvar 
delici olan kimse dahi zindanin duvanndaki kerpigleri sokiip kopanr ve bu 
suretle o bagdan ve zindandan kagmak ve halas olmak miimkin olur. 

1657. Diey gidi hey! I^u gizli agir bag aabdir; demirciler onu kumakian dcizdir. 



G <£P? 



AHMED AVNt KONUK 
JL~* ^ Jo- AS—o (J^S j> Jwj \j -U>-l Juj 01 <JJoJ 

1658. Diurma lifinden olan bogaza baglanmi§ o ipi gormeh Sihmed'e eri$ir. 

1659. €&u Jdeheb'in kansmm suh ilzerinde odun dengini gordii; o odun ham- 
malt dedi. 

Bu beyt-i serifde <^ oi ■> \jo ju«L* JJ? L. j aJl. ^ ^i u ^ 3 ^ ^i u* cj 
aU. ^. jl ujl^ ^ <J3-i sL>- ^v j (Tebbet, 1 1 1/1-4) ya'nf "Ebu Leheb'in el- 
leri kinlsin, kinlch ya! Ondan mail ve kazandigi §ey kurtaramadi. Yakinda 
alevli bir ate§e kavusacaktir; onun kansi da odun hammahdir. Boynunda 
hurma lifinden ip vardir!" sure-i munifesine isaret buyurulur. Bu sure-i seri- 
fenin ma'na-yi zahirisi miinkirlerin birook dedikodulanm mucib olmus ve el- 
an dahi olmakta bulunmustar. Burada onlann zikrine ve reddine dair fzahat 
uzun olur ve saded haricindedir. Esasen bu sure-i §erifede dahi birgok rumuz 
ve i§arat vardir. Zira Ebu Leheb'in zevcesi, Ebu Sufyan'in kiz kardesjnin ki- 
zi Ummu Cemfl'dir; ve mal ve servet sahibidir. Binaenaleyh zahirde boynu- 
na hurma lifinden ip takip odun ta§iyacak bir vaziyette degildir. Bu ip onun 
suret-i misaliyyesinin boynuna takilmis, olan kaza-yi ilahi ipidir ki, bunu an- 
cak Hatem-i enbiya Ahmed (a.s.v.) Efendimiz gordii ve bu goriisu iizerine 
ona "Odun hammali" dedi; ve bu oyle bir bagdir ki, her asirda munkirlerin 
suret-i misaliyyelerinin boynuna takilrm§tir. Ve onu ancak Resul-i zfsan 
Efendimiz' in varis-i kamilleri olan niirus-i safiye ashabi goriirler ve sirtlann- 
daki a'mal-i habise odun yiiklerini bunlar musahede ederler. 

JuJo U y> jj Jul JuJo *£ AjX> ^J^ j\ y>r \j f jJ* j J~>- 

1660. Dpi ve odunu, onun gayri bir goz gormedi; zira her goriinmeyen ona za- 
hir gelir. 

Ebu Leheb'in zevcesinin boynundaki ipi ve arkasindaki odun yukiinu 
Risaletpenah Efendimiz'den gayri bir goz gbremedi. Zira her goriinmeyen 
ahval-i melekut, o hazretin huzur-i saadetlerinde meshud olur. Onlann za- 
man-i saadetlerinde bu goz hemiz ba§kalannda yok idi. 

Ju^ij* OLijl j c.. - .. : ,> i i^j j jp JvilS i J±j£ <d*j>- ^jiJLilj 

1661. Onun bakibri hep ie'vd ederler; zud hu hir bihu$luktur ve onlar hu$- 
menddirler. 



csgp^a 



MESNEVI-t §ERlF §ERHt / V. ClLT • MESNEVf-3 • 

Enbiya (aleyhimii's-selam) ile, onlann varisleri olan niifus-i safiye asha- 
bmdan sonra baki kalan ehl-i ilim, hurma lifinden olan ipi ve odun yiikunu 
te'vfl edip derler ki: "0 odundan murad, nemmamhktir ve "ip"ten murad, 
umur-i dunya taallukatina giriftarhktir ki, saadet-i uhreviyyeye mani' olur." 
Zira bu ehl-i basiretin gayri olan ulema-yi zahire, bu alem-i suretin akilhlan- 
dir. Halbuki o odun yukiinu ve ipi gormek ise, bu alemin aklindan tecerrtid 
etmek ile olur. Qiinku alem-i melekutun ahvali, bu akl-i zahirfnin tavn hari- 
cindedir. Binaenaleyh ehl-i basiret ahval-i melekutu mu§ahede ettikleri icjn 
asla te'vfl cihetine gitmezler ve gorduklerini aynen soylerler. Ulema-yi zahi- 
re ise, onlann sozlerini, kendi akillannin tavn haricinde gordiikleri cihetle, 
kabul etmezler ve te'vfl cihetine giderler. 

1662. JZakin onun ie'sirinden ontin arkasi iki kai olmu§ ve senin oniinde na- 
lan olmu$iur. 

Fakat o goriinmeyen kaza-yi ilahi baginin te'sfrinden o kaza-dide olan 
kimsenin arkasi bukulmu§, iki kat olmu§tur. Ve ey ehl-i saadet olan kimse, 
ondan dolayi senin oniinde aciz ve nalan olmu§tur da der, 

1663. L/Ci: liir dua-yx nimmetl Ta ki kurltdayim, fa ki bu gizli bagdan di§a- 
n stcrayim! 

-L*~- jl !j ls a^ j\ Jj!-U dy>- Ju-b V^A^f- ^1 jllj aSJ\ 

1664. O ki goriir, bu alametleri g'drdu; o ^akiyi satdden nasd bilmez? 

ehl-i basiret ki, ahval-i melekutu goriir, bu kaza-zede olan kimsenin 
iizerindeki gizli baglan ve yukleri gordii. Binaenaleyh yine ahval-i melekut- 
tan olan §akinin ve saidin alametlerini goriip, bunlan birbirinden nasil olur da 
tefrik etmez? 

1665. Hilir ve .Zul-Celal'in emriyle drier; zira Diahk'm sunni ke$f helal olmaz. 

Ehl-i basiret olan enbiya ve evliya, halkin ahval-i batinelerini goriip Mir; 
fakat Zu'1-Celal olan Hakk'm emriyle orter, if§a etmez. Zira bu Hakk'in esra- 



c^*^ 



AHMED AVNt KONUK 

nndandir; Hakk'in sirnni ke§fetmek ise helal ve caiz olmaz. Nitekim bu 
ma'nayi cenab-i Pir efendimiz bir gazellerinde §6yle buyururlar: 

Ljj 2j m ^> <^--i-*j y f*-^?" j <-£jj '•— **j J xi-o I cJU' jl «»_~J» oijj^j J, wj jl lLAju^- 
\yj \j xb^SJ JuLijj lLXJ c->Jjj y <^£* _j j^i xlx j7 jjj JU- x\j 4j 

Nazmen terciime: 

"Reng-i rencuru goriince illeti anlar tabib 
Boylece renginden anlar dmini bina olan 
Hal-i dm u kinini gordiikde renginden Mir 
Setr eder lakin seni etmez o rusva-yi cihan 
Gozleri mektubdadir, etmez kiraat lebleri 
bilk ferda bu hamilden ne suretdir dogan. " 

j~*\ Jl j dyj xi c-pU*-* jl j~& 01 ij\Jj Obi (j>«~- <ji' 

1666. HZu soziln nihayeti yohtur; o fakir a$hktan zefmn ve ieni esir oldu. 

Bu kaza-yi ilahi baglan ve ehl-i basiret taraftndan onlann gorulmesi hak- 
kindaki sozlerin nihayeti yoktur. Binaenaleyh kissaya riicu' edelim; o dagda 
halvet eden Ebu'1-Hayr Tfnati nihayet achktan dolayi zebun ve adz ve teni 
gidaya esir oldu. 



(^ 



cJLf* ^ji Ox-^j j>- jL-ij5 *> c->-j^ jl ■sjyl Oxx> osj? jX jJi Oxi J^Jl* 

Nezr etmi§ olan faktrin agagtan armut koparmakta muztar 
olmasi ve miihlet vermeksizin Hakk'in te'dibi eri§mesi 



1667. *j3ej gun o ruzgar bir armut dokmedi; onun a^ltgi atesinden sahurluflu 
ka$h. 



egwp 



MESNEVl-t §ERfF §ERHl / V. ClLT • MESNEVl-3 • 

1668. 'Dolin ha§i iizerinde Urkac armui gordu; yine sabr eiti ve kendini geri $ekti. 

1669. Uliizgar geldi, dahn ha$tnt a$agi Mi; tabuih onu yemek uzerine galeae ettl 

§iddetli esen riizgar, iizerinde meyve dolu olan dahn ba§ini a§agiya sarkitti; 
karni pek ag olan zahidin tabiati, sarkan meyveleri yemek uzerine galib geldi. 

1670. S^cltk ve za'f ve cezb~i kaza kuvveti, zahidi nezrinden bi-vefa eiti. 
[1675] y J ' J 

Zahiddeki §iddetli aghk, viicudundaki za'f ve bir taraftan kaza-yi ilahi 

kuvvetinin cazibesi, o zahidi nezrine ve ahdine kar§i vefasiz etti ve ahdini 

bozmaga sebeb oldu. 

1671. Dakiaki armut agacmdan meyveyi kudi, kendi nezr ve ahdinde zayif oldu. 

-^•^ j' J?y J -sU^Xi jl j^ic>- J-^j J>- jL-i^T ^ Jl ji j»-* 

1672. demde dahi te'a%-i Diak eri§ti; onun aoziinu, a$h ve onun kulagint ^ekli. 

Ya'nf Ebu'1-Hayr hazretleri ahdini bozar bozmaz, "Hak Teala hazretlerinin 
te'dibi dahi ba§ gosterdi ve Hak Teala onun gaflet goziinu acti ve kulagmi da 
gekti", §oyle ki: 

(^ 
§eyhi hirsizlar ile beraber miittehem etmesi ve onun elini kesmesi 



1673. Oratk husizlardan yirmi ve daha ziydde var idiler; kendi $almi§ olduk- 
lanni iaksun ederlerdi. 



AHMED AVNt KONUK 



Ebu'l-Hayr hazretlerinin sakin oldugu dagda yirmiden ziyade hirsiz var 
idi; galdiklan mallan taksim etmekte idiler. 

1674. Qamvnaz polisi vakif etmis idi; polisin adamlan $ahuk iizerine diistiiler. 

Gammazin birisi bu hirsizlann burada olduklanm polise haber vermi§ idi; 
bu haber iizerine polisin ta'yfn ettigi adamlar bu hirsizlan bastilar. 

1675. I7iem o mahalde hirsizlann sol ayagini ve sag elini hep hestiler; ve hir 
giiriiliii kalkh, 

Hirsizlann sirkati, ciirm-i meshud halinde tutulunca ijiw ajUij jjUij 
u*jJ { Maide, 5/38) ya'nf "Erkek ve kadin hirsizlann ellerini kesiniz" ayet-i 
kerfmesinin hukmiine tevfikan o hirsizlann sag ellerini kestiler. Ve bu esna- 
da o mahalde bittabi' biiyuk guriiltiiler ve feryadlar hasil oldu. Ayet-i kerime- 
de sol ayaklann kesilmesi emr olunmami§ iken, burada hirsizlara fazla bir ce- 
za tatbik edilmesi, o zamanki hukumetin idarf bir cezasi olmak icab eder. 

1676. xM-hiiin eli dahi galat olarak kesilmis oldu; onun ayagini da sakat etmek 
istedi. 

kargasalik esnasinda memurlar Ebu'l-Hayr Tfnati hazretlerini de hirsiz- 
lardan zannedip tuttular ve yanli§hkla onun da sag elini kestiler. Bu i§i icra 
eden memur, onun ayagini da kesmek istedi. 

\b77. Derhal pek guzule hir suvari geldi; tnemura hoyle hagirdv. "6y kopek hakl" 

Uj^ &J? \js y \j j\ c-o \Jaf- JlJbl j _j c~~o*~5- d^i j>\ 

1678. ^ufalan seyhdir ve ahdal-i Diuda'dandu; onun elini ni$in cuda eitin?" 

^lJ3 jjijklflib <o^i Ji^ C-*j jj <t*W- • x ij J >i ^\j* <->' 

1679. memur elbisesini yirih ve hemen has memurun oniine giiti; hararetle 
ona agahlik verdi. 



c\g35S^3 



m^ MESNEVf-l §ERfF §ERHl / V. CtLT • MESNEVl-3 • 

memur, §iddet-i teessiirunden elbisesini yirtti ve derhal ba§memunm 
huzuruna gidip, yanli§hkla bir veliyy-i Hakk'm eli kesilmis. oldugunu haber 
verdi. 

flljT J* J. \jj>- *SL~j\dJ 4S" fltj>- jJLp VJ0j> t X«l <U>w 

1680. ISafmemur oziir dxleyxci oldtiflu halde yalin ayak cjeldi dedi ki: wr Ben hil- 
medim, Diak henim iizerime $ahiddir." 

1681. "JAgah ol, ey kenm ve ehl-i cennetin served; bu firkin i$i bana helal el!" 



1682. 'Dedi: nr Bu ijjnenin sebebini biliyorum; hen kendi gunahimi iamyorum." 

Ebu'1-Hayr hazretleri ba§ memurun i'tizanna cevaben dedi; "Bu bana 
batinlan ignenin sebebini biliyorum ve kendi kusurumu taniyor ve i'tiraf 
ediyorum." 

1683. 13en onun yeminlerinin hiirmeiini kirdim; binaenaleyh onun dadistani 
elimi jjotiirdu. 

"Eyman" yeminin cem'idir. "Yemin" sag el ma'nasinadir. "Dadistan" "dad" 
ile "sitanden" masdanntn emr-i hazin olan "sitan"dan miirekkeb vasf-i terki- 
bi olabilecegi gibi, ism-i mekan dahi olabilir. Vasf-i terkibf olduguna gore, 
"Hakk'in dad ahcisi" demek olur ki, murad hadd-i §er*inin ifasina memur 
olan kimsedir. Ism-i mekan olduguna [gore], adl-gah-i Hak, ya'ni adalet-i 
ilahiyyenin infaz olundugu mahal demek olur ki, hirsizlann ellerinin kesildi- 
gi yerdir. Ba'zi niishalarda "eyman" yerine "peyman" vaki' olmu§tur. 

Ya'ni "Ben Hakk'in yeminlerine ve ahidlerine hiirmet etmek lazim gelir- 
ken, ettigim ahdi bozdum; binaenaleyh onun adaletini icraya memur olan ve- 
ya onun adaletinin icra olundugu mahal ve siyasetgah benim sag elimi kesip 
goturdii." 

c»"«Aj <JL>\j>- i^y^ oi -^j**ij Ij c.^-b *^*-Jb j x$e> *,s«~SyJjt -~* 

1684. nZen ahdi kirdim ve bildim ki jenadir; nihayet o cur'eiin ugursuzlugu 
ele eri§ti." 



c^P^a 



AHMED AVNl KONUK 



"Ben Allah'a kar§i olan ahdimi bozdum ve bildim ki bu yaptigim i§ kotii- 
diir. liL sLL 4%- ji^t- '_, (§ura, 42/40) Ya'ni "Fenahgin cezasi, onun gibi bir fe- 
nahktir" ayet-i kerimesi mucibince, bu fenahgin cezasi olan bir fenaliga mun- 
tazir idim, nihayet o ahdi bozmak ciir'etinin ugursuzlugu elime isabet etti. n 

c— *ji f*^* - ls^ i/'j c?' -^ ^-~"ji, j y^* j ^* <-^k j ^* *^-** , - i 

1685. nr Bizim elimiz ve ayacjimiz ve i$imiz ve kckwpmuz ey vali, dostirn hvk- 
mune feda olsuni" 

"Ey idare-i umur-i memlekete memur olan vali efendi, bizim elimiz ve 
ayagimiz ve ruhumuz ve cesedimiz dost-i hakiki olan Hakk'in hiikmiine ve 
kazasina feda olsun!" 

1686. n^u henim kismeiim idi; sana heldl eitim; sen hilmedin, senin if in vthod 



oh 



max'. 



Hind §arihlerinden Bahru'1-Ulum ve Imdadullah hazretleri bu iki beyt-i §e- 
rifin §erhinde §6yle buyururlar: "Bu iki beytin hulasasi odur ki, bu fill— I kat'in 
iki ciheti vardir. Bin meksub-i abd olmasi ve digeri mahluk-i Hak olmasidir. 
Binaenaleyh bu fiil-i kat\ kesb cihetiyle kati' ve §ihnenin fiili idi. Ve ahd-s> 
kenlik cezasi hakkinda halk cihetiyle fiiH Hak idi. Ve evvelki cihetten ma'si- 
yet olabilir; zfra maktu' iizerine zuliimdur. Bu cihetten onun ma'siyeti miir- 
tefV olmak icin afv buyurdu ve ilimsizlik cihettinden onu ma'zur addetti. Ve 
ikinci cihetten fiil-i Hak'dir. Imdi Hak gerci bilicidir, velakin Malik'tir, onun 
igin ferman vardir, §ikayet olunamaz. Belki bu, rahmet ciimlesinden olabilir; 
zira nezre kar§i bi-vefahk giinahinin ugursuzlugu, ceza isabeti sebebiyle mur- 
tefi* oldu ve maktu' , mertebe4 ulya buldu." 



-.U^S" jJi-^j OUL- \sst- 1 



*\jj d\*jt j\ vl— Jb jl 4X)1j 



1687, kimse ki bildi, o ferman yuriitiiciidur , Diuda'ya iaarruz huvveti nere- 
dedir? 

"Saman" kelimesinin muteaddid ma' nasi vardir; burada kuvvet ve kud- 
ret ma'nasi munasibdir. "Picfden" dolasmak demektir. Burada taarruzdan 
kinayedir. 

Ya'ni "Allah Teala hazretlerinin hiikiim ve fermamni behemehal yiirutu- 
cu ve infaz edici oldugunu bilen kimsenin, Huda'mn fermanina ve kazasina 



<^^> 



MESNEVl-t §ERfF §ERHl / V. CiLT • MESNEVl-3 • 

taarruz kuvveti nerede kalir? kimse hig O'nun emrine mukabeleye cur'et 
edebilir mi?" 

1688. By, $ok dane Mayan u$uai ku§un boflazmi, yine onrxn ho'aazx kesmistir. 

Gidasim arayan bircok havada ucan ku§lar, lokma bulmak ve bogazimn 
ihtiyacini temin etmek icm tuzaga tutulmus, ve netfcede bogazi kesilip helak 
olmu§tur. 

1689. 6t/, po/t ku$ mi'deden ve a$lilttan dam kenanndan kafesin mahbusttdur. 

Ya'nf "Helak olan ku§lar, bogazlanmn derdinden helak oldugu gibi, tutu- 
lup; sadasinin giizelliginden veya hey'etinin letafetinden dolayi kafese hab- 
sedilmi§ ve kafesi tavan kenanna asilan kusjar da, yine lokma ve bogaz der- 
dinden dolayi bu habse dugar olmu§tur." 

1690. 6u, cok bahk su icinde elden uzakhr; boqaz hirsindan oliamn mehuzu 
[1695] y.v»* V 

olmustur. 

Denizlerde ve nehirlerde gezen baliklara insanlann eli yeti§emez iken, 
mahza bogaz ve lokma hirsindan dolayi, insanlann uzattiklan oltalara yaka- 
lanmi§Iardir. 

1691. Gi/, pok perdede mestur olmus, jercin ve bogazin ugursuzlu^undan riisvay 
olmustur. 

Bircok iffet perdesi arkasinda oturmus. olan kadin ve erkek, alet-i tenasii- 
le mahsus olan zevkin §iiumundan ve yeme ve igmeye olan ibtila ve ugur- 
suzlugundan dolayi, maddeten ve ma'nen rezil ve rusvay olmu§tur. 

jj ^jJ j* j^*j^ jj ^ J 1 r~ ^ y^- u^ ^ ^ 

1692. By, $ok iyi huylu alim kadi, bogazdan ve onun ugursuzlugundan sari 
yiizludiir. 



<^P^ 



jgp^~ AHMED AVNI KONUK 

Nice iyi huylu ve ilmi cok olan kadilar, bogazlanm doyunnak igin halktan 
riisvet almak suretiyle zilleti irtikab etmister ve bogazlanndan ve onun boy- 
le bir ugursuzlugundan halk nazannda hacil olmus. ve utanmi§lardir. 

1693. Helki Uifixut ve £M,arut'da o sarcib, felege urucdan onlara sedd-i hab oldu. 

Belki be§eriyyete niizul eden Harut ve Marut namindaki melekler de o §a- 
rab, ya'nf fere ve bogaz huzuzati, onlann ba'de'Mmtihan tekrar be§eriyyet- 
ten tecerriid ederek felege uruclannm kapismi kapadi. Bu Harut ve Marut kis- 
sasi I. ciltdde fzah olundu. 

1694. ^Bayeztd hunun i$in ihtiraz eiii; namazda kendisinde tenbellik fl'ordu. 

Bu beyt-i §erifde Bayezid-i Bistami (k.s.) hazretlerinin J\ \*y, Lr J>i ojfo j>\ 
^ fr ili i^cui j^. jju ouiwi ^ ipi^ ya'ni "Ben bir gun nefsimi taattan bir taata 
da'vet ettim, icabet etmedi; binaenaleyh onu bir sene sudan men' ettim" ke- 
lamina i§aret buyurulmu§tur. 

1695. O akd sahibi, sebebden endise eiii; illeti $oh su ipneh gordii. 

akil sahibi olan Hz. Bayezid nefsinin ibadetden imtina'min sebebini dii- 
§iindu ve sebeb olarak cok su icmis. olmasini buldu. Fiihakika cok su ictigi va- 
kit vucudda bir rehavet ve betaet peyda olur. 

1696. HZir seneye kadar su igmiyecegim" dedi; byle yaph ve Uiuda ona hud- 
ret verdi. 

Nefsinin taatten imtina'i cok su icmek sebebiyle oldugunu anlayinca, bir 
sene su icmemege karar verdi ve bu karan da kaza-yi ilahiye muvafik olmak- 
la, Hak Teala hazretleri, o kasdmi icraya kudret ve tevfik verdi. Eger kaza-yi 
ilahiye muvafik olmasa idi, onun hali de, Ebu'1-Hayr Tfnatf hazretlerinin ha- 
line benzer idi. 

I 1697. liu, din i$in onun asagi cehdi idi, o sultan ve kutbu'hdrifin oldu. 



*$$&> 



MESNEVM §ERfF §ERHl / V. CtLT • MESNEVt-3 



Hz. Bayezid'in bu mucahedesi, din ugrunda yaptigi mucahedelerin edna- 
si idi; bu mucahedelerinden dolayi o ariflerin kutbu ve sultani oldu. 

1698. Uakiaki bocjaz i$in el kesilmi$ oldu, zahid olan adama §ikayet kafisim ! 
bacjladi. 

Vaktaki lokma ve bogaz ihtiyacindan dolayi Ebu'1-Hayr hazretleri ahdini 
bozdu ve bu yiizden eli kesilmis, oldu, bu ihtiyac sebebiyle ahdi bozmus, ol- 
mak keyfiyyeti, zahid olan Hz. Ebul-Hayr'a sjkayet kapisini bagladi. 

J^- <^>b\ ji^. <_r*jj*"* >£ J^- J~>. ,J~*\j c— i5 ^jaSl ^wi 

1699. Dialk indinde onun adx n <$eyh-i JAkia'" oldu. Hlocjazin bu afetleriyle 
onu ma'ruf etti. 

Halk arasinda sag eli kesik bir halde gezdiginden, nas ona "§eyh-i Akta'" 
adini koydular. Hak Teala hazretleri, bogazin bu afetleriyle halk arasinda onu 
ma'ruf etti. 



d 3 * 
§eyh-i Akta'm kerametleri ve onun iki el ile zenbil ormesi 



1700. jLiyaretplerden bin onu, sazdan mamul far dak alhnda huldu hi, o her 
iki eliyle zenbil orer idi. 

"Ari§" sazlardan yapilan gardak ve gergi ve gdlgelik ma'nasinadir. 



u^"/ 



S" 



oJul 



r^s j* 



J^ij*- l)U- j-AP ij\ \j j\ cJiS 



1701. Ona dedi hi: By kendi caninm du$mam, benim gergime ba$tnt ileri ii- 
mi§sin." 



«$»> 



&®^ AHMED AVNl KONUK 

Ebu'1-Hayr nazretleri o ziyaretgiye dedi ki: "Nicm bila-istizan benim kiilbe- 
min penceresinden ba§im iceriye soktun ve 'fcj& > '^> ^ Jj '^ LH o^' 1 i 1 £ 
L$JW Jp IjILj j ijj—juLi ji. (Nur, 24/27) ya'ni "Ey iman eden kimseler, isti'nas 
etmedikge ve ehline selam vermedikge evinizin gayri olan eve girmeyiniz!" 
ayet-i kerfmesi hiikmiine muhalefetle camnin du§mam oldun." 

JUii! j j^A ^>\j\ j\ cJ>f lit-" jJUl <~Az£> tS*^ \j*r o^ 

1702. "QVifin sibakda bu aceleyi yaptm?" 'Dedi: "?j\tuhabbet ve istiyakm if- 
rahndan!" 

"Kulbeye girmek sibakinda nicjn bu aceleyi ettin; istfzan etmek hususun- 
da edeb-i ser'iye riayet etmedin?" Ziyaretgi de cevaben: "Sana olan muhab- 
bet ve i§tiyakimin ifratindan bu edebe riayet hatinma gelmedi!" dedi. 

1703. HZoyle olunca iebessiim etti ve dedi: "<§imdi ael,fakat ey aziz, hunu man- 
ft Ml" 

Zairin ifrat-i muhabbetini i§itince Ebu'1-Hayr hazretleri tebessiim edip de- 
di ki: "Oyle ise, sjmdi gel, fakat ey meydan-i Huda'nin muhibbi olan aziz, bu 
gordugiin hali sakla!" 

1704. nr Ben olmedikoe hunu ne hir haribine ne bir habibine ve ne de bir dent- 
ye, himseye soyleme! 

"Ben hayatta oldukca, benim iki saglam el ile zenbil ordugumii gordiigu- 
nii, ne akraban olan bir kimseye ve ne de bir dostuna ve ne de ahad-i nas- 
dan birisine velhasil higbir kimseye soyleme ve bu sirn if§a etme!" 

1705. Ondan soma baska taife onun -penceresinden, onun dohumasina muttali' 
oldular. 

Bu zair gordiigu bu sirn her ne kadar saklamis, ve if§a etmemis, ise de, 
onun ahvalini tecesslis eden ba§ka kimseler, gizlice onun ktilbesinin pence- 
resinden bakip, onun iki saglam el ile zenbil dokuyu§una vakif oldular. 

1706. ^edi: "Gy Oiirdigar, hikmeti sen bilirsin; ben gizlerim, sen asikar ettin 1 ." 



*$%&> 



MESNEVM §ERtF §ERHt / V. ClLT • MESNEVl-3 • 

Bu sirrin ke§fi iizerine Ebu'1-Hayr hazretleri Hak Teala'ya munacata basja- 
yip dedi ki: "Ey fail-t hakiki olan Halik'im! Bu sirnn §uyu'undaki hikmeti sen 
bilirsin. Ben sakliyorum, sen meydana cikanyorsun; bundaki hikmetin nedir?" 

1707. Ona ilham geldi ki: nr Birka^ kimseler geldi ki, hu gamda sana nxunlt.tr 
oldular." 

Bu munacati iizerine Hz. Ebu'I-Hayr'a boyle ilham-i ilahf geldi: "Bu elin 
kesilmesi gaminda senin sidk-i halini inkar eden, ehl-i tarikten birkac kimse- 
ler var idt, dediler." 

3i} j-^ 1 *f lA'j-j ^ *^ &J* J* J 1 *J* ifjfi"' r^ *£ 

1708. w 9Ci, mecjer o tarikde riyakar idi ki, Diuda fertk iginde onu riisvay etti." 

"Meger o Ebu'1-Hayr, tarik-i Hak'da ihlas sahibi degil, bil'akis riyakar bir 
kimse imi§; onun igin Hak Teala hazretleri onu ehl-i ihlas iginde, eli kesilmek 
suretiyle riisvay etti, yoksa o ehl-i tank degil, ehl-i sirkat imisj" 

1 709. " r Ben isiemedim ki o iaife kafir olsunlar; dalalette, su'-i zan iginde gii- 
sinler!" 

"Ben zahiren cereyan eden ahvale gore olan hukumlerinde onlan ma'zur 
gordiim ve kemal-i keremimden istemedim ki, o sana miinkir olan taife dala- 
lette ve benim bir velime kar§i su'-i zan iginde yuriisunler!" 

1710. nr Bu kerameii asikar ettik ki. is vaktinde sana el veririz. 
[1715] 

"Bu saglam el ile zenbil ormek kerametini halka izhar ettik ve zenbil or- 
mek zamamnda sana el verdigimizi nasa gosterdik." 

1711. w< Ta ki o kotii zanli hufireler cenab-i asumandan merdud olmayalar." 

"Bu ke§f ve izhan, bu kotii zanli bigareler rahmet ve hidayet-i asumani ta- 
rafindan reddolunmamak igin yaptik," 



G^P^ 



AHMED AVNl KONUK 



1712. Ur Bu kerameii hen sana onlar i$in verdim; ve hu <praai sana hanun i$in 
Koydum." 

"Senin elin kesildikten sonra, iki saglam el ile zenbil ormek kerametini ben 
sana, onlara gostermek igin verdim. Ve bu gerag-i hidayeti sana, onlann su'-i 
zandan ve zulmet-i dalaletten kurtulmalan igin vaz' ettim." 

1713. "<Sea ondan aegnissin ki, tenin oliimiinden ve ecza-yi bedenin tefrikin- 
den korkasm." 

"Sen cismin olumu korkusundan ve ecza-yi bedenin toprakta dagilip, su- 
retin ma'dum olmasi havfindan gecmi§sin ; zira sen, senin senliginin cisim- 
den ibaret olmadigim yakfnen anladin." 

1714. nr Basm ve ayagm tefriki vehmi senden gitti; vehmin defi sana iyi si~ 
■per-i axon olarak eristi. 

"Olecegim, ba§im ve ayagim toprakta curuyup, birbirinden aynlacak diye 
ehl-i gafletin her an dugar oldugu vehim senden zail oldu. Bu vehmin def i, 
senin elinin kesilmesinden muteessir olmamak hususunda iyi ve azim bir si- 
per olarak senin imdadina eristi." 



dP* 



L j C~*0 fJaS ji Jy-y Olj>-L« Cj\yr yy 

Fir'avn'in sahirlerinin el ve ayaklarmm 
kesilmesindeki cesaretlerinin sebebi 



1715. {jFir'avn-i lain degil mi hi, yeryiiziinde sahirlere iehdtd-i siyasei etti. 



*$%&> 



MESNEVM §ERlF SERHf / V. ClLT • MESNEV1-3 



1716. !7u, sizin elinizi ve ayagmizi hilaftan keseyim, sonra da asayim; sizi i 
rn.ua/ tutmayaytm. 

Bu beyitlerde sure-i Tana* da vaki' su ayet-i kerimeye isaret buyurulur: 

jUji ^4 ^ JJflUV j (Tana, 20/71) Ya'ni "Fir'avn dedi ki: Ben size izin ver- 
mezden evvel, ona iman ettiniz. muhakkak size sihir ta'lim eden sizin bu- 
yugiinuzdur. Imdi sizin sag elinizi ve sol ayaginizi hilaf cihetinden elbette ke- 
seyim ve sizi hurma dallanna asayim." Sure-i §uara'da dahi bu mealde bir 
ayet-i kerime vardir. tste Fir'avn, Musa (a.s.)a iman eden sihirbazlan bdyle 
bir siyaset ile tehdid etti. 

1717/ O zannederdi ki onlar yine vehim ve tahvifde ve vesvasta ve zandadtrlar. 

Fir'avn, sahirler iman ettikten sonra da yine bu viicud-i mevhuma bag- 
lanmi§ ve tahviflerden korkmada bulunmu§ ve vesvasin vesveseleri icinde 
kalmi§ ve bu viicud-i izafmin istiklali zannina du§mu§ olduklanm zanneder- 
di; ve bu zannina miisteniden onlan siyasetle tehdid etti. 

1718. Oii onlar a nefsiti tevehhumlerinden ve lehAullerinden titreme ve korkut- 
ma ve Korku olur. 

Fir'avn, zannederdi ki sahirlerin nefislerini ta'zib ve helak ile tehdid 
ederse, kendi nefsinde vaki' olan tevehhiimlerden ve yapacagi tehdidlerden 
o sahirlerin nefislerinde de titreme hasil ve korkutmanin te'sfriyle, onlarda 
korku peyda olur; zfra Fir'avn'in nokta-i nazanna gore, kesmek ve asmak fe- 
na bir §eydir, onun nefsinin tevehhiimu budur. 



JJI AZ^J^J Jj jy t-**pij* J> 



juI <u~»j Otitis' c — >b ^ jl 



1719. O hilmezdi ki, onlar kurtulmuslardir; kalh nurunun perceresine oiurmus- 
lardtr. 

Fir'avn, sahirleri de kendi gibi zannedip, siyasetle tehdid ederdi. bilmez- 
di ki, onlar bu viicud-i vehmiden ve vehm-i vucudfden kurtulmusjardir. Kalb 



C £P 3 



AHMED AVNl KONUK 



nurunun penceresinde oturmu§lar ve onlara nur-i yakfn hasil olmustur. Bina- 
enaleyh onlann nazannda bu mevhum olan vucudun kiymeti kalmami§tir. 



1 720. OCenii sayelerini, kendi zailanndan hilmi^lerdir; ^ahuk ve $evik ve giizel 
si$rami§lar<lir. 

"Saye"den murad, viicud-i zahiri; "kendi zatfndan murad, cevher-i ruha- 
nf veya suret-i ilmidir. Malumdur ki insan hakikatte ruhdur ve bu beden sa- 
ye mesabesindedir. Ve ruhun bekasi bu sayeye mevkaf degildir ve ruhun ha- 
yati bakfdir. Beden-i unsuri olsun olmasin o kaimdir. Bu beden-i unsuri ve 
cism-i zahiri gittigi vakit, run diger beden-i berzahide haydir. Bu hakikat sa- 
hirlere ke§fen malum oldugundan Fir'avn'm tehdidinden korkmadiiar da, ce- 
vaben a jJiu L'j ji ui "^ Si (§uara, 26/50) ya'ni "Zarar yoktur; biz muhakkak 
Rabb'imize miinkalib oluruz" dediler. Bu babdaki hakayik Fususu'l-Hikem'de 
Fass-i Musevf de mundericdir. "Ge§" ho§, ve ra'na ve giizel ma'nasinadir. 

1721. &§er felegin havani onlan hti $amurluk i$inde yiiz kere ince iogse, 

1722. CAiademki hu terkibin aslini Qorm\i§\eriLir , vehmin fer'lerinden az kork- 
mu§lardir. 

Bu cismaniyet alemi, bir hakikatin mertebe mertebe tekasufunden ibaret- 
tir. E§ya-yi kesife suretlerinden her birinin ilm-i ilahide birer hakikatleri sa- 
bittir. Ondan sonra bu hakikatler, nurani ve miicerred cevherlerden ibaret 
olan ruhlara akseder ve ruhlar mertebe-i misalde miiteayyen olan suretlere 
miin'akis olur. Ondan sonra anasirdan terekkub eden cisimlere akseder. im- 
di her bir ruh kendi hakikatinin golgesi ve suret-i misaliyye ruhun gdlgesi ve 
her cism-i kesff-i §ehadi dahi, sfiret-i misaliyyenin golgesidir. Bu cism-i kesf- 
fi te§kfl eden anasirdan her birinin hakikatleri de, bu zikr olunan nuzule ta- 
bidir. Binaenaleyh bu terkib-i unsuri aslinm ne oldugu, bu izah ile bir dere- 
ceye kadar ilmen malum olur; fakat bu niizulii bir de insanin kendi vucu- 
dunda ke§fen ve zevkan gormesi vardir, llmen bilenler vehm-i viicudinin 
fer'lerinden olan hastahk ve zillet ve blum gibi hallerden korkarlar. Ke§fen ve 
zevkan gorenler, bu vehmin fer'lerinden korkmazlar. 



c^S^. 



MESNEVl-1 §ERfF §ERHt / V. ClLT • MESNEVf-3 • 

Onun igin cenab-i Pir efendimiz bu iki beyt-i §erifde buyururlar ki: "Eger 
bu alem-i istihale feleginin havam, ya'nf istihalati o sahirleri bu camurluk ve 
unsuriyat icmde, yiiz def a inceden inceye dogse, onlar bu terkib-i cismanf- 
nin aslini ve hakikatini ke§fen ve zevkan gdrmiis, olduklan igin, bu vehm-i 
vucudfnin fer'lerinden olan elin ve ayagin kesilmesinden korkmazlar." 

1 723. TSu dhan rii'yadir; zan i$inde durma, eger rii'yada bir el aider se korku 
yohiur. 

Bu dunya rii'yadir ve hayaldir. Sen onir mustakillu'l-vucud bir hakikat 
zannedip durma! Binaenaleyh, bu alem-i hayalde senin cism-i unsurine bir 
noksan gelirse, eger hakikat-i hale nazir isen, miiteessir olma. Nitekim bir 
kimsenin rii'yada eli kesilmis, olursa, onun igin bir korku olmaz; giinkii uyan- 
digi vakit, elini saglam bulur. Bunun gibi, insanm bu kesif cisme mahsus olan 
el ve ayagmdan baska, suret-i misaliyyesine mahsus olan bir el ve ayagi var- 
dir. Bu alemden intikal ettigi ve mevt-i sun vasitasiyla cesedini bu alem-i his- 
de biraktigi vakit, alem-i berzahdaki cismini elli ve ayakli olarak tamam bir 
halde bulur. Ve ruhu, bu suret-i berzahiyyesine taalluk eder. Ve cenab-i 
§eyh-i Ekber Muhyiddin Arabi hazretleri Fususu'l-Hikem'de Fass-i Siileyma- 
ni'de §6yle buyururlar: 

Uijki\ j\j*\ jl>- IJla p^b <jJA\j UJj*-\ ^ jp- y. j JL>- d£i\ \£\ 

"Kevn, ancak hayaldir ve o hakikatte Hak'dir. Ve bunu anlayan kimse, esrar-i 
tarikati haiz oldu. " 

1724. Gger rii'yada senin basmi makas kesse, yine basin yerindedir ve omriin 
dahi uzttndur. 

"Ender" kelimesi tekmil-i vezn icm zaid olarak mezkurdur. Mesela rii'yada 
senin basini makas ile kesseler, uyandigin vakit, ba§ini yerinde bulursun, bu 
kesilmenin bir hayal oldugunu anlarsin; ve boyle bir ru'yayi muabbirler omiir 
uzunlugu ile ta'bir ederler. Veyahut rii'yada basmin makas ile kesilmis. olmasi, 
cismaniyet alemindeki omrunii kisaltmaz; omriin yine uzundur. Bunun gibi 
eger rii'yadan ibaret olan bu diinyada senin ba§in harpte kiligla kesilmis. olup 
da, berzaha intikal etsen, orada basmi saglam ve dmriinu uzun bulursun. 



ffy^O 



AHMED AVNl KONUK 



1725. 6#er kendini rii'yada iki yarim fl'orsen, ten-durustsiin, kcdkttflin vakit sa- 
kim dejjilsin. 

Mesela eger kendi vucudunu rii'yada iki parca olmu§ gorsen, viicud-i un- 
surfne bunun asla te'siri olmayip, saglam bir haldedir. Uykudan kalkugin va- 
kit, sakim ve ma'lul degilsin. 

1 726. Glhasil rii'yada noksan-i beden korku decjildir; ve iki yuz par$a olmak de- 
gildir. 

1727. 6uref tie huim olan bu cihan i$in ^eygamber buyurdu ki: Hlyuyanin 
rii'yasidu," 

Ya'ni "Resul-i zf§an Efendimiz suver-i cismaniyye ile kaim olan bu diinya 
hakkmda ^ui ^s uui ya'ni "Diinya uyuyan bir kimsenin gordtigu rii'yadir" 
buyurdu; ve hazret-i §ehadeti, hazret-i hayale ve hazret-i hayali, hazret-i §e- 
hadete ilhak eyledi." Ve keza i^i iyu im» f u ^.ui oi ya'ni "Muhakkak nas uy- 
kudadirlar, oldiikleri vakit uyamrlar" buyurdu. Resul-i zi§an Efendimiz bu ha- 
dis-i §eriflerinde, alem-i halkta cart olan her bir §eyin, maanf-i gaybiyyeden bir 
ma'nanin sureti ve hakayik-i ilmiyyeden, bir hakikatin misali olduguna isaret 
buyurmusjardir. Lakin nas nevm-i gaflet ve huciib-i tabiiyye ile ihticab sebe- 
biyle, suver-i ekvan ayinelerinde bu hakayiki mu§ahede edemezler. Ya'ni 
alem-i hisden alem-i misale ve alem-i misalden alem-i ervaha ve alem-i ervah- 
dan alem-i a'yana ve a'yandan esma ve suiinat-i zatiyyeye intikal edemezler. 
Ancak mevt-i iradi zevkini tadip, vech-i bakinin suhudunda helak olan kimse, 
bu fenadan sonra beka bulup uyanir ve bu suretde de ma'nanin surette cilve- 
ger oldugunu ve suver-i halkiyyenin ma'§uk-i hakikinin hiisniine ayme bulun- 
dugunu ke§f-i ma'nevi ile bilir. Ve bunlar zevk-i Muhammedi sahibidirler. 

1728. Sen taklid yolundan kabul ettin; salikler burnt, resuhuz zahir g'6rmii§lerdir. 

Ey ilm-i zahir ile me§gul olan kimse, sen dunyanin, uyuyanin rii'yasi ol- 
dugunu, Resul-i zi§an Efendimiz'in hadfs-i §eriflerindeki ma'nayi kabul et- 



CS£5^ 



MESNEVI-t §ERlF §ERHl / V. ClLT • MESNEVI-3 



mekle bildin; zevkan ve ke§fen bilmedin. Bu ma'nayi tasdikte Resul-i zi§an 
Efendimiz'e taklid ettin. Fakat salikler o Resul-i zf§an Efendimizin i'tikadda 
ve amelde ve ahlakda tamamiyle isr-i §erifine iktifa etmek sayesinde merte- 
be-i ke§fe nail oldular ve bu ma'nayi Resul-i zi§an Efendimiz'in hadfs-i §en- 
findeki ma'nayi takliden kabul etmekle degil, ke§fen ve zevkan bildiler. Bu 
hadis-i §erifi isjtmemis. olsalar bile, onlann halleri ve zevkleri bu ma'nayi mu- 
saddik oldu. Binaenaleyh onlar bu ma'nayi resulsuz olarak a§ikare gordiiler. 

1729. [jundiiz uykudasin; deme ki, bu uyku degiUir; golge fer'dir. S^sil, meh- 
tabm gayri degildir. 

Ey hayat-i diinyeviyyeyi uyaniklik zanneden kimse, sen giindiiz uykuda- 
sin; sakm bu uyku degildir deme I Qtinkii bu hay at-i diinyeviyyeyi hakikat 
zannedip, siki siki sanldin; bu suver-i dunyeviyyenin golgelerden ibaret ol- 
dugunu bilmedin, Nitekim bu gdlgeler 1 722 numarah beyitte fzah olundu. Ve 
golgeler, golge sahibinin fer'idir; ve asl-i mehtabm, ya'nf Zat-i Hakk'in nuru- 
nun gayri degildir. Bu golge ve zill bahsi hakkindaki tafsilat Fususu'l-Hi- 
ice/n'de Fass-i YusufTde mundericdir. 



JjlJU) J <wJI 1>- 



1 730. By azud! Hykunu ve uyamkligitu o Ul ki, uyumu$ goriir ki, uykuya gitti. 

"Azud" mufn ve yardimci ma'nasinadir. "Ey azud" ta'bfriyle, bu Mesne- 
vf-i §erif\ yazan Husameddin gelebi hazretleri murad buyurulmus, olmak 
melhuzdur. Ya'm, "Ey Mesnevi-i §eri£ i yazmak hususunda mum olan Hiisa- 
meddfn £elebim, senin bu diinyadaki zahiri uykun ve zahiri uyanikhgin hep 
birer rii'yadir." Zahiri uyamkhgin uyku oldugu, yukanda fzah olundu. Bina- 
enaleyh bir kimse rii'yadan ibaret olan zahiri uyaniklik halinden, zahin uy- 
ku haline intikal edip rii'yalar gorse, rii'ya icjnde rii'ya olur. 

1731. O zan fl8turmu§ ki, bu dem uyumu$um; ondan habersizdir ki, o ikinci uy- 
ku i$indedir. 

zahiri uyantkliktan, zahiri uyku haline intikal eden kimse, "§imdi uyu- 
dum" der ve uyudugunu zanneder. Halbuki ikinci uyku icmde oldugunun 
farkinda degildir; zira ewelki uyamklik hali de uyku ve rii'ya idi. 



6 £P* 



AHMED AVNl KONUK 

-US *j15 2y*- jlj JJb\js*xj ij&r -LSwj lj £«jjj j5 P 6 JJ^ 

1732. Qomlek$i ecjer (pmlecji kirarsa, isledigi vakil, yine muhahkak kaim eder. 

"Bu vticud-i izafi, gomlekginin yaptigi bir gomlege benzer. Hak Teala onu, 
mevt-i sun ile ifna ederse, onu alem-i berzahda yine kaim kilar. Nitekim gom- 
lekgi, bir gomlegi kirarsa, onun mislini yine ikame eder." Bu ma'nayi cenab-i 
Pir efendimiz Divin-i Kebifleiinde §u beyt-i §enf ile beyan buyururlar: 

"Eger Hak Teala benim bu kadeh-i vucudumu kirarsa, hig gam gekmem; zira 
o sakf-i Bakfnin koltugu altmda ba§ka bir kadeh vardir. " 

>\jt Jj\ ^j» ^J d\j\j» \j o\?r ^J -Lib f IS" j* \j jj? 

1 733. ZKor i$in her adimda huyu korkusu olur, hinlerce korku ile yola gelir. 

Hakikat-i halden kor olan ehl-i gaflet, bu hayat-i surinin her bir adiminda 
bir helak kuyusuna du§eceginden korkar; ve hakikat-i hali miidrik olmayan 
salik, tarik-i Hakk'a bin korku ile salik olur. Riyazet ve miicahede sebebiyle 
viicudunun zayif olup, nihayet helak olacagindan korkar. Ve amme-i mu'mi- 
nfnden bir gogu, mesela savm-i ramazandan, cisimlerinin za'fa dugar olaca- 
gi korkusuyla titrerler. 

1734. fjoren adam, yolun arzim fl'ordii; hindenedeyh o mahall-i helaki ve huyu- 
yu bilir. 

Basar-i basireti agik olan a^dam, seyr-i urucfdeki yolun enini, boyunu gor- 
du ve bildi ki, asil mahall-i helak bu unsuriyat ve dunya sahasidir; ve korku 
cisme ve onun huzuzatina sanlmaktadir. 

&* J* J*J l J > J J>J jj ^ j* J jP J^ Pj 3 \ 

1735. Onun. ayacji ve dizi, her bir dem titremez. 0, her bir cjamdan ne vahii 
yiiziinu eh§i tutar? 

Binaenaleyh bu gibi ehl-i basiretin ayaklan ve dizleri, vehmin fer'leri olan 
ve cisme taalluk eden darb ve hapis ve katl ve kat'-i uzuv gibi azablann tahay- 
yulii ile titremez. Hig onlar, bu cismaniyyete taalluk eden her bir gamdan mu- 



c^s^ 



MESNEVM SERIF §ERHl / V. ClLT • MESNEVI-3 • 

teessir olup, yuzlerini buru§tururiar mi? Boyle bir kimsenin nazannda, cisim 
korkusu yoktur; zalimlerin zuliimlerine kar§i soz soylemekten asla gekinmez. 

1736. Uialk! ey fir'avn ki, biz o degiliz ki, her bir ses ve gul i$in duralim! 

Bu beyt-i §enf hususiyyet cihetinden sahirler tarafindan Fir'avn'a ve umu- 
miyyet cihetinden her bir asirda milletlerin basma musallat olan Fir'avun me§- 
rebindeki miistebid zalimlere hitaben vaki'dir. Ya'ni, "Kalk ey Fir'avn! veya 
Fir'avun mesrebinde olan mustebid zalim. Biz o senin bildigin bu viicud-i mev- 
humun zevalinden korkan zumreden degiliz ki, her batil sese ve Hak yolunu 
sa§irtan bir gulyabani tab'indaki surf ve ma'nevf da'vetcjlere tabi' olahm." 

1737. nZizim hirkamizi yirt! H^ihici varltr; ve yoksa muhakhak bizim \cin ie- 
nin $iplagt olmak iyidir. 

"Ey Fir'avn, siyasetinle hukm et! Ve asmak ve kesmek suretiyle cismimi- 
zin hirkasim yirt! Sen bu cism-i unsuriyi ifna edersen, bize cism-i berzahinin 
dikicisi vardir; ve sen bu cismi ifna etsen bile bize cismin hukmiinden kurtul- 
mus, olmak iyidir." Ya'ni" biz zaten bu hayat-i dunyeviyyede iken libas-i ten- 
den soyunmus. ve iyy 01 JJ \jy ["Olmeden ewel oliinuz"] ya'ni, blmezden 
evvel olmenin sirnna nail olmu§uz. 

jis^u jap <j\ fj j^yi- jur jx,\ \j ^y- y \ ^-u ^ 

1738. By nabekar olan du§man! Jlihassiz bu tyuzeli daha ho§ kucaga getiririz. 

"Hub"dan murad, ma'suk-i hakiki olan Hak'dir. Bu beyt-i §erifden anla- 
srtan budur ki: Ma'suku &gusa gekmek hem libas ile ve hem de libassiz ola- 
bilir; fakat libassiz agasa cekilmesi daha ho§tur. Ma'suku libas ile agU§a gek- 
mek budur ki, salik kendinin sifat-i nefsaniyyesi ve enaniyyet-i mevhumesi 
bakf oldugu halde mezahirde esmasiyla zahir olanin ancak Hak oldugunu bil- 
mek ve mezahirden esmaya ve esmadan musemmaya intikal etmektir. Bu 
"ilme'l-yakin" mertebesidir. Ve ma'§uku libassiz agu§a gekmek dahi budur ki, 
salik kendinin sifat-i nefsaniyyesinden ve enaniyyet-i mevhumesinden fani 
oldugu halde, kendi vucudunda ve e§yada; ya'ni afakda ve enfiisde, Hakk'in 
tecelliyat-i zatiyye ve sifatiyyesini zevkan miisahede etmektir. Bu ikinci su- 
ret bittabi', evvelkinden daha hostar; giinkii "hakka'l-yakfn" mertebesidir. 



<^ep^ 



AHMED AVNI KONUK 

1 739. 6t/ ilhamsiz ve ahmak Jir'avnf l^enden ve mizadan tecrutten daha Jio$ 
hir §ey yoktur, 
"Mizac" "gic" kelimesine kafiye olmak uzere, kaide-i Furs vechi ile imale 
ile "mizfc" suretinde vaki' olmu§tur. Ba'zi nushalarda "mizac" §ekl-i aslisi 
iizerinde muharrer olup, ikinci misra'in kafiyesi de "gac" kelimesidir; ve "gic" 
ile "gac" aym ma'nadadir. Ya'ni "Ey maddiyyatta miistagrak olup, ruhundan 
ilham alamayan ahmak Fir'avn! Ruh-i insamnin cisimden ve mizacdan tec- 
ndinden daha ho§ bir hal yoktur." 

"Ben cok yuz ustti diisuyorum ve sen ancak nadiren 
dii§ersin" diye katinn deve onunde sftayeti 

"Katif'dan murad, cismani; ve "deve"den murad ruhani kimselerdir. Ve 
bu kissanin yukanya rabti zahirdir. 

1740. Jiahr deveve dedi ki: *6u uoku$ta ve iniffe ve ince yolda iyi arkada$!' 

[1746] p v 

^^ djzr ja j~~> f\ u?* ,y <jjj l?* Jry" 3 r* j 3 cs* 1 ** y 

1741. "Sen ha§ ustum gelmezsin ve iyi flidersin; hen azgin kimse fltbt fepe iis- 
tune gelirim." 

"Ben yiirurken, gozunu budaktan sakinmayan azgin adamlar gibi sende- 
leyip tepe iistiine du§erim; sen ise dosdogru ve iyi yurursiin." 

1742. nr Ben her hir dem, kurulukia olsun, ya$likia olsun, yuz iistiine dusiiyorum." 
c~~>j> Jol jj^ <£ j* f\Jj I" c— w- <T ^ L jf jl lj «—~- o>l 

1743. "Itunun sehehini hana apk style hi nedir? Ta hen hileyim ki, nasd ya- 
samak lazimdir?" 



*$%&> 



MESNEVl-1 §ERfF §ERHl / V. ClLT • MESNEVI-3 • 

1744. ^Dedi ki: nr Benim goziim senden daha aydindu; ondan soma da yiikseh- 
likien bakwidu." 

Ruhani olan kimse, cismaniye dedi ki: "Sen her §eye, basar-i hissi ile ba- 
karsin; ve ben basar-i basifet ile bakanm. Binaenaleyh benim basar-i hissim, 
basar-i basiretimle miinevver oldugu igin, daha nurludur. Ondan sonra da be- 
nim ufuk-t ru'yetim cismaniyyeti ve ruhaniyyeti muhit oldugu igin, gozum all 
bir mertebeden bakar. Senin daire-i rii'yetin yalmz cismaniyyete munhasir 
oldugundan, nazann algaktandir ve mahduddur. 

1745. ^^fyitkseh dagm hasi iizerine $ikiigim vakit, akxlli olarak gii$ ge$it yerinin 
sonunti gomriim." 

"Akabe" dagda gecjlmesi giig olan gegit mahalli ma'nasinadir. Beyt-i §erifde 
zaruret-i vezn igin "kaf ' in harekesi sukuna kalb olunmu§tur. "Yiiksek dag"dan 
murad, cismaniyyet-i beserdir. Ya'ni "Alem-i cismaniyyetin zirvesi beseriyyet 
mertebesinde, ma'na alemine giden giig gegit yerlerinin sonuna nazar ederim." 

1746. n< ~Boyle olunca, SUlah dahi benim gbziime biitun ahpkhgi ve yuksehligi 
a$ik gosterir." 

1747. x< ~Ben her adimi gorus cihetinden hoyanm; kaymaktan ve diismehten kur- 
tulurum." 

"Ben akilane gegit yerlerine nazar ettigimden, Allah Teala hazretleri de be- 
nim goziime, bu hayat-i cismaniyyedeki algakliklan ve yukseklikleri, basar-i 
basiretime agikbir surette gosterir. Binaenaleyh bu cismaniyyet sahasmda at- 
tigim her bir adimi, gorerek atanm; onun igin kayip, tepe iistii dalalete du§- 
mekten kurtulurum." 

f ^ d J ^ -> <& ^ f ^-^ ^ "^ 1-^4 yf** ? 

1748. *Sen oniinil ihi ii$ adim goriirsiin; daneyi goriirsiin ve iuzagin zahmeti- 
ni gormezsin." 

"Ey cismani"! Senin his goziin gayet kisa go'rur; onun goru§ii iki ug adim- 
lik mesafeden ba§ka degildir. Binaenaleyh sen cismaniyyete aid menaff ve 



*$?$&> 



AHMED AVNl KONUK 



huzuzati goriirsun ve onun altmdaki tuzagm me§akkatlerini ve zahmetlerini 
goremezsin." 



j~S\j JjjJ^j f uii J 



j~**^\j *&i>^ e^^' lSjt" >i 



1749. w 6i2m indinizde kor ve Qorucu, ikamei mahallinde ve niiziilde ve gezile- 
cek mahalde musavxdir ." 

"Ey cismanfler! siz be§er suretinde gdrduguniiziin hepsini miisavf adde- 
dersiniz. Onun ehl-i gaflet ve batindan kor olam ile, basar-i basfret sahibi ola- 
nini fark edemezsiniz. Binaenaleyh makam-i insaniyyette oturan ve bu insa- 
niyet makarmndan, hayvaniyet derekesine sukQt ve niizul eden ve bu iki 
menzil arasinda gah insaniyet ve gah hayvaniyet tarafina seyr eden kimse- 
leri bir gorursuniiz." 

1 750. ^uMademki cemne kannda Diak can verir, mizaca cezb-i eczdyi vaz 



[1756] 



eder." 



"Ey cismani olan kimse! sen dar gortisunle, oldukten sonra ba'si baid go- 
riirsiin ve dersin ki: 1* *^j dUi li ) \k ' 3 ul. Ui \ (Kaf, 50/3) Ya'nf "Biz oliip top- 
rak oldugumuzdan sonra, yine hayata riicu' eder miyiz? Bu riicu' bafddir," 
Mademki Hak Teala hazretleri ana karninda cenfne can veriyor, mizaca, ec- 
za-yi unsuriyyenin cezbini de o vaz' eder; bu istib'ad olunacak §ey degildir." 

Malum olsun ki, unsuriyatta "su" mayi' ve "toprak" sulb ve "hava"'gaz ve 
"ate§" hararetten ibaret olan "erkan-i erbaa" ummehattirlar ve her birinin bir 
sureti vardir ve ma'nasi da vardir. Her birinin sureti zulmettir ve ma'nasi nur- 
dur. Her birinin suretine "unsur" ve ma'nasina "tabiat" derler. Binaenaleyh 
dort unsur ve dort tabiat olur. *Ve bunun ciimlesine "ummehat" derler. Vakta- 
ki bu ummehati yekdfgerine bir sart ile kan§tinrlar ki, mute§abihu'l-ecza bir 
§ey peyda olur; i§te buna "mizac" derler. Ve mizaci, imtizacdan almi§lardir. 

1751. DCirk seneye kadar onu cuz'lerin cezbine Diak H^eala onu nemada ha- 
rts etmi§ oldu. 

Cenin dogduktan sonra, kirk ya§ma kadar o cocugu, cismin cuz'lerinin 
; cezbine Hak Teala tab'an bans etti ve cisim ne§v ii nemada bulundu. Zfra bu 
j yasa kadar vucudda hararet-i garfziyye galibdir; ve kirktan sonra cisimde bti- 



*#$& 



MESNEVf-1 §ERlF §ERHl / V. ClLT • MESNEVl-3 • 



rudet ve yiibuset galib olup, nesv u nema tevakkuf eder. Ve yalmz masruf 
olan eczamn yerine yenisi gelir ve cisim bu suretle kaim olur. 

1752. O tjemehien eczayi cezh eder; kendi cisminin \ar u pudunu oxer. 

"Tar u pud" kuma§lann an§i, argaci ma'nasinadir. Nescin ve orgunun tii- 
lu ve arzi demek olur. Ya'ni "0 cenin, rahm-i maderde igtigi hayiz kamndaki 
ve dogduktan sonra da, kirk yasma kadar cisminin tulunii ve arzini yedigi gi- 
dalardaki ecza-yi anasin geke geke orer." 

1 753. ^Ruha ce-zb-i eczayi ta'lim etti; iek olan §ah cezb-i eczayi nicin hilmesin? 

Yukanda, anasir-i basftamn sulb ve mayi' ve gaz halindeki hey'etleriyle, 
hararetin ummehattan olduklan beyan ve mizac ta'rif edilmis. idi. Bu umme- 
hat birbirine kan§tigi vakit, bunlann ma'nalan da birbirine kan§mi§ olur. 
memzuc olan hey'ete "cisim" ve onlann ma'na-yi memzucuna da "run" der- 
ler. Binaenaleyh mizac hem cisimde ve hem de ruhda olur. Ummehat miite- 
ferrik ve kansmamis, olduklan miiddetge, onlara "anasir" ve "tabayi"' der- 
ler.Ve birbirine kan§inca "mizac" peyda olur; ve "cisim" ile beraber "run" der- 
ler. Ve cisim her mertebede bir nam ahr. "Cism-i cemad", "cism-i nebat", 
"cism-i hayvan" derler. Ve keza bunlann ruhu da birer nam ahr. "Ruh-i ce- 
mad", "ruh-i nebat", "ruh-i hayvan" derler. Ve insan, enva-i hayvandan bi- 
ridir; fakat bu cism-i insanfye mahsus da bir suret ve bir mizac ve ruh vardir. 
Cisim, alem-i mulkten ve halktandir; ve ruh, alem-i melekuttan ve alem-i emr- 
dendir. Ve melekut ve alem-i emr, alem-i halktan ve miilkten mukaddemdir. 

Binaenaleyh Hak Teala hazretleri bu beyan olunan nizam iizere, ruha, 
alem-i halkta ecza-yi anasinn cezbini ta'lim buyurdu. Ve suret bozulunca, onun 
kaim ve baki olan ma'nasma ve ruhuna yevm-i ba'sde, viicudda tek ve ferd 
olan sah-i hakikf, bu ecza-yi anasinn cezbi usuliinu bilmez mi? Bu istib'ad edi- 
lecek §ey midir? Kur'an-i Kenm'de bu ma'naya dair olan ayat-i kerime goktur. 



>y.j 



Mb ! 



>\j* 



lap 



<J 



iji -L-ijjpi- Uji ^\ *-»\pr 



1754. HSu zerrelerin camxi giine§ idi; qidasiz senin eczani hapmayi hilir. 

Imdi ruh-i insani ki, onun hakikati bir cevher-i miicerred-i nuraniden iba- 
ret olup, giines. mesabesindedir. Ve yukanda izah olundugu iizere zerrat-i 



gn(^> 



AHMED AVNl KONUK "^SS 

anasin, alem-i miilkte gida vasitasiyia kendisine cezb ve cem' eder. giines, 
yevm-i ba'sde senin eczam gidasiz olarak dahi ta'lim-i ilahi ile kapmayi bilir. 

1755. O zaman ki sen uykudan uy anasin, gitmis olan akil ve hissini acele 
da' vet eder. 

Bu beyt-i gerif, ruhun gidasiz olarak ecza-yi anasin cezbine bir misaldir. 
Ya'nf "Sen uykuya vardigm vakit, dukkan ve tezgah gibi efkardan hah" kahr- 
sin ve havass-i hamsen, muvakkaten ta'tile ugrar; fakat uyandigin vakit, se- 
nin ruhun terzi isen terzilikte ve kunduraci isen kunduracihk fikrini ve san'ati- 
m ve muattal kalan havass-i hamseni hemen kendine cezb ve da* vet eder." 

1756. Wihayet hilesin ki, o ondan gatb olmadv, *JAvdet et!" huyurdugu vakit, 
geri gelir. 

Bu ruhun cezbi, senin icm bir niimunedir. Nihayet bu mimuneden bilirsin 
ki, senin eczan ve kuvan ve efkann, Hakk'm yed-i kudretinden gaib olmaz, 
yevm-i ba'sde, senin ruhun olan ma'nan tarafina "Avdet et!" diye emir bu- 
yurdugu vakit, hepsi o ruhun etrafina toplanirlar. 

(^ 

^ !iLJl aJp y_^ *^s- J^ OXi <^S j* --«. ji j 

Quriidukten sonra Uzeyir'm e§eginin eczasinm, Allah Teala'nin izniyle 
toplanmasi ve Uzeyir (a.s.)m gozu oniinde bir yere gelip merkeb olmasi 



1757, JAgdh ol ey Uzeyir! Gsegine hah ki, senin indinde fiirumu? ve dokul- 
mustiir. 

Bu bahiste, sure-i Bakara'da vaki' su ayet-i kenmeye isaret buyrulur: y 



<^Sg> 



MESNEVt-1 §ERtF §ERHl / V. CtLT • MESNEVl-3 



01 jjW Jli aJ 'ujj'Ui LJCUjl3o ^ U>t3 "Jk'jbA\ J\ >(, ^LU 5ir'jJULiJ j 'ijtl^ Jt 

>i ^ JT Jk ii (Bakara, 2/259) Ya'nf'"0 kirrise gibi ki, evleri uzeriW du- 
varl'an yikilmis bir karye iizerinden gecti. Allah Teala bu karye ehlini oldiik- 
ten sonra nasil diriltir? dedi. Allah Teala onu yiiz yil oldurdii; sonra yine di- 
riltti. "Ne kadar kaldin?" dedi, "Bir gun veya yanm gun kaldim" dedi. Buyur- 
du ki: "Belki yuz yd. kaldin; imdi taamina ve sarabma bak ki bozulmadi ve 
e§egine bak! Ve biz seni nasa ayet kilanz. Ve kemiklere nazar et, onlan nasil 
tahrik ederiz? Sonra onlara et giydiririz." Vaktaki ona zahir oldu dedi: "Bil- 
dim ki muhakkak Allah Teala her §eye kadirdir." Bu vak'anin tafsili tefsir ki- 
tablannda miindericdir. Bu ebyat-i senfe, bu ayet-i kenmenin tefsiridir. 

1758. Senin onunde onun eczasim, o bas ve kuyrugtt ve iki kulagi ve ayagi 
- tern, getiririz. 

Ey aziz, senin gozuniin onunde, esegin eczasim, ba§ini ve kuyrugunu ve 
iki uzun kulagini ve ayagmi cem' edip, evvelki gibi bir cisim haline getiririz. 

.Uo ^ ^U^-l \j Ujl J^J ^ ,h» j s?r j J C~*-> 

1759. 61 yok; ve diz'ii birbiri iizerine koyar, -parelere bir i$tima' verir. 

Zahirde bir el gorunmedigi halde, Hak Teala merkebin cisminin ciizlerini 
birbiri iizerine koyar ve o parcalara bir cem'iyyet verir. 

1 760. ^arezenlik san'ahna bak ki. o eskivi bir iqnesiz diker. 
[1766] ' y V 

Hakk'm parca vuruculuk san'atina bak ki, o eskimis. ve curumu§ bir li- 
bas-i vucudu, bir ignesiz ve aletsiz diker ve bitistirir. 

1761. r Dikme vaktinde va ve bir igne yokiur; oyle diker ki, terzi zahir degildir. 
"Harz" cjzme ve mest gibi ayakkabilan dikmek ma'nasinadir. 

(jP f Ji J* ^ 4 4«^ -^^ ^ CXfii ^^s4 'j j-* jL \*£&>j (t-*i^- 

1762. Qoz ac, hasri zahir gor; id ki yevm-i dmde senin subhen kalmasin. 

"Yevm-i din" yevm-i kiyamet demektir. Zfra "dm" kaide ve inkiyad ve ce- 
za ma'nalanna gelir. Kiyamet "Adl" ve "Hakem" isimlerinin hiikm-i tecellfsi 



<^g> 



AHMED AVNl KONUK 

altinda vaki' oldugundan, burada "ceza" ma'nasinadir. Ya'ni iyilige iyilik ile 
ve kotiiluge kotuliik ile ceza verilecek olan gun demek olur. 

^UiAlj dSj* cJj ijjjj Ij Ai \j f I (j^W { j~> ^ 

1763. Ta ki benim cami'lujimi lamamen goresin; id ki olmek vaktinde ihtimam- 
dan Utremiyesin. 

Cenab-i Pir bu beyti Hak tarafindan buyururlar; ve hitab-i ammdir. Ya'ni 
"Ey suret-i insaniyyede yaratmis, oldugum kullanm! Benim umuma ayet ve 
ibret olmak iizere Uzeyr'ime gostermi§ oldugum hadiseden benim cami'Iigi- 
mi tamamen gor de, olum vaktinde, lezzet-i hayati kaybedecegim ve yok ola- 
cagim diye, bu hayat-i faniyyeye olan ihtimammdan dolayi korkup titreme!" 

^3 <_£lg^>- «d*j»- Olji jl ^X\ <jia>- iJLJj 4>Jb>**-ft 

1764. O^fUekim uyumak vaktinde, cismin butiin hislerinin fevdhndan eminsin. 

^P C 1 r^ 1 Ya ' n i "Uyku olumiin kardesjdir" hiikmiince, uyku vaktinde 
havass-i hamsen muattal oldugu ve nazanndan e§yayi gaib ettigin halde, 
yok olacagindan korkmazsm; zira uyanmaktan eminsin; giinkii uyuyup, 
uyandigini cok gordiin ve buna ah§tin. 

1765. Dier ne kadar peri§an ve harab olur ise de, uyku vaktinde, kendi havas- 
sin iizerine tiiremezsin. 

Uyku vaktinde havass-i hamsenin kuvveti gider ve harab olur; ve sen de bu- 
nu bilirsin de, "Aman bana bir §ey oluyor" diye big telas etmez ve titremezsin. 

Bir seyhin kendi evladmm olumii iizerine feiyad etmemesi 



1766. Itundan evvel yol yosteriei bir §eyh var idi; asumana mensub $ern idi. 



6 $p s 



MESNEVM §ERtF §ERHl / V. CiLT • MESNEVf-3 • 

Zaman-i sabikda halka Hak yolunu gosterici bir §eyh-i kamil var idi. Asu- 
man-i hakikate mensub bir §em' ve bir nur-i ilahf idi. 

1767. lilmmetlerinin arasinda jjeygamber g'vbi, darul-cinan bahcesinin fcapist- 
m apci idi. 

J^j* f J* ^ ^k ^ ^yr lM ^j fy* *£ j**^ c ^ 

1768. tyeygamber buywdu ki: "One gttmis seyh, kendi havmi arasinda pey- 
gamber gibi oltir." 7 

Camiu's-SagiYde munderic olan «*i J ^K ^y j ^xi\ ya'nf "Kavmi igin- 
de §eyh, iimmeti arasinda peygamber gibidir" hadis-i §erffine i§aret buyurulur, 

* yf- dv (Jl £> Jyt J- 1 *^->— J 1 ^rf J* 1 cr^ t^ 1 ^ ^ 

1769. ^Bir sohah ona ehl-i beyti dedi: *6y iyi huyla, soyle ni$in hah hulblisin?" 

Bir sabah o §eyh-i kamile, ailesi soyle dedi: "Ey huyu giizel olan ailemi- 
zin refsi, bize sebebini soyle! Sen nicjn boyle kati kalblisin?" 

y ji c-i* \t fj> <j> ^y y OUij> y*A j £y j U 

1770. Hr Bt2 senin evlaftannm olumunden ve ayrdigindan iki kat arka ile nev- 
ha tuianz." 

"Biz senin cocuklannin olumunden ve aynligindan miiteessir olduk ve te- 
essur sebebiyle belimiz bukuldu. Bu hal icjnde aglayip sizhyoruz." 

LT ^1 Ja ji c~~j c~^j £ L. \yt c£j l j ^ ^/ J y 

1771. "Sen nicin aglamiyorsun, zan etmiyorsun? 6y buyiikf ydhut senin mer- 
nameiin mi yoktur?" 

1772. "Sger senin icinde hir merhamet olmazsa, o halde hizim senden simdi ne 
umtdimiz vardir?" 

Li jj \j U y ijj\j£z> <& lj-is-4 <_£l |C' y -V^ L* 

1 773. "6i/ mukteda, biz senin mmdin ileyiz ki, sen bizi fenada bwakmiyasin!" 



^ 



AHMED AVNl KONUK 



"Ey ma'na yolunda bizim rehberimiz; biz senin umfd-i merhametin ile 
miitesellf oluyoruz ve bizi bu alem-i fenanin dalgalan ve cereyam iginde bi- 
rakmazsm diye, senin merhametine dayamyoruz." 



1 774. AJahiaki hasir gunu iahii susleyeler, o sedld giinde muhakkak sen hizim 
seji imizsin. 

"Vaktaki zuhurun butuna miinkalib oldugu kryamet giinunde, hukiim ve 
adl tahtini suslerler, iste o sedid ve siki olan giinde, muhakkak sen bizim §e- 
faatgimizsin." 

jh -V f) y f '/* I* ^ jUriJ Jt v- 1, Ju ^W J> 

1 775. "Oyle sakindmaz gecenin gundiiziinde, hiz senin ikramin ile iimtdvariz" 

"Oyle diinya gecesinde ki, suver-i a'malin zuhuru men' edilemiyecek olan 
o giinde, biz senin ikramin ile yakamizi kurtaracagimizdan umidvanz." 

1776. Uii^hir mucrime eman kalmayan o zamanda, hizim elimiz senin eiegin- 
dedir." 

"Kendi su'-i a'mali etrafini ihata edip, onlardan kurtulmaga eman olma- 
yan o yevm-i kiyamette biz senin etegine yapisip, §efaat niyaz ederiz." 



JO ^ ( >^* fJ 1 ^ i/ 



• jjj 



aT 



cLjf 



1777. \Peygamher huyurdu hi: "iKiyamet giiniinde giinahkarlan ne vakit yas 
dokucii olarak ierk ededm?" 

Bu beyt-i senfde ^i & f&\ >^ ^lls, ya'ni "Benim §efaatim ummetim- 
den biiytik giinah sahipleri igindir" hadis-i §enfine isaret buyurulur. Bu ha- 
dfs-i §erffi ibn Abbas ve Cabir ve Enes ve sair ashab-i kiram rivayet buyur- 
muslardir. Ve Ebu Derda hazretlerinin rivayetine gore hadfs-i serif J* ^ j*\*z- 
ji j\ oft f*j J* ds* ai j Uj d) j ja\ ja j\£i\ suretinde vakT olmu§tur. Ma'na- 
yi §erifi: "Benim §efaatim ve eger zina ve sirkat etse bile Ebf Zer'in enfine rag- 
men, ummetimden gunah-i kebair sahiblerinedir" demek olur. Ve Mi§kifde 
"Bab-i §efaat"de munderic uzun bir hadfs-i serifin ahirinde soyle buyrulmu§- 
tur.- ji> **->■ o* W J Ui J J* u J^ ^ r^ 1 j j^ 1 & r^^ -? Ya ' nf " Ve ^ en 



*$%&> 



MESNEVl-1 SERfF §ERHl / V. ClLT • MESNEVl-3 • 

onlan nardan gikannm ve cennete idhal ederim; ancak Kur'an'in habs ettigi 
kimse narda kahncaya kadar." Ve Kur'an'in cehennemde hasb ettigi kimse- 
ler, mu§rikler ve munkirler ve miinafiklardir ki, onlar hakkinda Kuran-i Ke- 
rim 'ojoilji s^LLt '£& ui (Miiddessir, 74/48) ya'ni "§eraat edenlerin §efaati 
onlara 'fayda vermez" buyurur. 

1 778. "Onlan ajjv i§kenceden kurtarmak icin, hen asAerin can ile §efdai$isiuim." 

j^p J*l> c->Up j\ ^Ujlj jX^j \j J\S JaI j OL^»U 

1779. *jAsiUri ve ehl-i kebairi, nakz-i ahd itabmdan, cehd ile kurtannm." 

"Nakz-i ahd" budur ki, Allah'a ve peygamber ve kitaba iman etmekle 
emr-i ilahiye ittiba' ve nehy-i ilahiden ictinab icin ahd etmi§ oldugu halde, bu 
ahdihi bozarak, giinah-i kebair isjemektir. 

1780. vr Ximmeiunxn salihleri ise, zarar auniinde, henim sefaatimden faricjdirler." 

"AhicUerine vefa eden benim ummetimin salihleri, yevm-i kiyamette be- 
nim §efaatime muhtac olmazlar; zira onlar hakkinda hayat-i diinyeviyyede 
iken §efaatim vaki' olmu§tur. Binaenaleyh ahirette onlara §efaat, hasih tah- 
sil kabilinden oldugundan, abes olur. Onlann bu salahi diinyada benim §efa- 
atim sayesindedir," 

1781. nr Belki onlar i$in $efaatler olur; onlann sozu, hukm-i najiz a$)i aider." 

Ya'ni "Benim ummetimin salihleri, ba§kalanna §efaat eder. Yevm-i kiya- 
mette onlann sozii, bir emirin ve hakimin, hiikm-i nafizi gibi miiessir olur." 
Nitekim bir hadfs-i §erifde buyurulur: & j£\ ^ & ^JL* J*j SpUju. ju4-» J^-o 
pj j* Ya'ni "Benim ummetimden salih bir adamin §efaati ile, Bern Temfm ka- 
bilesi efradmdan daha cogu cennete girer." Ve diger bir hadiVi §erifde buyu- 
rulur: £±s*t y p&* j a-v**U c*£i j* ^ j si**!* £f±i y ^ j J^ cf^-i «y J^ ] o* Dl 
Ur\ j^a> j>. j^ji Ya'ni "Muhakkak benim iimmetimden kabflelere §efaat 
eden ve bir kabfleye §efaat eden ve asabeye, ya'ni on ikiden kirk kimseye ka- 
dar §efaat eden ve bir adama §efaat eden kimseler vardir ki, cennete girer." 



csypp 



AHMED AVNi KONUK 

Ve diger bir hadfs-i §erifde ^Jiii ,j **u^ ^#J ui j ^ujJ D_^-b^» *il ^i *u«u> ya'ni 
"Benim ummetimin salihleri, §efaatime muhtag degildirler; ve onlar igin an- 
cak giinahkarlara §efaat vardir" buyurulur. 

slMj j f\±t- jjlj ^J & C-lUi jt ijjJ> jjj jj\j gs* 

1 782. " Diujbir giinahkar bir ba$kasinm aiinahmt kaldirmadi; ben gunabhar de- 
gilim, Diuda beni all etii." 

Bu beyt-i §erif evladinin fevtine aglamayan §eyh-i kamilin lisanindandir. 
& % A jJ; hjh j/ '^ j (En'am, 6/164) ya'nf "Hicbir gunahkar, ba§kasmin gii- 
nahim yiiklenmez" ayet-i kenmesinin ma'na-yi miinifidir. 

1783. By delikanli, o ki gunahsizdir §eyhdir, Oiakk'in kabuliinde elde yay gibidir. 

"Gunahsiz"dan murad, viicud-i mevhumunun kaydindan kurtulmu§ olan 
zat-i muhteremdir. Zfra me§ayih-i kiram hazerati /Z^& *4* ^. V v^ ^*j>rj 
ya'nf "Senin varhgin, ba§ka gunahlara kiyas olunmayan bir giinahtir" bu- 
yurmu§lardir. Zfra o emr-i ilahfye muhalefetten ibaret olan bilcumle gunahla- 
nn men§ei ve kokii, insanin mevhum olan varligidir. tnsan-i kamil ise, bu 
mevhum olan varliktan kurtulmus, ve viicud-i Hak ile kaim olmu§tur. Bina- 
enaleyh onun vucud-i izaffsi, ok atan kimsenin elindeki yaya benzer. 
Hakk'm kabuliinde yed-i kudret-i ilahide yay gibidir ki, kaza-yi ilahf oku, on- 
lann yay mesabesinde olan vucudundan gikar. 

Bu beyt-i §erffden i'tibaren cenab-i Pfr §eyhin kirn oldugunu ta'rif buyu- 
nirlar. 

1784. <$eyh kim olur? Dbtiyar, ya'ni ak kdli. By umulsiz, bu kdin ma'nasini bill 

§eyhin liigat ma'nasi nedir? Ihtiyar ya'nf sacimn ve sakahnin killan agar- 
mi§ olan kimsedir. Fakat ey alem-i suretin kaydmda bagli kalip, umfdsiz olan 
kimse; ehl-i hakikat indinde, suretten ma'naya intikal etmek suretiyle bu ki- 
hn ma'nasini bil! 

1785. O Kara kil, onun varhgiclir; onun vadigtriAan, bir kil teli kalmayincaya 
kadar. 



^tfspp 



MESNEVl-t §ERlF §ERHl / V. ClLT • MESNEVf-3 • 

kara kilin ma'nasi, onun nefs-i mevhumunun varhgidir. Onun bu mev- 
hum olan varligmdan bir kil teli, ya'ni sifat-i nefsaniyyesinden bir tek sifat 
kalmayincaya kadar, o bu viicud-i mevhumuna baghdir; ve henuz mukay- 
yeddir, onun itlakdan ve hurriyyetten zevki yoktur. 

1 786. Uier ne kadar o kara kilh, yahud iki ktllt olsa da, vakiahi onun varlujjt 
kalmiya, vu odur. 

Ya'ni, surette sacmin ve sakahnm killan kara veyahud kir olsa da, vakta- 
ki onda mevhum varhk eseri kalmaz ve nefeinin sifati kaydindan azad olup 
hiir olur, i§te asil pfr ve §eyh o zat-i muhteremdir. 

1787. kara hX, vasf-i he$erdir; o kil, sakalm kill ve ha§m kill degildir. 

Bizim bahs ettigimiz o kara kil, sifaM be§eriyye ve nefsaniyyedir; yoksa 
zahin olan sag ve sakal killan degildir. 

1788. Dsa delikanh olmami§ iken, he§ik i$indc ' ,r Biz §eyhiz ve -piriz" diyefer- 
yad kaldiru, 

Sure-i Meryem'de vaki' su ayet-i kenmeye i§aret buyurulur: ijJii «Ji ojiiii 

c-jlT U jjI ITjL* J^y- 2 Lj j j)*3 r j ^A£^\ jti\ <Ui xs- ^\ Jli . L-^j j^lt ^ jlT ^ *i& ,juT 
L- ^ u sir^Ji j SjUJb JCej'j (Meryem, 1 9/29-3 l)Ya'ni "Tsa (a.s.)in ce- 
nab-i Meryem'den babasiz olarak dogmasina i'tiraz edenlere Hz. Meryem, 
besjkteki fsa (a.s.)a sorunuz diye i§aret etti. Onlar: "Besjkte olan bir coguk- 
la biz nasil konu§abiliriz?" dediler. Bunun uzerine Isa (a.s.) besjk iginde on- 
lara hitab edip buyurdu ki: "Ben Allah'in kuluyum, bana kitab verdi ve be- 
ni peygamber yapti ve nerede olursam olayim, beni miibarek kildi; ve hayat- 
ta oldukca bana namaz ve zekat ile vasiyet buyurdu." 

j«~i <j\ •^^i J^S ijJ ftwp jj^j (3Us>jl ^j^Ju jl J-Aj ji 

1789. Bger evsaf-t he§erin ha'zisindan kurtulsa, ey ocjul, §eyh olmaz kehl olur. 

"Kehl" orta ya§li adama derler. 33 ve 35 ya§inda bulunan kimselerdir. 
Ya'ni, bir kimse tarik-i Hak'da evsaf-i be§eriyye ve sifat-i nefsaniyyenin 



°m a 



AHMED AVNl KONUK 



ba'zilanndan kurtulsa ve ba'zilanyla muttasif olsa; o kimse §eyh ve tarik-i 
Hak'da rehber olamaz. Belki henuz tarik-i Hakk'in vasatinda bir salik olur. 
Kendilerinde sifat-i nefsaniyye baki iken, halki terbiye ve irsada kiyam eden- 
ler, bundan ibret alsinlar. 



*\a>- Jj-i» j ^J* (j j j> 



-L» (Ju^j d\f V <£y (_j>j dy~ 



1790. Uakiaki hizim vasj trruz olan Ur kara kd, onun uzerintle yokiur; seyh ve 
mahbul-i Diudd'lu. 

Vaktaki bizim be§eriyyetimizin ve nefsaniyyetimizin sifatlanndan olup, 
kara kil mesabesinde bulunan bir sifat, kendisinde kalmami§ olan zat-i muh- 
terem §eyhtir ve Hakk'in makbul bir kuludur. 

c— >$y\ (j^l^- <J j < ^ M, jdt t ^ y c~*»*y- \j jl ^-^ Jny ^y. ^yr 

1791. Uakiaki onun kilt beyaz olur, eger kendisiyle ise, o ne pirclir ve ne 
^Hakk'in hasstdtr. 

Herhangi bir kimsenin suret-i zahirede saci ve sakah bembeyaz oldugu 
vakit, eger kendi vucud-i mevhumuna yapismis. ve sifat-i nefsaniyyesinin 
hiikmu altinda zebun kalmis. ise, o hakikatte pir ve §eyh degildir? ve 
Hakk'in hass ve makbul bir kulu da degildir. kimse "abdullah" olmayip, 
heniiz "abdu'n-nefsMir. Eger §eyhlik ve rehberlik da'va ederse, bu da'va- 
smda kazibdir; ve ona seyhlik igin hilafet veren §eyh de onun gibi gafil ve 
kazibdir. 

c~*JliT jl c~- J^y- j\ <u y c~~Sl J^>j j ^.y s" Ji 

1792. Ue eger onun vasfindan bir kil ucu baki ise, o arsdan aecjildir; o afa~ 
kidir. 

Ve eger bir kimsede, o be§eriyyet ve nefsaniyyetin sifatlanndan kil ucu 
kadar, bir eser baki ise, o kimse, alem-i ulviye mensub degildir; o alem-i siif- 
liye mensubdur. Beyit: 

C^~>j>v\i fj>- ji >j\i jUj jA <6~ j* cU-Wj <j*jy** C— -A ji*j ^y- j** l" 

"Kd ucu kadar taalluk-i nefsani bulundukga, huzur-i Hak'dan mahrumluk be- 
cadir. Her kirn bu taalluk zunnanni tutarsa, o kimse harem-i ilahide na-mah- 
" remdir." 



*£» 



MESNEVI-t §ERfF §ERHt / V. ClLT • MESNEVf-3 • 
jlJJjy j> i J^j^\j jft ?tw. Jti£ jSf- 

§eyhin evlatlarma aglamamasi igin oziir soylemesi 



1793. <$£#"• ona *Jeii fei: "6i/ arkada§! zannetme ki henim merhamelim ve mu- 
habbetim ve $eftk kalbim yoktur." 

1 794. v Uier ne kadar dimle kdjirin cam ni'met ise de, bizim icin biitiin kiif- 
far uzerine, rahmet etmek vardir." 

§urrah-i kiram bu beyt-i §erifde muhtelif mutalaat beyan buyurmusjar ise 
de, burada zikri uzun olur. Fakire layih olan ma'na budur ki: Biz evliya taife- 
si, alemlere rahmet oldugumuz icm, merhametimiz biitiin kiiffara da samil- 
dir. Gerci hadd-i zatinda biitiin kafirlerin cam haklannda ni'met ve rahmet ise 
de, bu rahmet, rahmet-i amme-yi zatiyye ve rahmet-i rahmaniyyedir. Zira 
rahmet-i rahmaniyyeye nazaran biitiin e§ya hadd-i zatinda merhumdur; ve 
ayet-i kerimede bu rahmet hakkmda '^ JT 'd-j J^-'j ^ ( A'raf, 7/156) 
ya'nf "Benim rahmetim her §eyi kaplamisnr" buyurulur. Fakat kiiffar, rah- 
met-i hassa-i zatiyye ve rahmet-i rahimiyye ile merhum degildir. Bizim kiif- 
fara olan merhametimiz, rahmet-i rahimiyyeye nazaran olan merhamettir ki, 
onlan tarik-i hidayete da'vet ederiz. 

Bu mukaddime hulasa olunursa, soyle olur: "Her ne kadar kafirlerin cam 
rahmet-i rahmaniyyeye mazhariyyet hasebiyle ketm-i ademden zuhur etmis, 
ve bu zuhur, haklannda ni'met ve rahmet olmus, ise de, bizim icm kiiffar uze- 
rine, rahmet-i rahimiyye ile merhamet etmek ve onlan imana ve hidayete 
da'vet etmek vardir." 

1795. OVtyin onlara taslardan ferydd vardir diye, henim kopeklere bile merha- 
met ve ihsanim vardir." 



G $P? 



AHMED AVNl KONUK 



"Bu halk nicin bu bicare kopekleri taslayip canlanni yakiyorlar; ve feryad- 
lanna sebeb oluyorlar?" diye, benim kopeklere bile merhamet ve ihsamm 
vardir. Zfra cemr-i esmaya mazhar olan insan-i kamilde "Rauf ' ve "Atuf 
isimlerinin ahkami da zahir olur. 

1796. "6t/ Uiuddl bu huydan onu kurtar, diye, isuan bir kopege dud ederim. 

Bende nefsaniyyet ve be§eriyyet asan kalmami§ oldugundan, beni lsiran 
kopegi, intikam almak igin dfkelenerek ta§lamam; belki ona olan merhame- 
timden dolayi, "Ya Rab! bu kopegin halk tarafindan ta§lanmasina sebeb olan 
bu kotii huyundan onu kurtar!" diye dua ederim. 

1797. vr Bu kopekleri de o endi$ede tut ki, haldyiktan ta$lanmasmlar " 

Bu beyt-i §erif dahi duanin maba'didir. Ya'nf "Kopeklerin fikrine, halki 
lsirmak varid olmasin da, halk tarafindan tasjanmasinlar." 

1798. Gvliydyi ondan dolayi yeryuziine getirdi, id ki alemlere rahmet olsunlar, 

Hak Teala hazretleri enbiya (aleyhimu's-selam)in varisleri olan evliyayi, 
mahza alemlere rahmet olmak icm yeryuziine getirdi. Binaenaleyh onlardan 
halka ancak §efkat ve merhamet ibzal olunur. 

^^U J? J\j *£ OJljst \j &~ je>\j- t\fji ijj~. X>\j>~ \j jU 

1799. Uialkt dergdh-i hdss tarafma da' vet eder; haldsi vafir kil, diye Uiakk'a 
yalvanr. 

Alelumum rahmet-i rahmaniyye ile merhum olan halki, dergah-i hass ve 
rahmet-i rahimiyye tarafina da'vet eder. "Ya Rab! bunlan bu fitne-i taayyii- 
nat ve keseratdan gokga kurtar!" diye Hakk'a yalvanr. 



Jjl«« jj LI^A^- Li_ji XiJ 0_j^- 



**-* j& y* oO* -^^ M*~ 



1800. *~Bu tarafian nasihat i$in cehd gosterir; olmazsa "Gy Uiudd ka-piyi ka- 

[1806] .„ 1 

■pamal der. 



GJ£5(2£3 



MESNEVf-t §ERfF §ERHt / V. ClLT • MESNEVl-3 • 

Bu alem-i taayyiinat ve keserat tarafindan, dergah-i hass-i ilahi tarafina 
vusul icm halka nasihat vermek hususunda cehd ve gayret eder,* eger onun 
bu hususdaki nasayihi, onlar iizerinde miiessir olmazsa, "Ya Rab! bunlann 
iizerine hidayet kapisim kapama!" diye yalvanr. Zira Muhammedi me§reb 
olan evliyamn zevki budur. Nitekim (S.a.v.) Efendimiz Uhud gazasinda ya- 
ralandiklan halde o^. "if ^u ^y ju*i ^i ya'ni "Ya Rab! kavmime hidayet 
eyle; zira onlar bilmiyorlar" diye dua buyururlar idi. Binaenaleyh bu mesreb- 
deki evliya-yi kiram dahi, kendi muhaliflerine asla beddua buyurmazlar. 

1801. Muhakkak amme i$in rahmei ciiz'i olur. Diumam i$in rahmet kullt 
olur. 

"Rahmet-i ciizT'den murad, her bir ism-i ilahinin, kendi mazhanna olan 
rahmetidir ki, o isim, o mazhann Rabb-i hassidir. Rahmet-i amme-i zatiyye- 
den o mazhann nasibi, kendi Rabb-i hassi dairesindedir. Ve "rahmet-i kul- 
If'den murad, cami'-i cemf-i esma olan "Allah" isminin, kendi mazhan bulu- 
nan insan-i kamile rahmetidir ki, bilcumle esma-i ilahiyyenin ahkam ve asa- 
n onda zahir olur. Bu ma'naya gore "humam"dan murad, insan-i kamil olur. 
Ya'ni "Mezkur rahmet-i ciiz'i, efrad-i avam igindir; ve rahmet-i kiilli de, him- 
meti, halkm hidayetine masruf olan insan-i kamil igindir." 

1802. Onun rahmet-i tuz'u, kiille karin olur; deryamn rakmeii, yollarm ha&isi 
olur. 

Yukanlarda izah olundugu iizere Server-i alem Efendimiz' in ruh-i alisi 
kiillii'l-kuldur; ve onun varislerinden her birerlerinin ruhu dahi birer kiildiir. 
Ervah-i saireden her biri, ervah-i ciiz'iyyeden olup, kendi kullerine ve kul- 
ler dahi kiillu'l-kiil olan Server-i enbiya (s.a.v.) Efendimiz'e tabi'dir. Rah- 
met-i hassa-i zatiyye bu silsile-i tertib iizere ilimden, "ayn"a faiz olur. 1m- 
di, her ruh-i ciiz'i, cem'iyyet-i esmaiyyeyi haiz olmadigindan, rahmet-i 
ciiz'i olan kendi Rabb-i hassinin rahmetine mazhardir; ve Rabb-i hassinin 
rahmetine nail olmakla beraber, cem'iyyet-i esmaiyyeyi haiz bulunan in- 
san-i kamil ise, rahmet-i kiille mazhardir. Binaenaleyh efrad-i avamm rah- 
met-i ciiz'ii "r^Ci ^U! sf i^U '^ (tsra, 17/71) ya'ni "0 gunde nasm hepsi- 
ni imamlanna da' vet ederiz" ayet-i kerfmesi mucibince, kendi kullerine ka- 



nSBS 9 



AHMED AVNt KONUK 



rin olur. Rahmet-i derya, ya'ni cami'-i cemi'-i esma ve sifat olan "Allah" is- 
minin mazhan bulunan insan-i kamilin rahmeti, tarik-i hak yollannin hadi- 



si olur. Nitekim yukanda c- 



u jUT *** j, ["Bizim igin biitun kuffar 



iizerine rahmet etmek vardir"] buyurmusjar idi. 

1803. ZRahmet-i cuz'isin, kulle -peyveste oil Rahmet-i kullu, sen hadi cj'or ve git! 

Ey cem'iyyet-i esmaiyyeye mazhar olmayan kimse, sen Rabb-i hassin 
olan ism-i ilahinin daire-i rahmetine dahil olmus, bir rahmet-i cuz'isin; bina- 
enaleyh rahmet-i kill olan insan-i kamile tabi' ve muttasil ol! Sen, Hakk'in 
rahmet-i kiillf olan insan-i kamili, dogru yola sevk edici gor ve onun arkasin- 
dan git! Nitekim Hak Teala hazretleri 'j&i 'i^-'j \\ '$<!*') C j (Enbiya, 21/1 07) 
ya'ni "Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gonderdik" buyurur. Bu ayet-i 
kerfme, Seyyid-i kill Efendimiz'e hitabdir; fakat bu hitab tahtinda, onun va- 
ris-i kamilleri olan kiiller dahi dahildir. 



^>o aLil j -US' \jjjjJS' j* 



j^a'j 



JLiiJU 



jl C~* jjr 



*ru 



1804. O ciiz' oldukca, denizin yolunu bilmez; her bir golii deniz emsdlinden 
yapar. 

rahmet-i riiz'i sahibi olan kimse, boyle ciiz' halinde kaldikga, hakikat 
denizinin yolunu bilmez. 0, her biri bir gol mesabesinde olan esma-i cuz'iy- 
ye-i Hakk'in tecellisini gordugii vakit, hakikat denizinin naziri ve esbahi zan- 
neder. Onun icjn saliklerin cogu, kesjflerinde aldanirlar; zira dalgayi, deniz 
zannederler ve kendilerini mur§id farz ederler. 

1805. uMddemki denizin yolunu bilmez, ne vakil yol gotiirur, halki deniz tara- 
Jina nasxl cjetirir? 

Henuz cem'iyyet-i esmaiyyeye mazhar olmamis. olan rahmet-i ciiz'f sahibi, 
hakikat-i muhammediyye denizinin yolunu mademki bilemez, o ne vakit reh- 
bersiz bilmedigi o yola gidebilir? Ve eger esma-i cuz'iyye tecelliyatini gormek- 
le, kendisini derya-yi hakikate vasil olmus. bir mursjd tasawur ederse, halki, o 
bilmedigi hakikat-i muhammediyye denizi tarafina nasil getirebilir? Binaena- 
leyh boyle bir kimse, kendisi sa§kin oldugu gibi, halki da §a§irtmi§ olur. 



*$$&> 



MESNEVl-1 SERtF §ERHl / V. CfLT • MESNEVf-3 • 

yr J J*-* dy^A j>*j \j }j) 9j j\ olxil jPi~> ny J*-* 1 * 

1806. O hahre mutiasil olur; ondan soma sel ve irmak cjibi, denize kadar yd 
goturiir. 

Boyle bir salik, evvelen bahre, ya'nf insan-i kamile muttasil olur; ondan 
sonra sel ve irmak gibi denize kadar akip gider. 

Birinci misra'daki "bahr" merd-i sahib-i kerem ma'nasinadir. (Munteha- 
bu'1-Lugat) tkinci misra'daki "bahr" deniz ma'nasinadir. 

1807. Ue ejjer da'vei ederse, ayandan ve vakiyden ve te'yidden degil, hir iaklti 
ile olur. 

Ve eger o rahmet-i ciiz'i sahibi, da'va-yi ir§ada kiyam edip, halki da'vete 
kiyam ederse, onun oniine gelen kimseyi da'veti, taklid ile olur; yoksa da'vet 
ettigi kimsenin isti'dadim muayene ettigi veya o kimse hakkmda vahy ve il- 
ham tarikiyle bir emir telakki ettigi veya sair surette ke§f tarikiyle te'yfd edil- 
mi§ bulundugu icm degildir. Kendisi usul-i tarikati zahiren 6grenmi§tir ve her 
oniine geleni da'vet edip, ale's-seviyye zikir ve evrad telkin etmekte bulun- 
mustar. Insan-i kamil ise boyle degildir; isti'dad sahiblerini avlamak ve nefis 
yolundan aymp, onlan isti'dadlanna gore terbiye ederek Hakk'a fsal etmek 
isterler. Bunun icin, memalik-i islamiyyenin her tarafina miistevli olan bu 
me§ayih-i riisum ve mukallidih, etraflanna binlerce miind toplamis. olduklan 
halde, maatteessiif icjerinden birinin siilukiinu itmam ettigi g6riilmemi§; bir 
§eyden haberi olmayan kimselere, mahza kidem sahibi oldugu icin hilafet ve- 
rilmekte bulunmu§tur. Zavalh insanlarl Hilafet veren §eyh, "§u kadar halifem 
vardir" diye dgiiniir; ve hilafet alan bigare de, kendisini §eyh zannedip, bu- 
nunla tefahiir eder. 

**J 0^ ^-rN iJ^-J 3 ? J^** **-*■* J. ^J^ f^j ^yr (_ri ^-" 

1808. ^Dedi: "<J\Aademhi ciimleye rakmetin vardir, hu suru etraftnda hir $ohan 
aibisin.' 

( j^yj j j d)Li J^-I jL>«* <&jj)*- u^y~ ~^jj* y- *^~y <sy^> ^y? 

1809. "0\fi$in kendi evladimn iizerine nevhan yoktur? Qiinku ecel kan alicisi 
bunlara ifine ile vurdu." 



c £»> 



AHMED AVNl KONUK 



Bu iki beyt-i §eriflerde kissaya riicu' buyumlur. Ya'ni evladmin vefati uzeri- 
ne aglamayan §eyh-i kamile, ailesi dedi ki: "Mademki senin amme-i halka rah- 
metin vardir ve mademki sen bu rahmet-i cuz'iyye ashabi suriisunun etrafinda 
bir goban gibi olup, onlari rahmet-i kill tarafina cekersin; nigin kendi evladmin 
vefatina aciyip aglamazsin? Zira ecel kan ahcisi bunlara olum ignesiyle carpti." 



^~"\j? *ij^ J f ij. y *e*Lp 



,-U.Jbi <jJLii *^-j a\£ dy>- 



J*T 



1810. (jMddemki merhametin sahidi gozlerin yastdtr, nicin senin gozun yas- 

[1816] | .J -y„ 

svz ve aalamasizdir : 



jji dyp** <js J-a» -LiLJ ij^- jj s r^ l^I ^r^y j *£ ^>y. jj 

1811. y^uziinu kadina $evirdi ve ona dedi ki: "6y acuz! ^Jiis fash, yaz fash 
gibi olmaz." 

§eyh-i kamil yiizunu zevcesine gevirip cevaben ona dedi ki: "Ey hal-i acz 
icjnde olan zevcem! Ki§ fash temmuz, ya'ni yaz faslina benzemez; zira ki§ 
fash, mevsim-i istitardir. Agaclann batinlanndan ve ma'nalanndan ibaret 
olan meyveleri ve yapraklan zahir degildir, gaibdir. Yaz mevsimi ise, mev- 
sim-i zuhurdur. Bu mevsimde agacjann yapraklan ve meyveleri zahirdir; as- 
la nazarlardan gaib degildir." 

"Ki§ fash"ndan murad, avamin hal-i ihticabidir ve "yaz fash"ndan murad, 
insan-i kamilin hal-i ke§fidir. 

1812. Onlarin ciimlesi gerek olii ve gerek. did olsun, ne vakit gonul gozunden 
gaib ve gizlidirler?" 

"0 olen evlatlanmin hepsi, "gerek alem-i berzaha intikal etsin ve gerek bu 
hayat-i surf ile diri olsun, hicbir vakit benim kalbimin gozunden gaib ve giz- 
li degildirler. Zira benim kalbimin gozii ahval-i berzahi ve melekutu mu§ahe- 
de eder. Binaenaleyh yaz fashnda agaglann suretleri ve batinlan nasil nazar- 
da zahir ise, benim kalb gozumiin onunde de, alem-i zahirde ve alem-i ba- 
tinda olanlar oylece mek§uf ve zahirdir." 

J-ij y ^y?** f£ L> jj jj **■ J 1 Jhj>* J^ uv <3U f~t _&■ ^ 

1813. CAiademki onlan kendi oniimde muayyen goriiyorum; ne yiizden yuzu- 
mii senin gibi yaralayim?" 



GVj>5(J6VD 



MESNEVl-1 §ERfF §ERHl / V. CiLT • MESNEVl-3 



"Ben mademki o evlatlanmi, kalb goziimle kendi oniimde zahiren rmi§a- 
hede ediyorum ve hal-i firak iginde degilim, o halde nigin senin gibi aynlik- 
tan feryad edip, yuziimu yirtip yaralayim?" 

1814. Uakia henim evlailanm cievr-i zaman ddlresinden disaniadirlar; henim 
ile heraber ve henim etraf inula oynoyicidular. 

"Benim evlatlanm her ne kadar alenw kesafetin icabi olan devr-i zaman 
dairesinden gikip, iizerinden zaman gecmeyen alem-i berzaha dahil olmuglar 
ise de, onlar yine benimle beraberdir ve benim etrafimda oyunlanyla me§gul- 
durier," Nitekim hadis-i §enfde oyy ur dj^J- j a^s u^ jyy ya'nf "Ya§a- 
diginiz gibi olursunuz ve oldiiguniiz gibi ha§r olunursunuz" buyurulur. Qo- 
cuklann hayat-i diinyeviyyeleri oyunla gegtigi cihetle, hayat-i berzahiyyele- 
rinde de oynayici olduklan beyan buyurulmu§tur. Biiyiiklerin halleri de buna 
kiyas olunsun. 

1815. "JAglamak ya hicrandan veya firafalan olur; azizlerim ile hana visa! ve I 
muanaka vaxixr" 

"Hicran" zarihi olarak aynkk ve "firak" ihtiyan olan aynhktir. "Inak" mii- 
faale babmin ikinci masdan olup, muanaka etmek demektir. Beyt-i §erifde 
hicran ile firak arasmda fark oldugu cihetie terdid buyrulmu§tur. Nitekim Hi- 
zir (a.s.) Musa (a.s.)dan kendi ihtiyanyla aynlacagi vakit d£ j ^ &j U» 
(Kehf, 18/78) [iste bu, seninle benim aramda firaktir"] buyurmu§tur. 

1816. w Dialk onlan ruyada goriirler; hen uyanikhkta asikare olarak fjorut/omm." 

"Ehl-i hicab olan halk, alem~i diinyadan berzaha intikal edenleri rii'yala- 
nnda goriirler? ben ise ehl-i berzahi, uyaniklik icinde asjkare olarak goriiyo- 
rum. Zira ehl-i hicab, ancak hislerinden uykuda gaib olurlar." 

1817. x>r Bix cihantlan ken&imi hir dem gizlerim; his yapragtm agatfan silke- 
lerim." 



*&&& 



AHMED AVNl KONUK 



"Ben ise, bu alem-i histen ruhumu bir dem tecrid edip gizlerim ve his yap- 
raklan olan havass-i zahiremi ruhumun agacindan silkerim. Binaenaleyh bu 
alem-i kesafetten insilah edip, rii'yadakiler gibi alem-i batina nazir olurum; 
ve ehl-i berzahi miisahede ederim; ve ehl-i cennetin tena'umlanm ve ehl-i ce- 
hennemin azablanni temasa ederim." 



ti)\jj «Jb JL^lj r \ j j?>*\ iY^ 



O^A» (J) JLit Jip j~*\ 



1818. By filan! his, aklin esiridir; ve bil hi, akil dahi ruhun esiridir. 

Ey, bu hal nasil olur diye merak eden falan kimse! Bil ki hiss-i vucud, ak- 
lin esiridir ve aklin hiikmu altinda zebundur; ve akil dahi ruhun esfri ve onun 
hukmuniin mahkumudur. 

1819. Can, aklin baglanmis elini a$h; baglanmis isleri de iertib eiti. 

Evham ve hayalat ile baglanmis. olan aklin yed-i kudretini, halife-i ilahi 
olan ruh-i sultaru acarsa, his gozunden kapali ve mestur kalmi§ olan isjere 
dahi nizam verir. 



•j »-» iSjj ' 



N (_p*~ _>*?"■* 



\jup i— j\ j> A^jJJtj Lfl... .■».>- 



1820. Uiisler ve dusiinceler, berrak suuun iizerinde, $or$6j) gibi, suyun yuzunu 

1 1826 1 i i i 

tuimustur. 

Zahirf hisler ve bu zahiri havas kapilanndan batina hucum eden dtisun- 
celer, berrak su mesabesinde olan ruh-i safinin vechinde corcop gibidir. Bu 
his ve diisunce corcopleri, o ruh-i safinin yiizlerini ortmiis; bu sebeble ona 
alem-i melekut aks edemez bir hale gelmistir. 

*>* ite ^ t/* ^ ^ *J ur 4 r^- a^- $ y* < -^° 

1821. S^kd eli o $or$ovii bir iarafa gotiiriir; aklin oniinde su zahir olur. 

Akl-i maadin eli o his ve diisunce gorgoplerini bir tarafa gotiiriir ve su me- 
|sabesinde olan ruhun yuzunu agar. Binaenaleyh bu akl-i maadin oniinde ar- 
I tik run alemi zahir olur. 

Il822. Qiinku cor$op su kabaraklan gibi, umak uzerine $ok to-planmis idi. Qor- 
cop bir iaraja gitli, su zahir oldu. 



GNSsesga 



MESNEVf-1 §ERIF §ERHl / V. CtLT • MESNEVl-3 • 

1823. Diuda, akhn elini a$madih$a, hizim sayumnzda hevadan $or$op ziyade 
olur. 

Hak Siibhanehu ve Teala hazretleri, inayeti ve rahmet-i rahfmiyyesi ile, 
akl-i maadin his ve dusunce gorgopleriyle bagh olan elini agmadikga, bizim 
heva-yi nefsanimizden ve alem-i surete olan meylimizden dolayi o gorgop her 
an ziyade olur. 

1824. O /lew fluluai ve senin aklin aglayici olarak, o her detn suyu mestur 
hilar. 

Artik heva-yi nefsani §en ve §atir ve nefsin raks ve danslar iginde olur. Ve 
senin akl-i maadin batminda hickira higkira aglar da, onun aglamasmdan ha- 
berin olmaz. Ve o heva, bu hali ile senin ruhunun yuziinu orter. 

1825. Takva hevanin ihi elini haaladtai vakit, Utah ahlin her ihi elini 
ayir. 

Takvamn zahiri, Hak Teala'dan korkarak, gimahlardan perhiz etmektir. 
Bu ma'naya gore "Takva, adab-i §eriatin muhafazasidir" denilmi§tir. Ve ke- 
za "Takva, kendisinde huzuz-i nefs oldugu igin, Cenab-i Hakk'in haram etti- 
gi §eylerden ictinabdan ibaret oldugundan, bu ma'naya gore de takva, nefsin 
hazlanni terk etmektir" diye ta'rif olunmustar, Ve keza takva husul-i kema- 
le mani' olan her §eyden imtina' olduguna gore de "Takva, seni Hak Teala 
hazretlerinden uzaklastiran §eylerin kaffesinden mucanebetdir" diye ta'rif 
olunmu§tur. Velhasil muhakkikin hazaratinin takva hakkindaki ta'rifleri gok- 
tur, burada ciimlesinin zikri uzun olur. 

Takva, hevanin sehvdt ve gazabdan ibaret olan iki elini bagladigi vakit, 
Hak Teala hazretleri dahi aklm iki elini agar. Ya'ni akil, ism-i Zahir ile ism-i 
Batin'm asan ve ahkamini idrak etmege ba§lar. Bu heva ve aklin vucud-i be- 
§erdeki tasarrufati hakkinda, cenab-i §eyh-i Ekber hazretleri tarafindan Ted- 
birit-i Mhiyye namindaki eser-i alilerinde tafsil buyurulmu§tur. 



c^pp. 



AHMED AVNI KONUK 



-Li y ? yX>** j j jL» 5j>- 0^>- -Li y ?j>*>z» Qj&r tf^j^~ ,j~i 

1826. n$inaenaleyh aalw olan havas, senin mahhumun olau; cixnhi ahil senin 
pt^uan ve mahdumun oldu. 

Aklin iki eli agilip, alem-i zahir ve batimn idrakine isti'dad hasil oldugu 
vakit, artik o akil senin muktedan ve mahdumun olur; ve evvelce senin iize- 
rinde hakim ve galib olan havass-i be§eriyye, bu def'a senin mahkumun ve 
maglubun olur. 



JJj ji j**> JU- j L§-«p *£ \j 



-lT jJ6\ *-s\y*- ^\y*- ^ lj ^j-i- 



1827. l/iissi, uyhtisuz ru ya i$inde eder, ta hi gauha mensvh otanlar Canaan oa§ 
pkanr. 

iki eli agilan akil, havass-i be§eriyyeyi suret-i zahirede, uyku uyumaksi- 
zin rii'ya igine sevk eder. Nihayet alem-i melekuta mensub olan suretler, can- 
dan ba§ gikanr. Bu alemin suretleri nasil goriilur ve sesleri nasil isttilirse, uya- 
niklik iginde alem-i gaybm suretleri ve sesleri oylece i§itilir. Fakir bu gibi 
vakayi'i zevk sahiblerinden dinledim ve bir kere de fakfrin ba§ima gelmi§tir; 
soyle ki: Ak§am taamindan sonra hane-i fakfrde istirahat igin biraz kanepe us- 
tiine uzanmis, ve yammda da efrad-i aile bulunmus, idi. Musahabe ediyorduk 
ve gozlerim duvara miin'atif idi. anda goziimun oniinde bir §ehr-i azfm pey- 
da oldu, semasi zifir gibi karanlik idi; fakat sokaklannm intizami pek mukem- 
mel olup, her birisi "radyum" ma'deninden ma'mul paket ta§lanyla mefrus. idi. 
Binalann tarz-i in§alan sayan-i hayret bir derecede latif olup, hepsi "radyum" 
ma'deninden ma'mul kerpigler ile yapilmis, idi. Bu karanlik sema altmdaki §e- 
hir, bu hali ile bir menba'-i nur idi. Fakat §ehir iginde dontip dolasan bir ferd 
goziime ili§medi. Bu temasA uyanikligim iginde idi. Gayr-i ihtiyari olarak "Fe- 
subhanallah!" demisjm. Yammdakiler bu sdziimu musahabe sadedi haricinde 
gordiiklerinden, "Ne oldu?" diye sordular. Bir §ey soylemedim. 

1828. Diem uyaniklikta ruyalar cjoriir; hem felehien hapdar acar. 

Aklinin iki eli Hak tarafindan agilan kimse, izah olundugu iizere, hem 
uyaniklikta rii'yalar goriir, hem de felek-i ma'nadan ulum-i lediinniyye kapi- 
lanm agar. 



C £P? 



MESNEVM §ERfF §ERHf / V. CtLT • MESNEVf-3 * 



(^ 



A'ma olan §eyhin Mushaf 1 yiiziinden okumasi 
ve kiraat vaktinde gorucii olmasi 



1829. §eyh-i fakir, eyyam icinde, ihtiyar a'mamn evinde hir uMushaf qordii. 

Gunlerden bir giin, o kissasini beyan edecegimiz bir §eyh-i fakir, ihtiyar 
bir a'mamn evine misafir oldu ve o evde bir Mushaf-i §erif gordii. 



jjj- 



£•*- J*\j j> j» 



jj£ cJj j\ xi JL^* j\ i j^ t 



1830. onun oniinde iemmuz vaktinde misafir oldu: her iki zahid hirkac gun 
[1836] / i .j- ■ 

cem olmus tax. 

fakir §eyh, o kor ihtiyann evinde yaz rnevsiminde misafir oldu ve her 
iki zahid yekdigerinden hazzedip birkac giin beraberce oturdular. 

1831. ^Dedi: "6t/ acehl CMaAemki hu sadxk dervis a'madu, hurada J/Uushfl/ 
nicindir?" 

1832. ""Bit diisunce icinde ona tesvis ziyade oldu ki, hurada olmu§ ve olacak 
onun aayri yoktur. 

1833. "O yalmzdu, hir uWushaf asdmis; hen kustah, yahud musevve$ degilim." 

1834. U( Ta ki sorayim, hayu susl 'Hir sahr edeyim, \a ki hu sahtr ile murad iize- 
rine carpaytm." 



^ 



AHMED AVNl KONUK 



O misafir olan fakir §eyh kendi kendine der idi ki: "Burada donup dolasan 
bir a'ma ihtiyardan baska hicbir kimse olma&gi halde, bu Mushaf kimin igin- 
dir? Haydi bunu sorayim; fakat sormak, edeb haricine cikmak olur. Ben kiis- 
tah degilim ve akli muhtel olmus. kan§ik bir adam da degilim ki, sebebini so- 
rayim? Ey nefls! gayri sus! Bir §ey soyieme; hele bir sabr edelim, ta ki bu sa- 
bir sayesinde bir murad elde edeyim." 

1835. Sabr etti ve bu kadar zahmette oldu; ke§f oldu ki, sabir siirurun anah- 
tandir. 

misafir olan seyh-i fakir bu a'manin dnundeki Kur'an-i Kerim'in kirn ta- 
rafindan okundugunu sormamak hususunda sabr etti ve bu sabn yiizunden 
batini zahmette oldu. Nihayet sabir siirur ve rahatin anahtan oldugu kendi- 
sine munkesjf oldu. Nitekim atideki kissa, bunun sahididir. 



(^ 



01^ Jlj— _}jl j C~>-L~w« IftU- ^jl-5 <T ^ dj?r OULl d*J? j^n> 



jLi-L 



£J S-^J^ J l j^ J 1 jr* 



> 4i C^-J /jjb 



Lokman (a.s.) Davud (a.s.)in halkalar yaptigini gorup sabir, siialden 
ziyade mucib-i siirur oldugu niyeti ile sualden sabr etmesi 



IfftU- ^ybl j z£ ^ £ Jlo Uv? ijb <Sy* OUaJ C^j 

1836. JZokman, safa 'Davud! u iarafina gitti; gordii ki o, demirden halkalar ya- 
par idi. 

Lokman (a.s.), nefs-i safiye sahibi olan Davud (a.s.) tarafina gitti. Eliyle 
demiri mum gibi yumusatip, birtakim halkalar yaptigini gordii. 

1837. O alt $a/i, o $elik demirden olan hepsini birbirine ge$irirdi. 



G $$& > 



MESNEVM §ERfF §ERHl / V. CtLT • MESNEVI-3 



celik ve sert demirden olan halkalan yapip, birbirine gegirirdi. "Ciimle- 
ra" "dermi-fikend"in meful-i mukaddemidir. "Ahen-i pulad" "cumle-ra"mn 
beyarudir. "§ah-i biilend" "mi-fikend"in failidir. 

• i- 

1838. O zirh vuruculuk san'ahni az gormus idi; taaccubde haldi ve onun ves- 
vasi ziyade oldu, 

"Zerrad" eski zamanlardaki muharebelerde giyilmek iizere zirh yapan 
kimseye derler. "Vesvas" vesvese ma'nasinadir. Lugatte, savt-i hafiye derler. 
Kalbe varid olan miinasebetsiz dii§unceler ma'nasinadir. Ya'nf Lokman'a va- 
rid olan fikir bu idi. 



jr>. y 



i 4iJU- J $ *iL- 



J >J^ tf ' 



.& 



jj^ f-'ji h *y- ^^ **? ^ 



1839.. Oii Wf Bu neye layth idi, ondan apk sorsam kl, halkadan hat hat ne yapar?" 

Hz. Lokman, kendi kendine dedi: "Gel su Hz. Davud'a bu demir halkala- 
n boyle kat kat birbirine nigin gegirdigini ve bunun neye yarar bir §ey oldu- 
gunu agikga soruvereyim." 



*j. °j J JJ ^y* 1 * ^ s~* 



•"j"rj\ jr^ vl-&5 ^yf- L j\j 



1840. ydne kendi hendine dedi: "Sabir daha euladir: sabir mahsu&a peh cabuh 
[1846] ° , r *- 

rehberd.tr. 

1841. Uakiaki sormayasin, sana peh $abuh hesf olur; sabir husu cumleden zi- 
yade u$uai olarak aider. 

■^ J^* £~ij*~* ^ j* Jf- *yS> J-^ yy.> ^jt jj 

1842. Ue eger sorarsan, peh fje$ hasd olur; senin sabir sizligindan dolayi holay, 
giic olur. 

Ya'nf, "Ekabirin huzurunda her §eyin sebebini sormak hafiflik ve terbiye- 
sizlik oldugu icin, o §eyin sebebi onlar tarafindan ke§f olununcaya kadar 
sabretmek lazimdir. Eger kustahhk edilip sorulursa o zatin batim miitegayyir 
olmak ve kesfi kolay olan bir sir ve hikmet bttsbiitun mestur kalmak muhte- 
mel olur." 



s 8p* a 



AHMED AVNl KONUK 

jT ijb c^c^> j\ As. -Li OUj j^ »j> iji J> OUil o&jzr 

1843. Uakiaki JZokman sustu, o zamanda da, ^Davud'un san'atindan o tamdm 
oldu. 

Vaktaki Lokman (a.s.) edeben siikut etti; ve o sukutu am icjnde de Davud 
(a.s.)m zirh oruciiluk san'atindan, o zirh tamam oldu. 



3* j*> 



f„/ JUi3 J~> 



ji Jj^ji j* _j Jo jL- ojj ^ 



1844. Dmdi zirh yapti ve sabtr huylu olan JZoktnan-i kerimin oniinde o aiydi. 

1845. ^Dedi: "Gy delikanh! IJu mesafda ve cenade, darheyi def icin iyi li- 
hasdu." 



~~*s- l>- y> *ib j 



b « ob iS" 



,«wO j>-J *J» j^ JLJJ C~ai 



1846. JZokman dedi: "Sabtr dahi iyi hir demdir ki, her nerede hir aam varsa, 
melee' ve ddfi'dir." 

Hind nushalannda "Sabr niku hemdemist" vaki'dir. Ya'ni "Sabir iyi bir 
hemdemdir ki, her nerede bir gam hasil olursa, o hemdeme iltica olunur ve o 
hemdem o garni def eder" demektir. Bu niisha daha zevk-averdir. 



d\j>*J > 



»^-Jl 



J^ 



d*X> <j\ */ y.} &- b \j j^> 



1847. By filan! Sabn UiaWi'a harm etti; ve'l-S^sri'nin sonunu vakif olarak 
okui 

Ey filan! Sabn Hak Teala "Hakk"a karfn etti; ve'l-Asn sure-i §enfesinin 
sonunu dikkatle oku[ * 

Bu beyt-i §enf, cenab-i Pir efendimiz tarafindandir. Ya'nf, sabnn mertebe- 
si o kadar alfdir ki, Hak Teala onu "Hak" mertebesine kann kildi. Eger bunun 
hakkindaki nass-i §erffi gormek istersen ve'l-Asr sure-i §erffesinde ij-^iy j 
jrAt \yj\$ j jj-L (Asr, 103/3) ["Hakk'i tavsiye edenler ve sabn tavsiye 
edenler"] ayetinf vakifane oku! Sure-i §enfenin hulasatep ma'na-yi munifi 
budur: ^ii \jJ\j j ji-l \yJ\'y j oU-U*Ji ijL* j i^r^iJi H\ ^- jt 'jCJvi 01 JL-uJIj 
(Asr, 103/1-3) Ya'm "Asr hakki igin, muhakkak'cins : i insan hii'srandadir. 
tman eden ve amel-i salih isjeyen ve birbirlerine hak ile tavsiye eden ve sa- 
bir ile vasiyyet eden kimse miistesnadir." 



*$$&> 



MESNEVf-1 §ERfF §ERHl / V. CtLT • MESNEVI-3 



"Asr" kelimesinin muteaddid ma'nasi vardir. Burada "sikmak" ma'nashl 
nadir. Nitekim hadis-i §eiifde <JU # «-dj J* oJiyi ^^ ya'ni "Baba oglunu raa-| 
lindan dolayi sikar" buyrulmu§tur. Ya'nf onu israftan men' ve ondan hab 
eder. Bunun gibi Hak Teala hazretleri de cins-i insani, hayvan nev'i arasin- J 
da yaratmakla beraber, hayvanlar gibi bastoos. birakmadi ve peygamberlerl 
ve §erayi' gonderdi; onlan mertebe-i insaniyyete nail olmak igin tekalifr| 
§akka ile sikti. Binaenaleyh bu sure-i §enfenin ba§ tarafinda bu asra ve si-| 
ki§maya kasem buyurduktan sonra, hayvanlar arasinda tekevvun eden irt-J 
sanlann, temayulat-i nefsaniyyeleri hasebiyle, suret-i umumiyyede hiisran- \ 
da olduklanni beyan buyurur; ve ba'dehu bu husrandan mu'minleri vef 
amel-i salih i§leyenleri ve birbirlerine batilin mukabili olan hak ile vasiyyet J 
edenleri ve bu tekaLif-i §akkaya sabir ve habs-t nefs tavsiye edenleri istisna j 
eylemi§tir. 

1848. Diak yiiz hinlerce kimya yarath; iSndem, sahir aihi hir kimyayi gormdi 

Hak Teala hazretleri, bu alem-i §ehadetde bent Adem'in tahsfl-i muradi 
emrinde, pekgok esbab ve muessirat halk buyurdu; fakat bu esbab ve miies- 
sirat arasinda benf Adem, sabir gibi rmiessir olanim gormedi. 



<*=* 



A'ma hikayesinin bakiyyesi ve Mushaf okumasi 



1849. CAbisafir olan adam sabr eiti ve mu§kil olan hal, ansizm, derhdl ona key 
ol&u. 



JjJU \j t_Jl>*P d\ ^\j>- j\ C~~*- 



J^ \J\J jl/<^ fj 



1850. [jece yansi DCur'an sesini i§itii; uykudan si$ra&i, o acaihi aorlu. 



<=£P? 



i 



AHMED AVNI KONUK 

1851. ZKi kor, uWushaf'Um dogru okuyor idi; sabirsiz oldu ve ondan o hali ie- 
cessiis etti. 

1852. 'Dedi: "Sy aceb, eya, kor <pz 'tie nasil okuyorsun? Sahrlan goruyorsun?" 

Misafir dervi§ a'manin bu halini goriince §a§irdi kaldi; ve dedi: "Acib §ey! 
Kor goz ile acaba nasil okuyorsun ve saurian nasil tamamen gdriiyorsun?" 
dedi. 

Bu beyit Hind niishalannda su suretledir: jy - j ^ ^ ^^ &jf o^ cj£ 
jjU^ ^ ^ j j\y- ^ dyr Ya'ru "Dedi: "Mademki korsiin; acib §ey! Gozsiiz 
ve nursuz nasil okuyorsun ve satirlan gdriiyorsun?" 

1853. w O sey ki, okuyorsun, onun iizerine dusmiissun. Blini o harf iizerine koy- 
mussun." 

Ya'ni, "Elini okudugun ayat-i kur'aniyye iizerine koyup, kelimeleri ve 
harrleri tamamiyle ta'kib ediyorsun." 

Xz~~» <_jjb <J> f j) J& & Jsf ^ Ll> j~m ji c^*^s\ 

1854. "Senin varmagin seyirde izhar ediyor ki, nazanni harf iizerine miisie- 
ned tutarsm." 

"Sen Kur'an okurken, okudugun kelimeleri parmaklannla ta'kib ediyor- 
sun. Parmaklannin bu seyr| ve ta'kibi, nazanni kelimeler ve harflere diktigi- 
ni meydana gikanr. Sen besbelli bir §ey ki, goziin a'ma iken gordiigunii oku- 
yorsun ve gore gore okuyorsun; bu taacciib olunacak haldir." 

1855. 'Dedi: "€i/ ten cehlinden cudd olmusi HZunu sun'-x Diuda'dan aceb mi 
tutarsm?" 

Kur'an'i yiiziinden okuyan a'ma dedi: "Ey ten cehlinden yakasini siyirmis, 
olan kimse! Sen benim bu halimi, Hakk'in sun'undan ve kudretinden acib mi 
gdriirsiin?" "Ten cehli"nden murad, kudret-i Hakk'i fa'aliyyet-i cismaniyye 



*$»> 



MESNEVf-t SERIF §ERHl / V. ClLT • MESNEVt-3 • 



~&M 



dairesine hasr etmekdir. Ve bu cehl iginde bulunan kimse, zahir kulagi sagir 
olanin i§itmesi ve zahir gozu kor olanin gormesi miimkin olamayacagini zan- 
neder. Ve "ten cehlinden ciida olmak" dahi, kudret-i Hakk'i fa'aliyyet-i cis- 
maniyye ve alat-i zahiriyye ile mukayyed kilmamaktir. 

1856. "Hen Diak'dan niyaz ettim ki, ey CMiislean! Hen kiraate can glbi ha- 
nsim. 

1857. w Uiafiz degilim; okumak vaktinde iki gozde dugiimsuz olarak henim i$in 
bir nur verl 

1858. "O zaman iki goziimii geri vex ki, CM^ushafi iutayim ve a$ikar olarak 
okuyayim." 

Ev sahibi olan a'ma, misafir dervf§in sualine cevaben dedi ki: "Ben Hak 
Teala hazretlerine niyaz edip, §6yle yalvardim ki: "Ey aciz kullanna yardim- 
ci olan efendiml Ben canima nans ve muhib oldugum gibi, Kur'an-i Kerim ti- 
lavetine de hartsim. Hafiz degilim ki, Kur'an'i ezberden okuyayim. Tilavet-i 
Kur'an'i arzu ettigim vakit, benim iki goziime bila-inkita' bir nur ihsan et ki, 
Mushaf i tutup, huruf ve kelimat-i Kur'anf yi gore gore okuyayim." 



j\j V» U Jrj Ai C?» 



j\fiy tjtf Ui O^ j\ jJ\ 



1859. Diazreiden nida geldi ki: "6y i§ adami, ey her bir rencde b'tze umid-var 



\jji r J* ^-£ S J ^ 



\J> ^y* c?*^*' j <i—~ $> (j* 10 * - 



1860. "Senin hiisn-i Zanmn ve bir ho§ umulin vardu ki, her dem sana,"^uk- 
[1866] j.,, * „ 

seae gel: aer. 

Benim niyazim iizerine Hz. Hak canibtnden bana §6yle bir nida geldi: "Ey 
amel-i salih isjemek azminde olan adam! Ve ey, her bir zahmet ve me§akkat 
iginde bizden iimfdini kesmeyen kulum! Senin bize kar§i hiisn-i zanmn ve bir 
ho§ iimidin vardir ki, bu hiisn-i zan ve bu latif iimid, her an sana, meratib-i 
ulyaya terakkf igin miijde verir." 



s^P 3 



AHMED AVNl KONUK " S ^® 

OJL»Ij c-jly Lgjbr-s^* j L <jjJ-iLj OjjI_j>- j^*5 o 0L»j ^r* 

1861. "!7ier zaman ki, sana okumak kasdi ola, yakud sana uMushaflardan 
kvcaai lazxm ola;" 

\jfi>yr (Ja*» J>\yt- jj \S \j p-S^- |i-»i * j f-> 01 ji ^ 

1862. ur Den o demde senin floziinii fieri vereyim, la ki muazzam cevneri o/tu- 
uastn. 

Bu terciime Ankaravi mishasina goredir. IsmaiM Ankaravi hazretleri 
"muazzam cevher"den murad Kur'an'dir ve "cevher- a" "cevher-ra" takdi- 
rindedir buyurur. Hind §arihlerinden Imdadullah hazretleri "muazzam cev- 
her-a" da "elif hitab ve nida igindir; "Ey muazzam cevher!" demektir. Ve 
bundan murad, abd-i makbul olan a'madir. Ve keza Hind §arihlerinden 
Muhammed Efdal buyurur ki: "Muazzam cevher-a" daki "elif 'in, "elif-i i§- 
ba*" olmasi muhtemeldir. Bu takdirce "muazzam cevher", elfaz-i Kur'an 
olur." 

1863. "Dier $ol vakit ki, ben uMushaft okumak husHsunda a$anm, boyle 
yaptu" 

"Ben her ne vakit, Mushaf-i §erifi okumak kasdiyla agarsam, Hak Siibha- 
nehu ve Teala hazretleri gozlerime boyle nur ihsan eder." 

j\f^j^ eUob ^Af d\ jlT j Jilt JLiJ <& i£j??- & 

1864. "O bir Diabu'dir ki, kdrdan gafil olmadi. O Oiirdigar olan aziz padisah!" 

1865. u O sah-i ferd, aeceyi diiriiy hiiken ceracj atbi, benim goriisiimii derhal yi~ 
ne bahs eder." 

1866. ISu sebebden veliye i'tiraz olmaz; her neyi alusa, bedel gbnderir. 

Ankaravi hazretleri beyt-i §erifdeki "veil" kelimesine iki vecih iizere 
ma'na vermi§tir. "Velf esma-i ilahiyyeden olmakla Hakk'a raci'dir; ve dfge- 
ri, veliyy-i Hak olan insan-i kamildir. Ya'nf "Bu yukandan beri zikr ettigimiz 



<^3e^ 



MESNEVI-1 SERIF SERHl / V. CtLT • MESNEVl-3 • 

hale nazaran, ef alinden dolayi Veil ve mutasamf-i hakiki olan Hakk'a i'ti- 
raz olunmaz. ZirS Hak Teala her neyi ahrsa, ya onun mislini veya ondan ha- 
yirhsini ihsan eder." Veyahud "Bu sebebden dolayi veliyy-i Hak igin, 
Hakk'm ef aline i'tiraz olunmaz; gunkii veliyy-i ilahi, sair nas gibi ehl-i gaf- 
letten degildir. bilir ki, Hak bir §eyi alirsa, mutlaka onun bedelini ihsan 
eder." 

1867. 6cjer senin bagim yakarsa, sana iizutn verir; bir matem idnde sana dii- 
giin verir, 

1868. O elsiz colaga bir el verir; gamlann ma'denine bir mest goniil verir. 

Yukanda kissasi gecen Ebu'1-Hayr Tfnati hazretlerinin eli maktu' iken, 
ona bir el ihsan edip zenbil orduriir. Gam ve keder menba'i olan kimselere bir 
gonial ihsan eder ki, zevk ve safasmdan sarhos, bir halde bulunur. 

1869. IZizAen la niisellim" ve i'tiraz gitti; ciinkil meftiilddan biiyiik bedel 
geliyor. 

Mademki elden gikan bir §eye bedel ve mukabil olarak, daha biiyiik bir 
§ey geliyor ve biz ziimre-i evliya, bunu aynen mu§ahede ediyoruz, artik fevt 
olan §ey icjn "la niisellim" ya'nf "Kabul etmeyiz ve razi olmayiz" sozii ve i'ti- 
raz bizden gitmi§tir. 

1870. uWademki atessiz bana hararet erisiyor, eger atesimizi sondiiriirse ra- 
ztytm. 

Ate§, esbabdan ve hararet husul-i metalibden kinayedir. 

1871. A/ahtaki o bir ceracjsiz aydmlih verir, etjer feragm kendi ise, ne efflan 
ediyorsun? 



^ 



AHMED AVNl KONUK 



C^ 



Ahkama razi olan ve bu hukmu* cevir diye dua 
ve niyaz etmeyen ba'zi evliyanin sifati 



1872. £Wt o y°l aidxciUnn kissasim dinle ki, rihanda hir i'tirazi yokiur. 

X J* ^ LS*^ J X J^ L^* ^ *£& ^ ^ J* 1 ^ -> 

1873. Svliyadan ehl-i dua olan ha$kadular. ft ah dikerler ve gak yirtarlar. 

Uo j\ -Lib <«_-j Oui. Obo a^ yy j (»— <U-i <y ^>>jJ f j* 

1874. Svliyadan dtger taifeyi ianiyorum ki, onlann agizlan duddan haglanmi$ 
oldu. 

Malum olsun ki, evliyadan ba'zilan dua eder; ve ba'zilan da etmez. Dua 
edenler, ilm-i ilahide muayyen olan vakt-i icabeti, ilhama veya o sirada va- 
rid olan ayat-i kur'aniyyeye veyahud sair isarat-i kevniyyeye musteniden, 
hissederek Hakk'a arz-i hacet ederler. Ve bu suretle JJd *_-**-' j^*\ (Gaflr, 
40/60) ["Bana dua edin, kabul edeyim"] ayet-i kenmesine tebean dua etmis, 
olurlar. Bunu gorenler: "Falan kimse mustecabu'd-da've"dir derler. Ve o ze- 
vat, bu vakt-i muayyenden sonra sual muvafik olmadigim hissederlerse, 
Hakk'a dua etmezler; ve bu halde dahi halk, onun hakkinda derler ki: "Eger 
Hakk'a dua ede idi, kabul olurdu; fakat etmedi." Dua etmeyenlere gelince, bu 
zevat bilirler ki, ilm-i ilahide sabit olan ahkam, bu alem-i mezahirde elbette 
zuhur edecektir. Dua ise, ya bu ahkamin zuhurunu veyahud adem-i zuhuru- 
nu taleb etmektir. Halbuki mezkur ahkamm zuhurunu taleb etmek -zaten zu- 
hur edecegi igin- abestir, Ve adem-i zuhuru taleb ise, kaza-yi ilahiye adem-i 
nzadir. Ve hadis-i kudside j\y* bj s-JM* J^** j»j. ^ ^ va ' n i "Benim kaza- 
ma razi olmayan benden ba§ka Rab arasin!" buyrulmus. oldugundan bu ze- 
vat, redd-i kaza hususundaki duadan tevakkf ederler. 



<^? 



MESNEVI-1 SERIF §ERHl / V. ClLT • MESNEVI-3 



1875. O kirama ram olan nzadan dolayi, onlara hazanm def ini isiemek /ia-| 
ram oldu. 

keriin olan zevata ram ve miinkad olan makam-i nzadan dolayi, onla-1 
ra ilm-i ilahide sabit olan ahkamm ve kaza-yi ilahfnin reddini ve def ini iste-| 
mek haram oldu. Nitekim yukanda beyan olundu. 

^k>- d*J~ v_Ji» JbToLi J iS' ^y- Xjlj ^a ^ji Lj«i jjs 

1876. ZKazada hususihir zeuh gorurler; haJLasi taleb etmek, onlara kujur jjelir.f 

Kaza-yi ilahfnin cereyaninda, makam-i nzada sabit bulunan evliya, husu- f 
si bir zevk goriirier ve alem-i §ehadette irade-i Hakk'in cereyanindan kurtul-; 
mayi istemek, onlara kiifiir gelir. 

ijS «.<^W- ^s- jl Ju-i»j-j *£ ^y-S OLijI J^ j> ^j&> ( 

1877. Onlann kalbine hir husn-i zan afo ki, hir cjamclan mai Hbas aiymezler, 

Bu taifenin kalbine Hak Teala hazretleri bir husn-i zan acti ki, hicbir mu- 
radsizhk gamindan dolayi onlar, matem libasim giymezler. Matem libasi 
§arkta mai (mavi) ve garbda siyah olarak intihab olunmu§tur. 

l> LTiJJ 2 ^ ^J& ^*£ J'j- - 

Behlul'iin o dervi§e sual etmesi 



1878. IZehlui, o bir dervi§e dedi ki: "6y dervi§ nasilsm, beni agah ei!" 

"Behlul" hulefa-i Abbasiyye'den Harunu'r-Resjd'in slit biraderi ve me- 
cazib-i ilahiyyeden bir zat olup, menakib-i hakimanesi pek coktur ve 
ma'rufdur. 



G ^» ) 



AHMED AVNl KONUK 



OL^- }£ *j£> jl z\j* j> OtajW- *£ ^~£ a-ib djs? cJif 

1879. ^Dedi: n< ~Bir kimse nasil olur ki, cihanin emri ehedi onun muradi iizere 
olur?" 

Bu hal, ehlullaha nasil olan makam-i ittihadm fcabidir. Bu makamda Ser- 
ver-i kainat (s.a.v.) Efendimiz'e hitaben ^ *Iii "J^ j c^j \\ <^Sj u j (Enfal, 
8/1 7) ya'm "Ey Habib-i zi§amm! atagin vakit, sen atmadm velakin Allah Te- 
ala atti" buyruldu. Ve Sultanu'l-arifm Bayezid-i Bistami hazretleri bu makamda 
§oyle buyurmu§tur: "Otuz yil vardir ki, Hak buyurdu, ben onu yaptim; §imdi 
otuz yil var ki, ben sdylerim, Hak onu yapar." Zira mebadi-i sulukde heniiz 
onun iradesi, [irade-i Hak'ta fanf degildi. Vaktaki iradesi] irade-i Hak'da fani 
oldu ve onda Hakk'in iradesinden gayri irade kalmadi ve ondan ancak Hakk'm 
diledigi sadir olur ve onun diledigi ancak Hakk'in buyurdugudur. 

1880. "Seller ve umaklar onun muradi iizere qiderler; mldizlar o iisluhdan ki 
ister, oyle olurlar. 

"Boyle bir kimsenin hali nasil olur ki, seller ve irmaklann istikamet-i ce- 
reyani onun muradi iizerine vaki' olur. Yildizlann harekati ve te'sfrati o kim- 
senin istedigi tarz ve iislubda deveran eyler." Nitekim sebebi yukanki beyit- 
te izah olundu. Ve bu makamda bulunan ehlullahin bu ma'nada sozleri cok- 
tur. Ezciimle Esref-i Rumi hazretleri soyle buyurur: Beyit: 

Bu yaz u giiz u bu ki§lar, bu ay u gun bu yildizlat 
Bu geceler bu gunduzler benim emrimdedir yeksin 
Qurumu§ tenlete bir kez eger dersem bi-iznikum! 
Yahn ayak, ba§i agik kamusu duralar iiryan. 

1881. \Dirilik ve olum, onun <pvu§lan olup, onun muradi iizere, koy koy reva- 
ne olurlar. 

tl~vL$J XLJ*u£ Jjb\j>- UjO jA C^j*J Jcjm^ Jjbi j>- IsjO jA 

1882. Ister nereye isterse ta'ziye flbnderir; her nereye isierse iehniye bah§ eder. 

"Ta'ziyet" musibet-zede olan kimsenin gonliinti ho§ etmek; "tehniyet" su- 
rf ve ma'nevf nail-i saadet olan kimseye "Miibarek olsun!" demek. 



c^^ 



MESNEVf-I §ERlF §ERHt / V. ClLT • MESNEVf-3 



1883. O ferman yuriituciinun nzasi ve emri olmaksizin, cihanda hi$bir Jif strl 



nimaz. 



' L?l C~4^ 



1884. 'Dedi: "6y §ah! dogru soyle&in, boyledir. HZix, senin j err inde ve simanda 
zdhirdir." 

Behlul hazretleri dervi§e cevaben dedi ki: "Ey §ah-i hakikat! Dogru dedin 
ve zevkinden soyledin. Hakikat-i hal boyledir. Bu senin soylediklerin, hali- 
nin parlakliginda ve sfmanda zahirdir; kuru da'va degildir." 

tiiJ uiXJ jS" OLIj ^jI ^ rjt> jXJ j (i^Us» <j\ ^i^r -^ j ty) 

1885. "Gy sadtk! husun ve yuz hu kadarstn; velakin hunu serh el; iyiden iyiye. 
hey an et!" 



Jj^- 



lJU, ,1 



J y u^J^- <>y? 



1886. *Oyle ki,faztl ve merd-i fuzulun, vaklaki kulagtna erise, kabul getirsin!" 1 

"Fazil" alim, "merd-i fuzul" cahil demektir. Ya'm, "Ey sadik dervi§, bu 
soyledigin sozun hakikatini oyle §erh ve beyan et ki, her isjten alim ve cahil 
kabul etsin." 

1887. *Omi kelamda oyle serh et ki, ondan avamm akli dahi nasifr hulsuni" 

"0 soyledigin sozu alem-i elfaz ve kelamda oyle §erh ve izah et ki, bu kis- 
ve-i kelama buriinmus, olan ma'nadan, avamin akli dahi nasibini alsin ve on- 
larmuntefi' olsunlar." 

1888. ^IMaitk-1 kamil vaktaki sofra sa$wi ola, onun sofrasi iizerinde her bir as 
olur. 

lnsan-i kamil, nutuk ile ma'na sofrasi yaptigi vakit, onun sofra-i kelami 
iizerinde, her akilin isti'dadina munasib bir ni'met-i ma'na bulunur. Hind 
niishalannda bu beyit ^ ^j» jj^i/^j >y. ^ 01^ yr J- 15 ' c^ tarzm- 



"sqK 



AHMED AVNl KONUK 

dadir. Ve Hind sarihlerinden Mir Nurullah ve cenab-i imdadullah "Han basT 
deki "basT kelimesinin Turkce oldugunu beyan ediyorlar. §u halde ma'na: 
"Kamil olan natik sofranin ba§i ve refsi oldugu vakit, onun sofrasmin iistun- 
de her bir taamdan olur" demek olur. 

1889. Oii hi$bir misafir hi-neva kalmaz; her hir himse, kendi fjidasim ayn hulur. 

Seyr-i urucide bulunan hicbir salik-i misafir, o natik-i kamilin sofra-i ulum 
ve maarifinde bi-neva ve nasibsiz kalmaz. Mutlaka, kendi isti'dadina miina- 
sib olan ruhunun gidasim aynca bulur. Cenab-i Pir efendimiz, Mesnevi-i §e- 
rif'm bu hassiyette olduguna i§aret buyururlar. 

1890. OCur'an qvbi ki. ma'nada vedi kathr; havas ve avdm icin onda mahall-i 
[1897] , „ i 

taam vardir, 

Bu beyt-i §erifde Jh>\ *«~- Ji U** <ukJ j uk, j U^ oi>J oi ya'ni "Muhakkak 
Kur'an'in zahn ve batni ve yedi batna kadar batninin batni vardir" hadis-i 
§erifine i§aret buyurulur. Ya'ni "Kur'an-i Kenm'in bu hadis-i §erifde beyan 
buyrulan vasfi, natik-i kamilin kelami hakkinda da varid olup, yedi kat 
ma'nasi vardir. kelam, ervahin gidalanacagi mahal olup, her bir run, ken- 
di derece-i isti'dadina gore, o mahall-i taamda gidasim bulur ve zevklenir. 
Miinkirlerin bu sofrada nasibi yoktur." 

1891. nr Bu hir kere umumun oniinde yakm oldu ki, cihan ^ezddn'in etnrine 
ramdir." ^ 

Dervt§, Behlul'e cevaben dedi ki: "Bu ma'na bir kerre amme-i mu'minin 
indinde muhakkak oldu ki, cihanin hey'et-i mecmuasi, Hak Subhanehu ve 
Teala hazretlerinin emrine ram ve miinkaddir." 

1892. O Sullan-i hahhn kazasi ve hukmii olmaksizin, hicbir ywprak aga$tan 
du$mez." 

Ankaravi niishasmda "Sultan-i baht" "baht" "ha" ile "halis" ma'nasina 
I gelir. Ba'zi niishalarda "hi" ile "baht" yazilmi§tir. Ve Hind niishalannda "Sui- 



sse 



MESNEVl-t §ERlF §ERHl / V. CtLT • MESNEVt-3 • 

tan-i taht" vaki'dir. Ve "taht" ar§ ma'nasina geldigine gore, "Sultan-i ar§" < 
mek olur ki, bu suretde J£*\J'jb J* 'JJ^'j (Tana, 20/5) ["Rahman, ar§a is-j 
tiva etmi§tir"] ayet-i kenmesi'ne isaret buyurulmus, olur. 

Beyt-i §erifin hey'et-i mecmuasinda ifi Vi % J3 ^ -ki-j u j (En'am, 6/59) \ 
ya'ni "Bir yaprak sukut etmez; ilia ki Hak Teafa onu bilir" ayet-i kenmesine j 
isaret buyurulur. 

jL>-^ j>- \j <uJJ Juj£o U ys' <jj~» -LU iU-SJ Obo j\ 

1893. Diak lokmaya "fjiriniz!" demeiik^e, lokma agizdan hogaz iarafina $- 1 
medi. r 

1894. jMeyil ve raffed ki, ademinin yulartdu, onun kimildamasi o Cjaninin 
emrinin mutiidir. 

insanin kalbinde herhangi bir i§e meyil ve ragbet hasil olur. Bu meyil ve 
ragbet onu o i§in husuliine tahrik ettigi igin, onun yulandir. Binaenaleyh in- 
sanin yulan mesabesinde olan bu meyil ve ragbetin kalbde husuliiyle kimil- 
danmasi, o Ganiyy-i mutlak olan Hakk'in emrine tabi'dir; ve umur-i insanin 
medan Zat-i Hak'dir. 

1895. ^erlerde ve goklerde hir zerre kanat kimildatmaz, donmez, u$ucu olmaz, 

"Perre" kelimesinin miiteaddid ma'nasi vardir. Ankaravi hazretleri "ucu- 
cu" ma'nasim almi§tir. Bu kelimenin bir ma'nasi "saman gopu" demektir. Bu 
surette ma'na "Bir zerre kanat kimildatamaz, bir cop donmez" demek olur. 
Bir ma'nasi da "dolap kanadi" demektir. "Bir dolap kanadi hareket etmez" 
demek olur. 

J.J*- C~~J ^ Jist- >f Olji £jS. J>li\i J f.Ji 0U> y* 

1896. JTlncak O'nun kaimi ve nafiz olan fermaniyla. <$erh olunamaz; $ecaai 
ho$ dejjildir. 

Birinci misra', yukanki beytin mutemmimidir. Ya'ni "Yerlerde ve goklerde 
bir zerre, Hakk'in kadim ve nafiz olan fermaninin gayriyle kanat kimildatmaz; 
bir cop hareket etmez" demek olur. Ikinci misra' ayn bir ciimledir. Ya'ni, 
"Hakk'in zerrat-i alem iizerindeki tasarrufat-i ilahiyyesini §erh ve beyan etmek 



G m& 



AHMED AVNt KONUK 

miimkin degildir. Bu babda tafsilata kiyam etmek §ecaat ve cesareti ho§ degil- 
dir." Ve bu §ecaatin ho§ olmamasinin sebebi budur ki, bu husustaki dekayikm 
beyani icin, bilciimle e§yada viicud-i mutlak-i Hakk'in sereyan-i zatisini izah 
lazimdir. Halbuki ukQl-i nas mutefavittir. Bu ma'nayi birgoklanmn havsala-i 
idraki alamaz; ve su'-i tefehhum dolayisiyla Hak hakkinda su'-i i'tikada ve da- 
lalete dii§erler. "Celdf ' cabukluk ve §ecaat demektir, 

1897. J%fja$larin yapracfim tamamen kim sayar? O^ihayetsiz ne vakii nuiku 
ram olur? 

.Hakk'in bilciimle esjadaki tasarrufatindan bahse ve onu §erhe kiyam et- 
mek, agacjann yapraklanni saymaya benzer. Hie namiitenahi olan vucud-i 
mutlak-i Hakk'in la-yuad ve la-yuhsa olan esmasinin asar ve ahkami, mah- 
dud ve miitenahi olan kelama ram ve tabi' olur mu? 

j£>f A j* >>£> ^ j& 'J? Of? & y^> jM ji\ 

1898. nZu kudretini i§il ki, mademki harm kullisi, OCirdiflar'm emrinin aayri 
de donmez. 

Natik-i kamilin halini anlamak icjn nihayet bu kadanm dinle: Mademki 
/j\ J±> (Yunus, 10/3) ya'm "Emri Allah Teala tedbir eder" ayet-i kenmesi 
mucibince, suunat-i alemin deverani, fail-i hakiki olan Hakk'in emrinin gay- 
riyle donmez ve kaza-yi ilahfden ba§ka, alemde bir hiikiim cereyan etmez. 

1899. cAiademki Uiakk'in hpzasi kulun rizast oldu, onun hukmiinu Isieyici 
kul oldu. 

Ve mademki Hakk'in kazasi dahi abd-i mahz olan natik-i kamilin nzasi 
oldu, zira yukanda izah olundugu iizere, abdin iradesi kalmadi ve Hakk'in 
iradesi, ancak abdin iradesinden ibaret oldu. Binaenaleyh boyle bir kul, 
Hakk'in hiikum ve kazasini isteyici ve murad edici bir kul oldu. Ve abddeki 
sifat-i irade, ancak Hakk'in sifat-i iradesi oldu. 

1900. ^lekellujsuz, iicrei ve sevab tpia degil, helki onun tab'i hoyle miisteiab oldu. 



*#%&> 



MESNEVt-t §ERtF §ERHl / V. ClLT • MESNEVI-3 • 

kamilin Hakk'in kazasina nzasi, tekelliif ve cebr-i tabiat ile degildir; ve 
bu nza mukabilinde ecir ve sevaba da muntazir olmaz, belki o abd-i mahzin 
tabiati pak ve miistetab oldu. 

Ak~* oU Jji ^> J *j* j& JJ>\j>*i >j>- if&j 

1901. Diendi diriligini ne kencLi icin ne de musielezz olan hayahn zevki if in. 
istemez. 

"Bu abd-i mahz, kendinin ya§amasim, kendi nefsinin hazzi, lezzet~bah§ 
olan hayatin zevki icin istemez." Hind niishalannda ikinci misra' ji ^j*- <£l 
jb-i ^ ^ ya'ni "Belki hiikm-i Ahad igin istlr" suretindedir. 

1902. Dier nerede emr~i kadim icin bir meslek vardu, dirilih ve oluliik onun 
oniinde birdir. 

Her nerede emr-i kadim, ya'ni kaza-yi ilahi icin bir silk ve niifuz tarikini 
mevcud goriirse, o abd-i mahz oniinde dirilik ve oluliik bir olur. Eger silk-i ka- 
za, oliimii icab ederse, seve seve oliir; ve eger ya§amayi icab ederse seve se- 
ve ya§ar. Nitekim ayet-i kerimede u>iWi ^j ^ jy j <£~~ j J^» j jy^> a] j» 
(En'am, 6/162) ya'ni "De ki: Benim'namazi'm ve haccim ve diriligim ve olii- 
miim Rabbu'l-alemfn olan Allah icjndir" buyurulur. 

1903. ~$ezdan icin ya§ar t hazine icin decjil; ^ezddn icin oliir, renc korkustin- 
dan degil, 

Abd-i mahzin ya§amasi Allah igindir; yoksa emval ve e§ya-yi faniyenin 
cem'i icm degil; eger oltirse Allah icin olur; yoksa nefsine taalluk eden renc 
ve me§akkat korkusundan olmez. 

1904. Onun- tmani O'nun iradesi icindir; cennet ve aga$ar ve irmak icin de- 
gildir. 

Abd-i mahzin imam, Hakk'in iradesi ve nzasi tmanda oldugu icmdir,* yoksa 
cennete ve cennetin ta'rff ve tavsif buyrulan agacjanna ve irmaklanna tamaan 
degildir; zira boyle iman nza-yi Barfye degil, nefsin hazzina musteniddir. 



c £p* 



AHMED AVNl KONUK 

1905. Onun kufru terki de Uiak icin olur; o korkudan degil ki, aie§e gider. 

kamilin imam ihtiyar edip, kufru terk etmesi de keza nza-yi Hak igin 
olur. Yoksa cehenneme giderim korkusundan degildir. Zfra cehennem korku- 
suyla terk-i kiifur, kezalik hazz-i nefse miisteniddir. 

jl iSyr j C~~>o <G CU^tj J j\ i£y- jl J*»l j Xtl os-^- jA 

1906. Otmitv o fittyu asddan bayle geldi, riuazetden degil; onun cttsf u cui/u tie 
degil. 

Kamilin bu zikr ettigimiz ahvali tekelluf ve tasannu' sebebiyle ve riyaze- 
te devam yiiziinden hasil olan miimarese cihetiyle degildir. Ve bu halleri ara- 
yip tanyarak kendine mal etmesi suretiyle de degildir. Belki onun bu halleri 
cibilli ve fitridir; ve bu hallerin hilaftm murad etse, yapamaz. 

1907. O zaman guler ki, o nzayi gore; kazd onun icin §eker helvasi gibidir. 

abd-i mahz Hakk'in nzasmi gdrdiigii vakit guler ve mesrur olur. 
Hakk'in nzasi ise, abdin kaza-yi ilahiye nzasina muallakdir. Binaenaleyh o 
abd-i kamilin indinde kaza-yi ilahf §eker helvasi gibi tath ve zevk-averdir. Ni- 
tekim bir kimse, evliyaullahdan birisine: "Acaba Hak benden razi midir?" di- 
ye sormu§; o zat dahi cevaben: "Eger sen Hak'dan razi isen, Hak da senden 
razidir" buyurmu§tur. 

Ijj J^^j j f\ j d\&>- J> ijj jA <JL~&t- j (Jyf- jS #.e-U 

1908. HZir hende ki, onun hutfu ve huiku bu ola, cihdn onun emir ve fermani 
iizerine gitmez mi? 

Bu hal, evUyaullaha hasil olan makam-i ittihadin icabidir. Nitekim biraz 
yukanlarda izah olundu; ve bu makamda abdin iradesi, irade-i Hak'da fani 
olur ve onda Hakk'in iradesinden gayri irade kalmaz; ve ondan ancak 
Hakk'in diledigi sadir olur. Ve onun diledigi, ancak Hakk'in buyurdugudur; 
binaenaleyh ortada iki irade yoktur, ancak Hakk'in iradesi vardir. 

L*i jA AJ_jlo>- <_$! db£t *£ Uo I jl JcS' <uV \ J s T ^ 

1909. Dmdi o nitin: "6y Diudwend, bu kazdyi dondtir!" dive dm ile yalvarsm? 



*$$&> 



MESNEVf-t §ERIF §ERHl / V. ClLT • MESNEVI-3 • 

Mademki abd-i kamilin iradesi, ancak Hakk'in iradesidir ve Hakk'in kaza- 
si onun indinde §eker helvasi gibidir, o halde: "Ya Rab, bu alem-i suretde za- 
hir olan kaza-yi ilahini tebdil et!" diye dua ederek, nicm yalvarsin? 

1910. Onun olumu ve onun $ocuklannin olumii, Otak i$in, onun oniinde bo- 
gazda helva gibidir. 

Binaenaleyh kaza-yi ilahi ziimresinden olan gerek onun olumii ve gerek 
gocuklanmn olumii, o abd-i mahzin oniinde, nza-yi Hak igin, bogaza helva 
gibidir. * 

1911. CA/ez'n evldd o vefalinm indinde, §euh-i bi-nevamn indinde kadayif gi- 
bidir. 

Kaza-yi ilahi ciimlesinden olan olum vasitasryla evladin nez'i, o vefakar 
olan abd-i kamilin indinde, aziksiz §eyhin indindeki kadayif tatlisi gibi zevk- 
averdir. 

1912. 3mdi ni$in dud eder? Dlla meger ki, duada ^dd-ger'ln nzdsini gore. 

Imdi abd-i kamil, eger dua ederse, ancak Dad-ger olan Hakk'in nzasini 
gordiigu vakit dua eder; yoksa kendi himmeti ile degil. Nitekim cenab-i 
§eyh-i Ekber Muhyidin ibn Arabi (k.s.) Fiituhat-i Me/e/qyyelerinde "Arifde 
himmet olmaz" buyururlar. Cenab-i UbeyduIIah Ahrar (k.s.) hazretleri dahi 
bu ibarenin izahmda Kitab-i Re§ehat-i Aynu'l-Hayatta §6yle buyururlar: 
"Miimkinin kendi hakikat-i zatma [aid] higbir §eyi yoktur ve onda evsaf-i 
kemalden her ne kadar vasif var ise, ilim, kudret ve irade gibi hep ariyettir. 
Bunlarm ciimlesi Hak Teala hazretlerinindir. §iibhesiz arif, kendi halini bilip 
daima fakr-i hakM makamtnda durur ve ariyeti olan evsaf ile zahir olmaz. 
Ancak Hakk'in iradesi ve mesjyyeti, bir §eyin vuku'una taalluk ettigi vakit, 
taslft-i himmet ederler." 

_ • <■ * _ » 

1913. O sahtb-re§ed olan bende, o §efaati ve o duayi kendi merhametinden eimez. 



^ 



AHMED AVNl KONUK 

"Re§ed" do|ru yol ma'nasmadir. O dogru yol sahibi olan abd-i kamil, bir 
§eyin vuku'una olan §efaati ve onun husuliine olan dua ve talebi, kendi nef- 
sinin merhametinden dolayi etmez; mahza rahmet-i ilahiyyenin o surette te- 
cellisi lazim oldugu igin eder. 

1914. O kendi merhametini o dem yakmi§hr ki, a§k-i ZKak peragirn parlai- 
mi§hr. 

Abd-i kamilin batimnda a§k-i Hak geragi parladigi andan i'tibaren, kendi- 
nin kendiligi kalmami§ ve o ate§-i a§k onun nefsaniyyetine aid memduh ve 
mezmum olan bilciimle sifati yakmi§ ve bu sirada ondaki merhamet-i nefsa- 
nf de mahv olmu§tur. 

1915. Onun evsafimn cehennemi a§hhr; ve o muhakkak kendi evsdfini mu-he- 
mu yakti. 

abd-i kamilin evsaf-i nefsaniyyesinin cehennemi, ate§-i a§k-i ilahidir; 
ve o ate§-i a§k, muhakkak surette onun evsaf-i nefsaniyyesini inceden ince- 
ye yakti ve kil ucu kadar bir eser birakmadi. 

1916. Uier cjece aidici hu feruku ne vakit iantdi, ^ekukinin flayri ki, hu dev- 
lete ko$tu? 

"Turuk" gece gelen yolcuya derier. %S 4y+ j\ w tfj> j^i j> Jll ya'ni 
"Bir adam evine gece geldiguvakit Arab'da "Taraka'r-raciilu turukan" denilir. 
Ankaravi hazretleri "turuk" "tank"m cem'i oldugunu beyan buyurur. "Feruk" 
kelimesine Hind sarihleri "fank" ma'nasim vermisjerdir. Ankaravf hazretleri 
bu kelimenin esasi hakkinda bir §ey soylememi§tir. §u halde ma'na boyle 
olur: "Her zulmet-i alem-i tabiatta sefer eden bir kimse Hak ve batil arasim 
fark ediciyi nasil tanir? yollann birisi tarik-i dua ve dfgeri sebil-i sabr u n- 
zadir. Zfra o karanhkta yiiruyen kimse, ihtimal ki sabir ve nza mahallinde 
dua eder ve dua mahallinde de siikut eder. Binaenaleyh bu devlet tarafina 
Dekuki hazretleri ko§tu ve vasil oldu. 



<¥T#> 



MESNEVl-I §ERfF §ERHl / V. ClLT • MESNEVl-3 

(^ 

J^^J' J LS*J" ***** 

Dekukrnin kissasi ve kerametleri 



fr A^-lj^- <l^*\£ ^-^-Lp j j-^ f-**^* J*y~ <i-i^ ls'j'-* ^ 

1917. O ^ekuki ho§ hir dibace iuiardi; a$ik ve sahtb-i keramet hir efendi idi. 

"Dibace" liigatte, bir §eyin yiiziinun yansina derler. Istilahda kitabm mu- 
kaddimesine derler. Burada Dekakf hazretlerinin mukaddemat-i siiluku mu- 
rad buyurulur. "Dekak" Musul §ehrinin §arkinda vaki' bir kazanin ismidir. Bu 
zat-i §enfin orada sakin olmasindan dolayi, "Ankaravf, Bursevr' gibi §ehrin 
nihayetine "ya-yi nisbet" getirilerek "DekukT denilmi§tir. Fakir, isim ve kun- 
ye-i §erffine tesadiif etmedim. 

^JJ Cr"3J 3J **** \jhjr" ^^ J ** yr ^ ^ oyj y. 

1918. [jok iizerindeki ay gibi, yeryuzunde giderdi. [jece cjidicilerin ruhu ondan 
ru§en olmu§ idi. 

^lui <yo j-ui jjj jj> ^r ^l- <s LS ^~* ^Ma jj 

1919. ^ir makamda az hir mesken yapardi; iki aiinii hir koye az aiardu 

"Dekukf hazretleri bir mahalde ve karyede az sakin olur ve iki giinunii bir 
koyde ikamete hasr etmesi az vaki' olur idi." Bu beyt-i §erifde, Dekuki haz- 
retlerinin seyr-i sulukiindeki siir'atine de i§aret buyurulur. Ya'ni Dekukf haz- 
retleri meratib-i siilukden bir mertebede az tevakkuf ederdi, demek olur. 

1920. \Derat ki: Sger hir hanede iki gun olursam, o meskenin a§ki hende §u'le- 

[1927] j # ,/ 

lemr. 

Salikin, makamat-i ma'neviyyede ve mesakin-i suriyyede uzun miiddet te- 
vakkufu, i'tiyad saikasiyla bir muhabbet tevlid eder. Mesakin-i suriyyeye ala- 



<*$$? 



AHMED AVNl KONUK 



kasi, ma'nen terakkfsine mani' olacagi gibi t makamat-i ma'neviyyeden her- 
hangi birine alakasi dahi, o makamin mafevkine terakkfsine mani* olur. Onun 
[icm] Mesnevf-i §erifdc: c~X «ul ^j ^ & i*T j» <^~~£j> ^.^ ^ j^s- <-* ] 
ya'ni "Ey birader, dergah-i ma'nevf-i ilahf bf-nihayedir; her nereye erisjrsen 
yallah, durma!" buyurulur. 

UU jL* ^jJi, I l J&\ Ui UjiU-1 ^jSwil 3jP 

1921. nr Ben mesken gur6.ru.ndan hazer ederim; ey nefis, gina icin sefer etl" 

Hind niishalannda "girre" yerine "izzet" yazilmi§tir. Ya'ni "Meskenin aziz 
olmasindan hazer ederim ve meskenin nazanmda aziz olmasindan ise sefer 
mesakkatini ihtiyar ederim; ta ki o makamin a§k ve muhabbeti yoluma sed ol- 
masin" demek olur. Her iki ibare dahi ayni ma'nayi gosterir; zfra meskene ve 
makama magrur olmak, o makami ve meskeni nazannda aziz tutmakla olur. 



j'ui'yl uju 'd^, 'j o&Il J£ jL >^\ H 

1922. xx< \KaVoimin huyunu mehana adet edinmem, id hi imtlhdn ile halis ola! 

"Uavvid" "ta'vfd"den muzari' mutekellim olup, "i'tiyad etmek" ma'nasi- 
nadir. Ya'ni, "Kalbimin huyunu bir mekana ve makama alisftrmam ve bunu 
imtihan-i ilahf sebebiyle halis olmasi igin yapanm; zfra tarik-i Hak'da terk-i 
me'lufat §arttir." Hind niishalannda "Halisan bi'1-irntihan" yerine "Halisan 
fi'l-imtihan" vaki'dir. Ma'na: "Benim bir mekana kalbimin huyunu ali§tirma- 
digim, imtihan-i ilahide halis olmasi icjndir" demek olur. 



,x>\ \, 



1923. fiunduz seyirde, gece namazda idi; gozii §aha acih, o dogan gtbi idi. 

Ya'nf "Dekukf hazretleri giindiiz seyr ii seferde ve gece namazda idi; fa- 
kat bu seyr ii seferde ve namazda, mii§ahede-i Hak icmde idi; ve dogan ku- 
su gibi tecelliyat-i Hakk'a miiteallik olan hakayik ve maarifi avlamakta idi." 

lsO^ J 1 J d J 3 >S J 1 Sj*^ ij-y- •* J 1 J a^- J 1 C^ 

1924. Uialhtan hesilmi$ idi, hed-huyluhtan degil; erkekten ve hadindan mun- 
ferid idi, ikiUkien degil. 

Dekukf hazretleri halk-i alem ile ihtilat etmez ve onlann sohbetlerinden 
kagar idi; fakat onun bu hali, halk-i alemi begenmeyip, kendini begenmek 



cgXStf 



jgpT^ MESNEVM §ERlF §ERHl / V. ClLT • MESNEVf-3 • 

glbi kotii huyluluktan degil idi. Kadm ve erkekten munferid bir halde ya§a- 
masi da, onlan Hakk'in gayri gordiigii ve nazannda ikilik oldugu igin degil 
idi. Belki suver-i e§yanin vech-i Hakk'a hicab oldugu icjn idi. Zira hadfs-i §e- 
rffde uAji VjuJLv^^Vj uJ>_ _, jiL ^jJt ya'ni "Mii'min ulfet eder ve ' 
ulfet olunur; ve ulfet etmez ve ulfet olunmaz olan kimsede hayir yoktur" 
buyurulur. 

1925. Dialk iizerine bir mu^fik, su ejxbi n&fi, hos bir sefi ve duast miisiecab 
ill 

Ya'ni "Dekaki hazretleri halktan munkatr olmakla, nef -i ma'nevisi onla- 
nn uzerinden gaib degil idi. Halk iizerine nazar-i §efkati umumi olup, onlar 
hakkinda su gibi nan' idi; ve ind-i ilahide onlara §efaat eder ve haklannda 
hayir.dualar edip, duasi da miistecab olur idi." Evliyamn dua etmesi ve du- 
asimn miistecab olmasi hakkindaki izahat, biraz yukanda gegti. Ya'ni evliya- 
yi kamilin, isti'dadata nazar edip, isti'dadin miisait oldugu ve vaktin hulul et- 
tigini gordiigii zaman, dua ederler ve eser-i dua derhal zahir olur. Nitekim bi- 
risi bu kabil evliyaullahdan birine miiracaatla dua taleb etmi§ ve o hazret da- 
hi cevaben: "Ey ogul! cok olunmadik dualar vardir ki, kabul olunmu§tur" bu- 
yurmusttir. Mesnevi-i §enfdt bu hakikate **& u / jJJ *# ou uuj j $># \> 
j>i ^ l. ya'ni "Biz yok idik, bizim taleblerimiz de yok idi; senin lutfun, bizim 
soylenmemis. olan §eyimizi i§itir idi" beyt-i §enfinde i§aret buyurulmu§tur. 

1926. Dyi ve koiii i$in, mihrtban ve mustahar idi; anadan daha iyi, babadan 
daha §ehi idi. 

"Mihriban" muhib ve mu§fik, "miistekar" karar edecek mahai, melee' ve 
penah, ya'ni siginacak yer demektir. "§ehf" Hind sMiierinden Muhammed 
Efdal Ferheng-i Cihangfrfde bu kelimenin "§irin" ma'nasina mukayyed oldu- 
gunu beyan eder; ve diger sarihler "§ehvet"ten sifat-i mu§ebbehe addedip, 
"pek ziyade arzu olunmus/' ma'nasina oldugunu yazarlar. Her iki ma'na da, 
beyt-i §enfin ma'nasina miinasib gelir. Ya'ni, "Dekuki hazretleri halka umu- 
men muhib ve miisfik ve halkm sikildiklan vakit iltica edecekleri mahal idi. 
Onlara anaianndan daha §efkatli ve merhametli; ve maddi, ma'nevilevazim- 
lannin tedariki hususunda, halka babalanndan daha matlub ve tath idi." 



cg%9g> 



JF- 



AHMED AVNl KONUK 



1927. ^eye/amber buyurdu ki: "61/ buyukler! sizin icin baba cjtbi §efik ve mih- 
rtbdntm." 

Peygamber-i zi§an Efendimiz «jjp jJIjJi %* ^ ui u» ya'ni "Ben sizin igin, 
veledine, valid menzilesindeyim" buyurmu§tur. .Ya'ni "Baba, evladina nasil 
§efik ve muhib bir halde ise, ey mu'minler! ben de sizin igin dyleyim" demek- 
tir. Zfra Resul-i zf§an Efendimiz, mii'minleri hem umur-i dunyeviyyelerinde 
ve hem umur-i uhreviyyelerinde, bir babadan ziyade himaye buyurmusjar- 
dir. Kutub-i siyer, bu babda tafsilat ile doludur. Imdi, Peygamber'in varisleri 
olan evliya-yi kamilfn dahi boyledir. 



±& , 



013 



1928. "0 sebebden ki hep, benim ciiz'lerimsiniz; ciiz'ii kiilden ni$in kopanrsiniz? 

Bu beyt-i §erif, kelam-i nebevfnin maba'didir. Ya'ni, "Ey imanlan sebebiy- 
le sair insanlar iizerine tafazzul eden mu'minler! sebebden ben sizin igin 
veledine valid menzilesindeyim ki, sizler benim cuz'lerimsiniz; ben sizin kul- 
lunuzum." Nitekim hadis-i §erifde isj# j* ^j^Pj «M j? j> ui ya'ni "Ben Al- 
lah'in nurundamm ve mu'minler benim nurumdandir" buyurulur. Yukan- 
larda dahi bilmlinasebe izah olundugu uzere, ruh-i Muhammedf (s.a.v.) kiil- 
lu'1-kiildur; ve ervah-i kiilliyye-i evliya kiillun ciiz'leridirler. Ve amme-i 
mu'minfnin ervahi kiillerin birine mensub olan cuz'lerdir. Binaenaleyh bu 
kelam, kullii'l-kul olan lisan-i Nebevf den sadir olduguna gore, sadik oldugu 
gibi, kiill olan varis-i nebevfden sadir olduguna gore de sadiktir. 

Xi jhjA Xi ^Jai J> j\ jJ*p .Li jlS" ^ .Li ^JaS JS" ji jyr 

1929. Ciiz, kiilden kat' oldu, bt-kar oldu; uzuv ienden kat' oldu, murdar oldu. 

Ervah-i cuz'iyye, kendi kiillerinden munkati' oldugu vakit, alem-i suflide 
bir i§e yaramaz bir hale gelir ve alem-i ma'nada bi-kar olur. Nitekim uzv-i be- 
§erden birisi cesedinden munkati' oldugu vakit tefessiih eder ve murdar olur. 
Insan-i kamilden munkati' olan da, bdyle olu gibi tefessiih eder. 



j>£- 01^- jl iojj *LiL) &$s* 



f> J* & >^J* L " 



1930. ^iqer def'a kiille muitasil olmadtkca. miirde olur: onun candan haberi 

[1937] 1 

olmaz. 



G $$&> 



MESNEVt-t SERlF §ERHt / V. ClLT • MESNEVf-3 • 

imdi, varis-i nebevi olan insan-i kamilden munkati' olan ruh-i ciiz'i sa- 
hibi, kendi kiillii olan kamile tekrar muttasil olmadikga, o kimse hayat-i hay- 
vaniyye ile hayy ve hayat-i insaniyye ile olmus, bir halde bulunur. Onun 
ruh-i izaffden ve ruh-i sultamden haberi olmaz. Nitekim cenab-i Pir bir ga- 
zellerinde buyururlar: 

"Ey seferde uyumu§, ey canmi vermemi§ olan olti! Sigra ki, kervan gitmi§tir. 
Ey gontil! Bir dem olsun uyan. " 

"Diger def a" ta'biriyle bu alem-i §ehadetdeki ittisale i§aret buyurulur. Ev- 
velki ittisal ittisal-i ezelf idi. 

193 k Ue etjer harekei ederse, ona muhakkak i'timad yoktur; yeni kesihnis 
uzuv daki harekei eder. 

Ve eger alem-i sehadetde, insan-i kamilden munkati' olan bir kimse, her 
ne kadar: "Benim miir§ide ihtiyacim yoktur, ilmim vardir, ahkam-i §er'iyye 
dairesinde hareket ederim" der ve inkita'ma devam ederse, onun bu gibi in- 
di amel ve riyazetlerine i'timad yoktur; zira devamli degildir. tnsan-i kamilin 
sayesi olmazsa, bir giin nefis ve §eytan behemehal onu berbad ve muattal ki- 
lar. Nitekim viicud-i be§erden yeni kesilen el ve ayak gibi bir uzuv dahi, ha- 
reket eder; fakat devamli degildir, sonunda o hareket munkati' olur. 

^ u^ £ £■ — ^ «tf*j ji ] >jj j~&i >j / y J 1 jj*- 

1932. 6ger ciiz kiillden munkati olursa, hir iarafa (filler, ^u o kiill degildir ki, 
o nakis olsun. 

Bu bahiste ciiz' ile kiille muteallik soz soyledik. Zihinlerde ciiz' ile kulliin 
evsafina miiteallik olan ma'na takarrur etti, Nitekim ciiz', kendi kiillunden ke- 
silip aynhrsa, bir tarafa gider ve kulden bir ciiz' eksilmis. olur. Fakat bizim soy- 
ledigimiz, insan-i kamilin kiilliyyeti, bir ciiz' kendisinden aynldigi vakit, onun 
zatina noksan anz olan bir kiilliyet degildir. Bu kiilliyet ma'nevf ve ruhani olan 
bir kulliyettir. Akla takrfb icin §6yle izah edilebilir: Insaniyyet bir mefhum-i 
kiilltdir ki, suver-i be§eriyyeden herbirisi onu temsil eder. Onu temsil eden ef- 
rad-i be§er, la-yuad ve la-yuhsa oldugu halde, o kill olan mefhum, o efrad va- 
sitasiyla inkisama ugramaz; ve o efrad, o kulliin cuz'leri mesabesindedir. 



e &&p 



AHMED AVNl KONUK 



■^M 



1933. Omm feaf'i ve vasli makale jjelmez; misal icin hayr-t nakis soylenmis oUu. 

tnsan-i kamilden inkita' ve onun kiilliyyetine ciiz'lerin ittisali, lafiz ve 
makale sigar §ey degildir. Bu misali bir hayr icm frad ettik; fakat bir hayr-i 
nakis oldu. Zfra misal, benzetilen §eyin tamami tamamina ayni olmaz; teva- 
fuk eden cihetleri oldugu gibi, tevafuk etmeyen cihetleri de bulunur. 



(^ 



Jij*} s.*~a1> JjS j\i 

Dekukf kissasina riicu' 



1934. JMuhakkak Sfti'ye hir misdlde "iSftrslan" ta'hir etti. Diet ne kadar 
siirdii ise de, arslan onun misali olmaz. 

Bu beyt-i §erif, misalin, benzetilen §eyin tamamen ayni olmadigini izah 
buyunir. Ya'nf "Resul-i Ekrem Efendimiz hazretleri Imam-i Ali (k.v.) hazret- 
lerine "Esedullah" ya'nf "Allah'in arslani" ta'bir buyurdu. Fahr-i alem Efen- 
dimiz her ne kadar alem-i lafza bu ta'bfri siirdii ise de, hig sjibhe yok ki, Hz. 
Ali sureti herkesce malum olan yirtici hayvamn misli degildir." Bu ta'bfrde 
matlub olan ancak §ecaattir. c 

^yr <j\ ^yy^ ***<** <*r~j\*- ^y. oi <iy _) J^ 4 J J^* j' 

1935. uWisalden ve mislden ve onun jarhmdan, ey delikanh, ^Dekulu kissasi 
cantbine siir! 

Ey delikanh! misali ve misli ve ikisinin arasindaki farki beyandan sarf-i 
nazar et de, kelami Dekukf kissasi tarafina siir! Zfra bu misl ve misal bahsi 
i : ilm-i zahire taalluk eder. 

Malum olsun ki, misal odur ki, iki §ey hakikatte muhtelif olmakla bera- 
Iber, ba'zi evsafda birbirinin mtitemasili olurlar. Arslan ile §ecf olan adam gi- 



ffvjj^a 



MESNEVf-f §ERfF §ERHf / V. CfLT • MESNEVf-3 • 

bi. Ve misl odur ki, iki §ey hakikatte muttehid olurlar ve ba'zi evsafda muh- 
telif olurlar. Zeyd'in gocuklukta ve delikanlihkta ve ihtiyarhkta ittihad ve ih- 
tilafi gibi. 

1936. O ki fetvada halkm imdmi idi, takva iofunu melaikeden kajtar idi. 

Dekukf hazretleri oyle bir kimse idi ki, halkin mu§kilat-i §er'iyyesini hal- 
letmekte onlann imami ve muktedasi idi. Takva meydamnda musabaka to- 
punu melaikeden kapar ve hepsinden ileriye gecer idi. 

■ijj^ ijXij ^jJi j\ ^jl-^J-5 j (T-A ->jS* k— "L» \j Oj> j~» jUJI Ojl 

1937. ki seyirde ayi mat eiii, onun dindarligindan dahi din resk yerdi. 

Hz. Dekokf oyle bir kimse idi ki, menazil-i siiluku seyr ve makamat-i 
ma'neviyyeyi tayy hususunda, felekteki aym sur'at-i seyrine galib gelmis, idi; 
ve dindarliktaki kemali bir mertebede idi ki, din onun bu dindarligina resk 
ederdi. "Din re§k-hored" lisan-i Fiirs'de, ma'na-yi kemali beyan icm kullam- 
lan bir ta'birdir. Nitekim >j ^ cX^j ojU— & c— jjU*- ^ ^^ ya'ni "Falan 
kimsenin boyle sehaveti vardir ki, sehavet, resk eder" derler. Murad o kim- 
senin sehavet-i kamilesini beyandir. 

fix. (jij) jt- JU?l>- uJUs f LS j iijjl j <jyS 01^- Ij 

1938. Oyle takva ve evrdd ve kiyam ile, dairna Diakk'tn haslannin talibi idi. 

Dekokf hazretleri, bu kadar takva ve enva'-i ibadat ile beraber daima 
Hakk'in has kullannin sohbetini ve huzurunu arar idi. 

1939. Seferde onun biiyuk muradi o idi ki, bir dem bir has bende iizerine vura 
idi. 

Onun sefere cikip, memleket memleket dola§masindaki en biiyuk kasd ve 
muradi, bir veliyy-i kamile tesadiif etmek ve onunla temas edip, sohbette bu- 
lunmak idi. 

1940. ^fiola aittiai vakit, buna soulerdi: *6u Dlah! beni haslanna karln etl" 

[1947] u " if- v 



*#%&> 



AHMED AVNl KONUK 



1941. ^a Cfta&, onlari ki, benim gonliim tanir, bendeyim, hizmeie hazinm ve 
miicmilim." 

Ankaravi hazretleri "mucmilem" kelimesine, "cemil edici ve iyilik semtine 
gidiciyim" ma'nasi vermi§dir. Hind niishalannda, ikinci misra' ol. ^ 3 «ju. 
r-U^* dj* suretindedir. Ma'nasi "Bendeyim ve mahmil gibi hizmete muhey- 
yayim" demek olur. "Mahmil" deveye binmege mahsus ve iki kisjlik bir nevi' 
oturucak mahal demektir. 



^■A* J^ ^^^^* j* j. 



0W- C)\}ji (^1 y *-u-U«iJ oJlj 



1942. "Ue onu ki tammam, sen ey canin ^ezddni, ben mahcub iizerine mih- 
riban et!" 

Ey canm haliki ve Yezdan'i, benim tammadigim has kullanni da, ben hi- 
cab icinde bulunan kulun iizerine muhib ve §efik et! 



U*> 



ut' 



JW jJ^a (j\ oS" J& JZ 



1943. Uiazrei ona buyurdu ki: "By azim olan sadrl 'Uu ne askhr ve bu ne $u- 
samishkhr?" 

"Sadr" burada, sine ma'nasina olup, kalb murad buyrulur. "Mihin" "mih" 
biiyiik, "in" edat-i nisbettir. "Ey azfm olan kalb" demektir. 

Ai utJ* 0j^ C~J L U* dj^r f> ^.yr ^ **r <Jjb j* & 

1944. nSenim muhabbetimi tutarsin, arhk ne anyorsun? UVlad&mki Uiuda 
seninledir, ni$in beseri ararsin?" 

jU olj -Jj jJ ijijJiS jJ j\j (j\j\i ij\ '-t'jIj ^fj&i j\ 

1945. O derdi ki: n ^a Utah, ey sir bilki, gdnlume ntyaz yolunu sen a$hn." 

1946. c^erfi derya ortasinda oturmu^um, testinin suyuna da tama baqlami§tm." 

Vakia derya-yi vahdet icinde oturmusum; ve kendi viicudumda esma ve . 
sifat-i ilahiyyenin asar ve ahkamini zevkan miisahede etmisjm; fakat meza- 
hir-i sairede olan tecelliyat-i ilahiyyenin mu§ahedesine de tama'a ba§lami§im. 
Zira bir mazhara iki ayni tecelli ve iki mazharda da ayni tecellf vaki' olmaz. 



c £» ) 



MESNEVM §ERlF §ERHl / V. ClLT • MESNEVf-3 • 

1947, wr Ben IDavud atbiyim, doksan disi koyunum vardir; arkadasimm hir di- 
$t koyunu hahkmda da iama'im hdkh.' 

Bu beyit-i §erifde, Sad sure-i §erifinde mezkur olan kissaya i§aret buyru- 
lur. Tefsir-i ZihidPden naklen, Hind §arihlerinden Muhammed Efdal, kissayi 
§6yle beyan eder: "Davud (a.s.) Urya isminde birinin mahtubesine (ni§anh) 
asik oldu; ve o kadin ona ho§ geldi. Ve Hz. Davud, bu askinda mecbur idi; 
zira hubb-i kalb Hak canibinden oldugundan, bu tahbib dahi yine o taraftan 
idi. Bunda miinaff-i ismet olacak asla bir §|ibe-i giinah yoktu. Baskasimn 
mahtubesi (ni§anhsi) olmakla beraber, o kadini nikah etmek istedi ki, bunda 
da bir gunah yoktur. Lakin kendi nefsini digeri iizerine istifa ve ihtiyar etmek, 
Davud (a.s.) in §an-i riitbesine muvafik degil idi. Bunun icin Hak canibinden 
itab eristi. §6yle ki, insan suretinde iki melek Davud (a.s.) in huzuruna girdi; 
birisidigerini da'va ve sjkayet etti. Nitekim sfiret-i sjkayet, §u ayet-i kerfme- 
de mezkurdur: . <^ikU j jy- 3 li^i J& **^ 'j 3 ***i o j*-j j £-j «0 j>.\ \1a oi 
j \pi'jJi\ Sm jZL J* *^£i J2 *iLft-i '& \jk 01 j *»& j 1 cJ^Jj Jij~- dlk Jd ju 
V U1 j UTl'j *>* j tj "j£J* E til 1 jb *J> j 'piC JJi j oU-UJl i 'jUi {Sad, 38/23-24) 
Ya'nf "Muhakkak bu benim kardesjmdir; onun doksan dokuz di§i koyunu 
vardir; ve benim bir disj koyunum vardir. Bana dedi ki: "0 di§i koyunu bana 
temlik et ve nasib kil." Ve muhatabada bana galebe etti. Davud (a.s.) dedi: 
"Senin di§i koyununu, kendi di§i koyunlanna izafeyi taleb etmekle, muhak- 
kak sana zulm etti. Muhakkak §eriklerden, mallanni birbirine kan§tiranlar 
coktur; ba'zisi ba'zisi iizerine tecaviiz eder. Iman edip, amel-i salih isteyenler 
mustesnadir. Halbuki onlar azdir." Ve Davud, bizim ancak onu imtihan etu- 
gimizi istidlal etti; binaenaleyh Rabb'inden magfiret istedi ve secdeye kapan- 
di ve tovbe etti." Ayet-i kenmede "di§i koyun" ta'biriyle, kadina i§aret buy- 
rulmu§tur. Davud (a.s.)in bu kissasmi ba'zilan §an-i nubiiwete layik olma- 
yan bir tarzda nakl ettiklerinden, imam-i Ali (lev.) hazretlerinin: "Davud 
(a.s.) kissasmi, kussasin rivayet ettigi tarzda nakl edene yuz altmis, kamgi 
vururum" buyurdugunu rivayet ederler. Kur'an-i Kenm'de doksan dokuz 
buyruldugu halde, beyt-i §erifde "doksan" adedinin zikri, ta'yin-i aded icm 
degil, belki kissaya i§aretle iktifa buyrulmasindandir; binaenaleyh muhalefet 
mevzu'-i bahs olamaz. 

Bu beyt-i §enfde Hz. Dekuki, mezahir-i kesireden her birine vaki* olan te- 
celliyat-i ilahiyyeye tama'da kendisini Davud (a.s.) a tesbih etmistir. 



egXS&> 



AHMED AVNl KONUK 

1948. "tSenin ashinda hirs, fahrdir ve cahdir; senin gayrinde bus ayb ve te- 
bahdir." 

"Ya Rab! Benim, senin evliyanin didanna olan hirsim, ancak senin cema- 
linin mu§ahedesi icjndir. Ve benim onlara olan hirsim ve muhabbetim, onla- 
nn cihet-i be§eriyetlerine degil, cihet-i hakikatlerinedir. Binaenaleyh benim 
onlara olan hirsim, senin a§kina olan hirsimdir; ve senin askindaki hirs ise, 
mucib-i iftihardir ve bir mansib-i alfdir. Senin gayrin olan viicudat-i izafiyye- 
ye ve suver-i kevniyyeye olan a§k ve hirs ise, mucib-i ar ve hicabdir ve bo§ 
bir §eydir." 

1949. "Grheklerin sehveli ve hirst, one mensub olur; ve mef'ullerinhi, ar ve fe- 
nd mezhehlilih, olur." 

"Hiz" lugatte mef ul ve muhannes ve kendisine livata ettiren kimseye der- 
ler. Burada murad, huzuzat-i nefsaniyyeye ve alem-i tabiata meyl eden kim- 
sedir. Ve "erkek"den murad dahi, Hak tarafina mail ve ragib olan rical-i 
ma'neviyyedir. Ya'nf, "Rical-i ma'neviyyenin hirst ve §ehveti ve arzulan on 
tarafa, ya'nf alem-i ma'naya ve balaya olur; ve kadin me§rebinde olan kim- 
selerin hirs ve arzulan ise, alem-i suret ve sufliye olur." 

c~*l tj±f-» _j T-Util tyy- y * ^j ^-~" <l> iS^y JL*^ y ,//• (j^i Oi 

1950. O hir hirs, merdligin kemalindendir; ve o diger hirs, rusvdulih ve soguk- 
luktur. 

Hirsm on tarafa sarfi, erkekligin kemalindendir,- ve o arka tarafa sarf olu- 
nan hirs ise hadd-i zatinda rezillik ve sogukluktur. 

Oljj ^yy Sy* i£j^M>~ {£y* <o OLgJ l ^-j l^ol c~~* l$j~" *' 

1951. iSnh burada $ok gizli bir sir vardxr hi, uMusa bir Oitzir tarafina revan 



ol 



lur. 



Cenab-i Pir efendimizin beyan buyurduklan sir hakkinda fakire layih olan 
ma'na budur ki: Her bir mazhann bir Rabb-i hassi vardir ki, o mazhardan ga- 
liben zahir olan ahkam, o Rabb-i has olan ismin hazihesinden vaki' olur; ve 
bu esma arasmda tefazul vardir ki, mazharlarimn gayriyyetlerini icab eder. 



c «^ 



MESNEVl-t §ERIF §ERHl / V. ClLT • MESNEVf-3 • 

binaenaleyh her bir Rabb-i hassin hazihesinden varid olan ilm-i zevkf, birbi- 
rine benzemez. l§te yekdfgerinin bu ilm-i zevkfsinden istifade igin, kamiller 
birbirlerini ararlar ve birbirierinin sohbetine talib olurlar. Nitekim cenab-i 
§ems-i Tebrizi hazretleri, isaret-i ma'neviyye ile, Hz. Pir'in sohbetine sjtab et- 
mis, idi. Ve Mevlana (r.a.) efendimiz bu ma'nayi §u beyt-i alflerinde §6yle tas- 
vir buyururlar: Beyt: 

["Pir de, mund de, derd de, devi da beniml Bu sozti agik soyluyorum-, §ems 
de r huda da beniml"] ? 

Ve Hz. §ems-i Tebrizi, cenab-i Pir'in pfri olmak igin, Hz. Pir'in ondan isti- 
fade buyurmalan; ve miiridi olmak igin de, Hz. §ems'in cenab-i Mevlana 
efendimizden istifade buyurmasi fcab eder. Ve keza iilu'1-azm bir peygamber 
olan Musa (a.s.)in, emr-i ilahi ile Hz. Hizr'in sohbetine §itab etmesi de bu 
ma'nadandir. 

1952. JMiisteski gtbi ki, su&an tok iegildir; her ne $ey ki hulasin billah cturma! 

"Miisteski" asla suya doymayan kimseye derler ki, bu hal, bir illet netfce- 
sidir. Mesela, §eker illetine miibtela olanlar suya doymazlar. 

Bu beytin ilk mtsra'i, yukanki beytin ikinci misra'ina merbuttur, Ya'nT 
"Musa-yi run, Hizir gibi ilm-i Iediin sahibi bulunan bir insan-i kamil tarafina 
revan olur; susuzluk illetine miibtela olan kimse gibi ki, asla suya doymaz," 
demek olur. Ikinci misra', saliklere tavsiyedir. Ya'nf "Ey taiib-i tecellf olan sa- 
iik, Hakk'in her ne tecellisine mazhar olursan, Allah hakki igin o tecellinin 
zevkine meclub olup, orada durma. Zfra Hakk'in tecellfyat-i esmaiyye ve si- 
fatiyyesi bi-nihayedir. Ve bu hal, muhakkiklara gore "seyr-fillah"dir ve "cen- 
net-i 'acil"dir. 

1953. I^u barigah bi-nihaye hazret&ir; sain birak, yol senin sairindir. 

"Bargah" liigatte, padi§ahin tahtim kurup viizerasim topladigi divan-ha- 
nedir. Burada esma ve sifat-i ilahiyyenin meclasi olan alem-i kevndir. Ya'ni 
"Bu alem-i kevn nihayetsiz hazarat-i esmaiyyenin mahall-i tecellfsidir. Her 
bir mazhardan Hak bir suretle miitecellfdir. Binaenaleyh sadr-i velayete geg- 



<^^> 



AHMED AVNt KONUK 



tim deyip kanaat etme ve talebden fang olma! llm-i ledun yolu, senin sadnn 
ve sinendir. Kamillerin sohbeti sayesinde bu yolu acmaga gayret et!" 



(^ 



C~»j5 j O^J JUS' L \j j~k>- f !>LJl aJLp ^y &$£ <^JJs> j*> 

Kemal-i nubiiwet ve kurbet ile Musa (a.s.)in, 
Hizir'i taleb etmesinin sirn 



1954. Diakk'in Oielim inden ogren ey kerim! Oielim, mu$takliktan dolayi, yor 
Tie sbyliiyor? 

Ey kerimu'n-nefs olan salik! Hakk'in Kelim'i olan Hz. Musa'dan, susa- 
misUgin mertebesini ogren! Bak o Hz. Kelim ne buyuruyor, dinle! 

^J- J^ ^J* J (j**^ S~^ LSj?**^ LZrZr J «U- u&r ^ 

1955. "Hloyle mansib ve hoyle peyaamberlik ile, Dtizr'm taltbiyim, hodbinlih- 
ten heriyim." 

"Boyle all bir mansib-i risalet ile ve boyle bir ulu'1-azm bir peygamberlik 
ile, nefsimde ehl-i kemale mulakatdan istigna hasil olmadi. Binaenaleyh 
ulum-i lediinniyye sahibi olan Hz. Hizir'in talibiyim ve nefsimdeki kemalati 
gdrmekten benyim." 

1956. "By uM,usa! sen kendi kavmini hirakhn; hir izi iyi olamn arkasinda 
hayransin." 

Cenab-i Musa'nm soziine cevaben kavmi dedi ki: "Ey Musa! Sen kendi 
kavminin ir§ad ve terbiyesine me'mur oldugun halde, onu haliyle biraktin; 
bir izi ve meslegi iyi ve latif olan zatin arkasinda ko§up, aramakta hayran 
kaldin." 



c ^P a 



MESNEVf-f §ERfF §ERHt / V. ClLT • MESNEVl-3 • 

1957. "Dlavf ve recadan kurlulmus hir hiiyuk yadisahsm. CA/e kadar dolasir- 
sin, ne kadar nereye kadar ararsin? 

1958. "Senin amn, seninledir ve sen huna vakifsin. By gokf nice hir yeri olcersin?" 
"Senin mahbubun, seninle beraber ve sen dahi mahbubunun bu beraber- 

ligine vakifsin. Ey ma'na aleminin gogu! Nice bir mezahir-i suriyye arkasin- 
da ko§ar ve sefer edersin?" , 

1959. uMusa dedi: "^Bu melameii az ediniz. £yune§in ve aytn yolunu az vu- 

i" 
runuz: 

Musa (a.s.) kavmine cevaben dedi ki: "Bana kar§i bu melameti az yapi- 
mz; ve benim harekatima i'tiraz etmeyiniz. Felek-i velayetin gunesmin ve fe- 
lek-i risaletin ayinin yolunu az vurunuz." "Felek-i velayetin giine§i"nden 
murad, Hz. Hizir; ve "felek-i risaletin ayfndan murad, zat-i Hz. Musa 
(a.s.)dir. Zira velayet Hakk'a ve niibiivvet halka taalluk eder. 

1960. " ufylecmau'l-hahreyne kadar giderim, id ki zamane stdianimn mashvibu 

[1968] j u 

olaytm. 

Bu ve atideki beyitlerde y*- c^' j' uo^ 1 c^ & 1 J~ c^ ^ ^^ ^ ^ 
(Kehf, 18/60) ya'nf "Vaktaki Musa a'rkada§ina dedi: Ben iki denizin mec- 
ma'ma yetisjnceye kadar, ya seksen yil gecmceye kadar seyirden zail ol- 
mam" ayet-i ketimesine i§aret buyrulur. Ayette "seksen yd" ta'bfri, uzun za- 
mandan kinayedir. "Mecma'u'l-bahreyn"den murad, suret ve ma'na derya- 
lannin mahall-i ictimai olan insan-i kamildir ki, burada suret ve ma'na-yi Hi- 
zir murad olunur. Ya'ni "Ben suret ve ma'na deryalanmn mahall-i ictima'i 
olan Hizir'a kadar gideriih; ta ki zamanin sultan-i ma'nasi olan o Hizir ile 
hem-sohbet olayim. 



Li>- <Jj~>\ j i^*"^ ^ *~^^ ^**' ^J*^ J^~^ J*^' 

1961. x< Hen Utizr't emrime seheb kilanm; ya ha, yahud hen gecerim ve uzun 
zaman seyr ederim" 



°£PP 



AHMED AVNI KONUK 

£j» . . . ^a\ j\ JJi ibaresinde zaruret-i sTriyye hasebiyle ihtisar vardir. 
Ya'ni "Musa (a.s.) refiki olan Yu§a' Ibn Nun'a dedi ki: "Ben Hizr'i, ilm-i le- 
diin tahsflindeki emrime sebeb kilanm; binaenaleyh ya o Hizir'a vasil olurum 
veyahud onu buluncaya kadar, uzun miiddet seferler ederim" demek olur. 

1962. "Senelerce kanailar ile ucanm; senelerce ne olur? binlerce seneleri" 

"Senelerce a§k ve himmet kanatlanyla ucanm ve o kamili bulmaya gay- 
ret ederim. Senelerce ne demek? Binlerce sender." 

Ikinci musra'daki cumle atideki bey tin birinci misra'i ile tamam olur. 

1963. "Cjiderim, ya'nihuna degmez mi? Cananin askim, nanin askindan asa- 
fli hilme!" 

"0 Hizr'i bulmak igin binlerce seneler giderim; bu uzun seferler, bu mak- 
sadm husulune degmez mi? Ey hakikat talibi, cananin a§kmi, ekmek asjun- 
dan a§agi bilme; zira ilm-i ledun ruhun gidasi olup, run bu ilim ile matlub-i 
hakiki olan Hakk'a vasil olur; ve ekmek ise, fani olan cismin gidasidir." 

1964. 6y amcal 15u sozun nihdyeti yoktur; o ^Dekuki kissastni soyle. , 

^yi S,*~*A> J^S jL 

Dekukf kissasma riicu' 



1965. <r Dekuki (rahmetullahi aleyh) dedi ki: "T^zun miiddet SUlah'm mag- 
ribi ve masnki arasmda sefer ettim." 



c 33p? 



MESNEVI-i §ERlF §ERHt / V. ClLT • MESNEVf-3 • 

"Hafikayn" magrib ve ma§nk ma'nasinadir. Beyt-i §enfde, zamire izafet- 
ten dolayi "nun" sakit oImu§tur ve zamfr Allah Teala'ya raci'dir. Ya'ni Al- 
lah'm ma§nki ve magribi demek olur. 

1966. *^$oldan habersiz ve ilah hakkinda hayran olarak, mah a§kmdan ay ve 
yd sefere giitim." 

"Tarik-i Hakk'm me§akkatlerinden habersiz ve Allah Teala hazretlerinin 
tecelliyat-i guna-gunu hakkinda hayran olarak, mah-i munir-i ilahi olan in- 
san-i kamilin askmdan aylarca ve yillarca sefere gittim." 

1967. "Toprak ve ia§ iizerinde yalin ayah, gidiyorsun?" ^Dedv. "HSen hayramm 
ve kendimden gecmi§im ve bi-hu$um." 

Ya'ni birisi Hz. DekUkf ye dedi ki: "Sen topraklar ve ta§lar iizerinde yalin 
ayak yuriirsun; bu agir bir i§tir, buna nasil tahammul ediyorsun?" Hz. 
Dekaki cevaben buyurdu: "Ben hayramm ve kendimden ve hissimden geg- 
mi§im ve bf-hu§um. Ve boyle bir kimsenin mesakkatten haberi olur mu?" 

Hind niishalannda beyit su vech ile yazilmi§tir: JL j ^iu ^ ^\ *»j -u*^ i 
Jfj j j^yi- j, j f\_^ ja aSji j Ya'ni "Ben toprak ve tas, iizerinde yalin ayak git- 
mi§im; zira ki ben hayramm ve kendimden gecmi§im ve bi-hu§um." Bu su- 
retde, birinci misra', birisi tarafindan sual olmayip, Hz. Dekaki tarafindan 
hal-i evvelinin beyamna devamdan ibaret olur. "Deng" kelimesinin birgok 
ma'nalan vardir; burada bf-hus, demektir. 

1968. Sen bu ayaklan zemin iizerinde gorme; zira hi a§ih yakinen gonul iize- 
rinde gider. 

Ankaravi niishasina gore bu beyt, saile hitaben Dekaki hazretleri tarafin- 
dandir. Ve Hind niishalanna nazaran cenab-i Pfr-i destgfr taraftndandir. Bu 
beyt-i §erifin zevki anla§ilmak icjn bir mukaddimecik lazimdir. 

Malum olsun ki, zahir alemin batim ve melekutu vardir. Cismanflerin ha- 
yat-i suriyyeleri, ancak suver-i kesife ve zahire iizerinde vaki' olur. Binaena- 
leyh onlann seyr ii seferleri ve cism-i kesiflerinin bir mahalden bir mahalle 
intikali hem me§akkatli ve hem de medid zamanlar dahilinde olur. Cismaniy- 



c^^, 



m^ 



AHMED AVNl KONUK 



yetin hiikmii, ruhaniyyetin hiikmiine maglub oldugu vakit, seyr ii sefer, bu 
alem-i zahirin melekutu ve batini uzerinde vaki' oldugundan, boyle bir zatin 
seyr ii seferi, her ne kadar cismanfler tarafindan alem-i kesafet uzerinde go- 
ruliirse de, onlar ahval-i melekuttan mahcub olduklanndan, onun seyrindeki 
hakikate muttali' olmayip, kendi cismaniyetlerine kiyas ederler. Bu sebebden 
onlann topraklar ve tasjar uzerinde yalin ayak yuriimelerini ve karlar altinda 
oturmalanni me§akkatli bir hayat gdriirler ve tayy-i mekan ve bast-i zaman 
ve tebeddiil-i e§kal ve suret bu sebeble onlara musMl gelmez; zira bu gibi hal- 
ler, ahval-i melekut fcabatmdandir. 

tmdi, ma'na-yi beyt-i §erif §6yle olur: "Ey zahir-bin, sen bu gibi zevatm 
ayaklanni zemfn-i zahir uzerinde gorrae; zira ki, ahval-i ruhaniyyesi galib olan 
a§ik yakinen bu alem-i zahirin dili [: gormii] ve melekutu uzerinde yurur." 

1969. ~$oldan ve menzilden, kisahktan ve uzunlukian, dil ne hilir ki, o dil-nu- 
vdzin sarhosudur? 

Ya'nf, "Batm ve ruh yoldan ve menzilden, kisahktan ve uzunluktan ne 
anlar ki, o dil-niivaz olan Hakk'm sarhosudur. Binaenaleyh onun, alem-i cis- 
maniyyete mahsus olan evsaf ile alakasi yoktur." 



& £jy J&j 



~Jj fc_>L*> jl *jyf j jlji d\ 



1970. O, uzunluk ve hisalik tenin vasiflandir; ervahin ailmesi, haska gii- 



[1978] 



mehtir. 



Yukanda fzah olundugu iizere ervahin seyr ii seferi, melekut-i alem uze- 
rinde vaki' olur ve alemin iginin hiikmii ba§ka ve di§imn hiikmii ba§kadir. 

1971. Sen nutfeden akla kadar sefer etiin; nebir adim ile ve ne menzil ile, ne 
nakil ile idi. 

Akla takrib icjn ruhun seyir ve seferinin misali budur ki, sen sulb-i peder- 
den, ana rahmine dokiilen bir nutfe idin. Bu nutfe mertebesinden tiirlii tiirlii 
istihaleler gegirerek ve seferler yaparak, akil mertebesine kadar geldin. Bu se- 
ferlerde ne zahiri bir adimm, ne de her bir mertebede bu ikametgah-i zahirin 
ve ne de zahirde me§hud olan bir naklin yok idi. 



< ^& 3 



MESNEVf-1 §ERlF §ERHl / V. CtLT • MESNEVl-3 • 

1972. Camn seyri, devirde ve deyrde keyfiyyetsiz idi; hizim cismimiz seyri can- 
dan ogrendi. 

"Devr" donmek ve dola§mak ve "deyr" kilise ma'nasma ise de, burada 
mutlak mekan ve cismaniyet murad olunur. Ya'nf "Camn seyri donup dola§- 
makta ve mekan-i cisme taallukta keyfiyetsiz ve ta'rife sigmaz bir halde idi. 
Boyle olmakla beraber, bizim cismimiz, ta'rife sigan seyrini, candan ogrendi; 
zira cismin muharriki candir." 

1973. Cismani olan seyri ierk etti; o §imdi cun seklinde, gizh bv-cun olarak gider. 

Dekctkf hazretleri cismaniyet ve kesafet alemine mahsus olan seyri bi- 
rakft;,§imdi ta'rife sigan ve keyfiyyete taalluk eden cismaniyet §eklinde ve 
halkin nazanndan gizli olarak ta'rife sigmayan ve keyfiyete taalluk etmeyen 
tarz-i melekutfde seyr eder. Ve bu seyir hakkinda yukanda bir mukaddime- 
cik yazilmis. idi. Bu gibi zevat alem-i miilk ile, alem-i melekuttan ve alem-i 
melekut ile, alem-i miilk ahvalinden hicaba diismezler ve iki alemin ahval ve 
ahkamim cem' ettikleri igin, ehl-i hicab onlann ahvalini, kendi hallerine ki- 
yas ederler. 

1974. ^Bedi: n<r Ben bir gun mu$takca gittim, ta ki bes,erde yarin nurlanni go- 
reyim." 

Dekaki hazretleri buyurdu ki: "Ben yine bir gun adetim uzerine, insan-i ka- 
mili bulmak ve be§erde yar-i hakiki olan Hakk'in nurlanni, ya'ni tecelliyat-i 
sifatiyye ve esmaiyyesini gormek uzere, alem-i miilk ve melekutun ahkamim 
cem' etmek uzere mu§takane bir suretde gittim." 

9.6 ji jX>\ £jj Jd£ S.0J33 j^ ^fi ^ I; 

1975. "Ta hi bir deryayi bir katre icinde, bir gu.ne.si bir zerre icinde derc goreyim. 

Bu beyt-i §erff, yukanki beyte merbuttur. "Bir bahr-i muhfti bir katre icin- 
de gormek"ten murad, bir bahr-i bi-payan olan sifat ve esma-i ilahiyye 
cem'iyyetini, bir katre mesabesinde olan insan-i kamilin taayyiiniinde rmi§a- 
hede etmektir. Ve keza "gune§"den murad, hakikat-i viicuddur; ve "zer- 



°&p? 



AHMED AVNl KONUK 

re"den murad, keza insan-i kamilin taayyuniidur. Ya'nf, ben bunlan gormek 
icm mii§takane sefer ettim. 

1976. "tyaktaki adwi ile hir sahil iarafina eri^tim, gun $e$ ve vakit ak$am ol- 
mu$ iM." 



U-Lw c?j~- ^-i ui* <J>** <^*j£ 
sahil tarafinda yedi §em' misali goriinmesi 



0U> f-A-Aii J?-l— OljJJi Olj^ k ^i jj^> jl £*-i c-«A 

1977. w O ieniz kenannda ansizin uzaktan yedi ?em' gordum, ona acele et- 
tim." 

1978. "Ondan her hir $em'in §ulesinin nuru, etraf-i asumana hadar latif gii- 
mt$ tit." 

"0 yedi §em'den her bir §em'in su'lesinin nuru, zamammizda bir kuvvet- 
li projektoriin ziyasi nasil semarun etrafina latif bir suretde inti§ar etmekte ise, 
oylece latif bir suretde inti§ar etmis, idi." "Anan" agacm etrafi ve kokun ke- 
narlan ma'nasmadir. 

oJj Ji> j*» jl \j Jap <L> jp~ r- y» C— «i«j ° J rt 3 " *-* ^ j£*~ ?*~~^ ^j**" 

1979. ^Diayran oldum, hayranlik dahi, hay ran oldu; hay ret dalgasi, akhn ba- 
$indan gecti. 

§em'lerin bu haline §a§tim kaldim ve hayran oldum. Ve hayret dedigimiz 
hal dahi, bu hale hayran oldu. Hayret dalgasi, akhn ba§im a§ti, binaenaleyh 
muhakeme ve du§unce muattal oldu. 



<^g> 



MESNEVt-1 §ERIF §ERHt / V. ClLT • MESNEVf-3 



~^>-p U^j 1 3^- o^ j* Cj^ 



*%2>-J ji\ l^«o,i« 4J a>J>- /jjl 



1980. nu nasd parlami§ §em'lerdir hi, halkin (hi gozii bunlardan dihilmi§tir . 

Dekakf hazretleri hayretten ayildiktan sonra der ki: "Bu nasil parlamis, 
§em'lerdir ki, nurlan semaya suud ettigi halde, alem-i kesafetde miistagrak 
olan halkin gozleri, bunlan gormekten dikilmis. ve kapatilmi§tir," 1968 nu- 
marali beyitte izah olundugu iizere bu mu§ahede Dekukf hazretleri tarafin- 
dan alem-i misalde vaki' olmus. idi ve halk-i alem ise, bittabi' bu alemden 
hicabdadir. 

^Jj* u* ° J- *^ ls*-*^ ^ <_r3 *ji *^ ^s? ^-jf* <J^- 

1981. Uialh hir $eraqin araasi olmu§ idi. O hir $em'in huzurundahi ay iizeri- 
ne ziyade idi. 

Bu beyt-i §erif Hz. Pfr efendimiz tarafindandir. Buyururlar ki: Halk, hari- 
kulade ahval gosteren ve ekvanda tasarruf eden bir kamilin §em'4 viicudu- 
nu ararlar ve isterler. Halbuki o havanktan ve tasarruftan el gekmi§ olan ve 
kutb-i zamandan nur alanlara tafazzul eden bir kamilin §em'-i viicudu onle- 
rinde durur, bunu gormezler ve anlamazlar. 

Bu beyt-i §erifde Dekukf hazretlerinin "abdal-i seb'a" iizerine tafazzuluna 
i§aret vardir. Nitekim cenab-i §eyh-i Ekber Fususu'l-Hikem'de buyururlar ki: 
"Ekvanda tasarruf eden abdaldan ba'zi kimseler Ebu Medyen Magribf hazret- 
lerine dediler ki:" "Ya Eba Medyen! Umurda tasarruf bize giic. gelmez ve Sa- 
na giic. gelir; halbuki bizim senin mertebene ragbetimiz vardir; senin bizim 
mertebemize ragbetin yoktur." Ve bu ma'na zimninda Hz. Pir-i destgff nefs-i 
nefislerine de i§aret buyururlar. 

1982. S^caba gozler iizerinde hir qoz hacfi mx mevciid oldu, onlan "^fiehdi men 
ye§a" bend etti? 

Acaba kalb ve idrak gozleri iizerinde bir bag mi vardir ki, o gozleri Allah 
Teala'nin "Diledigine hidayet eder ve dogru yolu gosterir" kaydi bagladi; ve 
onlann hidayetine, me§iyyet-i ilahi taalluk etmediginden ay iizerine tafazzul 
eden o bir §em'-i viicudu gdremediler. 

Bu beyt-i §erif dahi cenab-i Pfr tarafindandir. 



CJSP? 



AHMED AVNl KONUK 
*»»^ iZsi u^*. f-*^* d~i* 01 J^i 

yedi §em'in misalde bir §em' olmasi 



1983. v ^ine cj'ordum !u i/eii, bir oliu; onun nuru felegin uakasim yirtar.' 

Dekttkf hazretleri buyururlar ki: "Yine gordiim ki, o yedi §em' birle§ti ve 
bir §em' oldu ve nuru dahi o kadar §edid idi ki felegin ceybini yirtardi," Ya'nf 
nuru, felegin rabakat-i havaiyyesi ve esfriyyesini yirtip, ileriye niifuz etti. 

1984. n ^)ine o hir, dwer def'a yedi oldu; henim mestlicjim ve hayranligim azim 
oldu." 

"Yine o bir §em' haline gelen yedi §em\ diger def a da yedi §em' oldu ve 
onlann boyle birie§mesinde ve aynlmasinda benim sarho§lugum ve hayran- 
ligim dahi aziixi oldu." 

Malum olsun ki bu abdalm arasinda zat cihetinden mugayeret-Uiakiki 
yoktur, birbirleriyle miittehiddirler; fakat taayyiin cihetinden mugayeret-i i'ti- 
bari vardir, akilda birbirlerinin gayridirler. Vaktaki Dekuki hazretlerine onla- 
nn ittihad-i zatflerinin mu§ahedesi mestlik ve hayret verdi; fakat o mu§ahe- 
de hali iginde tegayiir-i i'tibarfnin idraki o mestligi ve hayreti ziyadele§tirdi. 

1985. <$em 'ler arasmdaki ittisalat ki, dil iizerinde kelamimiza gelmez. 

§em'ler arasmdaki ittisaller, oyle bir ittisallerdir ki, lisan-i zafur iizerinde 
kelam ile ta'rif olunamaz; zevki ve half bir §eydir. 

OLj j\ jiji 0\yj Lf!L» ofiJljii juS" Jjlo <1)j &\ 

1986. O kimse ki, hir fl'6ru§te onu Urak eder, senelerce dilden cjostermeije kadir 
olmaz. 



*£»> 



MESNEVf-1 SERfF §ERHt / V. ClLT • MESNEVl-3 



Mesela goziin, bir goriisunde idrak ve ihata ettigi sahadaki esjamn evsa- 
fini ve esmasini ve havassini elfaz-i Iisaniyye ile birer birer beyana kiyam et- 
se, tamamiyle kadir olamaz. Halbuki bu saha-i idrakin alem-i kevnde ihata 
ettigi sahanin mahdudiyyeti ve cuz'iyyeti meydandadir. Ya alem-i miilk tie, 
alem-i melekutun ahvalini mu§ahede eden kimsenin goriisundeki ihatamn ve 
idrakin beyani kabil olur mu? 

1987. O kimsenin hi, idraki ve akli hir demde onu aorur, onu senelerce kulak- 
la dinlemek mtimkin olmaz. 

Ve keza o kimse ki, idrakinin ve aklinin alem-i ma'nada bir demde verdi- 
gi §eyleri, senelerce elfaz ile soylese, kulakla dinleyip zabtetmek miimkin ol- 
maz, Binaenaleyh alem-i kevnin ve idrak ve akil aleminin meshudatim bdy- 
le elfaza ve istima'a sigdirmak kabil olmazsa, ruh aleminin suunatmi ta'rif et- 
mek imkam olur mu? 

1988. CM,ademki hir nihayet yoktur, sana alii JZ,ua ki hen, senalardan hir se- 
nayi senin Hzerine ihsa edemem. 

Mademki alem-i tafsilin bir nihayeti yoktur ve o alemi ihata etmek kabil 
degildir; sen ise ey insan, bir alem-i icmalsin; o halde sen, sana git ve alem-i 
tafsilde olanlann hepsini miicmelen kendinde gor ve daima kendi kitabini oku! 
Nitekim ayet-i kenmede JLJ1 jk 'Jfe" \)\ (tsra, 17/14) ya'nf "Sen kendi ki- 
tabini oku, senin nefsine kifayet eder" buyrulur. Bu sebeble ben, senalardan 
ve medihlerden bir senayi, senin iizerine ihsa edemem. 



b^p OLSJ j\ c~*yfz *%r \j {$****' Oo o\j2 (*^*j j~*»^ 

1989. M sem'ler acaha nisan-i Ditbriya dan ne seydir diye, hosarah daha ile- 
riye gittim.' 

Bu beyt-i §erff, Dekukf hazretlerinin lisamndandir. 

1990. nr Baygin ve medhus ve harab oldum, nihayet ta'dl ve sitabdan diistum." 

"0 §em'ler taraftna dogru ko§arken, kendimden gectim ve medhus. ve ha- 
rab oldum, kosacak kuvvetim kalmadi. Ta'cil ve sjtabdan geri kaldim." 



C $P# > 



AHMED AVNl KONUK 

1991. IZunda hir miiddet baygm ve akdsiz olarah, hah-i zemin iizerine dii$- 
tiim." 

"Bu hal iginde bir miiddet kendimden gegmi§ ve akil ve idrakten tecerriid 
etmis, olarak topraklar iizerine du§tiim." 

1992. "Te/uar akla geldim ve kalkhm; guya hi gid\$ie ne ba$im, ne ayagtm 
vardu." 

"Tekrar aklim ba§ima geldi ve du§tugum yerden kalktim ve §em'ler tara- 
fina gitmege basjadim; ve bu gidi§te guya ki ne ba§im ve ne de ayagim var- 
dir. Ya'ni top gibi yuvarlanarak siir'atle gittim." 

§em'lerin nazarda yedi adam gorunmesi 



1993. *^$edi §em ' , nazarda yedi adam oldu, onlann nuru laciverd iavana aiiti. 

"Yedi §em\ g6runii§te yedi adam oluverdi ve o §em'Ierin nuru laciverd 
renkte olan semaya gitti. Ya'ni bu evliya, kendi suret-i asliyye-i be§eriyyele- 



rine riicu' ettiler." 



^ JJJ Jf j^ 1 ^ lH 



1994. "O nurlann bnunde, aiinun nuru hulanik idi; $iddetten nurlan hra§ 
ederdl." 

"0 semaya uzanan nurlann muvacehesinde, gunduziin nuru bulanik ve 
lo§ idi. nurlar sjddetlerinden dfger nurlan izale eder ve maglub kilardi." 



c^a^ 



MESNEVl-i §ERlF §ERHl / V. ClLT • MESNEVf-3 



Yine o §em'lerin yedi agac. olmasi 



C^J-tj elXJ jLiol c5>^ jl (*-^- C~*-j* J>-i -J-i ^ til ^* jb 

1995. "^ine her Mr fldam, a^af §ekli oldu; goz onlann ye§illiginden mk-haht 
oldu." 

"§em' suretinde iken, adam suretine tebeddiil eden o abdal-i seb'adan her 
biri, bu def a da agac, §ekline tebeddiil etti ve yedi agag goriindii; ve ye§illik- 
lerinin letafetinden dolayi, goziin kuvveti artar ve emr-i rii'yetde nik-baht 
olurdu." 



£\j i.oj~» j\ -ejus pf p* Sj ^Li c~~J 1.x-* Sj> ig&\j 

1996. ""JJapragwi soklugundan, dal zahir decjildir; yaprak da, meyvenin hollu- 
gundan kayholmu$." 

"Meyve, abdal-i seb'anin ilimlerinin suretidir ve "yaprak", halaik iizerine 
§efkatleridir; ve ulumun §efkat muvacehesinde yiiksek kemal oldugu zahir- 
dir; zfra §efkat ulumdan hasildir. §iibhesiz o agacjann meyveleri, yapraklan- 
na galib olmu§tur." (tmdadullah hazretlerinin §erhinden terciime.) 

1997. "Dier hir aga$ t dalint sidre iizerine vurmus; sidre ne olur, haladan hari$ 
olmus." 

"Agac/' ve "dal", abdal-i seb'anin taayytin-i misalfleridir. "Sidre" lugatte 
bag kenanndaki son agag demektir ki, burada alem-i taayyiinatin nihayetin- 
den kinayedir. Ya'nf, "Abdal-i seb'adan her birinin taayyiin-i misalileri, 
alem-i taayyiinatin nihayetine kadar uzamis. idi. Sidre ne demek? Alem-i ta- 
ayyiinatin haricine bile gikmi§ idi; ve feza-yi la-taayyiine tasmis, idi." 



G£^> 



AHMED AVNI KONUK 



1998. T7ier hlrinin hokii, yerin Maine. gitmi§; yakinen okiizden ve hahhian da- 
ha a$agi idi." 

"K6k"ten murad, abdahn suret-i cismaniyyeleri ve ruh-i hayvanfleridir ki, 
yerin dibine gitmesi ile, onlann alem-i cismaniyetteki zillet-i surilerine ve ke- 
mal-i tevazu'lanna i§aret buyurulur. "Okiiz" ve "balik" ta'biri eski hey'et ule- 
masinin meslegine i§areten, makam-i miibalagada vaki' olan bir beyandir. 
Zira eski hey'et ulemasi, diinyayi okiizun boynuzu ustunde ve okiizun dahi 
bir derya-yi bi-nihayede sakin duran bir biiyuk bahgin ustunde durdugunu 
tahayyiil ederlerdi. Nitekim §airin bin, bu ma'nayi bir mevzu' yapip soyle la- 
tife-gu olmu§tur: Beyit: 

Dtinya okiizun boynuzu ustunde dururmus 
Dtinya yuktinii yiiklenen elbette dkuzdur. 

§uaramn bu mazmundan bahs etmeleri, onlann da bu sahif i'tikadda ol- 
duklanna delalet etmez. Hususiyle cenab-i Pir efendimiz yukanda gecen: 

"Eygtines, sen arzm altmi aydinlatmak igin bu giilseni terk edersin. " 
Beyt-i §erifinde, arzin gune§ etrafinda devrine i§aret buyurmu§lar idi. 

1999. y Onlann kohleri, dallanndan daha gulling, yiizlii idi; akil onlann o ?e- 
killerinden altiisl oUu." 

"Onlann suret-i cismaniyyeleri, halk-i alem igin, suret-i misaliyyelerinden 
daha gulling yiizlii, ya'ni" daha feyz-bah§ idi. Zfra halk onlann suver-i misa- 
liyyelerini goremezler idi. Akil, onlann bu suret-i muhtelifedeki §ekillerinden 
altiist idi. Ya'ni onlann bu halleri, tavr-i aklm haricinde idi." 



jy &J- is""*" °J t * i' ^ j 1 ^^ 



JjJ J c£-^*^-* ji *f *jz* 



2000. nr Bir meyve ki kuvvetien yanli idi, meyveden su gihi nur §im$egi sipardi. 

Meyve, abdal-i seb'amn ilimlerinin sureti oldugu, yukanda zikr edilmis, 
idi; ve onlann ilimleri, ulum-i lediinniyye oldugu, muhtac-i fzah degildir. 



^ 



MESNEVI-f §ERfF §ERHf / V. CfLT • MESNEVf-3 • 

Ya'ni "0 abdahn §ecere-i ruhlannda tekewun eden ulum-i ledunniyye, kaza- 
yi ilahf kuwetinden yanlsa idi, o meyveden su gibi nur §im§egi sicrar ve en- 
var-i hakayik fi§kinr idi. " 

agacjann halkin goziinden mahft olmasi 



2001." ^Bu pek adbdir ki, sahradan ve coUen yiiz hinlerce halk, onlann uzeri- 
ne cje$erdi. 

2002. £}ol$e arzusundan can ounahrlardi, hir kdimden gotyelik yapmi$lar idi 

2003. J^sia onlann galcjesini gormedile-r; -perdeli olan aozlere yuz tun, olsunl 

Bu beyitlerde iki vech-i ma'na varid olur, biri budur ki: "Pek taacciib olu- 
nacak §eydir ki, sahralardan ve collerden yiiz binlerce halk, bu kesff yaprak- 
li ve meyveli agacjara ugrayip, onlann yanlanndan gectikleri halde, onlan 
goremezlerdi. Halbuki hararet-i §emsin §iddetinden kagip, bannmak uzere bir 
golge bulmak icin, canlan titrerdi. Bir kilim pargasindan golge yapmak mec- 
buriyetinde kalmi§lar idi. agaclan gormediler; zira onlann cumlesi abdal-i 
seb'anin bu e§kal-i misaliyye ve melekutiyyelerinden mahcub idiler. Boyle 
cismaniyyet hicablanna dolanmis, ve burunmiis, olan gozlere yiiz kerre tuh! 
olsun." 

Diger vech-i ma'na budur ki: "Birgok halk, insan-i kamil aramak arzusuy- 
la sahralardan ve collerden gelip §ecer-i ruhu, zumriit gibi ye§il ve taravetli 
ahlak-i hamide yapraklan ile dolu ve ulum-i ledunniyye meyveleriyle mah- 
mul olan bu gibi evliyamn yanindan gectikleri halde, onlann saye-i atifetle- 



G $P? 



AHMED AVNI KONUK 



rini goremeyip, bir kilim mesabesinde olan bir insan-i nakisin sayesine iltica 
etmisterdir. Boyle perdeli olan gozlere yiiz kerre tuh! demek layiktir." 

2004. Diahk'in kakn, gozler iizerine muhiir koydu hi, ayi Siiha goriir. 

"Siiha" "Benatii'n-na'§-i kiibra"ya yakin kiicuk bir yildizdir ki, gozun 
kuwetini onunla imtihan ederler. Ya'nf, "Bu halkin, lezzat-i nefsaniyyeye ve 
huzuzat-i cismaniyyeye sjddet-i meyillerinden dolayi, Hakk'in kahn, onlann 
kalb gozleri iizerine muhiir koydu; ay gibi parlak olan arif-billahi Siiha yildi- 
zi gibi kiicuk ve nursuz ve hakir gorduler." 



ij "Vy f£ _J *-*^ j' ^ 



^J> X^jjsi- _j wUj \j f.oj!i 



2005. TZir zerreyi goriir ve giine$i elegit; fakat lutuf ve keremden iimidsiz de- 
gildir. 

Bir zerre mesabesinde olan insan-i nakisi goriir ve gunes, mesabesindeki in- 
san-i kamili gormez. Boyle olmakla beraber, Hakk'in lutuf ve kereminden, bu 
nakis nazar sahibleri me'yus olmamak icab eder. Zira Hakk'in lutuf ve keremi, 
kemal-i hulus ile insan-i kamil arayanlara muhakkak bir giin rehber olur. 



L*^ 



*j>*~* *3f ^jijt* ^>«J 



^j^ jij ^y ut ^hJ^ 



2006. Oiervanlar aziksiz ve bu meyveler, olmus olarak dokulur. Sy Diuda, ne 
sihirdir! 

Ulema-yi zahire kafilesi hakayik ve maarif-i ilahiyye aziklanndan bi-beh- 
redir. Halbuki bu hakayik ve maarif-i ilahiyye meyveleri, insan-i kamilin §e- 
cer-i viicudundan olmu§ ve kemale gelmis. bir halde dokiilmekte ve o aziksiz 
bunu gorememektedir. Ey Huda, bu hal ne sihirdir! 



2007. Dialk, $uruk elma iopluyorlar; hogazlan kuru olarak yagmada birhirine 
dusmus. 

"Curuk elma"dan murad, ilm-i taklfdidir. Halk, ilme susayip bogazlan ku- 
rumus, oldugu halde, ulema-yi mukallidenin sactiklan bu curiik elmalan yag- 
ma etmek igin birbirini gignemekte ve bunlan faideli bir §ey zannedip topla- 
maktadirlar. 



CVJJIJC^t) 



MESNEVl-1 §ERfF §ERHl / V. ClLT • MESNEVl-3 • 

2008. ^Dallardan her cicefyin yapragi demhedem "Otavmim hilseler ne olnrdui" 
dedi. 

Insan-i kamilin alem-i surete dal budak sahveren kemalat-i latife ve cii- 
mel-i miintfesinde agilmi§ olan hakayik ve maarif-i ilahiyye cjgeklerinin her 
bir yapragi dembedem "Ne olaydi, benim kavmim, benim halimi bilseler idi!" 
dedi. Nitekim bu Mesnevi-i §erif el-an kendi muhitindeki mu'minlere her an, 
alem-i ma'nadan boyle hit^b etmektedir; fakat i§iten can nerede! 

*—-**< jy** 3^~ -^ ^* t-Sj*" C-^-jJ j* l$j~-> j «*•*> ^y *JJi\j 

2009. Diet agac iarafmdan: "6y hedbaht halk, hizim tarafimtza gelin!" diye 
nida geldi. 

Her insan-i kamilin §ecer-i viicudundan: "Ey bedbaht ve az nasfbli olan 
halk! Qiiriik elma yagmasindan vazgegin de, bizim tarafimiza gelin ve latif 
meyvelerimizden mustefid olun" diye nida gelir. 

2010. Qayretten aga$ iizerine: "Onlann (jozlerini hat/ladik, hahka ki hunlara 
melee' yoktur'." diye nida geldi. 

Kamillerin bedbaht halka hitaben vaki' olan nidasina cevaben, gayret-i 
ilahiyye canibinden kamilin o §ecer-i vticuduna: "Biz onlann basar-i basfret- 
lerini bagladik, muhakkak onlara melee' ve me'va yoktur!" diye nida geldi. 

Malum olsun ki, Hakk'in tecellisi isti'dadata goredir. Isti'dat-i ezelisi in- 
san-i kamili gormege ve onun hakayik ve maarifini dinlemege musaid olma- 
yanlann bittabi' bu alemde basar-i basiretleri baglanmi§tir. Bilakis onlar, ka- 
millerin hakayika miiteallik olan sdzlerinden iirkerler ve hatta inkar dahi 
ederler. Zira curiik elma mesabesinde olan ulum-i taklidiyye ve nazariyye, 
onlann isti'dadlanna muvafik gelmi§tir. Ve isti'dad-i ezeli mec'ul olmadigin- 
dan, bu gibiler hakkinda ha§a, Hak tarafmdan ziilum vaki' degildir; zira ce- 
bir yoktur. Cebir ancak bu gibilerin kendilerinden, yine kendilerine vaki' ol- 
mu§tur. Bu babdaki tafsflat, I. cildin 622 numarah beyt-i §erifine musadif 
olan c^jL>- y** c^^r <g j,) ["Bu cebir degildir, Cebbar'in ma'nasidir"] beyt-i 
§erifinde beyan olunmu§tur. Bu beyt-i §erifdeki "Kella la vezer" La Uksimu 
(ya'ni Kiyame, 75/1 1) sure-i §enfesinden muktebesdir. 



cs^ 



AHMED AVNI KONUK 

2011. 6^er fur Jumse onlara dese idi ki: Hr Bu iarafa gidin, id ki bu agaglardan 
mustes'ad olasimz." 

Eger bir kimse bu giiruk elma toplamaga me§gul olanlara dese ki: "Bu ev- 
liya-yi Hak tarafina gidiniz, ta ki onlann meyve-i hakayik ve maarif dolu 
olan e§car-i viicudundan talib-i saadet olasimz." 

2012. Diepsi derlerdi ki: Wf Eu misJuTi sarho$, kaza-yi ilahiden deli olmustur." 

giiriik elma yagmasinda olan kimselerin hepsi, evliya tarafina da'vet 
eden kimse ile istihza edip, derlerdi ki: "Bu kendinden gecmis, olan miskfn, 
kaza-yi ilahiden deli olmustar ki, bizi asla kendisinde eser-i velayet goreme- 
digimiz kimseye da'vet ediyor." 

jL> Oj^- x^\i c-io cUsiLj jj jljj (_$bj*- j j^Sw** ^y\ jk* 

2013. Uf Bu miskinin dimagi uzun sevdddan ve riyazetden, $oijan gibi bozaldu." 

"Sevda" burada, mal-i hulya ma'nasmadir. "Bu bizi evliya diye falan kim- 
seye da'vet eden miskfn kimsenin dimagi uzun miiddet, ihtiyar etmis, oldugu 
riyazetden dolayi peyda olan mal-i hulyadan, soganin igi gibi guriimus, ve bo- 
zulmu§dur." 

Ankaravf hazretleri buyururlar ki: Ehlullahi bilmek, Allah'i bilmekten da- 
ha giigtiir; giinkii asar-i kudret-i ilahiyye meydandadir. Akil ve iz'ani olan 
kimseler bu asardan, miiessir olan Hakk'a intikal edip, onu idrak ederler. Ve 
keza evliyayi bilmek, enbiyava bilmekten daha giigtiir; giinkii peygamberle- 
re, halki bulup da'vet etmek §arttir ve icabi halde, izn-i Hak'la mu'cize de iz- 
har ederler; fakat evltyaya istitar ve ihtifa vacibdir. Ve onlara, halki bulup 
da'vet etmek lazim degildir, bilakis da'vetten igtinab lazimdir. Bu sebeble 
avam-i halk evliyaullahi idrakden acizdir. 

2014. O, ""JJa Ulab! hdl nedir? Uialkin bu -perdesi ve idlali nedir?" diye ia- 
acciibde kaldi. 

insan-i kamili taniyip, halki da onun tarafina da'vet eden kimse, halkin 
bu cehlini ve kendisine olan i'tirazlanni goriip: "Ya Rab! Bu hal nedir? Bu 



*$%&> 



MESNEVl-I §ERfF §ERHl / V. CtLT • MESNEVl-3 



halkin basar-i basfretlerindeki perde ve hicab ve bunlann idlali nedir? diye ta- 
acciibde kaldi." 

jij -xj^ J** oTf jj cJO Jip j <j\j -w> L» Oj^ ^j^ ji>- 

2015. "$uz a ktl ye re J/ ^ e ^ r & ^rlfi olan haMt, o fara/a ??ir kactem-i nakl fle- 
tirmezler. 

Muhtelif akil ve rey ile tiirlii tiirlii ahval iginde olan halk, o insan-i kamil- 
ler tarafina bir adim atamazlar. 

2016. Onlarm Skilled ve zekHeri iitifaktan, boyle boat ve serke§ten munkir olup; 

Evliyamn §ecer-i viicudunu ve meyve-i maarifini idrak edip, halki onlar 
tarafina da'vet eden ve evliyaya mensub olan akiller ve zekiler, halk-i alemin 
o kamiller hakkinda miittefikan inkanndan ve bagf ve serkes, olmalanndan 
inkara meyl edip der ki: 

"§an" zamfrinin halka raci' olmasi da caiz olur; ya'ni "Halkin akillerinin 
ve zekQerinin miittefikan muhalefetlerine bakip, kamile mensub olan miitid 
derki:" 

2017. i)a divdne ve sersem oltnu$ benim; yahud §eyian muhakkak benim ba- 
§ima bir §ey vurmu§tur." 

kamile mensub olan akil ve zekf mund: "Ya ben deli olmus. ve sersem- 
lesmis. bir haldeyim ki, halkin miittefikan inkar ettigi bir zati, kamil tamdim, 
yahud §eytan muhakkak benim dimagima fasid bir vesvese ilka etmi§tir," der. 

O^j j^ J^ ^>. ^ ^yf- cf *? <i*J- Ai^LS* r^ 

2018. xx< T$en bu zamanda uykuda hayal mi goriiyorum, diye her lahzada flozu- 
mu oguyorum." 

Bu beyt-i §erif dahi, kamilin miindi lisamndandir. 

2019. *^Ruya ne oluyor? <S%ga$lar uzerine gidiyorum, onlarm meyvelerini yi- 
yiyorum, nasil iasdik etmeyim?" 



*£» 



AHMED AVNl KONUK 

Kamillerin muridleri inkarlanndan riicu' edip diyor ki: "Yahu rii'ya ne de- 
mektir, ben o kamillerin §ecer-i viicudlanna mukarin ve sohbetlerine miida- 
vimim. Onlann meyve-i maariflerini yiyiyomm ve telezzuz ediyorum. Onla- 
nn kemallerini nasil tasdik etmem?" 

2020. "Uakiaki tekrar bosiandan kenar tutan miinkirlere hakanm. 
[2028] 

2021. "Diemal-i ihtiyac ve iftikar ile, yanm korucjun arzusundan can vericidir! 

2022. "J^jacin &ir yayraginm i§tiyaktndan ve husmdan, bu bi-nevalar sedid 
ah vururlar." 

2023. Ur Bu halaik, yiiz milyon bu acjactan ve yemi§lerden hezimet i$indedir." 

tnsan-i kamile mensub olan zat der ki: "Vaktaki tekrar ulum-i lediinniyye 
ve maarif-i ilahiyye bostani olan kamillerden, kenara gekilen ve onlan hige 
sayip, sohbetlerini terk eden miinkirlere dikkatle bakiyorum da, goruyorum 
ki, bunlar kemal-i ihtiyac ve iftikar ile yanm korugun, ya'nf edna ve hayide 
bir ma'rifetin arzusundan bile can vericidirler. Insan-i kamilin §ecer-i viicu- 
dunun ve onun evrak-i maariflnin i§tiyakindan ve hirsindan, bu ulum-i le- 
diinniyyeden bi-behre kalmis, olan bicareler §edid ah-i tahassiir oekerler. Bu- 
nunla beraber bu halde olan halaikm yiizlerce milyon bu meydanda olan in- 
san-i kamilin §ecer-i vucudundan ve meyve-i maarifinden munhezimen firar 
icmdedirier; zfra insan-i kamili ve onun hakayik ve maariflni istedikleri hal- 
de, onun meslek-i irfanindan iirkup kacarlar." 

2024. ^Tekrar derim ki: "Slcaba ben bt-hod muyum? Glimi bir haydl daltna mi 
vurdum?" 

Mtirid-i kamilin ifadesi olmak munasibdir. §urrah-i kiram Hz. Dekukfnin 
ifadesi oldugunu beyan buyururlar. Kamilin miiifdi, halkin inkarda isranni 
goriince, kendi mursjdi hakkinda §ekke diisup, kendi halinden haber verir de 



c^P? 



MESNEVf-1 §ERfF §ERHt / V. ClLT • MESNEVl-3 • 

der ki: "Ben kendi kendime tekrar derim ki, acaba bi-hod muyum ve kendi- 
me malik mi degilim? Bir nakisi, kamil zanniyle mur§id ittihaz ettim ve elimi 
§ecer-i hakikat zanniyla bir hayal agacinm daiina mi vurdum?" 

2025. S%gah oil "JZannu ennehum kad kuz&uya kadar "ize's-tey'ese'r-rusu- 

lii'yii soyle! 

i, , > t i , ,m , i. 

Bu beyt-i §enfde, sure-i Yusuf un nihayetinde olan i>& 3 J-^11 ^La-J w j>- 
ay >i f °j& ^ £X v! V j Ity "o* J^ '^'r* r*'^ ' ^ ^ (4 11 (Yusuf, 1 2/ 1 1 0) ya'ni 
"Allah Teala kafirlere, peygamberler nusretderi me'yus oluncaya kadar, dun- 
ya devletiyle imhal buyurdu. Enbiya nefislerinde kafirlere kar§i nusret 
va'dinde yalan soylediklerini zannettiler. Veyahut enbiyamn va'dleri ve va- 
fdleri uzun miiddet tezahiir etmemekle kafirler enbiyamn yalan soyledikleri- 
ni zannettiler. Netfcede onlara bizim nusretimiz geldi, diledigimiz kimseler 
kurtanldi. Bizim azabimiz mucrim olan kavimden reddolunmaz" ayet-i ken- 
mesine i§aret buyurulur. 

Hind niishalannda bu beytin ilk misra'i: y* <_si yj>\ J&*\ oiy« j^ ya'ni 
"Agah ol ey amca! "istey'ese'r-rusulu"yu oku!" suretindedir. 

2026. IZu ktraah oku ki, takfif-i kizh hu olur ki, kendini muhiectb gorur. 

Zikr olunan ayet-i kerimedeki "Kad kuzzibu" kelimesini bir kere boyle 
te§dfd ile okumak vardir. Nitekim Tefsir-i Bahr-i Mevvic'da. zikr olunmu§- 
tur. Fakat bu kiraati te§did ile degil, tahfif ile oku ve "kuzibu" te§didsiz tah- 
fif ile okundugu vakit, onun ma'nasi, "kendini muhtecib gdrmek" olur. Za- 
hir ma'na boyle olur ki, enbiya (aleyhimu's-selam) munkirlerin ittifakin- 
dan zanna distiller de, iclerinden dediler ki: "Galiba biz mekzubuz, ya'ni 
bize balig olan §ey, galiba kizb tarikiyle vaki' olmustar." Nitekim Ibn Ab- 
bas hazretlerinden nakl olunan ma'na dahi, bunu miieyyiddir. Binaena- 
leyh "Kuzzibu "nun tahfif lie kiraatinden murad bu olur ki, bir kimse ken- 
dini mekzub zannederse, kendini hicab icinde goriir ve tekelliifsiiz bir §ey 
soyleyemez. 

2027. 6§kiyamn miinkirlicjinin ittifakmdan, ^eygamberlerin cam zanna dii§tii. 



GSQWf 



AHMED AVNl KONUK 



2028. ^esekkukien sonra, onlara bizim yardimimiz geldi; onlann ierkini soy- 
le, can agaci uzerine $ik!" 

Bu beyt-i §erif, miind-i sadika Hak canibinden hitabdir. "Enbiyayi ve ev- 
Uyayi inkar edenlerin, refah ve saadet-i suriyye icjnde bulunmasmdan dola- 
yi; enbiya ve evliyaya ve onlann tevabiine mekzub olduklan hakkinda §ek 
ve zan geldikten sonra, bizim yardimimiz geldi. Ey mund-i sadik! Sen o miin- 
kirlerin bahsini terk et de, insan-i kamilin §ecer-i ruhuna yiikselmege bak!" 

2029. ""^Je/ ve nzki kimseye ver. Uier dem ve her lahza sihir ogreticilik vardir." 

"0 secer-i ma'nevfnin meyve-i maarifinden ye ve bu nzk-i ma'neviden 
nasibi olanlara da ver!" §ecer-i ma'nevide her dem ve her lahza, her bir 
murfd-i sadika sihir dgreticilik vardir ki, onlar ogrendikleri sihir ile, ehl-i gaf- 
lete sihir yaparlar ve sihir ile insan-i kamii tarafina celb ederler ve bu tara- 
fa gelin, diye nida ederler. 



<^— * •& y. j ' 



i-ji j\ \j>^o *&y? 



Jl jA t^>*p (j\ d'bjS' jd>- 



2030. Dialk deyicidir hi: xx 6y aceb, mademki sahra acjactan ve meyveden bos- 
tur, bu sada nedir?" 

murfd-i sadiklann nidalanm duyan gafil halk: "Yahu, sahra-yi alem in- 
san-i kamilin §ecer-i viicudundan ve meyve-i maarifinden bo§ oldugu halde, 
bu sada-yi da 'vet nedir?" derler. 

2031. v 'Sevdailerin sozlerinden deli olduk; zira sizin yakimnizda bag ve sofra 
vardir!" derler. 

Bize, "Sizin yakimnizda bag-i fuyuzat ve sofra-i ma'rifet vardir" diye ni- 
da eden hayal-perestlerin sozlerinden deli olduk. 

2032. nZiz adziimuzu siliyoruz, burada bag yoktur; ya bir sahra vardir, ya mus- 
hil bir yol vardir. 



Gsgpg, 



MESNEVf-t §ERfF §ERHl / V. CtLT • MESNEVl-3 • 



"Biz dikkatle bakiyoruz ve tecessiis ediyoruz, goriiyoruz ki, burada bize 
viicudundan bahs olunan bag-i ftiyuzat-i ilahiyye yoktur; belki ya ulum-i ba- 
tme ye§illiklerinden an bir sahra veyahud mu§kilati zahir olan bir yol vardir. 
Ya'ni senin bize haber verdigin falan kimsede, bizim zihnimizde tahayyiil et- 
tigimiz evliya hali yoktur; bu garib bir haldir." £ok kimseler zihinlerinde bir 
veil suretini ve onun kendi hayallerinde birtakim ahvalini tasavvur ederier. 
Bir veliyy-i kamile tesadiif ettikleri vakit, onun ahvali, zihinlerindeki suret ve 
ahvale tevafuk etmediginden, inkar ederier. 



jf C~ *» Sj>- j j oljte ijj J^ 



Ji 1 j'j J Ui-^T V^* ^ 



2033. "By aceh, bu kadar uzun bu gixfi it ati, nastl beyhude olur; ve eger mu- 
hakkah varsa hani?" 

"Taacciib olunacak §eydir ki, evliyanin viicudu hakkinda tevatiiren vaki' 
olan bu kadar uzun dedikodu ve menakib ve hikayat, nasil beyhude olur? El- 
bette bunlann ash vardir ve Hakk'm evliyasi mevcuddur; fakat var ise hani 
nerede?" 

Ma'lumdur ki, gecmis, olan evliyayi tasdik etmek halka kolay gelir; fakat 
muasirlan olan evliyayi suretde kendilerine miisavi ve yer iger bir halde gor- 
dukleri igin, kabul ve tasdik etmek, nefislerine gayet giic. gelir. Ashab-i edyan 
da boyledir. Museviler fsa (a.s.)in suretini gordiiklerinde, inkar ettiler ve fse- 
vfler de gecmis, peygamberleri tasdik ettikleri halde, suret-i muhammediyye- 
yi gordiiklerinde inkar ettiler. 

2034. n< ~Ben de onlar cjibi diyorum: By aceh, boyle bir miihrii 'iRabb'in sun'u ni- 
$in vurdu?" 

Bu beyt-i §erif Hz. DekukT veya miirid-i sadik lisanmdan olabilir. "Ben de 
miinkirler gibi taacciib edip diyorum ki: Meydanda olan evliyasini, bu halka 
gostermemek icjn, Hak Teala hazretlerinin san'ati nicjn onlann basar-i basi- 
retlerine boyle bir miihiir vaz* etti. Binaenaleyh, onlar da taacciibde, ben de 
taaccubdeyim." 



<_ȣ) jj o^UL* 



J* 



<^s*t£- ji X»>^ L^PjUj ^jij 



2035. 13a tenazu'lardan CMuhammed acebdedir. Bbii JZeheb dahi iaaccubde 
haltni§hr. 



'cSp? 



AHMED AVNl KONUK 

Muhammed (a.s.v.) da Vet buyurdugu munkirlerin niza' ve muhalefetlerin- 
den dolayi taacciibdedir. Resul-i zisan Efendimiz'in sebeb-i taaccubleri budur 
ki: Da'vet buyurdugu munkirlerin her biri Ebu Cehil ve Ebu Leheb gibi zeka- 
vetde ve idrakde mumtaz mahluklar idi; ve kendilerine soylenen sozler hin-i 
da'vette gayet ma'kul ve mantiki idi. Boyle olmakla beraber bu ma'kul ve 
mantikf sozler, onlann zekavet ve dirayetleri muvacehesinde miiessir olmadi; 
bil'akis inkar ve niza'lan artti. Bu hal ise, son derece sayan-i taaccubdur. 

Ebu Leheb ve emsalinin sebeb-i taaccubleri ise, eazim-i Kureys, durur- 
ken, kabfle arasinda cikan kendi cinslerinden bir yetfmin bu eazim ve eka- 
bir iizerinde tahakkiim ederek bir inkilab-i dim vucuda getirmege te§eb- 
busudiir. Bu sebeble vW^ j>si ^ ^ '-^b M **W J-^> ( sad > 38/5 ) va ' nf " Bir " 
cok ilahlan bir Allah mi yapiyor, bu ?ok acfb bir §eydir" dediler. Ve keza su- 
re-i Kaf da L^ *£. iii bj>L& J& ^ jj£ '^U- bi \J&* 'S (Kaf, 50/2) ya'ni 
"Belki kafirler kendi cinslerinden inzar edici geldigine taaccilb edip, bu acfb 
bir seydir, dediler" buyurulur. 

2036. ^Bu taacciihclen, o taacciibe kadar derin fark vardir; sulian-i azim acaba 
ne ya-pacaktir? 

Resul-i zi§anm taaccubiinden, munkirlerin taaccubiine kadar derin fark 
vardir; cunkii bu iki taacciibden birisi ilme ve dfgeri cehle ve hamakata miis- 
teniddir. Acaba sultan-i azim olan Hak Teala hazretlerinin bu iki taaccubii, 
birbirinin muvacehesine koymaktaki hiikmii nedir ve ne yapmak murad 
eder? 

"Ta", taacciib i^indir. Binaenaleyh bu da cenab-i Pir efendimiz tarafindan 
meydan-i fikre siiriilen ticiincu bir taaccubdur. Ve bu taacciibun istinad ettigi 
sebeb, sirr-i kaderdir. Nitekim ayet-i kenmede 'j^'\ ^jJ *la '£ 'M hJ-\ aIU 
(En'am, 6/149) ya'ni "Allah Teala igin hiiccet-i baliga sabittir; imdi dilese idi, 
hepsine hidayet ederdi" buyurulur. Zira Hakk'in iradesi ilmine ve ilmi ma'lu- 
ma tabi'dir. ve malum ise, a'yan-i sabitedir. Binaenaleyh Hakk'in tecellisi 
a'yan-i sabitenin isti'dad ve kabiliyyetine gore olur. 

2037. By ^Dekuki pek cabuk siir! Sagah ol, sus! CAfe kadar soylersin, ne ka- 
dar? Qunkii kulak kahh vardir. 



gfjK^ MESNEVt-1 §ERtF §ERHt / V. CtLT • MESNEVl-3 • 

Ey DekQkf, kelami kissa tarafina pek gabuk stir; kendine gel, esrar-i ila- 
hiyyeyi if§adan sukut et! Ne kadar soylersin ne kadar? Zfra bu hakayiki din- 
leyecek kulaklann kitligi vardir. 



yedi agacin bir agac olmasi 

2038. nr Ben talii yaver, daha ileriye surdum; o yedi, ciimleien yine hir acja$ ol~ 
du," dedi. 

Dekttkf hazretleri kissaya devam edip buyurdu ki: "Halkin goziinden 
mahff olan ve tali'imin yaverligi hasebiyle bana meshud olan o yedi agaci ya- 
kindan gormek uzere, adimimi daha ileriye surdum; gordiim ki o yedi agag, 
kamilen yine bir agac, oluverdi." 

c^* ^j^- j l <r^ ^ ^ *** <y </° /> ^ l^ *j J - i lj" ^* 

2039. *Dier hir demde yedi oluyordu, ferd oluyordti. ^ilir misin hen hayretten 
nasti oluyordum?" 

"Hemi" "hemf dam" ya'nf "bilir misin" takdirindedir. Bu beyt-i §erifde evli- 
yanin, hakikat cihetinden ittihadina i§aret vardir ve onlarin i'tibarl olan tega- 
yurleri, taayyiin cihetindendir. Ve her dem yedi olmasi ve bir olmasi, her an 
icinde, hem vahdetin mu§ahedesinde ve hem de kesretin mulahazasinda olan 
muhakkikin haline isarettir; ve birinin mu§ahedesiyle, digerinden mahcub de- 
gildir. Muvahhid bunun hilafmadir; zfra onun nazanna, vahdet-i zatdan ba§ka 
bir musjhede gelemez. Ve mahcub dahi, bunun hilafmadir; zfra ona da kesret- 
den ba§kasi gdriinmez. Velhasil mahcuba Zat-i Hak suver-i halkin ayinesi ol- 
mu§tur ve muvahhide de a'yan-i halk, Zat-i Hakk'in ayinesi olmustar. Ve na- 
zar-i muhakkikda halk, Hakk'in ayinesi ve Hak, halkin ayfnesidir. (Hind §a- 
rihlerinden Velf Muhammed Ekberabadf'nin beyanatindan tercumedir.) 



<T£^ 



AHMED AVNt KONUK 

Vahdet-i zatin sirn zahir oldugu vakit, salik hayrette kalacagindan, 
Dekuki hazretlerinin beyanat-i aliyyesinde bu hayret-i mahmudeye i§aret 
buyurulmu§tur. Ve buna i§areten Resul-i zfsan efendimiz i^ jX> j>j ^>j ya'ni 
"Ya Rab, senin hakkinda tahayyuriimu ziyade et!" buyurmustar. 

2040. "CWan. sonra aqaclan namaz&a aordum, saf fe/up, cemuat tfbi tertib 
[2048] v " 

i/apim?. 

2041. "^Bir flgaf onien imam ^i olmu$, dtjjerleri onun arkasmda kiyamda. 

2042. w O fciyam- ue o rufeu' ve o suriwl, acja$lardan bana $ok actb goriindii. 

0\J^-o 1j y^> ,^xJi iLiS* Ot»j 0Tlj j>- Jj5 ^ijT ili 

2043. *0 zaman Utakk'm kelamim yad ettim: "9Vecm, $ecer i$in secde eder- 
ler," huyurdu." 

Bu beyt-i gerffde sure-i Rahman'da olan ouili }^\j ^\) (Rahman, 
55/6) ya'ni "Saki olmayan nebat ve saki olan agaglar secde ederler" ayet-i 
kenmesine i§aret buyurulur. 

Yukanda da izah olundugu uzere, herbir §eyin zahiri ve batini vardir. Za- 
hiri, alem-i miilkten ve batim alem-i melekutdandir. Zahirinin hey'eti ve ah- 
vali, alem-i miilkun icabatiyla mutenasibdir ve batimnin hey'eti ve ahvali da- 
hi, alem-i melekutun iktizaatina muvafiktir. Imdi ehl-i gaflet esjamn batinin- 
dan hicab iginde oldugundan,*ahva!-i melekutu mu§ahede edenlerin sozleri- 
nl inkar ederler. Hz. Dekaki burada, abdal-i seb'amn evza'-i melekutiyyele- 
rinden bahs buyururlar ve bilcumle e§yanin Hakk'i hamd ile tesbih ettikleri 
ve Hakk'a secde ettikleri Kur'an-i Kerimde mezkur oldugu gibi, §imdiye ka- 
dar bu Mesnevi-i$enfde de miiteaddid mahallerde izah buyuruldu; ve bun- 
dan sonra peyderpey izah buyurulacaktir. 

2044. nr Bu agaclann ne dizi, ne de belt uar. 'Du ne namaz tertibidir oyle!" 



<«&* 



MESNEVI-1 §ERfF §ERHl / V. CiLT • MESNEVl-3 • 

"Bu agaglar namaz vaziyetindedirler; fakat higbirinin secdeye giderken 
bukiilecek dizi ve egilecek beli yoktur. Bu nasil namaz tertibiclir, dyle ki, na- 
zara gayet acib gelir." 

2045. "6y revnakli, hiztm fuUmizden heniiz taaecubun mu vardtr?" diye il- 
ham-i Diuda geldi. 

Ya'ni, "Ey ruhu revnakli olan kulum Dekukfi Biz sana alem-i mulkii ve 
melekutu gosterip, birinin dfgerine hicab olmasi hassasim senden kaldirdigi- 
miz halde; ve sen dahi zahir alemdeki ef alimizin tarzini ve batin alemindeki 
ef alimizin tavnni gordiigiin halde, bu agacjann namazdaki ve secdedeki va- 
siflanndan, bizim fiilimizden halen taacciibiin mii vardir?" diye Hak tarafin- 
dan Dekakf ye ilham geldi. 

yedi agacm, yedi adam olmasi 



ij Objj jj «*A** jj <Lj»- 



SjA C-AA Igjl <«1~JU5 iSji^ -W 



2046. £}e$ zamandan soma, onlar yedi adam oldu; ferd olan ^fiezdan i$in hep- 
si ka'dede!" 

"Bir hayli zaman sonra, o yedi agag, yedi adam oldu ve hepsi adam sure- 
tinde olduklan halde, ferd olan Hak igin, namazin ka'de halinde idiler." 

2047. Qozumu siliyorum ki, o yedi arslan, acaha kimdirler ve cihandan ne iu- 
tarlar?" 

"Qe§m-i zahirimi ve basar-i basiretimi siliyorum ki, herbiri bir arslan me- 
sabesinde olan o yedi veil acaba kimlerdir ve cihandan ne vazffe sahibidirler 
anliyayim." 



6 ^P 3 



AHMED AVNl KONUK 



2048. nr Uaktaki ben yoldan yakinhcja eristim, intibah cihetinden onlara selam 
verdim." 

"Vaktaki ben bulundugum yoldan o ka'de halinde olan yedi zatin yakin- 
Ugina eri§tim ve miistagrak oldugum taaccub halinden, intibaha gelerek, on- 
lara selam verdim." 



2049. Taije hana: "6y mefhar ve kerimlerin idci olan ^Dekukit" diye o sela- 
min cevabtm dediler. 

taife-i aliyye bana: "Ey mahall-i iftihar, ya'ni vucuduyla iftihar olunan 
ve kerimlerin basjanmn taci bulunan Dekuki! Ve aleykumu's-selam!" diyerek 
bana o selamimin cevabini verdiler. 



x&-\j^jhj ^ j jjj\ j^j 



_Ui>-uJUi 



j . 'y j j^ j^ 



2050. H^edim: "V^ihauet hunlar beni nasil tamdtlar? HZundan evvel benim 
[2058] ... i n » 

uzenme nazar atmadtlar. 

Kendi kendime dedim ki: "Nihayet bunlar mukaddema benim uzerime na- 
zar atmadiklan ve benimle muarefe peyda etmedikleri halde, beni nasil tam- 
yip, adimi soylediler?" 

2051. "Qabuk benim zamirimden bildiler, birbirine asacjidan yukanya bakisttlar." 

"Benim kendi kendime icimden gegen bu hatirayi derhal bildiler, taaccii- 
ben, ba§tan a§agiya kadar birbirini siizduler?" 

2052. ffulerek: "Gy azvz, simdi bu da mi senin uzerine ortulmustiir?" diye ba- 
na cevab verdiler. 

"Ey evliyanin sertact olan Dekuki, havatira lttila' sirn da mi sjmdiki hal- 
de senin iizerinden 6rtulmu§tur?" 



''j j' 



i eJLi 



jlj fl-Vw-jJ iy^ 



-J 



Ate- IjJjijfJij 



2053. IBir cj'oniil ki, Diuda ile tahayyiirdedir, solun ve sagin sun ne vakit 
mestur olur?" 



*$%&> 



MESNEVl-I §ERfF §ERHl / V. ClLT • MESNEVl-3 • 

"Bir goniil ki, Hak'da fanf olup vahdet-i viicud sim ona zahir olmus, ve 
Hakk'in tecelliyatinda hayret icinde kalmi§tir; artik oyle bir goniile, alem-i ta- 
ayyunatin sirn ne vakit mestur olur? Ve ey Dekuki hazretleri, senin gonlun 
dahi bu hal iginde iken, bu esrar nasil sana mestur kalmistir?" 

-LJsSlj L? «-wj t-^y- J (t— ^ j C)_f? JjJ&J^j (Jjli» ijy*» j\ pZ& 

2054. ( TWim: *Qcr$i hakayik tarafma a$ilmi§lardir , resmi olan isimden ve 
harfien nasil vakifhrlar?" 

Dekuki hazretleri buyurur ki: "Kendi kendime dedim ki: Gergi bu yedi ev- 
Iiyamn kalbleri bevatin ve hakayik-i e§ya tarafina agilmisjardir; fakat e§ya- 
nin zevahiri ve rusumu olan isme ve kelimeye nasil vakif olmusjardir? Ya'nT 
benim batimmi gorduler ve Hakk'a muteveccih bir §ahis oldugumu bildiler ve 
alem-i suretde benim ismimin Dekuki oldugunu nasil bildiler?" 

^jUL^- jl 4J Ob <}\jcu*\ j d\ ^j jl vs^ ^T* LS*"*" 1 ' -r^ C~JS 

2055. ^Dedi: "Gjijer veltden hir isim kaybolursa, onu cahillikten decjil, isliflrak- 
dan hM" 

Abdal-i seb'a Dekukf hazretlerinin bu hatirasim dahi ke§f edip dedi ki: 
"Eger veliden herhangi bir §eyin zahirine taalluk eden bir isim kaybolursa, 
onun bu vukufsuzlugunu cehlinden bilme; belki onun alem-i ma'naya dal- 
masindan ve alem-i surete muteveccih olmasmdan bill" 

Ma'lum olsun ki, abdal-i seb'a emr-i ilahi ile alem-i suretde tasarruf vazi- 
fesiyle miikellef olduklanndan, onlar vazifeleri icabina gore hareket ederler. 
Fakat urefa-yi kamilin, bu vazffe ile miikellef olmadiklanndan, abdal-i 
seb'aya meksuf olan ahval, onlardan mestur olur. Ve boyle olmasi, o kamil- 
lerin mertebeten abdal-i seb'anin madununda olmalanni icab etmez. Nitekim 
Fususu'l-Hikem'de Fass-i Lutf de cenab-i §eyh-i Ekber Muhyiddfn ibn Arabi 
hazretleri §6yle buyururlar: "Bu abdaldan ba'zilan §eyh Abdurrezzak hazret- 
lerine gelip dediler ki: "Bizden Ebu Medyen Magribf ye selam soyledikten 
sonra de ki: "Ey Eba Medyen! Umur-i alemde tasarruf etmek bize giic. gelmi- 
yor; fakat sana giic geliyor.Halbuki bizim, senin makarmna ragbetimiz var- 
dir, sen ise bizim makam ve mertebemize hig iltifat etmezsin!" Maahaza Ebu 
Medyen hazretlerinin indinde hem bu suali soran abdahn ve hem de sair ev- 
liyaullahin makami mevcud idi." 



egwg> 



AHMED AVNi KONUK 

C-~»_yi lib (j\ jZ> b*^ \Jc5\ ^-r"jjj^ L> ^* J ^»^' <^j^ -^4 

2056. Ondan sonra Gu pah dost, bizim sana ihtida etmeh arzumuz vardir, 
dediler. 

Bu muhatabadan sonra, o abdal-i seb'a bana: "Ey temiz dost, namaz kil~ 
mak igin, bizim sana uymak arzumuz vardir, bize imam ol!" dediler. 

2057. ^Dedim: Xi \Pehi, fahai henim devr-i zamandan miishillerim vardir, bir 
miiddet (muhlet verin!)" 

Onlann bu teklifi iizerine dedim ki: "Alem-i taayyiine mahsus olan zama- 
mn devrinden dolayi miiskillerim vardir; zira istihalat ve renkten renge gir- 
meler hep zamamn devrindendir. Ben ise §imdi bulundugum halden ve renk- 
ten, sizin hal ve renginize girmek igin miiddet miiruruna muhtacim. Binaena- 
leyh sizin halinize girip ve sizin renginize boyanip size imamhk etmem igin 
bana muhlet verin." 

2058. 'Ta hi o, pah sohbetler ile hallolsun; zira sohbet sebebiyle bir uziim top- 
rahtan biter." 

Ta ki zamamn devrinden mutehassil olan o musMUer, sizin pak olan soh- 
betleriniz ile hallolsun ve bu sohbet sebebiyle sizin haliniz bana aksetsin ve 
ben de sizin renginize boyanayim; zira bu musahabet ve mukarenetin te'siri 
meydandadir. Nitekim uziim, topragin musahib ve mukarini olmak sebebiy- 
le topraktan biter." 

2059. Dei dolu bir dane, herem ahetinden cam-id olan toprahla, bu halvet ve 
sohbet etti. 

"Dejem" sermest ve mahmur ve donmu§, gamh ve diisunceli ma'nalan- 
nadir. Burada donmus, ve camid ma 'nasi miinasibdir. 

j j j j ts* -J jf j ^j J 1 ^ ^ >£ y^ J^ ^ j> ^ty*- 

2060. [Kendisini hiilliyyen toprahta mahv etti, ahtbet onun rengi ve hohusu ve 
hirmizthgi ve sanligi halmadi. 



MESNEVl-1 SERIF §ERHi / V. CtLT • MESNEVt-3 • 

2061. O mahvdan soma, ontin kabzi kalmadi; kanat a$lli ve bast oldu, merke- 
bi siirdu. 

Igi dolu ve nesv u nemaya isti'dadi olan dane, kendisini toprak iginde kiil- 
liyyen mahv edince, artik onun kendisine aid olan rengi ve kokusu ve kirmizi- 
hgi ve sanhgi kalmadi; o mahvdan sonra onun enaniyyetini te§kfl eden sifatla- 
nnin kabz ve onu nabs etmesi kalmadi. Binaenaleyh batininda miindemic olan 
isti'dadimn kanadim ach ve munbasit oldu ve filizlendi ve merkebi diger aleme 
surdu. Bunun gibi isti'dadi olan bir talib-i hakikat kendisini, toprak kadar mii- 
tevazi' bulunan bir kamilin sohbetinde mahv edince, artik onun kendisine aid 
sifat-i nefsaniyyesi ve enaniyeti kalmaz. mahvdan sonra kabz zail olur, ve 
himmetinin kanadim agip, alem-i letafete yayilir ve merkebini bu aleme surer. 

* Xt> J~i** f-ny^r <->jy* cJj J-i J^Lj>- ^ ^y? J^y*- J-^ u~4 

2062. Vaktaki kendi aslimn onunde, kendiliksiz oldu; surei aitti ve ona ma na 
cilvesi ola\i. 

Icj dolu olan uziim danesi, vaktaki kendi asli olan topragin onunde, kendi 
enaniyetinden gegti, onun danelik sureti gitti ve o danenin batininda olan 
uzumluk ma'nasi acriip meydana c,ikti. Ve bundaki i§aret budur ki, insan-i ka- 
milin ruh-i kullfsi onunde talibin ruh-i cuz'fsi, kendi iradesinden fanf oldukta, 
onun ism-i hassinin hazinesinde meknuz olan ma'na, ona cilveger olur. 

2063. "<S%aah ol, ferman senindir!" dvue baslanm boyle ettiler; baslanni bbule 
uapmaktan abnul harareii kalkiu 

istedigim bir muddet miihlete muvafakat ettiklerini, bastenm sallamak su- 
retiyle bil-i§are beyan ettiler. Ve onlann boyle bastenyla vaki' olan i§aretin- 
den gonlumun harareti kalkti ve icjmde bir yanma peyda oldu. Bu bir haldir 
ki, kamilin nazanna miisadif olan kimseler bu yamkligi kalblerinde duyarlar; 
bilen zevkan bilir, bilmiyenlere ta'rif ile anlatmak mumkin degildir. 

iJL>- 2>y- j\ j «sjS ^\y> by? ls^-* "3^ ^ ^ J?^ 

2064. "Vaktaki bir muddet o beravmh olan taife ile murdkib ve kendimden 
ciida oldum." 



AHMED AVNt K0NUK 

Salikler arasinda "murakib olma"nin ma'nasi, bir kedinin, fare deligi 
oniinde oturup ve bilciimle kuvasiyla nazanm o delige dikip, fare beklemesi 
gibi, salikin bilciimle kuvasiyla maksuduna tevecciih ve intizar etmesi hali- 
dir. Dekuki hazretleri alem-i suretin ahkam ve te'sirati altindan gikmak ve ab- 
dal-i seb'anin hallerini iktisab etmek icm, onlar ile beraber boyle bir muraka- 
be edip, kendinin bulundugu hal ve renkten aynldigim beyan buyurur. Ve bu 
hal, alem-i suret iginde zaman ve mtiddet ile istihsal olunur. 

2065. *Diem o saat icinde, can saatten kurtuldu; zira ki saat Aelihanliyi ihti- 
yar yapar." 

"0 bir zaman devam eden murakabe icjnde de can zaman ve suret ale- 
minden kurtuldu; ve zamanin benim iizerimde boyle bir te'sfri oldu; zira 
alem-i suretde bilciimle istihalat zamana tabi'dir ve zaman ve saat bir genci 
ihtiyarlatir." 

2066. Ciimle telvinler saaticn kalkmishr; saatten kurtulan ielvintlen kurtuUu. 

Bu alem-i surette, ne kadar renkten renge ve halden hale girmeler varsa, 
hepsi zamandan ve saatten peyda olmu§tur. Zamana tabi' olan suret ve ci- 
sim aleminden kurtulup, zamana tabi' olmayan run alemine intikal eden kim- 
se, telvinden ve istihaleden kurtuldu. 

iSy* Oj^«-j pj>** «AA£ ^yt <Sy^ ^Jjti is*^^* - ^-^^ } ^y? 

2067. Uaktuki bir saat, saatten haric olasin, can kalmaz, bt-cunun mahremi 
olursun. • 

"Cun" keyf u kern, ya'ni nasil ve ne kadar suallerine kabiliyyeti olan §ey- 
dir. Ve bi-cun, bunun ziddidir. Alem-i taayyiinat, zaman ve saat ve renk ve 
bicjm ve mikdar gibi keyfiyyat ve kemmiyyat ile mukayyed oldugundan, bu 
alem, alem-i cjindiir; ve alem-i ma'na ve ervah ise, bu gibi kuyudattan an ol- 
dugundan, bu aleme de, "alem-i bf-cun" derler. Ya'nf, "Vaktaki bir an ve sa- 
at, zaman kaydiyla mukayyed olan cismaniyet ve suret aleminden gikasin, 
artik senin oniinde keyfiyyat ve kemmiyyat kalmaz; keyfiyyata ve kemmiy- 
yata tabi' olmayan bir alemin mahremi olursun." 



<^p^> 



figfcT®" MESNEVl-t §ERlF SERHl / V. CtLT • MESNEVt-3 • 

2068. Saat, saatsizlikten tyah degiUir; zira hi onun o iarafa tahayyurden $ay- 
ri yolu yokiur. 

Ehl-i zaman ve suret, zamansizlik ne demek oldugunu bilmezler ve anliya- 
mazlar; zira ki o ehl-i zamamn zamansizlik tarafina, hayret etmekten ba§ka bir 
hali yoktur ve bu hayret "hayret-i mezmume"dir, zira cehle miisteniddir. 

2069. Dier neferi, aid u cu cihdm icincle, ona tnahsus olan bir iavuU uzerine 
baglami$lardir. 

"Tavile" ahirda hayvamn ayagina baglanan ip demektir. Ya'ni "Cismani- 
yet ve zaman ehlinden olan her bir neferi, bu ciist u cu ve tecessiis cihani 
iginde, ancak kendisine mahsus olan ipe baglamisjardir. onun isti'dad ve 
kabiliyyet-i ezelfsinin icabidir." 

2070. Dierbir tavile uzerine bir sais nash olunmu$; birbirini terh eden, onun 

[2078] . , , 

gaynyle yelemez. 
Bu alem-i suret ahinndaki herbir ipin uzerine bir bekgi ve bir sais ta'yin 
oiunmu§tur. Birisi o bulundugu yeri terk etmek istese, ancak izin ile cikabilir. 
Nitekim ayet-i kerimede sure-i Tank' da l»u \£* i Jx jsr ji (Tank, 86/4) ya'ni 
"Ahvalini hifza muvekkel melek olmayan hicbir n'efis yoktur" buyurulur. 

2071. 6|/er hevesinden munkaii ol$a, ba$kalanmn lav&esine siiluk etse... 

Bu alem-i taayyun ahmnda isti'dad-i ezelf ve kabiliyyet-i aslf ipi ile bagh 
olan ehl-i suretten her biri, digerinin hal ve mertebesine i§tirake heves edip, 
kendi ipinden ve mertebesinden munkati' olsa ve ba§kalanmn tavilesine sii- 
luk etse... "Ser der kerden" Bahar-i Acem'm beyamna gore, suluk etmek ve 
biriyle beraber ya§amak ve suru' etmek ma'nalanna gelir. 

2072. r De.rbM $evik ve latif olan ahiralar, onun yulannm kosesini ve sinesini 
tutarlar. 



*$$&> 



AHMED AVNt KONUK 

"Ahur"in nihayetindeki "ci" edati Tiirkge'dir; "ahirci" demek olur ki, sais 
ma'nasmadir. 

2073. Gy ayyar, aer$i sen hafizlan aormezsin; ihtiyanm, ihtiyarsiz opx\ 

"Ayyar" kesirii'i-hareke demektir. "Ey alem-i suretde, kendi tedbirine te- 
bean harekat-i kesire ffa eden kimse, sen, senin nefsin iizerine muvekkel 
olan melaikeyt ve saisleri goremezsin; zfra basar-i basfretin, alem-i miilk ve 
suretin ahkami ile drtulmu§tur; fakat ePal ve harekatina dikkat et; tedbirine 
mustenid olan ef'al ve harekatindan §imdiye kadar kagi miismir oldu ve ka- 
gi tedbfrin dairesinde netfcelendi. Buna bak da, ihtiyanm ve iradeni, ihtiyar- 
siz ve iradesizgor!" 

2074. 'Dir ihtiyar edersin ve elin ve ayaijin agiktu; ni$in mahbussun, nifin? 

"Bir §eyin vuku'unu ihtiyar ve irade edersin ve elin ve ayagin da iradeni 
ve ihtiyanm kullanmak igin agiktir; fakat bu serbestiye ragmen bir turlii mak- 
sudunu elde edemezsin. Binaenaleyh dikkat etmez misin ki, bu serbesti ile 
beraber, bulundugun hal iginde nigin mahbussun, nigin?" 

Nitekim Ebu Ali Dekkak hazretlerine sormu§lar ki: "lradenin fevkinde bir 
irade oldugunu ne ile bildin?" ^\j*}\ j^ ya'ni "Azimetlerin nakzi ile bildim" 
cevabini vermi§tir. Ya'ni, ben bir §eyin hususuna azimet ve kasd ettimrgor- 
diim ki o benim azimetim bir ma'ni' hayluletiyle bozuldu. Bundan anladim 
ki, ben ihtiyanmda ve irademde serbest degilim, demek olur. 

S.o}J} t~~Jii OlJbJL^J Aj S-°3j> Ja*U- jl>j1 ji l_£jj 

2075. ^jiizii hafizm inkanna goturmussiin; ona nefsin tehdulah adint vermissin. 

Ey gafil! Sen bu ma'nevi bekgilerin inkanna muteveccih olmu§sun ve: 
"Boyle §ey yoktur" dersin. §er' ve ahlaka mugayir yaptigin bir i§ igin igindem 
"Yapma, etme!" diye bir men' ve tahvif gelse, sen bu men'e, nefsin tehdidle- 
ridir dersin. Halbuki Hak Teala Kur'an-i Kerimde Ja»U- (& li J£ jr oi (Tank, 
86/4) ["Ahvalini hifza muvekkel melek olmayan higbir nefis" yoktur"] Ve su- 
re-i Ra'd'da «ui y '& *jt£»L *£* 'j* ' } ZL & '^ oC^* «J {Ra'd, 13/11) ya'nf "0 
kimse igin onden ve arkadari muakkible'r va'rdir ki, Allah'in emrini hifz eder- 
ler" ve sure-i infitar'da 'jst»U- JJC^ '& j (Infitar, 82/10) ya'ni "Muhakkak si- 



°$^e 



MESNEVl-1 §ERfF §ERHl / V. ClLT • MESNEVl-3 • 

zin iizerinize bekcUer vardir" ayet-i kenmelerinde bu bekgilerin viicudunu biz- 
lere haber verir. Bir mu'min bunlan inkar edemez; binaenaleyh bu beyt-i se- 
rif munkirlere hitabdir. Zira munkirler, §eriatin hakikati yoktur, cem'iyyet-i 
be§eriyyenin intizamim muhafaza icin mahz-i tehdiddir, derler; ve bir kismi 
ahlaki inkar ederler, i'tibari bir §eydir derler. 



Dekukfnin imamet ile one gitmesi 



J J u^ Jj** ^ $* ufr* J* Js? >J^ ^ Cf^ 1 Oi ! 

2076. IZu sozun nihayeti yoktur, fabak ko§{ "Jdgah ol ey dekuki, namaz 
vakti geldi, one git!" 

2077. "By yegane, agah ol! Dki rek'ati eda ei, id ki senden zamane muzeyyen 
olsun!" 

"Ey zamanin ferfdi ve teki olan Dekuki! Alem-i sahva gel de iki rek'at farz 
olan namazi eda et, ta ki senin bu ibadetinin nuruyla zamane muzeyyen ol- 
sun!" Bu iki rek'at namazin, sabah namazinin farzi oldugu zahirdir. 

2078. By namazda gozii ay dm olan imam! <j\iukiedalikta gozii aydm olmak 
laztmdir. 

Bu beyt-i serffde s>uJi j ^ i} oW j ya'nf "Namazda goziim aydm ki- 
lmdi" hadis-i gerifine i§aret buyrulur; zira bu hadis-i §erifde beyan buyrulan 
"goz aydinhgTndan varis-i kamilin dahi nasibi vardir. Ve Dekuki hazretleri 
ise o varis-i kamillerden biridir. Ve "muktedalikta gozii aydm olmak lazimdir" 
buyurulmasi dahi, miir§id-i kamilin boyle varis-i kamil olmasi lazim gelece- 
gine i§arettir. 



SVOTM^ 



AHMED AVNl KONUK 
\j jjf dSjf J^j C~*L.I jJ> US' (j\ 6j£** C~~* C-»Wj-i jJ 

2079. By bilyiik! Dmdmetie korii takdtm etmek, §ertatie mekruh olclu. 

<LdL- JJ.L y\ <> ^jj rt-^5- «-** j C—^- j -L5>b JiiU- <u>-y 

2080. ITier ne kadar hafiz ve gevik ve fakth olursa la f sefih olsa hile, gbzii 

[2088] „ * . .1. 

nurlu lyidu. 

Kor, her ne kadar hafiz-i Kur'an ve harekatmdan gevik ve ilm-i fikha va- 
kif olsa bile, imamete gozii agik ve nurlu olan sefih ve cahil kimse daha ev- 
la ve miireccahtir; zira kor, gozii goremedigi igin "necasetten taharefe muk- 
tedir degildir; halbuki imamin temiz olmasi lazimdir. 

j-^ j jt*A J**' ^ r^ ->*** ^ *■# ■**-* '-> *£ 

2081. Oioriin pislikten sahinmasi olmaz; -perhizin ve hazerin ash goz olur. 

Zira goz, gordiigii §eyden sakinir ve korkar; binaenaleyh gozii gorme- 
yen bir kimse, namaza mani' olan necasetten sakinamiyacagi igin, imame- 
te salih degildir. Gergi Resul-i zi§an Efendimiz, ashab-i kiramdan a' ma olan 
Ummu Mektum hazretlerini istihlaf buyurdular; fakat Ummii Mektum haz- 
retlerinin her ne kadar zahir gozii a'ma idiyse de, batin gozii agik idi ve o 
goz ile alem-i miilk ve melekutu mii§ahede buyurur idi; ve sohbet-i Risa- 
let-penahfnin berekatiyle bu hal o hazretten miisteb'ad degildir. Nitekim 
yukanda bir a'manin kiraat zamamnda, kelimat-i kur'aniyyeyi goriip ta'kib 
etmesi kissasi gegti. Buna binaen (s.a.v.) Efendimiz hadis-i §enflerinde 
tfj-^ ^jj ja ^Vi ufi a ^*, t5 ^ u . ^ ^i\ ^J ya'ni "Zahiri gozii kor olan kor 
degildir; kor ancak kalb ve basiret gozii kor olan kimsedir" buyururlar. 

2082. O uburda murdarhgi cjarmez; mii'minlerin gozii asla kor olmasinl 

Kor, gelip gegtigi yerdeki pisligi goremez; caiz ki kendine bula§mi§ olur. 
Binaenaleyh §eriatte ve hakikatte bu gibi murdarhklardan masun kalmak igin 
mii'minlerin zahir ve batin gozii asla kor olmasm! 

2083. Jiahiri kor, zahiri necasettedir; bahni kor, sir necaseHerindeAir. 



*#$& 



MESNEVI-t SERIF §ERHl / V. CtLT • MESNEVI-3 



Zahin gozti ve hiss-i basan goremeyen kimse, zahin necaset ve pislik icjn- 
dedir; fakat basar-i basireti ve kalb gozu kor olan kimse sir necasetleri ve za- 
hin gozler ile gdriilemeyen ma'nevi pislikler icmdedir. 

2084. ^Du zdhir necaset sudan (fitter; o hahn necaseti ziydde olur. 

Bu zahin necaseti su ile yikayip temizlemek kolaydir; fakat o batinf neca- 
seti ve o ma'nevi pisligi su ile temizlemek ve zahiri tedbfr ile izale etmek 
miimkin degildir. pislik gittikge ziyadelesfr. 

2085. Onu goz suyunun gayriyle yihamak, miimkin degildir; vahtaki hahnlann 
necasetleri ayan oldn. 

Bahndaki pislikler a'za ve cevarih vasitasiyla birtakim kdtu efal ve ahlak 
suretlerinde ayan olup, meydana giktigi vakit, o murdarhklan goz suyu ile, 
ya'ni pi§man olup, aglamak ile yikamak miimkin olur. 

2086. Qiinku Diudd kafire "neces" ta'htr etii; o necaset onun zahiri uzerinde 
degildir, 

Ya'nf, Hak Teala hazretleri sure-i Tevbe'de '^ 'ci/"^A ui \^' >A 4,1 C 
(Tevbe, 9/28) ya'ni "Ey mii'minler, mu§rikler ancak necesdir" buyurdu. Fa- 
kat bakilirsa onlann suret-i zahirelerinde necaset yoktur. 



2087. ZKafirin zahiri bundan miilewes degildir; necaset ahlakda ve dindedir. 

Kafirin zahiri bu necaset-i zahireden miilewes degildir. Kur'an-i Kerim'de 
beyan buyrulan necaset, onun ahlakmda ve dmindedir; zira onlann araz- 
dan ibaret olan ahlaki ve dini, ma'na aleminde ayn-i necestir. 



2088. HSU necdsetin kokusu yirmi adimdan gelir; ve necaseiin kokusu 
Uley'den <§am'a kadar gelir. 



*$$&> 



f>K®~ 



AHMED AVNl KONUK 



Bu zahirf necasetin kokusu ve eseri, ancak yirmi adimhk yola kadar ya- 
yilir; halbuki o batmi necasetin kokusu ve eseri ise, Iran'daki Rey §ehrinden, 
Suriye'deki §am'a kadar intisar eder. 

2089. H^elki onun kokusu gokler iizerine cjider, hurilerin ve ^Ridvantn dima- 
gina cikar. 

Belki o batini necasatin kokusu ve eseri avalim-i ulviye kadar gidip, er- 
vah-i aliyenin dimagina vasil olur ve onlan iz'ac eder. 



-j* r**' 



jM\ (> y 



'r$* j J 



<y 



2090. O sey ki, soyliiyorum, senin anlayisin kadardir; dogru anlayisin hasreiin- 
[2098] j .j,. 

den oldum. 

Ey sami', bu benim soyledigim sozler, ancak senin anlayi§in kadardir; bu 
soylediklerimi daha ziyade tafsil ederdim; fakat anla§ilmamak korkusundan 
terk ettim. Esasen dogru anlayisin hasretinden dldum. 

Bu beytin §erhinde Hind §arihlerinden Veil Muhammed Ekberabadi §6yle 
buyurur: "Eger anlayi§i dogru bir kimseyi bulsam, asuman nedir ve Ridvan 
kimdir ve hurfler ne oluyor ve onlann viicudu hangi alemdedir ve kokunun 
onlann dimagina gitmesi ne tavir iledir ve ne zarar eder? Bunlan birer birer 
beyan ederdim. Ve mademki Mevlana hazretleri burada beyandan siikut bu- 
yurmu§lardir, bizim de siikutumuz evladir. Velakin miicmel olarak su kadar 
soyliyeyim ki, bu mezkurat senden harig degildirler; herkesde ve herkes ile 
beraberdtrler. Ve "onlann dimagma zarar eri§mesi" odur ki, necaset-i batine- 
nin kokusu asumana gittigi vakit, §ahis iizerine asumamn yolu mesdud olur 
ve onun makami, zeminden gayri olmaz. Ve bu kokudan hurilere ve Rid- 
van'a fza* ve kerahet eri§tigi vakit, §ahis iizerine cennet kapisi kapamr ve ce- 
hennem kapisi agilir. Ve caiz ki, cenab-i Pfr'in hatir-i miibareklerinden bura- 
da diger esrar gecmis. olsun. Vallahu a'lem." 

jjW 1 *jij ^~~- £•*■* _*** ^y? y s ^J^J J c— j^^ 

2091. fjehim sudur ve ienin viicudu testidir. Tesfi kinldicji vakit, ondan su do- 
kiilur. 

Fehim, su gibi niiruzu §edid olan bir seyyaledir ve tenin viicudu ve taay- 
yiinii ise bir testi gibidir. Testi catladigi ve ba'zi mahalleri delindigi vakit, bit- 
tabi' icmdeki su akip gider. 



Vgypp 



MESNEVI-t SERtF SERHl / V. CtLT • MESNEVt-3 • 

2092. 15a fesftnm fre$ iertn. delt^i vardir, onda ne su kaltr, ne de kar. 

Bu cisim testisinin havass-i hamse-i zahireden ibaret, be§ tane derin deli- 
gi vardir. Binaenaleyh onun iginde ne su kahr, ne de kar! "StTdan murad, 
dogrudan dogruya kalbe munzel olan maam-i gaybiyyedir; ve "kar"dan mu- 
rad, ehlullahm kulub-i §erffesine nazil olup, huruf ve elfaz ile bitteksif alem-i 
kesafete gikanlan maarif-i ilahiyyedir ki onlar bu cisim testisine, bu kesif el- 
faz ile ilka olunur. 

^ y <jslfrj C~~* \j (JXJ*Z> p* ,S j\+ju\ iy> j* \yki- ja\ 

2093. "fiozlerinizi kevaAan yumun!" emrini de isittin, sen ayafli doffu koymadm. 

"Siim" ayak ve kulak deligi ma'nalannadir; burada her iki ma'na da caiz- 
dir. Beyt-i §erffde, sttre-i Nur'da olan '^jUji [y> !jl~> 'u^j-JJ J* (Nur, 24/30) 
ya'ni "Ey Resulum, mii'minlere soyle g6zlerini yumsunlar" ayet-i kerimesi- 
ne i§aret buyrulur. Maksad, havass-i hamseden biri olan gozlerin, bakmasi 
name§ru' olan §eylere kar§i kapatilmasidir ki, bu cisim testisinin deliklerinden 
birinin tikanmasim amirdir. 

2094. V^futuk, agizm cihetinden senin fehmini gotiiriir; kulak, kum gibulir, se- 
nin fehmini yutar. 

Cisim testisinin deliklerinden biri de agizdir ki, havass-i hamseden hiss-i 
zaikamn mahallidir; fakat bu delik ayni zamanda soz soylemek mahallidir. tn- 
san soz soylerken, soyledigi kelamin ma'nasiyla me§guldur; eger me§gul ol- 
dugu ma'na, alem-i siifliye aid ise, alem-i ulviye aid olan ma'nayi izale eder; 
ve eger alem-i ulvfye aid ise, bu nutuk bil'akis susamisten kandiran ab-i zii- 
laldir. Nitekim bu Mesnevf-1 §enfo nevi'dendir. Imdi soz soyleyen kimse, 
kendi haline baksin da, ona gore soylesin veya sussun. Ve keza cisim testi- 
sinin deliklerinden biri de kulaktir. Eger insan kulagim bf-ma'na ve alem-i 
siiflfden miinbais olan sozleri dinlemege hasr ederse, bu hal, alem-i gaybdan 
munzel olan maani sulanm, kumlann sulan yutup yok ettigi gibi izale eder. 

2095. Senin dujer delihlerin de boyledir; senin muzmer olanfehim suyunu geker. 



°&p? 



AHMED AVNl KONUK 

Senin cisminin testisindeki ba§ka deliklerin hepsi de bu izah ettigimiz tarz- 
da, senin batminda su gibi seyyal olan fehmini, sizdinp izale ederler. 

2096. Bger denizden suyu bedelsiz pkanrsan, o denizi $ol yaparsm. 

Bilfarz denizin suyunu, yerine bedeli gelmemek sartiyla, baska bir saha- 
ya akitsan, o denizin sahasi col haline gelir ve asla su bulunmaz. 

Ma'lum olsun ki, havas deliklerinin acrimasi, fehim ve idrak suyunun do- 
kultip gitmesini mucibdir; ve sermaye-i fehm "huzur-maallah"dir ve kalbe te- 
veccuhdur. Ve §ahis soylemege ve dinlemege me§gtil oldugu vakit, kalbe te- 
veccuhe futur gelir ve huzura gaflet yolu agilmi§ olur. Eger huzur ve agahkk- 
da meleke hasil olmus. ise, o zaman bir kimseye soz soylemek ve bir kimse- 
nin soziinu dinlemek zarar vermez. Zira boyle bir kimsenin varidati, masra- 
findan coktur ve bu yolda olmayan salikin varidati az oldugundan havas de- 
liklerinden sarfiyati 50k oiursa, onun kalbi susuz bir col haline gelir ve ab-i 
fehm ve idrakten bo§alir. 

2097. Uakiisizdir, eger hall, ivazlann ve beddlerin medhalini soylesem... 

Iprjt- Jwu j Julias' j\ \j j>xj IfiJb d\ j \^>jf- d\f 

2098. !7Ct ivazlar ve bedeller, harclardan soma, denize nereden gelir? 

Ya'ni, "Eger bu cisim testisine ivazlann ve bedellerin mahall-i duhulumi 
ve hakikan hali, ivazlar ve bedeller, sarfiyattan sonra denize nereden ge- 
lir diye soylesem, vakitsizdit. Bu esrar ve hakayikm tafsil ve izahina vakit 
miisaid degildir." Evvelki beyt-i §enfde "testi" ile, saliklerin vucuduna ve 
"bahr" ile kamillerin vucuduna isaret buyrulur. Saliklere ab-i fehm kamiller- 
den ve kamillere ab-i fehm de, hakikat-i muhammediyyeden gelir. 

2099. ~$uz binlerce can~ver ondan yerler; ve buluilar da onun zahirinden gotu- 
riirler. 

Zahiri denizde yuz binlerce baliklar ve turlii turlu hayvanlar yerler ve Ver- 
ier ve bulutlar dahi onun zahirinden ve sathindan birtakim buharati ahp go- 



c 3^ 



SljK®" MESNEVf-1 §ERIF SERHl / V. CtLT • MESNEVt-3 • 

turiirler. Bir bahr-i ma'na olan insan-i kamilin fuyuzatindan dahi, alem-i ke- 
safet ve letafet dahi boylece istifade ederler. 

2100. Hekrar deniz o ivazlan ceker; ashab-t resect, bilirler ki, neredendir. 
[2108] 

Zahirf deniz tekrar, kendisinden eksilen mevaddin bedellerini ve ivazlan- 
m geker; fakat bunlan nerede gektigini rii§d ve dogru yol sahibleri bilir. Ya'ni, 
zahirf deryanin ivazlanni ulum-i tabiiyyede dogru ma'lumat sahibleri bilirler 
ve batini derya olan insan-i kamilin sarfina mukabil gelen ivazlann ve bedel- 
lerin nereden geldigini de zevk ve kesjf sahibleri, urefa-yi ilahiyye bilirler. 

2101. JAceleden hissalara hasladih, hu kitabin iginde muhlasstz haldi. 

"Muhlas" hulasa edilmis, demektir. Derya-yi kaleme varid olan maani ve 
hakayikin, mustaid taliblere bir an evvel ibzali cihetinden dolayi, birtakim 
kissalara basjadik; bu aceleden dolayi bu kitab-i MesnevP nin icmde hulasa- 
siz ve nihayetsiz kaldi; tamam edemedik. 

2102. By UiaMiin ziyasi olan corned Dtusameddin hi, felek ve erhan, senin 
cjibi hir sahi dogurmadi. 

"Rad" comert ve sahi ma'nasinadir. Bu sifatin Hiisameddin £elebi hazret- 
leri hakkinda isti'mal buyrulmasimn sirn budur ki, bu Mesnevi-i §erff Qelebi 
hazretlerine hitaben beyan buyurulmus. ve bu bahr-i bi-payam o hazretin is- 
ti'dadi cezb etmi§tir. Zfra bu Mesnevi-i §erffde beyan buyuruldugu iizere, 
"Allah Teala hikmeti vaizlerin lisanma, mustemi'lerin isti'dadi kadar ilka bu- 
yurur." Imdi o hazretin isti'dadimn viis'ati, bu bahr-i bf-payan-i MesnevPmn, 
alem-i suretde zuhuruna ve talib-i hakikat ve hikmet olan kimselerin istifa- 
delerine sebeb olmu§tur; bu ise Hz. ^elebi'nin isti'dadimn comertligidir. Ya'nf, 
"Ey Hakk'in nuru ve ziyasi olan comert Husameddfn'im ki, dokuz felek ve 
dort riikn-i unsurf ve tabfat, bu alem-i suretde, senin gibi bir §ah-i hakikat do- 
gurmadi." Bu hasr ve tahsis, cenab-i Pir hazretlerinin terbiye buyurdugu sa- 
liklere aiddir; yoksa, sekene-i arzin umumuna rati' degildir. Zfra cenab-i 
Mevlana efendimizin nefs-i nefisleri de dahil oldugu halde, felek ve erkan, df- 
ger biiyiik §ahlar ve sultanlar da dogurmu§tur. 



G «% a 



fig^ AHMED AVNl KONUK ^S 

2103. 6en can ue ii!e nadir geldin; ey, goniil ve can senin kudumundan haciUir. 

Sen benim camma ve gonliime nadir geldin ve murfdlerim arasinda senin 
gibisi nadirdir. Ey kamilu'l-isti'dad olan Husameddin'im! Senin kemal-i is- 
ti'dadina miinasib cevahir-i hakayiki ibzal edemedigi icjn goniil ve can, se- 
nin kudumundan utanmi§tir. 

2104. [yepnis olan kavmi ne kadar medh ettim; onlardan henim kasdtm iktiza- 
dan dolayi sen idin. 

Ya'nf "Bu alem-i faniden gelip gegmis, olan evliyaullahi bu Mesnevi-i §e~ 
rifde ne kadar medh ettim; fakat medhinden ve menkabelerini beyandan 
maksadim, mukteza-yi hal ve zamandan dolayi, ancak sen idin." Zfra bu 
Mesnevi-i £enfdeki esrar ve hakayikdan umumun nasibi vardir; ve halkin 
kabulu ise, hazirdan ziyade, gaib hakkinda vaki' olur. Binaenaleyh agiktan 
agiga sen! soylesem, saika-i hased He, halkin kabul etmeyenleri de bulunur. 
Ve bu adem-i kabul onlar hakkinda muzir olur. Gormez misin ki bu halk, 6n- 
lerinde, gegmi§ zamandaki evliyanin esranm hamil bir veliyy-i kamil bulun- 
dugu halde, ona gelmeyip, o gegmis. olan evliyanin mekabirine gidip istimdad 
ederler. 

U ^ i^y* ^ j* f^ y ^° ^y*' ^^ b ^y- sa>^>- 

2105. iy\tuhakkak dud kendi evini tanu; sen her kimin namina isiersen send eil 

Dua evi, hakikatde Hak Siibhanehu hazretleridir. Mehamid her ne ka- 
dar zahirde, Zeyd'in ve Amr' in *namina vaki' olsa da, bu mehamidin ve se- 
nalann hepsi hakikatte Hakk'a raci' olur. giinkii viicud-i mezahir, kema- 
lat-i Hakk'm ayinesidir. Nitekim bu ma'na atfde 2117 numarah beyt-i §e- 
nfde iy. c-ijip ^u~M j Jr # j i jj j*- jyi j^^ y> aSjIj ya'ni "Zira ki, her bir 
medih, Hakk'in nuruna gider; suretler ve §ahislar iizerinde ariyet olur" su- 
retinde tasrih buyurulmu§rur. 

2106. uWedihin, nd-mahalden kitmam icin, Diak feu hikdyeleri ve meseli hoy- 
mn&iur. 



<^%? 



MESNEVt-1 §ERtF §ERHl / V. CtLT • MESNEVf-3 • 

"Medih" medh olunmu§ ma'nasinadir. Medh olunan kimsenin, hasidlerin 
nazannda saklanmasi igin, Hak Teala hazretleri bu hikaye ve mesel perdele- 
rini ihsan buyurmu§tur. 

Jill J^>- 1J^ J^-L JU Jpt*+ p* ^fjj jl £-X. cft^J' 

2107. ^erpt o medh dahi senden hacil cjeldi, Diuda dervi§in cehdini kabul eder, 

"Cehd" sa'y ve "mukill" dervfs. ve fakir ma'nasinadir. Ya'ni "Senin buyuk- 
lugiin ve medhin kugiiklugii hasebiyle o medh, senin huzur-i ma'nevfhe gel- 
digi vakit, utandi. Fakat Huda, fakfrin sa'yini kabul buyurur." 

Yukandaki 2105 numarah beyt-i serffin iz|hinda beyan olundugu uzere 
bilciimle mehamid Hakk'a raci'dir ve insan-i kamil, mazhar-i ism-i cami' ol- 
dugundan be§erihin lisan-i mahduduyla Onun hakkinda vaki' olan medh u 
senalan bittabi' nakis olur. Cenab-i Pff efendimizin "Huda cehdu'l-mukilli ka- 
bul eder" buyurmalan bu ma'naya goredir. 

2108. Diak kisreyi kabul ediv muaf tutar; zira kbriin iki aozunden, iki kaire 
kdftdir. 

"Kisre" ekmek kingi ma'nasinadir. Hind §arihleri bu ma'naya almisjar ve 
Bahru'1-Ulum hazretleri §u ma'nayi vermi§tir.- "Bu beyt, medh-i kasinn ka- 
bulii iizerine temsQdir ki, sadakada ekmek pargasina te§bih olunur. Zira ha- 
dis-i sahihde bir habbe sadakanin ind-i ilahide biiyiik kiymeti oldugu beyan 
buyurulur; kasinn medhi de boyledir." Fakat Ankaravi hazretleri "kisre"yi 
kinklik ma'nasina ahp "Hak Teala kinkhgi kabul edip muaf ve musellem tu- 
tar" buyurmusjardir. Fakfre gore de, "kisre"yi kinklik ma'nasina almak mu- 
nasib olur, bu suretle beyt-i §erffde "Ben kulub-i munkesire indindeyim" 
ma'nasmdaki hadis-i kudsiye i§aret buyurulur. Ya'ni Hak Teala, kusur yap- 
tigi igin kalbleri kink olan kullan kabul edip, muaf tutar; zira acizin §ani bu- 
dur. Nitekim koriin aciz ve kasir olan iki goziinden iki katre yas, kafidir; zi- 
ra fazlasi beklenemez. Hind §arihleri, koriin gozleri ya§sizdir; ve Ankaravi 
hazretleri ise, bil'akis koriin gozii gok yashdir; binaenaleyh "iki katre ya§ ki- 
fayettir" demek mtinasib degildir buyurur. Fakfr derim ki: Korlerin enva'i 
vardir, ba'zilanmn gozleri biisbiitun kapanmi§tir, bunlar ya§srzdir ve ba'zi- 
lannin gozleri ise gok yashdir. Beyt-i §erifde, ewelki korlerin hali beyan 
buyurulmu§tur. 



e #3S&' 



ASK®" AHMED AVNl KONUK 

2109. O ihhami ku$ ve hahk bilir ki, bu laitf ndmi miicmel olarak medh, ettim. 

"tbham" belirsiz etmek ve maksadim setr etmek ma'nasinadir. Bu beyt-i 
§erif, yukanda gegen 2114 numarali beyt-i §erifin te'yfdidir. "Kus/'tan murad, 
alem-i ma'nada ugan ervah; ve "balik"dan murad "seyr-fillah" mertebesinde 
bulunan zevattir. "Ben bu Mesnevi-i £erifde bu latif nami mubhem ve miic- 
mel olarak medh ettim. Benim bu ibhamimi, alem-i ma'nada ugan ervah ile 
"seyr-fillah" mertebesinde bulunan kimseler bilir." 



>£ <S OtJuJb lj jX?- U ijj <S Obj-^>- o\ jj 



\3 



2110. Ta fu onun uzerine hasedcilerin ahi az essin; ta hi onun haualini it? ile 

[2118] 

az isirsm. 
"Hayalini di§ ile lsirmak" kalben inkardan kinayedir. 

2111. Dialbuki hasud onun hayalini nerede bulur; sigan evinde, tuft ne vakii 
mizaandi? 

Hasud, o medh ettigim zatin hayalini kalbinde bulamaz; zira o hasudun 
kalbi sigan yurdudur. Hig sigan yurdunda, bir tuti kusu tuner mi? 

2112. Onun. o hayali, ihtiyalden alur; o, onun kasimn kilidir, hilal degildir. 

Hasudun kuvve-i hayaliyyesine gelen hayal, Qelebi Hiisameddin hazretleri- 
nin hakiki hayali degildir; belki kendisinin htle ile icad etmis, oldugu bir hayal- 
dir. Eger o hazretin hakiki hayali, o hasudun batinina gelmis. olsa, onda hasud- 
luk kalmaz, bu gibi ahlak-i zemimeyi ifna eder. Zira insan-i kamilin hayali her 
ne kadar bir suret ve put ise de, bu gibi sifat-i zemime putlanni kincidir. Nite- 
kim yukandaki bir beyt-i §enfde j£a c^. ji y** c- j-tj** y >. J^ ^ J^ Hyr 
ya'ni "Vaktaki benim yarimin hayali araya girici oldu; onun sureti puttur, onun 
ma'nasi ise put kincidir" buyurulmus, idi. 

Imdi hasudun su'-i hulku mademki hal-i devamdadir, bundan anla§ilir ki, 
onun batinma gelen hayal, insan-i kamilin hayali degildir; belki kendi bati- 
mnda ve vucudunda kendisinin icad ettigi bir hayaidir ki, bu hal, gozimiin 
uzerine dogru uzayip, kivnlmis, olan ka§min kilim, semadaki hilal zannet- 



*$$&> 



UK®" MESNEVI-1 §ERIF §ERHl / V. CILT • MESNEVl-3 



mek kabflinden olur ki, bu kissa II. cildin ibtidalanna dogru olan bir mahal- 
de -up aJUi ^j y^ j^p j?\ j^ ji \j JL>- ^^ or jviiju^ Jt>u ["Hz. Omer (r.a.)in 
zamamnda, bir kimsenin hayali, (kasmdaki beyaz kill, ramazan hilali) san- 
masi"] iinvaniyla gecti. 



^j J^ iA?" ^^ u~*j s- ^-^ j eh j 1 ^jj< c^ y c^ 

2113. <5enin medkini be§ien ve yediden hari$ soyliyeyim; simdi yaz, ^ekuki 
ileriye flitti. 

"Be§"ten murad, havass-i hamsedir; §arihler bunda muttefiktirler. "Ye- 
di"den murad Ankaravfye gore eflak-i seb'a've §urrah-i Hind'den Muham- 
med Riza ve digerlerine gore perde-i dildir; ve Veil Muhammed 
Ekberabadf ye gore yedi a'za, veyahud "be§"ten murad, be§ namaz vakti ve 
"yedi"den murad dahi haftanin giinleri olmasi melhuzdur. Fakire gore 
"bes/'ien murad havassi-i hamse olmasi mimasibdir; ve "yedi"den murad 
dahi meratib-i nefisdir ki, onlar "Emmare, levvame, mulhime, mutmainne, 
raziye, merziyye ve safiye"dir. Bu bes, havas ile meratib-i nefs, cismaniyet 
alemindendir. Cenab-i Pir efendimiz buyurular ki: "Ey Husameddin'im! Ben 
seni cismaniyet aleminin haricinde medh edeyim." Nitekim V. cildin ibtida- 
sindaki su ouu^j ^^ jjui ^ ol;u;j l c—i j>~>- y ^ ya'ni "Seni, zinda- 
nilere, bu beden ve dunya mahbuslanna medh etmek yaziktir; binaenaleyh 
senin medhini ruhanfler ve ehl-i melekut mecma'inda soyliyeyim" beyt-i 
§erifi bu ma'nayi te'yid eder. ikinci misra'in ma'nasi zahirdir. Ya'ni, ben kis- 
sayi soyliyeyim, sen ber-mutad yaz! Dekukf imamet icin one gecti, demek 
olur. 

kavmin imameti ile Dekuki'nin one gitmesi 
2114. Salihlerin tahiyyahnda ve seldminda, ciimle enhiyanin medhi mahiut cjeldi. 



«^^o 



5K®* AHMED AVNl KONUK 



"Tahiyyat," tahiyyenin cem'idir ve "tahiyye", miilk, beka, atiyye, selam 
ve hayat ma'nalanna gelir. Ve "acin" mahlut ve yogrulmus. demektir. Bu 
beytin yukanya rabti, §u vecihle olur ki, yukanda 2103 numarali beyit-i §e- 
rifde Ukai j ^iy y \$ i j j, j^j Lr ^. u cji ^x. ^^T o^>- buyurulmus. idi; ve gee- 
mi:? olan kavmin medhinde Husameddm Celebi hazretlerinin medhi dahil idi; 
ve onun medhi, bu zevat-i maziyenin medhinde mahlut ve acin idi. I§te bu 
beyt-i §erifde bu ma'na te'yfd buyurulur. Ya'ni "Namazda okunan "Et-Ta- 
hiyyatu lillahi..." duasinda "Ve's-selamii ale'l-enbiya'i" ["Ve selam peygam- 
berlerin iizerine olsunl"] denmeyip de "Ve's-selamu aleyna ve ala ibadilla- 
hi'ssalihine" ["Ve selam bizim iizerimize ve Allah'in salih kullari iizerine ol- 
sun!"] denmesi, bu ibarede enbiyamn dahi mahlut ve acin olmasi sebebiy- 
ledir. Ben de senin medhini bu Mesnevi-i £erifde bu usule muvafik olarak 
yaptim, demek olur. 



2115. CMedihlerin hepsi kan§mi§ oldu; bardaklar bir lejjene dokulmu§tur . 

2116. jLua ki memduh muhahkak hir den gayri degildir; bu yiizden mezhebler, 
bir mezhebin gayri degildir . 

Ma'ltim olsun ki, Kur'an-i Kerimde birgok mahalde *ii jlJ-i "El-Hamdii lil- 
lah" buyurulur ki, ma'nasi "hamd" cinsinden olan ne kadar §ey varsa, hep- 
si Allah'a mahsustur" demek olur. Fakat herkes bu hamdin ne suretle Hakk'a 
raci' oldugunu bilmezler. Nitekim sure-i Ziimer'de a jX] V °<^]z\ j! «Ij jU-i (Zii- 
mer, 39/29) ya'ni "Hamd Allah'a mahsustur; belki onlann cogu bunu bil- 
mezler" buyurulur. Imdi harrtd ve medhin hepsinin Hakk'a raci* olmasi bu- 
dur ki hamdde tig vecih vardir; Birincisi: Hak'dan halka olan hamddir. Bunun 
delilf 'Ji\ Jp 'dJU. '£&** 'j 2ji oi (Ahzab, 33/56) ["Allah ve melekleri Pey- 
gamber'e salavat getirirler"] '^ls> JL^ ^jJi 'y> j (Ahzab, 33/43) ["Uzerinize 
rahmetini gonderen O'dur"] ayet-i kerimeleridir. Bu suretde Hak hamid ve 
halk mahmuddur. Ikincisi: Halktan Hakk'a olan hamddir ki, bunlann delili de 
*jL~ ^lo Sfi Q* °ja °o\ j (Isra, 1 7/44) [Her §ey ancak O'nu tesbih eder] ve em- 
sali ayat-i kur'aniyyedir. Ueiincusu: Halktan halka olan hamddir; bu suret- 
le hamid ve mahmud halk olur. Bu nevi' hamdin Allah icin olmasmm vechi 
budur ki, Hak taayyiin cihetiyle hamidin suretinde zahirdir ve hamd ile ken- 



^ 



fF 



MESNEVM §ERtF §ERHl / V. ClLT • MESNEVI-3 • 



di kemalatini izhar eder; binaenaleyh mahmudun mazhanndan zahir olan 
kemale kar§i hamidin mazhanndan sadir olan hamd dahi Hakk'a raci' olur. 
Yukanki beyt-i §erifde halkin taayyunleri bardaga ve masdar-i kemalat 
olan viicud-i hakikf-i Hak dahi legene te§bih buyurulmu§tur. Bu beyt-i §enf- 
de de memduhun ancak Hak olduguna ve bu cihetten dahi bilcumle mezheb- 
lerin de, bir mezhebden ba§ka olmadigina i§aret buyururlar. Mesela Muse- 
viler Hz. Musa'yi medh eder ve Iseviler de Hz. Isa'yi medh ederler. Ve bun- 
lann bu medihleri ayn ayn birer mezheb goriinur; fakat yukandaki izahattan 
anla§ildigi iizere bu medihlerin hepsi Hakk'a raci' oldugundan, hakikatte bir 
mezheb olur; fakat bjX'V ^X»j' (Nahl, 16/75) ["Lakin onlann gogu bil- 
mezler"] ayet-i kerimesi muktezasinca, onlanrfarasinda cehil hiikumrandir. 

*Ji ^-iJ^" <j^k*-il j jy*> ji *jj J>- jy>. c^"*^ J* &>\'j 

2117. jlira ki, her bir meiih Dtakh'm nuruna fjicler; suretler ve eshas iizerin- 
de driyei olur, 

Zira suretler ve eshas kemalat-i Hakk'in in'ikasina birer ayine oldugun- 
dan, onlardaki kemalata kar§i vaki' olan medihlerin hepsi Hakk'a raci' olur. 



ju 



ij*i ^ OyS C— t>\JS± j> i^Li 



^ J\ 



' ?r \^±» 



2118. CAiedihleri ne vakit mustehakhin aayrine yaparlar? Xlakin zan iizerine 
cjiimrah olurlar. 

Bilciimle medihlerin ancak Hakk'a raci' oldugu, yukandaki izahattan an- 
lasridi; binaenaleyh her kirn birini medh etse, hakikatte o medih ancak Hakk'i 
medh etmek olur. Ve arif-i billah olanlar bunun boyle oldugunu bilirler; lakin 
hakikatten cahil olanlar bu medhin, viicudlan mevhum olan suretlere aid ol- 
dugunu zannedip bu tevehhiim ve hayal iizerine dalalete dii§erler. 

2119. ^Duvar iizerine aks etmis hir nur gibulir; duvar o envar i$in bir ince bez 



Kemalat-i ilahiyyenin bu mezahir-i kevniyyeye aks etmesinin misalidir. 
Bu terciime Ankara vf niishasina goredir. Ankara vi niishasinda, ikinci mis- 
ra'm kafiyesi "rayitf' suretinde vaki'dir. Ve Ankaravi buyurur ki: "Rayit, rey- 
ta sahibine derler ve "reyta" ince yumu§ak beze derler ve diger ma'nalan da 
vardir." Fakat Hind niishalannda bu kelime "rabiti" suretindedir. Bu halde ter- 



G^Q^G^ 



AHMED AVNl KONUK 

cume: "Duvar o nurlan rabt edici ve baglayici gibidir" demek olur. Hulasa-i 
ma'na: "Mezahire aks eden kemalat-i ilahiyye, duvar iizerine aks etmis, olan 
bir nur gibidir; duvann vazffesi o nuru kendine kabul etmek ve baglaytcilik 
yapmaktir. "Rayitf'deki "ya"mn masdariyet olmasi da variddir. 

JJLC Jij\^>\ j j i^S" *f ^ JUi> JjIj J-^1 (Jy* <^ dy>- ^fr ^ 

2120. <$ubhesiz gotye, asil tarafma surdiicju vakil, doll ayi kaybetii ve medihden 
[2128] L jj 

Golge mesabesinde olan bilfarz ayin suret-i mun'akisesi, kendi ask tarafi- 
na riicu' ettigi vakit, o suret-i miin'akiseyi ay zanneden §askin, ayi kaybeder 
ve medhinden de geri kahr. "Kemalat-i ilahiyye" aya; ve o kemalatm, meza- 
hir-i kevniyyede zuhuru, aym aksine tesbih buyurulmu§tur. imdi kemalati, 
mezahirin kendinden bilip medh eden kimse, hakikat-i hale vakif olrnadigi 
icin bir §a§kindir. Vaktaki o mazhann viicud-i mevhumu olum ile ortadan 
kalkar ve o kemalat dahi, aslina riicu' eder; bu §askm olan kimse de o kema- 
lati kaybedip, lisan-i medhini kapar, 

^ l^ '/ J >J" J J *!•* -r" >y 'J lj* U u^ c?*W J U - 

2121. ^dhud bir kuyudan bir aym aksi gorundii; basim kuyuya soktu ve onu 
medh eiti. 

Bu da kemalat-i ilahiyyenin mezahirdeki aksine diger bir misaldir. 

2122. Uier ne kadar onun cehli, onun aksine. ieveccuh eiti ise de, hakikalte o 
ay in mddihidir. 

2123. Onun medhi ayadir, o akse det/ildir; mdcera galai oldugu vakit, kiifur oldu. 

O kuyuya basmi sokup, aym aksini medh eden kimsenin, medihleri hep 
aym kendisine raci'dir; yoksa akse degildir. Madihin nazannda galat olun- 
ca, bu medih macerasi kiifur olur. "Kiifur" setr ve inkar ma'nasina gelir. Na- 
zannda galat olan kimsenin i'tikadina gore bu iki ma'nadan her birisi ona 
atf olunur. Eger mii'min olup da, nazan halka olur ve madihi ve memduhu 
halk goriirse, o kimse mezahirde Hakk'm viicud ve zuhurunu satir olur. 
Ehl-i gafletten olan mu'minlerin hali budur. Ve eger mezahirde zahir olan 



a^c^ 



MESNEVl-I §ERlF §ERHl / V. ClLT • MESNEVI-3 • 

kemalatin, o mezahirin "ayn"ina aid oldugunu kabul ve Hakk'a aidiyyetini 
inkar ederse, kafir olur. Binaenaleyh bu galat-i ru'yet, macera-yi medihde ya 
"sett" ma'nasma olan kufiir veya inkar ma'nasma olan kiiifur olur. I§te bu 
galan ru'yet sahibleri tarafindan vaki' olan medih hakkinda Resul-i zisan 
Efendimiz §6yle buyururlar: v 1 ^ 1 ^yrj J >j^ a^^ 1 ^L ^ Ya'nf "Medh 
edicileri gorduguniiz vakit, yiizlerine toprak saciniz!" ve keza huzur-i Risa- 
let-penahide bir kimse bir kimseyi medh ettigi vakit, Resul-i Ekrem Efendi- 
miz £»:# J^\ ^ c^** ditj ya'nf "Vay senin haline! Kardesjnin boynunu iig 
def'a kestin!" buyurdular. 

2124. JLvra o cesur sekavetden gumrah oldu; ay yutianaa iai, o a§amaa zanneiti. 

Zira o Hakk'i inkarda cesur olan kimse, §ekavet-i asliyyesinden dolayi da- 
lalete du§tii; o §ekavet onun idrak gdzimii kor edip, yukanda olan ay mesa- 
besindeki kemalat-i ilahiyyeyi, alem-i siiflide ve viicud-i mecazfde zannetti. 

2125. 'Hu putlardan halaik verisan olurlar ve siiruimus sehvetien pesiman olurlar. 

"Zfn" hem rmsra'-i evvele ve hem de misra'-i saniye ma'tufdur. Bu suret- 
le ikinci misra' "Zfn §ehvet-i rande" takdirinde olur. "Putlar"dan murad, cis- 
mani ve surf giizellerdir. Ya'nf "Ehl-i alem bu cismani giizellerin muhabbetin- 
den perfsan olurlar. Kimi elindekini, avucundakini sarf edip miiflis olur; kimi 
tecenniin edip timarhaneye gider. Kimi teverriim eder ve kimi intihar eder. 
Vaktaki a§ik bu surf ma'sukunu elde edip, §ehvetini siirer ve siirdugii §ehvet- 
ten dolayi sonunda pesjman olur." 

C^m\ sAJU \j j jji C-JLJb- jj C~^l aJlilj ,JL>- L O^fi 4Xjlj 

2126. xSra ki §ehveii bir hay at ile surmiisiur; ve hakikatten pek uzak cjeri kal- 
mishr. 

Pe§fman olmasinin sebebi budur ki, o kimse, esrann inki§af ettigi yevm-i 
ahirette §ehvetini bir hayal ile surdtigunii ve hakikatten pek uzak dii§tugunu 
goriir. 

Ma'ltim olsun ki Fususu'l-Hikem'de Fass-i Muhammedfde izah olundugu 
iizere, viicud-i Hakk'i, mtikevvenatin viicudundan gayri goren kimseler, ka- 
za-yi §ehvet esnasinda, kadimn suretinde fani olurlar ve kadmin vucudun- 



*$$£> 



AHMED AVNl KONUK 

dan lezzet aldiklan i'tikadinda bulunurlar. Onlar gerek kendilerinin ve gerek 
kadimn suretinde miiteayyin olamn Hak oldugundan gafildirler ve bu taay- 
yiinatin vucudu ise, bir hayalden ibarettir ve bu hayallerde cilveger olan ise 
ancak Hak'dir. Bu ma'rifetten gafil olanlar, hakikatten pek uzak kalmi§ olur- 
lar. Velakin mu§ahede sahibi olan arif, her surette Hakk'i mii§ahede eder ve 
hakikatten uzak du§mez. 

2127. iSeain. hir handle merlin nasil kanat olw, nihayet o kanat ile hakikat 
iizerine cikar? 

y j* JL>- Olj ^j*^ Ji^J c^rjj cjj. ^Jy&>> iS^ji ^y? 



2128. Uaktaki sen hir sehveti stir dun, kanadm dokuldu, fopal oldun ve o hayal 
senden hack. 

Ya'nf, "Insanin meyli sema-yi hakikate ucmak icjn verilmis, kanattir. Hal- 
buki senin bir hayale meylin nasil kanat olur; ve boyle bir kimse nihayet o 
kanat ile sema-yi hakikat iizerine nasil uruc eder? Vaktaki sen meylini bir ha- 
yale hasr edip, o hayal uzerinde bir §ehveti kaza ettin; binaenaleyh o meyil 
kanadini bo§ yere sarf etm